GeriSayım Çınar Başak Sayan’dan yeni roman
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Başak Sayan’dan yeni roman

Başak Sayan, yeni romanının geçtiği yerleri görmek için Diyarbakır ve Mardin’e gitmiş. Yazara, “Yazmak için yaşamak gerekli mi” diye sordum, o da samimi bir şekilde anlattı:

“Romanlarımda hep iyi bildiğim ya da gidip gördüğüm gerçek mekanları ve yerleri kullanmayı tercih ediyorum.
Her taşı iyi ya da kötü ayrı bir hikayeyi saklayan bu kadim şehirlerde Dilan ve Barış’ın peşinde dolaşırken kimi zaman hüzünlendim, ağladım, kimi zaman gülümsedim, sevindim. Buraya kafamda yarattığım karakterlerimi tanımak için geldim ama sadece onları tanımakla kalmadım, ömür boyu yanımda kalmasını isteyeceğim insanlarla da tanıştım. 2022 başında bu kitap, büyük ihtimalle İnkılap Yayınları’ndan yayımlanacak.”

Hangisi gerçek hangisi doğru?

“Yok Etme Planı”, Tuna Serim’in yeni kitabı... Bize bugünlerde hiç de yabancı olmayan büyük salgını konu alıyor.
Tuna Serim’e kitabı yazma sürecini sordum:
“Pandemiyle tanıştığımız gün bu işin yapay bir virüsle sağlandığını düşündüm. Sonrasında ‘rüyada mıyım yoksa yaşadıklarımız gerçek mi’ düşüncesi takıldı aklıma. Farkında mısınız, zaman eskisinden daha hızlı geçiyor. Ölenler sanki ölmemiş gibi geliyor... Masal dinliyoruz sanki. Hangisi gerçek, hangisi doğru bilen var mı? Bu roman, duygularımın dışa vurumuydu.”

Neşe Karaböcek’e yeniden tutulmanın zamanı

Reha Erdem’in yeni filmini nihayet izleme fırsatı buldum.
Pandemi döneminde çekilmiş olan “Seni Buldum Ya!” zoom üzerinden çekilmiş. Oyuncuların hiçbiri birbirini görmeden oynamış. Müzik seçimleri ve danslar uyumlu mu, uyumlu. Abartılı duygulardan uzak, sade ve anlamlı bir film.
Pandemi dönemini fırsata çevirmeye çalışan iki dolandırıcının hikayesini izlemek keyifliydi.
Orhan Gencebay’ın Neşe Karaböcek tarafından yorumlanan “Seni Buldum Ya!” şarkısına da tekrar tutuldum. Trajikomik olayları konu alan film, Serkan Keskin, Nihal Yalçın, Bülent Emin Yarar, Ezgi Mola, Taner Birsel, Tilbe Saran, Esra Bezen Bilgin, Tansu Biçer ve Ecem Uzun’u bir araya getiriyor.

Sektörde yeni bir oyuncu

Heyecan verici yeni bir ekiple karşı karşıyayız: Dark İstanbul.
Grup başkanı Sami Dündar, ilk ürünlerinin kitaplar olduğunu söylüyor: “Kitapları-mızdaki öykülerin tamamı yazarlarımız tarafından sinema veya dizi olabilecek nitelikte yazıldı. ‘Dark İstanbul Antoloji Birinci Kitap’, ‘Dark İstanbul Antoloji İkinci Kitap’, ‘Kutsal Cehalet’, ‘Dolunay Ayini’, ‘Işıkları Kapatma Anne’, ‘Sempatizan’, ‘Bize Bir Katil Lazım’, ‘Babamın Gölgesi’, ‘Her Şeyin Bittiği Yerden’ adlı ilk 9 kitabımızı okuyucuyla buluşturduk. Yeni işlerimizi de okuyucularımız ve izleyicilerimizle buluşturmak için sabırsızlanıyoruz.”
Dark İstanbul Entertainment, İstanbul’u konu alan kitap, dergi, senaryo, çizgi roman, müzik albümleri, sinema filmleri ve dizilere yeni bir soluk getirecek.

Kim ne okuyor?

◊ Yazar Yonca Eldener, Edmondo De Amicis’in “İstanbul” adlı romanını okuyor.
◊ Yönetmen Gülten Taranç, Engin Geçtan’ın “İnsan Olmak” adlı kitabını okuyor.
◊ Yazar Cem Kınay, Yuval Noah Harari’nin “21. Yüzyıl için 21 Ders” adlı kitabını okuyor.
◊ Yazar Tolga Gümüşay, Hermann Hesse’nin “Ağaçlar” adlı kitabını okuyor.

 

X

Büyük imtihanın romanı

Lütfiye Pekcan’ın yeni romanı “İmtihan 2020”, yaşadığımız salgın sürecini ve roman kahramanlarının kendi içine yaptığı yolculuğu gerçekçi, sarsıcı ve akıcı bir şekilde dile getiriyor. Kitabı yazarken neler hissettiğini sordum kendisine, bakın neler anlattı:

“‘İmtihan 2020’de yaşadığımız pandemi sürecini bir gazeteci olarak gerçek olaylarla ama kurgu kahramanlarla dile getirirken, salgının büyük acıların taşıyıcısı olduğunu ve bizi sarsarak bazı gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarptığını anlatmak istedim. Romanda, virüs artıp yayıldıkça dar alana sıkışan bireylerin varoluşlarını sorgulamalarına, doğaya, hayata bakışlarının ve önceliklerinin değişmesine tanık oluyoruz. 2020 herkesin hakikat aynasında kendisi ile yüzleştiği, yaptığı seçimlerle hesaplaştığı, yapılan hataların, ıskalanan mutlulukların su yüzüne çıktığı bir şekilde hayatının altüst olduğu bir yıl oluyor.”

Edebiyattan beyazperdeye

Bir süredir yazarlara edebiyattan sinemaya uyarlanmış en sevdiği filmleri soruyorum. Bu haftaki konuk yazarım, Müge İplikçi...
“Ian McEwan ve onun şahane kitabı ‘Atonement-Kefaret’in filmini izlerken, neredeyse bu yetkin kitabı okurken ki keyfi aldığımı söyleyebilirim. Yönetmen Joe Wright ve oyuncularının performansı ‘ödenmesi gereken kefaretler ve affedilebilecekler’ konusunda bir kez daha düşündürür bizleri. Keira Knightley ve özellikle James McAvoy’a ise canlandırdıkları karakterler özelinde sadece hayranlık duymayız; onların kanlı canlı gerçek insanlara dönüşmüş halleriyle, savruldukları o büyük tutkularında da kayboluruz.”

İstanbul’un şiirleri “Şiirlerde İstanbul”

Şair, yazar, edebiyat eleştirmeni Ahmet Bozkurt’un hazırladığı “Şiirlerde İstanbul” kitabı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ. yayını olarak okuyucularıyla buluştu. Bugüne kadar yapılmış İstanbul antolojilerinden pek çok yönüyle ayrılıyor “Şiirlerde İstanbul”. Şehrin kültür sanat belleğine bugüne kadar yapılmış en önemli katkılardan biri.
MÖ 300 yılından, İstanbul’un ilk şairi olan Byzantion’lu Moiro ile açılıyor kitap. Bizans, divan, halk ve cumhuriyet dönemi şiirinde İstanbul imgesinin oluşumu ve dönüşümü üzerine gözden kaçmaması gereken bir yazı. “Şiirlerde İstanbul”, 2300 yıllık bir şiir birikimine yaslanıyor. 792 sayfalık bu kapsamlı kitabın önemli özelliklerinden biri de şiirlere eşlik eden resimler. İstanbul’un şiirli yolculuğuna eşlik eden çizimleri illüstratör Selçuk Ören’in fırçasından hayat bulmuş.

Kültürün belediyesi Zeytinburnu

Yazının Devamını Oku

Hayat devam ediyor

Geçen hafta Bahar Feyzan’ı aradım, neler yaptığını sordum.

İşte bana anlattıkları:
“Pandemi sürecinde beni büyüten hem anneannemi hem de dedemi koronadan kaybettim. Bu durum, hayatı algılayış biçimimi çok değiştirdi. Sadece benim değil elbette çok insan bir şekilde hasar aldı. Lakin hayat böyle de tuhaf...
Yeni kitabım için notlar alıyorum, YouTube kanalımda farklı işlere yer vermeye gayret ediyorum. Tv100’de ‘Karşı Mahalle’ isimli, cumartesi akşamları haftalık tartışma programı sunuyorum.
Kendi yemeklerimi kendim yapıyorum. Şeker ve karbonhidrat dışı besleniyorum.
Bol yürüyüş ve kendim spor yapıyorum. Herkese sağlık diliyorum.”

Yıldız geri dönüyor

Daha önce “Seni Koruyan Kadınlar Var bu Dünyada!” adlı öykü kitabını çıkaran oyuncu senarist ve yazar kimlikleriyle tanınan Gül Gülsün Yıldız, bir romanla 2021’de okurlarıyla buluşuyor.

Yazının Devamını Oku

Mehmet Güreli sıra dışı bir projede

Yeni çıkan “Dolunay Ayini” romanıyla dikkatleri üstüne çeken kültür-sanat gazetecisi Özlem Ertan’ın derlediği, proje yönetmenliğini üstlendiği ve yazarlarından biri olduğu “Hayalet Müzik 2-Eskiler Şöleni” adlı öykü derlemesi Artemis Yayınları’ndan çıkacak.

Müzik temalı tarihi korku öykülerinden oluşan kitaptaki sürpriz isim ise Türk sanat dünyasının en saygın isimlerinden biri olan sinemacı, yazar, ressam, müzisyen Mehmet Güreli. Güreli, bu kitapta korku türüne giren bir öyküsüyle yer alıyor.

Bodrum’da hayalet katilin peşinde

“Heybeliada Cinayetleri”, “Poseidon’un Laneti”, “Ölüm Deltası”, “Günbatımı Cinayetleri”, “Senin de Canın Yanacak”, “Av”, “Seni Hiç Aldatmadım” adlı eserleriyle polisiye edebiyatın nitelikli yazarları arasında gösterilen Önay Yılmaz, yeni romanını tamamladı. Bodrum’da geçen polisiyenin konusu katledilen doğa ve yağmalanan tarihi eserler...
Yılmaz’ın yeni kitabındaki dedektifler, kurbanlarını öldürdükten sonra ardında iz bırakmayan hayalet katili, bu kez Bodrum’un cadde ve sokaklarında kovalayacaklar ve peş peşe işlenen cinayetleri aydınlatmaya çalışacaklar.
Soluk soluğa okunacak yeni eserinde Yılmaz, Bodrum’un pek bilinmeyen yönlerini ve arka bahçelerini de okuyucularına aktaracak.

Adana’da ROFİFE heyecanı

Her yıl farklı şehirde düzenlenen Rotary Uluslararası Kısa Film Festivali ya da bilinen kısa ismi ile ROFİFE’ye bu yıl Adana ev sahipliği yapacak.

13’üncü kez düzenlenecek olan festivale bu yıl; Türkiye ve farklı ülkelerden 376 kısa film katılıyor. “Almanya Goethe Institut” ve Rein Mahn Üniversitesi seçkileri festivale ayrı bir zenginlik katıyor. Pandemi nedeniyle festivalin bu yıl teması “Sağlık Çalışanları”.

Yazının Devamını Oku

Özlenen mekanlarla tekrar buluşma zamanı

Korona günlerinde tekrar sokaklara dönüş zamanlarını yaşıyoruz. Güzel haber geçen hafta geldi. Hasret kaldığımız restoran, kafeler kapılarını müşterilere tekrar açtı. Ben de yazarlara hasretle gitmeyi bekledikleri, çok özledikleri mekanları sordum.

Ahmet Ümit

Beyoğlu’ndaki Lades ve Litera! Öğle yemeklerinde Lades’in ev yemekleri, akşamları ise Litera Bar’da muhteşem yarımadayı izlemeyi özledim. Litera, Goethe Enstitüsü binasının terasında yer alan restoran, süper Boğaz ve Sarayburnu manzarasına karşı, oturup güzel müzik eşliğinde yemek yemek mümkün.

Buket Uzuner

Baylan Pastanesi’nin bahçesi! Karantina dönemi kendime dair iyi bildiğim bazı alışkanlık ve ritüellerin aslında nerdeyse ciddi birer takıntı olduğunu da ortaya çıkardı. Bunlardan en önemlisi kafelerde çalışma, yazma alışkanlığım. Benim için bir kafede oturmak hiçbir zaman sadece kahve içmek, dostlarla buluşmak ve keyif çatmak olmadı.
Üstelik üniversite yıllarımda Türkiye’de daha az kafe -o zaman pastane demek daha yaygındı- vardı. Bizden önceki kuşaklar frankofondu yani sanat ve edebiyat dünyası Fransız kültürünün etkisindeydi ve onlar bir Paris sanatçı-yazar geleneği olarak kafelerde yazar, çizermiş.
O kuşakların etkisindeki kentli Türk yazarları da ya Paris’e gittiklerinden ya da uzaktan etkilenerek pastanelerde buluşurlarmış. Bizim öğrenci bütçemizi bildiklerinden onlar ısmarlardı kahvemizi.
1980’lerde burslu öğrenci olarak Avrupa ve Amerika’da yaşadım, oralarda ve buralarda hep kafelerde yazdım romanlarımın ilk el yazmalarını.

Yazının Devamını Oku

Kurmaca ile gerçek buluşuyor

Aylin Sökmen, “Kendinde Değil Gibisin” ile kurguyla yaşam arasındaki ince çizgiye odaklanıyor. Sökmen’e romanın çıkış noktasını sordum:

“Kendinde Değil Gibisin, bir hoca öğrenci ilişkisiyle başlıyor. Anlatıcı orta yaş bunalımı emareleri veren bir edebiyat profesörü. Arkadaşının romanının yayınlanmasıyla kendi hayatını ve karısıyla ilişkisini sorgulamaya başlıyor. Biraz da hastalık hastası. Bir sivrisinek ısırığından parazit kaptığına ve çok yakında öleceğine inanıyor. Psikolojisi gittikçe bozulan karakter, arkadaşının romanında anlatılanlara benzer deneyimleri yaşamaya başlıyor. Fakat romanın sayfalarında ilerledikçe okuru bir sürprizin beklediğini görüyoruz.” Edebiyatla psikolojinin iç içe olduğu bu ilginç romanı tavsiye ederim.

Aydınlığa ve umuda çağrı

Akademisyen, ressam Hülya Küpçüoğlu ile bir süredir görüşüyoruz, aynı yakada oturmanın avantajı işte. Onun resimlerindeki renklerle konuşmak bana iyi geldi. Hülya’ya resimle olan ilişkisini sordum, o da samimi bir şekilde yanıtladı:
“Siyah rengi severim ve resimlerimde de sık sık kullanırım. Siyahın kimi zaman resimlerime karanlık bir atmosfer verdiği ifade edilir. Salgın döneminde yaptığım resimlerde siyahtan uzaklaştığımı fark ettim. Renkler canlanmıştı. Gökyüzü aydınlanmış, deniz canlanmıştı. Resimlerimde kimileri tarafından karanlık, karamsar olarak adlandırılan his, yerini umuda, aydınlığa bırakmıştı. Sanırım bu, salgın sürecinde yaşanılan şok, korku, bilinmezlik sürecinde ruhumun bir çıkış noktası arayışının sonucuydu.”

Pandemi döneminde sanatçılara destek

Geçen hafta, işini severek yapan Film-San Vakfı Müdürü Kıvanç Terzioğlu’nu ziyaret ettim. Pandemi günlerinde sanatçı dostlarımızın neler yaptığını sordum... Terzioğlu, yaptıklarını şöyle anlattı:
“Film-San Vakfı pandemi döneminde normal zamanda çok sık görüp konuşamadığı tüm üyelerin sorunlarını teker teker dinledi. Genellikle yardıma ihtiyaç duyan müzisyen dostların sorunlarını Ankara’ya T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirdik. Sonrasında çıkan yasa doğrultusunda Ankara’nın belirlediği sekiz meslek birliğine müzisyen dostları yönlendirdik. Muziksusmasin.com’a başvurularını yaparak gerekli yardımları almaya başladılar. Ayrıca Film-San Vakfı olarak pandemi döneminde bolca proje ürettik. İntercast ajans ile işbirliği protokolü imzalanarak sinema ve müzik atölyelerinin çalışmalarına da başlandı.”

Kim ne okuyor?

Yazının Devamını Oku

Başrolde kediler var

“Geçmiş Zaman Kedileri”, kedi sevenlerin elinden bırakamayacağı bir kitap. Edebiyat araştırmacısı Fatih Altuğ’un hazırladığı kitapta edebiyatımızın Ahmet Rasim, Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi en klasik yazarlarının kedilere dair öyküleri, denemeleri yer alıyor.

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında basılan edebiyat dergilerinde yayınlanmış anonim kedi yazıları ilgi çekici. Metinlerin sıradan kedi güzellemeleri olmadığını söylemem gerek. Şahane kedi

illüstrasyonlarıyla bezeli kitabı okurken insan ve kedi ilişkisinin her haline tanık oluyorsunuz. Kedilerle dostluk, yoldaşlık da var, kedi düşmanlığının kökenlerinde yatan dürtüler de... Fondaki eski İstanbul ışıltısı da cabası. Bir kedi sever olarak tavsiye ederim.

Kadim şehrin balıkları

İstanbul’da doğan ve çocukluk yıllarını Boğaz’ın eşsiz manzarasını görerek geçiren Meltem Ulu’nun son kitabı “İstanbul’un Balıkları” eğlenceli bir Boğaz macerası.
Kitap, altı yılı aşkın süredir devam ettiği serbest çizerlik mesleğinde uluslararası işlere imza atan Venezuellalı çizer Marynel Camacho’nun rengarenk çizimleri ile hayat buluyor.
Camacho’nun daha önce hiç görmediği İstanbul’un balıklarını resmetmekteki başarısı hayal gücünün yetkinliğini gözler önüne seriyor.
Hikayede Boğaz’da yaşayan çeşit çeşit balıkların, başlarına gelen bir felaketle nasıl mücadele ettiklerine tanıklık ediyoruz. Palamuttan uskumruya, kırlangıçtan lipsoza ve pisi balığından yunusa kadar sayısız balık, “İstanbul’un Balıkları”nda çocuklara eşlik ediyor. Üstelik balıklar bu mücadelede yalnız değil, insanlar da onların macerasının bir parçası.

Şubatta iki büyük kayıp

Yazının Devamını Oku

Pink Floyd’u baştan tanıma zamanı

Unutulmaz şarkıları ve sahne şovlarıyla müzik tarihine adını yazdıran efsanevi grup Pink Floyd’un yolculuğu “Pink Floyd - Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı” başlığıyla kitap oldu.

Fatma Berber ve Sümeyra Teltik tarafından kaleme alınan kitapta Pink Floyd’un müzik yolculuğu 10 bölümde anlatılmış. Bölümlerin başında ve sonunda grubun şarkı sözleri ve grup üyelerinin cümlelerine yer verilmiş.

Sümeyra Teltik’e kitabın hikayesini sordum o da heyecanla şöyle anlattı:

“İkimiz hayatımızın pek çok evresinde mücadele verdik. Hâlâ da veriyoruz. Pink Floyd’da pek çok duygumuzu ifade etmemize yardımcı olan cümleler var. Hatta çoğu şarkı sözlere dahi ihtiyaç bırakmıyor.

O notaların gücü mücadeleye devam etmemizi sağlıyor. Filmlerde yere düşen kahramanlar ayağa kalkarken fon müziği girer ya, tam da öyle.

Her duygumuz için bir parça bulabiliyoruz. Pişmanlık, kırgınlık, isyan, tehdit, özlem, bazen yalvarma, dostane bir uyarı... Bu kitap sayesinde umarız onları yeni tanıyan birilerinin hayatında da fon müziği olurlar.

Fotoğraftakiler; bıyıklı pilot gözlükleriyle müthiş havalı Nick Mason.

Onun hemen arkasındaki gözlerini adeta gökyüzüne dikmiş olan toprağı bol olsun Syd Barrett. Çömelmiş olan hâlâ aynı yakışıklılığı ile David Gilmour. Adamım David’in arkasında yüzünü bambaşka yere dönmüş olan Roger Waters ve püsküllü ceketiyle klavyeci Rick Wright.

O da 2008’de vefat etti.”

Yazının Devamını Oku

Halide Edib’in bilinmeyen fotoğrafları

Geçen hafta sevgili İpek Çalışlar’ı aradım çünkü “Halide Edib-Biyografisine Sığmayan Kadın”, YKY imzasıyla tekrar yayımlandı.

Yeni baskının en büyük sürprizlerinden biri kapak resmi! Çek ressam Alfons Mucha, Halide Edib Adıvar’ın yakın dostu Charles Crane’in desteklediği bir sanatçıydı. Halide ile Dr. Adnan 1925 yılı mart ayında tedavi amacıyla Avrupa’ya gittiklerinde Crane, Halide’den ünlü ressam Mucha’ya poz vermesini istedi. Halide de Mucha’ya kapaktaki bu pozu verdi. Mucha yaptığı portrenin bir trajedi kahramanını andırmasını istiyordu. Halide, tuvalde beliren suretini tatlı ve dingin buldu, bu süreçten olağanüstü hoşlandı.
Nadide Altuğ’un sıkı takibi ile elde edilen bu çok özel portrenin hikâyesini daha bir keyifle okuyacaksınız.
Kitabın içindeki Halide Edib’in falcı kıyafetiyle babasıyla çektirdiği fotoğrafı da çok hoş.
Robert Kolej arşivinden çıkan bu fotoğraf Halide Edib’in babası Edib Bey’in Sultan Tepesi’nde, Özbekler Tekkesi yakınındaki Boğaz’a nazır evinde çekilmiş.
Halide, bu fotoğrafta babasının el falına bakıyor. Baba-kız eğlenceli vakit geçiriyorlar.
Fotoğrafı çekenin imzası olarak da, Osmanlı İmparatorluğu’nda fotoğrafçılık sanatının kurucuları arasında sayılan “Abdullah Biraderler” yazıyor.

Özgürlüğe Kaçış!

Yazının Devamını Oku

Radi Dikici’yi uğurladık

Ani vefatıyla iş dünyası ve kitap dünyasını üzüntüye boğan Radi Dikici aramızdan ayrıldı.

Bizans tarihi uzmanlığıyla bu alandaki birkaç romanın ardından sahnelerin ünlüleri Müzeyyen Senar’ı ve Zeki Müren’i okuyucularla da buluşturmuştu. Bizans tarihine ilişkin bilinmeyenleri araştıran ve gün ışığına çıkaran romanlarından en ünlüsü “Dört İstanbul” üst üste baskılar yaptı.
Yıllar önce kendisiyle yaptığım röportajda da “Müzeyyen Senar” kitabının özel anlarını anlatmıştı:
“Müzeyyen Senar özellikle bugün hayatta olmayan sanatçılarla ilgili bazı konuları anlatmak istemiyordu.
Kabul etmedim. Biyografi, biyografi olacaksa hepsini anlatmalıydı. Ayrıca özel hayatıyla ilgili bazı detayları da vermek istemediğinde bu sefer ben, ‘Vazgeçelim’ dedim.
Sonunda pes edip hepsini kabul etti.”
Buradan bu değerli insanları rahmetle anıyorum. Hoşça kal Radi Dikici, seni çok özleyeceğiz.

Heyecan verici buluşmalar

Geçen hafta Fransız Kültür Merkezi’nin yeni görsel-işitsel işbirliği ataşesi Ghislain Vidal-Giraud ile tanıştım. Kendisi beni nazik bir şekilde Taksim’deki Fransız Kültür Merkezi’ne davet etti.

Yazının Devamını Oku

Turgut Uyar “Masumlar Apartmanı”nda

Geçen hafta Yapı Kredi Yayınları’ndan, kadim dostum Özgür Kalyoncu aradı. Sosyal medyadan paylaştığım ünlü şairlerin  sevdiğim şiirleri onun da ilgisini çekmiş olacak ki hemen bir edebiyat magazini anlattı.

TRT 1’de yayınlanan “Masumlar Apartmanı” dizisinde oyuncular tarafından okunan Turgut Uyar şiirleri büyük ilgi görüyor. Dizide baba karakterini oynayan Metin Coşkun’un aralık ayı başında yayınlanan bölümde okuduğu Turgut Uyar’a ait “Göğe Bakma Durağı” şiiri, şairin “Büyük Saat” kitabında yer alıyor.

Dizide ayrıca yine “Büyük Saat” kitabından “Ölüme Dair Konuşmalar 2” ve “Bir Gün Sabah Sabah” şiirlerini de Naci karakterini oynayan Tansel Öngel okudu. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Büyük Saat” kitabı, dizide Uyar’ın şiirlerinin okunmaya başladığı aralık ayından bu yana 3 baskı daha yaptı.

Booker finalisti “Beyaz Kitap” Türkçede!

Koreli yazar Han Kang önce “Vejetaryen” adlı romanıyla dikkatimi çekmişti, devamında Gwangju Ayaklanması’nı konu alan “Çocuk Geliyor” adlı romanıyla favori yazarlarım arasına girdi. Tüm dünyada Kore rüzgarı eserken, edebiyatta da heyecan verici isimler çıkarıyor Kore... Han Kang da kazandığı Booker ödülüyle farklı dillerde çok satan bir yazar olarak karşımızda. Son romanı “Beyaz Kitap” geçtiğimiz günlerde yayımlandı, yazar bu kez beyaz objeler üzerinden bir anlatı kuruyor ve evrensel duyguları prizmadan geçiriyor. Çeviri ülkemizde Kore edebiyatının yaygınlaşması için önemli çalışmalar yapan akademisyen Göksel Türközü imzalı. Sarsıcı duygular kitabı “Beyaz Kitap”, heyecan verici bir roman, tavsiyemdir.

Alain de Botton’un tüm eserleri Everest’te

Birkaç hafta önce Everest Yayınları’ndan yayımlanan Türk yazarlarından bahsetmiştim. Bu hafta da yayınevinin editörü Eyüp Tosun çeviri kitaplardan bahsetti. Zadie Smith’dan “Yazarlar İçin Dans Dersleri”, Geoff Dyer’dan “Beyaz Kumlar”, yakın zamanda kaybettiğimiz David Graeber’dan “Tırışkadan İşler”, Marina Warner’dan “Yabancı Büyü”, Cafer Modarres Sadiqi’dan “At Kafası”, Julio Cortázar’dan “Manuel’in Kitabı” yakın zamanda yayınlanacaklar arasında...
Bunların dışında Alain de Botton’un tüm eserleri artık Everest’te... Yazarın editörlüğünü üstlendiği “Hayat Okulu” dizisini de yayınlayacaklar. Susan Sontag’ın günlükleri ve Adolfo Bioy Casares’in kitaplarını da hazırlıyorlar. Bir de “Savaş ve Terebentin” romanıyla tanıtacakları Stefen Hartmans gibi Türkçeye ilk kez çevrilen yazarlar var.

“Galata: Bölgenin Karakutusu”

Yazının Devamını Oku

Son Osmanlılar

Yakın tarihimizin acı sayfalarındandır... Osmanlı hanedanının 155 mensubu, yıllar önce ülke dışına çıkartıldığında, mal varlıkları tasfiye edilmiş, ellerine sadece ikişer bin İngiliz lirası ve dönüşü olmayan pasaportlar verilmiştir. Vatansız ve neredeyse beş parasız kalan hanedan mensupları dünyanın dört bir yanına dağıldı.

Geçinebilmek için kimisi mezar bekçiliği yaptı, kimisi kapı kapı dolaşıp sabun sattı.
Aralarında başka hanedanların mensuplarıyla evlenip yeniden asalet unvanı alanlar da oldu.
Gazeteci ve tarihçi Murat Bardakçı’nın bugün artık bir klasik kabul edilen ama baskısı bulunamayan unutulmaz eseri “Son Osmanlılar”, ilk basımının 30. yılında yeniden kitapçılarda.
Bardakçı’nın hayatta olan hanedan mensuplarıyla görüşerek hazırladığı ve Turkuvaz Kitap etiketiyle çıkan kitap, geçmişimizin önemli bir sayfasını gün ışığına çıkarıyor.

“Seyir” 1 numara

Mona Kitap’tan çıkan “Seyir”, listelerde üst sıralarda, başarı gösteren bir roman oldu.

Yazının Devamını Oku

Merakla beklenen kitabı “Enstitü” çıktı

“Yeşil Yol”, “Hayvan Mezarlığı”, “Mahşer”, “O” ve “Yabancı” gibi kitaplarıyla okurların gönlünde taht kuran Stephen King’in yeni romanı “Enstitü” (The Institute) okurlarla buluştu.

Goodreads Awards 2019 “En İyi Korku Kitabı” ödülünü alan “Enstitü”, üzerlerinde deneyler yapılıp sonrasında acımasızca ortadan kaldırılmak üzere ailelerinden koparılarak gizli bir yere hapsedilen, telekinezi, telepati gibi özel yeteneklere sahip bir grup çocuğun hikayesini anlatıyor.
“Korkuyu yaratma, onu yok et!” temasını son yıllarda daha fazla vurgulayan Stephen King, “Enstitü” romanıyla ilgili, “Zayıf insanların güçlü olabildiklerini yazmak istedim” yorumunda bulunuyor.

Koronaya inat

Berlin’deki kültür sanat iklimini, orada yaşayan dostum Merhaba Dergisi Yayın Yönetmeni Murat Tosun’a sordum. Berlin’de önemli bir kültür ve sanat kurumu, korona nedeniyle sessiz sedasız dijital ortamda düzenlenen törenle açılmış, bu haberi paylaştı benimle. Humboldt Forum, Prusya döneminde inşa edilen Berlin Şehir Sarayı’nın içinde yer alıyor.

Berliner Stadtschloss, 2. Dünya Savaşı’nda hasar gördükten sonra restore edilmek yerine Doğu Almanya tarafından 1950 yılında havaya uçurularak yıkıldı. Uzun tartışmaların ardından 2013 yılında dış cephesi orijinal mimarisine uygun olarak birebir inşa edilmeye başlandı. Saray, 2019 Aralık ayında dijital ortamda düzenlenen törenle açıldı. Humboldt Forum, korona nedeniyle 2021 yaz aylarından itibaren sanatsal çalışmalara başlayacak. Berlin Etnoloji Müzesi, Asya Sanatları Müzesi ve Berlin Şehir Müzesi ile Humboldt Üniversitesi koleksiyonları ve sanat eserleri burada sergilenecek.

Fotoğraf, Christoph Musiol’a ait.

Everest’te yerli yazar rüzgarı

Everest Yayınları editörü

Yazının Devamını Oku

Özbeğen’i yeniden tanımanın tam zamanı

Gazeteci, müzik ve sahne sanatları organizatörü Ali Rıza Türker’in dostu Ferdi Özbeğen’in hayatını anlattığı kitabı “Şöhret Dediğin”, h2o kitap tarafından yeniden yayımlanıyor.

Nezaketin sembolü Ferdi Özbeğen’i ölümünün sekizinci yılında bir kitapla yeniden anmak şahane. Kitaptan biraz tadımlık vereyim...
“Evden her fırsatta kaçan küçük bir çocuğun annesi hiç de endişeli değildir çünkü onu hemen karşıdaki müzik aletleri satan dükkanda piyanoların ayaklarının dibinde bulacağını bilir. Hariciye görevlisi olmak isteyen bu İzmirli genç babasının ölümü üzerine kendini pavyonlarda müzik yaparken bulur.”
Muazzam hevesi, müthiş bir gayret ve mücadeleye dönüşür ve bugün hasretle andığımız Ferdi Özbeğen yıldızlaşır. Şimdilerde bir diziyle yeniden hatırladığımız Özbeğen’in plakları çok satıyor, sıra geldi kitaplarında...

“Yazarın Dönüşü”

Orkun Uçar’ı, Burak Turna ile birlikte yazdığı “Metal Fırtına” kitabından hatırlamayanınız yoktur.
“Metal Fırtına” yayınlandığı dönemde ortalığı kasıp kavurmuştu. Uçar bu kez kahramanı yazar olan farklı bir kitapla karşımızda. Kitabın içinde bir yazar ajansına da yer veriyor yazar. “Absentium-Yazarın Dönüşü” ilgi çekici bir roman.
Bir cinayet nedeniyle uzun yıllar hapiste yatmış ve kariyeri bitmiş bir yazarın dönüş mücadelesi anlatılıyor.

Yazının Devamını Oku

Bu romanın kahramanı Ünsal Oskay!

Ünlü romancı Cengis Asiltürk, okurlarını harikulade bir serüvene davet ediyor. Uluslararası Orontes Sanat Kurumu Roman Armağanı sahibi romancıdan, yine insanı allak bullak eden bir roman geliyor.

Ünsal Oskay, hem çok tanıdık, hem çok yabancı, ama rengârenk gerçek yaşantısıyla gelip romana eşsiz bir kahraman olarak giriyor.
Naif yaşanmış aşkları, her daim kıymetini bilen öğrencileri... Nasıl çılgın bir babaları olduğunun bilincinde çocukları, bazen çok yakın, bazen uzak arkadaşları...
Silik birer gölge gibi etrafında dolaşan, dokunmaları gizil bir güç tarafından yasaklanmış tuhaf düşmanları... Bütün bunlar nevi şahsına münhasır kişiliğiyle aramızda capcanlı yaşayan bilgeler bilgesi Ünsal Oskay’ın şaşırtıcı serüveninde... Ünsal Oskay’ın hayatının son beş yılında en yakınındaki kişilerden birisi olan Asiltürk’ün romanını heyecanla bekliyorum.

Ölü Kadının Günlüğü

Yaşam, ölüm, travma, iyileşme... Yoğun bir romanla karşı karşıyayız. “Ölü Kadının Günlüğü”, psikolojik gerilim unsurları ağır basan bir aşk romanı.
Romanda dört anlatıcı var ve olaylar, her birinin bakış açısından, duygu ve düşüncelerinden aktarılıyor.
Kitap çok sürpriz bir sonla bitiyor.

Yazının Devamını Oku

Bergen’in kaderi

İzmir’de yaşayan ünlü magazinci Şenay Düdek’le görüşmek her zaman iyi fikirdir, ne de olsa yakın dostuz. Geçenlerde gazeteci Yeşim Demir’in “Bergen” adlı biyografi kitabından bahsetti. Hemen yazara ulaştım, sonra da buluştuk.

Bergen’le ilgili çok özel bir konuya temas etti. Bergen’in kaderi yoksul kaderine boyun eğmek olmasaydı geleceği nasıl şekillenirdi?

Fazıl Say ve Bergen’in hayatının kesiştiği yer:

Ankara Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü. Aynı konservatuarda okudular, birisi dünyaca ünlü piyanist oldu; hayatı en önemli senfoni orkestralarında konserlerle geçiyor.

Diğeri ise konservatuvara birincilikle girmesine rağmen pavyonlarda geçen hayatı ve sonrasında gelen trajik bir ölümle sonuçlandı. Ve Bergen çalışmak zorunda olduğu için konservatuvarı bırakıyor. İnsan düşünmeden edemiyor...

Bergen’in şartları Fazıl Say ile eşit olsaydı neler olurdu!

“Bergen”, tüm kitapçılarda.

Seran Göçer ne yapıyor?

Bu yıl hepimiz için oldukça farklı geçti. Sağlık ve bağışıklık gibi önemli bir konuda sınandığımız için zor olmasının yanında pek çok şeyi de öğretti ve tekrar sorgulattı.

Yazının Devamını Oku

İddialı bir roman geliyor

Onur Akhan, önemli bir gazeteci ve yazar. Kariyeri başarılı ve özetlemesi zor... Suç araştırmaları uzmanı Mesut Demirbilek’le birlikte 2014’te “Cinayet Sohbetleri”, 2016’da “Hepimiz Katiliz” isimli kitapları kaleme aldığını atlamayayım.

Onur Akhan, halen CNN TÜRK’te haber program editörü olarak görev yapıyor.
Romanı “Kafamdaki Karıncalar”, ilgi çekici, çok iddialı.
Merkezinde çocukluk travmalarını aşamamış, güvensiz, bir erkek var. Geçmişe saplanan, geleceği mahvetmeye meyilli, obsesif kompulsif bozuklukla mücadele etmeye çalışan bir kadın da yine ana eksende.
Yollar bir romanla kesişir. Hayatının aşkı ile çocukluk arkadaşı arasında kalmanın sancılarını okuyacağız ve çok daha fazlasını. Merakla beklediğim bir roman geliyor.

“Dimdik Ayakta Her An Tetikte”

Nilüfer Açıkalın’ın hayata, varoluşa ve özgürlüğe dair on iki yeni öyküye yer verdiği “Dimdik Ayakta Her An Tetikte” Doğan Kitap’tan çıktı. Sıra dışı, neşeli, sade, naif, kırılgan konular var bu öykü kitabında. Cesaretle, gözü kara bir umursamazlıkla, gerçeğin buram buram kokusuyla korkusuzca harmanlanan olaylar, duygular, kurgular kitabı size yakınlaştırıyor. İçten, okurdan saklanmadan hatta okurla beraber nefes alıp vererek işlenmişler. “Aynalar Sarayı”, “Jenerikte Uyurduk”, “Onlar Neden Orda?”... Öykü türünü sevenlere duyurulur.

Kim ne okuyor?

Can Yayınları’nda neler oluyor?

Yazının Devamını Oku

Şiir tadında bir müzisyen

Pandemi döneminde fırsat buldukça kendime kaçış yerleri aradım, sanırım başarılı da oldum.

Gümüşlük’te Pina Balık’ın sakinleştirici bahçesinde yetenekli ve iyi bir müzisyenle tanıştım; Gözde Öney.
Şehrin bütün çatışmalarını onun “Gitmek” şarkısıyla giderdim sanırım. Onun şarkıları özlediğim bahçeleri de aklıma getirdi.
İyi insanlar oldukça biz, olduğumuz yerden daha ötesine gideceğiz. Gitmek bazen geçmişi özlemek ama tekrar yaşamayı da beraberinde getiriyor.
Gitmek sahici bir eylemdir, kalmak ise pasif bir davranıştır ne yazık ki.
Daha önce Gözde Öney’in Tuna Kiremitçi’yle birlikte yaptığı şarkıyı da dinlemiştim; “Görmüyorsun”. Gözde Öney şarkı sözlerini güzel bir şiir tadında yazan bir müzisyen, dinlenmeyi hak ediyor.

Hayata dair her şey

Zorlu pandemi sürecinde, kültür sanat alanında faaliyet gösteren işletmelere yeni bir ‘iş modeli’ işaret etmesi bakımından THINK House’un etkinliklerini önemli buluyorum.

Yazının Devamını Oku

Yeni hayatın yeni defteri Profil’den

Geçen hafta Profil Yayıncılık’tan kitaplar geldi kapıma.

Kargoyu açtığımda hoş bir sürprizle karşılaştım. Genç ve yetenekli tasarımcılar Caner Çokbulan ve Gizem Kara’nın tasarımını üstlendiği “Yeni Hayat Defteri” karşımdaydı.
Sunuşta şöyle diyor:
“Ajandalar ocak ayından başlarken, biz yeni hayat defterimizi çoktan açtık. Yılın göbeğinden yeni bir yıla başladık. Bugün yeni zamanın ilk günü. Yeni hayat defterinin her sayfasına ilham verici sözler, yeni hayatın yeni alışkanlıklarını hatırlatan notlar koyduk.
Eskinin bilgisinin yerini taze, umut dolu, heyecan verici yönlendirmeler alıyor artık.” Yeni yılda yeni deftere güzel notlar almak dileğiyle.

Yaşlanmaya Vaktim Yok

Yıllardır hayranlıkla izlediğim Haldun Dormen’in Mona Kitap’tan çıkan yeni kitabı “Yaşlanmaya Vaktim Yok” elime geçince hemen okumaya başladım.
Kendisiyle yıllar önce Frankfurt Türk Tiyatro festivalinde tanışmıştım.

Yazının Devamını Oku

Mehmet Güreli’den yeni kitap

Geçenlerde romancı dostum Özlem Ertan, Mehmet Güreli’nin yeni kitabından bahsetti, sonra da hemen kitaba ulaştım.

Mehmet Güreli’nin yeni kitabı “Şehirli Karınca”, Sel Yayınları’ndan çıktı. Bu kitabında da deneme-öykü tarzında yazan Güreli’nin kurguları arasında dolaşırken farklı yazar, şair, sinemacı ve ressamlar hakkında pek çok yeni bilgi ediniyor ve sanatla dolu metinler okumanın keyfine varıyorsunuz.
Okurken, Türkiye’nin önemli entelektüellerinden biri olan yazar, sinemacı, müzisyen, ressam Mehmet Güreli’yi tanımanın gururunu yaşadım.
Kapak resmi de yazarın kendisine ait.
Bilenler bilir “Kimse Bilmez” adlı şarkısı zamanlar üstüdür. Kalbinizin acıdığını gösteremediğiniz, kimselere anlatamadığınız zamanlar için şarkısını, zihninizi açmak için kitabını öneriyorum!

Tuvalinde aşk var

Geçen haftanın büyük bir bölümünü Bodrum’da geçirdim. Gümüşlük’te ressam Mine Arasan’ı da ziyaret etmeyi ihmal etmedim. Bir sanatçının evine, atölyesine misafir olmak heyecan vericidir her zaman, yaratıcı enerjiyle dolarsınız. Yeniden hayata yaklaşmak da denilebilir buna. Resim her zaman sorgulanan bir sanat.
Arasan’ın yanında da huzura, mutluluğa, gülümsemeye dair ve hayatı yaşamaya değer kılan güzelliklerle karşılaştım.

Yazının Devamını Oku