Pandemide ilk uçuştan notlar

Bayram nedeniyle birçok kişi memleketine ya da tatil yörelerine gitmek için salgın başladığından beri ilk kez uçağa binecek. Bakın nelerle karşılaşacaklar...

◊ Salgında sefer sayıları az, bayram dolayısıyla talep de yüksek olduğu için uçaklarda yer yok, bilet fiyatları da çok yüksek. İstanbul-Bodrum uçuşum 876 liraya mâl oldu. Uçaklarda yer olmadığı için Avrupa yakasında oturmama rağmen Yeni Havalimanı’ndan değil, Sabiha Gökçen’den binmek zorunda kaldım.
◊ Hani şehir içinde artık salgını pek hissetmiyoruz, hatta ara sokaklarda maske fiilen kalktı ya... Salgını en yoğun hissettiğiniz yer havaalanı. Daha ana girişten itibaren arabada maske kontrolleri başlıyor. Görevlisinden yolcusuna istisnasız herkes maskeli ve kimse çene altı yapmıyor, burunlar kapalı.
◊ Bu kural bir tek yeme-içme yerlerinde biraz gevşiyor ama oralarda da sosyal mesafe kuralı şehirdekinden çok sıkı uygulanıyor. Restoranlarda, misafir ağırlayan lounge’larda boş bırakılacak masalar, koltuklar büyük yazılarla işaretlenmiş. Bazı yerlerde “Dezenfekte edilmiştir” notları var.
◊ Bütün bu titizliği boşa çıkaracak bir olay da vardı: Giriş kapılarında bayram yoğunluğu hesaba katılmamış, uzun kuyruklar oluşmuştu. Kuyrukta beklerken uçağı kaçırma korkusu olunca kapılarda içerideki özenden eser kalmamıştı. Bir an evvel girebilmek için millet üst üsteydi. Daha da erken gitmekte fayda var.
◊ Bizim halkımız uymaz zannediyordum ama maske kuralı uçağın içinde de harfiyen uygulanıyor. Takmamaya meyilli olan varsa da herkes taktığı için kimse çıkarmaya, gevşetmeye cesaret edemiyor. Zaten alanda da uçak içinde de sürekli uyarı anonsları yapılıyor.

Gupse’nin çirkinliği

Barış Arduç ile Gupse Özay, birlikteliklerini Çeşme’de yaptıkları evlilikle taçlandırdı.
İkisi de işinde gücünde, başarılı, pırıl pırıl insanlar. 6 yıldır devam eden ilişkilerinde magazine konu olacak bir yanlarını, en ufak bir hırgürlerini duyduk mu?
Bize ne demek düşer?
Allah bir yastıkta kocatsın.
Yok ama işte, öyle olmuyor. Ulusal haset duygumuz devreye giriyor ve kadının en mutlu gününde sosyal medya “Gupse Özay’ın çirkinliği” mesajlarıyla çalkalanıyor.
“Haris” mi desem “habis” mi bilmiyorum ama bunu yapanların çoğunluğu da kadın.
Gelin bu insanlara hep beraber iki maddelik bir ültimatom verelim:
BİR:
Gupse Özay hiç de çirkin biri değil, üstelik çok güzel. Olsa olsa sizin basmakalıp estetik anlayışınıza uymuyordur.
Üstelik başarı, insanı olduğundan da güzel gösterir. Yarattığı “Deliha” serisini efsane.
İKİ:
Hayranı olduğunuz Barış Arduç’un âşık
olduğu kadına çirkin diyerek nereye varacaksınız?
Eşeğiniz varsa Niğde’ye değil, Fizan’a sürün bir zahmet.
Çünkü atı alan Üsküdar’ı geçmiş.

Müjde Ar: 66’sında ve seksi

Önceki yazımda Bodrum’daki Günay Restoran’ın gürültüsünden rahatsız olan Müjde Ar’ın belediye başkanına açık mektubuna yer vermiş, yanına da görüşlerimi iliştirmiştim.
Müjde Ar mektubu kendisi ve komşuları adına yazmış ve belediye başkanını halkın yanında olmaya çağırmıştı. Ben de “Siz halksınız da orada konser dinlemeye gidenler Yunan işgal kuvvetleri mi?” diye sormuştum.
Müjde Ar’la mektup arkadaşı gibi olduk. El yazısıyla yazıyor yazıyor, sonra fotoğrafını çekip çekip bana ulaştırıyor.
Sayfalarca...
Sayfalardan birini, gülücük işareti çizip şöyle bitirmiş: “Sana özel not: Yunanlılar gelirse söz, haber vereceğim...”
Komik erkek seksidir mi dediniz? Asıl seksi olan komik ve zeki kadın bence.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Sinan Akçıl’ın baş döndüren aşk trafiği

Tam gazlar, geri vitesler, ne patinajlar, ne spin’ler... Aşkın trafik cezası olsa 2 bin yıl beste yapsa ödeyemez Sinan Akçıl. Her seferinde de büyük büyük laflar eşliğinde. Ergen de değil artık, 40’ına merdiven dayadı.

Aralıkta evlendi. Amsterdam’da.
O gün “Lunapark gibi bir hayatımız olacak” diye yazmıştı eşi Burcu Kıratlı sosyal medyada.
Kadıncağız ne bilsin çarpışan otolara bineceklerini.
Eylülde boşandı.
E olabilir, her evlilik bir yastıkta kocamayla bitmez, bazen dokuz ayda doğru kararı vermediğini anlarsın, üzücü ama ayrılırsın.
20 gün sonra barıştılar.
Akçıl, sosyal medyadan “24.09.2019 milat” paylaşımı yaptı.

Yazının Devamını Oku

Mabel Matiz klibinde 55 saat aç susuz

Klipte yer alan dansçılar 55 saat aç susuz çalıştırılmış. Çölde, oldukları yerde yıkılıp yıkılıp tekrar kalkıyorlar ya... Rol değil, gerçekmiş. Toy klibi dansçıları yayınladıkları bildiride şöyle diyor: “Duyulmak, insanca koşullarda çalışmak ve verdiğimiz emeğe karşılık saygı görmek istiyoruz.”

Mabel Matiz’in “Toy” klibi gündemde. Çekimleri Fethiye-Kayaköy ve Kaş-Patara’da yapılan video hakikaten enteresan.
Etekleri led ışıklı semazen görselleri, çölde (Patara kumsalı) oldukları yerde yıkılıp yıkılıp tekrar kalkan dansçılar...
Zaten Matiz de kliple ilgili Onur Baştürk’e verdiği demeçte “Toy; kırılan, düşen, zorluklardan geçen ama bir şekilde yoluna devam eden insanın hikâyesi” demiş.
Tek sorun, klibin bu kadar gerçekçi olmasının nedeninin gerçek olması.
Mabel Matiz, “kırılan, düşen, zorluklardan geçen” diyor ya...
Çekim sırasında bire bir yaşanmış.
Klipte yer alan dansçılar 55 saat aç susuz çalıştırılmış.

Yazının Devamını Oku

Benim ev halim PTT: Pijama-Terlik-Televizyon

Buenos Aires’te bir antikacıda plağını görüp şaşırmıştım. Dünyanın tam da öbür ucu. İnsanın tüylerini diken diken eden sesi, Anadolu’dan oralara uzanmış. Festivaller, ödüller, hastalıklar, turneler, kazalar, hapis... Hayata bakışı da sesi kadar tuhaf. Selda Bağcan’ın şaşırtıcı ve kalender dünyasına girmeye hazır mısınız? Öyleyse kemerlerinizi bağlayın, bir de derin nefes alın, arkanıza yaslanın; başlıyoruz.

72 yaşındasınız. Ömrün hangi kısmını tekrar yaşamak isterdiniz: İlk 35 mi ikinci 35 mi?

- Ömrümün ikinci 35 yılını tekrar yaşamak isterim. 60 yaşımdan sonra zihnim açıldı ve IQ’m arttı.

Hangisi daha gurur verici: Times dergisinin “Dünya Müziğinde Yaşayan Efsane ve Tarihi Kadın Şarkıcılar” listesine girmek mi Rolling Stones dergisinin “100 Yılın En İyi 100 Kadın Vokali” listesine girmek mi?

- İkisi de çok gurur verici tabii ama Times dergisinin listesinde olmanın benim için şöyle bir anlamı var: 15 yaşımdayken Ankara radyosunun stüdyolarında söylediğim ilk şarkı Amalia Rodrigues’in “Abandonado” adlı şarkısıydı. Yıllar sonra alfabetik sırayla yayınlanan ‘Efsane Kadın Şarkıcılar Listesi’nde onunla yer almak benim için daha şaşırtıcı oldu.

Üç kere hapse girdiniz. Trafik kazası geçirip bir süre çelik iskelete mahkum oldunuz. İnsanda hangisi daha çok haksızlık duygusu uyandırıyor: Ruhun demir parmaklıklar arkasında olması mı bedenin çelik iskelete hapsolması mı?

- Ruhun ve bedenin demir parmaklıklar arkasında olması...

Yazının Devamını Oku

Ünlü şefler masalarda, yemekleri menüde

Türkiye’nin en başarılı birkaç şefinden Maksut Aşkar ile şarap uzmanı Levon Bağış’ın Nişantaşı’nda açtığı Foxy, gastronomi dünyasının yeni müdavim mekânı. Şefler sadece gitmekle kalmıyor; menüde Şemsa Denizsel, İnanç Baykar, Burçak Kazdal, Mustafa Otar gibi isimlerin kendi imza yemekleri de var.

Efsane lokanta Kantin’in şefi Şemsa Denizsel’in dillere destan ekşili dili... Reşitpaşa Amanda Bravo’nun şefi İnanç Baykar’ın pekmezli ciğeri... Apartıman Yeniköy’ün şefi Burçak Kazdal’ın pekmezli patlıcanı... Beymen Brasserie’nin şefi Mustafa Otar’ın çiğ rezene salatası... Nişantaşı’nın yenisi Foxy’de menü böyle uzayıp gidiyor.

Çeşit çeşit gelsin, herkes biraz tatsın

Bu isimlerin ortak yanı, Maksut Aşkar ve Levon Bağış’ın yakın arkadaşları olmaları. Ve bu arkadaşlıkları da sahipleri oldukları Foxy’yi kent gastronomisinin en ünlü isimlerinin müdavim mekânı haline getirmiş.

Maksut Aşkar ve Levon Bağış (sağda).

O yüzden imza yemeklerinin Foxy’de servis edilmesine izin vermişler. Mesala çarşamba akşamı ben karides mücvere elimle girişirken Mustafa Otar da yan masada keyif yapıyordu.

Beyin tava, humus ve karides mücver.

Ama menüyü sadece başka şeflerin yemeklerinden ibaret sanmayın. Kuzulu patatesten beyin tavaya, lorlu ot salatasından topiğe seçenek çok. Karar vermesi biraz zor. Dert etmeyin, hiçbiri ne başlangıç, ne ara ne de ana yemek. ‘Çok çok söylensin, çeşit çeşit gelsin, herkes biraz tatsın’ kafasında tabaklar.

Yazının Devamını Oku

@Sheyliee bilmecesi

Türkler gerçekten başka bir ülkenin fenomenini tacizleriyle bezdirip Türkçe “Beni rahat bırakın” diye mesaj yazacak hale getirmiş olabilir mi? Öyle şeyler yaşıyoruz ki uydurma bir haber de olsa insan dikkat kesiliyor. Bakalım, akla kara çok yakında çıkar meydana...

ABD’li fenomen... Sheyenne Shea... Instagram’da @sheyliee olarak biliniyor. 108 bin takipçisi var.

İddia o ki Instagram’ın hikâyeler bölümünden hem İngilizce hem Türkçe bir paylaşım yaparak Türk erkeklerinin tacizinden şikâyet ediyor.

Haberi okur okumaz @sheyliee hesabını kontrol ettim. Öyle bir paylaşım bulamadım.

Ama hikâye paylaşımları 24 saatte siliniyor.

Belki ben yakalayamadım. İnternette dolaşan ve farklı saatlerde ekran görüntüsü alınmış fotoğraflardaysa fenomenin şöyle yazdığı görülüyor:

“Bu konuya son kez değineceğim. Türkiye’ye karşı bir nefretim yok ama tacizlerden bıktım usandım. Aylardır Türk erkeklerinden ölüm tehditleri ve fazlasını içeren taciz mesajları alıyorum. Lütfen beni rahat bırakın ve kişisel alanıma saygı duyun. Sevginizi böyle belli edebilirsiniz. Teşekkürler.”

Haber uydurma olabilir. İnternet asparagası falan... Hatta hesap toptan sahte olabilir. Yine de Türkiye’de öyle şeyler yaşıyoruz ki insan böyle şeyler karşısında pürdikkat kesiliyor.

Yazının Devamını Oku

Ivana Sert’in 15 bin liralık nafaka davası

Ivana Sert başarılı bir işkadını olabilir, hatta çok iyi para kazanıyor da olabilir. Ama sırf çalışıyor diye müşterek çocuğun masrafları niçin sadece anneye ait olsun ki?

Ivana Sert, oğlu Ateş için eski eşi Yurdal Sert’e açtığı nafaka artırma davasıyla gündemde.
Aylık 5 bin lira olan nafakanın yüzde 300 artırılarak 15 bin lira olmasını istiyor.
Olaya tepkiler çığ gibi. Hatta şarkıcı Hatice (Çarpar), bu olayla ilgili “Ticari evliliklerden midem bulanıyor. Zaten çalışan bir kadın. Ne bu erkekleri haraca bağlamak? Biraz idare ve irade...” dedi.
Davada telaffuz edilen rakamlara, şarkıcı Hatice’nin “erkek tribünleri”ne oynamasına, “idare” ve “irade” gibi uyumlu, laf cambazlığına uygun kelimelere bakıp Hatice için “Ivana’ya füze atmış” diyebilirsiniz.
Ama benim katılmadığım, hatta ciddi itiraz ettiğim birkaç nokta var. Hatice Çarpar, Ivana Sert ve eski eşi Yurdal Sert’in 9 yıllık evliliğini neye dayanarak “ticari” ilan etti bilmiyorum.
Ama söylenen lafa bakmak lazım, bir de söyleyenin kim olduğuna.
İlle de “ticari” bir hareket arıyorsak Hatice’ye ne oluyor?

Yazının Devamını Oku

Artık herkes güzel sen paradan haber ver

Toplumu bıçak gibi kesen insanlar vardır ya, onlardan. Konservatuvar eğitimini ve yeteneğini yeterince kullanmadığını düşünen de var, zaten yeteneksiz olduğunu söyleyen de. Kimi Altın Portakal’ını hatırlıyor, kimi tuvalete sıkışma gibi skandallarını. Bazısına göre estetik harikası, bazısı da “Türkiye’nin en güzel ve şık birkaç kadınından biri” diyor. Eğer bugüne kadar bir karar veremediyseniz, buyurun bir de buradan yakın Hande Ataizi’ni...

◊ Eski bir hatıranın yâdına hangisi daha güzel eşlik eder? Sezen mi, Ajda mı?
- Sezen Aksu daha damar. (Gülüyor) Ajda daha motive edici. Hani “Kalk, kendine gel kızım, hayat devam ediyor” gibisinden... O yüzden “Geçmişe bakmayalım, önümüze bakalım, Ajda” diyorum.


◊ Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı, her aşkınızın kötü bitmesi mi?
- Bence bir ruh için her aşkın kötü bitmesi daha darbeli. Diğer türlü, bilmediğin bir duygu... Ne kadar acıtabilir ki? En fazla canın çeker.
◊ Hangisini tercih edersiniz? Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?

Yazının Devamını Oku

Haftanın en komikleri

Gündemden içimiz daralıyor bazen. Ne pandemisi bitti, ne iklim krizi, ne kadın cinayeti, ne siyasi gerilimi... Ciddiye alacak yerlerimiz ağrıyor. Neyse ki imdadımıza insani haller yetişiyor. “Anı yaşamak” derler ya, biz fukaralar da iki kıkırdayıp böyle “an”ı unutuyoruz. 

◊ Can Yaman’ın gece kulübünde uyuyakalması
İddia o ki Ortaköy’de bir gece kulübünde eğleniyor, o sırada bir kızla flört etmeye başlıyor. Fakat kapıda paparazziler var... Diyor ki “Aynı anda çıkmayalım, sen önden çık, sonra buluşuruz.” Kız çıkıyor. Kapıda bekleyen gazetecilere “Bu akşam yeni tanıştık” diyor.
Ama Can yok... Bekle, bekle çıkmıyor. Meğer içeride uyuyakalmış.
A) Siz kızın yerinde olsanız n’aparsınız?
B) Can Yaman ne yapmaya çalıştı?
A’nın cevabı basit: Engellersin, bir daha telefonlara bile çıkmazsın. Ha sırf Can Yaman’a istisna yapmak istiyorsan, o ayrı.
B’nin cevabı daha karmaşık: Birkaç olasılık var...

Yazının Devamını Oku

Minyatür mantı tepsisi

Kocaman bir mantı tepsisi düşünün... Sonra alın onu künefe tabağı boyutuna kadar küçültün. İçindeki mantılar da minnak minnak olana kadar tepsiyle beraber küçülsün... Balat Meze’nin en ilginç yemeği işte böyle bir şey...


Balat’ta yeni açılan Balat Meze’de ilgimi en çok çeken yemek Kayseri tepsi mantısıydı. Tepsi mantısı ama koca tepsiyi meze tabağına dönüşecek şekilde ufaltmışlar. Tabii onunla birlikte içindeki mantı taneleri de minyonlaşmış. Kemik suyuyla pişiriliyor, üstüne yoğurdunu kendiniz döküyorsunuz; normalde iki kişilik ama biraz zorlarsanız tek başınıza bitirebiliyorsunuz.

Malzemeler Anadolu’dan...

Onun dışında tarama, humus, cercerun, öcce (Antakya mücveri), levrek marin, patlıcan ruloları, atom, kokoreç denemeye değer. Malzemelerin her biri Anadolu’nun farklı bir yerinden geliyor. Mesela atomu Karaman’ın yanık yoğurdundan yapıyorlar. Çünkü mekânın işletmecisi ve şefi Savaş Ergen yıllarca yemek programı yapımcılığı yapmış ve bu sayede neyi, nereden, nasıl tedarik edeceğinin güzel bir arşivini oluşturmuş.

Terastan yer bulmaya çalışın

Mekân ilginç bir yerde: Haliç Köprüsü’nün Ayvansaray ayağında, geçmiş yüzyıllara gitmişsiniz hissi yaratan mimariyle yapılmış ultramodern bir sitenin içinde. İkinci katta olduğu için akşamüzeri kızıllığında Haliç’e bakan güzel de bir manzarası var. Gitmeye niyetlenirseniz önündeki terastan yer bulmaya gayret edin.

Mezeler 27-43, salatalar 30, ara sıcaklar 31-43 lira. (0554) 167 70 06.

Yazının Devamını Oku

Buradan çıkınca lança giderim

Biz acaba “Türkiye Güzeli” diye yanlışlıkla başka bir ülkenin kızını mı seçtik? Bu hanımın Türkçesi yetersiz değil. Belli ki İngilizcesi yetersiz. Konuşurken zorlanıyor, aralara Türkçe kelimeler serpiştiriyor.

Türkiye’de yaşayan İngiliz arkadaşımız var. Özbeöz İngiliz, Helen. Bir Türkçe konuşuyor, inanamazsınız. Paketi açılmamış argosuna kadar. En son ağzından “kâfi” lafının çıktığını duyduk. Ama layıkıyla. İncelterek falan.
Hadi Helen yıllardır aramızda. Güzel Türkçe konuşup düzgün yazmaya özen gösteren insanlardan öğreniyor dilimizi.
Yahu Türk dizisi izleyerek Türkçeyi söken Araplar, İranlılar, Balkanlılar, Latin Amerikalılar var.
2018’de Türkiye’nin en güzel kızını seçmişiz: Şevval Şahin. Adını o zaman duymadıysanız son dönemde insanlara korona bulaşan partileriyle çalınmıştır kulağınıza.


“Moda ve Sosyete” isimli programa katıldı.

Yazının Devamını Oku

Devlet Ayşo’ya sahip çıksa

Aklı biraz gel-git, fenomen olduğundan bile haberi yok. İnternete “Ayşo” diye yazın, şak diye çıkacak karşınıza. Dünya şekeri. Gülmekten ölürsünüz. Bir onun, bir bunun yanında kalıyor. Şu kadıncağız güvenli bir yere yerleştirilemez mi?



Düğünüm var benim anlamıyon mu?” lafıyla fenomen olan Ayşo’yu sosyal medya meraklıları yakından tanıyor.

Sosyal medyadan uzak olanlara hızlı özet: Adına açılmış, bol takipçili onlarca hesap var ama kendisinin fenomen olduğundan haberi yok.

Çiçekçilik yaparak hayatını devam ettiren, sokaklarda yaşayan bir kadıncağız.

Yaşadığı zorluklardan dolayı aklı biraz gel-git.

Ama dünya şekeri.

Kafayı evlenmeyle bozmuş, zaten bu kadar tanınmasının nedeni de

Yazının Devamını Oku

Gına getiren medyatik hareketler

Dejavu gibi, kendinizden şüphe edersiniz. Belirli aralıklarla durup durup aynı şeyleri okuyoruz. Kimilerine “medya maymunu” derler ya, kimi de medyayı maymun gibi parmağında oynatıyor. En kıdemlisinden en masumuna sıralayalım.

◊ Hülya Avşar’ın adası:

Avşar, ara ara basına bu tür gayrimenkul haberleri sızdırmayı seviyor. Sonra bir bakıyorsunuz her yerde “Hülya Avşar Riva’da çiftlik yaptırıyor, inek sağacak”, “Hülya Avşar ada satın aldı” haberleri...

Halbuki ortada fol yok, yumurta yok.

Adı geçen Çiçek Adası’nın hissedarı böyle bir görüşmenin dahi olmadığını açıkladı.

Şöyle bir arşiv tarıyorsunuz meğer aynı ada, “Hülya Avşar alıyor” diye, 2007’de de yazılıp çizilmiş. Fakat medyaya konuşmayı, başlık vermeyi bu kadar seven Avşar, sonra çıkıp “Yok arkadaşlar öyle bir şey” diye düzeltme de yapmıyor. 17 yıldır Çiçek Adası’nda yaşayan ve Robinson Ailesi olarak bilinen çift, taşı gediğine koymuş en sonunda: “Bunları durup durup gündeme gelmek için yapıyor.”  

◊ Nesrin Cavadzade’nin sergisi:

Medyaya başlık vermek, neyin başlık olacağını bilmek konusunda henüz Hülya Avşar’ın eline su bile dökemez. Ama iddialı geliyor, bakarsınız ileride boynuz kulağı geçer. Oyuncu Nesrin Cavadzade’nin terennümü de sosyal medyadan kendisine gönderilen müstehcen fotoğraflar...

Efendim, erkekler hanımefendiye durmadan çıplak fotoğraflarını gönderiyormuş, o da fotoğrafları silmeyip biriktiriyormuş. İfşa etmek için hepsini toplayıp sergi açacakmış... Valla o sergiyi kim gezer bilmiyorum ama Nesrin Hanım bu sapıklardan birini avukatına verip ceza aldırsa belki arkası zaten kesilecek.

Yazının Devamını Oku

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Her gün gazetelerde görüşlerini okuyor, televizyonda tavsiyelerini dinliyoruz. Hürriyet Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan için ‘pandeminin yüzü’ desek yanlış sayılmaz. İkilemli sorularıma konuk olmaya onu şöyle ikna ettim: “Hocam, şimdi sırası mı diye kızabilirsiniz ama sağlık çalışanlarının da özlemlerinin, sevgilerinin, hasret kaldıkları küçük keyif ve tercihlerinin olduğunu, ezcümle insan olduklarını hatırlamaya ihtiyacımız var...”

◊ Kütüphanenizde hangi ödül önde durur: Cihat Tahsin Gürson birincilik ödülünüz mü TÜBİTAK teşvik ödülünüz mü?

- Hiçbiri. Kütüphaneye ödül koymayı sevmem.

◊ Yangında hangisini kurtarırsınız? Mona Lisa tablosunu mu, koronavirüs aşısını mı?

- Koronavirüs aşısını.

◊ İmkân olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Einstein mı Pasteur mü?

- Louis Pasteur’le tanışmak isterdim. Aşı bulunmasına öncülük etmenin, insanlığa hizmet açısından izafiyet teorisinin geliştirilmesinden daha önemli olduğunu düşünüyorum.


Yazının Devamını Oku

Kocasını aldatan kadın polemiği

Kadının birinin kocasını aldattığı ve çocuğun babasının başka biri olduğu canlı yayında ortaya çıktı. Geri kalan 80 milyon taşı kuyudan çıkaramıyoruz, tartışma gündemden düşmüyor. Cuma başladığımız konuya bugün de devam ediyoruz.

Cuma günü, Esra Erol’un programında ortaya çıkan son rezaleti yazdım.
Canlı yayını görmemiştim. Sonradan izledim, hakikaten asap bozucu görüntüler.
Kadının biri, çocuğunun kocasından olmadığı tıbbi raporla ortaya çıkınca pişkin pişkin gülüyordu ekranda. Bu olayla birlikte sadece o kadına değil; programın kendisine karşı da tepkiler yükseldi, devam da ediyor.
İş o insanların özelinden çıktı, genel bir ahlak tartışmasına dönüştü; hatta programın kaldırılmasını isteyenler oldu.
Ben de “Esra Erol olmasa her şey düzelecek mi?” diye sormuş, hangisinin sebep, hangisinin sonuç olduğundan emin olamadığımı; bu konuda sizin ne düşündüğünüzü merak etmiştim.
Ortaya çıkan görüşlerden şöyle birkaç ana başlık beliriyor...

‘Sana ne’ciler...

◊ Sana ne? Sanki sen Esra Erol izleyicisi misin?

Yazının Devamını Oku

Esra Erol olmasa her şey düzelecek mi?

Soru şu: Esra Erol mu, program mı, kanal mı yoksa oraya çıkan insanlar mı ahlaksız? Hangisi sebep, hangisi sonuç? Sanki bu program olmasa, bu olup bitenler yaşanmamış mı olacak? Esra Erol bu ahlaksızlığı sadece yüzümüze vuruyor. Hem de biraz sert bir tokat gibi.

Sosyal medya neredeyse dördüncü kuvvet... Hukukun geç, yetersiz ya da eksik kaldığı düşünülen alanlarda vicdanların adaletini sağlamada inanılmaz bir etkisi var.
Örneği o kadar çok ki. Şule Çet cinayetinden tutun hani şu araba tekmeleyen “baklavacı kardeşlere”...
Heyecan duymamak mümkün değil. Çağımızın en büyük ilerlemelerinden biri.
Ama her ilerleme gibi kendi sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Tozu dumanı biraz geçtiğine göre ters köşeden bakarak bir örnek vermek istiyorum: “Esra Erol olayı”.
Bilmeyenlere kısaca hatırlatalım: Esra Erol, “reality show” denilen bir sabah kuşağı programı yapıyor. Programında evli bir kadının çocuğunun kocasından olmadığı ortaya çıktı. Adam canlı yayında yıkıldı, kadınsa neredeyse kahkaha atacaktı.
Hemen herkesin tüylerini diken diken eden bir sahne.

Yazının Devamını Oku

Patlıcana ‘patlıcan’ demek...

Karabağ’da işgalden kurtarılan köyler haberi...

Azeri kadın spiker haberi önce düzgün düzgün sunmaya çalışıyor, sonuna doğru kendini tutamayıp sesi titreyerek ağlamaya başlıyor:
“Bazı torpahlarımız işgaldan azad olundu. Gözünüz aydın olsun.”
Kadın ağlıyor, seyredip ben de ağlıyorum. O anda ne gazeteciyim, ne objektif...
Tarafsız ne demek? İliklerime kadar tarafım. Lise talebesiyken para biriktirip Azerbaycan’a gittiğim günkü kadar taraf. Karabağ krizinin ardından önceki gün bir başka kadın spiker; Ece Üner, bu kez Türkiye’den sunuş yaptı.
Çatışmaların Azerbaycan’ın saldırılarıyla başladığını ve Türkiye’nin bu konuda uyarılması gerektiğini savunan Kim Kardeşyan’ı (Kardashian) yaptığı yorumla ekranda gömdü.
Oyuncu Deniz Çakır, bu yoruma sert biçimde karşı çıktı.
“Bu nasıl avam yakışıksız bir üsluptur. Pes yahu... Bu üslup ile ana haber bülteni sunuyor. İnanılır gibi değil” dedi.

Yazının Devamını Oku

Araba kullanamayan erkekler-2

Yazar Emrah Serbes trafikte hiç tanımadığı üç kişinin canını aldı. Ödeyeceği tazminat belli oldu, infaz yasasından faydalanarak çıkması gerekenden daha erken çıkacak. Kendi başıma geldiğini düşünüyorum. İyiyim ben böyle ya. İnsanın peşini hukuk bıraksa, vicdanı rahat bırakmaz. Ne bu dünyada ne öbüründe...

Daha önce de yazmıştım, resmi olarak araba kullanabiliyorum, ehliyetim var. Ama onu da iki kerede mi, üç kerede mi ne vermişlerdi.

En sonunda sınava giren hocaya şunu dedim:

Beyefendi ehliyetsiz olmak ağırıma gidiyor, sadece onun için alıyorum. Benim bunu kullanacağım yok zaten.

Bu lafın sınavı geçmemde etkisi oldu mu, bilmiyorum.

Ama sözümü tuttum, sonra bir daha hiç direksiyon başına geçmedim.

Geçemem de zaten.

Bana çok karmaşık geliyor.

Nasıl yapabiliyorsunuz anlamıyorum:

Yazının Devamını Oku

Efsaneyle baş başa

Yüksek mimar ama mesleğini yapmadı. Gazetecilik ve sonra sinema eleştirmenliğine yöneldi ve bu alanda Türkiye’nin tartışmasız en saygın ismi. Legion d’Honneur nişanı sahibi. Bugüne kadar 60’a yakın kitap kaleme aldı, şu anda sağlık sorunları nedeniyle sinemaya gidemiyor ama hâlâ 4-5 yeni proje var kafasında. Duayen Atilla Dorsay’ı bu hafta ikilemli sorularda fena sıkıştırdım. Hiçbir soruya itiraz etmeden, politik cevaplara kaçmadan samimiyetle cevap verdi.

◊ Hangisine daha çok gülersiniz: Şener Şen mi, Kemal Sunal mı?
- Kemal Sunal hiç kuşku yok ki bu halkın en gözde komedyeni. Bugün, yarın ve daima! Ama kendi adıma, çok daha az filmde oynamış olsa da her birini bir mücevher gibi işleyerek birer karaktere dönüştüren Şener Şen’i tercih ederim.
◊ Nuri Bilge Ceylan mı, Zeki Demirkubuz mu?
- İkisini de çok severim. Nuri Bilge bir adım önde.
◊ Gelmiş geçmiş en iyi film seçmesinde finale bunlar kalsa... Oyunuz “Casablanca”ya mı olurdu, “Yurttaş Kane”e mi?
- Öyle iki filmi karşı karşıya getirmişsiniz ki... “Yurttaş Kane”, anlatım özellikleriyle sinema sanatına yollar açmış. Öbürüyse en klasik ögeleri kullanarak tüm duygularımızı ayaklandırmış. Yine de “Casablanca” dersem şaşmayın. Çünkü iflah olmaz bir romantiğim!

Yazının Devamını Oku