Paylaş
Tülin Şahin, Işın Karaca gibi çocuğunu kendi soyadıyla büyüten ünlü annelere İrem Helvacıoğlu da katıldı.
Helvacıoğlu bu kararı, boşandığı eşi Ural Kaspar kızına tazminat ve nafaka ödemek istemediği için aldı. Özetle, “Madem külfette yoksun, soyadını da veremezsin” dedi.

Zaten bir buçuk sene evli kalıp, altı ay önce çocuk sahibi olup, sonra sürpriz şekilde boşanmışlardı.
Mesele bu şekilde bir “kadın mücadelesine” dönüşünce Gonca Vuslateri’den de destek gecikmedi tabii: “Şuraya bir alkış bırakıyorum. Şuraya bir destek bırakıyorum. Bir de hayranlık #iremhelvacıoğlu”
Benzer bir erkek hikâyesi Melek Mosso’dan geldi.
Eski eşi Serkan Sağdıç’la neden boşandıklarını şöyle anlatıyor:
“Hayatın bütün yükü benim üzerimdeydi. İşe de ben gidiyordum, sorumluluk da bendeydi.
Köpeğin maması, kedinin kumu, alışveriş; en basit şeyleri bile ben yapıyordum.
Tek taraflı bir düzen vardı. Böyle ilişki yürümüyor...”
Yani paşamızın ne çalışmaya ne alışverişe vakti var.
Her iki kadının da bahsettiği yeni bir erkek modeli.
“Prenses erkek” de değil bu.
Başka bir şey.
Varlığını karşı taraf için nimet sayan, ilişkiye kendinden başka hiçbir şey koymak istemeyen bir erkek tipi oluştu.
“Sade suya tirit erkek” falan demek lazım galiba.
Karşısındaki kadın da güçlü kadın olunca... Hiç affetmiyor, çitileyip koyuyorlar kenara.
Yeni laf: Eko-okuryazarlık
Eko-okuryazarlık”, en kısa haliyle çevresel sistemleri anlama, insan faaliyetlerinin doğa üzerindeki etkisi kavrama ve sürdürülebilir yaşam konusunda bilinç geliştirme yetkinliğini ifade ediyor.
Eğitim dünyasında son yıllarda öne çıkan bu kavram, öğrenmenin sınıf ortamının ötesine taşınmasını öneriyor.

İsviçre Institut Le Rosey’in Kenya’daki Chyulu Vahşi Yaşam Parkı bunun en güzel örneklerinden biri.
Dünyanın dört bir yanından gelen öğrenciler, burada Massai kabilesinin üyeleriyle birlikte toprak nasıl daha verimli hale gelir, su nasıl tasarruflu kullanabilir gibi şeyleri öğreniyor.
Massai sanatı, el el işçilikleri gibi beceriler ediniyor.
Telefon gibi modern yaşama ait cihazlar kullanılmıyor.
Orada öğrencilere Edward Norton, Sting gibi ünlüler eşlik ediyor.
Doğayla öğrenci arasında kopmayan bir bağ oluşuyor, ilerleyen yıllarda da bu projeleri, oradaki arkadaşlarını ve gelişmeleri takip etmeye devam ediyorlar.
Institut La Rosey’in İletişim Direktörü Felipe Laurent, “Doğada eğitim çocuklar arasında şiddeti azaltıyor, iyileştirici yönüyle sağlıklı iletişimi teşvik ediyor” diyor.
Türkiye’den Koç, Eyüpoğlu, Enka gibi okullar bu programa üyeymiş. Kahramanmaraş olayından sonra eğitim sistemi formalardan sosyal medya kullanımına kadar her boyutuyla tartışılıyor.
Yapılan değerlendirmelerde eğitimdeki bu yeni ekolojik yaklaşımlar da göz önüne alınabilir.
Mis gibi de mesleği var
Ajdar en son bir AVM’de çocuklara bağırırken görüntülendi. Peşine takılmışlar, “Starım, starım” diye dalga geçiyorlar.
Çocuklar acımasızdır. Acımasız bir doğruculukları vardır. Normalden azcık farklı görünene, eskiden de yaparlardı böyle şeyler. Köyde olsun, şehirde AVM’de olsun, takılırlar hemen peşine. Ama eskiden ellerinde cep telefonları yoktu en azından...
Ajdar, AVM’nin ortasında bildiğiniz sinir krizi geçiriyor.

Televizyon yarışmaları, reality şovlar insanları sadece ünlü/fenomen/şarkıcı/oyuncu yapmıyor.
Gidişatını bozduğu hayatlar da var böyle.
“Ajdar” sahne adıyla bilinen Mehmet Anık (53) aslında makine mühendisi. Yeni öğrendim: Popstar” yarışmasıyla bu işlere girmeden önce 8 yıl mesleğini yapmış.
En son beş saati 80 liraya bir çay bahçesinde çıktığını okumuştuk.
Belli ki söndürülemeyen bir müzik aşkı var. “Çikita Muz”, “Nane Şekeri” güzel de eserler yaptı, sundu.
Yetmez mi artık? Dönüp biraz da mesleğini yapsa.
Acaba istekli bir insanın hevesini mi kırmış oluyoruz, onu da bilmiyorum ki...
Paylaş