GeriSavaş ÖZBEY Sen gazetecisin, bilirsin...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sen gazetecisin, bilirsin...

Eline telefonu alan ya arıyor ya mesaj atıyor. Sanki biz bir şey biliyoruz da saklıyoruz. Sorular zeka seviyesine göre değişiyor...

◊ Virüsü Amerikalılar Çin ekonomisini vurmak için üretmiş, doğru mu?
◊ Sayılar açıklananın çok ötesindeymiş. Gizliyorlar mı bizden?
◊ Yarın sokağa çıkma yasağı ilan edeceklermiş, bilgin var mı?
◊ İlaç/aşı çoktan bulunmuş, sadece kodamanlara mı yapıyorlar?
◊ Bu iş yaza sarkar mı? Boş yere yazlık kiralamasak mı?
◊ Mide bulantım ve ishalim var. Ateşim de 37. Acaba ben de mi yakalandım?
Ne bileyim arkadaş... Bildiğimizi öğrendiğimizi, düşündüğümüzü anında yazıyor, çiziyor, paylaşıyoruz zaten.
Gazeteciyiz biz, müneccim değiliz ki.

Tek bildiğim bunlar...

◊ Eğer hemen aşı bulunmazsa ki “Bir seneden önce zor” deniyor, bu virüs er ya da geç nüfusun üçte ikisine bulaşacak.
◊ Mesele, bunu bir düzene sokabilecek miyiz yoksa hepimiz bir anda hastane kapılarına mı yığılacağız...
◊ Bence alınan önlemlerle kontrollü yayılması sağlanabilir. Duruma göre tedbirler bir sıkılaşacak, bir gevşeyecek.
◊ Önlemlerin yerelleşme ihtimali var. Mesela Çorum’da artıyorsa sıkılaşacak, atıyorum sıra sonra Burdur’a gelecek.
◊ Bunlar dışında bilgim, duyumum, öngörüm, tahminim yok. Yemin billah. Bilim insanları dışında “var” diyene de inanmayın.

Allah’ım Çağla Şıkel’e farkındalık ver

◊ Farkındalık ver ki...
◊ Koronaya teşekkür ederim, farkındalığımı artırdı, iç dünyamı güzelleştirdi” gibi paylaşımlar yapmasın.
◊ Farkındalık ver ki...
Virüse teşekkür etmek yerine hastanedeki yakınlarından haber bekleyenler için dua etsin.
◊ Farkındalık ver ki...
Herkesin tuzunun kuru olmadığını, insanların iş/aş kaygısına düştüğünü bir güzel anlasın.
◊ Farkındalık ver ki...
Bu tür kriz ortamlarında zırvalıklara tahammül eşiğinin düştüğünün iyice farkına varsın.

Bravo The Marmara!

Taksim’deki “ikonik” The Marmara oteli, Şişli Etfal, Taksim İlkyardım gibi civar hastanelerdeki sağlık çalışanlarına odalarını ücretsiz açtı.
Çok önemli çünkü her akşam 21.00’de alkışladığımız sağlık çalışanları saatlerce korona hastalarıyla mesai yapıyor.
Kendilerini bile bile riske atıyorlar ama sonra eve gidip bir de yakınlarının hayatını tehlikeye sokmak istemiyorlar.
Böylece temiz, hijyenik bir ortamda dinlenme fırsatı bulacaklar.
İstanbul ve yurt genelinde imkanı olan bütün otellere örnek olur umarım.
Evet, hafızasız hatta alzheimer’lı bir toplumuz. Ama hiç merak etmeyin, bunları asla unutmayacak insanlar da var.

En beğendiğim laf

“Yıllardır çocukların ölümüne sessiz kalan bir dünya, çocukları öldürmeyen bir virüsle sınanıyor.”

X

Bütün beyaz yakalılar blogger mı olacak?

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, beyaz yakalıların çok tartıştığı “uzaktan çalışma” meselesine tıbbi açıdan girdi. Eğer insanların işyerine gitmesi elzem değilse uzaktan çalışmanın özendirilmesi, zorlanması gerektiğini söylüyor. Bakalım Ceyhan yine, daha doğrusu ne zaman haklı çıkacak?

PANDEMİ GÜNLÜĞÜ

Bundan sonra işe gider miyiz, gitmez miyiz?
Hiç mi gitmesek yoksa haftada iki gün gitsek mi daha iyi?
Peki normal ofis mi, yoksa günlük kiralanabilen ofisler mi?
İşletmenin ofis masrafları azalıyor... Evden çalışınca artan masraflar için personele ayrıca destek verilmeli mi?
İşe gidiş yok, dönüş yok, akşam trafiği, öğle tabldotu yok...
Bilgisayarın yanında olduğu sürece ister evden eşofman altıyla, ister tatil köyünden mayoyla katıl toplantıya...

Yazının Devamını Oku

Turizmde geri sayım

Günlük vaka sayısını 1-2 ayda 1000’ler düzeyinden 50’ye katladık. Kültürel kodlarımız da çok müsait. Pandemi olmasa da zaten birçok mekân Ramazan tatiline/tadilatına girişecekti. Şurada yapmamız gereken, 1 ay daha dişimizi sıkıp vaka sayılarını düşürmek, o sırada aşılayabildiğimiz kadar insanı aşılayabilmek. Yoksa bu yıl ülkemizi turistik açıdan pazarlamamız çok zorlaşacak.

Pandemiye muhteşem başlamıştık. Virüs bize geç gelmişti.

Önümüzde İtalya, İspanya gibi ülkelerin deneyimleri vardı, onlardan ders alıp 2 hafta önceden önlemler alabiliyorduk.

Yabancı haber kanalları Türkiye’ye gelip başarı sırrımızı araştırıyordu.

İnsanlarımız da daha ciddi, bu kadar bıkkın değildi. Evine aldığı suyun damacanasını bile dezenfekte ediyordu.

Sonra bütün tedbirlerimizi birer birer saldık.

Pandemiyi hayatın olağan bir parçası, açıklanan ölüm sayılarını akşam haberleri olarak algılamaya başladık.

Taziye benim, doğum günü senin, düğün benim, dernek senin gezdik dolaştık. 

Bütün uyarılara rağmen sokaklara çıktık, alışverişe, tatile gittik, kalabalık ortamlara girdik.

Yazının Devamını Oku

Kavgasız gürültüsüz ayrılmanın formülü

Oyuncu Esra Dermancıoğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalı “Gör Beni”ye katıldı. Ayrılmayı beceremeyen bir toplumda kendi yaşadıkları üzerinden patırtısız kütürtüsüz şekilde yolları ayırabilmenin formülünü verdi...

“Bir kadın ve bir adam sonsuza kadar beraber kalmak istemeyebilir. Aldatma konusunun Türkiye’de bu kadar büyütülüp drama haline getirilmesi çok sinirimi bozuyor.
Bir erkek bir kadına gidip ‘Benim canım başka kadınları çekiyor, biz bunu nasıl hallederiz’ dese Türkiye’de kaç kadın ‘Gerçekten mi, ne bileyim ben şimdi’ şeklinde konuşabilir?
Konuşamadığı zaman işte aldatma, arkadan iş çevirme oluyor. (Kızımın babasıyla) berjerde oturuyoruz. Birden ‘Bir şey mi oldu, sen beni
aldatıyor musun?’ diye
sordum, ‘Evet’ dedi.
Oturup konuştuk ve boşandık. Şimdi çok tatlıyız. Dürüstçe davrandı. Konuşmak tatlı bir şey, iletişim çok önemli” diye anlatıyor Esra Dermancıoğlu.

Yazının Devamını Oku

Ben de “sorry” Kerem

Kerem Bürsin bir laf etti, ortalık birbirine girdi: “O kafelere gidip maskelerinizi çıkarıyorsunuz ya... I’m sorry (Üzgünüm)!” Öyle tepki geldi ki, ünlü oyuncu özür dilemek zorunda kaldı. Bravo bize. Hemen toplaştık, Kerem’e tükürdüğünü yalattık, mesele kapandı. Ben de “sorry” ama 55 bin vakayı n’apacağız?

◊ KEREM HAKLI ÇÜNKÜ: Dünyanın en kalabalık ülkelerinden olmadığımız halde, vaka sayısında üçüncü sıradayız, Hindistan’la falan yarışıyoruz.

◊ KEREM HAKSIZ ÇÜNKÜ: Ne kadar haklı bir gerekçeyle olursa olsun, bir sanatçının çıkıp kendisini sevenlere böyle demesi kabul edilemez.

◊ KEREM HAKLI ÇÜNKÜ: ABD’de yetişmiş. İnsanların kelimelere, tümevarımlara, egoya daha az takıldığı, niyete ve işe bakılan bir ortamda büyümüş.

◊ KEREM HAKSIZ ÇÜNKÜ: Amerika onun “ortamı” da Türkiye değil mi? Bizim de hassasiyetlerimiz var. Burada olduğu sürece buranın kurallarıyla “oynayacak”.

Yazının Devamını Oku

Ülkenin en çok takip edilen figürleri

Ünlülerin takipçi verilerine yan yana bakıp kıyaslayınca şaşırtıcı bazı durumlarla karşılaşıyorsunuz. Verilerin gerçek ve organik olduğunu varsayıyoruz tabii...

Elif Ünal’ın hazırladığı hangi ünlünün Instagram’da ne kadar takipçisi var haberi iki açıdan ilginçti.

Birincisi, Hande Erçel’in artık açık ara ülkenin en çok takip edilen figürü olduğunu göstermesi bakımından. 21 milyon kişi takip ediyormuş.

Hadise ile Demet Akalın arasındaki takipçi polemiğini hatırlarsınız. Onları falan artık ikiye katlamış durumda.

İkincisi de hepsini yan yana görmenin kıyaslama imkânı vermesi. 

Verilerin gerçek ve organik olduğunu varsayıyoruz tabii.

Öyle bakınca şaşırtıcı olanlar var.

Erkeklerde 17 milyonla Burak Özçivit önde.

Ama Kıvanç Tatlıtuğ ile aralarında bu kadar fark olduğunu görmek ilginç mesela: 3.4 milyon.

Yazının Devamını Oku

İtalyan intikamı: Michele Morrone

İtalya, Can Yaman’ın bu ülkenin kadınları ve genç kızları arasında yakaladığı popülerliğe Michele Morrone ile cevap verdi. İrem Derici’den Seda Sayan’a, modacılardan şarkıcılara herkes hayranı. Yoksa siz hâlâ radarınıza almadınız mı?

Can Yaman’ın İtalyancasının da etkisiyle İtalya’da estirdiği rüzgâr malum. Havaalanlarında kalabalık hayran karşılamaları, otelinin önünde izdihamlar, ülkenin en popüler sunucularından Diletta Leotta ile aşk, katıldığı televizyon programlarında yüzde 24’lere varan izlenme rekorları...
Fakat “çizme”nin çiftesi pek oldu.



İtalyanlar, Can’ın intikamını yine bir dizi oyuncusu olan Michele Morrone ile alıyor.
Bu kez de Türk kadınları ardı ardına bu İtalyan oyuncuya olan hayranlıklarını açıklamaya başladı.
İlk sürpriz, şarkıcı İrem Derici’den gelmişti birkaç ay önce. “Aşkım maske tak, daha boy boy çocuklarımız olacak” diye yorum yazmıştı Morrone’nin paylaşımına.

Yazının Devamını Oku

İçimde bir sevinç, kapanan mekân az

Boğaz hattı diğer semtlerden biraz daha ‘gevşek’ olur mu diye düşünürken önlemlerin daha titiz uygulandığını görmek şaşırtıcı. Yeni açılan Eski Yer’den başlıyoruz. Sağımız Tarabya, solumuz İstinye... İşin güzel yanı pandemide kapanan mekân neredeyse hiç yok.

Semtin adı Yeniköy. Ama en taze mekânlarından biri Eski Yer. Bu tatlı karşıtlığın hikâyesiyse ta Bodrum’a kadar uzanıyor.

Yalıkavak’taki Balıkçı Sait ününe ün katıp artık Yalıkavak Marina’ya taşınmaya karar verince çalışanlardan bazıları yeni yere gitmek istemiyor.

Beş ortak “Biz burada kalalım” diyerek emektar restoranı devralıyor ve kendileri işletmeye başlıyorlar. Adını da ‘Eski Yer’ koyuyorlar.

Demek dükkân uğurlu ki onların da işleri iyi gidiyor; gel zaman git zaman İstanbul’a şube açmaya karar veriyorlar.

Yeniköy’deki Yelken Balıkçısı’nı devralıyorlar. Bodrum’da tanındıkları için müşteri çok, işler gayet iyi ama pandemi patlıyor. 

Artık yüzde 50 kapasiteyle çalışabildikleri için restoran üç katlı olmasına rağmen yer bulmak daha zor.

“Herkes aynı anda oturup birkaç saat sonra aynı anda kalktığı için çok zorlanıyoruz” diyor serviste çalışanlar.

Yazının Devamını Oku

Hülya neden böyle Hülya derdini söyle

“Masumiyet” dizisinde Hülya Avşar’a öyle bir filtre yapılmış ki kadının burnu bile yok. Herkesin dikkatini çekmiş, TT oldu. Eğer bu istek ekipten gelmişse o kolay: Bir dahaki bölüm kaldırırsın filtreyi, olur biter. Ama bu talep Hülya Avşar’dan geliyorsa o fena işte. Zamansız bir kadının zamanla kavgası gibi.

Ekranın insanı olduğundan uzun, normaldeki halinden daha güzel ya da yakışıklı yansıtabildiği malum.
Nice yerli yabancı artisti gerçek hayatta görüp de “Bu muymuş?” diye şaşırmışlığım var.
Ama bunun tam tersi de geçerli.
Bazı insanlar var ki, onların yaydığı ışığı ne kamera tam kaydedebiliyor ne de ekran tam yansıtabiliyor. Örnek mi?
Türkan Şoray.
Yakından sadece tek bir kere, bir röportaj için gördüm. Öyle bakmışım ki kadına, gazete o fotoğrafı kullanıp “Yazarımız hayranlığını gizleyemedi” diye yazmıştı altına.
Bambaşka bir şey.

Yazının Devamını Oku

Bir açıklama yapılsa

Ne var yani: Bir maske takmak, insanlarla bir-iki metre mesafe bırakmak bu kadar mı zor?

Vaka sayısı 30 bin.
Benzer nüfusta olduğumuz Almanya’nın iki katı.
Demek ki normalleşmeyi becerememişiz.
Hiç kimse ağlayıp sızlanmasın.
Kendimiz ettik, kendimiz bulduk: “Ramazanda kapalıyız.”
Kurallar çok net: Bunu beceren toplumlara özgürlük, bizim gibi başaramayan toplumlara karantina...
Akıllanana, aklımızı başımıza devşirene kadar da böyle devam edecek.

Yazının Devamını Oku

Sezen, Sezen’in şarkısındaki gibi: İnsan dölü

Kimimiz işteydi, kimimiz uykuda, kimimiz yolda. Hiçbirimiz duymadık, görmedik. Belki “görsek” atılacak, engelleyecektik. Bıçak 16 seferinde de keskindi ve o yapayalnızdı.

Bir organınızı bağışlasaydınız, hangisi olurdu?

Kalbimi vermezdim.

Alana yazık, hep bu sızılarla yaşamak.

Beynimi de vermezdim.

Alana yazık; hep bu kafa karışıklığıyla yaşamak.

Ama göz bambaşka bir şey.

Düşünsenize, sizi ışık geçirmeyen o karanlığa koyduklarında bile gözleriniz bir başkasının bedeninde görmeye devam edecek.

Sanki birine kamera takmışsınız da...

Yazının Devamını Oku

Babam 21 Haziran’da öldü

Şöyle bir özgeçmişiniz olsun istemez miydiniz: Ressam, siyasetçi, ödüllü tenisçi, futbol yorumcusu, yönetmen, oyuncu, sanat merkezi kurucu ve yöneticisi. İşte Bedri Baykam’da var o CV. Bir “harika çocuk” olarak doğduğu 2 yaşında anlaşıldı; “Kendimi hatırladığımdan beri dünyaca meşhurum” diyor. Ama çocukluğunu da doya doya yaşamış, eve her akşam dizleri kanayarak dönermiş.

◊ 6 yaşında Bern, Cenevre, New York, Paris’te sergiler... “Harika çocuk” olmanın nesi daha zor: Yüksek beklenti mi, akranlarından farklı yaşamak mı?
- Herkes tersini zanneder ama merak etmeyin ben çocukluğumu doya doya yaşadım...
Bütün mahalle arkadaşlarımla hâlâ görüşürüm. Her gece dizim kanayarak eve dönerdim, tecrit edilmiş bir harika çocuk değildim.
Resim yapmak da doğuştan beri var olan rutin ve keyifli bir olay. Kendimi hatırladığımdan beri dünyaca meşhurum, dolayısıyla şöhret de beni hiç kötü etkilemedi.
◊ Sorbonne’da master yaparken aktörlük eğitimi de alıyorsunuz, tenis dereceleriniz de var. Şimdi bakınca: İştah mı, doyumsuzluk mu?
- İştah! Dünyayı fethetmeiştahı o...

Yazının Devamını Oku

Fuzuli arama ve lüzumsuz mesaj

“Arama, mesaj at” hareketini duymuşsunuzdur. Videoyu çeken gençleri de, destekleyenleri de tebrik ederim. Ama aramayıp onun yerine mesaj atması yetmez. Asıl önemlisi: Fuzuli aramayıp, lüzumsuz mesaj atmaması.

Arama, mesaj at” hareketi, Afterwork adlı bir dijital içerik ajansındaki gençlerin çektiği viral videoyla aldı yürüyor.
Manifesto gibi.
“Eğer çok zor durumda değilsen” diyorlar; “Arama, mesaj at...”
“Sesini duymak istemiyor olabilirim...
O an konuşmaya müsait olmayabilirim...
İstediğimiz an cevap vermek istiyoruz...
Dakikalarca meşgul edilmek istemiyoruz...

Yazının Devamını Oku

En az hasarlı

Karantina günlerinde yaptığımız semt turlarında beni en çok Karaköy şaşırttı. Salgını en az hasarla atlatıyor gibi. Diyeceksiniz ki ‘Orası darbeyi pandemiden önce almıştı zaten’... Haklısınız ama bazı özel sokakların, köşelerin küçük masalı, şirin atmosferi kendini koruyabilmiş. Hâlâ yapılabilecek bir sürü şey var. Tabii yüklenmeden, azar azar...

Bundan 10-12 yıl önce Karaköy’de dükkân bulamazdınız. İstanbul’un ‘Soho’su olarak şehrin yükselen semtiydi. Buraya taşınan sanat mekânları, sanatçılar, ilginç dükkânlar, plakçılar, gözlükçüler, dövmeciler, Unter gibi yeni nesil kafeler ve Gaspar gibi yeni nesil restoranlar, Mânâ gibi yeni nesil meyhaneler...

Hızla eğlence bölgesi haline de geliyordu semt. İlk sallanmalar Tamirane’de başlamıştı; sonra Raw Clup, Madeo, Mitte, Zelda Zonc, Suma diye devam etti. Bunların çoğunun içinde özel salonlar...

Ama bütün bu yığışmadan dolayı kiralar o kadar arttı ki kimse iş yapamaz, onlar yapsa biz gidemez hale geldik. Fiyatlar Boğaz’la yarışmaya, buranın asıl kitlesini aşmaya, herkes dükkânını devredecek birilerini aramaya başladı. Hızlı yükselişin bedeli hızlı düşüş oldu. Üstüne turistlerin çekilmesi... Ve şimdi pandemi.

Karaköy’ü arşınlamaya Galata Köprüsü’nden başlıyoruz. Neyse ki köprüaltında pek kayıp yok. Dersaadet, Orfoz, Altın Balık hepsi yan yana, tabelaları yakmışlar. Ama her birinde bir, bilemedin iki masa. Arapça ve eski Doğu Bloku dillerini konuşuyorlar.

Acaba bir salaşlık markası olarak Akın Balık ne durumda? Küçücük bir kış bahçesine sığışmış ama yerinde. Pandemide paket servise de başladı, biliyorsunuz.

FİYATLAR ARTMIŞ

Vapur iskelesinin karşısına yan yana sıralanmış Olimpiyat, Odessa, Afrodit gibi sahil meyhaneleri de yerli yerinde. Balık-ekmek 18, kalamar tava 50 lira. Sanki son bir yılda fiyatları bir tık arttırmışlar.

Yazının Devamını Oku

İlk deneme haziranda

Bill Gates’in yeni çılgın projesi, atmosfere tebeşir tozu püskürtüp küresel ısınmayı durdurmak. Bill Gates’in olsun, Elon Musk’ın olsun, devamlı açıkladıkları bu “çılgın” şeylerden ben de biraz “yılgın”ım açıkçası.

İlkokulda tebeşir tozu adlı şehir efsanesine fena inanıyordum.

Okuldan kaytarmak isteyen öğrenciler tebeşirin tozunu suda eritip içiyormuş, “mahsusçuktan” ateşleri çıkıyormuş, anneleri de okula göndermiyormuş...

Okuldan aşırıp n’olur n’olmaz diye çantamda tebeşir bulundurmuşluğum var bir dönem.

Hatta bir keresinde denemiştim bile ama tozu içtiğimle kaldım.

Ateşim hiç yükselmedi tabii, marş marş okula.

Yıllar yıllar sonra... Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve zengin arkadaşları, “SCOPex” adında bir projeye kaynak sağlıyor. Stratosfere tebeşir tozu püskürtecekler.

Hesap şu: O hafif toz parçacıkları orada asılı kalacak, böylece güneş ışınlarının bir kısmını tutarak küresel ısınmayı azaltacak.

Ciddi ciddi: İlk deneme haziran ayında.

Yazının Devamını Oku

Aşı tereddütçülüğü hafifledi sanki biraz?

Ya beni teğet geçiyor, ilgimi de biraz kaybettim... Ya da bir dönem herkesin birbirine bir şeyler yolladığı o sosyal trafik daha az dönüyor artık.

Pandemide bütün sayılar artmıyor neyse ki. Arada mutlu eden sonuçlar da var.

Mesela yoğun bakımdaki hasta aynı hızda artmıyor.

Yani vaka sayıları katlanıyor ama artık daha az kişi yoğun bakımlık oluyor.

Buna sebep olarak 65 yüş üstü yüksek riskli grupta yapılan aşılama gösteriliyor. Bilmem siz de böyle bir şey fark ediyor musunuz:

Aşıyla ilgili böyle başarı sayıları geldikçe...

Aşı karşıtlığını bilemem ama en azından “aşı tereddütçülüğü” hafifledi sanki. Bunları ayırmakta fayda var çünkü ikisi tam aynı şeyler değil bence.

Aşı karşıtları bana daha sistematik, daha kategorik geliyor.

Aşı tereddütçüleriyse karşı olmadığı halde, “Böyle böyle şeyler dolaşıyor, bize chip mi takacaklar” diye bir tereddüte düşenler.

Yazının Devamını Oku

Demet dedi ki... Aleyna dedi ki...

Biz tam... “Aleyna, Demet’in adını bile anmadan cevap verdi, çocuk dizilerinde oynayan dünya starlarını yayımladı” derken... Biz tam... “Demet Akalın’a nasıl da hiç muhatap olmadan cevap verdi, büyük gol attı” diye düşünürken...

Demet Akalın, bugüne kadar hep desteklediği yeni nesil ünlü popçu Aleyna Tilki’yi eleştirdi.

Kaçırdıysanız çok bir şey kaybetmediniz, hemen özetleyeyim.

Demet dedi ki:

Dünya starı olacaktı, bebe dizisinde oynuyor.

Aleyna dedi ki: 

Dünyaca ünlü ekiple çalışıyorum.

Demet dedi ki:

Kızım Hıra bile seyretmiyor.

Yazının Devamını Oku