GeriHikmet Demirkol Sanrılar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sanrılar

Perdenin Ardındakiler’in ilk stüdyo albümü ‘Sanrılar’ Mart ayının sonunda yayımlandı.

Geçtiğimiz hafta Doruk Erester ve Direnç Kaçmaz ile albümü konuşmak üzere Maçka’da bir parkta buluştuk. Havanın güzel olmasını bahane ederek, telefon ya da dijital bir ortamda konuşmaktansa, yeni şarkıları üzerine açık havada buluşarak konuşmak hepimize iyi geldi.

‘Sanrılar’ın nerden çıktığını sorduğumda Doruk albümdeki şarkıların yarısını tamamladıklarında farkettiği bir durumdan yola çıkarak bu isme ulaştıklarını söyledi. Şarkıları yazmasında vesile olan ortamlar ve insanlarla zaman içerisinde tekrar denk geldiğinde bu anıların unutmaya başladıkça bu boşlukları hayal gücüyle doldurduğunu keşfetmiş. Zamanla da o anıların ne kadarı gerçek ne kadarı hayal olduğu da unutulduğunu söyleyen Doruk, olayların sanrılaştığını ve bulanıklaştığını anladığını, şarkılara dönüp baktığında sözlerinde aktardığı duyguların sanrılaştığını farkettiğini ve albüme de bu ismin çok uygun olduğunu belirtti.

Şarkıların hazırlıklarının ne kadarının geçmişten geldiğini, ne kadarının yeni dönemde yazıldığını sorduğumda, tüm çalışmanın pandemi döneminde yapıldığını belirttiler. Grup ile birkaç ay önce Youtube kanalımda söyleşi yaptığımızda, albümde birçok farklı tarzda şarkı olacağının ipuçlarını vermişlerdi. O günkü referansla ‘Sanrılar’ı bu gözle değerlendirdiğimizde gerçekten de müzikal açıdan oldukça zengin bir albüm olduğunu söylemem gerek.

Yeni tarzlara da yer verdikleri albümdeki 10 şarkının sözleri Doruk Erester’e, 9 şarkının besteleri ve düzenlemeleri Direnç Kaçmaz’a ait. Mark Eliyahu ile birlikte çalıştıkları ‘Uzaklara Savrulalım’ şarkısının müziği Direnç Kaçmaz ve Mark Eliyahu imzası taşıyor. Konu Mark Eliyahu’ya gelince haliyle nasıl bir araya geldiklerini merak ettim. Bu şarkının hikayesini sorduğumda, Mark Eliyahu ile daha önceden birkaç projede bir araya geldiğini belirten Direnç Kaçmaz, ‘Uzaklara Savrulalım’ın demosunu yaptıklarında şarkıya çok iyi bir uyum sağlayacağını düşündükleri için kendisine gönderip birlikte bir çalışma yapmayı önermişler. Üzerinde çalışıp döneceğini söyleyen Mark Eliyahu, beste üzerindeki çalışmalarını tamamlayıp gruba ilettikten sonra, şarkının son haline gelmesine kadar geçen süreçte grupla birlikte çalışmış.

10 şarkıda mutlaka herkesin favorileri farklıdır diye düşünerek hem Doruk’a hem de Direnç’e kendi gönüllerinde yatan şarkıları sordum. Grup olarak şimdiye kadar içlerine sinmediği hiçbir şarkıyı yayımlamadıklarının altını çizdikten sonra, Doruk ‘Ben Yokum Artık’ ve ‘Zaman bir Muamma’ı zorlayarak da olsa seçtiğini söyledi. Direnç ise ‘Bu Şehir Bugün Sensiz’ ve ‘Dudaklarıma’nın kendi favorileri olduğunu aktardı. Dinleyicilerinden gelen yorumların onları şu sıralar çok mutlu ettiğini belirten ikili, esas etkinin konserde olacağını aktardılar. Albüme dair en büyük heyecanları bu şarkıları canlı olarak söylemek ve dinleyiciyle konserlerde bir araya gelmenin geri sayımını yaptıklarını belirttiler.

 

Yıldızlar: Uzaklara Savrulalım, Kalbinde Birileri Var, Bu Şehir Bugün Sensiz, Yarınlar Var

Oscar’ımı Verdim Gitti: Zaman Bir Muamma, Dudaklarıma

 

Canozan- Kapalı Perdeler

Canozan nefis bir albüm ile üzerimizdeki kara bulutları aralıyor. Son senelerde gördüğüm en çalışkan müzik insanlarından birisi Canozan. Üretmekten vazgeçmeyen, sık aralıklarla dinleyenlerini yeni şarkılarıyla mutlu eden bir sanatçı. Sanatçının 8 şarkılık yerinde duramayan yeni albümü ‘Kapalı Perdeler’ Hypers etiketiyle geçtiğimiz hafta yayımlandı.

Şubat ayında EVDE ekibiyle yaptığımız söyleşide Canozan birkaç ay sonra rock bir albüm çıkartacağını söylemişti. Yaklaşık bir senedir bu albüm üzerinde çalışan sanatçı, albümden ilk single çalışması olarak ‘kalbimden tenime’yi Şubat ayının sonunda yayımlamıştı.  Mart ayının ilk yarısında ‘düşman benim’i yayımlayan sanatçı geçtiğimiz hafta kapalı perdeleri araladı ve nefis rock albümünü bizlerle paylaştı. Şubat ayında yayınladığı single’ı ‘kalbimden tenime’nin klibi de geçtiğimiz hafta klibini yayımladığı ‘düşman benim’ de nefis video çalışmaları olmuş. Özellikle kısa bir film gibi olan yönetmenliğini İlay Alpgiray’ın yaptığı ‘düşman benim’in videosu albümün havasına da çok yakıştığını düşünüyorum.

Sözleri ve besteleri Canozan’a ait ‘Kapalı Perdeler’ albümünün aranjesi Canozan ve Mert Kasap’ın ortak çalışmasıyla tamamlanmış. Albümün miksleri Mert Kasap’ın ellerinden çıkarkeni albümde Kaan Arslan, Duhan Demirci, Orkun Okumuş ve Ecem İlhan vokalleriyle Canozan’a eşlik etmişler. Albümü kulaklıkla dinlediğinizde mastering’in ne kadar etkili ve kusursuz olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz. Arctic Monkeys, Royal Blood, The Kills gibi önemli rock gruplarının mastering’lerinde imzası olan Brian Lucey ‘kapalı perdeler’in de mastering’ini yapmış.

‘kapalı perdeler’ elektro gitar, gitar, bas ve davuldan oluşan geleneksel rock dokusunu tam hedeften yakalayan bir kayıt. Canozan’ın büyürken dinlemekten keyif aldığı rock gruplarının kendisine işlediği o tını bu albümde net bir şekilde bizlere de geçiyor. Bu albümün canlı performanslarını ve devamında gelecek olan klip çalışmalarını merakla bekliyorum.

 

Yıldızlar: düşman benim, toprak yağmura, ağıt 1

Oscar’ımı Verdim Gitti: kapalı perdeler, küfür mü iltifat mı

 

Yeni Çıkış

Oscar And The Wolf – James

Oscar And The Wolf’un bana göre yaz mevsimiyle, güneşle ve pozitiflikle bir ilişkisi var. ‘Entity’ albümü çıktığı dönemde Yunanistan’a tatile gitmiştim, o yaz tatilinde, o kumsallarda hep fon müziğim bu albüm olmuştu. O yüzden olsa gerek ne zaman Oscar And The Wolf dinlesem hep sahil moduna dönüyorum. Türkiye’de oldukça büyük bir hayran kitlesi olan ekibin bundan birkaç sene önceki VW Arena’daki o muhteşem konseri de hep aklımda. Entity ve Infinity albümlerinden sonra bir süredir sessizliğini sürdüren grup yeni şarkısı ‘James’i GRGDN Müzik’in temsil ettiği PIAS etkiketiyle yayımladı.

 

Şarkının odağında ilişkiler, arkadaşlıklar ve aşklar var. ‘James’ şarkısında Max Colombie, Fransız ve İtalyanların hayat tarzlarından, filmlerinden ve kültürlerinden etkilenerek kaleme aldığını belirtirken, bu iki renkli dünyanın estetiğini kendi tarzıyla ustaca birleştirmiş. Neden ‘James’ diye benim gibi merak edenlere ek bilgi olsun, Max Colombie şarkının kaydı için stüdyoya girdiği gün yeğeni ‘James’ dünyaya gelmiş, şarkı adını da bu güzel olaydan almış.

 

Hiko Hikmetov – Kalbin Odaları

Adaşım diye demiyorum Hiko Hikmetov’un yeni şarkısına hayran oldum. ‘Kalbin Odaları’ geçtiğimiz hafta müzikseverlerle buluştu. Geçtiğimiz Aralık ayında ilk şarkısı ‘Yollar’ı yayımlayan sanatçı yeni şarkısı ‘Kalbin Odaları’ ile şimdi tüm dijital platformlarda.

Kalben ile birlikte yazdığı şarkının düzenlemesini Sapan grubundan tanıdığımız, solo çalışmalarıyla bağımsız bir şekilde müzik yoluna devam eden Vincent Baykal Ada yapmış. ‘Yollar’da olduğu gibi sanatçının yine evinde tamamladığı kayıtların mix ve mastering sürecini Tahsin Güngör Aktürk üstlenmiş. Şarkı aslında Hiko Hikmetov’un ilk çıkışı olacakken, bir şekilde hazır olmadığını düşündüğü için ikinci şarkısı olarak bizlere ulaşmış. Bir ayrılığın konu edildiği ‘Kalbin Odaları’ Hiko’nun yaratıcılık anlamında tıkanıklık yaşadığı bir dönemde ortaya çıktığı için kendisi için de ayrı bir önemi var. 1975, Mystery Jets, The Smiths havalarının karması gibi hissettiğim bu şarkıyı dinledikçe açılıyor ve daha da güzelleşiyor. Hiko Hikmetov’dan her yeni şarkı geldikçe solo kariyeri üzerine beni daha da bir merak alıyor, devamında gelecek şarkıları ve hikayeleri için sabırsızlanıyorum.

 

X

Sevmek Yüzünden

Geçen hafta Simge ile yeni şarkısı ‘Sevmek Yüzünden’ için bir araya geldik.

2018 senesinde ‘Ben Bazen’ albümü yayımlandığı zaman kendisiyle söyleşi yapma imkânım olmamıştı, o yüzden yeni şarkısının basın tanıtımı için davet geldiğinde bu sefer bu fırsatı kaçırmak istemedim. Nefis bir havada, Galata’daki otelin terasında, bahara gülümseyen bir İstanbul manzarasında Simge ile sohbet ettik. Yeni şarkısı ve klibi için haliyle çok heyecanlıydı. ‘Sevmek Yüzünden’ aslında mazisi olan bir şarkıymış. Yaklaşık dört senedir bekleyen şarkının sözlerinde Sezen Aksu imzası var. Şarkının bestesini Simge, Ersay Üner ve Ozan Bayraşa ile birlikte yapmışlar. 2021’de bize 90’lar rüzgarı hissetttiren ‘Sevmek Yüzünden’in harika düzenlemesi ise Genco Arı’ya ait. Deyim yerindeyse resmen yıldızlar karması bu şarkıda bir araya gelmişler.

‘Sevmek Yüzünden’in imaj fotoğrafları ve klibin yönetmenliği Seçkin Süngüç’a emanet edilmiş. Şarkının klibinde başrolde Simge’yi izliyoruz. ‘Sevmek Yüzünden’in enerjisi o kadar yüksek ve etkileyici ki, ilk dinlemede sizi alıp götürüyor. Hal böyle olunca Simge’nin doğal hallerinden oluşan çekimler klibe çok yakışmış ve şarkının hissiyatını daha da yükseltmiş.

Simge ile müzik hayatını ve yeni üreteceği şarkıların heyecanları üzerine konuştuk. Kendi içine sinen işlerde ve projelerde dinleyicisiyle buluşmaya devam edeceğini anlattı. Samimiyeti ve kendisinden emin hali bana o kadar iyi geldi ki, yaptığı işe böylesine bağlı insanları görünce hem çok seviniyorum, hem de daha fazlasını yapmalarını, koşullar ne olursa olsun hiç durmamalarını diliyorum.

Pandemi dönemini kendisi için faydalı değerlendirenlerden olmuş Simge. Yeni şarkıların çalışmaları ve hazırlıkları bir yana 15 sene önce bitirmediği konservatuara geri dönmüş. Tekrardan öğrenci olmanın onu nasıl yenilediğini anlatırken, mezun olmak için çok sıkı çalıştığını da belirtti.

‘Sevmek Yüzünden’ bu dönemde Simge’ye iyi geldiği gibi, bahardan bizi yaza taşıyan bir şarkı olacak. Bu şarkı hem kendisi için hem de dinleyicisi için yeni bir dönemin de başlangıcı aslında. Bundan sonraki yayımlayacağı şarkıları, önceki işlerinden biraz daha farklı olacağını söyleyen Simge, sound ve düzenleme olarak yeni sularda gezinmek istediğini, hem kendisini hem de müziğini geliştirmeyi, bolca da yenilemeyi ve bunları da dinleyicisiyle bir an önce buluşturmak için sabırsızlandığını belirtti.

 

Yeni Çıkış

Onur Cansız – Fesleğenler

Yazının Devamını Oku

Barselona’da 5000 Kişilik Konser!

Geçtiğimiz hafta Cumartesi günü Barselona’da çok özel bir konser düzenlendi. Yaklaşık 5000 kişinin katıldığı bir İspanyol Indie müzik grubunun verdiği bu konser aslında bir deneyin parçasıydı.

Söz konusu etkinlik Avrupa’da son 1 yıl içinde yapılan en geniş katılımlı organizasyon olması açısından da büyük önem taşıyor. Bu pilot çalışma sayesinde yakın mesafede ama maskeli şekilde bir araya gelen katılımcılar arasında önümüzdeki dönemde covid-19 hastalığı oranı incelenecek. Belki de bu sayede özellikle 1.5 yıldır büyük zarara uğrayan canlı müzik ve etkinlik sektörü yaralarını sarmanın yolunu bulacak.

Herhangi bir kalp rahatsızlığı, kanser veya bağışıklık sistemi rahatsızlığı olmayan, yakın zamanda Covid-19 geçirmeyen kişilerin dahil edildiği bu özel etkinlik için yetkililer aslında tüm öncelikli riskleri göz önüne almışlar.  Etkinlikten kısa süre önce test yapılan tüm biletli katılımcılar test sonuçları negatif çıktığı onayı telefonlarına gönderildikten sonra konser alanına maskeli bir şekilde kabul edilmişler. Konser alanında herhangi bir sosyal mesafe kaygısı gözetmeksizin etkinlik düzenlenmiş. Söz konusu etkinliğin sonuçları umut verici olursa, yakın gelecekte bu şekilde organizasyonların düzenlenebileceğine kesin gözle bakabiliriz.

 

İstanbul Dev Bir Açıkhava Sahnesine Dönüşüyor!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi nefis bir proje hayata geçiriyor.

Müzisyenlerin aylardır umutla beklediği bu güzel haberle İstanbul’un 100’den fazla farklı noktasında sahneler kurularak kültür sanat etkinlikleri gerçekleştirilecek. Bu etkinliklerin açık havada, ücretsiz ve pandemi koşullarına uygun şekilde yapılacak olması da bir diğer önemli altı çizilmesi gereken konu.

Söz konusu projeyi sosyal medya sayfasından duyuran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, projenin duyurusunu yaparken geçtiğimiz 1.5 yıl içinde yaşadığımız pandemi döneminden belki de en çok etkilenen meslek kollarından biri olan müzisyenlere önemli bir destek sağlanacağını söyledi.  ‘İstanbul Bir Sahne’ projesiyle şehrin 39 ilçesinin tamamında 100’den fazla farklı nokta, açık hava sahnesine dönüştürülerek, binlerce müzisyenin İstanbullularla buluşması sağlanacak.

Bu özel etkinlikte yer almak isteyen müzisyenler ve müzik toplulukları başvurularını 9 Nisan 2021 tarihine kadar

Yazının Devamını Oku

SXSW 2021’den notlar

South by Southwest (SXSW) 1986 senesinden bu yana Texas’ın Austin şehrinde düzenlenen müzik, ve film sektörünün başta olduğu yaratıcı tüm endüstrilerin bir araya geldiği çok özel bir festival.

Özellikle dijital dünyanın nerdeyse tüm iletişim dünyasına dokunmasıyla festivalin etkisi ve katılımcı sayısı her sene daha da artıyordu. Geçen seneye kadar son 3 senedir bu etkinliği yerinde deneyimleyip sizlere de gördüklerimi, öğrendiklerimi bu satırlar aracılığıyla aktarmıştım. Geçen yıl Covid-19’un tam yükseliş trendine geçtiği zamanlar, kısıtlamaların ve kapanmaların başladığı dönem maalesef festivalin düzenlendiği zamana denk geldiği için ilk defa SXSW iptal edilmişti. Bu sene pandemi maalesef hala devam ettiği için etkinlik online olarak 16-20 Mart tarihlerinde düzenlendi. Austin’de olmadan SXSW elbette aynı etkinlik değil onu başta söylemeliyim. Ama yine de festivalin akışı o kadar planlı ve sorunsuzdu ki, evden çıkmadan tüm festivali izlemek de gerçekten büyük rahatlıktı.

İlk başta web ve mobilden takip etmesi zor olur diye düşünürken, Apple Tv üzerinden etkinliğin izlenebildiğini öğrenince resmen festival keyfim katlandı. Oturumları 5 kanalda yayınlayan etkinlikte program canlı olarak izlenebildiği gibi kaçırsanız da sorun olmadan daha sonra ilgili bölümler altında tüm oturumları izleme olanağı veriyordu.

Austin’de SXSW’e katıldıysanız, olayın oturumlar veya etkinlikler için mutlaka kapılarda dakikalar hatta bazen saatler öncesinde sıra beklemek ve sabretmek olduğunu ilk günden öğreniyorsunuz. SXSW 2021’de çevrimiçi deneyimle bu konu ortadan kalkmış durumda. Bir oturumu kaçırdıysanız, ya da aynı anda başka bir oturumu izlemek istiyorsanız hiç sorun yok, birini o an izlersiniz diğerini de daha sonra tüm oturumların eklendiği alandan seçerek izleyebilme şansına sahipsiniz.

Bence bu senenin açılış konuşmacıları diğer senelere göre biraz zayıftı. Diğer yandan tüm oturumları istediğim zaman izleme şansına sahip olmak bana daha çok oturuma katılma imkanı verdi. SXSW’da bu sene öne çıkan konular iklim krizi, yapay zeka ve buna bağlı teknolojiler, Z kuşağı ve trendleri, yeni ürün pazarlama stratejileri, covid-19 sonrası etkinlik sektörünün yaşayacağı sorunlar ve öneriler, influencer işbirlikleri dikkatimi çeken konulardı. Amy Webb’in her sene büyük ilgi gören Teknoloji Trend Raporu bu sene de oldukça detaylı ve aydınlatıcı bir sunumdu. Önümüzdeki dönemin odağında nesnelerin interneti (IOT) ve insanların vücutlarıyla bağlantılı ürünlerin (YOT) olacağını anlatan Webb, kişisel veri güvenliğinin ve bu verilerin korunması konusunun daha da önemli olacağının altını çizdi.

Festivalin film ve müzik bölümü her sene olduğu gibi bu sene de muhteşem bir zenginlikteydi. Yine de bu iki bölümün Austin’deki halini kesinlikle evde izlediğim haline tercih ederim onu da eklemeden geçemeyeceğim. 4 sene önce Billie Eilish’i henüz şu anki dev şöhretine ulaşmamışken canlı izlediğim 100-150 kişilik konser ortamı SXSW’in gerçek ruhunu yansıtıyor. Austin’in etkinlik mekanlarında, sokaklarda, hatta kiliselerde müzik performansının yapıldığı festivalde bu sene çevrimiçi olarak düzenlenen müzik etkinlikleri önceden kaydedilmiş performanslar olarak akışı belli bir şekilde izlenebilir şekildeydi. British Music Embassy etkinlikleri önceki senelerde olduğu gibi bu sene de benim için en öncelikli performanslardı. Bu sene kendime not ettiğim ve bundan sonra da takip edeceğim isimler; The Goa Express, Porij, Toya Sound, Phobe Green, Ann B Savage, Katy J Pearson, Beauty Sleep oldu. Çevrimiçi SXSW’un bir diğer kolaylığı da film festivali bölümünde kendini gösterdi. Normal koşullarda Austin’de SXSW’a katıldığınızda oturumlar arasında eğer kaçırmak istemediğimiz bir film varsa mutlaka gidip o mekan önünde sıra beklemeniz gerekiyordu, bu sene çevrimiçi deneyim sayesinde filmleri dilediğiniz zamanda izleme şansınız olduğu gibi, sadece bazı içeriklerde önceden kayıt yaptırdığınızda size özel izleme imkânı veren bir format da düzenlenmişti.

16-20 Mart arasında düzenlenen SXSW 2021 çevrimiçi etkinliği bitti ama deneyimi yaşamaya devam etme imkanı hala mevcut. Festival katılımcıları 18 Nisan’a kadar SXSW 2021 çevrimiçi etkinliğinin kayıtlarına erişebiliyorlar. Diledikleri performansları, belli sayıda filmi ve müzik performansını ve tüm oturumları hala izleyebiliyorlar. Dileğim SXSW 2022 yine önceki senelerde olduğu gibi fiziksel olarak katılımın mümkün olduğu bir düzende olması yönünde, umarım pandemi ve onun getirdikleri kısa sürede biter ve eski düzenimize geri döneriz. 

 

PSM Radyo

Yazının Devamını Oku

İyi ki Müzik Var!

Yeni müzik her zaman beni heyecanlandırıyor ve canlı hissettiriyor. Nerdeyse şarkılarını yayımlamak için zaman sayan sanatçılar kadar ben de Cuma günlerini iple çekiyorum. Geçen hafta da böyle heyecan yüklü bir haftaydı, birbirinden özel yeni çıkışlar vardı. Bu yazıda onlara bir pencere açarak detaylarıyla sizlere ulaşmak istedim.

Mabel Matiz – Kahrettim

Son yayımladığı şarkısı ‘Toy’ ve onun en az şarkısı kadar nefis klibinden sonra Mabel Matiz yeni ne çıkaracak diye merakla bekleyenlerden biriydim. Özellikle ‘Maya’ albümüyle birlikte Mabel Matiz’in klipleri bence müzik sektörüne yepyeni bir boyut kattı. Her klibi film gibi özenle çekilen işler olduğu için ister istemez, yeni şarkısı yayımlanınca klibi de en az şarkı kadar merak eder olduğumu itiraf etmeliyim.

‘Kahrettim’i yayımlanmasından bir süre önce dinleyip şarkının altyapısına bayılmıştım. Evde kendi kendime dinledikçe şarkıya aşırı bağlandım. Sözü ve müziği Mabel Matiz’a ait şarkıyı sanatçı 1.5 sene önce yazmış. Şarkı hazırlık aşamasında birçok prodüktör gezmiş sonunda da Flytones’un düzenlemesiyle dinlediğimiz güncel halini almış. Kerem Akdağ ve Harun İyicil’den oluşan Flytones’un prodüksiyonuna, Da Poet’in de katkısı eklenerek ‘Kahrettim’ tamamlanmış. Şarkının kapak çalışmasında İspanyol sanatçı Joan Manel Pérez imzası yer alıyor. ‘Kahrettim’ kırılgan deneyimlerinin altında yatan, güçlü, dönüştürücü potansiyele dikkat çeken çok özel bir şarkı.

Şarkının dönüştürücü gücü aslen klibinde gizli. Pandemi şartlarından ötürü ‘Kahrettim’in bir bölümü Berlin’de ve bir bölümü de İstanbul’da çekilmiş. Yönetmenliğini Mirza Odabaşı’nın üstlendiği klibin art direktörlüğünü ve nefis styling’i Nes Kapucu üstlenmiş. Şarkının aktardığı iyileşme havasına klipteki dansçıların da katkısı çok büyük. ‘Kahrettim’i sözleri, müziği, klibi, styling’i ve danslarıyla bir bütün olarak dinleyip izlemek şarkının deneyimini kesinlikle çok daha yukarı bir noktaya taşıyor. Pose Records etiketiyle yayımlanan ‘Kahrettim’ Mabel Matiz’in henüz üzerinde çalıştığı 5. stüdyo albümünden çıkan ve devamında bizi nelerin beklediğine dair merak ve heyecan aşılayan yenilikçi, modern, özgür nefis bir çalışma.

 

Kalben – Robot Kozmonot

Kalben ile ara sıra müziği ve yeni planları üzerine heyecanla konuşuyoruz. Enerjisi o kadar yüksek bir sanatçı ki, her zaman yeni müzik, yeni üretim ona ayrı bir yaşam sevinci aşılıyor. Teoman ile bir şarkı üzerine çalıştığını biliyordum ama zamanlaması hakkında bir fikrim yoktu. Birkaç hafta önce Kalben sürpriz bir şekilde şarkıyı hem de videosuyla birlikte izlemem için gönderdi. Şarkıyı klibiyle birlikte ilk seferde izlemek kesinlikle çok farklı bir deneyimdi.

Yazının Devamını Oku

Ceza ile Dün, Bugün, Yarın!

Geçtiğimiz hafta Ceza ile +1 Fest konseri vesilesiyle bir araya geldik. Sohbetimiz benim yeni albüm ne zaman gelir merakıyla başladı. 2015 senesinden bu yana birçok single ve düet çalışmaları yapan sanatçı, bu süre zarfında kurduğu güçlü orkestrasıyla durmadan konser veriyordu. Dijital müzik platformlarının hayatımıza hızlı girişiyle kendisi de daha çok single ve EP üretimine yöneldiğini söylüyor. Bunu söylerken albüm planından da hiçbir zaman uzaklaşmadığının da altını çizdi.

Ceza ile bir araya gelince elbette son senelerde Türkiye’de yükselen Rap / hip & hop dünyasını konuşmamak olmazdı. Rap müzikte 15 senedir çok iyi işlerin yayımlandığını belirten sanatçı, internetin esas devrimi yaratan mecra olduğunu söyledi. 15 sene önce internet, sosyal medya, dijital müzik platformları hayatımızda bu denli olmadığı için bu zenginliğe erişmek de dolaylı olarak kısıtlı olduğunu ekledi. Günümüzde Rap müziğin dinlemelerine bakınca Türkiye’deki kitlenin neredeyse dünya standartlarına yakın dinlemelerde olduğunu belirten Ceza, Rap türünün de kendi içinde zenginleştiğini, farklı tür ve tarzlarda üreten sanatçıların olmasının önemli payı olduğunu vurguladı. Ceza bu konuda dinleyicinin de bilinçli olması gerektiğini, rap müzik yapan kişilerin kendi dinlediği sanatçılar haricinde de var olan rapçileri desteklemesinin gerektiğini belirtti. Saygının her daim bu kültürde var olmasının en önemli kurallardan biri olduğunu söyleyip, önümüzdeki dönemin şimdikinden de daha iyi olacağını düşündüğünü belirtirken, bir şarkıyı dinlerken ya da bir rapçiyle ilgili konuşurken sanatçının magazinsel yönüne değil, flowlarına, flexlerine, ritimlerine bakan dinleyicinin bu oyunu daha da değiştireceğini belirtti.

 

Hepimiz gibi Ceza da pandemi döneminde zorlanmış ve sıkılmış. Adapte olmak ona da herkes gibi zor gelmiş. Belirsizliğin genel anlamda plan yapma ve ileriye dair bir şeyler söylemek için durumu zorlaştırdığını belirtti. Ruhsal anlamda hepimizin bu dönemden etkilendiğini söyleyen Ceza, bu süreçte üretkenliğinin devam ettiğini, yeni şarkıların yolda olduğunun müjdesini verdi.

Geçen yıl yayımlanan ‘Yeni Mesaj’ şarkısı üzerine konuşmadan edemezdim. Melih Kibar’ın bestesi ‘Mesaj’ın üzerine yazdığı sözlerle şarkının yeni yapısıyla ilgili duygularını kendisinden duymak istedim. Bu projede yer aldığı için onur ve şeref duyduğunu belirten Ceza, şarkıyı 2016-2017 yılında kaydettiğini söyledi. Projeyi duyduğunda, ‘Mesaj’ şarkısını bildiğini, özellikle Körfez Savaşı, İkiz Kuleler zamanındaki kullanımlarının onu nasıl etkilediğinden bahsetti. Bunu düşünerek o duyguyla sözleri Melih Kibar’a ithafen yazmış. Şarkıda bahsettiği üstadın Melih Kibar olduğunu söylerken özellikle genç dinleyiciler için gelecekte barışın hakim olmasını ve geleceğe ekilecek iyi tohumlardan bahsetmek istediğini söyledi.

 

Konu konuyu açtı tabi ki, tüm merak ettiklerimi Ceza’yı bulmuşken sormak istedim. Sezen Aksu ile 15 sene önce yaptığı düet çalışması ‘Gelsin Hayat Bildiği Kadar’ı da bu söyleşide konuştuk. Müzik kariyerinde yaptığı en önemli işlerden biri olarak gördüğü bu şarkının kendisinde de yeri çok özel. Şarkının sözlerini yazdığı dönem aynı zamanda annesini de kaybettiği hayatının çok zor zamanları olduğunu söyledi. Sezen Aksu’ya şarkı için düet teklifi gittikten sonra hiç düşünmeden kabul etmiş olmasının kendisi için inanılmaz bir sevinç olduğunu, haberi aldıktan sonra uyuyamadığını hatırladığını aktardı. Şarkının stüdyo sürecinde Sezen Aksu ile geçirdiği zamanların, yapım aşamasında, onun duygularına dokunabilmiş olmasının ve kendisine verdiği yorumların hala çok özel olduğunu belirtti.

 

Geçmişteki başarılarının müziğindeki gelişimine katkısından da bahsetmek istedim. Her zaman özel işler ve projeler yapmak istediğini söyledi Ceza. MTV ödülü almış olmasının hem bireysel olarak, hem bir müzisyen olarak, hem de Türkiye için, Türkçe rap müziğinin arşa değdiği noktalardan biri olarak gördüğünü söyledi. ‘Worldwide Choppers’ şarkısının kendisi için Türkçe rap müziğinin geldiği en yüksek noktalardan birisi olduğunun da altını çizdi. Kendi çocukluğundan, gençliğinden beri dinlediği isimlerle bir şarkı yapmış olmasının ve bu şarkının Guiness Dünya rekorlarına girmesi, dünya çapında platin almış olması, Sziget Festival’de European Stage’de Headliner olarak sahne almasını Türkçe rap müziğinin başarısı olarak gördüğünü aktardı. Bu başarıların kendisine vesile olmasının elbette onun için de gurur verici olduğunu söyledi. Şu anda birçok yeni nesil rap sanatçısının dünya çapında işler yaptığını, önemli isimlerle çalıştıklarını ve dünya listelerine girdiklerini gördüğünü, bunun da Türkçe rap müziğinin geldiği son nokta olarak önemli olduğunu belirtti.

Yazının Devamını Oku

Billie Eilish’in Hazinesi Ailesi

Geçtiğimiz hafta uzun zamandır beklenen Billie Eilish’in filmi ya da şöhrete tırmanışını anlatan belgeseli ‘The World’s a Little Blurry’ yayımlandı.

Tanıtım filmlerinden nasıl bir film ile karşılaşacağımı az çok kafamda kurmuştum ama izlediğim yapım tahminlerimin ötesinde çıktığını söylemeliyim. Her şeyden önce film 2 saat 20 dakika uzunluğunda. Yani gerçek bir Billie Eilish hayranıysanız, film sonunda sanatçının hayatına dair birçok detay hakkında bilgi edineceğinizi garanti edebilirim. R.J. Cutler’ın yönetmenliğini üstlendiği Billie belgeseli filmin başından sonuna aslında bize bildiğimizin ya da tahmin ettiğimizin ötesinde bir Billie Eilish izletiyor.

Eilish’in ailesi ağabeyi ile birlikte kendisini evde eğitim ile büyütmüşler. Yani okula gitmeden evde anne ve babasının desteğiyle eğitimlerini tamamlayan kardeşler, özellikle de sanatçı anne babanın yönlendirmesiyle, ama hiçbir zorlaması olmadan, doğal bir şekilde sanat içinde yetişmişler.

Her şeyin temelinde Billie Eilish’in müzik ve sanatla harmanlanmış organik bir hayata doğması filmin ana karakteri olarak karşımızda. Ağabeyi Finneas evin esas müzik dehası bence. Haliyle yaşça büyük olması ve daha aklı başında hali Billie için de iyi bir rol model olmuş. Ağabeyinin müzik aşkı, seneler içinde Billie için de vazgeçilmez bir durum olmuş. Dans sevdalısı olan Billie’nin yaşadığı sakatlık sonrası bu çok sevdiği hobisini bırakması ve müziğe daha büyük bir hevesle sarılması birbirini takip ediyor.

‘The World’s a Little Blurry’ esasen de Eilish’in müzik yolculuğunun ilk günlerinden çekilen videolarla harmanlanarak bizi ilk albümü olan ‘When We All Fall Asleep, Where Do We Go?’nun üretim günlerine götürüyor. Ağabeyi Finneas ile evlerindeki yatak odalarında yaptıkları şarkılarının ortaya çıkışı, o andaki naif halleri gerçekten de filmin belki de en etkileyici anları. Enteresan bir şekilde o naif halleri iki kardeşten de hiç gitmemiş. Şöhret büyük bir hızla hayatlarına girse de, Coachella festivalinde Katy Perry ve nişanlısıyla tanışan Billie, o tanıştığı kişinin Orlando Bloom olduğunu kendisine söylediklerinde şok olacak kadar naif kalabilmiş.

Justin Bieber hayranlığı, küçük yaşlarda şarkılarını dinleyip ağlayan bir kız iken, artık ünlü Billie olduktan sonra kendisiyle ilk karşılaşmasındaki duygu patlamasına da tüm doğallığıyla tanık oluyoruz. Yetmiyor üzerine Eilish’in ilk albümündeki ‘Bad Guy’a Justin Bieber ile remix yapacak bir rüyaya erişmesini yine benzer bir duygu seliyle karşılıyoruz.

The World’s a Little Blurry’ bize bir başka gerçeği daha gösteriyor o da Billie’nin etrafında inanılmaz bir sevgi ve koruma çemberi var. Şöhreti devleştikçe, herkes ondan bir parça isterken, o çoğu zaman bu sevgi karşısında şaşırıp kalsa da, doğallığını kaybetmiyor. Tüm bu doğallık konusu, daha doğrusu mütevazı olma halinin temelinde ise annesi, babası ve ağabeyi duruyor. Billie’nin psikolojik sorunlarına göğüs geren, yakaladığı bu büyük şöhretin onu şaşırtmasından ve hatta yoldan çıkartmasından aşırı endişe duyan, onu sürekli koruyup kollayan annesinin varlığı filmin birçok yerinde yüreğimize su serpiyor.

Grammy ödüllerini birer ikişer alan iki kardeşin kısa süre içinde yakaladıkları, evlerinde yaptıkları bir albümün tüm dünyada bir numara olmasının hikayesi çok güzel işlenmiş. Film bittiğinde genç yaşta bütün bu başarı ve şöhretin omuzlarına yüklenmiş küçük bir kızın bundan sonrasını nasıl kaldıracağı endişesi şu an bende net olarak duruyor. Billie Eilish mutlu mu? 2.5 saatin sonunda buna çok emin olamıyorum ama ailesi yanında olduğu sürece daha büyük başarılara koşacağına eminim.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Merhem

Şubat bitiyor ve ‘Merhem’ geliyor. Yalan yok geçtiğimiz Kasım ayından beri bu albümü sayıklıyorum. Melike Şahin’in merakla beklenen ilk albümü ‘Merhem’ nihayet bu Cuma yayımlanıyor. Diva Bebe Records ve Gülbaba Records’un ortaklaşa yapımı olan albümden çıkan ilk şarkı ‘Uykumun Boynunu Bükme’ Ocak ayının sonlarına doğru yayımlandı ve o dev bekleyiş daha da büyüdü. Melike Şahin’in sosyal medyasını takip edenler sanatçının her gün nasıl albüme geri sayıp sabırsızlandığını görmüştür. Kendisi yerden göğe kadar haklı bu heyecan seli için.

Albümü sizlerden birkaç gün önce dinleme şansım vardı, tabi ki bu fırsatı kaçırmadım. 10 şarkılık albüm gerçekten uzun zamandır yaşanan albüm heyecanını sonuna kadar hakeden derinlikte ve zenginlikte olduğunu söyleyerek sözlerime başlamak isterim.

Merhem’in açılışını ‘Serim’ yapıyor. Sözleri ve bestesi Melike Şahin’e ait şarkının düzenlemesi Sabi Saltiel, Elif Dikeç, Emre Malikler ve Can Güngör’ün imzasıyla resmen yıldızlar karması gibi. ‘Serim’i o kadar çok sevdim ki, albümün geneline erişmeden önce çok sefer dinleyerek daha ilk şarkıda takıldım. ‘Hepsi Geçti’ sözleri Melike Şahin, bestesi Can Kandaz ve Melike Şahin’in ortak imzası olan, düzenlemesi Sabi Saltiel’den çıkan bir çalışma. Perşembe gecesini Cuma’ya bağlayan ilk dakikalarda ‘Merhem’in ilk klipleri geliyor. Bir değil iki şarkıya birden hem de. Melih Kun yönetmenliğinde ‘Serim’ ve ‘Hepsi Geçti’ klipleri bizleri yeni albüme taşıyacak. 3. şarkı ‘Nasır’ Mabel Matiz ve Melike Şahin’in birlikte sözlerini yazdığı, bestesi Mabel Matiz’e ait albümün bir başka incisi. Şarkının öyle güzel bir introsu var ki, sar başa dinle dur. Düzenleme de ise yine Sabi Saltiel var. İlk 3 şarkıyla yükseklere çıkan dinleyici ‘Gönlüm Durur Orda’nın sakin akustik kollarına bırakıyor kendisini. Sözleri ve bestesi Melike Şahin’e ait bu şarkının düzenlemesi Melike Şahin ve Emre Malikler’in ellerinden çıkmış. ‘Samatya’da İlk Rakı’ ile albümü yarılıyoruz. Fasıla göz kırpan bu nefis şarkının söz ve bestesi Melike Şahin’e, düzenlemesi ise Uri Brauner Kinrot’a ait. Şarkıda Ahmet Ali Arslan, Alican İpek, Atacan Aksoy, Emre Malikler ve Ozan Sarohan’dan oluşan koro Melike Şahin’e eşlik etmiş. ‘Öpmem Lazım’ ile sakinleyen nabızlar yine hareketleniyor. Sözleri Melike Şahin’e, bestesi Melike Şahin ve Can Güngör’e, düzenlemesi Can Güngör ve Emre Malikler’e ait şarkı tam bir neşe bombası. Muhtemelen bu yaz bu şarkı ile hop oturup hop kalkılacak, hatta bence yazı beklemeden şimdiden evde provası yapılacaktır. Sıra geliyor albümün yedinci şarkısı ‘Uykumun Boynunu Bükme’ye. Kendisi albümün çıkış şarkısı, mesaj elçisi, son bir aydır kulağımızın küpesi oldu. Hemen sonra gelen sözleri Melike Şahin, bestesi ve düzenlemesi Emre Malikler’e ait ‘Sardunya Kırmızısı’ albümün kapanışına doğru buram buram melankoliye yatırıyor sizi. Son iki şarkı albümü öyle kuvvetli kapatıyor ki ‘Merhem’in şifası belli ki kapanışa doğru etkisini gösteriyor. Dokuzuncu şarkı ‘Hançer’ sözleri Melike Şahin’e, bestesi ise Dijf Sanders ve Melike Şahin’in ortak çalışmasından ortaya çıkmış. Düzenleme ise yine Dijf Sanders’e ait. ‘Hançer’de Gülinler de şarkıya back vokal yapmış ve bu nefisliğe o da katkıda bulunmuş. Kapanış belki de albümün en sevdiğim şarkısı olabilir. ‘Bedelini Ödedim’ in sözleri, düzenlemesi çok hoşuma gitti. Zaten albümün kapanış şarkısı olduğu için ek bir önem vermek gerekiyor. Sözleri Melike Şahin’e, bestesi Melike Şahin ve Elif Dikeç’e ait olan şarkının düzenlemesi de Elif Dikeç imzasıyla bize ulaşıyor.

‘Merhem’ dinledikçe katlarını açan, derinleştikçe bir önceki favorinizi başka bir favoriyle yarıştırırken bulacağınız çok başka bir albüm olmuş. Hikayesi adından belli, dinledikçe hepimize, geçirdiğimiz bu zor günlere merhem olsun dilerim.

Yıldızlar: Öpmem Lazım, Hançer, Uykumun Boynumun Bükme

Oscar’ımı Verdim Gitti: Serim, Hepsi Geçti, Nasır, Bedelini Ödedim

Daft Punk’ın Son sözü

28 yıllık birliktelik sona erdi. Daft Punk geçtiğimiz gün ‘Epilogue’ adıyla yayınladığı videoyla dağıldıklarını açıkladılar. Videonun sakinliği ve şok ediciliği o kadar iç içe ki, grubun dağılmasını yüzünüze tek bir kareyle vuruyor. Dans müziğine kendilerine has dokunuşlarıyla şekillendiren ikili ayrılıklarına dair herhangi bir açıklama yapmazlarken haliyle tüm dünya bu sona hiç de mutlu olmadı.

Thomas Bangelter ve Guy-Maneul de Homem-Christo’nun 1993 senesinde kurdukları Daft Punk ilk albümleri ‘Homework’ten yakın geleceğe kadar yaptıkları her işle hep özel bir yerde kalmayı başardılar. Daft Punk, birçok müzisyenin ilham kaynağı, milyonlarca müzikseverin daha önce keşfetmediği dünyaların kapılarını aralayan büyülü ve çok özel bir gruptu. Yaptıkları her iş gibi grubun son söz olarak adlandırdığı bitişi de kendilerine yakışır bir efsane olarak akıllarda yer edecek.

Yazının Devamını Oku

Pale Waves’ten Aşk Mektubu Gibi Albüm

İngiliz grup Pale Waves geçtiğimiz hafta ikinci albümleri ‘Who Am I?’ı yayımladılar. Geçtiğimiz şubat ayında grup Halsey ile çıktıkları turnede, Almanya konserine giderlerken çok ciddi bir trafik kazası atlatmışlardı. Şans eseri grup üyeleri herhangi bir ciddi yaralanma yaşamadan bu kazadan kurtuldular ancak turne devamındaki konserlerin bir kısmını da iptal etmişlerdi.

Mart ayında dünyada artan Covid-19 vakaları sonrasında turnelerinin tümden iptal olması, aynı dönemde üzerinde çalıştıkları ikinci albümün stüdyo çalışmalarını da etkilemiş. Grubun bir kısmı Los Angles’ta kalırken, bir kısmı evlerine Manchester’a dönmüş. Grubun vokali Barton Gracie ilk albümleri ‘My Mind Makes Noises’u yazarken daha çok 80’ler temasından beslendiklerini, yeni albümün ise daha çok 90’lar rock ve punk havasına yakın olduğunu belirtmiş. Özellikle bu albüme Alanis Morissette’nin şarkılarının ve şarkıcı kimliğinin büyük ilham olduğunu belirten Barton Gracie, tıpkı onun albümleri gibi etkileyici bir iş yapmak istediklerini belirtmiş.

Albümden yayınlanan ilk single ‘Change’i ‘Who Am I?’ın en iddialı şarkılarından biri olan ‘She is My Religion’ ikinci single olarak takip etmişti. Geçtiğimiz Ocak ayında ‘Easy’ albümden çıkan üçüncü single olurken, albümün yayınlanmasına kısa bir süre kala son single olarak ‘You Don’t Own Me’ çıkmıştı. Grubu SXSW’da 3 sene önce canlı izlediğimden beri enerjileri, performansları aklımdan çıkmıyor. İlk albümlerindeki yakaladıkları başarı, ‘Who Am I?’ ile katlanarak artacağına inanıyorum. Özellikle ilk albümde duygularını ve hayata bakışını daha dolaylı aktardığını söyleyen Barton Gracie, yeni şarkılarda çok daha samimi bir dille kendisini anlatmış.

Yıldızlar: Change, Easy, Who Am I?, Fall To Pieces, You Don’t Own Me

Oscar’ımı Verdim Gitti: She’s My Religion

Ruhu besleyen besteler: Hania Rani

19 Şubat’ta PSM Online’da Hania Rani dinleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Genç sanatçı ile bu özel konser öncesi bir araya geldik. Yeni dönemde online konserlerin hayatımıza girmesiyle, bu durumun etkinlik sektörüne yansımasını sorduğumda, daha önceleri kimi dinleyicinin konserlere mesafeler sebebiyle katılamamasının bu sayede ortadan kalktığına sevindiğini belirtti. Covid’in hayatımıza kattığı bu yeni durum, tüm bu zor koşullar bittiğinde de hayatımızda kalacağını düşündüğünü belirtirken, hayatın özellikle de eğlence sektörünün bu değişimi net bir şekilde işleyişine katacağını düşündüğünü söyledi.

Hania Rani, 7 yaşında piyano çalarak başladığı bu yolculukta ailesinin her zaman desteğini yanında hissetmiş. Her ne kadar ailesi müzik okulundaki bu hevesinin geçici olacağını düşünse de, o hayatının en temeline yerleşmiş bir tutkuyu çok küçük yaştan keşfetmiş. 

Yazının Devamını Oku

Super Bowl Hayal Kırıklığı

Geçtiğimiz pazar günü Super Bowl devre arası şovunda The Weeknd sahnedeydi. Önceki senelerin performanslarını düşününce, pandemi döneminde olsak bile bu seneki şovun da en az geçmiştekiler gibi olacağını düşünmüştüm. Maalesef yanılmışım, 14 dakikalık The Weeknd’in performansı tahmin ettiğimden daha cılızdı.

Covid önlemleri sebebiyle şovun birçok kısıtlamaya tabi olduğunu geçtiğimiz haftalarda belirtilmişti. Büyük ihtimal ile bu önlemler sebebiyle The Weeknd’in şovunun büyük bölümü sahne üzerindeydi. Bu da maalesef gösteriyi bir konser sahnesinden öteye götürmedi. Sahnede The Weeknd’in yanında konuk başka bir sanatçının olamaması da önlemler sebebiyle olduğu söylentiler arasında. Sanırım benim en çok da beklentim konuk performanslar üzerineydi.

Performansın büyük bölümü sahnede olan şovda, The Weeknd’in arkasındaki dekor ve üzerindeki koro ve müzisyenler ara ara ekrana gelse de, bence bu dekor şovun genel konseptinden biraz kopuktu. Sanatçının 8 şarkı seslendirdiği bu performansta, saha üzerindeki ‘After Hours’ temalı yüzü sargılı dansçılarla olan bölümde ilk albümünden ‘House Of Balloons’un bir kuplesini seslendirmesi benim için bu gecenin en güzel anıydı diyebilirim.  Kapanış tahmin edileceği gibi ‘Blinding Lights’ ile havai fişekleri eşliğinde dev bir coşkuyla oldu. Normal prodüksiyon maliyetlerine ek olarak Weeknd’in kendi cebinden de 7 Milyon dolar para harcaması bu senenin şovu açısından bir diğer enteresan detaydı.

Yeni Çıkış

Perdenin Ardındakiler – Uzaklara Savrulalım

Yaklaşık 1 ay önce Perdenin Ardındakiler ile All Access Youtube kanalımda detaylı nefis bir söyleşi yapmıştık. O söyleşide grup yeni albümlerinin hazır olduğunu yakın zaman içinde yayınlamak için heyecanlı olduklarını belirtmişlerdi.

Albümden önce birkaç hafta içinde yeni bir single yayımlayacaklarını ve bu şarkıda kendilerine bir başka sanatçının da eşlik edeceğini belirtmişlerdi. Geçen hafta grubun yeni şarkısı ‘Uzaklara Savrulalım’ yayımlandı ve şarkıda gruba Mark Eliyahu’nın eşlik ettiğini öğrenmiş olduk. Söyleşide bu düet hakkında neden bu kadar heyecanlı olduklarını şarkı yayımlandıktan sonra daha iyi anladım. ‘Uzaklara Savrulalım’ da Perdenin Ardındakiler’in güçlü sözlerine Mark Eliyahu’nun kemençe performansı çok yakışmış. Grubun kendilerine has tarzlarında ortaya koydukları güçlü melankoli yeni şarkılarında Mark Eliyahu’nun da eşlik etmesiyle daha da etkisini hissettiriyor. Şarkının sözleri Doruk Ereşter’e, müziği Direnç’e düzenlemesi ise Mark Eliyahu ile Doruk Ereşter’e ait şarkının nefis kapak tasarımı da Ece Gauer imzası taşıyor.

Güliz Ayla – Evdekilere Söyle

Yeni bir şarkı yayımlasın diye merakla beklediğim sanatçılardan biri de

Yazının Devamını Oku

Büşra Kayıkçı’nın Dünyası

7 Şubat’ta Zorlu PSM konseri öncesinde Büşra Kayıkçı ile bir araya gelme şansı yakaladık. Aslında pandemiden bir sene önce ‘Eskizler’ albümünü yayımlasa da, pandeminin getirdiği dijital konser dünyası Büşra’yı sosyal medyada daha da görünür kıldı.

9 yaşında babasının aldığı org ile başlayan müzik yolculuğu, yaklaşık 10 sene büyük bir azimle ve ailesinin desteğiyle devam etmiş. Piyano dersleri için bol bol klasik müzik dinlese de, discman’inde Cranberries-Everybody Else Is Doing, So Why Can’t We?, No Doubt- Tragic Kingdom ve RHCP – By The Way albümleri tekrar tekrar döner dururmuş. 

Mimarlık fakültesinden mezun olduktan sonra müzik ile profesyonel bir buluşma yaşayan Kayıkçı, klasik repertuarı çalarken onu esas heyecanlandıranın yaptığı müziği modifiye ederken yaşadığını anlatıyor. Mikrofonlara yaptığı manipülasyonlar, tasarladığı yeni sesler giderek başka bir ilgi odağı olmaya başlamış. Müzik geçmişiyle tasarımcı kimliğinin birleştiği alanda yaptığı şarkılarla yeniden doğmuş.

Doğum/Birth’ sanatçının yayımladığı ilk şarkı olarak kariyerinde özel bir yere sahip. Hayatındaki kırılma noktasına tanıklık eden bu şarkı, tüm rutinlerinin ve dinamiklerinin baştan aşağı değiştiği bir döneme ayna tutuyormuş. Bu değişim sanatçının zihninde ve ruhunda kendini yeniden doğurma olarak yankı bulduğu için eserine ‘Doğum’ adını vermiş. ‘Doğumlar sancısız olmaz’ diyen sanatçı, parçanın girişinde sancıya dair bir tarif olduğunu ve devamında doğum mucizesiyle gelen bir rahatlama olduğunu belirtiyor.

Büşra Kayıkçı’nın müziğinde ve yaptığı resimlerinde esasen hayatındaki sadelik başrolde. Sade olmaya bakışını sorduğumda ‘fazlalık olarak algıladığım hiçbir şeye tahammülüm yok’ diyor. Kendisini sadeliğe götüren esas kanalın bu olduğunu belirten sanatçı, işlevi yoksa veya onsuz da hayat devam ediyorsa, hemen görsel ve işitsel alanından çıkarttığını söylüyor. Sadece sanat özelinde değil, evinde, ilişkilerinde, yiyip içtiğinde, giydiğinde yani kısacası her anında onunla olan bir refleks olduğunun altını çiziyor.

Sadeliğe olan vurguyu düşünce ilk albümü ‘Eskizler’deki şarkıların hikayelerini merak ediyorum. Son derece sıradan, günlük rutinlerden, baktığı her şeyden beslenerek ortaya çıkan eserler olduğunu belirtiyor. Örneğin ‘Melez Lavanta’ aromaterapik yağın onda bıraktığı etkiyi, ‘Yeşil’ piyanosunun yanındaki pencereden izlediği çınar ağacını anlattığını söylüyor. ‘Gölgeler’, her gün akşam güneşinde ofisine vuran ışığın ve gölgelerin duvardaki eşsiz dansını, ‘Bir Rüya Gördüm’ ise her sabah bambaşka bir senaryoyla uyandığı uzun rüyalarını, ‘Polaroid’ kızıyla lunaparkta çok eğlendikleri bir gün çektirdikleri ilk polaroid fotoğrafı anlattığını aktarıyor.

Çalarken onu mutlu eden, hüzünlendiren, motive eden eserleri sorduğumda, kendisinin genelde ritmik ve bol tekrarlı motifler çalmaktan keyif aldığını söylüyor. Bir modern sanat müzesinde sürekli aynı yönde dönen bir objeyi izlerken, tekrar eden şeylerin verdiği güven duygusunu fark ettiğini, aynı şeyi tekrar ettiği için bir sonraki adımı bilmenin, hayal kırıklığına veya şüpheye yer olmadığını, bu durumun müzikteki karşılığını bu kadar benimsemiş olmanın altında benzer hisler yattığını belirtiyor. Neredeyse tüm çalışmaları bu stilde olduğu için hepsinden aynı keyfi aldığını ekliyor.

Film müziği yapmayı çok istediğini belirten Büşra Kayıkçı, genelde Alexandre Desplat’ın tüm çalışmalarını çok beğendiğini, ‘Atonement’ filminin giriş sahnesindeki müzikten çok etkilendiğini söylüyor. Bu sahnenin kendisinin bizzat müziğin öğelerini oluşturduğunu, daktilo sesiyle başlayan müziğin sonrasında Marianelli’nin çarşaf serme, kapı çarpma seslerini kullanmasının kendisinin müzik dışında özel olarak dinlediği sesler olduğunu söylerken, belki de bu yüzden çok etkilendiğini ekliyor.

Büşra Kayıkçı’nın TEDX konuşmasını belki izleyenleriniz olmuştur. Müzisyen bir anne olarak çocukların müziğe ilgisi hakkında düşüncelerini sorduğumda, kendi kızına eğitim vermek için özel bir program takip etmediğini belirtiyor. Günün çoğunluğunda kendisi çalışırken onun yanında olduğu için zaten birçok şeyi duyduğunu ve zihnine kazındığını söylüyor. Esas talebin çocuğun kendisinden gelmesinin her şeyden daha önemli olduğunu belirtirken, müziğin özünde sezgisel bir mesele olmasının da altını çiziyor.

Yazının Devamını Oku

Uykumun Boynunu Bükme

Geçtiğimiz hafta Melike Şahin’in merakla beklenen yeni şarkısı ‘Uykumun Boynunu Bükme’ yayımlandı. Söz konusu şarkı sanatçının uzunca süredir merakla beklenen ilk albümü ‘Meryem’den çıkan ilk şarkı olduğu için de ayrıca bir önem arz ediyor.

Söz ve bestesi Melike Şahin’e ait ‘Uykumun Boynunu Bükme’nin düzenlemesi Boom Pam’in kurucusu Uri Brauner Kintor’a ait. Özellikle şarkının 2:25 ile başlayan bölümüne öyle bir sardım ki, bir tur dinliyorum bitiyor. Sonra şarkıyı o bölüme sarıyorum o kısmı tekrar tekrar dinleyip daha da bir mutlu oluyorum.

Son üç yıldır yayımladığı single çalışmalarıyla dinleyicisini adım adım ilk albümüne hazırlayan Melike Şahin, herkesten daha da heyecanla ‘Merhem’in çıkışına kitlenmiş durumda.  Ah! Kosmos ile birlikte yayımladığı ‘Ukde’ için geçtiğimiz sene yaptığımız All Access Youtube söyleşisinde, Melike pandemi döneminde albümünü tamamladığını söylediğindeki heyecanını şimdi çok daha iyi anlıyorum. ‘Merhem’den yayımlanan ilk şarkının etkisi böyle olunca, devamını merakla beklemek insanda sabırsızlık damarlarını daha da çok çalıştırıyor.  Bunda elbette şarkının klibinin de payı büyük. Melih Kun’un yönetmenliğini üstlendiği ‘Uykumun Boynunu Bükme’nin video klibinde Melike Şahin’in hem bu şarkının stüdyo kayıtlarından görüntüler var, hem de ‘Merhem’in diğer şarkılarının hazırlıklarına ve vokal kayıtlarına dair çalıştığı ekip arkadaşlarıyla görüntüleri yer alıyor. Klibi izleyip de daha neler var bu albümde diye merak etmemek gerçekten de çok zor.

Sosyal medyada Melike Şahin severler ‘Uykumun Boynunu Bükme’ yarışmasıyla viral olma yolundalar. Şarkıdaki özellikle adının geçtiği ‘Uykumun Boynunu Bükme’ bölümünün söylemesi biraz beceri gerektiriyor. Hal böyle olunca hayranları şu sıralar sosyal medyada bu bölümü özellikle story’lerinde söyleyerek hem kendi seslerinin gücünü gösteriyorlar, hem de şarkıya her seferinde ayrı bir anlam katıyorlar.  26 Şubat’ta Diva Bebe Records ve Gülbaba Record etiketiyle ‘Merhem’ yayımlanıyor. O zamana kadar şimdilik ‘Uykumun Boynunu Bükme’nin duygu seliyle akıp gideceğiz.

Yeni Çıkış

Erkin Arslan – Yarım Kalan

Erkin Arslan söz ve bestesi kendisine ait ‘Yarım Kalan’ şarkısını geçtiğimiz hafta yayımladı. Düzenlemesi Sarp Özdemiroğlu’na ait olan ‘Yarım Kalan’ yeni bir aşk şarkısı. Yarım kalan aşklara adanmış şarkıda Erkin Arslan aslında herkese aşk diliyor. Şarkının aşk dolu hikayesinin yanı sıra klibi bir başka özel. Olgu Baran’ın yönetmenliğinde Erkin Arslan bu sefer ‘Yarım Kalan’ın videosundaki hikâye ile herkese empati kurdurmayı başarmak istemiş.

Şile civarındaki yapılan çekimler nefis görüntülerle dolu. Doğa ve hava harika, ancak esas olay şarkının başladığı andan itibaren Erkin kadar klipte rol alan iki işitme engelli tercümanın şarkıyı işaret diliyle anlatmasında gizli. Klibin sağ alt köşesinde başlayan işaret dili anlatımı, video klibin ilerleyen dakikalarında tüm ekrana yansıdığında o küçük karenin aslında ne kadar çok şey anlattığını daha iyi anlıyorsunuz. Şarkının sözleriyle aktardığı olumlu duygulara ek olarak, klibinin bu denli önemli bir sosyal mesajı aktarmasının, hepimizin hayatındaki farkındalığını arttırmak adına çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Kısa Kısa

Yazının Devamını Oku

Evde

Son birkaç aydır merakla yayımlanmasını beklediğim ‘Evde’ albümü geçen hafta Universal Müzik Türkiye etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı. Pandemi döneminde yapılan albümlerin detayları, hayatımızın önceki normaline göre benim daha çok ilgimi çeker oldu. ‘Evde’ albümü de tam böyle bir dönemin ürünü olduğu için, ortaya çıkış hikâyesi ve tüm detayları çok merakımı çekiyor.

Canozan ile pandemi döneminde All Access Youtube söyleşisi yaparken, evde müzik üretirken sesi açıp daha rahat çalışmak istiyorum ama şehir içindeki yaşamda bu konu o kadar da kolay olmuyor dediğini çok iyi hatırlıyorum.  ‘Evde’ albümünün fikir tohumları bu konudan ortaya çıkmış. Ses sorunu yaşamadan, aklına uyan, birlikte müzik yapabileceği müzisyenlerle bir eve kapanıp rahat rahat müzik yapmak fikri giderek daha da güçlenmiş. Pandeminin konserlere imkân vermemesi, bu zamanı en azından daha yaratıcı bir şekilde değerlendirme fikri bir eve kapanıp albüm yapma fikrine evrilmiş. Nova Norda, Birkan Nasuhoğlu ve Sedef Sebüktekin ile 21 gün Sapanca’da bir evde ortak bir albüm yapma fikri hepsine büyük bir heyecan aşılamış ve sonunda hedeflerine ulaşmışlar.

21 gün sonunda ortaya çıkan 8 şarkılık bu albüm benim için tür anlamında büyük bir ters köşe oldu. Daha akustik temalı bir albüm beklerken, ekibin ortaya çıkarttığı şarkılar hem çok yenilikçi, hem de tahminimden daha enerjik şarkılardan oluşuyor. Pandemi gündemi, karamsarlık, bilinmezlik bir yana, Nova Norda, Birkan Nasuhoğlu, Canozan, Sedef Sebüktekin karanlık ve negatif duyguları bu albüme hiç yaklaştırmamışlar. Chill, upbeat, elektro akustik türlerin etrafında ama en önemlisi dinleyeni iyi hissettirecek modların temelde olduğu nefis bir albüm olmuş.

Albümün çıkış şarkısı benim de favorilerimden olan ‘Bir Yol Buldum’ ile oldu. Şarkının Can Özen yönetimindeki klibi de nefis olmuş. Dilerim devamında albümden bir sürü klip gelmeye devam eder. En çok da ‘Vazgeçtim’in de bir video ile taçlanmasını çok istiyorum.

Yıldızlar: Keyfim Yerinde, Bize Göre Değil, Olacak Elbet

Oscar’ımı Verdim Gitti: Şehrin Işıkları, Vazgeçtim, Bir Yol Buldum, Keyfim Yerinde

2021’in İlk Festivali: Milyonfest Online

14-18 Ocak tarihleri arasında online etkinlik ve gösteri platform Sosyo’da yılın ilk festivali Milyonfest Online gerçekleşti. 5 günlük canlı yayın maratonunda 15 sanatçı sahne aldı. Pandemi döneminde konser ve festivaller eski normal düzenine gelene kadar online etkinlikler tek çıkış noktamız.

Sertab Erener, Ceza, Can Bonomo

Yazının Devamını Oku

Kendi Okyanusunda Bir Sanatçı: Mark Eliyahu

Mark Eliyahu ne zaman İstanbul’a konsere gelse o biletler hep kısa sürede biter, sonra da herkes her yerde bilet arardı. 4 sene önceki İstanbul konseri öncesinde röportaj yaptığımızda, kendisinin sakinliği ve müziğin ona verdiği huzuru hala hep aklımdadır. Bu anlamda çok farklı ve özel bir sanatçı olduğunu düşünüyorum.

15 Ocak’ta Zorlu PSM’nin online konserinde sahne alacak sanatçı ile gündemi, canlı ama dijital konserleri, yani şu anki yeni hayatı konuştuk.

Canlı konserlerin her zaman yerinin başka olduğunu belirten sanatçı, izleyiciyle göz göze o kalabalıkta performans vermenin bir sanatçı için paha biçilmez bir şans olduğunu belirtse de, online konserlerin de kendisi için yeni ve güzel bir deneyim olduğunu söyledi. Konserlerinin seyahat edebildiği şehirlerle sınırlı olduğunu düşününce, istediği ses kalitesinde bir performansı dijital olarak sevenlerine sunabilmenin muazzam bir şans olduğunu belirten Eliyahu bu anlamda çok şanslı olduğunu belirtiyor. Pandeminin başlarında sadece kendi telefonu üzerinden yaptığı yayınlardan, şimdi daha profesyonel bir ekip ile ışık, ses ve çekim kalitesinin geldiği noktadan hem mutluluk duyuyor, hem de bu gelişimin bir anlamda da büyük bir tecrübe olduğunu düşünüyor.

Pandemi dönemi üretim anlamında Mark Eliyahu’ya yaramış. Bu zor günlere rağmen çalışarak vakit geçiren sanatçı yepyeni şarkılar yapmış. Muhtemelen yakın gelecekte bu şarkıları hep birlikte dinleyeceğimizin müjdesini veren sanatçı, hayat bizi bu dönemde her ne kadar zorlasa da sanatın her koşulda ayakta duracağına inandığını da belirtmeden geçmiyor. Performans sanatları açısından çok zor bir dönemden geçtiğimizin herkes gibi kendisini de farkında olduğunu söylerken, bu günler geçtiğinde yine de konserlerin hayatımızın bir parçası olmaya devam edeceğine emin olduğunu belirtiyor.

Yakın zaman önce yayımlanan ‘Always Now’ şarkısı sanatçının pandemi zamanı yaptığı bir şarkı. Şarkının anlattığı her şey aslında akışta kalmayı, yarın, sonraki gün ne olacak kaygısından ziyade hep bu anda kalmayı anlatıyor. Aşk ve sadelik üzerine hislerini kaleme aldığında ortaya ‘Always Now’un çıktığını belirten Eliyahu, şarkının ona hissettirdiklerinden ötürü çok mutlu olduğunun altını çiziyor.

 

4 sene önceki söyleşimizde kariyerinde ilk günlerine kıyasla nelerin değiştiğini sorduğumda, Mark Eliyahu o zamanlar daha geleneksel bir rüzgârla müzik yaptığını, bunun yerini artık daha hissettiği gibi müzik yapmaya bıraktığını açıklamıştı. Şimdi neler hissettiğini sorduğumda, insanın zamanla kendisini bulmasının keyfinden bahsetti. Kendini bulmanın detaylarını verirken, bunun müziğine de yansıdığını ve kendini daha iyi ifade eden bir üretime dönüştüğünü söyledi. Geleneksel anlamda bir müzik yapmanın az ya da çok ifade edilecek bir şey olmadığını aslen müziğinde tam anlamıyla kendini anlatabildiğini hissettiğini söyledi. Müziğin uçsuz buçaksız bir okyanus olduğunu söyleyen Eliyahu, başlarda okyanusun kıyısında yüzerken, seneler içinde yüzmeyi daha iyi öğrendiği için müziğinde daha da derinleştiğini belirtiyor. Bu okyanusta birlikte gezinmenin en güzel yanı da kendisini 15 Ocak’ta Zorlu Psm online konserinde izlemekten geçiyor!

 

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Gain İle Yepyeni Bir Dünya!

Yeni yıla kısa bir süre kala yayın hayatına giren Gain, en büyük alışkanlığım olmak üzere emin adımlarla ilerliyor.

Son bir haftadır telefonu elimden düşürmeden ne kadar içerik varsa nerdeyse hepsini izledim. Logosuyla Banksy’e selam eden yeni yayın platformu Gain’de müzikten, belgesele, diziden, eğlence programlarına oldukça zengin bir içerik havuzu var.

Beni en çok etkileyen özelliği nerdeyse her içeriğin hap gibi kısa ama yeterli uzunlukta olması. Misal dizilerin her bölümü maksimum 15 dakikalarda olması harika. Belgesel ve haber içerikleri ise detaylarda değil daha çok kısa anlatımlarla tam hedefe koşmuş.

Gelelim iştahımı en çok kabartan müzik içeriklerine. Teoman’ın Gain’e özel yaptığı performansına hayran kaldım. Performans mekânın tasarımının güzelliği, performansın sadeliği ve etkileyiciliği bu sefer performans bitince neden daha çok yok diye hayıflandırdı. Mirgün Cabas ile Teoman söyleşisi ise en çok beğendiğim işlerden biri oldu. Söyleşi bir çırpıda izleniyor ve fakat biraz küt diye bitiyor. Söylemeden geçemeyeceğim bitiş kısmı böyle aniden olunca, acaba devamı mı var diye baya arandım ama bulamadım, sonra bu kadarmış diyerek ikna oldum.

Nükhet Duru’nun ‘Uzunlar’ performansı, Can Güngör’ün ‘Gündüz Tarifesi’, Ceylan Ertem’in ‘Namus’ yorumu Gain’i aklıma kazıyacak nefis işler oldu. Bütün bunların üzerine yılbaşı gecesinin en orijinal programlarından biri olan Mücbir Sebepler’in Gain’de canlı yayınla sürprizden sürprize 1991 yılına geri sayım yapması da ayrıca çok eğlenceliydi.

Konserler JoJo’da!

Pandemi henüz bitmediği gibi, koşullar biraz rahatlasa da kapalı alanlarda konser konusu hala bir muamma. Bu sene içinde uzunca süre kapalı alanlarda konserlerin yapılmasının zor olduğunu düşülünce bu dev ihtiyaç ‘JoJo’yu doğurmuş oldu.

Müziğin herkese ulaşmasını hedefleyen JoJo ekibinin yaptığı işin kalitesini Cem Adrian konserini izleyerek yakından takip ettim. Genelde dijital platform üzerinden yapılan konser veya performans işlerinde ses kalitesi dinleyicinin olduğu kadar sanatçıların da en çok üstünde durduğu konudur. Bu açıdan JoJo’daki  performans kalitesinin net olarak sınıfı geçtiğini söyleyebilirim. Konseri hem kulaklığımla, hem de kulaklık olmadan dinlediğimde ziyadesiyle tatmin edici olduğunu söylemem gerekiyor. Uygulamanın bir diğer güzel yanı da, konseri tek başınıza izleyebileceğiniz gibi, size özel açılan bir odada 5 arkadaşınızla birlikte izleme imkânınız mevcut.

Birkan Nasuhoğlu’ndan GEL!

Yazının Devamını Oku

2020’nin Yabancı Albümleri

Senenin son yazısı geldi çattı. Bu yazıda 2020’nin öne çıkan yabancı albümlerini sizler için derlemeye çalıştım.

2020’nin inişleri ve çıkışlarına rağmen birbirinden nefis albümler bu seneye renk, dans ve bir o kadar da anı kattı. İçinden geçtiğimiz ve hala da devam eden enteresan pandemi günleri ile bu sene sona eriyor. Dilerim 2021 bizi sağlıklı ve mutluluk dolu günleriyle şaşırtır, geçtiğimiz bu zor seneyi neşesiyle geride bırakır. Hepinizin yeni yılı kutlu olsun, müzik dolu olsun.

OCAK

Halsey senenin başında Ocak ayında nefis bir başlangıç yaptı. Sanatçı 3. albümü ‘Manic’ yayımlanmasının kendisi için en cesur hareket olduğunu belirtirken bu albümde Alanis Morissette ile bir şarkı yapması benim için fevkalade bir durumdu. Kırılganlığını ve samimiyetini sonuna kadar şarkılarında yansıtan sanatçı, Grammy’de bu nefis albümle bir adet adaylık bile alamayınca haliyle açtı ağzını yumdu gözünü. Kimseden çekinmediğini, onu geldiği bu noktaya hayranlarının getirdiğini, ödüllerin kendisi için bir anlamının olmadığını belirten açıklamalarla seneyi kapattı.

ŞUBAT

Takvimler Şubat ayını gösterdiğinde, belki de bu senenin en iyi albümlerinden biri olan Tame Impala’nın ‘The Slow Rush’ yayımlandı. Merakla beklenen bu albüm eminim çaldığı her yerde disko topunu otomatik olarak tepeden inip içimize neşeyi bıraktı. 2020’nin doğal fonda çalan müziği olan bu nefis albüm, hem birçok sanatçıya ilham oldu, hem de bu zor seneyi bir nebze kolay atlatmamıza imkan verdi. ‘Borderline’, ‘Breathe Deeper’, ‘Lost In Yesterday’ ve ‘Is It True’ albümden inciler olarak hafızalarımızda yer etti.

Caribou’nun ‘Suddenly’ albümü senenin en sepmatik ve sıcak dans albümlerinden biri olarak hayatımıza Şubat ayında adım attı. Bir önceki albümünden sonra araya 5 sene gibi geniş bir zaman alan Dan Snaith, ‘Suddenly’ ile en kişisel çalışmasına imza atmış. ‘Never Come Back’, ‘Home’, ‘You And I’, ‘Sun’ albümün öne çıkan şarkıları olsa da, bir bütün olarak albümü dinlediğinizde pozitif bir meltem size koşuveriyor.

Nashville’in gözbebeği Soccer Mommy, nam-ı diğer Sophie Allison’un ikinci stüdyo albümü ‘Color Theory’ Şubat ayına bir güneş gibi doğmuştu. Genç sanatçı hem kişisel hayatını, hem de duygusal ve ruhsal hayatına büyüteç tuttuğu yeni şarkılarıyla, senenin en çok dinlenen albümlerinden birine imza attı.

Şubat ayının kapanışını

Yazının Devamını Oku

2020’nin Yerli Albümleri ve Teklileri

2020’nin herhalde en keyifli anları sonları oluyor. Keyifli diyorum, çünkü nedense yeni bir yılın başlayacak olması yine de bir umut barındırıyor bence. Her açıdan çok zor bir seneyi geride bıraktık. Covid salgınıyla bu seneyi geçirip, nasıl mücadele edeceğimizi öğrenirken, senenin büyük çoğunluğu imkânı olanlar için evlerinde geçti ve bir süre daha bu şekilde devam edecek gibi görünüyor.

Ekonomik anlamda birçok sektör bu salgından ötürü yara alırken, dünyada en büyük zarar alan iş kolları performans sanatları ve müzik sektörü oldu. Bu duruma rağmen yayımlanan albümleri ve teklileri derleyip yılsonu yazısı yazmak için masa başına oturunca aslında üretim anlamında son senelerin en verimli denebilecek senelerinden birini geçirmişiz diye düşündüm.

Her ay aldığım albüm ve teklilerin notlarını şu şekilde:

OCAK

Ocak ayının ilk haftaları genel anlamda 2019’ın rehavetiyle geçti galiba. Ayın ortasına geldiğimizde, bir süredir merakla takip ettiğim Minas Ceylin’in ‘Kaybolursam Şarkı Söyle’ adlı albümü yayımlandı. Otobiyografik albüm sanatçının kendi köklerini aramak için yollara düştüğü seyahatinde aldığı notlar şarkılara dönüşüp albümle son noktaya ulaşmış. ‘Mütevazı Bir Aşk Hikâyesi’ ve ‘Tüm Çiçekli Şiirler Sana’ albümden aklıma not ettiğim şarkılardı. 

Ocak ayında piyasaya çıkan Ceylan Ertem’in ‘Cahille Sohbeti Kestim’ albümü de listemde yer alan bir diğer albümdü. Albümdeki ‘Yaktın Yandırdın Beni’ ve Can Güngör ile birlikte seslendirdiği Fikret Kızılok’un ‘Farketmeden’ yorumu muhteşem.

ŞUBAT

Notlarımda Şubat ayına gelince, henüz önümüzdeki aylar başımıza neler geleceğini bilmeden hemen önceki zamanlar, Ufuk Beydemir ikinci stüdyo albümü ‘Kristal Oda’yı yayımladı. Sanatçının ikinci stüdyo albümü tam bir rock şöleni olduğu için canlı performanslarının çok keyifli olacağını düşünmüştüm. ‘İşte Bir Anda’ , Dünya Gibi’ ve ‘Gerçek Nerede’ albümün yıldızları olarak işaretlemişim. Dilerim bu şarkıları ve daha fazlasını 2021’de canlı canlı konserlerde dinleriz.

Şubat ayında

Yazının Devamını Oku

Taylor Swift’ten Bir Sürpriz Daha: Evermore

Taylor Swift bu senenin en sürpriz dolu sanatçısı oldu.

 

Geçtiğimiz Temmuz ayında yayımladığı indie esintili ‘folklore’ albümü 2020’nin en çok dinlenen çalışmalarından olurken ve hatta etkileri daha çok tazeyken Taylor Swift tıpkı ‘folklore’ gibi yine ansızın bir albüm daha yayımladı.

İlk albüm yayımlandıktan sonra rahatlayacağını düşünen sanatçı, şarkıların devamının geldiğini hissettiği için çalışmayı kesmemiş. Kendisinin de deyimiyle ‘folklore’a kız kardeş olarak gelen ‘evermore’ sonrasında aslında bir bütünlenme hissi oluşmuş. Folklore’da birlikte çalıştığı Aaron Dessner, Jack Antonoff’a ek olarak The National’dan Bryce Dessner da ekibe dahil olmuş.

Taylor Swift, 2019 senesinde çıkarttığı ‘Lover’ albümünden beri daha farklı bir yolda ilerliyor. Önceki yayımladığı altı albümüyle ilgili yapımcısıyla yaşadığı sorunlardan ötürü artık kendi başına ilerleyen Taylor Swift bu konuda aldığı yaradan mıdır bilinmez, son 1.5 yılda önceki albümlerinin yarısı kadar albüm yayınladı bile. Gerçekten bu hızla giderse geçmişteki albümlerinden daha çok albüm yayımlayarak bu yarışı önde bitirebilir.

‘folklore’ ve ‘evermore’un yanı sıra Taylor Swift pandemi süresinde önceki albümlerini yeniden kaydettiğini de duyurdu. Taylor Swift adeta yemiyor, içmiyor sürekli şarkıları üzerine çalışıyor, sanki onlarla besleniyor. Eski yapımcısıyla yaşadığı bu savaşın ikinci perdesi muhtemelen önümüzdeki sene eski albümlerinin yeniden kaydedilmiş halleri yayımlanınca yaşanacak. O zamana kadar bu konuda heyecan dalgası bu bilgi düzeyinde aklımızda yerini koruyacak.

‘evermore’a geri dönersek, albümün ‘folklore’a yakınlığı sanatçının kendisinin de ifadesi olsa da, tek dinlemeyle içine girilecek ve yorum yapılacak bir çalışma değil. ‘folklore’u daha yeni yeni sindirmeye başlamışken 4.5 ay sonra ‘evermore’ bir gecede ortaya çıkınca ben de herkes gibi çok heyecanlandım. Gözlemlediğim kadarıyla Taylor Swift hayranı olmayan birçok kişi ‘folklore’ sonrası yaşadığı şoku ‘evermore’un ortaya çıkmasıyla bir kere daha yaşıyor. Daha önceden Taylor Swift dinlemeyen birçok müziksever ‘folklore’ ile başlayan bu yolda ‘evermore’ ile devam ediyorlar.

‘evermore’ yine hikâye anlatımı üzerine kurulu, sözlerin daha önde olduğu, prodüksiyonun tıpkı ‘folklore’ gibi sade ve akıcı bir düzende hazırlanmış. ‘folklore’ da Bon Iver düeti ‘Exile’ herkesi şoklayıp, hayran bırakmıştı. ‘Evermore’da Taylor cömert davranmış tek değil 3 düet yapmış. Üstelik sadece Bon Iver’ın yanı sıra bu albüme The National ve HAIM de Taylor’a eşlik ediyorlar. En iyi bildiği şey olan müziği, çalışmayı hiç kesmeden sürekli üretmeye kendini adamış bir müzik insanı Taylor Swift. Özellikle böyle enteresan bir senede iki tane güçlü albümü bu kadar hızlı bir sürede hazırlayıp yayımlaması akıl almaz bir durum. Bu albümler Taylor Swift’in hem kendi kariyeri için bir dönüm noktası, hem de geçmişse dönüp baktığında tarihe bıraktığı unutulmaz bir iz olacak.

Yıldızlar:

Yazının Devamını Oku

Hayata

Geçtiğimiz hafta Cuma gününden beri eminim benim gibi birçok müziksever senelerdir beklediği bir albüme kavuşmanın mutluluğunu yaşıyorlar.

Onur Özdemir’in Sakin 2. albüm demolarından oluşan ‘Hayata’ albümü hepimizi 12 sene öncesine ışınladı. Kimle konuşsam herkes dev bir nostalji treninde geziniyor. Kimisi üniversite anılarında, kimisi bahar şenliklerin gerçekten şenlik gibi olduğu dönemlerdeydi. Aslında sanırım hepimiz müziğin büyülü yükseliş trendinin yaşandığı o tatlı günleri geri dönmeyi, bunu da Sakin ile yapmayı çok özel bulduk diye düşünüyorum.

Onur Özdemir senenin sonuna doğru bize nefis bir yeni yıl hediyesi verdi. Sakin 2. albüm demoları öncesinde bu heyecanı daha da katmerli bir hale getiren yepyeni bir şarkı daha var o da ‘Haydut’.  Onur Özdemir, yepyeni şarkısı ‘Haydut’ u yayımlayarak hem eski ‘Sakin’ günlerine bir selam verdi, hem de Onurr projesine ek olarak kendi adıyla çıktığı bu yeni bir yolu da resmi bir hale getirdi diye yorumluyorum.

Gelelim ‘Hayata’ albümüne ve hissettirdiklerine. ‘Yasak Rüya’ ile başlayan albüm senelerdir akıllarda saklı kalan, Sakin sevgisini perçinleyen ama bir bütün olarak tek albümde taçlanamayan şarkıların birbiri arkasına geldiği 10 şarkılık nefis bir albüm. ‘İlk Yara’, ‘Semender Dürtüsü’, ‘Eksik Şarkı’, ‘Kurtlu Kuyu’ dinledikçe tekrar tekrar başa döndüren şarkılar. Beni özellikle bu albümde en çok etkileyen şarkı ‘Hangi İz’ ve ‘Lhasa’ oldu. Özellikle ‘Hangi İz’i bu sene mart ayında Onur’un sosyal medyada canlı yayında söylerken yaşadığı duygusallığı, şarkıyı her dinleyişimde aklımdan çıkartamıyorum. Albümün yayımlanmasının hemen ardından Onur ile bir All Access Youtube çekimi daha yaptık. Yakın zamanda yayında olacak bu bölümde yine sürpriz ve aşırı mutlu haberler var!

Moğollar’dan 11 Yıl Sonra Albüm

Dile kolay 52 yıllık bir grup Moğollar. 11 yıl aradan sonra yeni bir albümle geri dönüyorlar. ‘Anatolian Sun Part 1 & Part 2’ adlı albümleriyle doğrudan plağa kayıt yöntemiyle, dünyaca ünlü Artone Studio’larında kaydedilen bir müzik şöleni bizleri bekliyor.

11 yıl sonra gelen iki albümlük plak formatındaki bu çalışma grubun konserlerdeki performanslarına en yakın kayıt olma özelliğini taşıyor. Gülbaba Records & Night Dreamer Records etiketiyle 11 Aralık’ta yayımlanacak olan albüm, tek seferde ve canlı kaydedilmiş. Prodüktörlüğünü Murat Erel’in üstlendiği ‘Anatolian Sun’ün büyük sürprizi ise Cem Karaca ve Moğollar’ın 1973’te yayımladığı ‘Gel Gel’ grup tarafından 47 yıl sonra yeniden kaydedilmiş.

Mariah Carey Rekoru Geliyor!

Yılın Mariah Carey dinlemelerinde rekorları altüst eden o dönemine geldik yine.

Yazının Devamını Oku

Grammy Krizi

Geçtiğimiz hafta müzik dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak anılan Grammy adayları açıklandı. Adaylar açıklandı açıklanmasına ancak olayların ardı arkası kesilmedi. Krizin kahramanı The Weeknd ve herhangi bir dalda bir tane bile adaylığının olmamasıydı.

Açıklanan adaylıklardan sonra The Weeknd, ödül töreninin şaibeli olduğunu, hem kendisine hem de tüm hayranlarına bir dalda bile aday gösterilmemesinin nedeninin açıklanması gerektiğini sosyal medya profilinden dile getirdi. Bununla kalmayıp Super Bowl’da yapacağı performanstan ötürü Grammy’deki performansının sorun olmasıyla ilgili yorumlar yapan sanatçının, ‘adaylık yoksa performans da mı olmuyor?’ diyerek sitemini dile getirdi.

İlk etapta sessiz kalan akademinin başkanı ve Ceo’su Harvey Mason, daha sonrasında The Weeknd’in üzüntüsünü makul ve anlaşılabilir karşıladığını, bu sene yayımladığı dinleme rekorları kıran albümü ‘After Hours’un ve performanslarının dünya çapında büyük ilgi gördüğünü, bütün bunları takdir ettiğini belirten bir açıklamada bulundu. Adaylar listesinin oylamasının The Weeknd’in Super Bowl’daki performansının duyurusundan daha önce netleştiğini, Grammy’deki aday olmamasının bu durumla hiçbir alakasının olmadığını belirten Mason, her iki etkinlikte de performans yapabileceğini kendisine belirttiklerini açıkladı.

Her ne kadar bu açıklamalar yüreklere su serpmeye niyetlense de, The Weeknd’in başarısına karşın hiçbir dalda aday olmaması sanatçı dostları tarafından da protesto edildi. Protesto edenlerin başında kendisiyle aynı kaderi paylaşan Halsey yer alıyor. Sanatçının bu sene yayımladığı ve dinleme rakamlarında yüksek trendler yakalayan ‘Manic’ albümüyle nasıl olur da bir tane bile adaylık alamaz ben de gerçekten anlam veremiyorum. Drake, Elton John’un da aralarında yer alan birçok sanatçı The Weeknd’in aday olmamasına karşı akademiyi protesto ederken, özellikle kategorilerle ilgili Grammy’nin senelerdir yaptığı haksızlıklarla ilgili tartışma bir başka boyuta dönüşmeye başladı. Ocak ayının sonunda gerçekleşecek olan ödül törenine kadar bu konunun sakinleşeceğine pek ihtimal vermiyorum. Bakalım ödül gecesi bizi nasıl sürprizler bekliyor, bekleyip göreceğiz.

Dua Lipa’nın Online Konser Rekoru

Geçtiğimiz hafta Cuma gecesi Dua Lipa için fevkalade önemli bir geceydi.

Sanatçının pandemi sürecinde yayımladığı ikinci stüdyo albümü ‘Future Nostalgia’ şarkılarını da seslendireceği, haftalardır duyuruları yapılan ilk dijital konseri olan ‘Studio2054’ yayımlandı. Türkiye saatiyle 23:00 gibi başlayan konserde, Dua Lipa dans dolu bir şov hazırlamıştı. Uzun zamandır konsere hasret biri olarak gerçekten evde televizyona baka baka resmen konser havasına girdim.

70 dakikalık durmadan dönen bu diskoda, Dua Lipa’ya FKA Twigs, Elton John, Kylie Minogue, Bad Bunny, J Balvin gibi isimlerin de katılımı elbette etkinliği daha da büyük bir geceye dönüştürdü. Benim için gecenin tek hüsranı yakın zaman önce Miley Cyrus ile düet yaptığı ‘Prisoner’ın video klip gibi izlememizdi. Keşke bu bölümünde Miley Cyrus da Dua Lipa ile birlikte bu çekimde yer almış olsaydı diye içimden geçirdiğimi itiraf etmeliyim. Onun dışında her anı ince bir titizlikle işlenmiş, nefis bir konser izledik. Dua Lipa’nın Studio2054 performansı dijital konserlerin prodüksiyonu anlamında bence büyük bir örnek olarak hem tarihte yerini almış oldu hem de çıtayı oldukça yukarı taşıdı.

Bu özel gecenin izlenme rakamları geçtiğimiz gün açıklandı ve büyük bir rekora da imza attı. Dua Lipa’nın Studio2054 konseri, dünya genelinde Cuma gecesi yaklaşık 5 milyon kişi tarafından izlenmiş. Rakamların coşkusuyla tüm sevenlerine teşekkür demetlerini sosyal medya profilinden sunan Dua Lipa’nın bu özel konseri Pazar gününe kadar devam indirimli fiyat ile izlenebilir durumda. Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamasında bence kaçırılmayacak bir etkinlik olduğunu düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku