COVID-19 Pandemisinde Engelli Kadınlara Yönelik Hak İhlâlleri

Merhabalar sevgili okurlar.

 

COVID-19 toplumun tümüne yönelik tehditler içeriyor olsa da çevresel ve kurumsal etkenler, kamu politikaları, hizmetlere erişememe, yoksulluk, işsizlik ve kendi özel durumlarına bağlı kronik rahatsızlıklar engellilerin salgından daha fazla etkilenmelerine, salgının psikolojik baskısını daha derinden hissetmelerine neden oluyor.

 

Görme engellilerin toplumun diğer kesimleriyle eşit hak ve olanaklara sahip, özel ihtiyaçları daima dikkate alınan bireyler olarak toplumsal yaşama etkin katılımlarının sağlanması amacıyla çalışan Türkiye Körler Federasyonu; pandemi sürecinde engelli kadınların haklarına yönelik ihlâllerle ilgili bir çalışma gerçekleştirdi. 

 

Raporu “COVID-19 Pandemisinde Engelli Kadınlara Yönelik Hak İhlalleri” başlığı ile yayımlanan bu çalışma; bu yılın Ağustos-Eylül aylarında, “ETKİNİZ AB Programı” nın desteği ile 225 engelli kadınla yapılan anket sonuçlarına dayanıyor. “ETKİNİZ”, Avrupa Birliği’nin aday ülkelerde sivil toplumun güçlenmesi için uyguladığı Sivil Toplum Aracı Hibe Programı kapsamında finanse ediliyor. 7 Ocak 2019 tarihinde başlayan 3 yıl süreli Program, bir yandan sivil toplumun izleme kapasitesinin geliştirilmesine bir yandan da kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşları arasında insan hakları alanındaki diyaloğun güçlenmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.

 

Engelli kadınların barınma, istihdam, ekonomik durum, sağlık, şiddete maruz kalma, öz bakım ihtiyaçlarını karşılama, salgınla ilgili bilgiye erişim, internet ve sosyal medya araçlarını kullanma gibi konularda karşılaştıkları zorlukların ve hak ihlâllerinin araştırıldığı çalışmanın sonuçları çarpıcı veriler sunuyor. 

 

Çalışmaya katılan kadınların %76,4’ü büyük şehirlerde ve şehir merkezlerinde yaşıyor. Türkiye’de ortalama hane halkı büyüklüğü üç kişiyken, engelli kadınların %45,3’ünün aynı evde dört ve daha fazla sayıda kişi ile beraber yaşadığı görülüyor. Yine rapora göre, engeli olmayan kadınların işsizlik oranı %16,3’ken engelli kadınlar arasında işsizlik oranı pandemi döneminde %32’ye yaklaşıyor. 

 

Engelli kadınların %70’inin hane halkı aylık geliri 5.000 TL. ’nin altında; %24’ünün hane geliri ise 1.000 TL. ’ye bile ulaşamıyor. Pandemi öncesinde engelli kadınlar arasında ekonomik, fiziki, cinsel, duygusal, sözel, şiddet biçimlerinden en az birisine maruz kalanların oranının %33,4 olduğu; bu oranın pandemi sürecinde %39,6’ya çıktığı görülüyor. 

 

Rapora göre engelli kadınların %34’ü eşlerinden, %16’sı babalarından, %13’ü annelerinden, %11’i ise çocuklarından şiddet görüyor. Engelli kadınlara yönelik şiddetin %80’i ev içinde gerçekleşiyor. Yine engelli kadınların %27,3’ü pandemi döneminde hak ihlâline uğradığını kabul ediyor ve bu durumda olanların %80,8’i hak arama mekanizmalarını kullanamadığını söylüyor. 

 

Engelli kadınların %43,9’u pandemi döneminde psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu, bunların %93’ü ise psikolojik destek alamadığını belirtiyor. Kamu kurumları tarafından oluşturulan destek hatlarını (ALO 183 Telefon/Whatsapp Hattı, Vefa Destek Hattı, Hayat Eve Sığar Uygulaması) kullanan engelli kadınların %62,7’sine göre, bu hatlar erişilebilir değil. 

 

Türkiye Körler Federasyonu’ nun “COVID-19 Pandemisinde Engelli Kadınlara Yönelik Hak İhlâlleri” Raporu, engelli kadınların engellilik ve toplumsal cinsiyetten kaynaklı olarak çoklu ayrımcılığa maruz kaldıklarını tespit ediyor. Raporda engelli kadınların normal zamanda karşılaştıkları hak ihlâllerinin pandemi döneminde daha da arttığı, engelli kadınların toplumun dezavantajlı kesimi olan engelliler içinde daha da dezavantajlı durumda oldukları bir kez daha görülüyor. 

 

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz günler dileği ile…

 

 

Not: Raporun tamamına, Türkçe, İngilizce ve Türk İşaret Dili’ nde, Türkiye Körler Federasyonu web sitesi üzerinden erişilebiliyor.




 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

“Bu da Benim Farkım”

Merhabalar sevgili okurlar.

Otizm Spektrum Bozukluğu, “Doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel farklılık” olarak tanımlanıyor. Otizme dair belirtiler, genellikle, üç yaştan önce ortaya çıkıyor. Ancak bu belirtiler bazı çocuklarda gelişim basamaklarının erken dönemlerinde görülürken, bazılarında ise normal seyreden gelişim sürecinde zamanla ortaya çıkan gerileme veya aksaklıklar ile fark ediliyor. 

 

Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi’ nin (Centers for Disease Control and Prevention) son verilerine göre, doğan her 54 çocuktan biri otizm tanısı alıyor ve otizm erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla yaklaşık dört kat daha fazla görülüyor. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm; bireylerin sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor. 

 

Bireyin doğumundan başlayan ve yaşamı boyunca etken olan otizm zaten başlı başına yönetimi zor bir süreç iken, toplumla olan hatalı/yanlış etkileşim ve iletişimler bu süreci daha da zorlaştırıyor. Bu yüzden, otizmli bireyler ve ailelerinin sosyal uyumlarını sağlayabilmek için yapılacak farkındalık çalışmalarında; kavrama ait toplumsal algı düzeyinin bilinirliği ve eksik/hatalı fikir ve görüşlerin saptanmış olması büyük önem taşıyor. 

 

13 Nisan 2016 tarih, 2016/8 sayılı ‘Yüksek Planlama Kurulu Kararı’ ve 3 Aralık 2016 tarih, 29907 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan ‘Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Ulusal Eylem Planı’ nda (2016-2019); otizmli bireylerin sunulan hizmetlerden diğer bireylerle eşit olarak yararlanmalarını sağlamak ve toplumsal yaşamın her alanına bağımsız olarak katılımlarını kolaylaştırmak amacıyla belirlenen altı öncelikten ilki ‘farkındalık çalışmaları ve kurumlar arası iş birliği’. Bu doğrultuda, Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlilerinden Doç. Dr. S. Serhat Serter tarafından bilimsel bir araştırma projesi tasarlanmış bulunuyor. Türkiye’ nin otizm konusunda önde gelen sivil toplum kuruluşlarından biri olan Otizm Dernekleri Federasyonu (ODFED) iş birliği ile gerçekleştirilen proje çalışmaları kapsamında, farklı şehirlerde yaşayan yaklaşık 100 otizmli birey ve ailesine ulaşılarak sosyal hayatta uzak ya da yakın ilişkilerde oldukları insanlar ile yaşadıkları sorunlara ait bilgiler toplanıyor. Proje kapsamında elde edilecek verilerin işlenerek otizmli birey ve ailelerinin sosyal uyumlanmalarında yaşadıkları sorunların analiz edilmesi ve bu anlamda yapılacak başkaca önemli çalışmalara taban oluşturulması amaçlanıyor.

 

Yazının Devamını Oku

“Dünyanın Çarkını Kadınlar Döndürüyor!”

Merhabalar sevgili okurlar.

Kasım ayında “COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma ve İş-Yaşam Dengesi” başlıklı bir seriyle sizlere bir araştırma raporundan bilgiler sunmuştum. Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Mahmut Bayazıt ile İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi İlknur Özalp Türetgen tarafından yürütülen “COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma ve İş-Yaşam Dengesi” başlıklı araştırma, pandemi sürecinin kadınları erkeklere kıyasla daha fazla zorladığını gösteriyordu.

Çalışmalarını ilgiyle takip ettiğim sivil toplum kuruluşlarından biri olan Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın (KEDV) son bültenindeki bir ifade de bu durumu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor:

“Bu yıl çok daha iyi anladık ki afetler, salgınlar gibi krizlerden en çok etkilenenler kadınlar olurken, verdikleri ücretsiz bakım emeğiyle ekonominin ve toplumun çarkını da yine onlar döndürüyor.”

1986 yılında kurulan KEDV dar gelirli kadınların yoksullukla mücadelelerine ağırlıklı olarak kooperatifleşme vasıtasıyla destek olan bir kuruluş. Vakıf, kadınların yaşamları boyunca çocuk ve yaşlı bakımı dahil üstlendikleri çeşitli ev işlerini “bakım emeği” olarak adlandırıyor. Her ne kadar bu emeğin değeri maddiyata dökülemeyecek kadar büyük olsa da, vakıf kadınların günlük olarak yaptıkları bu işlerin yarattığı ekonomik değerle ilgili farkındalık yaratmak için “Küresel Bakım Emeği Hesaplama Uygulaması” nı hayata geçirmiş bulunuyor: https://www.carecalculator.org/tr/

Uygulamaya ütü, çamaşır, temizlik gibi ev işlerine haftada kaç saat harcadığınızı giriyorsunuz. Bir de planlama, alışveriş, doktor randevuları alma gibi aslında bir hayli zaman alan işler de var. Uygulama bunları da içeriyor. Uygulama hem evinizin düzenini sağlamak için haftada kaç saat çalıştığınızı, hem de bu harcadığınız saatlerin ekonomik değerini – yani ücretli bir işte çalışsanız bu kadar saat için alacağınız ücreti – hesaplıyor. En sonunda da küresel boyutta “ev hanımları” nın ortaya koyduğu emeğin toplam ekonomik boyutunu görebiliyorsunuz.

Kendiniz deneyip görmeniz açısından bu hacmi söylemeyeceğim, ama kadınların evlerinde verdikleri emeğin ekonomik değerinin dev bir sanayi sektörüne eşit olduğunu söyleyebilirim.

“Küresel Bakım Emeği Hesaplama Uygulaması” dünya genelinde yoksullukla ve eşitsizlikle mücadele etme amacıyla ortaya çıkan küresel bir oluşum olan Oxfam önderliğinde yaratılmış. KEDV, çeşitli ülkelerden 20 kuruluşun bir araya gelmesiyle oluşan ve dünyada yüzün üzerinde ülkede kadınların güçlenmesine yönelik faaliyet gösteren Oxfam’ a 2019’dan bu yana üye.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

“Eğitim Reformu Girişimi”

Merhabalar sevgili okurlar.

“Eğitim Reformu Girişimi (ERG)”; çocuğun ve toplumun gelişimi için eğitimde yapısal dönüşüme nitelikli veri, yapıcı diyalog ve farklı görüşlerden ortak akıl oluşturarak katkı sağlayan bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir girişim. Yapısal dönüşümün ana unsurları ise; eğitimde karar süreçlerinin verilere dayalı olması, paydaşların katılımıyla gerçekleşmesi, her çocuğun kaliteli eğitime erişiminin güvence altına alınması.

 

2003 yılında kurulan ERG, Türkiye’nin önde gelen vakıflarının bir arada desteklediği bir girişim olmasıyla, Türkiye sivil toplumu için iyi bir örnek oluşturuyor. Çalışmalarını “Eğitim Gözlem Evi” ve” Eğitim Laboratuvarı” birimleriyle yürüten ERG, Öğretmen Ağı’ nın yürütücülüğünü de üstleniyor. 

 

Eğitim Gözlem Evi, eğitim sistemimizin iyileştirilmesine ve karar süreçlerinin veriye dayalı olmasına katkı sunabilmek için nitelikli veri kaynağı olma amacıyla çalışıyor. Bu doğrultuda, eğitim politikalarının iyileştirilmesi için yapıcı görüşler sunuyor; öneriler geliştiriyor. Her yıl, eğitim alanındaki gelişmeleri izleyerek, “Eğitim İzleme Raporu” yayımlıyor. Aynı zamanda eğitim politikalarının süreç ve çıktılarını iyileştirmek, kamuoyunu bilgilendirmek için araştırma ve politika belgeleri hazırlıyor.

 

Eğitim Laboratuvarı ise; çeşitli uzmanlık alanlarından kişi, kurum ve kuruluşları eğitim zemininde bir araya getirerek farklı görüşlerden ortak bir akıl yaratmak amacıyla çalışıyor. Bu çalışmalar kapsamında; eğitimde fark yaratacak yenilikçi ve yaratıcı çözümler üretilmesinde, hayal gücü büyük önem taşıyor. Öğretmenlerin, eğitim alanında çalışan uzmanların, kurum ve kuruluşların bir araya getirilerek iyi örnek ve materyallerin paylaşıldığı etkinlikler, festivaller ve Eğitimde İyi Örnek Konferansı da Eğitim Laboratuvarı tarafından düzenleniyor. Eğitim Laboratuvarı’ nın diğer bir görevi ise, eğitimin farklı paydaşlarını bir araya getirerek ağ inşa etmek. 

 

Yazının Devamını Oku

“Fazlaysa Bırak Eksikse Al”

Merhabalar sevgili okurlar.

Dünya genelinde büyük kayıplara neden olan Covid-19 pandemisi ile özdeşleşen 2020 yılını geride bırakarak, umutla yeni bir yıla başladık. Hepimiz, 2021’in sağlık ve mutluluk getirmesini; kaybettiğimiz umutları geri kazandırmasını bekliyoruz. 

 

Bu beklenti doğrultusunda, yeni yılın bu ilk yazısına sizleri gülümsetecek ve umuyorum ki içinizi ısıtacak bir hikâyeyi konu almak istedim:

 

Fetih Mahallesi, İstanbul’un Anadolu Yakası ’nda bulunan Ataşehir ilçesine bağlı 17 mahalleden biri. Mahallenin nüfusu 2019 yılı verilerine göre, 5.700’ü kadın 6.300’ü erkek olmak üzere, 12.000 kişi. Mahallede yer alan 9 site kapsamındaki konut sayısı ise 2.164. 

 

Beni çok heyecanlandıran ve bu nedenle de sizlerle paylaşmaya yönelten hikâye, işte bu sitelerden birinde başlamış. Esin Sitesi sakinleri, herkesin mutlu olduğu, dayanışmanın bir komşuluk hakkı olarak kabul edildiği, sevinçte de tasada da bir araya gelebilen bir mahalle yaratmayı hayal etmişler. Bu hayali gerçeğe dönüştürmek amacıyla da önce mahallenin muhtarını, ardından da Ataşehir Belediyesi’ni bu büyük hayale ortak etmişler. Böylece, küçük bir siteden başlayan dayanışma ağı 12.000 kişilik bir mahalleye yayılmış. 

 

Yazının Devamını Oku

Birbirinden anlamlı yeni yıl kartları

Merhabalar sevgili okurlar.

Sevdiklerimizden uzak geçirdiğimiz şu günlerde sosyal medyada yeni yıl mesajları paylaşıyoruz çoğumuz. Bu şekilde özlemimizi bir nebze olsun dindirmeye, dostlarımıza yeni yıla dair umut vermeye, biraz neşelenmeye ve neşelendirmeye çalışıyoruz.

Eskiden uzakta olan yakınlarımızın yeni yıllarını kutlamak için kart gönderirdik. Yılbaşı yaklaştığında UNICEF’in kartlarından almayı tercih ederdim. UNICEF kartları hem rengarenk ve umut dolu olurdu, hem de geliri ile dünyanın çeşitli yerlerindeki çocukların yaşamlarına dokunulurdu. Bu yıl UNICEF kartı bulamadım, ama UNICEF’in “Hayat Veren Hediyeler” programı ile tanıştım. 70 TL'den başlayan farklı fiyat seçenekleri ve aşı, ilaç, temiz su, gıda gibi acil ihtiyaçları içeren hediye paketlerinden birini seçiyorsunuz. E-kartınızı oluşturuyor, mesajınızı yazıyorsunuz. Hediyenizi ister e-kart olarak ister yazıcıdan çıktı alarak hediyenin sahibi sevdiğinize ulaştırıyorsunuz. Hediye ettiğiniz paket UNICEF’in hizmet verdiği 150'den fazla ülkede, en çok ihtiyaç duyan çocuklara ulaştırılıyor. https://www.hayatverenhediyeler.org/

UNICEF, özel günlerde dijital sertifika seçeneği sunan ilk örgütlerden biri. Bu sene, biraz da salgının ve kısıtlamaların etkisiyle, sivil toplum kuruluşlarının dijital kartlarını ya da e-kartlarını göndermek uygun bir seçenek olacak sanırım. Biraz araştırdım, engelli bireylerin hayatlarına dokunacak bazı kart seçeneklerini sizinle paylaşmak isterim. Dijital kartların ve sertifikaların asgari bedelleri 10 TL ile 75 TL arasında değişiyor, üst limit ise yok. Hem de kartlar aynı gün içerisinde e-posta yoluyla size ve/veya adına bağış yaptığınız kişiye iletiliyor.

Kas hastalarının daha kaliteli yaşam sürmelerini sağlamak, hastalara ve topluma rehber olmak, çözüm önerileri geliştirerek uygulanmasını sağlamak adına Türkiye Kas Hastalıkları Derneği’ne sevdikleriniz adına katkıda bulunabilirsiniz: https://fonzip.com/kasder/e-kartlar

İhtiyaç sahibi engelli bireylerin eğitim, sağlık ve spor malzemesi ihtiyaçlarına destek olmak isterseniz, sevdiklerinize yeni yıl hediyesi olarak Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı TESYEV'in “Engelleri Kaldıralım” projesine bağış karşılığı bir sertifika gönderebilirsiniz: https://fonzip.com/tesyev/sertifika

Cerebral Palsy’li çocukların özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine ulaşmalarına destek olmak için yakınlarınıza Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nın yeni yıl sertifikalarından hediye edebilirsiniz: https://fonzip.com/tscv/e-kartlar

Tohum Otizm Vakfı’nın kartlarından seçebilir; dostlarınıza yeni yıl dileklerinizi iletirken aynı zamanda otizmli bir çocuğun tek tedavisi olan eğitime kavuşmasını katkı sağlayabilirsiniz: https://fonzip.com/tohum/sertifika

Yeni yıla girdiğimiz bu özel günü kutlamak için SMA Hastalığı ile Mücadele Derneği’nin yeni yıl bağış sertifikalarını tercih ederek, yılbaşı hediyenizi SMA hastaları için iyiliğe dönüştürebilirsiniz:

Yazının Devamını Oku

Dünya sadece bize ait değil, onlar da var

Hukuk tarafından korunan bir yarar olan hak; hak sahibine bu korumadan yararlanma yetkisi veren, hak sahipleri arasında dağıtılan ve her bireyin bu paylaşımda yer almasını sağlayan bir sistemler bütünü olarak tanımlanıyor. (Rex, M.1993) * 

Hak kavramı ilk kez insan için uygulanmaya başlanmış, hayvan hakları kavramı ise insan haklarının yerleşme sürecinden sonra gelişmiş bulunuyor. “Hayvan Hakları” denildiğinde insan gibi mal mülk edinebilmesi ve miras edinimi gibi konulardan söz edilmiyor. Daha çok sürdürülebilir bir ekosistem için yaşamın Homeostatik dengesinin korunmasında hayvanların sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürebilmesinin sağlanması anlatılmak isteniyor. Çünkü hayvanlar da düşünüyor, hissediyor ve acı çekiyorlar. Dünyanın en gelişmiş yaratığı, en yetkilisi insan olduğuna göre; insan, yetkinin getirdiği hak ve sorumluluk ile hayvanları da korumak zorunda. * Uluslararası toplum, bu gerekliliğin bir sonucu olarak 15 Ekim 1978’de Paris’te “Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi” ni ortaya çıkarmış bulunuyor. 

 

Bildirinin; 

-Maddesinde “Tüm hayvanların saygı görme hakkı vardır. Bir tür hayvan olan insan diğer hayvanları yok edemez. Hayvanları kendi çıkarı için karşılıksız kullanamaz.”,  

-Maddesinde “Hiçbir hayvana kötü ve zalimce davranılamaz.”, 

-Maddesinde ise “Zorunlu olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı işlenmiş bir suçtur.”

deniliyor.

 

Yazının Devamını Oku

Engelli bireyler yasal haklarının ne kadarının farkında?

Merhabalar sevgili okurlar

Engellilik konusu, günümüzde bir insan hakları meselesi olarak kabul ediliyor. Engellilerin haklarını insan hakları hukukunun ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiren ve engellilerin toplumsal yaşamın tüm alanlarına ayrımcılığa uğramaksızın ve diğer bireylerle eşit katılımlarının sağlanmasını benimseyen bu yaklaşım, ulusal ve uluslararası politika ve uygulamalara yön veriyor. 

 

Engellilerin talepleri ve hak temelli mücadeleleriyle, engelliliğin bir insan hakları meselesi olduğu küresel anlamda kabul edilen bir yaklaşım haline gelmiş bulunuyor. Artık engelliler, kendileri hakkında başkaları tarafından karar verilen korunmaya ve yardıma muhtaç bireyler olarak görülmek yerine, kendi yaşamları üzerinde yetki ve karar sahibi özerk bireyler olarak kabul ediliyorlar. Bu değişim, topluma kamu hizmeti verenlerin sorumluluklarını da arttırmış durumda. 

 

Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’ nden Prof. Dr. Hilal Onur İnce, Niğde Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden Dr. Cenay Babaoğlu ve 100. Yıl Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden Dr. Aysun Yaralı Akkayalı’ nın yaptıkları “Belediye Hizmetleri ve Engelli Vatandaşların Beklentileri Üzerine Ampirik Bir Araştırma”, Türkiye’de engellilere yönelik hizmetin önemli bir bölümünü üstlenen belediyelerin sorumlulukları ve çalışmalarına engelli bireylerin gözünden bakmamızı sağlıyor. 

 

Saha çalışmaları Ankara’nın Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Pursaklar ve Sincan belediyeleri sınırları dahilinde gerçekleştirilen araştırma kapsamında 336 görüşme yapılmış. Toplum içindeki görünürlüğün az olması ve toplumsal yaşamdan daha uzak kalmaları nedeniyle kadın engelli grubuna erişimde daha fazla sorun yaşanmış ve bu nedenle görüşmelerde eşit dağılım yerine erkek yoğunluklu bir veri seti elde edilmiş. 

 

Yazının Devamını Oku

Sigara ve Covid-19

Merhabalar sevgili okurlar.

 

Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan ve ‘Cell Stem Cell’ adlı bilimsel dergide yayımlanan ‘korona virüsü ile sigara arasındaki ilişki’ konulu çalışma, sigara içmenin vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak üç kat daha fazla hücrenin korona virüsü ile enfekte olmasına neden olduğunu ortaya koydu. Çin’de yapılan bir araştırma ise, sigara kullanan kişilerin korona virüsüne yakalanma riskinin 14 kat daha fazla olduğunu meydana çıkardı. 

 

İnsan kök hücrelerinden solunum sistemi modelleri üzerinde yapılan laboratuvar çalışmalarına göre, sigara içmek ‘interferon’ adı verilen bağışıklık sistemi moleküllerinin düzgün çalışmasını engelliyor. İnterferon, vücut hücrelerinin çoğunluğunca sentezlenen ve bakterilere, parazitlere, virüslere ve urlara karşı etki gösteren çok önemli bir protein; yani bu moleküllerin düzgün çalışmaması istenmeyen neticeler doğurabiliyor. 

 

Lokman Hekim Üniversitesi Ankara Hastanesi Doktorlarından Sibel Meryem Alpar’ ın ifade ettiği gibi; bağışıklık sistemi korona virüsü ile savaşmada önemli bir faktör. Bağışıklık sistemi yaşlılarda, kronik hastalığı olanlarda, kanser hastalarında, iyi beslenemeyenlerde ve bedensel ya da ruhsal olarak aşırı yorgun kişilerde daha zayıf oluyor. Dolayısıyla da bu kişilerde virüs enfeksiyonları daha ağır seyrediyor. Sigara ve nargile gibi tütün ve tütün ürünleri kullanımı da solunum yollarının savunma mekanizmalarını bozuyor ve Covid-19 dahil pek çok solunum yolu enfeksiyonunun gelişimini kolaylaştırıyor. Sigara içenlerde, akciğer hücreleri yüzeylerinde meydana gelen değişiklikler sonucunda, korona virüslerinin solunum yolu hücrelerine girişi kolaylaşıyor. Salgın sürecinde yapılan çalışmalarda, sigara içenlerde ağır zatürre ve solunum yetmezliği ile seyreden Covid-19 vakalarının daha sık görüldüğü ve bu grupta daha yüksek ölüm riski bulunduğu saptanmış durumda. 

 

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre de sigara içenlerin enfeksiyon kapma riski daha yüksek. Zira sigara içme eylemi ellerin dudaklar ile temasta olmasını gerektiriyor. Bu da virüsün elden ağza taşınma ihtimalini yükseltiyor. Nargile gibi birçok kişi tarafından paylaşılan tütün içme araçları da Covid-19 hastalığının yayılmasını kolaylaştırıyor. 29 Nisan 2020 tarihinde yayınlanan Dünya Sağlık Örgütü Halk Sağlığı Çalışmaları’ nın derlemesi, Covid-19 enfeksiyonunun tütün kullananlarda kullanmayanlara göre daha ağır seyrettiğini gösteriyor. Tütün kullanan kişilerde, solunum yollarında lokal bağışıklık düşük olduğu için, Covid-19 gibi mikroorganizmaların seyri de daha ağır oluyor. Avrupa Hastalıkları Kontrol Merkezi (ECDC) ile İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi Vakfı tarafından da sigara içenlerin Covid-19’a karşı ‘riskli’ grup oldukları uyarısı yapılmış bulunuyor.

Yazının Devamını Oku

Engellilik Çalışmaları Lisansüstü Tez Ödülleri

Merhabalar sevgili okurlar.

2004 yılında Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde kurulmuş bulunan Sosyal Politika Forumu, sosyal politika alanında bilimsel araştırmaları teşvik etmek ve politika süreçlerine katkıda bulunmak amacıyla çalışıyor. Forum’un sosyal politika konularına yaklaşımı, vatandaşlık haklarını merkez alıyor. 

 

Research Worldwide İstanbul ise; hukuk başta olmak üzere sosyal, siyasal, ekonomik, sağlık bilimleri, tıp, çevre, mühendislik, teknoloji vb. alanlarda hak temelli çalışmaları geliştirmek, güçlendirmek ve kurumsallaştırmak amacıyla araştırma ve eğitim faaliyetleri gerçekleştirmeyi hedefleyen bir kurum. Bu hedef doğrultusunda uluslararası kurumlar, kamu kurumları, genel yönetimler, üniversiteler, barolar, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasıyla doğrudan iş birlikleri kurarak insan hakları araştırmalarının ve yükseköğretimde insan hakları eğitiminin çok disiplinli bir perspektifle güçlendirilmesi için çalışıyor.

 

Bu iki kurum, 2018 yılından beri, Lund Üniversitesi Raoul Wallenberg Enstitüsü’nün de desteği ile Engellilik Çalışmaları Lisansüstü Tezlerini ödüllendiriyor. Ödüller, her yıl bu amaçla düzenlenen bir törenle sahiplerini buluyor. 2018 ve 2019 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen törenler, bu yıl, pandemi nedeniyle Zoom üzerinden sanal ortamda yapıldı. 

 

10 Aralık 2020 İnsan Hakları Günü’nde gerçekleştirilen “2020 yılı Engellilik Çalışmaları Lisansüstü Tez Ödülü Töreni” Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu Merkez Müdürü Doç. Dr. Volkan Yılmaz’ın açış konuşması ile başladı. Yılmaz, konuşmasında; İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin yetmiş iki yıl önce 10 Aralık’ta kabul edilmiş olduğuna, o günden bugüne insan hakları yaklaşımının çeşitli kişiler ve toplumsal hareketler tarafından daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir dünya oluşturmak için kullanıldığına ve kullanılmaya devam ediyor olduğuna değindi. Volkan Yılmaz, ayrıca, insan hakları yaklaşımını sürekli gelişen ve hiçbir zaman işlevini kaybetmeyecek bir yaklaşım olarak görmenin faydalı olduğunu ifade etti.

 

Yazının Devamını Oku

Engellilerin sorunlarına uzaktan değil, yakından bakmalıyız

Merhabalar sevgili okurlar. 

 

19 yaşıma kadar ben de herkes gibi sağlıklı biriydim. 18 yaşında, liseyi bitirir bitirmez evlenmiştim. O günün hayat şartları bugüne pek benzemiyordu. Örneğin; henüz Türkiye’ye bulaşık makinesi gelmemişti, yani bulaşıklar elde yıkanırdı. Çamaşır makinesi ise herkes için erişilebilir bir eşya değildi. Bu yüzden çoğu evde çamaşırlar da elde yıkanırdı. Tıpkı bizim evde olduğu gibi… 

 

Ben o yıllarda bir yandan yüksek öğrenimime devam ediyor, bir yandan çalışıyor, bir yandan da ev işlerini eksiksiz yapmaya uğraşıyordum. Bir de bebeğim olmuştu. Annemlerle aynı apartmanda altlı üstlü dairelerde oturuyorduk. Edebiyat öğretmeni olan annem, kızımın doğumundan sonra onunla daha fazla vakit geçirebilmek için emekli olmuştu. Her sabah işe gitmeden önce kızımı kucağıma alıp üst kata, annemin evine çıkarır ve çalıştığım şirketin servis otobüsüne yetişebilmek için koşa koşa caddeye inerdim. 

 

O zamanlar şimdiki gibi her mahallede bir market yoktu. Ben Feneryolu’ nda oturuyordum. Alışveriş edebileceğim tek market ise Şaşkınbakkal’ da idi. Haftanın en az iki günü servisten Şaşkınbakkal’da iner, zeminin bir alt katında yer alan marketin dik merdivenlerini iner, alışverişimi yapar ve aynı dik merdivenleri elimde torbalarla çıkar ve caddenin karşı tarafına geçerek dolmuşa binerdim. Feneryolu’ na gelince dolmuştan iner ve yine elimde torbalarla on dakika kadar yürüdükten sonra eve ulaşırdım. 

 

Evde beş dakika bile dinlenmeden hemen mutfağa girer ve akşam yemeğinin hazırlığına başlardım. Bazen annem bizi akşam yemeğine davet eder, ben de evde biraz dinlenme fırsatı bulmuş olurdum. Yani hiç kolay değildi hayatım. Ama ben yine de çok mutluydum. Eşimi de evimi de işimi de okulumu da çok seviyordum. 

Yazının Devamını Oku

“16 Günlük Aktivizm- Kadına Yönelik Şiddete Son Kampanyası”

Merhabalar sevgili okurlar.

 

Dominik Cumhuriyeti 1930’da ülke yönetimini ele geçiren Rafael Trujillo tarafından uzun yıllar diktatörlükle yönetildi. Ta ki Mirabel Kardeşler olarak tanınan üç kız kardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa eşleriyle birlikte Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele vermeye başlayana dek…

 

1960 yılının Haziran ayında Patria tarafından kurulan Clandestine Hareketi’ne diğer kız kardeşler de katıldılar. Diktatörlük karşıtı mücadelenin sembolü haline gelen kardeşler ağır baskılara maruz kaldılar ve hapis cezalarına çarptırıldılar. 1960 yılının Kasım ayı başlarında Trujillo ülkede iki tehlikenin varlığından söz ederek Kilise’yi ve Mirabel Kardeşler’i hedef gösterdi. 25 Kasım 1960’da üç kız kardeş tecavüz edilerek öldürüldüler. Onların öldürülmesinden bir yıl sonra, Trujillo karşıtı hareket diktatörlüğün sona ermesini sağladı. 

 

Mirabel Kardeşler’ in anısı, özgürlük ve insan hakları için verdikleri mücadele tüm dünyada insan hakları savunucuları ve kadın hareketleri için bir sembol haline geldi. Birleşmiş Milletler de 1999 yılında, 25 Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak benimsenmesine karar verdi. 

 

Birleşmiş Milletler tarafından her yıl, küresel ölçekte, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” nden başlayarak 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ ne dek devam eden “16 Günlük Aktivizm- Kadına Yönelik Şiddete Son Kampanyası” düzenleniyor. Sivil toplum kuruluşları ve kadın hakları aktivistleri tarafından başlatılan ve günümüzde dünyanın her yerinde çeşitli kişi ve kurumlar tarafından yürütülmekte olan kampanya, kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetin önlenmesi ve ortadan kaldırılması için bir platform ve strateji olarak kullanılıyor. 

Yazının Devamını Oku

Tüm öğretmenlerimizin “Öğretmenler Günü” kutlu olsun

Merhabalar sevgili okurlar.

Bugün Öğretmenler Günü… Onları onurlandırma, bizlere vermiş oldukları emekler için şükranlarımızı sunma günü…

 

5 Ekim 1966 tarihinde Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetler Arası Özel Konferansı” nın sona ermesinin ardından, “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”; UNESCO ile Uluslararası Çalışma Örgütü (International Labor Organization- İLO) temsilcileri tarafından oybirliği ile kabul edildi. 1994 yılından itibaren de UNESCO’nun tavsiyesi ile, 5 Ekim tarihi pek çok ülkede “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaya başladı. 

 

Zaman içinde çeşitli ülkelerde kendi kültürel ve tarihi özelliklerine göre, farklı tarihler “Öğretmenler Günü” olarak belirlendi. Türkiye’de ise, hepimizin bildiği gibi, Öğretmenler Günü her yıl 24 Kasım’da kutlanıyor.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e, Bakanlar Kurulu’nun

11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” unvanı verildi. Bu unvan 24 Kasım’da, “Millet Mektepleri Talimatnamesi” nin yayınlanması ile resmileşmişti. Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü olan 1981 yılında ise, O’nun” Başöğretmen” olduğu tarihin her yıl ülke çapında “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmasına karar verildi. 

Yazının Devamını Oku

“COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma ve İş-Yaşam Dengesi” 3

Merhabalar sevgili okurlar.

COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma İş-Yaşam Dengesi Araştırması bulgularını paylaşmaya “Örgütsel Destek Algısı” ile ilgili bilgi vererek de devam ediyorum.

 

 

Katılımcıların %83,3’ü pandemi sürecinde çalıştığı kurumdan yüksek düzeyde destek aldığını bildiriyor. Bireylerin pandemi sürecinde aldıkları örgütsel destek çalıştıkları kurum türüne göre incelendiğinde, özel şirkette çalışan bireylerin kâr amacı gütmeyen vakıflarda ve devlet kurumlarında çalışan bireylere kıyasla daha yüksek örgütsel destek algıladıkları görülüyor. Bireylerin pandemi sürecinde çalıştıkları sektöre göre algıladıkları örgütsel destek birbirinden çok farklı değil. Ancak, ‘otomotiv’ ile ‘finans ve sigorta’ sektörlerinde algılanan örgütsel destek; ‘yazılım’, ‘lojistik, ulaşım ve depolama’ ile ‘ilaç’ sektörlerinde algılanan örgütsel destekten daha yüksek.

 

Katılımcıların %63,3’ü oldukça yüksek, %21,8’i de yüksek düzeyde iş güvencesine sahip olduğunu düşünüyor. Katılımcıların %11,7’si ortalama düzeyde iş güvencesine sahip olduğunu düşünürken, %2,1’i iş güvencesinin düşük, %1,1’i de oldukça düşük olduğunu söylüyor. Bireylerin pandemi sürecinde algıladıkları iş güvencesi çalıştıkları kurum türüne göre incelendiğinde, devlet kurumlarında çalışanların %90’ından fazlasının iş güvencesine sahip olduğunu düşündüğü görülüyor. Özel şirketlerde çalışanların %82’ sinin, özel vakıflarda çalışanların ise %72’ sinin iş güvencesi ile çalıştıkları anlaşılıyor.

 

Katılımcıların yalnızca %5,9’unun teknolojiye bağlı yüksek düzeyde stres yaşadığı görülüyor. Teknoloji; katılımcıların %47,9’u için ortalama, %46,3’ü için ise düşük düzeyde stres kaynağı. Teknolojiye bağlı stres düzeyleri bireylerin pandemi öncesinde evden çalışma deneyimlerinin bulunup bulunmamasına göre incelendiğinde; daha önceden evden çalışmayanların salgın sürecinde evden çalışırken daha fazla stres yaşadıkları anlaşılıyor. 

Yazının Devamını Oku

“COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma ve İş-Yaşam Dengesi”2

Merhabalar sevgili okurlar.

 

Dünkü yazıma konu aldığım, Sabancı Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile gerçekleştirilen “COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma ve İş-Yaşam Dengesi Araştırması” ile ilgili bilgi vermeye, “Pandemi Sonrası Çalışma Düzeni Tercihleri” ile devam ediyorum.

 

Söz konusu araştırma, katılımcıların büyük çoğunluğunun (%53,5) pandemi sonrası haftanın birkaç günü evde, birkaç günü ofiste çalışabilecekleri bir iş düzenini tercih ettiğini gösteriyor. İşyerinde çalışmaya geri dönmeyi tercih edenlerin oranı %23,9, olabildiğince sık evden çalışmayı tercih edenlerin oranı ise %22,6. Kadınların ve erkeklerin pandemi sonrası çalışma düzeni tercihleri birbirinden biraz farklı. Öncelikle hem kadınların hem de erkeklerin %50’sinden fazlası haftada birkaç gün evden çalışmayı tercih ediyor. Diğer yandan erkekler işyerinde çalışmaya dönmeyi kadınlara oranla daha çok tercih ediyorlar. İşyerinde çalışmaya geri dönmeyi tercih eden erkeklerin oranı %30 iken, kadınların oranı %20.

 

Çalışma yaşamında geçirilen yıla, yani kıdeme göre, pandemi sonrası çalışma düzeni tercihleri incelendiğinde yine bazı farklar görülüyor. Öncelikle tüm kıdem gruplarının yarısından fazlası haftada birkaç gün evden çalışmayı tercih ediyor. 0-5 yıl arasında kıdeme sahip bireylerin %24’ü, 6-11 yıl arasında kıdeme sahip bireylerin %31’i, 12-18 yıl arasında kıdeme sahip bireylerin %23’ü, 17-21 yıl arasında kıdeme sahip bireylerin %18’i, 22 yıldan fazla kıdeme sahip bireylerin ise %16’sı olabildiğince sık evden çalışmayı yeğliyor. İşyerinde çalışmaya geri dönmeyi en çok arzu eden grup, %31’lik bir oran ile 17-21 yıl arasında kıdemi olanlar. Onları, %30’luk bir oranla kıdemi 22 yıldan fazla olanlar takip ediyor. Çalışma hayatı 0-5 yıl arasında olanların %25’i, 6-11 yıl arasında olanların yalnızca %9’u, 12-16 yıl arasında olanların ise %24’ü işyerinde çalışmak istiyor.

 

Bireylerin pandemi sonrasındaki çalışma düzeni tercihleri evden çalışma günü sayısına göre farklılaşıyor. Çoğunluk haftada birkaç gün veya daha fazla evden çalışmak istediğini belirtiyorsa da haftada 1-3 gün arasında evden çalışanlar pandemi sonrasında işyerinde çalışmaya geri dönmeyi diğerlerine oranla daha fazla tercih ediyorlar. Haftada 5-6 gün evden çalışanlar ise pandemi sonrasında da olabildiğince sık evden çalışmayı diğerlerine oranla daha fazla tercih ediyorlar. 

Yazının Devamını Oku

“COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma ve İş-Yaşam Dengesi”

Merhabalar sevgili okurlar.

Bilindiği gibi 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından Covid-19 salgını nedeni ile küresel pandemi ilan edilmesi neticesinde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok özel şirket ve kurum, sosyal izolasyon sağlamak amacıyla, evden çalışma uygulamasına geçti. Bu uygulama elbette ki aile hayatında bazı değişiklikler yarattı.

 

Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Mahmut Bayazıt ile İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi İlknur Özalp Türetgen, “COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma ve İş-Yaşam Dengesi” başlıklı bir araştırma gerçekleştirdiler. TÜBİTAK desteği ile yürütülen araştırma, pandemi sırasında Türkiye’de ailesi ile birlikte yaşayan ve kısmen de olsa evden çalışan beyaz yakalıların bu durumdan nasıl etkilendiklerini ve bu yeni düzenle nasıl başa çıktıklarını ortaya koydu. 

 

Söz konusu çalışma kapsamında, pandemi nedeniyle başkalarıyla birlikte yaşadığı evde uzaktan çalışmak durumunda kalan bireylerin iş-aile dengelerinin ne şekilde etkilendiği sekiz hafta süren boylamsal bir araştırma ile incelendi. İki bölümden oluşan araştırma verileri çevrimiçi anket yöntemiyle 23 Mayıs-13 Temmuz tarihleri arasında toplandı. Çalışmanın ilk aşamasına 441, boylamsal verileri içeren ikinci aşamasına 163 çalışan dahil edildi. 

 

Bireylerin pandemi döneminde eve, işe ve kendilerine ayırdıkları zaman, algılanan sosyal destek ve iş güvencesi gibi konulardaki verileri bir araya getiren araştırma; evden çalışma deneyiminin kıdeme, cinsiyete, evli ve çocuk sahibi olma gibi durumlara göre anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koyuyor.

 

Yazının Devamını Oku

Alerji

Merhabalar sevgili okurlar. 

 

Alerji denilince çoğumuzun aklına basit bir hapşırık, ya da kaşıntı geliyor. Ancak, gerçek zannedildiği gibi değil. Alerji, aslında, kimi bireyler için hem fiziksel hem de sosyal hayatı oldukça olumsuz biçimde etkileyen bir rahatsızlık. 

 

Geçmişi çok eskilere dayanan alerji, ilk kez 1906 yılında Avusturyalı çocuk doktoru Clemens Von Pirquet tarafından tıp literatürüne kazandırılmış. Pirquet, alerji kelimesini Yunanca’da “diğer” anlamına gelen “Allos” ve “tepki” anlamına gelen “Ergon” kelimelerinden türetmiş. Zira alerji, esasen, bağışıklık sisteminin bazı kişilerde normal dışı çalışarak aslında zararsız olarak kabul etmesi gereken maddelere karşı aşırı tepki vermesi durumu.

 

Sabancı Vakfı'nın 2019-2020 Açık Çağrılı Hibe Programı kapsamında destek almaya hak kazanan 8 projeden birinin yaratıcısı olan “Alerji ile Yaşam Derneği”; sosyal medya üzerinden birbirine ulaşan alerjik çocuk sahibi 16 ailenin bir araya gelmeleri sonucunda, 2016 yılında, kurulmuş bulunuyor. Derneğin kuruluş amacı; alerji gibi yaygın, özellikle çocukların sağlığını ve günlük yaşantısını olumsuz etkileyen bir hastalık konusunda doğru bilinen yanlışları düzeltmek ve toplumda farkındalık yaratmak. Söz konusu Dernek, kuruluşundan bu yana alerjik çocuk sahibi 43 bin aileye ulaşmış durumda. 

 

Alerji ile Yaşam Derneği; alerji kökenli hastalıkların tedavisi bulununcaya kadar bu hastalık ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin uluslararası insan hakları çerçevesinde sağlık, eğitim ve sosyal alanlarda fırsat eşitliğine sahip olduğu bir Türkiye inşa etmek vizyonu ile çalışıyor. Bu vizyon doğrultusunda alerji hastalarının teşhis ve tedavi imkânlarını geliştirmek ve hastaların günlük yaşam kalitelerini artırmak için ilgili özel ve kamu kuruluşları ile iş birliği yapıyor; alerji hastalarının ihtiyaçları ile önerilerini ilgili kurumlara iletiyor ve takip ediyor. 

Yazının Devamını Oku

Kalbim İzmir’de atıyor 

Merhabalar sevgili okurlar.

 

İzmir’de, 30 Ekim’de, meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki deprem Türkiye’yi yasa boğdu. AFAD’ dan yapılan açıklamaya göre; 30 Ekim’deki depremin ardından, 45’inin büyüklüğü 4’ün üzerinde olmak üzere, toplam 1713 artçı sarsıntı kaydedildi.

 

AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu, dün yaptığı açıklama ile, arama kurtarma ekiplerinin İzmir’deki çalışmalarını tamamlamış bulunduklarını bildirdi. 114 kişinin hayatına mal olan deprem, 1035 kişinin de yaralanmasına neden olmuş durumda. 137 yaralının tedavisi halen devam ediyor. 

 

Hepimizin bildiği gibi, ülkemizin oldukça büyük bir bölümü fay hattı üzerinde yer alıyor. Dolayısıyla yaşadığımız ilk deprem olayı bu değil. Ama biz, ne yazık ki, tekrar tekrar yaşadığımız deprem acılarından ders çıkarmayı bilmiyoruz; konu ile ilgili önlem almayı öğrenemiyoruz… Ders çıkarmayı bilseydik eğer, bir bina yerle bir olurken diğerinin nasıl sağlam kalabildiğini düşünüyor olurduk. Bunu düşünebilseydik eğer, kesinlikle bir önlem alınması gerektiği sonucuna varabilirdik.

Yazının Devamını Oku

“İnmede Çare Erken Müdahale”

Merhabalar sevgili okurlar.

Halk arasında felç ya da beyin felci olarak da bilinen inme, beyni besleyen damarlarda sağlıklı kan akışının kesilmesi nedeniyle, nörolojik fonksiyon kayıplarıyla sonuçlanan klinik bir durum. İnme, tüm dünyada, kalp hastalıkları ve kanserden sonra üçüncü sıradaki en sık karşılaşılan ölüm nedeni. Dünya İnme Organizasyonu her yıl 17 milyon kişinin inme geçirdiğini, 6 milyon kişinin inme ya da inmeye bağlı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybettiğini bildiriyor. İnme, Türkiye’de kalıcı sakatlık nedenleri arasında birinci sırada yer alıyor. 

 

İnme geçiren hastalar yatağa bağımlı olma, konuşma ve yürüme güçlükleri, bilişsel işlevlerini yerine getirememe riski ile karşılaşıyorlar. Oysa ki inme, zamanında ve doğru müdahale yapıldığında tedavi edilebilen bir hastalık. Fakat toplumumuz inmenin ne olduğu, belirtileri ve bu belirtiler görüldüğünde yapılması gerekenler gibi konularda yeterli düzeyde bilgi sahibi değil. 

 

İnme, üç yaygın belirti ile kendini gösteriyor. Bunlar; ani gelişen konuşma bozukluğu, yüzde kayma ve kolda güç kaybı. Bu belirtiler fark edildiğinde hiç vakit kaybetmeden 112’yi aramak gerekiyor. Zira inme tedavisinin, inme konusunda uzman bir ekip ve teknolojik donanımın bulunduğu merkezlerde yapılması çok önemli. 112 Acil Sağlık Hizmetleri, inme belirtileri olan hastayı tedavi için en uygun hastaneye en kısa sürede ulaştırıyor. 

 

29 Ekim, Dünya İnme Organizasyonu tarafından “Dünya İnme Günü” olarak ilan edilmiş bulunuyor. Dünyanın pek çok yerinde bu özel gün ile ilgili farkındalık mesajları veriliyor, inmenin olası etkilerine dikkat çekmek için kamuoyuna yönelik faaliyetler başlatılıyor ve bu faaliyetler yıl sonuna kadar sürdürülüyor. Ülkemizde de Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği tarafından 2020 Ekim ayı sonunda ülke genelinde inme hakkında farkındalık yaratmak amaçlı bir iletişim kampanyası başlatılmış bulunuyor. Türkiye’ de inme üzerine çalışan en büyük otoritelerden biri olan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği 1994 yılından beri bu alanda faaliyet gösteriyor. Söz konusu Dernek; Dünya İnme Organizasyonu (World Stroke Organization- WSO), Avrupa İnme Organizasyonu (European Stroke Organization- ESO) ve Avrupa İnme Birliği (Stroke Alliance for Europe- SAFE) üyesi olan bir sivil toplum kuruluşu.

 

Yazının Devamını Oku

Beşiktaş Belediyesi engelleri sanatla yıkıyor

Merhabalar sevgili okurlar.

Cumhuriyetimizin 97. kuruluş yıldönümü tüm ülkede görkemli törenlerle kutlandı. Cumhuriyetimizi kutlamak adına gerçekleştirilen tüm etkinliklerin büyük emeklerle hazırlandığına ve birbirinden değerli olduğuna yürekten inanıyorum. Ancak ben bugün, bu satırlarda, bu etkinliklerden yalnızca birine yer verebileceğim. 

 

İstanbul-Beşiktaş Belediyesi 18 Aralık 2019 tarihinde çok özel bir projeye imza attı. Türkiye’de ve dünyada ilk kez tüm engel grupları birlikte dans edecek, şarkı söyleyecek, müzik aleti çalacak ve tiyatro oyunculuğu yapacaktı. Daha önce birçok kez bedensel engelli dans toplulukları, görme engelli korolar, işitme engelli halk oyunları ekipleri, zihinsel engelli tiyatro ve dans toplulukları kurulmuş; ancak tüm engel gruplarını aynı sahnede toplayarak sahne sanatlarının tümünü içine alan bir gösteri sergilenmemişti. 

 

Projenin afişleri 29 Ocak 2020’de tüm Beşiktaş semtlerinde asıldı. 17 Şubat 2020’de usta sanatçılar Ali Yaylı, Tuna Arman ve İzzet Çivril’in katılımıyla kursiyer seçmeleri yapıldı. Ardından da işitme, görme, zihinsel, bedensel engelli 24 genç ile derslere başlandı. 25 Şubat 2020’de ilk tekerlekli sandalye dans gösterisi, 15 Mart 2020’de de ilk işitme engelliler dans gösterisi gerçekleştirildi. Proje kapsamında ilk engelsiz klip 10 Ağustos 2020’de çekildi. 

 

Beşiktaş Belediyesi Cumhuriyet Bayramı’nı Engelsiz Sanat Grubu tarafından sergilenen özel bir etkinlikle kutladı. İşitme, görme, zihinsel ve bedensel engelli gençler muhteşem bir dans gösterisi sergilediler. 

 

Yazının Devamını Oku