Paylaş
Şu aralar, kendi dijital platformunda yenilikçi işler yapıyor.
Çektiği defter ve kalem videoları ilgimi çekti. Kalemin kılıçtan daha keskin olduğunu hatırlatıyor.

Arzu Çevikalp’in Instagram’da “kalemvearzu” hesabı var. Merak edenler takip edebilir.
Arzu’nun heyecanı hiç bitmiyor. Resim de yapıyor, dünyayı da geziyor. Yeni yazmaya başladığı romanla da fark yaratacağını biliyorum. Yolun açık olsun Arzu!
İçinden İstanbul geçen kitaplar
Geçen hafta tarihi bir kitap için yazar ve gazeteci arkadaşlarla Tophane’de buluştuk. Münir Süleyman Çapanoğlu’nun ilk kez basılan “Esrarengiz İstanbul” kitabı için.

Şaban Bıyıklı ile Mehmet Berk Yaltırık’ın yayına hazırladığı bu kitabın gezisi önemliydi, çünkü bu geziler sizi kitaba daha çok yaklaştırıyor.
İçimizdeki gezgini harekete geçiren kitaplar çoğalıyor.
Vakıfbank Kültür Yayınları’nın proje editörlerden Ömer Uzunağaç ile de tanışma fırsatı buldum, kendisine sevdiği İstanbul kitaplarını sordum. İşte o kitaplar:

∆ Maişet-Ahmet Rasim
“Geç Osmanlı İstanbul’unun gündelik hayatını, insan ilişkilerini ve değişen toplum yapısını güçlü bir gözlem gücüyle yansıttığı için en sevdiğim kitaplardan biri.”
∆ İstanbul’dan Londra’ya Şileple Yolculuk-Faik Sabri Duran
“Yalnızca bir seyahat hikâyesi değil, aynı zamanda dönem İstanbul’unu, farklı kültürleri, insanları ve yaşam tarzlarını da gözler önüne seriyor.”
∆ Rüyalarla Kapalıçarşı-Lider Hepgenç
“İstanbul denince ilk akla gelen yerlerden biri olan Kapalıçarşı’nın sokaklarında, sayfalar arasında keyifli bir yolculuğa çıkabilirsiniz.”
Auschwitz’de biten hikâye
Elimde Edmund De Waal’ın “Camondo’ya Mektuplar” romanı var.
Everest Yayınları etiketiyle yayımlanan romanı dilimize arkadaşım Gülenay Börekçi aktarmış.

Edmund de Waal, kolektif hafızanın kırılganlığına, unutmanın yavaş ve sessiz ilerleyişine dikkat çekiyor.
Camondo’lar, Osmanlı kökenli Sefarad bir bankacı ailesi. (Galata’da onların adını taşıyan dünyaca ünlü merdivenleri hatırlayacaksınız.)
Camondo’ların hikâyesi ne yazık ki Auschwitz Toplama Kampı’nda son buluyor. Sakin başlayıp bizi trajik alanlara götüren bu sarsıcı romanı okumanızı tavsiye ediyorum.
Edebiyatta farklı bir perspektif
Bir diğer arkadaşım Barış Özkul da “Düşüncenin Uğursuz Kaderi” adlı kitabıyla okur karşısında.

İletişim Yayınları etiketiyle çıkan kitapta Özkul’un edebiyat ve sanat eserlerine toplumsal ideolojiler, kültürel ve siyasal zihniyetler penceresinden bakan yazıları bir araya getirilmiş.
Barış, “Edebiyatta 19. yüzyılın ‘hacimli’ romanlarının veya 20. yüzyıl başlarının modernist anlatılarının yerini bugün yüz sayfalık novellaların alması, yeni bir sanatsal üretim çağının habercisi değilse nedir?” diye soruyor kitabında.
Aklımda kaldı
Sevgili Edward’ın yazarı Ann Napolitana’nın kısa sürede çok satanlar listesine giren yeni kitabı “Merhaba Güzellik”, Mundi etiketiyle okurla buluşuyor.
Birbirine çok bağlı dört kız kardeşin hikâyesini anlatan roman, bambaşka hayatların nasıl iç içe geçebileceğini, sessizlik duvarı aşıldığında nelerin açığa çıkabileceğini ve gerçek bağlar kurmanın ne demek olduğunu usulca ama tanıdık heyecanları ustaca kullanarak anlatıyor.
Meşrutiyet Döneminde Türk Tiyatrosu
Metin And, “Meşrutiyet Döneminde Türk Tiyatrosu” (1908-1923) kitabında II. Meşrutiyet’in ilanından Cumhuriyet’in ilanına kadarki 15 yılda Türk tiyatrosunun gelişim sürecine odaklanıyor.
Meşrutiyet dönemi başka alanlarda olduğu gibi tiyatroda da bilinçli Batılılaşmanın başlangıcı olan Tanzimat dönemi ile yerleşip kökleştiği Cumhuriyet dönemi arasında bir köprü olmuştur.
Editörler: Sabri Koz, Sena Güler
Kim ne okuyor?
◊ Emrah Kolukısa, Tuna Kiremitçi’nin “Kumarbaz” adlı eserini okuyor.
◊ Arzu Çevikalp, Syou Ishida’nın “Günde Bir Doz Kedi” adlı eserini okuyor.
◊ Aslı Selçuk, William Shakespeare’in “Macbeth” adlı eserini okuyor.
◊ Şaban Bıyıklı, Ludwig Wittgenstein’in “Felsefi Soruşturmalar” adlı eserini okuyor.
Paylaş