GeriSavaş ÖZBEY Sinan Akçıl’ın baş döndüren aşk trafiği
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sinan Akçıl’ın baş döndüren aşk trafiği

Tam gazlar, geri vitesler, ne patinajlar, ne spin’ler... Aşkın trafik cezası olsa 2 bin yıl beste yapsa ödeyemez Sinan Akçıl. Her seferinde de büyük büyük laflar eşliğinde. Ergen de değil artık, 40’ına merdiven dayadı.

Aralıkta evlendi. Amsterdam’da.
O gün “Lunapark gibi bir hayatımız olacak” diye yazmıştı eşi Burcu Kıratlı sosyal medyada.
Kadıncağız ne bilsin çarpışan otolara bineceklerini.
Eylülde boşandı.
E olabilir, her evlilik bir yastıkta kocamayla bitmez, bazen dokuz ayda doğru kararı vermediğini anlarsın, üzücü ama ayrılırsın.
20 gün sonra barıştılar.
Akçıl, sosyal medyadan “24.09.2019 milat” paylaşımı yaptı.
Ne demek bu?
Artık bugün milat.
Bugünden öncesi ve bugünden sonra var. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Yine baya büyük laflar eşliğinde:
“Hayatımda ilk kez tek eşliyim.”
E, ona da peki.
Bazen kaybettiğinin ne olduğu kafana dank eder, yaptığın hatadan sonsuza dek geri dönersin. Ne mutlu.
Ama daha üç gün önce yine ayrıldılar, birbirlerini Instagram’dan sildiler.
Bu arada bir Azeri psikolog çıktı ortaya.
Kadının hamile olduğu, Sinan’ın Burcu’dan o yüzden ayrıldığı yazılıp çizildi.
Sonra bu kadın sayesinde yine, yeni, yeniden, tekrar, geri barıştılar.
Burcu Kıratlı “psikolog” kadının “şizofren” olduğunu açıkladı.
Sinan Akçıl yine büyük büyük:
“Bir kez daha iyi ki varsın ‘mucize’ dedikleri üç hece.”
Kadın şizofren mi, onu hâlâ bilmiyoruz ama psikolog değil, diyetisyen olduğu ortaya çıktı.
Neyse bu arada Burcu Kıratlı’nın kim olduğunu çözmüş olduk:
“Burcu hayatta değer verdiğim tek kadındır.”
Tam gazlar, geri vitesler, ne patinajlar ne spin’ler... Aşkın trafik cezası olsa 2 bin yıl beste yapsa ödeyemez Sinan Akçıl.
Duyan duymayan da liseli ergen sanacak.
Küçük değil artık 40’ına merdiven dayadı.

Pandemi cimriliği

Aslında “cimrilik” tam doğru kelime değil. Çünkü karantina sırasında bir yemeği evde yapmanın ne kadar ucuza geldiğini iyice anladık.
Hele de benim gibi, dışarı çıkmasa bile çoğunlukla dışarıdan yemek söyleyenler...
Ürünlerin fiyatlarını da tek tek daha iyi öğrendik, 2 lira olduğunu bildiğimiz sodaya 22 lira hesap gelince bozuluyoruz haliyle.
Bir de buna salgın önlemleri sebebiyle azalan müşteri sayısını ekleyin. Yeme-içme alanında enflasyon normal enflasyonun üstünde. Hali vakti yerinde insanlar bile dışarıda ödenilen hesaplara ciddi kaş kaldırmaya başladı.
“Yahu ne yedik ki bunu ödedik” lafını her zamankinden çok duyuyorum.

Sizin projeniz hangisi?

Taksim düzenlemesi için finale kalan adaylar oylamaya açıldı. İstanbulsenin.org adresi üzerinden isteyen herkes oy kullanabiliyor.
Siteye girip üç projeyi de inceledim.
Hepsinin kendine has özellikleri anlatılıyor videolarda.
Mesela 15 numaralı proje New York Meatpacking’deki gibi üstten dolaşan yürüme parkuru vaat ediyor. 16 numaralı projede yeraltı geçidi Bellek Müzesi’ne dönüştürülüyor.
19 numaralı projedeyse Charles de Gaulle Havalimanı’na benzer, verev geçişlerin olduğu üstü açık bir çukur öngörülüyor.
Elbette gönlümde yatan bir aslan var ama söylemem.
Başlıkla biraz oksimoron oldu ama herkesin oyu kendine.

Yahu nesini boykot edeceğiz?

Suudiler’in marketlerde Türk ihraç ürünlerinin üzerini örtüp “Dokunmayın Türk malı” yazdığı fotoğrafları görmüşsünüzdür. Sosyal medyada “Biz de onların ürünlerine karşı kampanya yapalım” çağrıları var. Pardon ama ne üretiyorlar da nelerini boykot edeceğiz?

Bir meteor eksikti

Salgını, depremi, yangını, çığı bitmedi 2020’nin. Bir meteor çarpması eksikti, o da saatte 41 kilometre hızla yaklaşıyor. Ünlü astrofizikçi Neil deGrasse Tyson Instagram hesabından açıkladı. Buzdolabı büyüklüğündeki 2018VP1 meteorunun 2 Kasım’da Dünya’ya çarpacağını hesaplıyorlarmış.
Neyse ki çok büyük olmadığı için etkisinin de az olacağını tahmin ediyorlar. “Kozmos: Bir Uzay Serüveni” belgeselinden hatırlayacağınız medyatik bilim insanının adı da bir asteroide verilmişti. 2016’da yaptığımız söyleşide “Uzayda Mars’la Jüpiter arasında, Güneş’in ekseninde dönüyor. Neyse ki Dünya’ya çarpma ihtimali yok” demişti.

 

X

Açılan bir kapı kapanan bir kapı

İki gece arayla açılan bir kapı ve kapanan bir kapı, iki kadının hayatını kurtardı. İlki, Bursa’da bir apartman kapısı. İkincisi, İstanbul’da metro kapısı. Her iki saldırgan da yakalandı. Metrodakinin 20 ayrı suçu varmış.

Evvelsi gece Bursa... Hava kararmış. Eli bıçaklı bir adam genç kadını takip ediyor. Kadın evine gelince zili çalıyor, neyse ki hemen otomatiğe basılıyor da kendini içeri atıyor.
Katilin elinde bıçakla rahat rahat dolaşırken görüntüleri kamerada.
Verilmiş sadakası varmış.
Belki o otomatik biraz gecikse...
Sonu 2 yıl önce Ordu’da apartmanın girişinde katledilen balerin Ceren Özdemir gibi olacaktı.
Önceki gece İstanbul... Metroya binen eli bıçaklı bir adam, onlarca kişinin gözü önünde bir kadına ağza alınmayacak hakaretler edip bıçak sallıyor. Vagondaki kimse hiçbir şey yapamıyor. Belki korkuyorlar.
Korkmakta haklı da insanlar.

Yazının Devamını Oku

Sibel Can’ı eleştirmek hak mı?

Son 20 yılda çıkan “Sibel Can kilo aldı”, “Sibel Can şu kadar kilo verdi” haberlerini tarasak, alınan-verilen kiloların toplamı Kuzey Kore ordusuna eşit neredeyse. Ama bırakın da insanlar doğruya doğru, yanlışa da yanlış desinler.

Ünlülerin dış görünüşünü, kılık kıyafetlerini konuşmak ayıp değil.
Zaten bunun için çıkmıyorlar mı arenaya?
Görünmek, medya ve sosyal medyada dönmek, bunun karşılığında da filmi varsa filmine, albümü varsa albümüne katkı olsun; sonra da reklamlar, sponsorluklar gelsin diye hepsi...
Yani ünlülüğe soyunmak demek, bütün bunlara baştan razı olmak demek aslında.
Sibel Can’ın son konserinde giydiği kırmızı kıyafeti de bu minvalde.
Ünlü şarkıcı kilolu bulundu, seçtiği kıyafetin o kiloya uygun olmadığı yazılıp çiziliyor.

Yazının Devamını Oku

Türkan Kanunu’nu... Yazsak yeniden!

Çevirdiği 222 filmde asla öpüşme sahnesi olmayan Türkan Şoray’ın kendi adıyla anılan kanunları vardı. Ama o da son noktayı geçen sene koydu tartışmaya: “Yeşilçam koşullarında bu kanunlar geçerliydi. Artık yok. Toplum değişti.” Peki şimdi nedir bu 2021’de yaşadığımız?

Haftanın fon müziği:
“Türkan yok mu o Türkan / Yine öptürmedi dudaktan”...
Neden mi?
İlki, “Seviyorsan Git Ayrıl” adlı tiyatro.
Başrol oyuncusu İrfan Kangı, oyunun galasında rol icabı Selen Görgüzel’i öpmeden önce oyunu kesti ve...
Dönüp seyirciler arasındaki eşi Hamdi Alkan’dan izin istedi:
“Abi sıkıntı olmaz değil mi?”

Yazının Devamını Oku

Vivaldi çalarken Doğulu Mihriban çalarken Batılı olabilirim

Geçen hafta Balat’ta, sokak çalgıcısı çocukların yanına gitti, “Kemanla fotoğraf çektirebilir miyim?” diye sordu. Çocuklar “Aman abla sakın düşürme” falan derken enstrümanı eline alıp ağlatmaya başladı. Trollenen çocuklardan biri onu tanıdı ama iş işten geçmişti. Bu şirin video viral oldu, ana haberlere bile çıktı. Kıssadan hisse: Kemancı Canan Anderson’u şak diye tanımazsanız bir gün sizin de başınıza gelebilir.

◊ İtalya’da doğdun ama soyadın İngilizce. Babadan mı, eşten mi?

- İtalya’nın Vicenza şehrinde doğdum. Ama İtalyan vatandaşı değilim. Babam Amerikalı, annem Türk. Ondan dolayı. Hem Amerikan vatandaşıyım hem Türk.

◊ İlk konserini Avusturya Kültür Merkezi’nde 6 yaşında verdin. Klasik müzik mi, popüler müzik mi?

- Zor soru. Eğer Klasik Batı Müziği okumasaydım ve enstrümanımla profesyonel bir yere gelmeseydim bu kararı veremezdim. Ülkemde kemanı sevdirmek istediğim için popüler müziği seçtim. İyi ki de öyle yapmışım. Bana en çok gelen sorulardan biri de neden orada kalmadığım... Nedeni, vatan hasreti. Saçlarım dökülmeye başladığında doktora gittim. Tüm kan sayımları yapıldı. Sonunda doktor bunun psikolojik vatan özlemi olduğunu söyledi.

◊ Bombay Filarmoni, Salzburg Üniversitesi Orkestrası gibi ekiplerde başkemancılık yaptın. Eğitim mi, yetenek mi?

- Yetenek olmadan eğitimin bir anlamı olamaz. Yetenekliysen de eğitimsiz bir yere kadar ilerleyebilirsin. O yüzden ikisi de şart.

◊ Keman çalmak mı, şarkı söylemek mi?

Yazının Devamını Oku

Gece kulübü gibi meyhane

Duvarlar simsiyah. Sadece aynalardan yansıyan aydınlatmalar parlıyor. Pencerelerde köprü bir fotoğraf gibi. Pervazlar bilerek geniş tutulmuş ki üstüne çıkılıp dans edilebilsin. Kuruçeşme’de açılan Ena, ‘modern meyhane’ konseptini fütüristik bir seviyeye taşıyor.

Yeni nesil’ ya da ‘modern meyhane’ lafı bundan 10 sene önce Asmalımescit’te açılan Safi ile girdi kent hayatımıza. Mey sponsorluğunda yapılan bu projede küçük dokunuşlarla yine geleneksel meyhane mezeleri servis edilecekti ama dekor biraz daha güncel, müzikler biraz daha popüler, ortam biraz daha ‘kadınlı’ olacaktı. Hatta siparişler bile tabletten veriliyordu. Tablet işi tutmadı, ‘daya mezeyi-ver müziği’ konsepti tuttu; yıllar içinde yer gök modern meyhane oldu.

Bunun geldiği son aşama Kuruçeşme’de yeni açılan Ena. İş öyle bir boyuta geldi ki meyhane demeye bin şahit lazım.

Dekor tamamen siyah. Ortam gece kulübü gibi loş. Tek parlayan şey aynalardan yansıyan aydınlatmalar. Üstü açılabiliyor. Pencerelerde fotoğraf gibi bir köprü manzarası. Önlerindeki pervazlar üstüne çıkılıp dans edilebilsin diye yarım metre genişliğinde.

150 kişilik Ena açılalı üç hafta olmasına rağmen cumartesi akşamı tıklım tıklım. Mekân biraz erken, 20.00 gibi hareketleniyor. Yaş ortalaması 25-45. Kılıklar meyhane: Kravatını gevşetmiş genç işinsanı da var, kazak içine gömlek giyen de... Müzik El Classico: Levrek marin, atom, Girit ezme, acılı ezme gibi mezelere önce Sezen’ler, Ajda’lar, Kayahan’lar eşlik ediyor.

Ena’da masaya levrek marin, atom, Girit ezme gibi mezeler geliyor.Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Siz ara sıcaklara geçerken Yaşar’lar, Çelik’ler, Tarkan’larla devam ediyor. Dört peynirli patlıcan tandır çok ilginç. Ara sıcaklardan sonra balık, tavuk ya da et. 23.00 gibi ana yemeğinizi de bitirdiğinizde DJ artık ‘Havam Yerinde, Oynamadan Duramam’a geçmiş oluyor.

Sonrasında siz güzelden anlar mısınız, yoksa Roma’yı da mı yakarsınız, peki bu asrın hatası mı olur? Kendi tercihiniz, keyfiniz...

Pazartesileri kapalı olan Ena’da çarşamba akşamları pop-arabesk repertuvarıyla Bade Derinöz, diğer gecelerse DJ çıkıyor. Fiks menü hafta içi 380, hafta sonu 440 lira.

Yazının Devamını Oku

Photoshop’la hakaret mümkün mü?

Oyuncu Yasemin Sakallıoğlu’nun skeçlerine bayılıyorum. Çoğunlukla Karadeniz kadını tiplemesi yapıyor. Yattığı yerden, başında yemeni, sıfır makyaj falan...

Zaten doğal bir kadın.
Makyaj yaptırmak için bir güzellik merkezine gidiyor. Çıkışta “Bir fotoğrafınızı çekelim” diyorlar. Merkezin amacı da ünlü kişiyi sosyal medyada paylaşıp tanıtım yapmak.
Fakat çektikleri fotoğrafa öyle bir photoshop yapıyorlar ki, iki bambaşka kadın...

Sakallıoğlu isyan etti tabii: “Yaptığınız makyaja mı güvenmiyorsunuz? Madem shop yapacaktınız, neden makyaj yapıyorsunuz?”
Bazıları için bu hoş bir jest olabilir. “Sağ olsunlar, fotoğrafımı çok güzel yapıp beni öyle paylaşmışlar” diye düşünebilir. Ama bazıları için de bu şu anlama geliyor: “Biz güzelin ne olduğunu biliyoruz, e sen de güzel değilsin. O yüzden biraz düzelttik senin fotoğrafını...” Aslında bir çeşit hakaret. Yasemin Sakallıoğlu da böyle anlamakta son derece haklı.

Tarkan’ın sürpriz Mısır konseri

Yazının Devamını Oku

Gündemin ruh halleri

Bazen dikkatinizi çeken o kadar çok şey aynı anda cereyan ediyor ki hangisine, ne tepki vereceğinizi şaşırıyor, bir duygudan diğerine savruluyorsunuz.

◊ Hayret ediyorum
Serdar Ortaç’ın eski eşi Chloe Loughnan’a 600 bin, bankaya 10 milyon borcu olmasına... Hâlâ da “Ayda 500 bin harcıyorum” diyor.
◊ Merak ediyorum
Boş taksiciler içeriden cep telefonlarını göstermeye başladı. “Bi Taksi’ye, Über’e gidiyorum” diye... Acaba kaçta kaçı doğrudur?
◊ Aşılanıyorum
Öğrenci görüntülerinin ardından Sefo’nun ortak konser teklifini Edis’in “Haydi kalk gidiyoruz” diye cevaplamasına... Gençlik aşısı gibiler.
◊ Sabırsızlanıyorum

Yazının Devamını Oku

10 yıl yattım, kimse benim için bir şey yapmadı

Bu sözleri dinleyen Pınar Deniz’in mimiklerinden anlıyoruz ki o sırada rol falan yapmıyor. Kadir Şeker’den bunları gerçek hayatta dinlese ne tepki verecekse, aslında o anda onu sergiliyor.

Kanal D’nin fenomen dizisinde Kadir Şeker’e yapılan gönderme, “Yargı”yı birkaç başlıkta birden sosyal medyanın gündemine taşıdı.

Kadına şiddeti önleyeceğim derken hayatı kararan Kadir Şeker’in başına gelenler, o kadar sembol bir   olay ki...

Sadece adalet, hakkaniyet gibi duygularımızı sarsmadı...

Aynı zamanda kitlelerin bakış açısını, davranış biçimini etkiledi.

Koca bir toplum travma yaşadı aslında:

Şiddet durumunda müdahale etmeli miyim, yoksa hiç karışmamalı mıyım?

Dizinin son bölümü işte bütün bunları aldı, tekrar önümüze getirdi.

Bambaşka bir hikâyeymiş gibi, Kadir Şeker vakasıyla tekrar yüzleşmeye bıraktı bizi.

Yazının Devamını Oku

Aziz Sancar’ın mütevazılığına hayranım

İkilemli soruların bu haftaki konuğu iş insanı Sadettin Saran. Gençlere öğütler verdiği “İçindeki Dağı Aş” adında bir kitap yazdı. Kendisinin de hayatını tanımladığı gibi: “Aksiyon macera”. Çalışmaktan sürmenaj geçirip bayılınca soğukta donup kalacak mı? Para kazanmak için gittiği dövüşlerde dayak mı yiyecek? Sporcu kişiliğiyle de bilinen Saran’la yüzme tutkusundan daldık; çok sevdiği Assos’tan karaya çıktık.

◊ Üniversitedeyken harçlık için dövüşlere katılma, çalışmaktan sürmenaj geçirip bayılma... Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?
- Benim hayatım hep aksiyon-macera. (Gülüyor)

◊ Babanız Türk, anneniz Amerikalı; dört erkek kardeşin en büyüğü olarak Colorado’da doğdunuz. Abi olmak bir avantaj mıydı, yoksa ailenin deney tahtası mı oluyorsunuz?
- İlk çocuk her zaman deney tahtası oluyor, yapacak bir şey yok. Ama abi olmak benim için öncelikle bir sorumluluk, hâlâ da öyle devam ediyor.
◊ Evde Türkçe mi konuşulurdu, İngilizce mi?
- Her iki dil de eşit oranda konuşulurdu. O da hâlâ öyle.

Yazının Devamını Oku

Etiler’in yeni ‘canlı’sı

İstanbul’un canlı müzik mekânlarına yeni ve lüks bir alternatif eklendi. Ayta Sözeri, Gökçe Kırgız, Cevher gibi isimlerin sahneye çıktığı Uluorta’da farklı gecelerin farklı kitle ve müdavimleri var. O konserlerden birine katıldık.

Açılalı daha bir ay olmasına rağmen canlı müzik mekânı Uluorta’nın farklı geceler için şimdiden farklı müdavimleri var. Mesela kadınlar daha Ayta’cı. Çiftler Rubato’cu...

Burası Etiler’deki eski Civanım. Hani şu yıllarca Utku’nun sahnesiyle özdeşleşen, mimarisi kabareye benzeyen dükkân... Sahnenin yeri değişmiş ama localar, tavandan sarkan aydınlatmalarla falan o hava hâlâ devam ediyor.

Salı 22.00... Sahnede Rubato’nun ön grubu Çiçek Kızlar... Programa ‘Ehlen ve Sehlen Dostlar’la başlayıp klasik meyhane şarkılarıyla devam ediyorlar. 150 kişilik salonda kadın kadına masalar ve gruplar da var ama çiftler ağırlıkta... Yaş ortalaması 30-45. Mini gece kıyafetiyle gelen de mevcut, daha sade görünen de... Ama topuklu olmazsa olmaz. Çoğunluk rakı masası. Zaten sahnedeki Çiçek Kızlar’a masalarda mercimek köftesi, atom, pilaki gibi, hepsi çok temel ama lezzetleri standart üstü meyhane mezeleri eşlik ediyor. Canlı müzik mekânlarında bu biraz zor yakalanır.

Yalnız, Rubato sahne almadan önce ara sıcak ve balık, tavuk, kırmızı et seçmeli ana yemek servisini de yapıp bitirmeleri lazım. Bu arada hiç ucuz sayılmaz. Fiks menü için kişi başı arka masalara 600, faça masalara 1.500 lira ödeniyor.

Salıları Rubato çıkıyor, cumartesi Günel Zeynalova, pazar Cevher... “En şamatalı hangisi geçiyor” diye sordum, tereddüt etmeden “Ayta Sözeri geceleri...” dediler. Hangi gün, kimin çıkacağını Instagram hesapları üzerinden duyuruyorlar.

Yemek servisinin ve çatal-bıçak seslerinin kesilmesiyle Rubato, iki tonmayster, bir klarnet, iki gitar, bir davul, bir bateri ve bir orgla sahneye çıkıyor. Ha bir de solist Özer Arkun’un çaldığı çello var...

Yazının Devamını Oku

Sipariş alma ciddiyeti

Çalıştıkları yerde, servis ettikleri yemekler hiç tattırılmamış, neyin siparişini aldıklarını, içinde ne olduğunu, nasıl hazırlandığını bilmeyen garsonlar, salon şefleri çok. Peki ya sağlığa da etki edebilecek bir durum varsa?

Sarımsak sevmem, alerjim yok ama sarımsaklı çorbada kullanılan kepçeyle sarımsaksız çorba servis edilse anlayabiliyorum bazen.
Arkadaşım var, pul bibere hassas. Yediği yemekte bir çimdik olsa eli yüzü şişip davul gibi oluyor.
Siparişte özellikle belirtmemize rağmen, unutulduğu ya da kaktırılmaya çalışıldığı çok başımıza gelmiştir.
Herhalde “N’olacak canım, zaten az, o kadardan bir şey olmaz” diye düşünülüyor.
Yemeği internet üzerinden sipariş ediyorsanız daha da dağılıyor dikkatler.
Hadi bizimki damak tadı, alerji gibi ikincil meseleler. Peki ya sağlık?
Oyuncu Ayşecan Tatari ile Edip Tepeli’nin geçen yıl doğan kızları Müjgan’ın bir rahatsızlığı var.

Yazının Devamını Oku

Olasılık hesapları

Film senaryosu olsa, tiyatro oyunu olsa yeri: Bir kadın, eşi ve onun sevgilisi... Dünyada onca şehir, onca uçak varken aynı uçağa, bir de yan yana, aynı sıraya düşsünler. Milyarda kaç ihtimal? Ama ünlü çift Feryal Gülman ve Kemal Gülman arasında gerçek hayatta yaşanıyor.

Hikâyenin evveliyatını bir süre unutun. Olaydan sonra gelmeye devam eden açıklamaları da şimdilik bir kenara bırakalım.
Ama Feryal Gülman ve Kemal Gülman çiftinin yaşadığı son olay...
Değme Hollywood senaryolarına, tiyatro oyunlarına konu olacak cinsten değil mi?
Dünyada onca şehir, onca uçak varken...
Bir kadın, eşi ve onun sevgilisi...
Aynı uçağa, aynı sefere, bir de yan yana, aynı sıraya düşerler...
Karşılıklı açıklamalar gelmeye devam ediyor ama o ihtimal hep var: Milyarda bir olacak bir tesadüf.

Yazının Devamını Oku

Ne kadar “Şen” bir yorgunluk

Son verdiği röportajda “Çok yoruldum artık” dedi Şener Şen: “Durmaksızın çalıştım. Gönlüm rahat. Meydanı gençlere bırakmam gerektiğine inanıyorum...” Şener Şen, “Yoruldum” demekte haklı. Haklı ama...

Hayatı mücadeleyle geçmiş. Köy Enstitüsü mezunu. Öğretmen oluyor. Ama kendini tiyatroya adıyor.
Aslında sinemayı hiç istemiyor. Gel gör ki paraya ihtiyacı olduğu için figüranlık yapmak zorunda kalıyor. Başrolden dayak yemek falan. Kim bilir ne ağır gelmiştir ona o idealist yıllarında.
Hababam’daki ‘Badi Ekrem’ tiplemesiyle patlıyor. Sonra Kemal Sunal’la “Süt Kardeşler”, “Şabanoğlu Şaban”, “Tosun Paşa”...
Artık ikinci adam değil, başrol olmasını teklif ediyorlar, orada da diretiyor. Canlandırdığı karakterlerin iyiye hizmet etmesi gibi bir derdi var. Uzun zamanlarını “doğru senaryo” bekleyerek boş geçirdiği oluyor.
Seyircinin o güne kadar alışıp benimsediği “üçkağıtçı” karakteriyle senede garanti beş-altı filmi varken, yapımcılara karşı gelerek riske giriyor. Yılların “üçkağıtçısı”, “Namuslu” filminde bir “namusluyu” oynuyor.



Yazının Devamını Oku

Veliler öğrencilerden daha memnun

Okullar, kurslar, kreşler kapanınca pandemide evde çocuklarla delirme aşamasına gelen çok tanıdığım var. Tabii ki çoğunluğu anneler, hatta çalışan anneler.

Çocuksuz bir bekâr olarak anlam veremiyorum tabii:
Kreş yokken bu çocuklar nasıl büyüyormuş?
Bu konuyla ilgili NG Araştırma’nın ilginç bir anketi ulaştı elime. Gözlemlerimi doğruluyor. Buna göre (küsuratları yuvarladım):
◊ Okulların yüz yüze eğitime geçmesinden genel anlamda yüzde 25 çok memnun, yüzde 33 memnun. Memnun olmayanlar yüzde 17 civarında.
◊ Ayrıntıya inildiğinde öğrencilerin yüzde 47’si memnun ya da çok memnun, velilerinse yüzde 70’i...
Yani veliler öğrencilerden daha mutlu!
◊ Okulların açılmasının korona vakalarını artıracağını düşünenler yüzde 76 ama yüzde 57 okulların tekrar kapanacağına ihtimal vermiyor.

Uğur Yücel’in tuhaf açıklaması

Yazının Devamını Oku

Keklik idim vurdular

90’lardan beri kitlesi kemik: “Hep yakışıklı, her daim taş” diyen de var; “Sesi en iyi erkek vokal” diyen de... Şöhreti yakaladığı Kargo grubuyla zaman içinde bir ayrıldı, bir barıştı; ABD’ye gidip döndü; MaSKott grubunu kurdu. En son geçen hafta yeni single’ı “Yine” düştü platformlara. Fakat onu daha büyük işlere yakıştıran hayranlarının aksine, küçük mekânlarda, samimi konserleri tercih ediyor. Sebebini sorunca cevabı şu Koray Candemir’in: “Biraz akışına bırakma, biraz da talih...” Peki bunca karizmaya rağmen özel hayatı mı? Onun yanıtı da başlıkta saklı.

◊ 7 Ağustos, Aslan erkeği. Nesi daha zor: Zaman zaman fazla cömertlik mi, ara sıra fazla ego mu?
- İkisiyle de çok derdim olmadı aslında. Ama daha çok... Zaman içinde bunları yontmak diyelim.
◊ YTÜ Endüstri Mühendisliği’ni dondurup müziğe geçiş... Sabırsızlık mı, isyan mı?
- Dondurmadım ki. Sadece gidemedim. Seneler sonra bitirmeyi tekrar denedim ama onu da yapamadım.

◊ Hayatın bir film olsa müzikal mi olurdu, romantik-komedi mi?
- İçinde birçok duygu ve değişik disiplinler barındıran, şöyle uzun soluklu bir dizi daha uygun olurdu herhalde.

Yazının Devamını Oku

Kar beyaz bir vuslat

Barış Akarsu’nun acısı 14 yıl sürdü. Şimdi evladına kavuştu Hatice Akarsu. Birbirlerini o kadar seviyorlardı ki aslında kim, kime kavuştu onu da çok bilmiyorum. Neyse ki bazılarına “kar beyaz” geliyor ölüm. Umarım bu da onlardandır.

Yakışıklı, yetenekliydi Barış Akarsu. Kerim Tekin’le aynı kaderi paylaşacağını bilmeden okumuştu “Kar Beyazdır Ölüm”ü.
Tıpkı şarkının sahibi gibi trafik kazasında kaybetti hayatını.
Bodrum’da kendi doğum günü partisine giderken...
Onca sene geçmiş, insan hâlâ yakıştıramıyor, kabullenemiyor, isyan ediyor böylesi ölümlere.
“Keşke” diyorsunuz, “Birazcık daha yavaş sürseydi o arabayı.”
O anda yanlarına ışınlanıp “Dur oğlum, hiçbir şey kaçmıyor, bu kadar acele etme” demenin bir imkânı olsa keşke.
Böyle durumlarda “takdiri ilahi”den başka sığınacak limanı, tesellisi olmuyor insanın.

Yazının Devamını Oku

Galataport nasıl bir yer?

Açıldı-açılacak, ertelendi-geliyor derken Galataport tam kapasiteyle olmasa bile ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Kruvaziyer gemileri vızır vızır işlemeye başlamadan ve hazır havalar da hâlâ ‘tatlış’ken keşfetmenin tam zamanı.

Galataport’un bir ucu Karaköy katlı otoparkında. Lüks The Peninsula oteli ve onun balo salonuyla başlıyor, sırasıyla İstanbul Modern, Kapalıçarşı adı verilen alışveriş bölgesi ve sonra da yeme-içme alanları yer alıyor. Diğer ucundaysa Deniz Ticaret Odası ve Mimar Sinan Üniversitesi var. Daha önce sivillerin giremediği 1.2 kilometrelik sahil şeridi şu anda boydan boya yürünebilir halde. Henüz kruvaziyer gemisi trafiği yok. Yoğunluk başlamadan manzaranın tadını çıkarın. Çünkü bir gemi yanaştığında yerden 3 metrelik kapaklar kalkacak.    

Alışveriş merkezi ve yeme-içme alanlarında birçok mekân şimdiden hizmete girdi. Ama bu daha yarısı. Proje tamamlandığında bir bu kadar daha yeni mekân açılacak. Sahil boyunca Big Chef’s, Happy Moon’s, Cookshop, Kahve Dünyası, Mezzaluna, Populist, Nusr’et, Gina, Günaydın, Gizia Brasserie, Frankie, Balıkçı Sait, Liman Pastanesi sıralanıyor. Bu lüks markaların da en lüks segmentlerine yer verilmiş. Yalnız sinirlerinize hâkim olun, personelin eli kolu hâlâ yerli yerine oturmamış, hemen hepsinde servis çok yavaş.

Şu anda iki sergi gezilebilir halde. Biri, O2 Blok’taki ‘Monet & Friends’ dijital sanat sergisi. Diğeri G Blok’taki, Ara Güler’in ilk kez sergilenen karelerini de içeren ‘Denize İnen Yol’ fotoğraf sergisi. Her ikisi de ücretsiz. Binaların arasında kalan boşluklarda açık hava konser ve etkinlik alanları oluşturulmuş. Birine  denk gelirseniz yürüyüşünüze canlı müzik de eşlik edecek. Tarihi Merkez Han, Karaköy Yolcu Salonu ve Çinili Han artık The Peninsula oteline ev sahipliği yapıyor. Tophane Saat Kulesi’yse restorasyondan sonra çok ‘yakışıklı’ olmuş.

Tüm Vandal şubelerinin kapısında break dance yapan bir tavşan heykeli oluyor.

VANDALLAR ŞEHRİ BASACAK!

Galataport’un yeniliklerinden biri de 15 Ocak’ta açılması planlanan Vandal. New York, Berlin, Rotterdam gibi şehirlerde şubeleri ve Madonna, Kate Moss, George Clooney gibi ünlü müdavimleri var.

Yazının Devamını Oku

Eurovision’a tersten bakış

Sadece San Marino’yu, İsrail’i, Belçika’yı değil... Keşke Almanya’yı, Hollanda’yı, İsveç’i de birer Türk temsil etse. Yarışmada ülke olarak var olmasak bile... Eurovision’a bari böyle vursak damgamızı.

Şarkıcı Linet Eurovision’da İsrail’i temsil etmek için yarışmaya katıldı, ülkenin “XFactor” yarışmasında bir üst tura geçti.
Türkücü Seher Dilovan’ın oğlu Alan Dere de İsviçre’yi temsil etmek için hazırlanıyormuş.
Bunun başka örnekleri de var. Mesela Serhat Hacıpaşalıoğlu, San Marino’yu iki kez temsil etti yarışmada.
En son 2019’da ülkeye o zamana kadarki en iyi derecesini kazandırdı.
Hadise’nin adı da bir ara Belçika için konuşulmuştu.
Türk sanatçıların Eurovision’da başka ülkeler adına yarışması fikri çokça eleştiriliyor. Çevremde de böyle düşünenler var.
Türkiye yarışmada olsa ve bir sanatçımız ülkemize rakip olarak sahne alsa eleştiriler yerden göğe kadar haklı.

Yazının Devamını Oku

Athena’lılar cadılara karşı

Adın: Athena Gökhan. Yunanistan’ın başkentine ismini veren tanrıça. Yıllarca yaptığın müzik: Punk rock, ska. Kılığın, dış görünüşün hakeza. Şimdi çıkmışsın: Cadılar Bayramı tu kaka...

90’lı yılların sonlarıydı. O zamanlar Türkiye’de hiç bilinmeyen bir müzik türü yapıyorlardı. Fenerbahçe Parkı’nda röportaj yapmıştık.
Yaptıkları punk-rock müziği eleştirenler için “Sen bizden önce hiç punk duydun mu?” başlığını vermişlerdi.
Sahnede de görmüştüm onları,
Ortaköy’deki “Flatline” adlı efsane kulüpte.
Zincirleri, derileri vardı. Saçlarının yanları kazılı.
Tepede kalan ince saç şeridi boyalı ve fönle dikleştirilmişti. Onları dinlerken “pogo” adında bir dans yapıyorduk.
Çoğunlukla kolej çocukları... Birbirimizle çarpışa çarpışa, saçma sapan... Ama eğlenceli miydi? Kesinlikle!

Yazının Devamını Oku

Hanımağa’nın kaimliği

Bülent Ersoy Kıbrıs’ta tutuklanan orkestra üyeleriyle değil, vicdanıyla kavga ediyor özünde. O da sizin benim kadar iyi biliyor ki “ağalık”, vermekle kaimdir. “Parmağımda uçak taşıyorum, şöyle zenginim, böyle varlıklıyım” demekle olmuyor işte.

Bülent Ersoy, Kıbrıs’ta 1 ay tutuklanıp salıverilen orkestrasından gelen tepkiler karşısında resmen çıldırdı. Bağlandığı yayınlar ve yaptığı açıklamalarda beddualar okudu, hapis yatıp çıkmış insanları bir de kendisinin mahkemeye vereceğini açıkladı.
Yetmedi...
“Bunlar zaten Roman” gibisinden, kendine, geçmişine, mücadelesine hiç yakışmayan bir ayrımcılık...
Eğer bir mahkeme konusu varsa, asıl burada var. Ama bence Bülent Ersoy karşısındaki insanlarla değil, vicdanıyla kavga ediyor özünde. O da çok iyi biliyor ki ekibindeki insanlar tutuklanırken...
Koştur koştur Kıbrıs’taki çantacısına gitmesi yanlıştı.
O da çok iyi biliyor ki bu iş İbrahim Tatlıses’in avukatlarına değil, öncelikle kendisine düşerdi.
O da çok iyi biliyor ki bu insanlar hapiste korona kaptıklarında...

Yazının Devamını Oku