Paylaş
2005 yılında kentin merkezi, UNESCO tarafından dünya kültür mirası ilan edilmiş. İçinde büyük üniversiteleri var. Tramvay ve otobüsle tüm şehri rahatlıkla gezebilirsiniz.

◊ İçinden Mur Nehri geçiyor, dikkat çekici bir mimariye sahip Kunsthaus, Graz Operası, şehrin ortasındaki tepede bulunan saat kulesi, en sevdiğim yerler oldu. Tüneli, temiz sokakları, huzurlu insanları ile sakin bir şehir. Kişilikli bir şehirde olmanın keyfini yaşadım. Gerilim ve kaostan hoşlananların pek keyif alamayacağı yer.

◊ Graz Opera Binası’nda, “Dante’nin İlahi Komedya” (Divina Commedia) operasını da izledim. Bu önemli eser, Philip Glass ile Arvo Pärt’in müzikleri eşliğinde, Graz Balesi dansçıları tarafından “iç organları” keşfedilen devasa bir insan vücuduna dönüştürülüyor.
Şilili koreograf Estefania Miranda, Cehennem ve Araf’tan Cennete uzanan yolculuklarında sadece sahneyi değil, opera binasının tüm fuayelerini de kullandı.
Oyun çok farklı şekilde başladı, ilk yarım saati oyunu opera binasında gezerek izledim.
Hayatımın en ilginç tecrübelerinden biri oldu. Operadan sonra kendimi şanslı hissettim.
“İlahi Komedya”, İtalyan şair Dante’nin (1265–1321) başyapıtıdır ve İtalyan edebiyatının en önemli eseri ve modern İtalyan dilinin temellerinden biri olarak kabul edilir.

◊ Graz’da yeni bir Japon restoranıyla tanıştım.
Bu mutfağı sevenlere iyi bir mekan önermek istedim, unutulmaz bir gastronomi yolculuğuna çıktım.
Aslında suşi lüks bir tüketim değil, Avrupa’da halkın yediği bir yemek. Bizdeki fiyat dengesizliklerini anlayamıyorum!
Suşi seven biri olarak, sayısız Japon lokantalarına gittim.
Burası da aklımda kaldı. Graz’daki Sakana, bence bölgedeki en iyi suşi restoranı.

Suşiler taze hazırlanıyor, lezzetli mi lezzetli! Sake Nigiri, Sashimi, California Roll, Tempura Roll’ü bir de burada yerin derim!
◊ Graz’da tanıdık ama her zaman taze bir esinti esiyor ve Mur Nehri’nin sağ kıyısını, Kunsthauscafé’de iyi vakit geçirdim.
İyi kahve, akılda kalıcı lezzetler burada da yerini almış. Burada çalışan Türkler de Graz’ı seviyorlar.
◊ Mutlaka görün dediğim müzeler de şunlar; Kunsthaus Graz, Graz Museum Schlossberg, Tramva Müzesi, Graz Tarih Müzesi.
◊ Graz şehri; Orta Çağ döneminden kalma tarihi yapılarıyla da Avusturya’nın tarihini modern binalarla bir arada sentezlediği önemli bir gezi durağı.
Avusturya’da Viyana ve Salzburg çok biliniyor ama Graz farklı bir Avusturya olmayı başarmış.
◊ Graz’da sanat değeri yüksek filmleri gösteren sinemalarda var.

Filistinli bir aileyi anlatan, “Im Schatten des Orangenbaums” adlı filmi gösteriyorlar. “Portakal Ağacının Gölgesinde” ile oyuncu Cherien Dabis, üç kuşağı kapsayan tarihi olaylara ve kişisel deneyimlere dayanan bir aile dramı.
Film, 1988’de işgal altındaki Batı Şeria’da başlıyor. İzleme listeme hemen aldım.
İspanyol Ulusal Sineması
VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Núria Triana-Toribio’nun kaleme aldığı, Fatma Büşra Çalış’ın dilimize çevirdiği “İspanyol Ulusal Sineması” adlı eseri okurlarla buluşturdu. VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Núria Triana-Toribio’nun kaleme aldığı, Fatma Büşra Çalış’ın dilimize çevirdiği “İspanyol Ulusal Sineması” adlı eseri okurlarla buluşturdu. Kitap, “ulus” ve “ulusal sinema” kavramlarını İspanyol sineması özelinde tarihsel ve kuramsal boyutlarıyla ele alarak kapsamlı bir çerçeve sunuyor. “İspanyol sineması diye bir şey var mı?” sorusundan yola çıkarak filmlerin Franco rejiminde ve 1970’lerde İspanya’ya demokrasi geldikten sonra ne şekilde bir kültür endüstrisi işlevi gördüğünün izini sürüyor.
Bir şehzadenin sürgünle yazılan kaderi
“Büyük Kartal öldü!”
Papa’nın dudaklarından dökülen bu sözler, Fatih Sultan Mehmed’in ölümünün Avrupa’da yarattığı yankıyı simgelerken, Osmanlı’da ise büyük bir fırtınanın habercisiydi.

Taht mücadelesi, imparatorluğun kalbinde derin bir yarık açmış Bayezid ile Cem arasındaki kaçınılmaz iç savaş başlamıştı.
Cem Sultan’ın yenilgisi, onu Mısır’dan Rodos’a, oradan Avrupa saraylarına uzanan uzun bir esaret yolculuğuna sürükledi.
Kuleden kuleye, saraydan saraya dolaşan bu trajik hikâye, bir şehzadenin taht mücadelesinden çok, hayattan koparılışının öyküsüne dönüştü.
Ailesinden uzak geçen yıllar, oğlunun ölüm haberiyle daha da ağırlaştı.
13 yıl süren esaret, Napoli’de sona ererken Cem Sultan geride yalnızca yarım kalmış bir hayat ve derin bir hüzün bıraktı.
“Cem: Esir Şehzade”, tarihin en trajik Osmanlı şehzadelerinden birinin hikâyesini belgesel gerçekliğiyle, roman tadında anlatıyor.
Kim ne okuyor?
◊ Güner Özkul, Dan Brown’un “Sırların Sırrı” adlı eserini okuyor.
◊ Ercan Kesal, Ömer Erdem’in “Çocuğu Gezdiriyorlar” adlı eserini okuyor.
◊ Ayşe Olgun, Turan M. Türkmenoğlu’nun “Sahaflar Çarşısı’ndan Hatıralar” adlı eserini okuyor.
◊ Deniz Ali Tatar, Murathan Mungan’ın “Kullanılmış Biletler” adlı eserini okuyor.
Paylaş