GeriSayım Çınar Alanyalı ressam Seher Mollaosmanoğlu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Alanyalı ressam Seher Mollaosmanoğlu

Seher Mollaosmanoğlu Alanya’da yaşayan ve sanatını icra eden bir ressam.

Çoğu sanatçının merkezde olmaya çalıştığı, yaşadığı kenti terk ettiği bir ortamda Mollaosmanoğlu inatla şehrine ve sanatına sahip çıkıyor. Ressamın özellikle Atatürk resimleri dikkat çekici. Seher Mollaosmanoğlu’nu ziyaret etmek çok keyifli oldu. Renkler ve çizgilerle doğayı ve insanı anlatmaya çalışan büyülü ressamları korumaya almamız gerekiyor... Yolu açık olsun!

Unutulmaz filmleri hatırlayalım

Bugünlerde eski filmleri tekrar izliyorum, sinemamızın özel filmlerinin tekrar tadını çıkarıyorum. İlk üçüm şöyle:

Polizei (1988): Şerif Gören filmi. Berlin’le ilgili epik bir film, tabii ki Kemal Sunal’la. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından hemen önce çekildiği için de güzel bir Berlin ve duvar panoraması sunar izleyenlere. Her defasında Berlin’e olan ilişkim, bu filmle tekrar yenilenir.

Ah Nerede (1975): Başrollerde, Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu var. Bir Orhan Aksoy filmidir. Gerçek tutku ve sevmenin komik halleri var bu filmde. Müziğiyle, oyunculuklarıyla bir dönemin en güzel filmlerindendir. Filmin şarkısını da Füsun Önal söylerdi. Ben de bu kadarını hatırlıyorum, “Nerde unuttum kalbimi acaba, ah nerede vah nerede”. Unutmadan filmin yapımcısı da rahmetli Ertem Eğilmez’di.

Vurun Kahpeye (1973): Halide Edip Adıvar’ın “Vurun Kahpeye” adlı eseri, filmiyle de göz doldurur. Filmin yapımcısı rahmetli Hürrem Erman yönetmeniyse Halit Refiğ’dir. İstanbul’dan Anadolu’ya giden, milli mücadeleye destek veren bir kadının müthiş trajik, müthiş etkileyici hikayesi. Başrollerini Hale Soygazi ve Tugay Toksöz’ün paylaştığı Türk filmidir. Restorasyonlu olarak YouTube’dan izleyebilirsiniz.

Turkuvaz Kitap’ta neler oluyor?

Gülenay Börekçi (Genel yayın yönetmeni)

Turkuvaz Kitap olarak sonbahara iddialı bir başlangıç yapıyoruz. Her şeyden önce emperyalizmin en kullanışlı suç ortağı Hollywood’un iç yüzünün anlattığı kitabıyla Alev Alatlı var, soluk soluğa okuyacaksınız.
Okurlar, “Nasihatname” serisinin yeni kitabına da hazır olsun. Bosnalı yazar Hasan Nuhanoviç’in Serebrenitsa katliamını anlattığı kitabı “Son Sığınak”, bir kahramanlık hikâyesi.
İtalyan yazar Elena Ferrante’nin kocası olarak tanınan ama en az onun kadar yetkin bir kalemi olan Dominique Starnone’nin yeni romanı da bu ay bizden çıkıyor.
İrlandalı Claire-Louise Bennett’i ilk kez yayınlayacağımız için çok heyecanlıyım. Selahattin Yusuf bir edebiyatçının ‘olma’ sürecini Karadeniz yaylalarında geçen bir büyüme romanı çerçevesinde anlatıyor.

Kim ne okuyor?

· Gazeteci Selim Akçin, Karl Ove Knausgaard’ın “Son” adlı romanını okuyor.
· Turizmci İzzet Köseoğlu, Hector Garcia ve Francesc Miralles’in “Ikigai-Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı” adlı kitabını okuyor.
· Gazeteci yazar Burak Artuner, Erlend Loe’nin “Kadının Fendi” adlı romanını okuyor.
· İletişimci Havva Kızılırmak, İlber Ortaylı’nın “Türkiye’nin Yakın Tarihi” adlı kitabını okuyor.
· Kelebek yazarı Cihan Şensözlü, Fatih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” adlı kitabını okuyor.

 

 

X

Bir sanat şehri ORDU

Kültür sanat eksenli gezilerimi hızla sürdürüyorum. Geçen hafta sonu da Ordu’daydım. Ordu bir sanat şehri olmayı başarıyor. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’e yaptıkları çalışmaları sordum:


“Hemşehrilerimiz tiyatrodan şiire, romandan resme kadar sanata çok düşkünler. Dolayısıyla onlar için böyle bir çalışmayı hayata geçirmeyi de uygun gördük. Şimdi herkes kendi tuvalini ve boyalarını getirerek resimlerini yapıyor. ‘Düşünen, üreten, yarışan Ordu’ diyorduk. Şimdi resimde de yarışacağız. Bunları düşündük, ürettik şimdi yarışarak Ordu’nun güzelliklerini tüm dünyaya tanıtacağız. Böylece bir sektör de oluşsun istiyoruz. Burada resimlerini yapanlar aynı zamanda satabilecekler.



Başta tiyatro olmak üzere kültür sanat faaliyetleri bizim olmazsa olmazımızdır.
Ben de sanatçı ruhu taşıyan bir babanın evladıyım.
Bu sebeple kültür sanat faaliyetlerine ayrı bir önem veriyorum. Görev yaptığım süre içerisinde pek çok tiyatro oyunu sahneye koyduk.

Yazının Devamını Oku

Usta ismin biyografisi geliyor

Turnanın Türküsü adlı ilk kitabında Türk halk müziğinin usta ismi Bedia Akartürk’ün biyografisini yazan Tolgahan Vurgun, ikinci kitabı için çalışmaya başladı.


Vurgun, bu sefer Ankara Devlet Tiyatrosu’nun önemli ismi; “Hanife Hala”, “Ah Ana”, “Ferhunde Hanımlar”, “Bizim Evin Halleri” gibi TV dizilerindeki unutulmaz rolleriyle tanınan, usta oyuncu Beyhan Saran’ın biyografisini kaleme alıyor.
Kitap, Vurgun’un ilk kitabı gibi yine nehir söyleşi formatında olacak. Sanat yaşamında pek çok ödül salan, ülkemizi Avrupa’da temsil etmiş Beyhan Saran’ın yaşam öyküsünün yanı sıra oyuncunun tüm tiyatro oyunları, televizyon yapımları, seslendirme ve radyo tiyatrosu çalışmaları hakkında detaylı bilgiler de kitapta yer alacak.
Çalışmalara başlanan kitabın kısa zamanda okuyucular ve sanat severler ile buluşması planlanıyor.

“Nathalie’nin Mutfak Hikayeleri”

Bugüne kadar işkadını kimliği ile tanıdığımız Nathalie Stoyanof Suda, ailesinin 5 nesildir yönettiği Beyaz Fırın’ı sonraki kuşaklara teslim etmek üzere çalışırken, bir tarafıyla da her zaman mutfak insanıydı.

Yazının Devamını Oku

Unutulmaz filmlere yolculuk

Geçen hafta Caddebostan Kültür Merkezi’nde “Rus Filmleri” haftasına katılma fırsatı buldum.

Açılış filmi olan Grigori Çukray’ın yazıp yönettiği 1959 yapımı “Askerin Türküsü (Bir Asker Destanı)” beni derinden etkiledi. Film izlerken “iyi bir savaş filmi, insanı kendine âşık eder” duygusuyla baş başa kaldım. Bir savaş filmi olsa da gerçek bir aşk filmi izlemenin gururunu yaşadık.

Bu yüzyılda unutulan bir duyguyu yeniden hatırlamak iyi geldi.

Filmde geçen cadde isimleri yapıma sizi daha çok yaklaştırıyor. Örneğin, Çehov Caddesi. Bu arada belediye başkanlarına küçük bir öneride bulunmak istiyorum. Türk edebiyatının saygın yazarlarını, cadde ve sokak isimlerinde daha çok görmek istiyoruz.

Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosu Andrey Buravov’la filmden sonra tanıştık. Kendisi gayet iyi bir şekilde dilimizi konuşuyor, büyük mutluluk yaşadım. Umarım her yıl tekrarlanır bu festival...

Türk bilimkurgu edebiyatı İtalya’da

“Türkler bilimkurgu yazabilir mi?” Bir zamanlar çokça tartışılan bir konuydu. Ama köprünün altından çok sular aktı. Bu soru geçmişin tozlu sayfalarında yerini aldı. 6 Türk yazarın kaleme aldığı bilimkurgu öyküleri, İtalya’da Future Fiction Yayınevi tarafından kitaplaştırıldı ve ortaya “Futurchia” çıktı. Böylece, Türk bilimkurgu edebiyatı yurtdışında boy göstermiş oldu.

Francesco Verso, yazar ve editör Ünver Alibey’le birlikte “Futurchia”nın editörlüğünü yaparken; öyküleri İtalyancaya Ebru Sarıkaya çevirdi. Kitabın önsözünü de ünlü çevirmen Berna Kılınçer yazdı. Ayrıca kitabın sonunda Seran Demiral’ın kaleme aldığı, Türk bilimkurgusuna dair bir makale de yer alıyor. Antolojide yer alan yazarlar ise şöyle: Tevfik Uyar, Seran Demiral, Özgür Hünel, Selin Arapkirli (iki öyküyle), Funda Özlem Şeran, Ruhşen Doğan Nar. “Futurchia: Fantascienza contemporanea turca” kitabına Amazon’dan ulaşabilirsiniz.

Jüri başkanı Osman Sınav

Yazının Devamını Oku

İyi şiir kötü şiiri kovar

Çağdaş şiirimizin son 50 yılında özel bir yeri olan ve 2018’de aramızdan ayrılan İzzet Yasar şiirle olan ilişkisini görkemli bir sadelikle anlatmıştı:

“Ben ‘yargılayan’ durumunda olmak, şiirimizin yakın tarihi üstüne fikir beyan etmek istemiyorum. Behçet Necatigil’in dediği gibi, ‘biz işimize bakalım’, mızmız ya da hırçın, iyi şiir yazmaya çalışalım. Yargıyı zaman verir nasılsa ve iyi şiir eninde sonunda kötü şiiri kovar.”

İşte şimdi nihayet İzzet Yasar’ın bütün şiirleri tek ciltte toplandı.

YKY’den çıkan “Kuş Bakışı” adlı kitabı bütün edebiyat severlere öneriyorum. Umarım Yasar’ın soluk kesen güzellikteki öyküleri de yeniden yayımlanır.

İyi bir kitap seslendirmesi nasıl olmalı

Seslendirme sanatçısı Nisan Kumru’yu bir süredir yakından takip ediyorum. Sesli kitap, şiir, diksiyon dersleri alanındaki çalışmalarını YouTube kanallarında yayımlıyor.

Kendisine iyi bir seslendirmecinin neler yapması gerektiğini sordum, o da işte böyle anlattı:

“Sesli edebiyat eserleri diyebileceğimiz ‘sesli kitap’larda dinleyicinin duymak istediği, bir sesin ona kitap okuyuvermesi değil bir sanatçının, oyuncunun o kitabı sesle yorumudur. Dinleyen okuduğuzu değil âdeta kitabı sizin yazdığınızı düşünmeli.

Duyguları sesle verebilmek, metinle empati kurabilmeyi gerektirir. (Anlatıdaki duygunun ne üzerinde olmalı ne altında kalmalı.)

Yazının Devamını Oku

Şair görür

Dil ustası Özdemir Asaf, şiiri sevmeyeni bile şiire yaklaştırır. Şiirlerindeki mantık kusursuzdur, okuru tam kalbinden vurur. Özdemir Asaf’ın şiirlerinin yer aldığı “Çiçek Senfonisi” ile “Benden Sonra Mutluluk”, etikalarının, öykülerinin ve otokopi-denemelerinin toplandığı “Kırılmadık Bir Şey Kalmadı”dan oluşan “Bütün Eserleri”, 1336 sayfa.

Toplu bir şekilde yayımlanan bütün eserleri yeniden okunmayı hak ediyor. Çok sevdiğiniz bir dostunuza armağan edin, sizi asla unutmayacaktır. Ne demiş şair: “Beni öyle bir yalana inandır ki; ömrümce sürsün doğruluğu.”

Festival sinemasına salvo

Bir zamanlar toplumsal meseleleri ele alan sinemamız var olmaya çalışmıştı. Vedat Türkali, Ertem Göneç, Halit Refiğ hatırlamamak mümkün mü? Sonra “bağımsız” sinema adı altında bir akım oluştu. Öğretim üyesi Aslı Daldal esas olarak bu iki akımı karşılaştırmalı olarak ele alıyor “Toplumsaldan Bireysele Türk Sinemasından Parçalar-Umut Distopya, Siyaset” adlı kitabında...

Tabii, kitapta pek çok ilginç ve şaşırtıcı iddiaya yer veriliyor. Ama beni en çok düşünmeye sevk eden eleştiri, sinemanın artık “festival” sineması olduğu. Evet, artık “bağımsız” filmler festival ödülü almadan meşhur olamıyor, daha doğrusu sinema olamıyor.

“Suyun İçi Kuru”

Geçenlerde heykeltıraş dostum Kaan Küley’le görüşme fırsatım oldu.

Kendisi yıllar önce rahmetli Ressam Ömer Uluç’un asistanlığını da yapmıştı. Kaan Küley, 1978 Bursa doğumlu.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel bölümü mezunu. 3 kişisel sergi açmış. Çeşitli galerilerde karma sevgilerde yer almış. Son kişisel sergisi “Suyun İçi Kuru” pandemiden hemen önce 2020 başında olmuş.

Yazının Devamını Oku

İmkansız bir aşk hikâyesi

Emina Temel’in yazdığı “Assolist”, 1980’lerin İstanbul’unda geçen bir yasak aşk hikâyesi.

Eski devrimci, yeni müteahhit Eşref ve İtalya’da yetişen assolist Asu’nun yaşadıkları; pek çok efsaneye değip geçerken şarkılardan ve filmlerden beslenip bir varoluş hikâyesine dönüşüyor.

Mülteci dramı

“Sularının dibinde Afganlı cesedi bulunmayan bir deniz var mıdır?”
Afganistan’dan ülkemize yoğun bir göç sorunu yaşadığımız bu günlerde karşıma çıktı “Fatima”.
Yeşim Demir’in uzun soluklu bir araştırma sonucunda, aktivist kaptan Carola Rackete’nin kahramanlık mücadelesinden esinlenerek mülteci dramını ele aldığı araştırma romanı “Fatima” okunmaya değer.

Yazının Devamını Oku

Edebiyatsever Cihangir masaları

Seray Şahiner kalemi ve kalbini sevdiğim, çağdaş edebiyatımızın en kıymetli isimlerinden biri.

Geçtiğimiz günlerde Cihangir’in tadını birlikte çıkardık, ona en sevdiği kitapları sordum: “Yeşilçam dedikleri Türkiye, Vedat Türkali çünkü zaten Yeşilçam sosyolojisi çalışıyorum uzun zamandır ve bu kitap beni çok doyuran bir kitaptır. Gurbet Kuşları, Orhan Kemal çünkü siyasetin sokağa inmiş halini gösterir, yalınlığı müthiştir. Gecekondu, 6-7 Eylül olayları, ‘göç nedir?’ toplumsal sorununu parmak sallamadan anlatır. Tatlı Betüş, Aziz Nesin çünkü bakış açısı ve üslubu hayranlık uyandırıcıdır, dışarıya espri yapar Betüş ama bunu çevresindekiler anlasın diye değil, içinden kendini güldürmek için yapar. Hayatta kalmak için bu gerekiyor belki de, kendini içeriden eylemek!

Deniz mahsullerinin hikâyesi

Sofralarda balığın yerini yeniden tanımlayacak “Denizden”, bir yandan da balık tüketimindeki kişisel farkındalık, doğaya saygı üzerine sosyal sorumluluk içeriyor.

“Bundan 50 yıl sonra sofralarınızda hamsi olmayacak, uyarıyorum doğa sinyal veriyor” diyen MasterChef yarışmasında da jüri üyeliği yapan Mehmet Yalçınkaya; doğaya ve nesillerin devamına saygı duymamız gerektiğinin altını çiziyor.

Kitap kapağında kullanılan ve denize atıfta bulunmak için sulu boya tekniğiyle illüstrasyonu yapılan şefin özel portresi de şef kitapları için ilk kez uygulanan bir ‘art effect’ olarak tanımlanıyor.

Mehmet Yalçınkaya, ‘Balığın iade-i itibarı’ motto’suyla hazırladığı ve 35 yıllık kariyerinin birikimiyle oluşturduğu 84 çok özel tarif içeren ilk kitabı “Denizden” ile ülkemizin deniz ürünlerini dünyaya tanıtacak.

Dijital detoks yapmaya ne dersiniz?

Pandemi nedeniyle ekranla fazla haşır neşir olduk.

Yazının Devamını Oku

Edebiyat tarihimizden bir anı

Edebiyat dünyamızda 1960’ların ünlülerinden şair, öğretim görevlisi ve çevirmen Teo’nun (Teoman Aktürel) bir şiir kitabına ilişkin ilginç bir anekdotu vardır.

Teo’nun kitabının adı “Devinek”tir.

A Dergisi Yayınları, dosyayı dizgiye verir ve kitap tertiplenir. Mürettipler (yayınevi ve matbaalarda kurşundan güzelim harfleri dizen kişilere denirdi) biraz kitaptaki şiirlere bakarlar.

Kitapta, dilde özleşme akımının uç örnekleri vardır. Zaten kitabın adı ‘Devinek’ de buna örnektir.

Baskı görevlilerinin aklına bir şaka gelir.

Kitabın 3. sayfasına kocaman bir yazı oturturlar: ‘DEV İNEK!

Basımevindeki çalışanların bu azizliği bir hayli tebessüme yol açar.

İlk kahkahayı Kemal Özer ile Teo atar.

Not:

Yazının Devamını Oku

Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık

Bayram vesilesiyle Ferdi Eğilmez’le buluştuk, dünden bugüne sinemayı, projelerini, hayatını ve son sürprizi otelciliğini konuştuk. Ders niteliğinde bir röportaja, bayram anılarına, bir dönem tanıklığına hazır olun!

Ertem Eğilmez’in oğlu olmanızdan dolayı yaptıklarınız ya da yapamadıklarınız sürekli babanızla kıyaslanıyor. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?

- Bu etkinin bir değil, birçok bölümü var. Psikolojik bölümü var, fiziki bölümü var...

Öncelikle hayatta her şeyde olduğu gibi film yapmak da bir antrenman meselesi. Aradaki farkı anlayabilmek adına filmlerin çekildiği döneme dair de iyi tahlil yapmak gerektiğine inanıyorum.

Şimdi Arzu Film’in ürettiği, 70’li, 80’li yılların ürünü filmlerdir. Günümüzde ise milyon dolarlar konuşuluyor.

Şöyle söyleyeyim, birinci “Hababam Sınıfı” 11 kişilik teknik ekiple çekilmişti. Benim son çektiğim filmde ise kameranın açısını değiştirdiğim anda arkamda yer değiştiren ekibin sayısı 240 kişiydi.

Şimdi ben işin zorluğundan ötürü “Aynı başarıyı yakalayamıyoruz” demiyorum. Antrenman meselesi olduğunu söylüyorum. Üretmek meselesi olduğunu, hatalarınızı ancak yanıtları aldığınız zaman görebileceğiniz bir süreç olduğunu söylüyorum.

Bunun bir de psikolojik boyutu var dedim. Baba-oğul ilişkisidir bu da. Şimdi şöyle bir şey var; benim artık yaşım 57-58. Ben bu meseleyi aşalı, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edeli çok zaman geçti. Ertem Eğilmez kim, ben kimim!

Yazının Devamını Oku

Vicdanlı kalplere iyi gelecek

Yeni bir dosya, yeni bir yazar.


Zeynep Taşdelen Tenteoğlu’nun “Bağ” adlı romanı birçok vicdanlı kalbe iyi gelecek.
Romanın konusu kısaca şöyle:
Kemal, geçmişinde ciddi bir trajedi yaşamıştır. Uzun yıllar sonra da tüm bağlarını kopardığı Çınar Kasabası’na döner. Bir başka trajedisi olan parti kızı Mila ise hayatındaki kötü gidişata son vermek için eski hayatıyla bağlarını tamamen koparıp Çınar’a gelir. Burada Mila ve Kemal’in yollarının kesişmesiyle heyecan verici bir aşk başlar.
Kitabı okurken hayatınızı da ciddi anlamda sorguluyorsunuz.
Son olarak kitabın yazarıyla ilgili bir edebiyat magazini vereyim. Kitabın yazarı, eski Çankaya Belediyesi Başkanı rahmetli Doğan Taşdelen’in kızı Zeynep Taşdelen Tenteoğlu. Yetenekli bir kalem. “Bağ” romanı bu yıl içinde yayımlanacak.

Prof. Münci Kalayoğlu’nun yaşamı kitap oluyor

Yazının Devamını Oku

İTO’dan prestijli bir eser

Osmanlı Arşiv Kayıtlarında Gürcistan ve Gürcüler adlı geniş araştırma kitabı İstanbul Ticaret Odası Kültür ve Sanat Yayınları etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Alanında bir ilk olma özelliği taşıyan araştırma, Mümin Yıldıztaş tarafından hazırlandı.


Kitap iki dilli baskısıyla; hem Gürcüce hem de Türkçe okurlarının karşısında. Gravür, harita, resim ve arşiv kayıtlarının fotoğraflarıyla zenginleştirilmiş kitap, önemli bir boşluğu doldurma iddiasında. Gürcistan sevdiğim destinasyonlardan biridir, Tiflis de Gori de eskiyi hatırlatarak günü yaşamayı öğütleyen şehirlerdir...
Başta İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç’i ve tüm ekibi bu kıymetli çalışma için kutluyorum, hem araştırmacılar hem de meraklılar için önemli bir başucu kitabına imza atmışlar.

Dünyaya göklerden bakan kız

Önemli bir kitapla karşıyayız. Biyografik bir roman olan “Madelet” tamamen belgelere, gerçeklere, tecrübelere ve tanıklıklara bağlı kalınarak yazılmış...
Kitap, Anadolu’da zor şartların arasından azmi, sabrı, zekası, çalışkanlığı ve hiç dinmeyen yaşama tutkusuyla sıyrılan Madelet Grabbe Başusta’nın hikayesini anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Mevlânâ’nın Mesnevi’sinden süzülen bir kitap

Çocuk ve gençlik edebiyatımızın üretken kalemi Yalvaç Ural, okurlarını bu kez Mevlânâ’yla buluşturuyor.



1945’te, Konya-Karatay’da, bir Mevlânâ torunu olan Gülendam nenesinin ve annesinin doğduğu evde dünyaya gelen Ural, çocukluğunu anneannesinin dilinden dökülen bu öncesiz kültürün masal, öykü, fabl, fıkra, şiir ve tekerlemelerini dinleyerek geçirdi.
“Gülendam Nenem, Rumi Annem ve Ben” kitabında Ural, Mevlânâ’nın Mesnevi’sinden süzülen masal öykülerini, özgün yapısı içinde okurlarına sunuyor. Yazarın, aile tarihini de besleyen kültürel birikimin bir parçası olan kitap, Yapı Kredi etiketiyle raflarda...

Kitabın ilhamı kızlarından

Hikayelerin çocuklar üzerindeki mucizevi etkilerini yakından bilen bir anne olan gazeteci ve köşe yazarı Özlem Bay’ın ilk kitabı “İçimdeki Çocuktan Masallar” okuyucularla buluştu.
Pandemi şartlarında kızları Zeynep ve Nehir ile geçirdiği zamanlar, 20 yıllık gazeteci Özlem Bay’ın uzun süredir planladığı masal kitabını tamamlanması için ilham olmuş.

Yazının Devamını Oku

Alatlı’dan sinemanın perde arkası

Film piyasasına hangi gizli örgütler hâkim, hangi ABD başkanının genelev işleten dedesi aynı zamanda film sektörüne can verdi, Hollywood’un CIA ile işbirliği yaptığı filmler hangileriydi...



Ya da ABD’de 1950’lerde yaşanan büyük “cadı avı” sırasında meslektaşlarını ihbar ederek paçalarını kurtaran “solcu” bildiğimiz yazarlar kimlerdi?
Günümüzün önde gelen düşünce insanlarından Alev Alatlı, yeni kitabıyla okur karşısında. “Suç Ortağı Hollywood”, sarsıcı bir tarih kitabı.
Sıra dışı bilgiler, fotoğraf ve belgelerle zenginleştirilmiş “Suç Ortağı Hollywood” adlı bu kitap, görünenin gerisindeki gerçeği keşfetmek isteyenlere.
Şahsen okurken şuna kanaat getirdim: Hollywood söz konusu olduğunda hiçbir film sadece film değildir.

Kim ne okuyor?

∆ Oyuncu Serpil Çakmaklı, Gülseren Budayıcıoğlu’nun “Camdaki Kız” adlı kitabını okuyor.

Yazının Devamını Oku

İzmirli Dario’yla tanışın

Remzi Kitabevi’nden Erkan Özerman imzalı “İzmirli Dario” adında önemli bir kitap çıktı. Özerman kitapta Dario Moreno’nun Türkiye’den yola çıkıp yıldız olma hikayesini anlattı...

Dario Moreno, 1950’lere müzik alanında sivrilen ve sevilen, dünya çapında bir sanatçı. Erkan Özerman’ın kaleme aldığı “İzmirli Dario”, bilinmeyen yönlerini, sıkıntılı çocukluk dönemini, yeteneklerinin keşfedilmesini ve başarıyı ülke dışında yakalamasına dair olan serüvenini anlatıyor.

Trajik olaylarla dolu bu serüveni yakın dostu Özerman’dan okumak ayrı bir keyif. Moreno, İzmir’de yetişen, vatani görevini Türk ordusunda yapan, sanat hayatına Türkiye’de başlayan ve başarıya ulaştıktan sonra da Avrupa’ya giderek dünyada popüler bir isim.

Dario’nun plaklarını satın alan hayranları onun Türk olduğunu çoğunlukla bilmiyor.

Oysa İzmirli Dario, hiçbir zaman başka bir ülkenin vatandaşlığını kabul etmedi ve yaşamı boyunca da Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu gururla taşıdı.

Şarkıcılığını biliyoruz, oysa sinemada da ünlü. Zamanının önde gelen birçok şöhretiyle film çekti.

Kimler yok ki bu isimler arasında; Yves Montand, Brigitte Bardot...

Yazının Devamını Oku

Çarpıcı bir roman

Yazdığı kurgu romanlarda okuyucularını, gerçek kadın kahramanlarının iç dünyalarıyla mest eden ve çok satanlar listelerinde yer alan Demet Altınyeleklioğlu’nun son romanı “Nihavent Hıçkırık”, yanık bir kadın sesinden dinlediği “Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime...” şarkısıyla düşüvermiş aklına.


Yazar, “Bu nihavent şarkıyı o akşama kadar belki yüz kere dinlemişimdir. Ama ilk defa o akşam bu tarifsiz isyana nasıl bir hayatın sebep olduğu sorusu takıldı aklıma” diyor.
Altınyeleklioğlu, “Nihavent Hıçkırık”ta İhsan Raif’in yaşadığı çileleri anlatırken çocuk gelinlere, aile namusu adına kurban verilen kızlara, kadın olmanın çaresizliğine, yalnızlığına da göndermeler yapıyor.

Felsefi bir el kitabı

Yeşim Demir, “Zerdüşt-Bende Olan Ne Varsa Sizin Elinizde de Gizli” adlı felsefe kitabını yayına hazırladı.
Zerdüşt’ü anlamak için bir el rehberi bu kitap. Zerdüşt, “Herkes ektiğini biçecektir”, “İyi düşünün! İyi konuşun! İyi yapın!”, “Dünyada tek bir yol vardır, o da doğruluktur” der.

Yazının Devamını Oku

Tanrım bana vasat erkek güveni ver!

Erkekleri sorgulayan ve Fransa’da olay yaratan bir düşünce kitabından bahsedeceğim bugün size. Adı “Erkeklerden Nefret Ediyorum”. Pauline Harmange’in bu kitabı, ülkede çok satanlara girdi.

Okurken işaretlediğim bu bölüm, eminim sizin de dikkatinizi çekecek: “Yetersizlik Sendromuna Karşı Günlük Telkin: Tanrım bana vasat erkek güveni ver. Ne zaman şüpheye düşsem, kibir denen hokkabazlıkla bayağılıklarını ‘yeterlilik’ diye yutturmayı başarmış, tüm o vasat erkekleri hatırlıyorum.”

Pauline Harmange, The Guardian gazetesine kitapla ilgili bir röportaj vermiş ve şöyle demiş: “Erkekleri sevmeme hakkımız olmalı.

Yazar, genel anlamda kadınların erkeklerden hoşlanmama ve onlara güvenmeme hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor.

Erkeklere karşı nefret duygusu beslemenin yanlış olmadığına inanan Harmange, kitabında bu görüşünü “Erkek düşmanlığı, sistematik şiddetin kökü olan kadın düşmanlığına bir tepki olarak var” sözleriyle dile getiriyor.

104 sayfalık kitabı okurken eminim sizin de sosyal çevreniz gözünüzün önüne gelecek.

Bakan danışmanından dava tehdidi

Fransa’da toplumsal cinsiyetten sorumlu bakanlığa danışmanlık yapan Ralph Zurmély, kitabın toplatılmasını istedi. Zurmély, kitabı yayınlayan Monstrograph Yayınevi’ne bir mektup yolladı ve “toplumsal cinsiyet temelinde nefreti teşvik etmenin suç teşkil ettiğini” belirterek yayınevini dava açmakla tehdit etti.

Bakanlık ise bu durumun danışmanın kişisel girişimi olduğunu, tamamen bağımsız bir şekilde yapıldığını açıkladı. Yayınevi de Fransız medyasına yaptığı açıklamada kitabın nefreti teşvik etmediğini savundu.

Yazının Devamını Oku

Demet Cengiz’den “Adımı Deniz Koydular”

Demet Cengiz’in romanı “Adımı Deniz Koydular”, haziran sonunda okurla buluşuyor.

 Roman, Türkiye ve İngiltere’den iki ayrı çocuk öyküsünü anlatıyor. Biri Doğu’dan bir kardelenin, diğeri Batı’dan ihmal edilmiş bir oğlanın öyküsü... Roman, aile içi sevgisizliğin sonuçlarına dikkat çekiyor. İki öykünün satır aralarında Türkiye’den ve dünyadan haberler gizli... Türkan Saylan, Fazıl Say, Deniz Gezmiş, Bedri Baykam roman boyunca karşımıza çıkıyor.

Vurucu dizeler

Geçenlerde Redd solisti Doğan Duru’yla tanışma fırsatı buldum. Yıllardır şarkı sözleri yazdığını biliyordum...
Bir şiir kitabından bahsetti. Daha sonra yayımlanmamış şiirlerini okuyunca kendimden geçtim. Sonra düşündüm iyi bir şiir müzikle ruh bulur zaten.
Şiir yaşamak için güzeldir. Müziktir. Okuyanı başka yerlere götürür, farklı duygular yaşattırır, herkes için farklı anlamlara sahiptir. Doğan’ın şiir kitabını merakla bekliyorum. İşte kitaptan tadımlık dizeler...
Ölmüyor öldürmüyor bu aşk niye

Yazının Devamını Oku

Zamana yenik düşmeyecek roman

Pandemi dönemi yazılan romanları yakından takip ediyorum.

Bütün aşkların ortak kaderidir ayrılık. Âşık olduğu adamdan ayrılmış bir kadının ruh halini okumak bizi hayata daha çok yaklaştırıyor.

Aslı Perker’in yeni romanı “Ayrılığın İlk Günü”, aşka ve ilişkilere dair büyük bir hesaplaşmayı konu ediniyor.

Sevgisizlikten şikayet eden onlarca insanlar var çevremizde. Onların şikayetlerinin temelinde yatan durumu hakiki bir şekilde sorgulamak yürek ister. Her ayrılık, kısa süre içinde şaşırtıcı şekilde özüne dönme gerçekliğini yaşatıyor. Aslı Perker’in kahramanlarını hepimiz çok yakından tanıyoruz.

“Ayrılığın İlk Günü”, popüler kültür göndermeleriyle de gülümsetiyor. Soluk soluğa okunabilecek kaç roman var ki? “Ayrılığın İlk Günü”, zamana karşı yarışan ama zamana yenik düşmeyecek bir roman.

Okuyun çünkü iyi kitap okumak, akıllı insanlarla konuşmak gibidir.

Sinema yazarından...

Sinema yazarı Suat Köçer’in “Münferit Bir Olay” isimli romanı, Ketebe Yayınları etiketiyle okurla buluştu.

Bir grup kartonpiyer işçisinin yaşam kavgasına odaklanan kitap, üniversiteli bir gencin Bursa’dan İstanbul’a kaçarak bu işçilerle yolunun kesilmesi ve sonrasında yaşadıklarını konu ediyor.

Yazının Devamını Oku

Dorsay’lardan 2 kitap haberi

Atilla Dorsay’ın yeni kitabı “Hayatımızı Aydınlatan Muhteşem Kadın Dostlarım” hafta başı kitapçılarda yerini aldı. Tiyatrodan sinemaya, yazarlıktan gazeteciliğe, müzikten müzeciliğe çağımıza damgasını vurmuş, Dorsay’ın yakından tanıma şansı bulduğu ve birlikte anılar edindiği 30 kadının ayrıntılı portreleri. Kimler yok ki...

SAHNENİN DİVALARI:

Yıldız Kenter
Gülriz Sururi
Gencay Gürün
Dilek Türker
Dikmen Gürün

Yazının Devamını Oku

Zamanın eskitemediği bir film

Yıllar önce Mahmut Cevher’le Frankfurt Türk Filmleri Festivali’nde tanışmış ve röportaj yapmıştım.

Geçenlerde oynadığı bir filmini tekrar izleme fırsatı buldum. Yaşar Kemal’in romanlarından sinemaya uyarlanan filmler arasında en çok “Yılanı Öldürseler”i beğendiğimi söylemek isterim.
Bu film, Yaşar Kemal’in doğup büyüdüğü Osmaniye’nin Hemite Köyü’ndeki Esme’nin hikâyesini anlatıyor.
Esme’yi Türkan Şoray görkemli bir şekilde oynuyordu.
Filmdeki Abbas karakterini de Mahmut Cevher canlandırıyordu. Filmi bitiminde hemen Mahmut Cevher’i aradım, sohbet ettik. Filmi de bu vesileyle tekrar hatırlatmak istedim. Yeni sakallı hali Cevher’e ayrı bir hava katmış ve ciddi de kilo vermiş.

Soluk soluğa bir polisiye

Melih Esen Cengiz, edebiyatımızın özel kalemlerinden biri.
“Bir Osmanlı Yazı”, “Terk Edilmiş Manalar Cenneti”, “Kudüs’ün Güvercinleri”, “Marlene’in Yetimi” ve “Paylaşılamayan Cinayet” kitaplarının yazarı Cengiz’den bu kez “Bir Kadın Bir Cinayet” geldi.

Yazının Devamını Oku