Savaş Özbey

Savaş Özbey

sozbey@hurriyet.com.tr

Sanatçı ve sosyal sorumluluk

İbrahim Tatlıses’in müzisyen kızı Dilan Çıtak, son dönemin popüler kız grubu Manifest hakkında yaptığı suçlamayla gündemde. Özetle diyor ki: Bunlar aldı götürüyor ama hiç sosyal sorumluluk yapmıyorlar. Halbuki kendisi sokak hayvanlarıyla falan uğraşıyormuş...

Haberin Devamı

Dilan Çıtak’ın Manifest grubu kızlarını sosyal sorumluluk yapmamakla suçlaması “sanatçı” ve “sosyal sorumluluk” denince kalakaldığımız bir gündeme denk düştü tabii.
Yine de eski bir tartışma:
Her sanatçı topluma karşı sorumlu olmak zorunda mıdır? Sanatçı sadece sanatını, müziğini icra edip geçemez mi? Sanat için mi sanat, toplum için mi sanat?
Bu soruların her birinin cevabı parmak izi gibi bence. Doğru cevap; kişiden kişiye, koşuldan koşula, dönemden döneme değişebiliyor.
Sadece şunu söyleyebiliriz:
Gönüllü yapılan işler, adı üstünde “gönüllüdür”. Temenni olarak herkesin yapması beklenir ama kimseye dayatılamaz.
“Senin albümün çok sattı, çık kedi besle” yahut “Senin tabloların çok beğeniliyor, arada orman yangını da söndür” falan denemez kimseye.
Kaldı ki Manifest kızlarının da Türk Eğitim Vakfı’yla bir sosyal sorumluluk projesi var.
Dilan Çıtak’ınki olsa olsa, kendisi çok emek verdiği halde, öbürünün daha çok takdir gördüğünü düşünen, buna kızan bir sanatçının “hezeyanı” olabilir ancak.
“Hezeyan” diyorum, çünkü işin içinde yine “kadın müzisyenin kadın müzisyene bel altı vurması” var.
Dilan, Manifest’teki meslektaşlarını orasını burasını açmakla suçluyor, onları beğenip konsere gidenleri de benzer bir kategoride değerlendiriyor:
“Siz de gidin o konserlere, ağzınızın suyu aka aka seyredin...”
Meselenin “kadından kadına bel altı” olduğu biraz da şuradan belli: Çuval yüküyle para kazanan bunca erkek varken (Başta mensup olduğu ailenin fertleri) Dilan’ın kılıcını yine genç hemcinslerine sallıyor oluşu...
Birçoğuna göre asıl derdi kişisel: Manifest kızlarından Mina’nın eski dansçısı olması.
Eskiden yanınızda çalışan birinin şimdi sizden daha popüler olup daha çok kazanması.
Yani “boynuzun kulağı geçmesi” meselesi.
Ama bu şekilde yaşanmaz ki. İnsan kemire kemire bitirir kendini.
Sonra bir bakarsın, trafik kontrolünde memurun üzerine sürerken, uçakta hostes döverken bulmuşsun kendini.
Ne demişler: Keskin sirke küpüne zarar.

Haberin Devamı

Narkozdan bir çıkabilse...

Sanatçı ve sosyal sorumluluk

Haberin Devamı

Eski “Survivor” yarışmacısı Didem Ceran, Güney Kore’de yaptırdığı yüz nakliyle gündem olmuştu.
Yüzüyle ne kadar oynadılarsa artık, bir ara alnından saç falan çıkıyordu hatta.
Bütün bunları da böyle narkozlu bir sesle “Bebeksiliğim” falan diye anlatıyordu.
Şimdi bir “düzeltme ameliyatı” olmuş, Kore’deki doktorlardan da şikâyetçiymiş.
“İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikâyet edeceğim. Hatalarını söylediğim için beni cezalandırıyorlar” diyor.
“Daha çok kurbana ihtiyaçları var” diyor, “Kölelik anlaşması” diyor...
Ben yine anlamıyorum dediklerini. Hep narkozlu. Kız bir ayılsa da anlatsa.
Hatta şeyden başlasa: Sana kim kalk Kore’ye git de yüz nakli ol dedi...

Haberin Devamı

Fedakârlık değil, yatırım

Ballon d’Or adayları arasındaki Fransız milli takımı oyuncusu Michael Olise’in krampon sponsoru kabul etmemesi Fransız basınının gündeminde. Büyük de takdir görüyor, çünkü bu prensibin kendisine yılda birkaç milyon Euro’ya patladığını da hesaba katmak lazım.
Aslında kendine yatırım yapıyor bu anlaşmaları reddederek.
Sponsorun dayatacağı bir model yerine giydiğinde en rahat edeceği, performansını en iyi sergileyeceği kramponu seçme özgürlüğünü elinde tutuyor. Yüzdesini bilemem ama başarısında eminim payı vardır.
Sonra? Sonra kendisine yine başarı ve para olarak geri dönüyor bu fedakârlığı.
İstediği renk ayakkabıyla kombin yapma hakkı da cabası.

Yazarın Tüm Yazıları