Yenilerden yeni beğen! Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi?

Biraz Bebek’teki Lucca’nın o ilk masum, mahalleli, sıcak halleri gibi. Ama tabii bu durum, Karaköy’ün genel gidişatına bağlı...

Yenilerden yeni beğen Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi

Şehrin nabzı en sıkı atan gece kulüplerinden Klein ve onun içinde yer alan Flamme’ı işletiyorlardı. Şimdi ekip olarak yeme-içme işine girmenin heyecanını yaşıyorlar: Karaköy’de açtıkları Vor Klein.

‘Klein’, Harbiye’deki dev gece kulübüne nazire yaparcasına Almanca’da ‘küçük’ demek. ‘Vor’ ise önce demekmiş. Yani bizim üstümüze düşen, alttan alta bize yükledikleri sorumluluk ne? Önce Vor Klein’da yemek yiyip, hafif sallanıp yumuşayacağız, sonra Klein’a gidip sabahlayacağız. Oldu olacak bir de kahvaltıcı açın, hiç ayrılmayalım.

En başta heyecanlılar dedim ya... Aslında haklılar; güzel olmuş mekân. İnsanı 1970’lere ışınlayan bir havaya sokuyor. Elde var bir: Retro damarını iyi tutmuşlar. 

Yenilerden yeni beğen Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi
Kokteyl mönüsü zengin: Zencefilin adı mücverin tadı, Neşeli hayat, Yeşilin en güzel hali, Hayat kadar gerçek, Karayipler’in incisi...

Her akşam canlı piyano performansı koymuşlar. Elde var iki: Bir-iki saatliğine olsun, insanı İstanbul’un davudi uğultusundan uzaklaştırıyorlar. 

Ortada koca bir bar... Herkes görebiliyor, görünebiliyor. Elde var üç: Demokratik bir mekân...

İnsanlar yemeklerini yiyor; ‘elektronik olmayan’ müziklerde keyifleniyor; sonra herkes ayağa kalkıp tatlı tatlı salınıyor. Bana biraz Bebek’teki Lucca’nın o ilk masum, mahalleli, sıcak hallerini hatırlattı.

Peki Vor Klein, Karaköy’ün Lucca’sı olur mu? Bence fazlasını hak ediyor da o biraz Karaköy’ün genel gidişatıyla orantılı...

NESİ GÜZEL: Gerçi bütün İstanbul’da artık ‘eğlence trafiği’ diye bir şey kalmadı ama gitmeye gitmeye unutmuşuz: Karaköy çok merkezi ve ulaşması çok kolay.

NESİ KÖTÜ: Belki de geç saatte gittiğim için: Alelacele tattığım, bir tabağa küçük numuneler konulmuş mönüden pek keyif alamadım. Ama oturur zamanla.

Caz, insanı sosyalleştirir mi?
BİR BAR...
Karaköy Bankalar Caddesi’nde, caz müzikseverlerin bir araya gelebileceği yeni bir mekân var artık: Social Jazz Bar. Haftanın üç günü usta müzisyenlerin sahne alacağı bar, müzik kadar müzisyenlerin de ön plana çıkacağı özel projelere de imkân sağlayacakmış. (0212) 249 77 00
Yenilerden yeni beğen Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi

Cizreli yeni zincir mi kuruyor?

BİR MEYHANE...
Big Chef’s zincirinin sahibi Gamze Cizreli şimdi de meyhane zinciri mi kuruyor? Göksu’da açtığı Buselik Meyhane yavruladı; bir şubesi de Tünel’e açıldı. Mönüde yine bademli Girit ezmesinden karides saganakiye, sıcak ot kavurmadan sıcak humusa yöresel tatlar var. Tek fark, suya daha uzak ama manzarası muhteşem. (0212) 292 10 02
Yenilerden yeni beğen Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi

Ünlüler Akaretler’e gider mi?
BİR BİSTRO...
Semtin sevilen lezzet duraklarından White Mill, müdavimlerini artık Akaretler’de ağırlıyor. Cihangir’deki gibi yine yemyeşil bir bahçesi var. Yenilenen mönüsüne karides tempura, bademli tavuk, etli pazı dolması, çentik kebabı, anne köftesi, kızılcık soslu ızgara somon gibi lezzetler eklendi. 10.00-01.30 arası açık. Peki eski semtindeki ünlü müdavimleri Akaretler’e gider mi? Hep birlikte göreceğiz. (0212) 292 28 95
Yenilerden yeni beğen Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi

Bu kaçıncı mekân?
BİR BALIKÇI...
‘Köyden İndim Şehire’ filminde, Zeki Alasya-Metin Akpınar’ın altın sayışı gibi: Tayfun Topal yönetimindeki Jüpiter Grup’un açtığı mekânları saymakta zorlanıyoruz. En son 17’ydi; Cihangir’de yeni açtığı Arşipel Balıkçısı’yla 18 olmalı. Kız Kulesi’nden Topkapı Sarayı’na kadar manzarası; anasonlu patlıcan salatasından Yunan baklasıyla yapılan favaya kadar geniş bir ‘alternatif balıkçı mönüsü’ var. (0536) 415 20 67
Yenilerden yeni beğen Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi

CUMARTESİ ATEŞİ
Bu akşam sen neredesin
Hande Yener Haliç Kongre Merkezi’nde, Berkay Antalya Jolly Joker’de, Manga Beşiktaş İF Performance’ta, Levent Yüksel İzmir Ooze Venue’de, Sertab Erener Ataşehir DasDas’ta, Kardeş Türküler Beylikdüzü AKSM’de, Ceyl’an Ertem Denizli Route’ta, Mabel Matiz İzmir Karşıyaka Spor Salonu’nda...
Yenilerden yeni beğen Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi
Dersaadet’te yaşıyorsun, pekİ bunları bİlİyor musun?

Galata Mevlevilerinin bu akşam 19.00’da Eminönü’ndeki Hodjapasha GM’de bir sema ayini yapacağını...
Yalnız biletlerin biraz pahalı olduğunu, numarasız oturma düzeninde 90 liradan satıldığını...
League of Legends’ın oynandığı Vodafone FreeZone Şampiyonluk Ligi’nin bugün 12.00’de başlayacağını...
Ataşehir Watergarden’da açılan Riot Games Espor Sahnesi’nde canlı olarak izleyebileceğinizi...

45 TL

Bu akşam, Atakent Hayal Kahvesi’ndeki Retrobüs grubunun partisine giriş ücreti... Retrobüs 1960, 70 ve 80’lerin en hit şarkılarını o dönemin kıyafetleriyle, ses taklitleri yaparak eğlenceli şekilde cover’lıyor.

 

 

 

 

 

X

Keşke Z Kuşağı da ihtişamlı günlerini görebilseydi

Taksim’e bağlanan en önemli caddelerden. 200-300 metre ya var ya yok. Ama 100 yılda kent hayatına öyle şeyler sığdırdı ki bugün bakınca bırakın bir asır evvelini, 10, hatta 1 sene öncesi bile çok uzak bir hayal gibi.

Türkiye’nin en ünlü meydanı Taksim. En bilinen caddesi de yine bu meydandan başlayan İstiklal.

Bugünkü konumuz Sıraselviler Caddesi ise İstiklal’in küçük yancısı.

Sıraselviler’e ‘yancı’ diyorum ama durduk yere değil. Boyu güdük. Hepi topu 300 metre.

Ama ne demişler? “Asıl boyu kısa olandan korkacaksın.” 100 yılda o 300 metreye kent hayatı açısından neler sığdırdı neler...

100 yıllık küçük bir kent gezisine hazırsanız sizi hemen caddenin başlangıç noktasına, Taksim’e alayım...

Eğer karnınız açsa önce onu bir halledelim. Saatin kaç olduğunun hiç önemi yok. Eğer yolunuz Sıraselviler’e düştüyse dünyanın pek az kentinde sahip olabileceğiniz bir lükse sahipsiniz: haftanın her günü, 7x24 açık ve harıl harıl iş yapan fast food’cular.

Bambi’yi gözü kapalı tavsiye ederim. Türkiye’nin gerçek anlamda ilk fast food mekânı. 1974’te açıldı. Dilli-kaşarlı tostu efsane. Pandemide de açık ama sadece kısıtlı alanda servis yapabiliyor. Öncesini bilenler için biraz hüzünlü. Sabahın 5’i, 6’sı, 7’sinde bile bütün masalar dolu olurdu. Hiç tanımasanız da yan masayla arkadaş olup “Siz neredeydiniz?” diye o gece gidilen mekânların hali sorulur, kıyaslaması yapılır, bir sonraki hafta sonu birlikte planlanırdı.

Yazının Devamını Oku

“İkinci normal”in yeni rakamları

Her gün yeni kurallar, yeni zorunluluklar, adetler... Ana-babalarımızın; dede-ninelerimizin görmediği, yaşamadığı şekilde değişiyor hayatımız. O yüzden şiar edinebileceğimiz atasözleri, deyimler bile yok. Pandeminin ikinci saldırısında, yüzlerce kayıp verdiğimiz bir sürecin ardından yeniden bir normalleşme sürecine girdik. İşte bu dönemde aklıma kazınan bazı sayılar...

200 VAKA:
Sinop’ta bir kadının altı günde 41 ev ziyaret ederek korona bulaştırdığı insan sayısı... Bütün köy karantinada.
YÜZDE100:
Sinovac aşısının üçüncü faz denemelerinde ortaya çıkan “hastaneye yatmayı engelleme” oranı... Türkiye’nin de kullandığı bu aşıyı olanlar hastalansa bile hastanelik olmuyor.
 23 KİŞİ:
İzmir-Konak’ta yüksek müzik sesi gelen bir yere yapılan baskında ceza kesilen insan sayısı...
Mekân bir gece kulübüymüş, içeridekilere toplam 145 bin lira ceza kesildi.

Yazının Devamını Oku

Kara cuma olmasın

Koskoca metropolde aylar sonra insanların “dışarıda” sosyalleşebileceği ilk hafta sonu bu cuma yaşanacak. Kaç restoran ve kafenin yeniden açılabileceğini, “yeni normal”e nasıl adapte olduğumuzu, kurallara uyup uymadığımızı tam anlamıyla cuma anlayacağız.

İstanbul’da kafe ve restoranlar kısıtlı şekilde de olsa aylar sonra açıldı.

Bazı dükkânlar kararın açıklandığı gün temizlik ve açılış hazırlıkları yapmaya başlamıştı bile.

Bugün-yarın da biraz öyle, deneme-yanılmayla geçer gibi görünüyor.

Elbette herkes sevdikleriyle, arkadaşlarıyla buluşmayı özledi.

Bir yerde oturup bir şeyler yiyip içmeyi iple çekiyor.

Aslında koskoca metropolde aylar sonra insanların “dışarıda” sosyalleşebileceği ilk hafta sonu bu cuma yaşanacak.

Kaç restoran ve kafenin yeniden açılabileceğini, “yeni normal”e nasıl adapte olduğumuzu, kurallara uyup uymadığımızı tam anlamıyla cuma anlayacağız.

Hava durumuna da baktım, cumartesi yağışlı ama cumayı parçalı bulutlu gösteriyor.

Yazının Devamını Oku

Emre&Burcu bilmecesi

Dışarıdan görünen tablo şu: Zengin, yakışıklı, yetenekli, popüler bir erkek... Ve seksi, güzel, sosyal bir kadın... Her ne olmuşsa olmuş ama taraflar üzerinde helalleşemiyor.

Burcu Çağrı diye biri var. Manken. Mankenliğinden tanımıyor olabilirsiniz, zaten 4 sene önce bırakmış. Ama Emre Altuğ’la ilgili iddialarından duymuşsunuzdur.

4 yıldır aşk yaşadıklarını iddia ediyor.

Durup dururken bir paylaşım yaptı, ortalık karıştı: “Gün geçtikçe çoğaldı bağımız, 4 senede. Seni çok seviyorum.

Ortalık neden karıştı?

Çünkü biz Emre Altuğ’u manken ve oyuncu Çağla Şıkel ile hatırlıyorduk. Evlilikleri 4 yıl sürmüştü ama o aşktan geriye Uzay ve Kuzey adında iki çocukları kalmıştı.

Çağla Şıkel tek cümleyle çıktı işin içinden. “Beni ilgilendiren bir konu değil” dedi; polemiğe hiç girmedi ve geçti, gitti.

Burcu Çağrı ise paylaşımını sildi. Emre Altuğ’la aralarında ne konuşma geçti; neyi, nasıl hallettiler, orasını bilmiyoruz.

Yetmedi, iş derinleşti... Burcu Çağrı bu sefer “

Yazının Devamını Oku

Ertesi günü planlamadan geceyi kapatmam

İçinde varmış diye buna denir... Fransa’da iletişim sosyolojisi eğitimi alırken kendini önce kamera arkasında, sonra kamera önünde buluyor. Öyle de yakışıyor ki yerine, hayranları “bakışını daha çok beğenenler”le “gülüşünü daha çok beğenenler” diye bölünüyor. Ama Hande Doğandemir en çok bakışına güveniyor. Favorisi sırt dekoltesi, göz kaçırılmasını daha dikkat çekici buluyor. Bu kadar net konuşmasına bakmayın, içten içe tuhaf da bir hayat paniği yaşıyor: “Hep bir sonraki an n’apacağımı düşünüyorum.”

◊ Oyuncu-sunucu, sosyolog... İletişim sosyolojisi yaparken kendinizi birden kamera karşısında buluyorsunuz. Merceğin
önü mü, arkası mı?
- Benim için zor bir soru. Şu anda önü... Ama bir gün neden arkası da olmasın tekrar?
◊ Hangisini daha şamata hatırlıyorsunuz: Ankara Tevfik Fikret yılları mı, Erasmus’la gittiğiniz Lille dönemi mi?
- İkisi de inanılmaz güzeldi ama Erasmus’la Fransa dönemi daha eğlenceliydi.
◊ Kütüphane yanıyor, ortaokuldan beri Fransızca konuşan biri olarak hangi seksiyonu kurtarırsınız: Fransız edebiyatı mı, Rus edebiyatı mı?

Yazının Devamını Oku

Nükhet Duru-Ali Kocatepe polemiğinde nerede durmalıyız?

Besteci Ali Kocatepe’nin Nükhet Duru’nun yeni albümü “Hikâyesi Var”da kullandığı üç şarkıya izin vermemesi müzik dünyasının gündeminde. Kendi pozisyonuna göre her kafadan ayrı ses çıkıyor. Kimi yorumcuyu tutuyor, kimi besteciyi. Peki bu olaya biz sade dinleyiciler nasıl bakmalıyız?

Ali Kocatepe haklı:

“Uzun yıllardır emrivaki yaparak bitmiş işlerle karşıma çıkıyor. Şarkılarımla ilgili projelerini önceden paylaşması gerektiğini anlattım. Ama uyarılarımı dikkate almadı.”

Ama Nükhet Hanım, izin almadan da kimsenin şarkısı-bestesi kullanılmaz ki...

Siz belli ki projenin heyecanına kaptırmışsınız kendinizi, gerisini sonra dostlukla, tatlılıkla, işve-cilveyle hallederim diye düşünmüşsünüz.

Evet, hepsinde çok kuvvetlisiniz ama demek papaz her zaman pilav yemiyor.

Demet Akalın haklı:

“Nükhet Duru’nun belgeselini seyrediyorum şu an. Böyle sesler olmasa şarkıları büyük kitleler nasıl duyar bilemedim...”

Evet, şarkıda yorumcu çok önemli, Aynı parçayı bir kişiden çok sevip, bir başkasından itici bulabiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dizilerde neden pandemi yok?

Şimdi diyeceksiniz ki “İki güzel insanın kaşına gözüne, ağzına burnuna bakmak için seyrediyoruz, onu da maskeyle kapatma...”

İyi bir dizi izleyicisi sayılmam ama zapladıkça dikkatimi çekiyor, dizi senaryolarında ne maske var, ne salgın.

Sanki hayatımıza pandemi diye bir şey hiç uğramamış gibi.

Şimdi diyeceksiniz ki “Zaten hayatımız pandemi, bir de dizide bizi rahat bırak...”

Haklısınız. Ama ille de sıkıcı, üzücü olmak zorunda değil ki.

Şaka maka bir senede epeyce bir “pandemi külliyatı” birikti. Ben Gülse Birsel’den ümitliyim mesela.

Şimdi diyeceksiniz ki “İki güzel insanın kaşına gözüne, ağzına burnuna bakmak için seyrediyoruz, onu da maskeyle kapatma...”

Yahu bütün sahneler maskeli olsun demiyorum ki.

Yazının Devamını Oku

Telefonunu değiştir baby

İnanılır gibi değil... Haftanın en gülümseten haberi! Bu da oldu: Demet Akalın en sonunda bir başka sanatçı meslektaşının telefon marka/modeline karıştı.

Biliyorsunuz, Serenay Sarıkaya bir süredir Maldivler’de.

Masmavi plajlarda atmak ne kelime, fink sektiriyor. Bunları da sosyalden paylaşıyor.

Bence gayet güzel kareler. Zaten Maldivler’le Serenay bir araya gelir de ne kadar kötü olabilir ki?

Ama Demet Akalın fotoğrafların ışık, filtre, pürüzsüzlük/selülit ayarlarını beğenmemiş olacak ki buradan Maldivler’e ulaştırdı mesajını: “Telefonunu değiştir baby”...

“Kıtalararası teasing” mi dersiniz, “Demek benden daha çok kıskandı” mı dersiniz?

Ama “Karışmadığı bir o kalmıştı” diyeceksiniz, o kesin.

Haklısınız.

Ama kendi açısından Demet Akalın da haklı değil mi?

Yazının Devamını Oku

Gülmekle ağlamak arasında fark yok

İşte size bol “ama”lı bir ünlü: Yakışıklı ama ilişkilerde kendini başarısız buluyor. Her hayvanı seviyor ama hep köpeği olmuş. Her şeyi geceden planlıyor ama gamsızlara hayran. Tek başına da başkasının omuzunda da çok ağlamış ama... “İstersen senin omuzunda da ağlarım” diyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu sahnenin ve ekranın sevilen yüzlerinden Serkan Altunorak.

◊ Hangisinden daha komik hatıralar var: Hacettepe Tiyatro mu Mimar Sinan mı?

- Hacettepe konservatuvar dönemlerimin bende yeri hep ayrıdır. 90’lar, Ankara, hayat bambaşka akıyordu şimdi dönüp bakınca o günleri gerçekten çok özlüyorum. Bugünlerle kıyaslayınca “Uzayda yaşıyormuşuz, haberimiz yokmuş” diyorum.

◊ Hayatınız bir film olsa kim yönetirdi: Ferhan Özpetek mi Wachowski kardeşler mi?

- Ferzan Özpetek beraber çalışma fırsatı yakaladığım çok sevdiğim ve değer verdiğim bir yönetmen. Onun bakış açısından kendi hayatımı izlemek çok zevkli olurdu. COVID-19 sonrası da Wachowski kardeşlerin ilgisini çekebilir. İkisine de hayır demem (gülüyor)...

◊ İmkânınız olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Muhsin Ertuğrul mu Afife Jale mi?

- Afife Jale.

◊ İlkinde 48 bin, ikincisinde 266 bin takipçiniz var. Twitter mı Instagram mı?

Yazının Devamını Oku

Bergüzar Korel’den “sözün bittiği yer”

Ünlü oyuncunun paylaştıkları, sanal zorbalığın nereye vardığına dair çığlık şeklini almış bir manifesto gibi. Kendisi gibi iletişimi kapatmak çare mi? Başka ne yapılabilir kimse bilmiyor.

“Birçok kişi yorum ve DM’lerim kapalı olduğu için eleştiride bulunuyor. Çünkü artık kötü sözün de, onu söyleyen kişinin de vahşi bir şekilde bana dokunmasını istemiyorum. Daha doğrusu o kişinin bana dokunduğunu sanmasına izin vermiyorum.”
Aslında Korel’in yaptığı tespit çok önemli:
Çünkü evinizin kapısı kilitli olsa bile kendinizi koruyamıyorsunuz. Saldırı size mülkiyet hakkını bile çiğneyerek ekranınızdan geliyor. Sanki dışarıda bağırıyor ama internette erişmek isteyen herkes görüyor sarf edilen o sözleri.
“Artık sadece içimden geleni, gözümün gördüğünü korkmadan, otosansür uygulamadan paylaşmak istiyorum. Söylenen her şeyi ciddiye alıp o insanı kazanmaya çalışmayı da bıraktım.”
Sosyal medya okuryazarlığı çok önemli. Ama işin diğer ucunda hassasiyetin de sonu yok. Kılık kıyafete kadar...
Söylenen her şeye çok ehemmiyet verdiğinizde olay ister istemez otosansür hali almaya başlıyor.
“İkinci yavruma hamileyken DM kutuma düşen bir mesaj: ‘Pi.in ve senin gebermen için her gün dua ediyorum.’ Başaracak gücüm yok artık. Bir yerlerde sanal zorbalığa uğrayan özellikle yaşı küçük kardeşlerim bu yazdıklarımı okuyorsa; bunun bir suç olduğunu bilin ve ailenizle paylaşın. Sessiz kalmayın!”

Yazının Devamını Oku

Bir tek manzara aynı kalmış

Türkiye’ye geldiklerinde ABD başkanlarının bile önünde poz vermek için seçtikleri manzaraya bakıyorum. Ortaköy’ün eski halinden tek tanıdık görüntü... Sabaha kadar asla bitmeyen trafik, lüks arabalar, her birinden yükselen müzik sesleri, inip yürümeye karar vermiş havalı tipler, mekânların kapısındaki kalabalıklar... Bugün hangisi, neredeydi hatırlaması güç.

Radisson Blu otelinin önündeki ışıklarda iniyorum araçtan. Ortaköy-Kuruçeşme istikametinde sürekli trafik yaratan ışıklarda yığılma yok, hatta boş.

Pandemi yetmezmiş gibi şehir son yılların en yoğun kar yağışını almış...

Bundan 30 sene önce, 90’ların başında bu ışıklara çok yakın bir yerde Flatline adlı gece kulübü vardı. Ağırlıkla kolej çocukları giderdi eğlenmeye, İstanbul’un en marjinal mekânlarından biriydi. Mad Madame gibi gruplar çıkardı. Kaan Tangöze ve arkadaşları gecelikle falan sahne alırdı. Şimdi ya şu dürümcü ya da parfümeri olan yerdeydi diye hatırlıyorum.

Hemen sağa sapınca bu kez Sis Bar’ın uğultusu karşılardı sizi. Özlem Tekin’li, Şebnem Ferah’lı Volvox grubu sahneye çıkardı. Müzik tarzları ve kitleleri birbirine bu kadar yakın olmasına rağmen neden iki mekânın müşterileri arasında o kadar sık kavga çıkardı, anlamak mümkün değil.

Hesaplamaya çalışıyorum, Hikmet Aksesuvar’ın yerinde falandı herhalde. Belki de şimdiki Oasis Bar’ın... ‘Şimdiki’ dediğime bakmayın, Oasis de bir yıldır kapalı.

Oasis’in yanında Arapça bir tabela... Neyse ki tam altında Türkçesi de yazıyor: Lazerle yazı yazıp resim yapabiliyorlarmış.

Karşısındaki PTT’nin sokağı, yani Sağlık Sokak’tan girerseniz solda Ortaköy Oteli’nin yakışıklı kafe, bar ve restoranı var. Çaprazı Laika Tiki Bar ve onun karşısı bir zamanların meşhur Ceneviz Kahvesi. Şehrin üçüncü nesil kahve macerası bu ince-uzun daracık kahvede başladı desek yalan olmaz.

Yazının Devamını Oku

Deniz Çakır’a nasıl karavan bulsak?

Türkiye’deki karavan kıtlığı sete de yansımış, karavan kapmaca oynanıyormuş. Bu sorun nasıl çözülür diye düşündüm. E belli ki yine camia içinden. Karavanı olan ünlüler kimlerdi?

Deniz Çakır yeni projesinin setinde kendine ayrılan karavanı küçük bulunca diğer iki rol arkadaşı Serkay Tütüncü ve İlayda Alişan’ın karavanına geçmiş/yerleşmiş/çökmüş.

Yapım ekibi de çıkaramıyormuş. Diğer iki oyuncu daha küçük olan karavana sığmaya çalışıyormuş.

Çünkü pandemi nedeniyle karavan kıtlığı yaşanıyormuş.

Bu çok lezzetli set kulisini Sinem Vural’dan okuduk dün.

Bu sorun nasıl çözülür diye düşündüm.

E belli ki yine camia içinden.

Şevval Sam

Yazının Devamını Oku

Aferin Işın, bir sen eksiktin!

Dünyanın medeni bir ülkesinde oryantal yapan sunucunun başına bu gelmez, işinden olmazdı. Herkes gülüp geçerdi. Hande Sarıoğlu kendi deyişinle biz erkeklerinin yarattığı “siyah”a hoş geldin. Merak etme; sana dünyayı dar eden o siyahlığın içinde kendimiz de varız. Bu arada Işın Karaca... Cuk oturdun, istersen baş köşeye geç.

Bayılırım dansöze, hele güzel dans edene.

Allah biliyor da vermiyor: İmkânım olsa salonun bir köşesini pist yaparım, uyuyayım, uyanayım, 7x24 oynasınlar orada. 

8+8+8 vardiyalı. Hepsi sigortalı...

Oryantal yaparken videosunu paylaşıp işinden olan spor spikeri Hande Sarıoğlu için çok üzüldüm bu yüzden. Sanatına saygımdan değil.

Videosunu izlediniz mi? Bence kötü dans ediyor. Tam yapacakken işi hafife alır bir havası var, Ahmet Hakan’ın dediği gibi, danstan ziyade “şebermeye” giriyor.

Üzüntüm hayat tarzına saygımdan.

Ne olacak yani: Kimi Gangnam dansı yapar, kimi oryantal, kimi rap...

İsteyen de koyar paylaşır, oyuncu Fırat Çelik’in yeğeniyle yaptığı disko şovlar karantinanın en karanlık günlerinde hepimizi mest etmedi mi?

Yazının Devamını Oku

En zor 14 Şubat geçmiş olsun

Kimse çaktırmıyor ama en zor Sevgililer Günü’nden birini yaşamışız. Karantinayı ilişkisi için avantaja çevirenler de var elbette ama çoğunluk ya ayrı düşmekten ya da çok dip dibe olmaktan şikâyetçi. Özel alan yetersizliği gibi sebeplerden 40 yıllık evlilikler bile çatırdamaya başlamış.

Nişantaşı’nda kameralara yakalanan Aleyna Tilki, “Sevgililer Günü’nü nasıl geçireceksiniz?” sorusuna “Ben ve ben olacağız” diye cevap verdi. N’apsın kızcağız? Sevgili bu, sorulunca cebinden çıkarıp gösteremezsin ki. Yoksa yok işte...
Bir Sevgililer Günü’nü daha atlattık, kurtulduk. İlişkisi olanlar, birini bulmuş olmanın verdiği “haklı bencillik”le sevgilisini ve mutluluğunu sergiledi, biz de elimizde telefon, kaydır kaydır seyrettik.
Yetmiyormuş gibi ideal çift seçmeleri yapıldı, Burak Özçivit-Fahriye Evcen’cilerle Kaan Yıldırım-Hadise’ciler ikiye bölünüp birbirine girdi. Elimde istatistik yok ama bu tür şeylerle uğraşanların çoğu da sevgilisi olmayanlardı bence.
Aynı gün Hürriyet Pazar’da Melis Çalapkulu’nun çok ilginç bir araştırması yer aldı.
Çalapkulu, çiftler ve uzmanlarla konuşarak “Pandemi ilişkilerimizi nasıl etkiledi?” sorusunun peşine düşmüş.
Kimse çaktırmıyor ama en zor 14 Şubat’lardan birini yaşamışız.
Karantinayı ilişkisi için avantaja çevirenler de var elbette ama çoğunluk ya ayrı düşmekten ya da çok dip dibe olmaktan şikâyetçi.

Yazının Devamını Oku

Çirkinlik insanı geliştirir

Leman Kültür’deki stand up gösterilerinin namı kulaktan kulağa yayılırken “1 Erkek 1 Kadın” dizisinin senaristi olduğunu öğrendik. Ama asıl patlamasını YouTube’daki “Konuşanlar” adlı talk show’uyla yaptı; pandemi günlerinin neşesi oldu; “yeni Cem Yılmaz” olarak anılmaya başladı. Şimdi yoluna Exxen platformunda devam ediyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu sevilen komedyen Hasan Can Kaya.

◊ Sahne almak mı senaryo yazmak mı?
- Dönem dönem değişiyor... Ne yazdığıma veya ne sahnelediğime bağlı. Ama genel olarak sahne almak.
◊ Canlı seyirci mi canlı yayın mı?
- Kesinlikle canlı seyirci! Direkt performans testi...
◊ Evdeki haliniz: YouTube-Instagram-telefon mu, pijama-terlik-televizyon mu?
- Pijama-terlik-bilgisayar. Çünkü evde durduğum bütün vaktim senaryo yazarak geçiyor neredeyse.
◊ İstanbul’un... Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?

Yazının Devamını Oku

Emina Jahovic’in ne acelesi varmış anlamadım

Emina Jahovic, nafaka alamadığı eski eşi Mustafa Sandal’ın evine ve ofisine haciz yollamış. Hesaplarına da tedbir koydurmuş. Tabii ki hukuki hakkı. Hele de söz konusu olan “çocukların nafakası” gibi hassas bir meseleyse... Ama içinde bulunduğumuz salgın koşullarında iki ay nedir ki? İki yetişkin insan kafa kafaya verip bu meseleyi çözememişler mi?

10 yıllık evliliklerini iki yıl önce bitirmiş ama “dostça” ayrılmışlardı.

Bu ayrılık sonucunda Jahovic’e ülkesi Sırbistan’da bir ev alınmış, kendisine ve oğullarına da 25 bin lira nafaka bağlanmıştı.

“Düzgün boşanabilen” nadir çiftlerdendiler.

Jahovic eski eşi için “Ben evliliğimde kötü bir tecrübe yaşamadım, sadece ayrıldım” diyordu.

Üstelik işleri de iyi gidiyordu. Daha yeni, “Yaemina Beauty” adında bir kozmetik markası çıkarmıştı Sırp şarkıcı.

Ama Mustafa Sandal cephesinde her şey o kadar parlak yürümüyordu.

Müziğe uzun süre uzak kalmıştı. Tam Zeynep Bastık’la yaptığı “Mod” düeti falan derken işler açılacaktı...

Herkes gibi onun da omzuna pandemi çöktü. Konserler iptal, mekânlar kapalı derken müzisyenler en olumsuz etkilenen gruplardan biri.

Yazının Devamını Oku

Hande Erçel gülüp geçmeli

Hande Erçel fotoğrafını paylaşıp altına “bazlama surat” yazan sosyal medya fenomeni Lütfü Alp Kılınç’a açtığı ilk davayı kazandı. Manevi tazminat davası 25 Şubat’ta.

Mahkeme “bazlama” benzetmesini hakaret olarak kabul etti.

Hande Erçel’in bu işin böyle hukuki olarak peşine düşmesinin en başından beri yanlış olduğunu düşünüyorum.

Çünkü “bazlama” lafından bu kadar rahatsızsa bile davalarla konuyu gündemde tutuyor, her seferinde tekrar yazılıp çizilmesine neden oluyor.

Baksanıza ben bile şu son yazıda üç kere “bazlama” demişim.

İkincisi ve daha önemlisi, biraz nasıl desem... Dışarıdan özgüven eksikliği gibi görünüyor.

Sen ekranların tescilli güzelisin. Adın, Türkiye’nin en yakışıklı jönlerinden biriyle anılıyor. Markaların yüzü oluyorsun...

Böyle bir şeye bu kadar takılıp kalmak yerine gülüp geçebilir, hatta yüzyılımızın iletişim kurallarına daha uygun şekilde, durumla dalga bile geçebilirdin.

Ben olsam #bazlama1, #bazlama2 diye en güzel fotoğraflarımı koyduğum bir seri bile yapabilirdim.

Yazının Devamını Oku

Et sevenle sevmeyenin veganlığı bir mi?

Keşke veganlık bamya, pırasa, karnabahar yemeyerek olsaydı mesela. Bekara boşanmak kolay, en başa beni yazın derdim. Ama biz etoburlar, et yemedikçe doyduğunu hissetmeyenler için mesele iki misli çetrefil.

Zülal Kalkandelen Cumhuriyet’teki köşesinde geçen hafta yazdığım vegan kasap yazıma değinmiş; “Vegan kasap, vegan döner, vegan sucuk demeye ne gerek var, veganlar neden etobur terminolojisini yeniden üretiyor?” diye sorduğum bazı soruları “kafa karışıklığı” olarak nitelendirmiş.

Olabilir, bu konuda kafamız çok karışık, kimse kusura bakmasın ama bir süre de öyle olmaya devam edecek.

Çünkü veganlık biz etoburların önüne baş etmemiz gereken ciddi hayat duruşu sorgulaması getiriyor.

Hele de doğaya saygılı ve hayvansever bireylersek...

Hem kuzuyu seveceksin hem pirzolasını...

Olacak iş mi?

Hem Yulin’de köpek yeme festivali düzenliyorlar diye Çinlilere kızacaksın hem kendin her hafta sonu mangal yapacaksın... İnsanın kendine izah etmesi zor.

Hem “

Yazının Devamını Oku

Omurilik elmacığı

Bak bunları tıp fakültelerinde falan okutmazlar, iyi dinle. Soğan, beynin sol lobunda yer alır, içinde bir de cücüğü vardır. Bu cücük erkeklerde daha küçük olduğu için “erkekler ağlamaz”. Elmacık ise kendini koruma içgüdüsünden sorumlu.

"Kim Milyoner Olmak İster” yarışmasında programa joker olarak bağlanan bir doktorun omurilik soğanıyla ilgili basit soruyu bilememesi üzerine başlayan tartışma devam ediyor.

Neden tartışma?

Çünkü mesela Ahmet dün, Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözüne gönderme yaparak, “Gel de kendini emanet et” diye yazdı.

Buna mukabil karşı blokta doktora yüklenilmemesi gerektiğini, bu tür “halk terimlerinin” tıp eğitiminde yeri olmadığını savunan meslektaşları var.

Konu bu kadar dallanıp budaklanınca genel halk sağlığı açısından bazı “ilmi” verileri açıklamak, kitleleri “aydınlatmak” tıbbi bir zorunluluk oldu.

Arkadaşlar kafamızın içinde hem soğan hem de sarımsak var.

İkisi de mevcut.

Soğan, duygularımızdan sorumlu.

Yazının Devamını Oku