GeriÖmür Kurt Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

Türkiye’nin en büyük çocuk festivallerinden biri başlıyor. Üstelik bu festival diğerlerine hiç benzemiyor. İçinde yüz boyama veya dans gösterisi gibi şeyler yok; bilim var, sanat var, oyun var, yaratıcılık var. 2-3 Haziran tarihlerinde Uniq İstanbul’da gerçekleşecek olan ‘Yaratıcı Çocuk Festivali’nin direktörü Derya Topçu bize Türkiye’nin en büyük çocuk festivalini anlattı.

Nasıl çıktı fikir?

Büyük çoğunluğu çocuk ve gençlerden oluşan bir ülkeyiz ama ne aileleri tamamıyla kucaklayacak bir festivale sahibiz ne de tam anlamıyla çocuklar için düşünülmüş bir festivale… Biz bu festival fikri ile bir ilki başarmak istedik. İlk kez AVM ortamından uzakta, açık havada, çocuklar için gerçekten yaratıcı ve faydalı bir festival tasarladık.

Neler var festivalde?

Bu festival ‘yaratıcılık’ odaklı, çocuklar için ilk kez yapılacak kültür-sanat festivali. Bu festivalde bilimden sanata, sanattan tasarıma uzanan geniş bir yelpazede çocuklara keşif ve yaratıcılık odaklı deneyimler sunan atölyeler var. Her yaş grubunun katılabileceği, yerli tohum ekoloji atölyesi, enerji farkındalığı atölyesi, sevimli makarna canavarları atölyesi, yaratıcı çocuk oyuncağı atölyesi gibi birbirinden farklı 14 atölye çocukları bekliyor. Ayrıca çok sayıda konser de olacak.

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

Peki, ya anne babalar?

Anne babaları elbette ki unutmadık. Onlar için de çocuklarını uzaktan izleyebilecekleri ve dinlenebilecekleri alanlar oluşturduk. Ayrıca Doğan Cüceloğlu, Sunay Akın, Özgür Bolat, Ceyda Düvenci ve Bahar Eriş gibi isimlerin söyleşileri olacak. Anne babalar dilerlerse bu değerli isimlerin söyleşilerine de katılabilecek.

Festivalde ‘süper kahramanlar’dan yola çıkıyorsunuz değil mi?

Evet, ama bu süper kahramanlar Batman, Örümcek Adam, Süpermen değil; bilimde, sanatta, edebiyatta, sporda ülkesini ve dünyayı etkilemiş süper kahramanlar… Osman Hamdi Bey, Einstein, Charlie Chaplin, Yuri Gagarin, Descartes, Leonardo Da Vinci, Mimar Sinan, Galileo, Orhan Veli ve Kathrine Switzer gibi yaşadıkları döneme adlarını yazdırmış gerçek süper kahramanlar, çocuklara dağıtılan pelerinler aracılığıyla çocukları uçuracak, öğrenirken eğlenmenin keyfini yaşatacaklar.

Festival ile ilgili bilgilere nereden erişebilirler?

Tüm bilgiler www.yaraticicocukfestivali.com adresinde mevcut. 2 gün sürecek festivalin katılım ücreti ise 55 TL. Biletler Biletix’ten temin edilebilir. Sadece bir bilet ile tüm atölyelere katılabilirler. İçeride ayrıca ücret ödenmiyor.

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

'YILIN ÇOCUK ROMANI ÖDÜLÜ' BENİM OLDU

Yazar Gülten Dayıoğlu adına kurulan Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı’nın 2017 yılı çocuk romanı ödülü benim oldu. :) Sevgili Gülten Dayıoğlu her yılın 23 Nisan günü ödülü almaya hak kazanan kişiyi arayıp, ödüle layık bulunduğunu bildiriyormuş. Bu yıl da beni aradı... Üstelik 23 Nisan doğum günümdü ve bu ödül şimdiye dek aldığım en güzel hediye oldu. Ödül töreni ise 15 Mayıs Salı günü Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesinde düzenlendi. Çok güzel bir törendi. Herkese çok teşekkürler... "Yaban Ördeği Ailesinin Göç Yolculuğu" adlı çocuk romanım bu sonbaharda Altın Kitaplar yayınevi tarafından basılacak ve okuyucuyla buluşacak. Ben çok heyecanlıyım... Umarım tüm çocuklar ve ruhu çocuk olan yetişkinler bu kitabı severler.

HADİ ANNE GİDELİM

Antalya’da buluşalım

‘LC Waikiki Aile Buluşmaları’ devam ediyor. İkinci durağımız Antalya! Dr. Şirin Seçkin ile birlikte ‘Bebek cildi ve sağlığı’nı konuşacağımız buluşmaya herkes davetli. Ayrıca sürpriz hediyelerimiz olacak.

Yer: Antalya-Terracity AVM
Tarih: Yarın
Saat: 14.30
Fiyat: Ücretsiz
Tel: (0242) 318 18 18

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

Çocuklar için bahar şenliği

Çocuklar eğlenceli bir şenlikle bahara merhaba diyecek. Şenlikte bol müzik, oyun ve ev yemekleri çocukları ve anne-babaları bekliyor.

Yer: İstanbul-Kadıköy Koşan Kaplumbağa Anaokulu
Tarih: Yarın
Saat: 12.00
Fiyat: Ücretsiz
Tel: (0553) 944 58 68

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

Arkeoloji atölyesi

Çocuklar arkeolojinin gizemli dünyasına doğru keyifli, eğlenceli ve eğitici bir yolculuğa çıkacak.

Yer: İstanbul-Oyuncak Müzesi
Tarih: Yarın
Saat: 11.00
Fiyat: 60 TL
Tel: (0216) 359 45 50

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

Minyonlar müzikali

Çocukların çok sevdiği sevimli Minyonlar, bu kez müzikli danslı bir gösteriyle sahnede.

Yer: İzmir-Tiyatrohane Sahne Modda
Tarih: Bugün/Yarın
Saat: 13.00
Fiyat: 30 TL
Tel: (0546) 406 26 03

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

Şirinler sihirli geceler

Yediden yetmiş yediye herkesin sevgili Şirinler bu kez 2-9 yaşları arasındaki çocukları güldürecek düşündürecek bir oyunla sahnede.

Yer: Ankara-Müjdat Gezen Sanat Merkezi
Tarih: Bugün/Yarın
Saat: 16.00
Fiyat: 20 TL
Tel: (0312) 491 99 07

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

HAFTANIN KİTABI

‘Küçük Kara Bulut’ onu fark eder etmez şemsiyesini açan insanları gördükçe hüngür hüngür ağlıyor. Beyaz bulutlar için ise kendini çirkin hissediyor. Bu güzel öykü çocuklara çok şey anlatacak.

Yayınevi: Çınar Yayınları
Yazar: Nazlı Deniz Güler
Tür: Öykü
Sayfa: 16
Fiyatı: 18 TL

Bu festivalde ‘yaratıcılık’ var

X

Boyama kitapları faydadan çok zarar mı veriyor?

Anne-babalar, özellikle okulöncesi çocuklara en çok boyama kitapları alır. Oysa uzmanlar boyama kitaplarının çocuğun yaratıcılığını sınırlandırdığını söylüyor...

Boyama kitapları çocukların yaratıcılığını kısıtlar mı?

Ilgın Şirin (Uzman klinik psikolog): Resim yapmak çocukların kas becerileri, el-göz koordinasyonu, güç-kontrol becerisi, bilişsel ve görsel zihin gelişiminde etkin rol oynuyor. Fakat boyama kitapları genellikle hazır resimlerden oluşuyor. Bu durum da çocuğun serbest düşünme, ifade etme ve görselleştirme becerilerini kısıtlıyor. Yani boyama esnasında hazır olarak verilen sınır çizgileri çocuğu bu sınırları aşmadan boyamak zorunda bıraktığı için çocuğun hayal kurması ve yaratıcı düşünmesi engellenmiş oluyor.

Ceyhun Şen (Çizer): 12 yıldır çocuk kitapları resimleyen bir illüstratör ve bir baba olarak bu konuda uzman görüşlerini takip etmeye çalışıyorum. Boyama kitaplarının yaratıcılığı kısıtladığı görüşünde olanlar ve gelişime faydalı olduğu görüşünde olanlar iki uç noktada duruyor. Bence mevcut boyama kitaplarındaki net yönlendirme ve talimatların yaratıcılığı kısıtladığı çok açık! Kesin sınırları belirlenmiş ve çok net talimatları olan hiçbir etkinlikte yaratıcılık kendi yolunu bulamaz. Bir çocuğa “Bu bir balık ve onu maviye boya” derseniz çocuk mavi rengi bitmediği sürece, bu talimat içerisinde kalma eğiliminde olacaktır. Bu, pembe bir balık boyayıp balığın neden pembe olabileceğine dair bir nedensellik oluşturmasını engeller ve hayal dünyasında pembe balığın hikâyesini yazma potansiyelini elinden almış olursunuz.

Çocuklar boyama yaparken istedikleri renkleri kullanmalarına karışmamalıyız.

Yeşil yerine mor bir ağaç çizen çocuğa nasıl yaklaşmak gerek?

Ilgın Şirin: Gerçeklik algımız, yetişkinlikle çocukluk dönemlerimizde farklıdır. Bir çocuk ağacı mora boyadığında biz bunun pek mümkün olamayacağının bilincindeyizdir; fakat bu durum çocuklar için böyle işlemez. Bir çocuk için ağaç yeşil olabiliyorsa neden mor olamasındır ki? Çocuğa bu renkte bir ağaç olamayacağını söylemek yerine yaptığı ağacın ne kadar güzel ve özel olduğunu anlatmak gerek. Hatta ona bu rengi tercih etmesinin sebebini sormak, hayalini anlatmasına imkân tanımak da çok önemli!

Ceyhun Şen: Çocuklar resim yaparken de boyama kitapları boyarken de ‘olmaz’lı yaklaşımları terk etmek gerekiyor. Boyama kitapları özelinde de bu kısıtlayıcı yönergeler yerine yeni bir boyama kitabı anlayışının hâkim olması gerektiğini düşünüyorum. Bence çözüm basit. Boyama alanlarının tamamen net sınırlarla belirlenmediği, çocuğa çıkış yollarının ayrıldığı görseller hazırlanabilir. Ayrıca boyama sayfalarında çocuğun hikâyeler oluşturabileceği alanlar bırakılıp zekice ve yararlı yönlendirmeler yapılabilir. Mesela bir köşede boyanması beklenen bir balık görseli varsa “Haydi bu balığı arkadaşlarıyla buluşturup eğlenceli bir oyun başlatalım” gibi bir yönlendirme, çocukta büyük bir yaratıcılığı tetikleyebilir. Çocuğun böyle bir senaryoda sayfadaki balığı bir astronotla ya da denizkızıyla arkadaş yapması olasıdır. Aynı senaryoda ebeveynin “Astronot ve balık arkadaş olamaz” demesi yerine “Astronot ve balık sence nasıl arkadaş olmuşlardır” sorusuyla çocuğun hayal gücündeki potansiyeli daha da güçlendirmesi en iyi yoldur.

Çocukların yaratıcılığını arttırmak için ailelere ve öğretmenlere önerileriniz neler?

Yazının Devamını Oku

Ne yapacağını bilmiyorsa...

Pandemi sebebiyle uzun süre evde kalan çocuklar, okula döndükten sonra pek çok sorunla karşı karşıya kaldı. En temel yönergelere uymakta zorluk çekiyor, arkadaş bulamamaktan şikâyet ediyor; “Benimle kimse oynamıyor”, “Benim yerime onunla oynamak istediğimi söyler misin” diye sıkıntılarını dile getiriyorlar. Biz ne yapacağını bilmeyen bir çocuğa nasıl destek olacağız?

Pandemi kısıtlamaları sonrası okula dönen çocukların sıraya girme, söz alma, genel kurallara uyma gibi davranışlarında ne gibi değişiklikler oldu?

Mehtap Gür (Okulöncesi eğitimcisi): Çocuklar pandemi sürecinde akranlarıyla etkileşimle öğrenecekleri birçok davranışı maalesef deneyimleyemediler. Dolayısıyla şu an bir araya gelen çocukların en büyük sorununu ‘Ne yapacağını bilememe’ olarak tanımlayabiliriz. Okulda söz almak için sırasını beklemek zorunda olan çocuk evde buna ihtiyaç duymuyordu. Özellikle konuşan kişiye odaklanma ve sabırla bekleyebilme becerileri gelişmedi. Bu süreci yoğun olarak ekran başında geçiren çocuklarda ekrana aralıksız bakma, odaklanıp dakikalarca izleyebilme davranışı gözlemlenirken masa başında ellerini ve temel becerilerini kullanması gereken bir etkinlikte kısa sürede sıkılma, sabır gösterememe, yaratıcı ürünler ortaya çıkaramama, verilen bir yönergeyi takip edememe gibi davranışlar ortaya çıkıyor. Normal şartlarda çocuklar, her yerde ve hiçbir oyun materyali olmadan da yaratıcı oyunlar üretebilme becerisine doğal olarak sahiptir. Pandemi süreci küçük yaş grubundaki çocukların yaratıcılık ve yeni şeyler üretebilme becerilerini de olumsuz şekilde etkiledi.

Dr. Bahar Eriş (Eğitimbilimci): Çocuklar iletişim kurmayı, oyuncak paylaşmayı, sırada beklemeyi, yeni arkadaşlık bağları kurmayı, “Lütfen” ve “Teşekkür ederim” gibi kıymetli ifadeleri öğrenmeyi, sohbet edebilmeyi, dinleme becerisini sosyal ortamlarda öğreniyor. Uluslararası araştırmalara göre pandemi, bazı çocuklarda bu tür sosyal becerilerde gerilemeye yol açtı. Öte yandan çocuk beyni esnek olduğu için bu becerileri bol tekrar ve pratikle geri kazanmak mümkün. Öğretmenlere bu konuda çok iş düşüyor ancak ailelerin de evde yapabileceği birçok şey var.

Çocukların sosyal hayata uyumlu yaşayabilmeleri için önerileriniz neler?

Dr. Bahar Eriş: Evde mümkün olduğunca bir rutin oluşturmak önemli. Evde rutin yoksa çocuk sosyal ortamda da zorlanıyor. Aileler çocuğu evin merkezi haline getirmemeli. Böyle olduğunda, çocuk aynı ilgi ve dikkati ev dışındaki sosyal ortamda da bekliyor. Çocuğa ailenin eşit bir üyesi olduğu mesajını vermek önemli. Bunun bir yolu, çocuklara küçük yaştan itibaren ev içinde sorumluluklar vermek. Sorumluluklar, talimatı takip edebilme becerisini de destekliyor. Çocuklara, yaptıklarıyla sonuçlar arasındaki ilişkiyi sözel olarak anlatmak da önemli. Çocuk karşısındakinin sözünü kesmeden beklediğinde “Aferin” demek ona bir bilgi vermez. Bunun yerine “Arkadaşını dikkatlice dinlemen çok saygılı bir davranıştı, onu da mutlu etti, kendinle gurur duymalısın” gibi cümleler çocuğa davranışıyla sonuç üzerinde etki yarattığını, bu dünyaya pozitif bir şey katma gücüne sahip olduğunu hissettirir. Aileler, evde sosyal becerilerin pratiğinin yapılabileceği ortamlar kurgulayabilir. Mesela haftanın bir günü aile toplantıları yapıp birbirini dinleme, konuşmak için söz alma, kendi sıranı bekleme pratiği yapılabilir.   

Mehtap Gür: Tüm bilimsel kaynaklar ve eğitimcilerin deneyimleri gösteriyor ki, çocuklarda olumlu davranışların gelişebilmesi, akademik becerilerin yüksek olması, sosyal-duygusal yönden gelişmiş ve yaşına ve gelişim özelliğine göre sorun çözebilme becerileri yüksek çocuklar yetiştirmek için okul-aile işbirliği çok önemli. Ayrıca çocuğun sosyal hayattaki tavır ve davranışları için anne-babalar önayak olmalı. “Günaydın, iyi akşamlar” gibi cümleleri önce onlar söylemeli, markette sıraya girmeli, ayakkabısını nasıl bağlayacağını göstermeli, sırayla konuşmalı, kurallara uymalı, dinlemeyi bilmeli. Çocukları mümkün olduğunca akranlarıyla bir araya getirmek ve sorun çözme becerisine katkı sunan en iyi yollardan biri olan akran öğrenmesine fırsat yaratmak da çok önemli.

HADİ GİDELİM

Yazının Devamını Oku

Tırnaklarını yemesinin altında psikolojik bir sebep olabilir

Ebeveynlerin çoğu zaman önemsiz gördüğü, çocuklarını uyarmakla yetindiği tırnak yeme davranışı ciddiye alınmalı. Çünkü uzmanlara göre bu davranış bazen geçici bir durum olabilir ama bazen de altından farklı sorunlar çıkabilir.

Çocukların tırnak yeme alışkanlıklarının altında ne gibi sebepler var?

Ali Orhan (Psikolog): Tırnak yeme davranışı ciddiye alınması gereken davranış sorunlarından biri. Bazen kısa süreliğine, bazen de sürekli olarak yapıldığı gözlenir. Tırnak yiyen çocuklar genellikle yoğun kaygı yaşamaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu çocuklar nasıl, ne tür kaygı yaşıyor ve kaygının kaynağı ne? Çocuklarda kaygı genellikle kontrol edemediği, kaçınamadığı, maruz kaldığı tehdit ve tehlikeler sonucunda oluşur. Kendisine ya da sevdiklerine yönelik tehdit karşısında çocuğun kaygısı artar ve tırnaklarını yiyerek vücuduna zarar vermek yoluyla rahatlamaya çalışır. Bu tehditler çocuğun istismar, taciz gibi vücut bütünlüğüne, dokunulmazlığına yönelik ya da aile içinde tartışma, kavga ve ebeveynlerin birbirlerine yönelik şiddeti olabilir.

Prof. Dr. Özgür Öner (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Olayın bir de farklı boyutu vardır. Tırnak yeme, stres azaltıcı bir hareket olarak veya çocuğun tırnaktaki ya da derideki düzensizliklerden rahatsız olmasıyla başlar. Bu davranışı yapan çocukların önemli bir kısmı otomatik olarak yapmaya devam eder. Boş kaldıklarında, stresli durumlarda, sıkıldıklarında ya da elleriyle tırnak çevresindeki düzensizlikleri yoklamalarıyla bu davranış başlar. Her ekonomik durumdaki, her zekâ düzeyindeki çocukta ortaya çıkabilir. Hafif olgularda, bir kere alışkanlık haline geldikten sonra mutlaka çocukta bir psikolojik soruna eşlik etmesi de gerekmez. Fakat altında psikolojik sorunların olduğu durumlar da söz konusu olabilir. En çok 10-18 yaşları arasında görülür ve kızlarda daha fazladır. Çocukların önemli bir kısmında yaşla davranış azalsa da ömür boyu devam edebilir.

Bu davranış nasıl bıraktırılabilir?

Ali Orhan: Ebeveynlerin öncelikle çocuğu çok iyi gözlemesi gerekir. Bu davranış bazen kısa süreli olabilir ve çocuk tırnak yeme alışkanlığını kendiliğinden bırakabilir. Eğer süreklilik gösteriyorsa, çocuğun günlük yaşamındaki ve aile içindeki değişiklikleri bulmaya çalışmaları gerekir. Bu konuda çocukla konuşurken sakin olmalılar ve asla suçlayıcı bir dil kullanmamalılar. Kaygının kaynağı her zaman evde olmayabilir. Bazen sokakta veya okulda olabilir. Genellikle kaygı kaynağı olan tehdit ortadan kalktığında tırnak yeme davranışı da ortadan kalkar. Eğer tırnak yiyen çocuğa karşı suçlayıcı bir dil kullanılırsa çocuk bu davranışını gizlemeye başlar ve tırnaklarını yiyen bir yetişkine dönüşür. Davranış devam ederse bir uzmandan yardım almak gerekir.

Prof. Dr. Özgür Öner: Öncelikle davranışı devam ettiren ‘aşırı ilgi’ ve ‘uyarma’ gibi sosyal pekiştiricileri ortadan kaldırmak gerekir. Bununla birlikte, davranışın ortaya çıktığı zamanların ayrıntılı bir şekilde belirlenmesi için liste tutulmalı ve çocuğun bu davranışın bilincine varması sağlanmalı. Daha sonra tırnak yemenin yoğun olduğu durumlarda bu davranışı engelleyecek alternatif hareketler oluşturulmalı. Ayrıca kesinlikle çocuğa “Tırnağını yeme!” gibi uyarılarda bulunulmamalı. Çünkü bu durum davranışı istemeden pekiştirebilir. Çocukla bir konuşma yapılmalı ve ona “Tırnaklarını yediğinin farkında mısın” diye sorularak çocuğun farkındalığı sağlanmalı. Bunun sağlık açısından iyi bir davranış olmadığı vurgulanmalı ve çocuğa alternatif bir davranış önerilmeli. “Böyle durumlarda ellerini ceplerine sokabilirsin” gibi bir sözle çocuk yönlendirilebilir. Çocuk bu davranışın yanlışlığına ikna edilebilirse zamanla kendiliğinden bırakacaktır.

HAFTANIN KİTABI

Yazının Devamını Oku

“Çocuğunuza ‘Al bu kitabı oku’ demeyin”

Çocuk kitapları genelde çizimlerle hazırlanır ama yazar Canan Tan bir yeniliğe imza attı ve torunu Can ile kedisi Cancan’ın öyküsünü gerçek fotoğraflarla anlattı. Doğan Egmont Yayınları’ndan çıkan ‘Benim Adım Can Kedimin Adı Cancan’da minik okurları eğlenceli bir kedi öyküsü bekliyor...

Bu kitap nasıl ortaya çıktı Canan Hanım?

Can torunum, Cancan da kedisi. Çok muzip ve şirin bir kedi. Torunumla harika bir iletişimleri var ve ben onların kurduğu bu dostluğa bayılıyorum. Cancan’ın muziplikleri, sakarlıkları, torunumun ona ilgisi çok hoşuma gidiyordu. Benim de kedilerle ilgili pek çok anım var. Çocukken anneannemden gizli, ayakkabı sandığında kedi beslemişliğim var. Can’da da aynı yatkınlığı yakaladım. Cancan’ın çok ilginç maceraları oldu. Her yaştan kediseverin ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Kitapta ilginç anılarınız da yer alıyor...

Çok... Size birini anlatayım. Yazlıkta herkesin beslediği bir köpek var. O şirin köpek, Cancan geldiğinde çok huzursuz oldu ve ona havlamaya başladı. Ben de kediyi kucağıma aldım ve köpeğe dönerek “Bu kediye sakın havlamayacaksın, bu bizim kedimiz” dedim. İnanır mısınız, o da bizim kedimize asla havlamadı bir daha.

Çocuklara yazarken neler hissettiniz?

Ben yazdığım kitaptaki ‘yaşı’ üstüme alırım. Eğer yetişkinlere yazıyorsam ‘yetişkin’, çocuklara yazıyorsam ‘çocuk’ olurum.

Yazının Devamını Oku

Kaybetmeyi de öğrensin

Çocuklarla oyun oynarken hep onun kazanması sağlanınca, çocuk okulda, ‘kaybettiği’ zamanlarda hayal kırıklıkları yaşayabiliyor. Uzmanlar “Kuralına uygun, adil oyun oynamak önemli” diyor.

Özellikle ninelerin ve dedelerin baktığı çocuklar, oyunlarda hep kazandırılıyor.

Oyun oynamak, bu sırada kazanmak ve kaybetmek çocuklar için neler ifade ediyor?

Serap Melek Kılıç (Psikoterapist, çocuk psikoloğu): Çocuklarımız, yetişkinlikte hayata karşı takınacakları tavrı ve ortaya koyacakları karakteristik özellikleri özellikle okulöncesi dönemde kazanmaya başlıyor. Dünyayı koca bir oyun bahçesi olarak algılayan ve hayatı oyun oynayarak keşfeden çocuklarımızın oyun oynama yaşantısına yükledikleri anlam, geleceğe yönelik atılmış büyük
bir adım halini alıyor.

Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Kaybetmeyi öğrenmek, çocuk için kimi zaman zorlu bir süreç olabilir. Çocuklar ancak yaşamın onlara getirdiği olumlu-olumsuz her durumun üstesinden gelme becerisini kazandıklarında sağlıklı bireyler haline gelebilir. Bir çocuğun her oyunu sürekli kazanmasının sağlanması, onun olumsuz duygularını tanıma ve yönetme, diğer insanlara ilgi ve özen gösterme, olumlu ilişkiler kurabilme ve zorlayıcı durumlarla baş edebilme becerilerini olumsuz etkileyebilir.

Çocuğun hayatta kazanmanın da kaybetmenin de olduğunu öğrenmesi neden önemli?

Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı: Çocukların, okulda herhangi bir oyunu kaybettiği, sınavda arkadaşlarından daha düşük not aldığı durumlarla başa çıkabilmeyi öğrenmeleri gerekir. Çünkü değişen ve gelişen dünyada çocukların değişime ve zorluklara karşı uyum sağlama becerileri, yaşam becerilerinin temelini oluşturur. Kaybetmeyi bilmek çocukların yaşamda daha bağımsız hareket edebilmelerini, problemlere çözüm bulabilmelerini, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini (özfarkındalık) fark etmesini sağlar. Bunlar gelecekteki çalışma alanlarındaki başarıları açısından önemlidir.

Serap Melek Kılıç:

Yazının Devamını Oku

Squid Game okulları esir aldı

Güney Kore yapımı Squid Game (Kalamar Oyunu) adlı dizi tüm dünyada izlenme rekorları kırarken, +18 logosuyla sunulan dizinin çocuk ve gençler tarafından da yoğun olarak izlendiği görülüyor. Şu an okullar bu diziyle çalkalanıyor, çocuklar izlediklerini nasıl deneyimleyeceklerini konuşuyor. Dizide yetişkinler ‘çocuk oyunu’ oynuyor ama oyunu kaybeden ‘elendin’ denilerek korkunç bir şekilde öldürülüyor. Hedef ise paraya ulaşmak! Oysa hiçbir çocuk oyununun hedefi paraya ulaşmak değildir, sadece eğlenmektir. Konuyu uzmanlarla konuştuk.

Squid Game dizisini izleyen çocuklarla nasıl konuşmak gerek?

Psikolog Dr. Serap Duygulu: Özellikle ilkokul seviyesindeki çocuklara izletilmemesi gereken bir dizi. Soyut işlemler döneminin başlangıcı olan 11 yaş öncesi çocukların izlemesi bazı olumsuz sonuçlara yol açabilir. Çocukların hayali ve gerçek olaylar konusunda henüz net bir bilişe, anlayışa sahip olmadıkları ilkokul düzeyinde izledikleri, duydukları hemen hemen her şeyin etkisi altında kalabilirler. Burada yine en büyük sorumluluk anne babalarda. Çocukların dijital ayak izlerini çok iyi takip etmek durumundalar. Arkadaşları vasıtasıyla ya da merak edip diziyi izleyen çocuklarda bazı kaygı bozuklukları, korkular, uyku bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Çocuklar eğer diziyi izlemişlerse, bunun çocuktaki etkilerini ve davranışlarındaki değişiklikleri gözlemlemek gerekiyor. Çocuğun soruları varsa bu soruları anne babaların mutlaka açık ve anlaşılır şekilde yanıtlamaları çok önemli. “Bu dizi, senin yaşında bir çocuk için uygun değil, bir takım yanlış, olumsuz, şiddet içeren görüntüler olduğu için izlemeni istememiştik. Bu dizide anlatılanlar gerçek hayatta olmayacak olaylar. Oyunlar insanların eğlenmesi için oynanır, sonunda başkalarına zarar vererek para kazanılan şey, oyun değildir. İzlediğin görüntüler üzerine konuşmalıyız” şeklinde kısa bir konuşmayla çocuğun diziden ne şekilde etkilendiği, aklında nelerin kaldığı ve davranışlarının değişip değişmediği dikkatle gözlenmelidir. Bu konuşma sırasında da amacın çocuğu gerçekten dinlemek ve anlamaya çalışmak olduğu unutulmamalıdır.

Doç. Dr. Yavuz Samur: 18 yaşından küçük çocuklarınızın içinde şiddet, cinsellik, yoğun bir şekilde kan, ölüm olan bir filmi izlemeleri doğru değil. Peki ya izlediyse ya da izlemesine izin verildiyse ne yapacağız? Örneğin farkında olmadan yanlışlıkla korku filmi açtınız ve izlemeye başladınız. Olur ya, fark etmemişsinizdir ve hadi izleyelim demiş ve hep birlikte izlemeye koyulmuşsunuzdur. Sonra o korkutucu sahne gelir ve siz korkmazken çocuğunuz o korku sahnesinden olumsuz bir şekilde etkilenir. Bundan sonra artık kendisi yalnız kalmak istemez, kendisi tuvalete gidemez, kendisi uyumak istemez, vs. değil mi? Bu durumda her ne yapmanız gerekiyorsa, çocuğunuz Squid Game gibi dizileri izledikten sonra da benzer şeyleri yapmanız gerekiyor aslında. Çünkü bu artık sadece çocuğun kendi problemi olmaktan çıkmış ve sizin ortak bir probleminiz haline dönüşmüştür ve bu problemi en kısa zamanda ve en doğru şekilde çözmeniz gerekir.

 

Okulda çok yaygın şekilde konuşuluyor dizi. Öğretmenler bu konuda nasıl uyarılarda bulunmalı?

Psikolog Dr. Serap Duygulu: Öğretmenlerin tutumu çok önemli. Mutlaka okul içinde diziyi izleyen, arkadaşlarına anlatan ve diğer çocukları da diziyi izlemeye yönlendiren çocuklar olacaktır. Ne yazık ki dizide oyunun herhangi bir aşamasındaki başarısızlık vahşi bir şekilde cezalandırılıyor. Çocukların kafasında bu durumun bir oyun olarak görülmesi ve kendi aralarındaki oyunların sonunda da kaybeden çocukların diğerleri tarafından şiddetle cezalandırılması gibi bir eylem ortaya çıkabilir. Buna benzer durumlar görüldüğü için bazı Avrupa ülkelerinde dizi yasaklanmış durumda. Öğretmenlerin çocukların yaşına ve bilişsel gelişimine uygun şekilde bu diziyi izlemenin sakıncalarını anlatması çok önemli. Oyunların bu şekilde sonlanmayacağını, hiçbir oyunun kazansak da kaybetsek de cezalandırılmayla bitmeyeceğini çok iyi açıklamak gerekiyor. Mümkünse okuldaki tüm öğretmenlerin ortak bir dil kullanması çok yararlı olur.

Anne babalara önerileriniz neler?

Psikolog Dr. Serap Duygulu:

Yazının Devamını Oku

Evin küçüğü erkenden büyümesin

Evin küçük çocukları, çoğunlukla ağabeyinin veya ablasının izlediği filmlere, kliplere, çizgi filmlere, oynadığı bilgisayar oyunlarına maruz kalıyor. Acaba bu durum küçük kardeşleri nasıl etkiliyor?

Her çocuğun gelişim düzeyi farklıdır kuşkusuz ama küçükler genelde büyüklerin etkisinde kalabiliyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Cemre Becer (Çocuk gelişimci, oyun terapisti): Kardeş ilişkileri, sosyalleşmenin en önemli sürecidir ve çocuğu arkadaş ilişkilerine hazırlar. Büyük kardeşler küçük kardeş için rol model oluyor, dolayısıyla büyük kardeş hep ‘etkileyici’ durumunda.

Özlem Seferinoğlu Set (Uzman klinik psikolog): Her çocuğun gelişim düzeyi farklı olduğu için oynadıkları oyunlar, keyif aldıkları çizgi filmler birbirinden ayrışır. Örneğin 8 yaşındaki kardeşin izlediği çizgi filmle 4 yaşındakinin izlediği aynı değildir. Birinde kullanılan dil, imgeler, senaryo daha hızlı akarken ötekinde daha yavaş ve sadedir.

 

 

Küçüğün, büyük kardeşin etkisi altında kalması neye sebep olur?

Cemre Becer:

Yazının Devamını Oku

Şakalaşmanın da bir sınırı var

Çocuklar kendi aralarında şakalaşırken bazen aşırıya kaçıp istemeden de olsa birbirlerine zarar verebiliyor. Uzmanlar “Sınırları bilmek gerek. Karşımızdakine duygusal ve fiziksel zarar vermeye başladığımız an şakalaşma biter, zorbalık başlar” diyor.

Şakalaşmak çok doğal... Ama çocuklar şakalaşmayı hep dozunda tutabiliyor mu?

Gizem Gezer (Psikolog): El şakaları veya sözel şakalar, çocuklar arasında kimi zaman akran zorbalığına veya fiziksel kazalara kadar giden durumlara sebep olabiliyor. Şakalaşma birinin özgüvenine zarar vermiyorsa, onu yermiyorsa, incitmiyorsa ve iki taraf da gülüp eğleniyorsa güzeldir. Fiziksel özellikler üzerinden şakalaşmak özgüveni zedeler. El şakasına
maruz kalan çocuk özellikle sınıf gibi kalabalık ortamlarda kendini kötü hisseder.

Nihan Yüksel (Çocuk gelişimi uzmanı): Şakalaşmak bir eğlence biçimi, ancak sınırları bilmek gerek. Eğer başkalarına duygusal veya fiziksel zarar vermeye başlıyorsa orada şakalaşma biter, zorbalık başlar. Günümüzde popüler sosyal medya mecralarında genç insanların bile şakalaşmak adına tehlikeli davranışlarda bulunduğu videolar görebiliyoruz.

Şakalaşmakla ilgili çocuklara ne söylemek gerek?

Nihan Yüksel: Şakalaşmayla ilgili ne söylediğimizden çok ne yaptığımız aslında daha büyük bir etkiye sahip. Model olmak, şakalarımızda kaba, argo ifadeler içermeyen cümleler kullanmak, fiziksel şakalaşmalardan olabildiğinceye kaçınmak oldukça kıymetli. Çocukların mizah anlayışlarının oluşmaya başlamasıyla, çok erken yaşlarda, şakalar da çocuğun hayatında yer edinmeye başlar. Örneğin, 4 yaşında bir çocuğa şaka amaçlı “Seni çirkin!” dediğimizde bunu soyut olarak değil de tüm somutluğuyla algılaması çok olası. Çocuk böyle bir şakaya maruz kaldığında muhtemelen kendini oldukça üzgün hisseder ve bunu insanların güldüğü bir şaka olarak kodlayıp şakalaşmaya istemeyeceğimiz bir anlam yükleyebilir. Öte yandan istenmeyen davranışın tam tersi olarak istediğimiz davranış sergilendiğinde odağımızı buna çekmek, bunun konuşmaya değer olduğunu göstermek de çocuğun istenilen davranışı sergileme eğilimini arttıracaktır.

Gizem Gezer:

Yazının Devamını Oku

Marka takıntısı psikolojiyi de etkiliyor, başarıyı da

Son zamanlarda anne-babaların ve öğretmenlerin en çok yakındığı konuların başında çocukların marka takıntısı geliyor. Çocuklar okulda birbirlerinin kıyafetlerinin veya okul malzemelerinin markasını konuşuyor, istediği markaya ulaşamayan çocuklar ‘eksiklik’ hissi yaşıyor. Bu sorunun nasıl aşılacağını uzmanlara sorduk.

Çocuklarda marka takıntısı olduğu nasıl anlaşılır?

Prof. Dr. Neriman Aral (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Aslında markaya yönelmek yanlış bir durum değil. Eğer çocuk, takıntılı olduğu markaları yaşam biçimi haline getiriyor, istediği markadaki ürüne ulaşmak için yoğun bir istek duyuyor ve isteği karşılanmadığında mutsuz oluyorsa sorun başlıyor.

Marka takıntılı çocukların ihtiyaçları karşılanmazsa ne olur?

Prof. Dr. Neriman Aral: Aslında çocuklar istediği markalı ürüne sahip olduğunda kısa süreli bir mutluluk yaşar. Sonra başka bir markalı ürünü istemeye başlar.

Uzman psikolog Ufkun Dikmen: Sürekli tüketmek çocukları doyumsuz yapar. Ebeveynler çocuklarının aşırıya kaçan istekleri karşısında yetersizlik ve suçluluk hissedebilirler. Ancak kendi suçluluk duygumuz üzerinden çocuğumuzla iletişim kurmamız doğru değil.

Marka takıntısı çocukları nasıl etkiliyor?

Prof. Dr. Neriman Aral:

Yazının Devamını Oku

Okuldaki başarısızlığının sebebi görme bozukluğu olabilir

Anne-babalar bazen çocuklarının okul başarısındaki sorunların ‘anlama eksikliği’ne bağlı olduğuna dair yanılgıya kapılıyor. Ancak asıl sebep görme bozukluğu olabilir. Uzmanlar “Bir çocuğun öğrenmesinin çoğu görseldir, bu nedenle gelişimi görme yeteneğine bağlıdır” diyor.

Ders başarısının görme sağlığıyla nasıl bir ilişkisi var?

Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy (Göz hastalıkları uzmanı): Türkiye’deki her üç çocuktan birinin görme bozukluğunun olduğu gerçeğini kabul edersek sorunun farkında olmayan ailelerin “Çocuğumun okul başarısı çok düşük!” serzenişinin doğru olmadığını anlamış oluruz. Çoğu zaman çocuğun görme sorunundan dolayı beklenen başarıyı gösteremediğini anlıyoruz. Eğer gerekli önlemler alınmazsa ilerleyen yıllarda tedavisi daha güç olan ‘göz tembelliği’ oluşabilir. Bu nedenle doğumdan hemen sonra ilk göz kontrolü yapılmalı. 6-12 aylık dilimde tekrar edilmeli. Okul süresince de düzenli olarak kontrole gidilmeli.

Bayram Deleş (Ardahan Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Çocuk gelişiminde kişilik özellikleri, zihinsel ve fiziksel sağlıkla bağlantılı olarak gelişir ve şekillenir. İlk zamanlarda iri ve az olan yazılar zamanla küçülür ve yazı miktarı artar. Özellikle öğrenilen bilgilerin yüzde 80’i görme duyusu sayesinde gerçekleşir. Sağlıklı görme her çocuğun sosyal gelişimi, okul başarısı ve esenliği için kritiktir. Görme sorunuyla odaklanma, okuma, yazma ve el-göz koordinasyonu sorunları da ortaya çıkabilir. Bu durum çocuğun derslerde algılama bozukluğu yaşamasına, okumayı geç öğrenmesine ve derslere karşı isteksiz olmasına neden olabilir. Yaşıtlarının da dünyayı kendisi gibi görmekte olduğunu varsayan çocuk görme bozukluğu yaşadığının farkına varamaz. Bu duruma bağlı olarak sınıf içindeki eğitsel faaliyetleri takip edemediği için hiperaktif, tembel veya yavaş olarak etiketlenip çevresi tarafından dışlanabilir.

HEMEN DOKTORA BAŞVURUN

Ebeveynler çocuklarında bir görme sorunu olduğunu nasıl anlar?

Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy: Eğer bir çocukta göz kayması, göz kapağı düşüklüğü, çapaklanma, şişlik, bir gözü kapayarak bakma, tahtayı yeterince görememe, okurken satır atlama, cümleleri eliyle takip etme, televizyonu yakından seyretme, baş ağrısı gibi belirtiler varsa hemen bir hekime başvurmalı.

Bayram Deleş:

Yazının Devamını Oku

‘Öğretmenler şeffaf maskeyle ders anlatsın’

Pandemi önlemleri sebebiyle öğretmenler dersleri maskeyle anlatıyor. Bu yüzden özellikle anaokulu ve ilkokula giden çocuklar, öğretmenlerinin ağız hareketlerini göremiyor. Uzmanlara göre bu durum çocukların konuşma ve anlama sorunları yaşamalarına sebep olabiliyor.

Öğretmenlerin çocuklarla iletişiminin arasına maske girdi. Bu, çocuğun eğitimini nasıl etkiliyor?

Sezen Aksu (Çocuk gelişimi uzmanı): Çocukların okuma yazmayı öğrenebilmesinin önkoşulu fonolojik farkındalık becerileri kazanmalarıdır. Öğretmenin ağzına bakmadan çocuğa bunu kazandırmak mümkün değildir. Mesela çocuk ‘s’ sesi yerine ‘t’ sesini koyabilir. Oysa öğretmeninin ağzını izleyerek ‘s’ sesinin hangi pozisyonla çıktığını anlayabilir. Yani sözcükleri hem işitmeli hem de ağız hareketleriyle görmeli. Ayrıca okulöncesi dönem ve ilkokul 1’inci sınıf çocukları somut öğrenme dönemindedir. Oysa ses soyut bir öğrenme nesnesi. Görsel olarak sesin ağzımızdan hangi pozisyonla çıktığını gören çocuk daha hızlı öğrenir.

Ramazan Saygın Şimşek (Uzman psikolog): Bu durum nöropsikolojinin önemli keşiflerinden olan ayna nöronlarla yakından ilgili bir konudur. Bebekken düşünme ve kavrama becerileri neredeyse yok gibidir. Ancak bebek, hayatta kalabilmek için ebeveynlerinden gördüğü her şeyi aynalamaya, yani bir anlamda kopyalamaya çalışır. Konuşma becerisi de ebeveynlerin ağız hareketlerinin aynalaşmasıyla gelişen bir beceridir. 12 yaş üzerindeki bir çocuk duyduğu bir kavramı zihninde imgeleyebilir. Ancak henüz 1’inci sınıfa giden bir çocuk bunda zorlanır. Kelimeleri daha çok ağız hareketlerinden anlar.

Sonuç olarak ilkokul öğretmenlerinin maske takması, çocukların öğrenme ve kavrama sürecini zorlaştıran bir etmendir, ancak mevcut koşullarda gereklidir.

İlkokul öğretmenlerinin maske takması çocukların öğrenmesini zorlaştırıyor.

Peki, ne yapmak gerekir?

Yazının Devamını Oku

Ona ‘sakar’ demeyin

Çocuklar küçük kazalar yaptığında aileleri bunu ‘sakarlık’ olarak görüyor, “Seni sakar seni”, “Ah benim sakar çocuğum” diyerek kimi zaman alaya alıyor, kimi zaman kızıyorlar. Oysa çocuğa ‘sakar’ demek, onun kendini beceriksiz ve değersiz hissetmesine sebep oluyor. Bakın uzmanlar ne diyor?

Çocukların kazayla bir şeyleri kırıp dökmesi, çoğu zaman ‘sakarlık’ olarak nitelendiriliyor. Buna sakarlık denir mi?

Uzman psikolog Dr. Serap Duygulu: Bebeklikten ilk çocukluk evresine geçişte ve sonrasında ergenlikten erişkinliğe geçişte beden büyümesi genellikle orantısız olur. Elleri, kolları, ayakları, bacakları vücudun diğer bölgelerine göre daha hızlı uzadığından çocuklar el-göz koordinasyonunu sağlamakta zorluk çekebilirler; eşyaları ellerinden düşürebilirler veya çevredeki eşyalara, dolap köşelerine çarpabilirler. Bu tip sakarlıklar üzerinde çok durulmamalıdır. Dikkat edilmesi gereken, bir göz bozukluğu, işitme
ya da nörolojik bir sorunu olup olmadığıdır.

Uzman klinik psikolog Börte Özdemir: Çocuklar genellikle yaşlarını takip eden gelişim evrelerine göre çeşitli beceriler kazanırlar. Öte yandan beceri kazanımı için önemli olan diğer bir nokta deneyimdir. Beden gelişimi yaşına uygun olan bir çocuğun bu becerileri deneyerek otomatik olarak kazanması beklenir. Ancak her beceri gibi uzmanlaşma sürecinde de bazı aksilikler olacaktır. Belirli beceriler, örneğin bir bardağı devirmemek, düz yolda sendelememek ya da bir nesneye çarpmamak gibi öğrenildikten sonra otomatikleşen beceriler için çocukların zihin ve bedenlerinin uyumlu çalışması gerekir.  

Ailelerin çocuklarına “Sakar çocuğum, gene mi sakarlık yaptın” gibi sözler söylemesi nelere sebep olur?

Dr. Serap Duygulu: Ebeveynlerin bu yöndeki sürekli eleştirileri bir süre sonra çocukta yetersiz ve beceriksiz olduğuna dair bazı olumsuz algıların yerleşmesine
yol açabilir.

Sürekli sakarlığıyla eleştirilmek çocuğun geleceğini nasıl etkiler?

Yazının Devamını Oku

Koronavirüsle ‘oyun’ olur mu?

Bir yanda COVID-19 önlemleri, öte yanda çocukların sınırsız oyun isteği... Uzmanlar “Maske-mesafe-hijyen” diyor, 1.5 yıldır arkadaşlarından uzak kalan çocuklarsa oyuna doymak istiyor ama COVID-19 gölgesinde nasıl ve hangi oyunları oynayacaklar?

Pandemi sürecinde ‘oyun’ kavramı değişti mi?

Prof. Dr. Belma Tuğrul (İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi): Çocukların oyuna olan ilgisi ve gereksinimi her zaman, her koşulda devam eder. Ancak COVID-19 koşullarıyla oyun içerikleri, materyalleri, mekânları ve oyun arkadaşları değişti. Oyun içeriklerinde ve kullandıkları sözel ifadelerde virüs, mikrop, doktor, karantina, hastalık, ölüm, aşı, maske, temizlik, yasaklar, kurallar gibi yansıtıcı tepkiler verdikleri dikkati çekiyor. Çocuklar olup bitenin farkında; oyunlar aracılığıyla içlerini dökerek kendilerine bir çıkış yolu buluyorlar. Risklere duyarlılığı yüksek olan bu grubun kendini koruma ve iyileştirmeyle ilgili çok güçlü bir yatkınlığı vardır, bunun yolu da yine oyundur. Oyun, çocukların zor zamanlarda yaralarının sarılmasına eşlik eden, olumsuzluklardan daha az etkilenmelerinde onları bir kalkan gibi koruyan en güvenli alandır. Yani oyun çocukların refahı, iyi olma halidir.

Çocuklar oyun oynarken her şeyi unuturlar, onlara kendilerini korumaları gerektiğini nasıl anlatacağız?

İrem Polat (Klinik psikolog): Çocuklara bir şey öğretmenin en ideal yolu da oyun. Çocukların didaktik, nasihate dayalı, tepeden inme, zorlama konuları içselleştirmesi çok güç. Öte yandan eğlenerek öğrendikleri, amacını kavradıkları şeyleri hayata geçirme ihtimalleri çok yüksek. Çocuklara kendilerini korumayı öğretmenin en önemli adımlarından biri onlara yeterince iyi bir model olmak. Sonra da onları korkutmadan önlemleri anlatmak... Çocukların fikirlerini almak da çok etkili olur. “Sence COVID-19’a elveda demek için neler yapabiliriz” gibi sorularla çocukların çözüme katkıda bulunmalarına alan yaratabiliriz. Etkin ve katılımcı bir konumda olmak işbirliği ihtimalini arttıracaktır. Öte yandan bazı kuralları zaman zaman unutmak çok doğal. Böyle zamanlarda onları rencide etmemek mühim. Belki eğlenceli bir hatırlatma kelimesi belirlenebilir. ‘Pelerin’ dendiğinde maskesini geri takması gibi...

Risksiz oyun önerileriniz var mı?

Prof. Dr. Belma Tuğrul: Kime göre riskli oyun? Genellikle bu konuda aileler, öğretmenler ve çocuklar aynı fikirde değil. Yetişkinlerin ‘koruyuculuk’ eğilimi nedeniyle çocukların koşması, çamurla oynaması, yükseğe tırmanması, makasla kesmesi gibi birçok şey riskli bulunabilir. Oysaki oyunun en önemli kazanımları arasında çocukların risklerle baş etmesi, kendini koruması, ortama uyum sağlaması, alışılmamış durumlara karşı tolerans göstermesi, dayanıklılık, düşüncede ve eylemde esneklik gibi becerilerin gelişmesine katkı sağlaması var. Bu durum COVID-19 nedeniyle çocukların birlikte oyun oynama gereksiniminden dolayı ortaya çıkan riskler için de geçerli. Oyun çocuklar arasında çok güçlü bir bağ inşa edilmesine neden olur. Fiziksel olarak temas edilmeden oynanan oyunlar bile çocuklar arasında muhteşem bir temas fırsatı demektir. Bu nedenle çocuklar eğer bir arada oynuyorlarsa mutlaka birbirleriyle temas halindedirler. Oyunsuz, arkadaşsız, etkileşimsiz, paylaşımsız kalmak çok daha büyük risktir.

İrem Polat:

Yazının Devamını Oku

Çocukların yaratıcılığı nasıl güçlenir?

“Zıplayan bir ayakkabın olsaydı ne yapardın”, “Uçan bir şemsiyen olsaydı onunla nereye gitmek isterdin”... Uzmanlar, çocuklara bunlar gibi açık uçlu sorular sormanın, onların yaratıcılığını beslemek için çok önemli olduğunu söylüyor.

Çocukların yaratıcılığını güçlendirmek için hangi sözcükleri kullanmamalıyız?

Ezgi Katı (Psikolojik danışman): Yaratıcılık, çocuğun özgürlük alanıyla ve kendine olan inancıyla doğru orantılı. 2 yaş sonrası, çocuğun anneden ayrıldığı, özerkliğini keşfetmeye çalıştığı, fiziksel olarak da bakım vereninden öteye gitmeye çalıştığı dönem. Bu dönemde başlayan özerklik desteği ve bunu denemesine fırsat vermek, yaratıcılığın temel taşlarını inşa eder. Özellikle “Dur, sen yapamazsın”, “Bırak onu, bir şey olur”, “Girme oraya”, “Gitme, beni bekle” gibi cümleler çocuğun sınırlarını daraltır, üretmeye dair potansiyelini engeller.

Göksu Telmaç (Uzman klinik psikolog): Çocukların yaratıcılığını güçlendirmek için onları özgür ve özgün düşünme konusunda cesaretlendirmeliyiz. Dilimize yerleşmiş “Saçma, ayıp, yasak” gibi kelimelerden, “Sana ne derler, insanlar ne düşünür, hiç öyle hayal olur mu” gibi geri bildirimlerden kaçınmak gerek.

Yaratıcı çocuklarda gözlenen davranışlar neler?

Göksu Telmaç: Yaratıcı zihinler detayları, içerikleri, olasılıkları da çok iyi ele alırlar. Böylece hem güçlü bir farkındalık hem de icat becerileri gelişir. Yaratıcı yönü güçlü çocuklar sıklıkla çok düşünür, sorar ve konuşurlar. Küçük bir şişeyi atmak yerine ondan bir şey tasarlayabilir ya da durmadan sorular sorarak detayları kavramaya çalışabilirler. Tasarıma, sanata ya da teknolojiye güçlü eğilimler gösterebilirler. Anne-babalar çocuğa hayal gücünü harekete geçirecek ortam ve uyaranlar sunmalı. Bir diğer fırsatsa ‘sıkılmak’tır. Çocuklar sıkıldıklarında onlara anında seçenek ve uyaran sunmak yerine bu sıkılmayı yönetmesini sağlamalıyız.

Ezgi Katı: Bu çocuklar hem kendisinin hem de çevresinin ihtiyaçlarını fark edebilen, empatik düşünebilen çocuklar olur ki bu da sosyal ilişkilerini daha güçlü kılar. Yaratıcı düşünce katılığı ve sabitliği yıkar, travmatik olay karşısında duygusal olarak daha esnek kalmasını ve yıkılmamasını sağlar. Yaratıcılık ihtiyaçtan doğar. Çocuğun her ihtiyacının hemen  karşılanmaması gerekir. Çocuğun kendi uğraşı motive edilmeli, öz inancı arttırılmalıdır.

ONUN DUYGULARINI ANLAMANIZI SAĞLAYIP YARATICILIĞINI ARTTIRACAK BAZI ÖRNEK SORULAR

EZGİ KATI

Yazının Devamını Oku

Tehditle çocuk büyütülmez

Bizde yaygın bazı cümleler var. “Baban gelince bütün yaptıklarını anlatacağım”, “Beni üzmeye devam edersen hasta olurum”, “Böyle yaparsan bir gün çeker giderim, sen de kalakalırsın”, “Sen ne sakar çocuksun!” Bu tür cümleler çocuğun ruhunda onulmaz yaralar açıyor.

Tehditler çocukları nasıl etkiliyor?

Dr. Sabri Yurdakul (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Çocuklar 10 yaşına kadar söylenenleri somut olarak algılarlar ve söylenen her sözü çok ciddiye alırlar. “Beni üzmeye devam edersen hasta olurum” derseniz, sahiden onun yüzünden hasta olacağınızı düşünürler. Ayrıca “Babana söyleyeceğim” gibi tehditler çocukların sürekli cezalandırılma korkusuyla yaşamalarına, babalarının sevgisi yerine korkusunun ağır basmasına neden olur.

Ali Orhan (Psikolog): Duygusal şiddet, en az fiziksel şiddet kadar yaralayıcıdır. Aileler, duygusal şiddetle çocukları ‘hizaya getireceğini’ düşünür ama bunun etkileri çocuklukta da yetişkinlikte de devam eder. Örneğin “Ben öleyim de annesiz kal, senin annen olmayacağım artık” gibi kendinden mahrum etmekle korkutmak, çocuğa küsmek çocuğun ruhsal dünyasında ciddi travmalara neden olur, çünkü çocuklar için bunlar ‘gerçek’tir.

Bunların yerine ne söylemeli?

Dr. Sabri Yurdakul: Korku hatayı engellemez; ceza ve tehdit öğretici değildir. Çocuğun hatayı fark etmesini sağlayın ve ceza vermek yerine konuşun. Anne- babanın görevi, istenmeyen davranışı çocuğa neden-sonuç ilişkisi içinde açıklamaktır. Çocuk saatlerdir bilgisayar başındaysa “Seni babana şikâyet edeceğim” demek yerine “Bu kadar uzun süre ekran başında kalmak hem sağlığına zarar veriyor hem de birlikte vakit geçirmemizi engelliyor. Artık kapat ve dışarı çıkalım!” gibi cümlelerle olan biten açıklanabilir.

Ali Orhan: Her çocuk anne-babası tarafından koşulsuz olarak sevilmek ve onları sevmek ister. Ama korkuyla sevgi yan yana gelemez. Bir yerde korku varsa orada sevgiden değil, ancak itaatten bahsedebiliriz. Çocuklar deneyimleyerek öğrenir. Ebeveynlerinin önerilerini yerine getirmemeleri kasıtlı değildir; sadece bazı şeyleri kendisi deneyimlemek ister. Anne-babalar çocuğu cezalandırmak yerine davranışını düzeltmesini sağlayacak bir yaklaşımda bulunmalıdır. Örneğin “İnsanların içinde benden yapamayacağım isteklerde bulunman beni üzüyor” gibi asıl duygunun çocuğa iletilmesi esastır. Ayrıca hata yapmak çocuklara, hoşgörü göstermek anne-babalara düşer.

HAFTANIN KİTABI

Yazının Devamını Oku

Başkasının çocuğunu uyarmak doğru mu?

Bir okurum yere çöp atan bir çocuğu görüp annesinin de buna ses çıkarmadığını fark edince “Onu yere değil, çöpe atsan daha iyi olur” demiş. Ve anneden oldukça sert bir tepki görmüş. Ben de konuyu uzmanlara sordum.

Birinin çocuğunu uyarmak bazen ‘saldırı’ gibi algılanıyor. Bunu engellemek için ne yapmalı?

Gülşah Ergin (Klinik psikolog): Aslında 21’inci yüzyıl ebeveynleri olarak ‘iyi anne-baba olma’ ve ‘her şeyi tam olan çocuklar yetiştirme’ konularında oldukça hassas ve kaygılıyız. Uyarılar anne-babaya, kendisiyle ilgili ‘yetersiz ebeveyn’, çocuğuyla ilgili ‘yanlış ya da eksikleri olan çocuk’ mesajı verebiliyor. Dolayısıyla anne-baba sert tepkiler gösterebiliyor. Ama her ailenin standartları ve çocukları için uyguladıkları disiplin farklıdır. Kendi yöntemlerimizi tüm çocuklar üzerinde uygulamaya çalışmak uygun değildir. Bazen bu uyarma eylemini yapmamayı ‘kötü bir yetişkinlik’ olarak yorumluyoruz. Bu bakış açısını değiştirmemiz gerekir. Burada ‘sınırlar’ konusu önem kazanır.

Peki sınırımız nedir?

Gülşah Ergin: Tehlikeli bir hal ve zarar verme davranışı söz konusuysa ‘güvenlik’ her şeyden önce gelir. Eğer çocuk kendisine, bize, çocuğumuza, başka birine, bir hayvana ya da eşyaya zarar veriyorsa uyarmak yerinde bir davranış olacaktır. Sadece böyle durumlarda müdahale etmek uygun bir yetişkin davranışıdır. Yoksa kimseye karışma hakkına sahip olmadığımızı bilmemiz gerekir.

Cevher Sönmez (Uzman psikolog): Her ebeveynin çocuk yetiştirme şekli farklıdır ama sosyal alanları etkileyen konularda herkes söz sahibidir. Kamu yararı gözetilen konularda, mümkünse yetişkinle konuşmak, değilse çocuğu azarlamak yerine, ona öğretmek gerek.

Peki, birini uyarırken nelere dikkat etmeliyiz?

Cevher Sönmez: Önce olumlu ifadeler kullanıp sonra uyarıyı yapabiliriz: “Ne kadar tatlı bir insansın. Çöpünü attığın çimenler de çok tatlı. Orayı kirletmesen daha iyi olmaz mı?” gibi. Eğer birisi sizin çocuğunuzu uyardıysa ve uyaran kişi haklıysa, çocuğunuza arka çıkmak yerine “Abla doğru söylüyor. Çöpünü yerden alıp çöpe at!” demek gerek. Çünkü çocuğunuz sizden öğrendiği bu davranışı tüm yaşamında tekrarlar. Çocuğa sorumluluk bilinci aşılamak, bir ebeveynin ona verebileceği en güzel hediyedir.

Gülşah Ergin:

Yazının Devamını Oku

‘Seni ne mutlu eder’ diye sorun

Eğitim, pek çoğumuz için okulla ilişkili bir kavram. Oysa en temeli aile ortamında gerçekleşiyor. Uzmanlar bir aile için en önemli eğitimin ‘mutluluk’ olduğunu ve bunun ev ortamında kazanılabileceğini söylüyor.

Mutluluk eğitimi nedir?

Prof. Dr. Yıldız Dilek Ertürk (Psikolog): Aile içindeki etkileşim, çocukları ‘değerlilik’ veya ‘değersizlik’ duygusuna götürür. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur. Olumlu yaklaşımları ve duyguları öne çıkararak davranmak huzur ortamını sağlar ve mutluluğu sürekli kılar. Sevgi ve bireysel farklılıklar ailelerin mutluluğu için önemlidir. Mutluluk için fazladan bir şeye gerek yok. Hoşgörü ve saygı ortamı içinde kendilerini doğru ifade edebilen yetişkinler, çocuklarını da mutlu edeceklerdir. Böylece ‘mutluluk eğitimi’ sağlanmış olacaktır.

Mutluluk eğitimi için neler gerekir?

Dolunay Kadıoğlu (Psikolojik danışman): Çocuklarınızı yetiştirirken hangi değerlere göre yetiştiriyorsunuz? Başarı, para, çalışma, hırs gibi değerler mi yoksa işbirliği, paylaşım, sevgi, neşe, mutluluk gibi değerler mi? Onların tazecik beyinlerine rekabet, yarış, kazanma hırsı mı aşılıyorsunuz? Yoksa mutluluk, arkadaşlık, nezaket, dürüstlük, azim ve çalışkanlık mı? Çocuklara alınan pahalı oyuncaklardan, cep telefonlarından daha değerli ve önemli olan şey anne-babalarının kendileriyle oynaması, dinlemesi, ‘evet’ ve ‘hayır’larına saygı duymasıdır. Çocukları mutlu eden, en güçlü şey hissettiren sevgi ve ilgidir. Anne-babalar çocuklarının mutlu, iyi, sevecen, hayattan keyif alan, topluma yararlı insanlar olmasını istiyorsa şu noktalara dikkat etmeli: Ona “Seni gerçekten ne mutlu eder” diye sorun. Ne istediğini öğrenmeye çalışın. Kendisini keşfetmesi için alan açın. Gerçek mutluluk üzerine sohbet edin. Her koşulda sevin, ilgi gösterin. Onlarla bol bol oynayın, kahkaha atın. Çocuklar ‘an’dadır ve ‘şimdi’yi yaşarlar. Siz de onlarla ‘an’ı deneyimleyin ve mutlu edin, mutlu olun. Çocuklar birer yetişkin olduklarında akıllarında kendilerine alınan pahalı hediyeler değil sizlerle geçirdikleri anlar kalır, unutmayın.

Yazının Devamını Oku

Felaket korkusunu birlikte atın

Peşi sıra gelen doğal afetler ve ülkemizin dört bir yanını saran yangınlar hepimizi derin bir üzüntüye boğdu, çocuklarıysa çok korkuttu. Uzmanlar bu süreçte çocuklarla yapılacak bazı etkinliklerin onların korkusunu ve kaygısını hafifleteceğini belirtiyor.

Vicdani sorumluluk duyguları yeşertilmeli

Psikolojik danışman Filiz Budak

Bugünlerde çocukla bol bol konuşmak, onları ekrandan uzak tutmak, sorduğu soruları açıklıkla cevaplamak ve korkusunu yenmesi için onu etkinlik ve oyunlara yönlendirmek çok önemli. Yaşadıklarımız bizim için de travmatik. Bu sebeple tepkilerimizde dikkatli olmalı, çocuğun bilgi ihtiyacını gidermeliyiz. Yaşadığı olayları anlamaya başlayan ve diğerlerinin, özellikle güvendiği ebeveyn veya yetişkinlerin duygularını gözlemlemeye başlayan çocuğun, yaşadığı duyguları ifade etmesi için uygun araçlar ve ortamların sağlanması da önemli. Bu araçlar bir oyun hamuru, parmak boyası, kuru boya, bazen de sözlerimiz olabilir. Çocuk, olumlu-olumsuz ayırt etmeksizin tüm duygularını ifade ettikten sonra yaşına ve gelişim düzeyine uygun olarak ağaç dikmek, eşya-oyuncak bağışında bulunmak gibi sosyal faaliyet ve görevlendirmelerle toplumun bir bireyi olarak, vicdani sorumluluk, güven ve aidiyet duygularının yeniden yeşertilmesi konusunda teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.

ETKİNLİK ÖNERİLERİ OKULÖNCESİ EĞİTİMCİSİ MEHTAP GÜR

Evinizdeki tohumları biraz toprak ve suyla karıştırarak yoğurun. Boş arazilere tohum toplarınızı fırlatın. 

Evinizde mama kapları yapın, atık ekmek ve yiyeceklerle mahallenizdeki hayvanları besleyin. Çocuğunuzun ekmekleri küçük parçalara ayırmasına ve hayvanları beslemesine fırsat tanıyın.

Atık süt kutularının ortasına bir oyuk açarak içine kuşların sevebileceği pirinç, bulgur, buğday gibi yiyeceklerden koyun ve kutunun tepesinden bir ip geçirip bahçenizdeki ağaçlara asın. Sık sık yiyecekleri yenilemek için kuş yuvalarınızı kontrol etmeyi unutmayın.

Yazının Devamını Oku

Söz verirken dikkatli olun

Birçok ebeveyn, gün içinde çocuklarına defalarca söz veriyor. Peki, ama söz vermek gelişigüzel yapılacak bir davranış mı? Uzmanlar, çocuğa bir söz verirken çok dikkatli olunması gerektiğini, aksi halde yerine getirilmeyen her sözün çocuğun güvenini zedeleyeceğini belirtiyor.

Söz vermek neden önemli?

Simge Soydan (Çocuk Gelişimi Uzmanı): Aslında çocuklar, anne babanın ağzından çıkan her cümleyi ‘söz’ olarak kabul ediyor. Örneğin sohbet sırasında “Yaz gelsin de seni denize götüreyim” demek anne baba için ‘iyi dilek’ ama çocuğu beklentiye sokacak bir ‘söz’ niteliğinde. İlerleyen günlerde anne baba bu cümleyi unutsa da çocuk unutmaz ve “Haydi, ne zaman denize gideceğiz? Söz vermiştin!” der. Tabii bu gibi günlük konuşmaların dışında açıkça verilen sözler de en az bu kadar önemlidir.

Bayram Deleş (Ardahan Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Çocuklar ebeveynlerinin davranışlarını taklit ederek öğrenir. Herhangi bir konuda çocuğa verdiğimiz sözleri yerine getirdiğimizde onun ileride daha iyi bir eş, daha iyi bir işveren, daha iyi bir çalışan ve daha iyi bir arkadaş olmasına dolaylı yoldan katkı sağlamış oluruz. Çocuğumuzun hem bize hem de çevresine karşı güven duymasını istiyorsak verdiğimiz sözleri tutmalıyız.

Söz verirken nelere dikkat etmek gerek peki?

Simge Soydan: Verilen sözler mutlaka ‘tutulabilir sözler’ olmalı. Ayrıca, verilen sözün ne zaman gerçekleştirileceği de vurgulanmalı.

Bayram Deleş: Söz verirken bir kesinlikle bir koşul koyulmamalı. “Eğer kitap okursan seni parka götürürüm” veya “Eğer uslu durursan tabletle oynamana izin veririm” vb. cümleler son derece sakıncalı. Bu ödül-ceza sistemine dönüşür ki çocuk için ‘ödül’ aslında bir ‘rüşvet’ haline gelir. Bu yaklaşım özellikle uzun vadede çocukları olumsuz etkileyebilir. Bilgisayar oyunları, tablet veya telefon alma vb. maliyeti yüksek hediyeler alma sözü vermek uzun vadede çocuğun her davranışının ardından maddi getirisi yüksek hediyeler beklentisine girmesine ve zamanla doyumsuz bir birey olmasına neden olabilir.

Verilen sözlerin tutulmasının çocuğa yararları neler?

Bayram Deleş:

Yazının Devamını Oku

Takıntısını bir de siz büyütmeyin

Araştırmalar her 20 çocuktan 1’inin takıntılı olduğunu gösteriyor. Bilimsel adı ‘obsesif kompülsif bozukluk’ olan bu durumun kalıcı hale gelmesinin sebeplerinden biri anne-babaların çocuklara takıntılarıyla ilgili çok sert tepkiler vermesi. Uzmanlar “Teşhisi siz koymayın” diyor.

Takıntılı olma durumunu nasıl açıklamalı?

Pelin Ankay (klinik psikolog): Takıntı, çocuğun isteği dışında gelişen, tedirginlik yaratan ve zihinden uzaklaştırılamayan, tekrarlayan düşüncelerdir.

Dr. Fırat Hamidi (çocuk ve genç psikiyatri uzmanı): Obsesyonlar, bazen zihinde canlanan bir sahne, gerçekleşebileceğini düşündüğü hayali olaylar da olabilir.
Bu rahatsız edici etkiden kurtulmak için kişinin yaptığı her türlü eyleme ‘kompülsiyon’ yani ‘zorlantı’ deniyor.

Çocuklarda en çok nasıl görülür?

Pelin Ankay: Kirlilik, hastalık, birinin öleceği korkusu, simetri, cinsel veya şiddet içeren düşünceler, saldırganlık, nesneleri sayma gibi sıralayabiliriz.

Dr. Fırat Hamidi: Çocuğun her davranışı ‘takıntılı olma’ durumunu içermez. Örneğin, çocuğun şanslı ve uğurlu sayılarının olması, çizgilere basarak veya basmadan yürümesi... 1-3 yaşlarında görülen ve birçok hareketin tekrar tekrar yapılması da takıntı değildir, gelişimin bir parçasıdır. Çocuklarda görülen takıntılı olma durumunda zihne gelen düşünceler rahatsız edicidir. Çocuk bu düşüncelerin vermiş olduğu sıkıntıdan kurtulmak için abartılı, aşırı, işlevsel olmayan davranışlar sergiler. Örneğin, eve hırsız girip kendisini ya da aileden birini kaçıracağına dair zihinsel senaryoların yarattığı kaygılardan rahatsızlık hisseden bir çocuğun bunu önleyeceğine inandığı ritüeli defalarca tekrarlaması işlevselliği bozan, hastalık boyutunda bir obsesyondur.

Anne-babaların yaptığı en temel hatalar neler?

Yazının Devamını Oku