GeriSavaş ÖZBEY Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Dört yapraklı yoncanın en sarışını... Yeşilçam’ın zarif ve Avrupai yüzü... Zaten Paris’te uzun dönem sefirelik de yaptı Filiz Akın. Uzun süredir çeşitli rahatsızlıklarla mücadele ediyor. En son akciğerlerindeki sorun nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Fakat bütün bunlar onu hayata tutunmaktan geri bırakmıyor, ardı ardına kitaplar yazıyor. Sonuncunun adı “Hayatın Provası Yok”. Gurme bir yaşamdan süzülmüş nadide reçetelerden, tavsiyelerden oluşuyor. Sorularımın birçoğunun cevabını kitapta buldum zaten. Geri kalanı ise menajeri ve kitabın editörü Bircan Silan’ın yardımıyla hasta yatağından yanıtladı.

2 Ocak, Oğlak burcu... Nesi daha yorucu: Aşırı gerçekçiliği mi, fazla sebatkârlığı mı?

- Hayal kur uç, uç, ama aklını da yanına al! Gerçekleri kabullenmek lazım. Ama sınırlarımı zorlamayı da denedim ben. Hayallerimin ötesinde bir yere ulaşma şansım, sevgi ve saygıyla alkışı tatma şansım oldu iyi ki.

Oğlak karamsarlığı... Bardağın yarısı boş mu, dolu mu yani?

- Yükselen burcum Terazi olduğu için mi bilmem, “Oğlak karamsarlığı” yaşamıyorum. “Dolu tarafından bak” denir ya... Moralim bozulmasın diye bardağa bakmam bile. Çünkü tamamıyla boş da olabilir. Hep mücadele etmek lazım. Bardak boşsa bile, olmayacak olsa bile hayaller kurar, umuda yolculuk yaparım... Sevgi en çok ihtiyacım olan şey. Neşe de en çabuk kana karışan ilacım. Beni asıl zorlayan, üzülünce hasta olmam.

Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

7 aylıkken erken konuşmaya başlamışsınız ama 2 yaşında yürümüşsünüz. İleri zekâ mı, tembellik mi?

- Meğerse annem ben düşmeyeyim diye oturduğum yere yastıklarla duvarlar örüyormuş. Bir gün onları kaldırıp “Hadi emekle bari” deyince ben tıpış tıpış yürümüşüm. (Gülüyor) Çok erken konuşmam anneme göre ileri zekâ olarak abartılmış ama sonra ilkokul 2. sınıfta matematikten zayıf almamla son bulmuş bu efsane...

Ankara Koleji’nde yatılıyken kısa saç, oğlan çocuklarıyla kavga, karnede kırık notlar... Hâkim babayla sürekli şehir değiştirmeye mi,
anne-babanın ayrılmasına mı isyan?

- Annemle babam... Onlar ayrılınca çok yaramaz; ağaçların, çocuk parklarının tepelerine tırmanan bir çocuk olmuşum. O parlak çocuk imajı yerle bir olmuş. Yaşım sınıfımdakilerden küçük olduğu, bir de sarışın, kısacık saçlı bir kız olduğum için “Civciv” diyorlardı bana.

Gençken ikisini de yapmışsınız... En çok hangisini severdiniz: Halk dansları mı, ritmik jimnastik mi?

- Halk danslarını da, ritmik jimnastiği de çok severek yaptım, ayıramam.

Bu dördüncü kitabınız. Faydalı olmak mı, iz bırakma çabası mı?

- Boş durmayı sevmiyorum. Hayattan öğrendiklerim, bir çay sohbeti gibi, hatta bazen tartışarak kitaba dönüştü. Bana iyi gelen her şeyi paylaşmak, o güzelliği çoğaltmak istiyorum. Okumak, notlar almak, bir şeyler yazıp çizmek hayatıma anlam katıyor.

Hayatımız bir misafirlik ve bir kereye mahsus. Provası yok, geriye alabilmek yok, tekrarı yok... Ona göre... Son yaşadığım sepsis koması da hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteren bir örnek. Kıl payı kurtuldum ölümden. Sağlık en önemli şey hayatta. Sağlığınıza bir kapital gibi,  mümkün olduğu kadar iyi ve organik beslenerek özen gösterin. Güzelleşmekten çok sağlık için, az da olsa disiplinli egzersiz yapın.

Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

BİR DÖNEM UÇAK VE GEMİ BİLETİ SATTIM

Oyuncu olmasaydınız... Kayıt yaptırdığınız arkeolojiye mi devam ederdiniz, annenizin yolundan gidip yeğeniniz Zeynep Tosun gibi
modacı mı olurdunuz?

- Ankara Koleji’ni bitirdiğimde mimar olmak için ODTÜ’de okumak istedim. Ama bizi dikiş dikerek geçindiren annem merdivenden düşüp belini incitince, uçak ve gemi biletleri satan Katoni şirketine girip çalışmak zorunda kaldım kısa bir müddet.

Arkeoloji bölümüne sırf devam zorunluluğu olmadığı için girmiştim. Artist dergisinin açtığı yarışmayı kazanınca yönetmen Memduh Ün’ün Ankara’ya kadar gelip ikna etmesiyle annemle kendimizi İstanbul’da bulduk.

Sinemayı bırakmak... Tercih mi, zorunluluk muydu?

- Sinemada tam kendime göre en anlamlı dönemi yaşıyordum ki, hayatımıza televizyon girdi. Televizyonun gelişiyle insanlar yeni oyuncaklarıyla evlerine kapandılar. “Dallas”, “Aşk Rüzgârı” gibi dizilerle yepyeni dünyalarda gezinmeye başladılar. Sinema salonları seyircisiz kaldı.

Sonra seks filmleri furyası başladı. Kendi hesabıma Yeşilçam döneminin bittiğini düşündüğüm için “Sinema beni bırakmadan ben onu bıraktığımı” ilan ettim. Kadın-erkek arasındaki bir aşk ilişkisi gibi, starlık beni terk etmeden, ben onu terk ettim.

HAYAT BİLGİSİ

Kayıp bürosu yok ki eski dostları bulasın...

Sizce güzel ama fakir doğmak mı avantajlı, zengin ama çirkin mi?

- Herkes bebeklerin bile güzel olanlarına sempati duyar, daha sevecen davranır. Bu bebek güzellerin büyüdüklerinde hem aşk hem de iş hayatında seçme imkânı daha fazla olur. Hatta genç kız çok güzelse, yoksulsa bile çoğu zaman yaşam ona arka çıkar ve fakir gelip fakir gitmez.

Peki para saadet getirir mi, getirmez mi?

- Konfor garanti de mutluluğun garantisini veremeyeceğim. O işler daha çok taht ve baht meselesi. Mutluluğu bitmek tükenmek bilmeyen bir iştahla bir şeyler satın almakta sanıyoruz. Oysa tek bir hayatımız var. Hayatı iyileştirmek için olmalı projeler.

Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?

- Dostlar hayatımızın tam ortasında. Derdimizi kendi derdi, sevincimizi kendi sevinci gibi yaşayan dostlarımız varsa, hayattaki en büyük serveti kazanmış sayılırız. Omuzunda ağladığın bir arkadaş kadar kıymetlisi olabilir mi? Böyle dostlar bulduğunuzda sıkıca sarılın, kaybetmeyin onları. Dostluk bürosu yok ki başvurup yeni arkadaşlar edinebilesin. Veya kayıp bürosu yok ki eski dostları bulasın.

Hangisinden daha çok korkarsınız: Yalandan mı, yılandan mı?

- Yalandan daha çok.

Saz çalıp anı yaşamak mı, geleceğe hazırlanmak mı?

- Hayatı ve yaptığın işi hiç ölmeyecek gibi ciddiye almalısın. Elinden geleni yaptıktan sonra da yarın ölecekmiş gibi yaşa... Birbirine çok tezat gibi görünen bu iki görüş çok zor ama imkânsız değil.

Saz demişken... Bütün müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?

- Müzik aletleri. Sporun sağlık için, gençlik için, moral için önemli olduğunu bilirim ama yapmam.

Sofrada hangisine tahammül daha zordur: Obura mı, gevezeye mi?

- Obur ve geveze ben olmayayım da... (Gülüyor) Gerisi mesele değil.

25 yaşına dönmek mi, Dolmabahçe Sarayı mı?

- Ne Dolmabahçe ne de 25 yaşına geri dönmek... Sadece, ailem, sevdiklerim ve dostlarımla sevgi ve şefkati hissettiğim bir zaman dilimi...

Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

POPÜLER ŞEYLER

Cem Yılmaz’ın şovlarında koltuktan düşerim

◊ İkisinden de etkilendiğinizi söylüyorsunuz: Dostoyevski mi, Proust mu?
- İkisinin de yeri ayrı. Bu edebiyatçılar, biraz uçuk arkadaşlar. Şizofrenik durumları var. Yazarken kafalarından geçenleri sanki bir başkası yönlendiriyor.

◊ Yeşilçam’dan: Tarık Akan mı, Ediz Hun mu?
- Unutulmayan efsane Tarık Akan, kartpostallarıyla genç kızların sevgilisiydi. Oynadığı filmler Cannes gibi pek çok festivalde ödüller kazandı. Çok genç yaşta kaybettik. Ediz Hun ise hiç yaşlanmıyor ve hep yakışıklı. “Ankara Ekspresi” filmiyle Altın Portakal’ı kazanmak unutulmaz bir anı benim için.

◊ Peki şimdikilerden Kıvanç Tatlıtuğ mu, Burak Özçivit mi?
- Bu isimleri yarıştırmak çok hoşuma gitmiyor. Kıvanç’ın Oscar’a aday adayı olan film ve dizilerde ters rollerdeki başarısı inanılır gibi değil. Burak Özçivit’e ise yurtdışında bile çok ilgi var.

◊ Beren Saat mi, Serenay Sarıkaya mı?
- Beren bir yarışmada yeteneği ve güzelliğiyle hemen parladı. Serenay için tam bir Türk güzeli diyemeyeceğim. Avrupai bir tip. Ama her oynadığı rolde acayip başarılı ve “Bundan daha iyi oynanamazdı” dedirtiyor insana. Büyüleyici bir yanı var.

◊ Hangisine daha çok gülersiniz: Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?
- Cem Yılmaz’ın şovlarında koltuktan düşecek kadar gülerim. Ata Demirer’in filmlerine de bayılırım. Hele Demet Akbağ’la gangsterlerin eline geçtiklerinde yaptıkları kör taklidine...

ÖZEL MESELELER

Aşkın karşıtı nefret

Aşkın karşıtı: Nefret mi, kayıtsızlık mı?

- Sevginin karşıtı kayıtsızlık olabilir ama aşkın karşıtı nefret bence.

Evlilik... Aşkı öldürür mü, uzatır mı?

- Aşk, evlenince biter diye bir kural yok. Önemli olan sevgiye dönüşmesi... Yaşlandıkça, aynı evde yaşamakla aşk dönüşür. Beraber umutları, sevgiyi çoğaltıyorsanız, “Sana ihtiyacım var” demeden bile birbirinizin yanında oluyorsanız maya tutmuş demektir. Bizim ilişkimizde (eşi Sönmez Köksal’ı kastediyor) bunlar var. Tünelin sonundaki ışığı beraber görebiliyoruz.

Otoriter anne mi, arkadaş anne mi oldunuz?

- Anneler ve babalar evlatlarına arkadaş kadar anlayışlı ve yakın olmalı. Ama arkadaşın yeri ayrı, annenin yeri ayrı. Çocukların, sınırları çizecek bir anneye ihtiyacı var. Fiziki olarak setteydim ama aklım hep evdeydi. Oğlumla yeterince, gönlümce ilgilenemiyordum. Hep suçluluk duyuyordum bundan. Hele daha 5 yaşında “Yumurcak” filmiyle kendisi en büyük yıldız oluveren bir evladınız (İlker İnanoğlu) varsa... O telaş hiç bitmiyor. Oğlunuz büyüse, kocaman bir adam olsa bile.

Peki sonradan çocuk mu, torun mu ağır basıyor?

- Oğlumun sevgisinin önüne ne geçebilir? Bebek, küçük çocuk sevmek, okşamak başka bir keyif. Torunum Los Angeles’ta yaşıyor. Özlüyorum onu ama çok sık bir araya gelemiyoruz. Oğlumla da onun oğluyla da aramızda hep bu özlem duygusu...

KÜÇÜK KEYİFLER

Yeni bir gün nasip olunca şükrediyorum

Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?

- Midemden tüpten beslendiğim için ikisi de yok maalesef. Laktozsuz, glütensiz, eksik olan proteini dengeleyen kimyevi mama var sadece. Ama eskiden olsa acısız, soğansız Adana kebap derdim.

Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı?

- Denizi göreyim de neresi olursa olsun, fark etmez.

Tavla mı, satranç mı?

- Tavla da satranç da bilmiyorum maalesef. Kitabı tercih ederim.

Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı?

- Ben tam bir sabah insanıyım.

Peki gündoğumu mu, günbatımı mı?

- Gündoğumu beni büyülüyor. Her seferinde yeni bir güne daha uyanmak... Nasip olunca şükrediyorum.

GÜNDELİK HALLER

Gece yatarken hiçbir şey duymuyorum

◊ Yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız, uykusuz mu kalırsınız?
- Sağ kulağım ameliyatla iptal edildi. Sol kulağımla da ancak aletle duyabiliyorum. Yatarken onu da çıkardığım için hiçbir şey duymuyorum.

◊ Hatırlamadığınız biri size samimi davranıyor. Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?
- Kim olduğunu çıkarmaya çalışıyorum. Herkesi hatırlamak mümkün olsaydı keşke...

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI...

Uçakta/otobüste ha bire omuzunuzda uyuyan bir teyze var. İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?

- İnce, ince... (Gülüyor)

Cem Karaca mı, Barış Manço mu?

- Barış.

Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Gittiğiniz mangal partisinde köfteleri beğenmediniz. Tabakta mı bırakırsınız, çaktırmadan köpeğe mi verirsiniz?

- Köpeğe.

Nâzım Hikmet mi, Orhan Veli mi?

- Nâzım.

Bodrum mu, Çeşme mi?

- Bodrum.

 

X

Nusr’et bir sıçradı, iki sıçradı

ABD’den sonra İngiltere’de de çalışanlarına karşı davayı kaybetti. Adı o çevrelerde bir kere “emek hırsızı”na çıkarsa şimdi dükkânlarına doluşan o dünya ünlüleri, jet sosyete falan... Yoldan geçerken kaldırım değiştirir.

Açıldığı şehirlerde Hollywood yıldızlarını, dünyanın en ünlü sporcularını ağırlıyor Nusr’et.
En son Londra’da dört kişinin ödediği 500 bin liralık hesapla gündeme geldi.
Bunun 60 bini bahşişti.
Ama büyük başın derdi de büyük. Nusr’et, yine bu şubede çalışanlarının açtığı davayı kaybetti, 2 milyon lira tazminat ödeyecek.
İki yıl önce de New York şubesindeki çalışanlarla mahkemelik olmuş,
bir o kadar tazminat da o zaman ödemişti.
The Sun’ın haberine göre bahşişlere el koyuyormuş, itiraz edeni de kovuyormuş.

Yazının Devamını Oku

Bayülgen teoremi

Uzay fantastik bir mesele, istediğin geyiği yaparsın. Sıklet belli: Bir köşede “Uzaya gidilmedi” diyen Okan Bayülgen... Karşı köşede “Ay’a bizzat astral seyahat yaptım” diyen Yusuf Güney... Ama ciddi konular...

“Bizim ülkemizdeki aşıyı olacağım, öbür aşıyı olacağımı sanmıyorum. Bill Gates’in aşısını olmayacağım. Bill Gates’e güvenmiyorum” dedi.
Aşı karşıtlarının hanesine güzel bir puan yazdı. Zaten kafası karışık insanlarda yeni şüpheler oluştu.
Acaba tereddütte olup da caydırdığı kimse var mıdır? Ama sonra döndü, aşı kamu spotunda oynadı:
“Ben de yerli-yabancı aşı karşıtı yazıları okudum, videoları izledim. Biliyorum birçok kişinin aklı çeliniyor. Sonra doktor arkadaşlarıma sordum. Covid-19’un ölümcül etkilerine karşı aşı olmaktan başka çaremiz yok.”
Geçen gün katıldığı bir televizyon programında bu kez uzayla ilgili tuhaf bir açıklama yaptı:
“Uzaya gitmedik. 1969 da yalan. Her şeyi seyrettim, bütün belgeselleri... Bu heriflerin Ay’a inmelerine imkân yok.”
Okan Bayülgen oturup belgesel seyrediyor, yerli-yabancı çıkanları okuyor; astronomiden tıbba, dünyanın en büyük laflarını edebiliyor.

Yazının Devamını Oku

“Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci

Köklü bir aile? At bir çentik... İyi bir eğitim? Çentik. Sofistike bir iş? Çentik. Medyada çok görünmeme? Çentik. Zarafet, hoşluk ve güzellik? Çentik, çentik, çentik... Aslında “sosyetik isim” kavramının tam karşılığı Maya Portakal. Yedi yıldır ikinci bir soyadı (Bitargil) ve bu evlilikten de bir kızı var. Ama dört kuşaktır müzayedecilikle uğraşan bir sülaleden geldiği için ikilemli sorularıma oradan başladım.

Ailede başka meslek yapmak isteyen hiç mi çıkmıyor, yoksa çok sıkı bir disiplin mi var?

- Soyun devamı var, işi ileriye taşımak var... Ah elbette biraz disiplin de var! (Gülüyor)

Paris’te sanat tarihi eğitimi aldınız. Müzayedecilikte olmazsa olmaz mı, sizin ekstra hevesiniz mi?

- Müzayede adrenalin. İşin sahne almış hali... Müzayedeci orkestra şefi. Sanatı iyi bilmek olmazsa olmazı. Eseri, onunla vedalaşanı ve ona yeni sahip olanı en hakkaniyetli şekilde buluşturmak... Tam da bu sebeple Fransa’da müzayedecilerin hukuk okumalarını şart koşarlar. Çünkü “Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci. Ve bunu hakkaniyetle yapmakla yükümlüdür. Satılan eser üzerindeki hakimiyet, salonla ilişki, kimi zaman gözlerin konuştuğu anlar, büyük satışlardan önce büyük sessizlikler, küçük jestler, beden dili... Hepsi müzayedenin temel taşları.

Mükemmelliyetçiliğinizi, birlikte çalıştığınız babanız Raffi Portakal’dan aldığınız söyleniyor. Aranızdaki ilişki tam olarak... Baba-kız mı, usta-çırak mı?

- Bana işin en zor ve en detaylı alanlarını öğretmek için ilk günden itibaren büyük emek verdi. Sonsuza dek usta-çırak, baba-kızız.

Yazının Devamını Oku

Bazen de can Boaz'dan gelir

Kuruçeşme’deki Boaz, açılır açılmaz pandeminin azizliğine uğrayanlardan... Ama son bir aydır restoran, kulüp ve canlı müzik mekânı olarak yeniden faaliyette ve daha şimdiden ünlü müdavimleri var.

Farklı bölümlerinde 600 kişinin aynı anda yiyip, içip eğlenebildiği, üç katlı bir mekân Kuruçeşme Boaz. Giriş kat 50 kişilik bir canlı müzik alanı. Buraya Boaz Live diyorlar. Geçen hafta Murat Dalkılıç çıktı. Bu akşam Spago ve Mest’in sahnesinden tanıyabileceğiniz Seda Mete var. Fiks mönü kişi başı 550 lira. İçkinizi ayrıca ödüyorsunuz, kokteyller 90-120 lira.

İkinci kat Boaz House. Bir yanı lounge, bir yanı 300 kişilik, üstü açılabilen bir gece kulübü. Damian Lazarus gibi ünlü DJ’ler getiriyorlar. Bu akşam ABD’li DJ Ageless kabinde. Giriş ücreti yok, içtiğinizi ödüyorsunuz.

Üstü açılabilir gece kulübü rengârenk ışıklandırılmış bir ağaca bakıyor.

Terastaki Boaz Roof ise Akdeniz mutfağı ağırlıklı bir restoran. Menüde deniz mahsullü linguine (165 lira), fiyatı üzerindeki böceğin gramajına göre belirlenen paella ve vişne soslu irmik helvası (50 lira) en popüler yemekler.

Dört kişilik kerevitli paella

Boğaz gören restoranın tam ortasına ikonik bir bar da kondurmuşlar. Bu barda akşamüstü keyfi yapmaya gelen ‘kız-kıza’ gruplar oluyor.

Restoranın ortasındaki ikonik bardan ‘Boğaz’ı izleyebiliyorsunuz.Fotoğraf: Murat ŞAKA

Müşteriler üç kat arasında da dolaşıyor. Tekrar açılalı bir ay olmasına rağmen canlı müzikten çıkıp üst katta partilemeye geçenler arasında Ece Sükan, Ceylan Çapa, Hakan Sabancı, Şeyma Subaşı, Yasemin Allen gibi ‘cemiyet simalarını’ görebiliyorsunuz. Lucca, Mitte, Momo gibi ‘hip’ yerlerden tanınan işletmeci Turgay Yıldız “Bu isimlerin hepsi zaten arkadaşımız” diyor. Dolayısıyla onları medyadan kaçırmak için arka sokaktan gizli bir çıkış da unutulmamış. (0212) 263 00 29

Yazının Devamını Oku

Kabindeki 3 Türk

Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci) dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi. Burak listede Türkiye adına bulunuyor, Ümmet ve Deniz vatandaşı oldukları Hollanda ve Almanya adına.

Şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla adlı restoranı, geçen ay dünyanın en iyi 50 restoranı (Fifty Best) listesine altıncı kez girdi.
Göğüs kabartan bir istikrar.
Kendi alanınızda ülkenize Nobel getirmek, olimpiyatlarda derece almak gibi.
Aslında kültüre, tanıtıma, turizme büyük katkısı var. Ama kaçımız, ne kadar farkında?
Gastronomi yine kendi içinde kuvvetli bir sektör. Bir de pandemi başladığından beri dükkân kapısını hiç açamamış eğlence sektörünü düşünün...
Bütün bu olumsuzluklar içinde üç Türk, dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi:
Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci).

Yazının Devamını Oku

Zengin kız, fakir oğlan

Çağla Şıkel ile Demet Şener derin bir Yeşilçam edebiyatına girdiler ama güzel sözler edeceğiz diye farkında olmadan çam üstüne Yeşilçam deviriyorlar.

Tartışmanın fitini Çağla Şıkel ateşledi:
“Çok zengin, çok fakir benim için fark etmez. Allah’a şükür benim her şeyim var. Fakir insanla da beraber olurum.”
Buradaki kilit sözler: Allah’a şükür benim her şeyim var.
Sonra bu lafın üzerine Demet Şener benzin döktü:
“Çağla kendi parasını kazanan, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın. Onu anlatmak istemiş. Bizler bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.”
Buradaki kilit sözlerse:
Bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Demet Akalın’ın şakasındaki gerçeklik payı

Demet Akalın, Gülben Ergen’in yardım faaliyetleri için söylediklerinde şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor. Eğer öyleyse kötü. Çünkü hayır işi bu, kimi bizzat kendisi yardım eder, kimi yardımcı olmak isteyenleri organize eder...

Antalya’daki yangında evi yanan Fatma Teyze’ye ev yaptıran Demet Akalın, bir de okul yaptıracağını açıkladı.
Ama böyle güzel bir şeyde bile yine bir meslektaşına sataşmadan duramadı.
Okulu Gülben Ergen gibi başkasından topladığı paralarla değil, kendi bütçesinden yaptıracağının altını çizdi.
Sonra sosyal medyadaki bir paylaşımında şaka yaptığını söyledi ama Gülben Ergen’den cevap gecikmedi:
“Şaka iki kişinin aynı anda gülmesi gereken bir durum değil mi? Derneğimizi, benim yıllardır emeğimi en iyi bilenlerdensin sen.”
Ergen bu konuda haklı. Akalın şaka yaptığını söylüyor ama unutmamak lazım, her şakada bir gerçeklik payı vardır.
Şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Adanalı, festivaline sahip çıkıyor

Adana Lezzet Festivali şehir içi ve şehir dışından binlerce katılımcıyla yapıldı. Söyleşiler, tadımlar, hasatlar, atölyeler... 3 gün boyunca bütün bir şehir gastronomiyle yattı, gastronomiyle kalktı desem yeri...

Fakat en hoşuma giden, Adanalıların kentlerine ve festivallerine sahip çıkma şekliydi.
Sokakta kimi çevirip bir şey sorsanız, festival için geldiğinizi anlıyor, işini gücünü bırakıp yardımcı olmaya çalışıyor.
Hepsinin ağzında aynı sözler: “Siz bizim kentimizin tanıtımı için ta buraya kadar gelmişsiniz, yardımcı olmak elbette görevimiz...”
Etrafta dolaşmaya çıkan bir arkadaşımıza “En güzel kahve burada içilir” diye kahve ısmarlayıp parasını ödeyen bile oldu. Etkilenmemek elde değil.
Çünkü festival yapmak kolay. Parayı bastırınca en iyi konuşmacıyı da getirirsin, en güzel atölyeleri de düzenlersin.
Ama kent insanının böyle sahiplenmesi parayla olacak iş değil, bambaşka bir şey. Bu bilincin oluşmasında emeği geçen herkesin eline sağlık.

Ya iki taraf da fakirse?

Çağla Şıkel fakir sevgilisi de olabileceğini söyledi.

Yazının Devamını Oku

Festival bolluğu

Şu sıra Türkiye’nin farklı yerlerinde birbirinden ilginç festivaller düzenleniyor. İsteyene kahve, isteyene kebap, isteyene müzik, isteyene macera...

◊ Adana Lezzet Festivali:
Dün başladı, yarın akşama kadar devam edecek. Ünlü şeflerin yemek şovları ve söyleşilerin yanı sıra katılımcıları elbette bol bol kebap, şalgam suyu, şırdan, ciğer ve içli köfte bekliyor. Merkez Park’taki festivale giriş ücretsiz.
◊ İstanbul Kahve Festivali:
2 yıl aradan sonra yeniden Küçükçiftlik Park’ta. Yarın akşama kadar devam edecek. Farklı coğrafyalardan değişik aromalardaki kahveleri en taze şekliyle tadabilirsiniz. Ayrıca konserler de var.
Bugün: Can Bonomo, Sattas, Astrovelvet, The Abrakadabralar... Yarın: Gökhan Türkmen, Ege Çubukçu, Hazi, Vince The Moon... Festivale giriş tek seans için 40-100 lira.
◊ Geyve Ayva Festivali:
Sakarya’nın ayvasıyla meşhur Geyve ilçesinde bugün ve yarın sürecek. Bando gösterisi, konserler ve tabii ki ayva tadımı yapılacak. En iyi ayva tatlısı yapana ödül de var.

Yazının Devamını Oku

Hem kalabalıkta, hem mahrem

Türkçe Meze’nin teras kubbeleri, pandemide sosyal mesafe arayanlara ilaç gibi olmuş. Şimdi salgının yanı sıra hareketli ortamda biraz izole kalmak isteyen doğum günü sahiplerine, yıldönümü çiftlerine hizmet veriyor.

Beyoğlu Sütlüce sahilindeki Terrace Suites’in en üst katına dört yıl önce Türkçe Meze adında, iki katlı bir teras restoranı açıldı.

İki sene önce de restoranın açık kısmına, kişiye özel cam kubbeler yerleştirmeye başladılar.

İlk kubbeler yerleştirildiğinde henüz pandemi başlamamış. Cam kubbeler salgında sosyal mesafe arayanlara da ilaç gibi gelmiş, bir-iki derken bugün sayıları 12’ye çıkmış.

Çoğu 2 kişilik ama aralarında 10 kişi alabilen modeller de var.

KENDİNİZE ÖZEL MÜZİK YAPIN

Türkçe Meze’nin şu anda büyük kısmı bu teras kubbelerinden oluşuyor, geriye olsun olsun, 50-60 metrekarelik bir kapalı alan kalmış.

Ortam aynı ortam. Yemekler, içecekler aynı. Manzara aynı manzara... Ama isterseniz kubbenizin perdesini çektiğiniz anda kendinizi geri kalan insanlardan soyutlayabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Neresinden tutsan dökülüyor

Mehmet Ali Erbil, şimdi de cinsel taciz iddiasıyla gündemde. Fakat nişanlıdan asistana, ortaya atılan iddialara kadar bu hikâye neresinden tutsanız dökülüyor...

Mehmet Ali Erbil kendisini tacizle suçlayan Ece Ronay’ın nişanlısıyla kamera karşısına geçti, “bu işin üstünün artık kapanması” mesajı verdi.
Sanki nişanlıyla anlaşınca mesele hallolacakmış gibi...
Nişanlı kim ki?
Sahibi mi?
Mehmet Ali Erbil’in bu tuhaf hareketi insanda “panik haldeki bir suçlu” izlenimi bırakıyor.
Ama önce şu nişanlıdan başlayalım.
Diyelim ki Mehmet Ali Erbil doğru söylüyor ve reklam için cinsel bir kumpasa kurban gitti...

Yazının Devamını Oku

Fulya Öztürk’e açık mektup

Sevgili Fulya, biz seni ekranlarda böyle bağırıp çağıran, kendini yırtan bir kişilik olarak tanımadık. En çetin saha haberlerinde bile mülayimliğini, ağırbaşlılığını sevdik. Acaba reyting savaşları derken biraz yıpranmış olabilir misin? O duyduğumuz çatallı ses tonu bile senin değil gibi...

Fulya Öztürk, başından beri takip ettiğim, çok da başarılı bulduğum bir gazeteci arkadaşımız.
Hatta “Fulya Öztürk fan kulübü kuracaktım; baktım, kurmuşlar bile” diye yazı yazmışlığım bile var hakkında.
Onun da sağ olsun, teşekkür etmişliği...
Şimdi “Fulya ile Umudun Olsun” adlı bir reality şov sunuyor.
Bu şov, geçen cuma günü yayınlanan bölümüyle gündemde.
Programa televizyonda ben de denk geldim, gelmez olaydım, oturduğum yerde kalakaldım.
Gözüne fener tutulmuş tavşan gibi, ne kapatabiliyorum ne de başka bir kanala geçebiliyorum.

Yazının Devamını Oku

Sallama mevsimi başladı

“Bana da Lo Lo Lo” şarkısıyla tanıdığımız Tuğba Özerk; Edis’e, Zeynep Bastık’a ve Reynmen’e salladı:

Hep mi ritim aynı olur ya? Pop müziği rezil eden insanlar!

Selçuk Ural, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses’e salladı:

Onlar Türkiye’nin kıro grubunu kapsıyor. Konserine gittiğin zaman bir tane normal insan göremezsin...

Anladım ki yaz bitmiş, yılın o mevsimi çoktan gelmiş bile:

Salla ve gündeme gel.”

Ne kadar yükseğe atarsan o kadar iyi.

Öyle de meymenetsiz bir dönemdir ki bu...

Ne “sallayana” faydası vardır: Bir anda gündeme gelirsin ama aynı hızla (tekrar) unutulursun.

Yazının Devamını Oku

Eğer psikoloji bilmiyorsan sahneye sihirbaz olarak çıkarsın maymun olarak inersin

Kendine “tipsiz ve çulsuz” diyecek kadar alçakgünüllü. “Dünyanın en iyi sihirbazıyım” diyecek kadar megaloman. İşin güzel tarafı, bütün bu gelgitler içinde kendisiyle dalga geçebilecek kadar rahat. İkilemli sorularda bu hafta Uluslararası Sihirbazlar Derneği tarafından David Copperfield gibi sihirbazların aldığı Merlin Ödülü’ne layık görülen Kubilay (QB) Tunçer var. Sihirbazlığının yanında akademisyenliği, senaristliği ve oyunculuğunu da konuştuk: “Gerekli-gereksiz bir sürü ödül aldım”.

◊  12 Haziran, İkizler erkeği... Nesi daha zor: Çabuk sıkılma özelliği mi, değişken ruh halleri mi?

- 12 Haziran’da doğdum ama İkizler değilim. Ameliyatla aldırdım. Yerine bir burç kokteyli yaptılar. Ferahladım. Yoksa çekilecek ızdırap değil İkizler olmak. Sen iyisin de o mendebur ikizin hep işleri karıştırıyor.

◊ ODTÜ’de psikoloji eğitimi aldın. İllüzyon yaparken işe yarıyor mu, hiç alakası yok mu?

- Temel psikoloji, özellikle de algı psikolojisi bilmeden sihirbazlık yapılamaz. Yapılırsa karikatür olur. Sahneye sihirbaz diye çıkarsın, maymun olarak inersin.

◊ Susam Sokağı’nın senaryo yazarlarındansın. Tarafını seç: Kurabiye Canavarı mı, Kırpık mı?

- Kurabiye Canavarı benim tek kahramanım. “Süper gücünüz ne?” diye soruyorsun elemana “Kurabiyeeee” diyor. Susam Sokağı’nı yazdığımı duyan biri dedi ki “Abi, benim çocukluğum onu izlemekle geçti”. Benim çocukluğum da onu yazarak geçti. Bıdıdıktım Susam Sokağı’nı yazarken.

◊ Bilgi Ünivesitesi’nde “Kaos Yönetimi” üzerine yüksek lisans dersleri verdin. Hakikaten böyle bir ders var mı, kaostan mı besleniyorsun?

Yazının Devamını Oku

Meğer Mehmet Gürs geçen yılın kazananı olmuş

Bir türlü aklım almıyordu: Pandemi yüzünden restoranlar, sınırlar kapalıyken “Dünya’nın En İyi 50 Restoranı” seçmesi nasıl yapıldı? Nasıl yapıldı da Mehmet Gürs’ün Mikla’sı yine listeye girdi?

Ünlü şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla’sı bu yıl yine dünyanın en iyi restoranları arasına girdi.
Mikla, Fifty Best’in 2015’ten beri gediklisi. Listeye altıncı girişi bu.
Geçen gün Mehmet’i tebrik ettiğim yazıda şunu merak etmiştim:
Pandemide restoranlar kapalıydı. Onlar açık olsa sınırlar kapalıydı.
Listeyi belirleyen jüri üyeleri restoranları nasıl gezip puan verdi?
Bu yazı üzerine Mehmet Gürs aradı. Doğru bir soru olduğunu söyleyip açıklama yaptı.
Meğer verilen puanlar geçen yıldan kalmaymış.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’daki ‘küçük Küba’

İnanılmaz bir Beyoğlu karışımı... Açılan mekân, Küba’nın dünyaca ünlü kulübü La Bodeguita. Niye ünlü? Çünkü Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway müdavimiydi. Açan Anna Ferrara, bir İtalyan. Bina, adını İtalyan müzisyenden alan Palazzo Donizetti...

Amerika kıtasıyla ‘Bizden size kim düşer’ oynar gibiyiz: Biz, New York’a Türk Evi dikmekle meşgulken aynı sıralarda Kübalılar da Beyoğlu’nda bir Küba Evi açtı: La Bodeguita İstanbul.



‘Küba Evi’ dendiğine bakmayın, özel bir işletme burası. Tam adı, La Bodeguita del Medio. Aslında başkent Havana’daki bir ara sokakta, kendi halinde mütevazı bir kulüp. Mojito’yu bulan bar. Kapısına gittiğinizde bir kokteyl için bir saat sıra beklemenizin nedeni, Kübalıların ağırkanlılığı ve rahatlığı olduğu kadar, turistlerin yoğun ilgisi. Çünkü burası Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in her gün mojito’sunu hüplettiği yerdi bir vakitler. 



Sosyalist Küba açılıp serpildikçe İtalya, Arjantin, Meksika gibi yerlerde şubelikler vermeye başladı. Uzun yıllar Küba’da yaşadıktan sonra yolu İstanbul’a düşen Anna Ferrara da İstanbul’da bir tane açmaya karar verdi. Tıpkı Havana’daki orijinal La Bodeguita’ya benzer, tek katlı, alınlıklı bir mekân buldu. Beyoğlu’ndaki bu mekâna ‘kanı’ kaynamıştı çünkü bina, adını İtalyan müzisyen Giuseppe Donizetti’den alan Palazzo Donizetti’ydi.

Havana’daki bar, mojito’yu bulan mekân olarak nam saldı.

Yazının Devamını Oku

Çeşit çeşit ilişki

Emel Sayın, Cedi Osman, Kubilay Aka, Serdar Ortaç, Gönül Yazar, Seçil Gür, M. Ali Erbil... Aralarında şirini, romantiği de var; “İyi ki bir ilişkim yok” ya da “Benimkini öpüp başıma koyayım” dedirteni de.

-Ne şirin:
Ebru Şahin’e evlilik teklifini “Yüzük geçen seneden beri bendeydi. Cesaretimi topladım” diye anlatan Cedi Osman... Kime, ne zaman, ne teklif edeceğin belli olmaz. Yüzük hep cepte olacak.
- Ne lüzumsuz:
Emel Sayın’la bir dönem 3 ay birlikte olduğunu açıklayan Mehmet Ali Erbil... “Ama neden ayrıldığımızı açıklayamam” diyor. Keşke bunu da hiç açıklamasaydın.
-Ne tuhaf:
Sevgilisiyken Seçil Gür’e “Anne” diye hitap eden Serdar Ortaç... “O bir bebek gibi” diyor Seçil Gür. Keşke daha da tuhaflaşmadan sevgili mi arkadaş mı, ne oldukları bir belli olsa artık.
-Ne zor:

Yazının Devamını Oku

Aleyna’nın dönüp dolaşıp geleceği yer

Aleyna Tilki önce sosyal medyada paylaştı:


“2 yıldır zor bir dönem geçiriyordum. O yüzden pek bir şey üretmedim, ürettiysem de zorlanarak ürettim. Aleyna geri dönecek, söz...”
Sonra uçağa bindiği gibi soluğu Londra’da aldı:
“4 ay sonra görüşürüz. Ben gidiyorum millet...” İyi fikir bence. Madem kötü zaman geçiriyor, madem üretemiyor, tebdili mekânda ferahlık vardır.
Üstelik gittiği yer de kafasının doluluğunu boşaltabileceği, boşunu doldurabileceği, dünyanın en ilham verici şehirlerinden biri.
Fırsat bilip biz de bir Aleyna detoksu yapsak o sırada...
Çünkü sayılı gün.

Yazının Devamını Oku

1.5 yıl sonra ilk kez kapalı alanda

Işıklar falan da kapanınca ağızda maskeyle gösteri izlemek biraz klostrofobik olacak sanıyordum ama o kadar zor değilmiş, tavsiye ederim.

Salgın başladığından beri kalabalık yerlerde elbette bulundum. Ama hep açık havada. 1.5 sene sonra ilk kez kapalı bir alanda kalabalığa karıştım.
Cuma günü Zorlu PSM’de klasik baleyi modern dansla birleştiren Companía Nacional de Danza de Espana’nın şovu vardı.
Sergiledikleri gösteri de “Benois de la Danse” ödüllü “Carmen” olunca dayanamadım, kendimi kapıda HES kodu gösterip ateş ölçtürürken buldum.
Görevliler çok titiz davranıyor, maskeyle gitmişseniz bile yeni maske verip değiştirmenizi istiyorlar. Kapalı alanda o kalabalıkla insan kendini biraz tuhaf hissediyor tabii.
Neyse ki kapı açılış saati erkendi ve girişte yığılma olmadı.
Oturma düzeni bir dolu bir boş olacak şekilde oluşturulmuş. Bir ön ve bir arka sıranızda da kimse oturmuyor, boşlukları öyle denk getirmişler.
“Gösteri sırasında maskesini çıkaranlar salonun dışına alınacak” anonsu biraz iç ürpertici oluyor ama anksiyeteyi çabuk atlatıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Ebru Erke: Köy kahvaltısı uydurma bir şehir kavramı

Çayın iyisi Çin’deyse gidip tadıyor, peynirin peşinde yayla yayla gezip belgeseller hazırlıyor. Yediği kadar içtiği de önemli: Gastronomi yazarlarımızdan Ebru Erke, Türkiye’nin nadir su someliyelerinden biri. Diğer gurmelerden farkı, aynı zamanda gıda mühendisi olup bu zeminden şaşırtması: “Hiçbir köyde öyle içinde 30 çeşit malzeme olan serpme kahvaltı göremezsiniz.”

Gıda mühendisisiniz. Bir gurme için avantaj mı, dezavantaj mı?
- Avantaj, çünkü herhangi işlenmiş bir gıda ürünüyle alakalı kül yutma ihtimalim pek yok. Mesela bir ürünün lezzeti iyi olsa bile üretiminde kullanılan şeyleri bildiğim için kendim de yemem, çevreme de yedirtmem. Mesela aflatoksin oranı yüksek olma ihtimali olduğu için üniversite yıllarından beri kuru incir yemem.

Sri Lanka’da tarçın ormanlarında hasada katılan Ebru Erke, daha sonra tarçın akademisinde üretim de yapmış.
Gastronomi yolculuğunda aile kültürü mü daha önemlidir, sonradan edinilen çevre mi?
- Her zaman aile. Hele de her an, herkesin birbirinin gözünü oymaya hazır olduğu bizim sektörde... Çok garip gelebilir ama profesyonel gastronomi çevresinde herkesle ilişkim belli mesafede. Arkadaşım çok var ama dostum yok bizim sektörden.
“Kahvaltı” adında bir kitabınız var. Köy kahvaltısı gerçek mi, sonradan uydurulmuş bir şehir kavramı mı?

Yazının Devamını Oku