GeriSayım Çınar ‘Asma Yaprağı’ kitap oluyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Asma Yaprağı’ kitap oluyor

Alaçatı’nın en bilinen resto-ranlarından Asma Yaprağı’nın öyküsü kitap olacak. Restoranın işletmecisi Ayşe Nur Mıhçı’nın kaleme alacağı kitap, görsellerden, tariflerden, hikayelerden oluşacak.

‘Asma Yaprağı’ kitap oluyor

Ayşe Nur Mıhçı, bakış açısı yine başrolde. Ege’nin kültürünü, Egeli bir aileden dinlemek ve buradan çıkan yemekleri tatmak şahane bir deneyim olacak. Söz konusu yemeklerin büyük bir kısmı yazarın ailesinden gelen tariflerden oluşuyor.
Ayşe Nur Mıhçı, 15 yıl önce geldiği Alaçatı’da mutfağımızın, evimizde pişirdiğimiz yemeklerin eksikliğini hissetmiş.
Oğlu Kerem Mıhçı ile Asma Yaprağı’nı açmışlar. Ege mutfağının hem bildiğiniz, hem de belki hiç duymadığınız tatlarını derleyen Ayşe Nur Hanım’ın kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.
Ayrıca bir zamanlar çoğumuzun evinde yer alan otantik yorganları, şimdi de Asma Yaprağı’nın kütüphanesinde görmek şahane.
Kütüphanede yorgan fikri Ayça Sarc’a ait.
Sarc’ın küratörlüğünü üstlendiği “Yorganlar Fora” sergisinin kitabı da yakında çıkacak.

Otel Faresi

Emir Hepoğlu’yla beni gazeteci dostum Meliha Okur tanıştırdı. Hepoğlu’nun “Otel Faresi” kitabının hikayesi ilginç.
Otel faresi tanımı ülkemizde ve yurtdışında uzun süredir kullanılan ve gayet popüler bir tanım.
Bedavacıları, haylazları, şımarıkları ve tüm oteli soyup soğana çeviren hırsızları tasvir ediyor.
Hepoğlu, 30 yılı aşkın süredir onlarca farklı destinasyon ve ülkede sürdürdüğü mesleğini icra ederken başından geçen ve çevresinde gelişen enteresan olayları bir kitapta toplamış.

‘Asma Yaprağı’ kitap oluyor

Hikayesini anlatırken çok heyecanlıydı:
“Belki de anlatıcı ben olmalıydım. Literatüre yeni giren bir çeşit otel faresi olabilirdim. Aslında otelde çalışırken tüm olup bitenden haberdardım, gözlemciydim ve hafızam çok kuvvetliydi. Bir o kadar da ketumdum, zira etik ve ahlak kuralları gereği mesleğime ihanet edip bildiklerimi paylaşmak bana yanlış geliyordu.
Ancak zaman aşımına uğramış gerçekten yaşanmış hikayeleri mekan, tarih ve isim vermeden yazabilirdim. Nihayet öyle de oldu.
Kitabın ilk yayımlandığı 2016 yılından bu yana sürekli baskı yapması ve talep görmesi mutluluk verici.”

Online editörlük eğitimi

Bahçeşehir Üniversitesi S.E.M. ve Istanbul Institute işbirliği ile hazırlanan online editörlük eğitimi, 6 Kasım tarihinde başlıyor. 42 saat (4 hafta) sürecek eğitim Mürsel Çavuş ve Filiz Çiçek tarafından verilecek.
2020’nin TUİK verilerine göre Türkiye’de bir yılda 68 bin 120 kitap yayımlandı ve kişisel yayıncılık sayesinde binlerce yazar kitabını yayımlayarak okurlarıyla buluştu.
Sektörde çalışanlar/çalışmak isteyenler, kendi yayınevini kurmayı ya da kendi kitabının editörlüğünü yapmayı düşünenler, kurumsal iletişim çalışanları, dille uğraşmayı seven ve ikinci kariyer, ek iş fırsatı arayanlar, sosyal medya fenomenleri, bloggerlar editörlük eğitimine katılarak kendini geliştirebilir veya yeni bir meslek sahibi olabilirler.

‘Asma Yaprağı’ kitap oluyor

Yeni çıkanlar

“Herakleitos-Bir İnsanın Karakteri, Onun Yazgısıdır”/
Turgut Özgüney/Destek Yayınları

Destek Yayınları Felsefe Serisi’nin yeni kitabında Turgut Özgüney, “Aynı nehre iki defa giremeyiz” sözüyle tanınan Herakleitos’u anlatıyor. Felsefe dünyasının belki de hiç anlaşılmayan filozofu Herakleitos, gökyüzünden yeryüzüne indirdiği felsefi düşünceleriyle dünya felsefe tarihinde derin ve silinmez izler bırakmıştır. Her şeyin ırmak gibi sürekli bir akış içinde olduğunu savunan Herakleitos’u tanımak ve felsefesine daha yakından bakmak isteyen herkes için bir başlangıç kitabı niteliğinde.

‘Asma Yaprağı’ kitap oluyor

“Deneyim Olarak
Sanat”/ John Dewey/
VakıfBank Kültür Yayınları

Pragmatist felsefenin önemli temsilcilerinden olan John Dewey’in, estetik deneyim ve sanat ilişkisinin süreklilik içinde yeniden inşa ve ifade oluşuna odaklandığı çalışması “Deneyim Olarak Sanat” kitabı yayımlandı. Kitap, mimari, heykel, resim, müzik ve edebiyat gibi tüm sanatların biçimsel yapısı ve karakteristik etkileri üzerine yazılan ve uluslararası alanda kabul gören en seçkin eserler arasında.

‘Asma Yaprağı’ kitap oluyor

“Cinayet Ustası”/Andrew Wilson/Altın Kitaplar

Andrew Wilson’un merkezine dünyanın en ünlü polisiye yazarı Agatha Christie’yi alarak gerçek ile kurguyu ustaca harmanladığı “Cinayet Ustası”, raflardaki yerini aldı. Agatha Christie’nin gerçek yaşam öyküsüne dayanan kitap, ünlü yazarın 1926 yılının aralık ayında aniden ortadan kaybolduğu 11 günü konu ediyor.

‘Asma Yaprağı’ kitap oluyor

Kim ne okuyor?

∆ Yazar Nebil Özgentürk, Fahri Erdinç’in “Kalkın Nazım’a Gidelim” adlı eserini okuyor.
∆ İletişim danışmanı ve yazar Özgür Aras, Ethem Emin Nemutlu’nun “Yanlış Hayat Doğru Yaşanmaz” adlı eserini okuyor.
∆ Gazeteci Hilal Solmaz, Clancy Sigal’in “Ölümsüz Hemingway” adlı eserini okuyor.
∆ Gazeteci Kenan Sözbir, Kafka’nın “Milena’ya Mektuplar” adlı kitabını okuyor.

X

Dijital roman projesi

Instagram’da dolaşırken şans eseri “rabiacananerenler” isimli bir sayfaya denk geldim. Önce profil resmi dikkatimi çekti.

Renkli gözlü, soğuk bakışlı bir yüz. Şaşırdım.
Sonra sayfanın gerçek birinin Instagram sayfası değil bir tür dijital roman projesi olduğunu fark ettim.
Profilde, “Paralel evrenden gelen kızın maceraları” yazıyor.
Olay örgüsü, belgeselle fantastik öğeleri birleştiren türden. Örneğin, Rabia’ya, Türkiye’de idam edilmiş son kadın olan Kadriye Partici’nin hayaleti musallat oluyor.
Her bir bölümü bir Instagram paylaşımından oluşan macera, amatör insanlar tarafından seslendiriliyor.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”ne de göndermeler var.
Bir Instagram sayfasının roman biçiminde kullanımı, zamanın ruhuna çok uygun.

Yazının Devamını Oku

Aşk bazen koşmak ister

Yıllar önce yazar Mehmet Coşkundeniz’le Posta gazetesinde birlikte çalışmıştık. Geçtiğimiz günlerde kendisinden güzel bir haber aldım.



“Sen Git Aşk Bana Kalsın” ve hemen arkasından yeni yazılar eklenmiş “Aşk Bize Yakıştı”, Nemesis Kitap’la birlikte yeniden yayımlanıyor. Coşkundeniz bakın nasıl anlatıyor:
“17 yıl sonra bu kitapları yeniden basmaya karar verdiğimizde dayandığımız en önemli nokta yazıların zamana ve mekana bağlı olmamasıydı.
İletişim şekil değiştirmiş olsa da duygular aynı. Yine kavuşamayanlar, acı çekenler, hayal kırıklığı yaşayanlar var.
Yine mutluluğu bulanlar, aşk nedeniyle bulutların üzerinde uçanlar, sevenler, sevilenler, dillere düşmüş sevdalar var. İstiyorum ki, okuyucular bir gün kendini anlatmak istediğinde bu kitapları eline alsın, bir yazı seçip okusun karşısındakine.
İstiyorum ki, ne olursa olsun duygularını dinlemekten, anlatmaktan vazgeçmesinler.”

Yazının Devamını Oku

Ankara Film Festivali bir sinema şöleni

Geçen hafta, Türkiye’nin köklü festivallerinden Ankara Uluslararası Film Festivali’ndeydim.

Festivali düzenleyen Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Başkanı İrfan Demirkol, tüm başarılarına inat mütevazı bir karakter.
Düzenlediği festival Türk sinemasına destek veriyor ve izleyiciyi dünya sinemasının seçkin örnekleriyle buluşturuyor.
Festivalde izleme şansı bulduğum Çağıl Bocut’un yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metraj filmi “Sardunya” psikolojik gerilim unsurları taşıyan bir hikayeye sahip.
Babalar ve evlatları arasındaki iletişimi ölüm, adalet ve etik kavramları üzerinden ele alan filmin oyuncu kadrosunda İlayda Elif Elhih, Ali Seçkiner Alıcı, Evren Duyal, Zeyno Eracar, Tansu Biçer ve Ahsen Eroğlu yer alıyor.
Sabırsızlık Zamanı
Festivalde görüşme fırsatı bulduğum, oyuncu ve yönetmen Aydın Orak’ın yazıp yönettiği “Sabırsızlık Zamanı” filmi dünyanın büyük film festivallerinden Varşova Film Festivali Ana Yarışma’ya seçilmiş.
Oyuncu kadrosunda İştar Gökseven, Pelin Batu, Feride Çetin, Ali Seçkiner Alıcı ve Rıza Sönmez’in yer aldığı film Antalya Altın Portakal Film Festivali Film Forum Work in Progress Platformu’nun “En İyi Film” ve “Başka Sinema Dağıtım Ödülü” olmak üzere iki ödülle ayrılmıştı.

Yazının Devamını Oku

Yayıncılık konferansı 11. yılında

Yıllık yayıncılık konferansı Zeynep Cemali Edebiyat Günü, kitaplara ve edebiyata emek verenleri yeni bir gündemle, çevrim içi olarak bir araya getiriyor.


13 Kasım’daki çevrim içi buluşmanın kayıtları sürüyor.
Günışığı Kitaplığı’nın düzenlediği, Türkiye Yayıncılar Birliği’nin desteklediği konferansa; kitaplara yaratıcı emek veren yazar, editör, çevirmen ve sanatçılar, yayınevi çalışanları, telif ajansları, kitapçılar, dağıtımcılar, e-ticaret firmaları, dijital çözüm firmaları, tedarikçi firmalar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, kütüphaneler ve medyadan yetkililer katılıyor.
Konferansın açılış konuşmasını, edebiyatımızın çok sevilen şairlerinden
Birhan Keskin, kapanışını da Nobel ödüllü dünyaca ünlü yazar Orhan Pamuk yapacak.
Yayıncılığımızın
gelişmesi, standartlarının yükselmesi için bu tür konferanslar önemli.

Yazının Devamını Oku

Enerji dolu bir festival!

Geçen hafta Malatya İnönü Üniversitesi’nin düzenlediği Kısa Film Festivali oldukça keyifliydi. Yöneticileri, öğrencileri, güneşin enerjisini taşıyan sanatçılarıyla birçok festivalden farklıydı.


Ünlü sinema yönetmeni merhum Halit Refiğ’in eşi Gülper Refiğ’le karşılaşmak bana çok iyi geldi.
Gülper Refiğ, “Halit Refiğ Sineması”nı anlattı, eşinin yarım kalan projeleri olduğunu ve bunları tamamlamak istediğini dile getirdi. Festivalde oyuncu Arzu Yanardağ’a da rastladım.
Bakın neler söyledi: “İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali’nde jüri üyesi olmaktan onur duydum. Malatya’da olmaktan büyük keyif aldım. Daha önceki gelişlerimde çok fazla gezme fırsatım olmamıştı. Bu sefer şehri doya doya gezdim. Tarihi, lezzetli yemekleri, sıcakkanlı insanlarıyla Malatya’nın yeri çok başka. Festivalde emeği geçen herkese teşekkür ederim.”
Festivalden eve dönerken güneşin ve sanatın enerjisini beraberimde taşıyordum.

Notaları bilen ağustos böceği

Müziğin dilinden anlayan, notaları bilen ağustos böceği, bildiklerini acemi çobana öğretmeye hazır. Böylece çoban, koyunlarıyla iletişim kurarken müzikten faydalanabilecek.

Yazının Devamını Oku

Ankara’nın yazarları bu kitapta

Kitaplarında okura bambaşka dünyalar kuran edebiyatçıların bunu nasıl yapabildikleri hep merak konusu olmuştur. Okur çok sevdiği bir romanı, bir öyküyü yazarın ne düşünüp nasıl kurguladığını, nasıl yazdığını, nerede yazdığını ve nereyi yazdığını merak eder.

İşte Esme Aras da bu merakına yenilmiş ve tek tek yazarların kapısını çalmış. Onlarla bu soruların yanıtlarını almak üzere söyleşiye oturmuş. Sohbetin merkezinde edebiyat var ama mekan olarak da Ankara.

Pastaneleri, lokantaları, sinemaları, parkları ve sokaklarıyla birer anı sığınağı Ankara’yı...
“Yaz’Ankara” kitabında genç edebiyatçılarımızdan ustalara kadar pek çok isimle yapılmış röportajlardaki bazı isimler: Pınar Kür, Erendiz Atasü, Necati Tosuner, Nazlı Eray, Feyza Hepçilingirler, Gülten Dayıoğlu, Cemil Kavukçu, Atilla Şenkon, Ayten Kaya Görgün...
Edebiyatçılarla söyleşi yapınca da ortaya yine bir edebiyat eseri çıkıyor haliyle. Yaşar Kemal’in dediği gibi “Röportajı bir edebiyat dalı saymak ne, röportaj bal gibi edebiyattır.” Esme Aras da bu röportaj ustasına yakışır bir iş yapmış.

Türkiye Yayıncılar Birliği’nde yeni dönem
Geçtiğimiz günlerde Türkiye Yayıncılar Birliği’nin genel kurulu yapıldı. 2021-2023 dönemi yönetiminin oylandığı kurulda, editör Nazlı Berivan Ak genel sekreter olarak yönetimde göreve başladı.

Yazının Devamını Oku

Altın Portakal iyi geldi

Yaratıcısı ve senaristi olduğu “Alef” dizisiyle dikkat çeken Emre Kayiş’in yazıp yönettiği ilk uzun metraj film olan “Anadolu Leoparı”nı Antalya’da izledim. Filmi sevdim çünkü “Anadolu Leoparı”, soyu tükenmekte olan yaşlı leoparın hüzünlü kaderinden hareketle, onunla yazgı birliği içinde olan insanların duygu dünyasını ortaya koyuyor. Uğur Polat müthiş bir oyuncu, hakiki bir yetenek. Onun yalnızlığına kapılmamak imkansız.



“Ulusal Uzun Metraj Yarışma” filmlerinden “İki Şafak Arasında”yı çok sevdim çünkü yönetmen Selman Nacar filmde, babasının iş yerinde yaşanan kazanın ardından Kadir’in yaşadığı 24 saatlik süreci 'vicdanlı' bir şekilde anlatmayı başarmış.
Geçen hafta Tayfun Pirselimoğlu imzalı “Kerr” filminden bahsetmiştim.
Filmi izledikten sonra bir kez daha yanılmadığımı gördüm çünkü edebi tatta yapılan her film sizi kendi kuyunuzdan çıkarmaya yardımcı oluyor. Filmi izlerken, yazarın romanlarını hatırlıyorsunuz. Sıradan insanların dertleri ilginizi çekiyorsa bu filmi izleyin derim. Yoğun, duygulu ve disiplinli bir oyuncu olan Jale Arıkan’ı filmde görmek heyecan vericiydi.

Doğamız olmazsa olmaz

Hüseyin Çağlar İnce, turizmde doğa farkındalığı yaratmak üzere sektörün önde gelen kuruluşlarıyla birlikte ürettiği projelerle sürdürülebilir turizm adına misyon yüklenen bir yazar. Kendisiyle Antalya’da tanıştım.

Yazının Devamını Oku

“Kayıp Sembol”ün dizi uyarlaması gösterimde

Dünyaca ünlü yazar Dan Brown’ın çok satan romanı “Kayıp Sembol”den uyarlanan televizyon dizisi “The Lost Symbol Peacock” izleyicilerle buluşuyor.

Dan Brown kitaplarının en sevilen kurgu karakterlerinden Robert Langdon’ın gençlik yıllarında geçen dram-gerilim türündeki dizide, Langdon karakterini Ashley Zukerman canlandırıyor.
Aksiyon ve maceranın bir an olsun eksik olmadığı “The Lost Symbol”, kaçırılan yakın arkadaşı Peter Solomon’u kurtarmak için saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmesi gereken simge bilim profesörü Robert Langdon’ın hikayesini anlatılıyor.

Antalya’da en çok merak ettiğim film

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde biletler satışa çıktığı ilk gün 7 saat içerisinde tükendi. Antalya halkının yoğun ilgi gösterdiği festivalde, Türkiye’de ilk gösterimleri yapılacak “Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma” filmleri için AKM Aspendos Salonu’nda yeni gösterim seansları açıldı. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en çok merak ettiğim filmlerden birisi “Kerr”. Geçenlerde filmin yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu’nu aradım, kendisi Atina’daydı. Edebiyat uyarlaması çekmek hiç kolay değil. Filmdeki Can karakteri, babasının cenazesine giden, orayı da bir türlü terk edemeyen bir karakter. Film, büyük ölçüde romana yaslanıyor. Can, bir suçla itham edildiğini öğrendiğinde dehşete kapılır ve kasabadan kaçmaya karar verir. Bu arada Pirselimoğlu’nun “Malihülya” romanı yakında Yunanca yayımlanıyor, yolu açık olsun.

Kurtuluş Savaşı külliyatına önemli bir katkı

Kurtuluş Savaşı’yla ilgili roman sayımız yeterli değil ne yazık ki. Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler”i başta olmak üzere çok değerli eserler ancak bir elin parmakları kadar. İstiklal mücadelemize odaklanan gazeteci Mehmet Uluğtürkan’ın yazdığı Doğan Kitap’tan çıkan “Madalyasız” ve İnkılap Kitabevi’nden çıkan “Kayıp Sancak” bu yönde Türk edebiyatına kazandırılmış iki güzide eser oldu. Çıkmasının üzerinden henüz iki ay geçmeden “Kayıp Sancak”ın beşinci baskıya ulaşması okurun bu alana olan ilgisini gösteriyor.

Yazının Devamını Oku

Ünlü ressamın yaşam hikayesi

Resim sanatının Don Kişot’u Zahit Büyükişliyen’in yaşamı, “Yel Değirmenlerine Karşı” adlı kitapta yakında okurla buluşuyor.

Ünlü ressam, eğitimci Prof. Dr. Zahit Büyükişliyen’in zorluklar ve başarılarla dolu yaşamı, kızı Burçak Büyükişliyen Gönül tarafından kaleme alındı.
Okurken Türk resim sanatının gelişimine de tanıklık edeceğiniz “Yel Değirmenlerine Karşı”, nitelikli bir eser.
Bugüne kadar 17 ödüle layık görülen, açtığı sayısız kişisel serginin yanı sıra, pek çok uluslararası sergide yer alan Zahit Büyükişliyen’in kamuoyunun tanıdığı ve tanımadığı pek çok kişiyle kesişen yaşam hikayesi, zengin bir biyografik roman olarak sunuluyor.
Kitap, Medine’de başlayıp Mersin, İskenderun, İvriz, Brilon, Iserlohn, Weilersbach, Kassel ve Ankara’da geçen, İstanbul’da devam eden bir serüven aynı zamanda.
1980 döneminde, özgür bir sanat eğitimi vermeye çalışan Zahit Büyükişliyen’in öğretim üyesi olarak yaşadığı zorluklar, kaynayan kazan durumuna gelen üniversitelerdeki iç çekişmeler, haksızlıklar bu kitapta gözler önüne seriliyor.

Kamu diplomasisine dair her şey

Doç. Dr. Emrah Aydemir, günümüzün en üretken yazarlarından biri.

Yazının Devamını Oku

‘Emeğin Sineması: Karanlıkta UyananlaR BELGEsELİ

Filmleri sinemada izlemekten yanayım. Adana Altın Koza Film Festivali pandemiye rağmen büyük bir boşluğu doldurmayı başardı.


Beyazperdede çok iyi filmler izledim. Ebru Özyurt’un doktora tezi kapsamında çektiği “Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar Belgeseli” festivalde izlediğim en özgün belgesellerden oldu.
Vedat Türkali ve Ertem Göreç işbirliğinin ürünü olan “Karanlıkta Uyananlar” yapım ve üretim süreçleri ile geleneklerin tamamen dışında bir örnek.
Ertem Göreç, genç yaşta sinema endüstrisi içinde çalışmaya başlamış bir emekçi olarak aynı zamanda Türk sinemasındaki ilk sendikalaşma girişimlerine de öncülük etmiş. Filmin çekimleri devam ederken ekibin dayanışmasını, sendikalar arası dayanışmayı, sinema emekçilerinin hem filmde hem de gerçek hayatta sendikalaşmasını izliyoruz.
Sine -İş sendikasının kuruluş hikayesi, filmin yapım süreci ile sonrasında yaşananlar, film ekibinin kolektif çalışma tarzı irdelenmiş ve 1960’lı yıllarda yaşanan toplumsal değişimin Türk sinemasındaki yansımalarının izi sürülmüş. Belgeselin seslendirmesini Ebru Özyurt’un televizyoncu kardeşi Ahu Özyurt yapmış. Umarım bu özgün belgesel televizyonda da gösterilir.

Adana’da beni kalbimden vuran filmler

Sen Ben Lenin, Yönetmen: Tufan Taştan

Yazının Devamını Oku

Bir sanat şehri ORDU

Kültür sanat eksenli gezilerimi hızla sürdürüyorum. Geçen hafta sonu da Ordu’daydım. Ordu bir sanat şehri olmayı başarıyor. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’e yaptıkları çalışmaları sordum:


“Hemşehrilerimiz tiyatrodan şiire, romandan resme kadar sanata çok düşkünler. Dolayısıyla onlar için böyle bir çalışmayı hayata geçirmeyi de uygun gördük. Şimdi herkes kendi tuvalini ve boyalarını getirerek resimlerini yapıyor. ‘Düşünen, üreten, yarışan Ordu’ diyorduk. Şimdi resimde de yarışacağız. Bunları düşündük, ürettik şimdi yarışarak Ordu’nun güzelliklerini tüm dünyaya tanıtacağız. Böylece bir sektör de oluşsun istiyoruz. Burada resimlerini yapanlar aynı zamanda satabilecekler.



Başta tiyatro olmak üzere kültür sanat faaliyetleri bizim olmazsa olmazımızdır.
Ben de sanatçı ruhu taşıyan bir babanın evladıyım.
Bu sebeple kültür sanat faaliyetlerine ayrı bir önem veriyorum. Görev yaptığım süre içerisinde pek çok tiyatro oyunu sahneye koyduk.

Yazının Devamını Oku

Usta ismin biyografisi geliyor

Turnanın Türküsü adlı ilk kitabında Türk halk müziğinin usta ismi Bedia Akartürk’ün biyografisini yazan Tolgahan Vurgun, ikinci kitabı için çalışmaya başladı.


Vurgun, bu sefer Ankara Devlet Tiyatrosu’nun önemli ismi; “Hanife Hala”, “Ah Ana”, “Ferhunde Hanımlar”, “Bizim Evin Halleri” gibi TV dizilerindeki unutulmaz rolleriyle tanınan, usta oyuncu Beyhan Saran’ın biyografisini kaleme alıyor.
Kitap, Vurgun’un ilk kitabı gibi yine nehir söyleşi formatında olacak. Sanat yaşamında pek çok ödül salan, ülkemizi Avrupa’da temsil etmiş Beyhan Saran’ın yaşam öyküsünün yanı sıra oyuncunun tüm tiyatro oyunları, televizyon yapımları, seslendirme ve radyo tiyatrosu çalışmaları hakkında detaylı bilgiler de kitapta yer alacak.
Çalışmalara başlanan kitabın kısa zamanda okuyucular ve sanat severler ile buluşması planlanıyor.

“Nathalie’nin Mutfak Hikayeleri”

Bugüne kadar işkadını kimliği ile tanıdığımız Nathalie Stoyanof Suda, ailesinin 5 nesildir yönettiği Beyaz Fırın’ı sonraki kuşaklara teslim etmek üzere çalışırken, bir tarafıyla da her zaman mutfak insanıydı.

Yazının Devamını Oku

Unutulmaz filmlere yolculuk

Geçen hafta Caddebostan Kültür Merkezi’nde “Rus Filmleri” haftasına katılma fırsatı buldum.

Açılış filmi olan Grigori Çukray’ın yazıp yönettiği 1959 yapımı “Askerin Türküsü (Bir Asker Destanı)” beni derinden etkiledi. Film izlerken “iyi bir savaş filmi, insanı kendine âşık eder” duygusuyla baş başa kaldım. Bir savaş filmi olsa da gerçek bir aşk filmi izlemenin gururunu yaşadık.

Bu yüzyılda unutulan bir duyguyu yeniden hatırlamak iyi geldi.

Filmde geçen cadde isimleri yapıma sizi daha çok yaklaştırıyor. Örneğin, Çehov Caddesi. Bu arada belediye başkanlarına küçük bir öneride bulunmak istiyorum. Türk edebiyatının saygın yazarlarını, cadde ve sokak isimlerinde daha çok görmek istiyoruz.

Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosu Andrey Buravov’la filmden sonra tanıştık. Kendisi gayet iyi bir şekilde dilimizi konuşuyor, büyük mutluluk yaşadım. Umarım her yıl tekrarlanır bu festival...

Türk bilimkurgu edebiyatı İtalya’da

“Türkler bilimkurgu yazabilir mi?” Bir zamanlar çokça tartışılan bir konuydu. Ama köprünün altından çok sular aktı. Bu soru geçmişin tozlu sayfalarında yerini aldı. 6 Türk yazarın kaleme aldığı bilimkurgu öyküleri, İtalya’da Future Fiction Yayınevi tarafından kitaplaştırıldı ve ortaya “Futurchia” çıktı. Böylece, Türk bilimkurgu edebiyatı yurtdışında boy göstermiş oldu.

Francesco Verso, yazar ve editör Ünver Alibey’le birlikte “Futurchia”nın editörlüğünü yaparken; öyküleri İtalyancaya Ebru Sarıkaya çevirdi. Kitabın önsözünü de ünlü çevirmen Berna Kılınçer yazdı. Ayrıca kitabın sonunda Seran Demiral’ın kaleme aldığı, Türk bilimkurgusuna dair bir makale de yer alıyor. Antolojide yer alan yazarlar ise şöyle: Tevfik Uyar, Seran Demiral, Özgür Hünel, Selin Arapkirli (iki öyküyle), Funda Özlem Şeran, Ruhşen Doğan Nar. “Futurchia: Fantascienza contemporanea turca” kitabına Amazon’dan ulaşabilirsiniz.

Jüri başkanı Osman Sınav

Yazının Devamını Oku

İyi şiir kötü şiiri kovar

Çağdaş şiirimizin son 50 yılında özel bir yeri olan ve 2018’de aramızdan ayrılan İzzet Yasar şiirle olan ilişkisini görkemli bir sadelikle anlatmıştı:

“Ben ‘yargılayan’ durumunda olmak, şiirimizin yakın tarihi üstüne fikir beyan etmek istemiyorum. Behçet Necatigil’in dediği gibi, ‘biz işimize bakalım’, mızmız ya da hırçın, iyi şiir yazmaya çalışalım. Yargıyı zaman verir nasılsa ve iyi şiir eninde sonunda kötü şiiri kovar.”

İşte şimdi nihayet İzzet Yasar’ın bütün şiirleri tek ciltte toplandı.

YKY’den çıkan “Kuş Bakışı” adlı kitabı bütün edebiyat severlere öneriyorum. Umarım Yasar’ın soluk kesen güzellikteki öyküleri de yeniden yayımlanır.

İyi bir kitap seslendirmesi nasıl olmalı

Seslendirme sanatçısı Nisan Kumru’yu bir süredir yakından takip ediyorum. Sesli kitap, şiir, diksiyon dersleri alanındaki çalışmalarını YouTube kanallarında yayımlıyor.

Kendisine iyi bir seslendirmecinin neler yapması gerektiğini sordum, o da işte böyle anlattı:

“Sesli edebiyat eserleri diyebileceğimiz ‘sesli kitap’larda dinleyicinin duymak istediği, bir sesin ona kitap okuyuvermesi değil bir sanatçının, oyuncunun o kitabı sesle yorumudur. Dinleyen okuduğuzu değil âdeta kitabı sizin yazdığınızı düşünmeli.

Duyguları sesle verebilmek, metinle empati kurabilmeyi gerektirir. (Anlatıdaki duygunun ne üzerinde olmalı ne altında kalmalı.)

Yazının Devamını Oku

Şair görür

Dil ustası Özdemir Asaf, şiiri sevmeyeni bile şiire yaklaştırır. Şiirlerindeki mantık kusursuzdur, okuru tam kalbinden vurur. Özdemir Asaf’ın şiirlerinin yer aldığı “Çiçek Senfonisi” ile “Benden Sonra Mutluluk”, etikalarının, öykülerinin ve otokopi-denemelerinin toplandığı “Kırılmadık Bir Şey Kalmadı”dan oluşan “Bütün Eserleri”, 1336 sayfa.

Toplu bir şekilde yayımlanan bütün eserleri yeniden okunmayı hak ediyor. Çok sevdiğiniz bir dostunuza armağan edin, sizi asla unutmayacaktır. Ne demiş şair: “Beni öyle bir yalana inandır ki; ömrümce sürsün doğruluğu.”

Festival sinemasına salvo

Bir zamanlar toplumsal meseleleri ele alan sinemamız var olmaya çalışmıştı. Vedat Türkali, Ertem Göneç, Halit Refiğ hatırlamamak mümkün mü? Sonra “bağımsız” sinema adı altında bir akım oluştu. Öğretim üyesi Aslı Daldal esas olarak bu iki akımı karşılaştırmalı olarak ele alıyor “Toplumsaldan Bireysele Türk Sinemasından Parçalar-Umut Distopya, Siyaset” adlı kitabında...

Tabii, kitapta pek çok ilginç ve şaşırtıcı iddiaya yer veriliyor. Ama beni en çok düşünmeye sevk eden eleştiri, sinemanın artık “festival” sineması olduğu. Evet, artık “bağımsız” filmler festival ödülü almadan meşhur olamıyor, daha doğrusu sinema olamıyor.

“Suyun İçi Kuru”

Geçenlerde heykeltıraş dostum Kaan Küley’le görüşme fırsatım oldu.

Kendisi yıllar önce rahmetli Ressam Ömer Uluç’un asistanlığını da yapmıştı. Kaan Küley, 1978 Bursa doğumlu.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel bölümü mezunu. 3 kişisel sergi açmış. Çeşitli galerilerde karma sevgilerde yer almış. Son kişisel sergisi “Suyun İçi Kuru” pandemiden hemen önce 2020 başında olmuş.

Yazının Devamını Oku

İmkansız bir aşk hikâyesi

Emina Temel’in yazdığı “Assolist”, 1980’lerin İstanbul’unda geçen bir yasak aşk hikâyesi.

Eski devrimci, yeni müteahhit Eşref ve İtalya’da yetişen assolist Asu’nun yaşadıkları; pek çok efsaneye değip geçerken şarkılardan ve filmlerden beslenip bir varoluş hikâyesine dönüşüyor.

Mülteci dramı

“Sularının dibinde Afganlı cesedi bulunmayan bir deniz var mıdır?”
Afganistan’dan ülkemize yoğun bir göç sorunu yaşadığımız bu günlerde karşıma çıktı “Fatima”.
Yeşim Demir’in uzun soluklu bir araştırma sonucunda, aktivist kaptan Carola Rackete’nin kahramanlık mücadelesinden esinlenerek mülteci dramını ele aldığı araştırma romanı “Fatima” okunmaya değer.

Yazının Devamını Oku

Edebiyatsever Cihangir masaları

Seray Şahiner kalemi ve kalbini sevdiğim, çağdaş edebiyatımızın en kıymetli isimlerinden biri.

Geçtiğimiz günlerde Cihangir’in tadını birlikte çıkardık, ona en sevdiği kitapları sordum: “Yeşilçam dedikleri Türkiye, Vedat Türkali çünkü zaten Yeşilçam sosyolojisi çalışıyorum uzun zamandır ve bu kitap beni çok doyuran bir kitaptır. Gurbet Kuşları, Orhan Kemal çünkü siyasetin sokağa inmiş halini gösterir, yalınlığı müthiştir. Gecekondu, 6-7 Eylül olayları, ‘göç nedir?’ toplumsal sorununu parmak sallamadan anlatır. Tatlı Betüş, Aziz Nesin çünkü bakış açısı ve üslubu hayranlık uyandırıcıdır, dışarıya espri yapar Betüş ama bunu çevresindekiler anlasın diye değil, içinden kendini güldürmek için yapar. Hayatta kalmak için bu gerekiyor belki de, kendini içeriden eylemek!

Deniz mahsullerinin hikâyesi

Sofralarda balığın yerini yeniden tanımlayacak “Denizden”, bir yandan da balık tüketimindeki kişisel farkındalık, doğaya saygı üzerine sosyal sorumluluk içeriyor.

“Bundan 50 yıl sonra sofralarınızda hamsi olmayacak, uyarıyorum doğa sinyal veriyor” diyen MasterChef yarışmasında da jüri üyeliği yapan Mehmet Yalçınkaya; doğaya ve nesillerin devamına saygı duymamız gerektiğinin altını çiziyor.

Kitap kapağında kullanılan ve denize atıfta bulunmak için sulu boya tekniğiyle illüstrasyonu yapılan şefin özel portresi de şef kitapları için ilk kez uygulanan bir ‘art effect’ olarak tanımlanıyor.

Mehmet Yalçınkaya, ‘Balığın iade-i itibarı’ motto’suyla hazırladığı ve 35 yıllık kariyerinin birikimiyle oluşturduğu 84 çok özel tarif içeren ilk kitabı “Denizden” ile ülkemizin deniz ürünlerini dünyaya tanıtacak.

Dijital detoks yapmaya ne dersiniz?

Pandemi nedeniyle ekranla fazla haşır neşir olduk.

Yazının Devamını Oku

Edebiyat tarihimizden bir anı

Edebiyat dünyamızda 1960’ların ünlülerinden şair, öğretim görevlisi ve çevirmen Teo’nun (Teoman Aktürel) bir şiir kitabına ilişkin ilginç bir anekdotu vardır.

Teo’nun kitabının adı “Devinek”tir.

A Dergisi Yayınları, dosyayı dizgiye verir ve kitap tertiplenir. Mürettipler (yayınevi ve matbaalarda kurşundan güzelim harfleri dizen kişilere denirdi) biraz kitaptaki şiirlere bakarlar.

Kitapta, dilde özleşme akımının uç örnekleri vardır. Zaten kitabın adı ‘Devinek’ de buna örnektir.

Baskı görevlilerinin aklına bir şaka gelir.

Kitabın 3. sayfasına kocaman bir yazı oturturlar: ‘DEV İNEK!

Basımevindeki çalışanların bu azizliği bir hayli tebessüme yol açar.

İlk kahkahayı Kemal Özer ile Teo atar.

Not:

Yazının Devamını Oku

Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık

Bayram vesilesiyle Ferdi Eğilmez’le buluştuk, dünden bugüne sinemayı, projelerini, hayatını ve son sürprizi otelciliğini konuştuk. Ders niteliğinde bir röportaja, bayram anılarına, bir dönem tanıklığına hazır olun!

Ertem Eğilmez’in oğlu olmanızdan dolayı yaptıklarınız ya da yapamadıklarınız sürekli babanızla kıyaslanıyor. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?

- Bu etkinin bir değil, birçok bölümü var. Psikolojik bölümü var, fiziki bölümü var...

Öncelikle hayatta her şeyde olduğu gibi film yapmak da bir antrenman meselesi. Aradaki farkı anlayabilmek adına filmlerin çekildiği döneme dair de iyi tahlil yapmak gerektiğine inanıyorum.

Şimdi Arzu Film’in ürettiği, 70’li, 80’li yılların ürünü filmlerdir. Günümüzde ise milyon dolarlar konuşuluyor.

Şöyle söyleyeyim, birinci “Hababam Sınıfı” 11 kişilik teknik ekiple çekilmişti. Benim son çektiğim filmde ise kameranın açısını değiştirdiğim anda arkamda yer değiştiren ekibin sayısı 240 kişiydi.

Şimdi ben işin zorluğundan ötürü “Aynı başarıyı yakalayamıyoruz” demiyorum. Antrenman meselesi olduğunu söylüyorum. Üretmek meselesi olduğunu, hatalarınızı ancak yanıtları aldığınız zaman görebileceğiniz bir süreç olduğunu söylüyorum.

Bunun bir de psikolojik boyutu var dedim. Baba-oğul ilişkisidir bu da. Şimdi şöyle bir şey var; benim artık yaşım 57-58. Ben bu meseleyi aşalı, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edeli çok zaman geçti. Ertem Eğilmez kim, ben kimim!

Yazının Devamını Oku