GeriSavaş ÖZBEY Osmanlı’nın baş minyatürcüsüyle kahve içmek isterdim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Osmanlı’nın baş minyatürcüsüyle kahve içmek isterdim

Bir kez duyunca unutamadığınız bir isim. Zaten insan ilk iş bir telaffuz edebiliyor muyum diye deniyor önce. Kendisi de öyle bir kişilik zaten. Sanat hayatı ortaokul çağlarında Prof. Dr. Süheyl Ünver ile tanışmasıyla başlıyor, Japon Sato Vakfı aracılığıyla Tokyo’ya uzanıyor. Orada üstat Takuo Kato’nun talebesi oluyor, hocasının oğluyla evleniyor. 17 yıl ve bir kız çocuğunun ardından boşanıp Türkiye’ye dönüyor... Yine kendi okulunda ders vermek için senede iki kez mutlaka gidiyor Japonya’ya. İkilemli soruların bu haftaki konuğu ressam Günseli Kato.

Osmanlı’nın baş minyatürcüsüyle  kahve içmek isterdim

◊ Bir kadın, boşanınca soyadını neden değiştirmez? Alışkanlık mı, devamlılık mı?
- Birkaç nedeni var. Birincisi, sanat hayatımda kullanmaya başladığım bir isim olması. İkincisi, kızımın soyadıyla aynı olması. Üçüncüsü, sanat hayatımda önemli bir yeri olan hocam, aynı zamanda kayınpederimin soyadı olması...
◊ Uçaktan indiniz... Japonya mı daha şaşırtıcıydı, 17 yıl sonra temelli döndüğünüz Türkiye mi?
- 1981 senesi, İstanbul’dan Tokyo’ya gidiş macerası... Karaçi-İslamabad-Pekin-Tokyo... Pakistan Havayolları ile. Tokyo, o zamanın en yeni, en teknolojiye hakim, en zengin şehri olarak büyük bir şok yaşatmıştı. Ama canım ülkemi hiçbir yerle mukayese etmem. O yüzden büyük değişim geçiren ülkem bana daha şaşırtıcı gelmişti.
◊ Tokyo’da yabancı öğrenci kabul etmeyen Güzel Sanatlar Akademisi’nin kapısını aylarca aşındırdınız ve okulun ilk yabancı öğrencisi oldunuz. Azim mi, inat mı?
- Biliyor musun, her ikisi de.
◊ Hayatınızda hangisi daha önemli: Topkapı Sarayı’nda birlikte çalıştığınız Prof. Dr. Süheyl Ünver mi, Japonya’daki üstadınız ve sonradan kayınpederiniz olan Takua Kato mu?

Osmanlı’nın baş minyatürcüsüyle  kahve içmek isterdim

- Bana bu ruhu aşılayan hocam Süheyl Ünver ile kimseyi kıyaslamak istemem. Ama Takuo Kato üstadım... İki kültürün birbiriyle etkileşimine kimlik kazandırması, kendi kültürümü taçlandırması konusunda bana yol çizen kişi olması dolayısıyla o da çok önemli. Allah rahmet eylesin.
◊ Sanatınızda her ikisinden de etkileniyorsunuz. Tasavvuf mu, Zen felsefesi mi?
- Her ikisini de kendi topraklarında, ritüelleriyle yaşamış biriyim. Güzel ahlak, erdemli insan olmak, Yaradan’ın varlığını, evrenin oluşumunu açıklayan her iki yol da çok kıymetli. Fakat tasavvuf bana çok daha yakın.
◊ Japonya’da adınıza okul açıldı ve hocalık da yapıyorsunuz. Öğrenmek mi, öğretmek mi?
- Şunu hiç unutma: Aslında öğretmek için öğrenilir.
◊ Tokyo’nun sanat ortamı mı, İstanbul’un sanat ortamı mı?
- Birbirlerini andırıyorlar ama Tokyo çok muhafazakâr. Japonya’da geleneksel sanatlar çok baskın.
◊ Sergiyi hangisi daha iştahlı gezer: Türk ziyaretçi mi, Japon ziyaretçi mi?
- Japonlar daha bir iştahlı tabii...
◊ Sonuç olarak... Hayatınız bir film olsa kim yönetirdi: Akira Kurosawa mı, Atıf Yılmaz mı?
- Atıf Yılmaz.

Osmanlı’nın baş minyatürcüsüyle  kahve içmek isterdim

Geceden planlamak
daha verimli

◊ İmkânınız olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Picasso mu, Dali mi?
- Aslında ben en çok Nakkaş Osman’la kahve içmek isterdim. 16’ncı yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun baş minyatürcüsü. Ona soracak çok soru var aklımda.
◊ Performanslarınızdan birinde hangisiyle çalışmak daha eğlenceli olurdu: Yılmaz Erdoğan mı, Ata Demirer mi?
- İkisini de almayayım, çünkü ben yalnız çalışıyorum.
◊ Hayatınızda ve sanatınızda hangisi daha baskın: Mantık mı, içgüdü mü?
- İçgüdü.
◊ Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı daha verimli?
- Geceden planlamak.
◊ Zaman makinesi icat ettiniz, nereye giderdiniz? Geçmişe mi, geleceğe mi?
- Seçmek zorunda mıyım?
Her ikisine de gitmek isterim.
Merak bu ya!

ÖZEL MESELELER...

O yaşlarım geçti benim yavrum

◊ Yılın hangi dönemi daha romantik? İlkbahar-yaz mı, sonbahar-kış mı?
- Yılın her döneminin ayrı romantizmi var diyelim buna.
◊ Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir? Sevdiğiniz zaman mı, sevildiğiniz zaman mı?
- Bilmem, sevdiğiniz zaman herhalde.
◊ Bir insan için hangisi daha ağırdır? İhaneti bilip de susmak mı, habersiz yaşamak mı?
- İkisi de çok ağır bence...
◊ Hangisini tercih edersiniz/edegeldiniz? Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?
- Artık ağlamıyorum. Allah ağlatmasın.
◊ Affetmek mi, unutmak mı?
- Galiba ikisi de...
◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi, kayıtsızlık mı?
- Ne demek o? Ben bu işleri bilmiyorum azizim!
◊ Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı, her aşkınızın kötü bitmesi mi?
- Bu soruyu almayayım.
◊ Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?
- Bunu da geçelim.
◊ Hangisi iç gıcıklar: Göz kırpmak mı, göz kaçırmak mı?
- O yaşlarım geçti benim diyorum ya yavrum...
◊ Hangi dekoltenize güvenirsiniz: Sırt mı, bacak mı?
- Hiçbirine. Göstermedim, göstermem de!
◊ En son şunu sorayım bari... Erkek olsanız hangi Günseli’ye yürürdünüz: 32 öncesine mi, 32 sonrasına mı?
- İlahi çocuk! Şu anki yaşıma tabii.

İNSANİ HALLER...

Kafka’yı hiç almayayım soframa...

◊ Asla hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor... Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?
- Yekten sorarım kim olduğunu.
◊ Misafir gittiğiniz mangal partisinde köfteleri  beğenmediniz. Tabakta bırakmak mı, çaktırmadan köpeğe vermek mi?
- Çaktırmadan köpeğe veririm herhalde.
◊ Evinize yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız, uykusuz mu kalırsınız?
- Uykusuz kalırım. Huyum böyle.
◊ Uçakta/otobüste ha bire omzunuzda uyuyan bir amca var... İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?
- İnce ince ittiririm galiba. (Gülüyor)
◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal medya mı, Facebook-okey-Twitter mı, pijama-terlik-televizyon mu?
- Pijama-terlik-televizyon...
◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?
- Vallahi yenir.
◊ Hangi üçlü sizinki: Rakı-balık-Ayvalık mı, kebap-şalgam-Adana mı?
- Kebap-şalgam-Adana.
◊ Biraz yoldan çıkmak istediniz... Mantı mı, iskender mi?
- İskender.
◊ Peki birinden vazgeçmek zorunda kalsanız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?
- Kırmızı et.
◊ Sofrada hangisine tahammül daha zordur? Obura mı, gevezeye mi?
- İkisine de hiç sabrım yok vallahi.
◊ Sofrada hangisiyle daha lezzetli tartışılır? Kafka mı, Dostoyevski mi?
- Onları da hiç almayayım soframa...

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI...

◊ Gündoğumu mu, günbatımı mı?
- İkisi de.
◊ Deniz mi, havuz mu?
- Deniz.
◊ Twitter mı, Instagram mı?
- Instagram.
◊ Tekne mi, karavan mı?
- Tekne.
◊ Sezen mi, Ajda mı?
- Sezen.

Osmanlı’nın baş minyatürcüsüyle  kahve içmek isterdim

◊ Yeşilçam’dan... Türkan Şoray mı, Filiz Akın mı?
- Türkan.
◊ Tarık Akan mı, Kadir İnanır mı?
- Tarık.

X

“Çam”a güzelleme

Yangın felaketinden sonra, çam ormanları yerine başka ağaçlar dikilmesi öneriliyor ya... En büyük çamcı kesildim. Önce normal bitki örtümüzü bir onaralım, sonra kalan yerlere ne istiyorsak onu dikeriz.

En sevmediğim ağaç, çam. Çünkü mesafelidir biraz.

Duygularını belli etmez.

Ne sonbaharda yaprak döker ne de ilkbaharda neşelenip yeşerir.

İğneli yaprakları asitlidir; dibinde, döküldüğü yerde ot bitmez.

Tırmansan tırmanamazsın, yaslansan yaslanamazsın çama. Sırtın, kıyafetin reçine içinde kalır.

Şimdi anladık ki reçinesi, kozalağı falan derken diğer ağaçlardan da çabuk tutuşup kül oluyor.

Çam dediğiniz benim gözümde aslında böyle meymenetsiz bir ağaç.

Fakat yaşadığımız yangın felaketinden sonra, çam ormanları yerine başka ağaçlar dikilmesi öneriliyor ya...

Yazının Devamını Oku

Şahan tartışmasına nasıl bakıyorsunuz?

Şahan Gökbakar’ın Marmaris’ten yaptığı paylaşımın ardından bölgeye üç helikopter gittiği iddia edilmişti. Diğer yandan Gökbakar’ı mülkünün derdine düşmekle suçlayanlar oldu. Hızlandırılmış tur isteyenlere karşı görüşleri toparladım.

Yangın felaketinin öne çıkan simalarından biri de Şahan Gökbakar. Tam bir orman yangın gözlemcisine dönüştü.

Marmaris’ten yaptığı paylaşımın ardından bölgeye üç helikopter gittiği iddia edilmişti.

Şahan bütün bu etkileşime o kadar kaptırdı ki, ikinci bir paylaşımında artık “Buraya da iki helikopter, acil” şeklinde konuşuyordu.

Diğer yandan Şahan Gökbakar’ı bölgedeki mülkünün derdine düşmekle suçlayanlar oldu.

Özetle diyorlar ki: “Şahan’ı kahraman ilan etmek yanlış. Yaptığı yayınlarla kendi evini kurtarmanın derdinde...”

Sonra karşılıklı görüşler kayıtsız kalınamayacak bir beyin cimnastiği şeklinde uzuyor.

Yine özetle...

Yazının Devamını Oku

Yeliz: Gençlik kafasıyla bozuk para gibi harcadım yıllarımı

“Bu Ne Dünya Kardeşim”, “Yalan”, “Beni Vur”... Sesini duyunca “Ajda’dan, Nilüfer ya da Nükhet’ten ne farkı var?” diye sormadan edemiyor insan kendine. Peki kabahat kimde? Yeliz’in kıymetini bilmeyen yapımcılarda mı, kendisinde mi? O kendini suçluyor: “Kıymetini bilemedim mesleğimin. Hep öyle gidecek zannettim. Ama hiçbir zaman pişman olmadım. Yeniden doğsam yine şarkı söylemek ve Yeliz olmak isterdim.”

12 Aralık, Yay kadını... Hangisinden daha çok çektiniz: Dikkatsizlikten mi, patavatsızlıktan mı?
- Patavatsızlıktan çok çektim ya. En sonda söylenecek şeyi hep en başta söylüyorum. Dokuz köyden de kovuluyorum haliyle. (Gülüyor)
 İtalyan Lisesi’nden arkadaşınız Nilüfer’in yardımıyla çok genç yaşta sektöre girdiniz. Hayallerinizdeki gibi miydi, düş kırıklığı mı?
- O zaman biz gerçek çocuklardık. Şimdikiler gibi 15 yaşında küçük kadınlar değil. Çocuktum, aklım bir karış havadaydı. Çok erken evlilikler yaptım. Pek kıymetini bilemedim aslında mesleğimin. Hep öyle gidecek zannettim. Ama hiçbir zaman pişman olmadım. Yeniden doğsam yine şarkı söylemek ve Yeliz olmak isterdim.
Müziği tercih etmenizin hangi bedeli daha ağır oldu: Hosteslik hayalinden vazgeçmek mi, okulu
bırakmak mı?

Yazının Devamını Oku

Küllerin arasında kalanlar

Dumanlar dağılınca yaşadığımız bu felaketi unutacak, hiç ders çıkarmadan normal hayatımıza geri döneceğiz her zamanki gibi. Fakat yine de bu yangınların kısa sürede hafızalarımıza kazıdığı ve bir daha asla çıkmayacak kareler var. İşte onlardan bazıları...

Bodrum’da halkın seferberliği

Bütün Türkiye gibi Bodrum ahalisi “tekciğer” oldu felakette.
Korsan taksiler bile bölgeden insan tahliye etti.
Bırakın özel tekneleri, tur teknelerini, jet-ski’ler karşı kıyıdaki toplanma noktasına insan taşıdı.
Bu çabaların simge ismiyse itfaiyecilere içecek su taşırken dumanların arasında hayatını kaybeden Şahin Akdemir.
Yüzü islenmiş görüntüsü ve son kaydındaki sesi hiç çıkmayacak hafızalarımızdan.

Süreyya Yalçın’ın yangın manzaralı pozu

Yangınlardan haberi yok muydu, arkasındaki dumanı fark etmedi mi, onu bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Sahillerden beşi bir yerde

Bayram kalabalığı çekilince tatil yerleri olağan sahipleriyle mevsimlik hareketlerine geri dönmeye başladı. Tozduman yatışıp ortalık sakinleşince göze daha görünür olan ayrıntılar var. İlgi alanınıza göre siz karar verin: İnsan mı, hayvan mı, mekân mı, ortam mı, masa mı?

BİR MASADA, BİR KABİNDE...BİR DJ (ÇEŞME)

Hem yurtiçi ve yurtdışında çalan başarılı bir DJ hem de prodüktör. DJ Cafi (Cafer Palamut) Çeşme’de sezonun en popüler mekânlarından Angelo Grande’yi işletiyor. Boks ve spor meraklısı; vücuduna, kılığına özenli. Tipi de yerinde olunca adı “Çeşme’nin en yakışıklı DJ’i”ne çıktı. Mekânında erkekten çok kadın olması o yüzden herhalde.  

BU DA TURGUTREİS’İN SUNSET’İBİR SALAŞ (BODRUM)

Turgutreis’teki küçük, şirin işletmelerden biri Sunset. İsim benzerliği... 25 yıl sonra ilk kez Bodrum Cennet Koyu’nda yazlık açan İstanbullu lüks Sunset’le hiçbir benzerliği yok. İçkinizi kendiniz götürüyorsunuz, servisinizi yapıyorlar, üstüne menüden ne sipariş verirseniz onu ödüyorsunuz. Kalamarlarına bayıldım.

GÜNDÜZ AKDENİZ MUTFAKLI PLAJ, GECE OCAKBAŞIBİR TABAK  (BODRUM)

Kaburgaya sarılı zırh kebabı... Gündoğan’da bu yaz açılan Danış Restaurant Beach’in menüsünde yok, özel olarak sipariş verildiği zaman yapılıyor. Kuzu but ve kaburga, kıyma haline gelene kadar zırhtan geçiriliyor. Dana kaburga kemiğinin ince olanları seçiliyor. Kebabın eti kaburganın etrafına yapıştırılıyor. Kömür ateşinde pişiyor. Kaburganın lezzeti kuzu etiyle birleşiyor. Kaburga, yapısı gereği ısıyı eşit dağıtmadığı için kebabı düşük ateşte pişirmek gerekiyormuş. Her tarafını eşit olmasının ayrı bir ustalık gerektirdiğini söylüyorlar. Fiyatı da ona göre tabii: 240 lira. Ama 4 kişiyi  haydi haydi kesiyor. Yolunuz düşerse ekşili dil söğüşü ve şişte künefeyi de mutlaka tadın. Bütün bu lezzetler akşam 19.00’dan sonra mekân ocakbaşına dönüşünce... Gündüz Akdeniz mutfağı beach menüsü servis ediyorlar. Ahşap iskeleden kum deniz. Ilık su sevenler için. Giriş ücretsiz ama 350 lira harcama yapmak şart. Servis hem gece hem gündüz standardın üstünde. Koya bakan manzara güzel, müzik varla yok arası, dinlendirici. Ne çaldığını hiçbirimiz hatırlamıyoruz bile.

Yazının Devamını Oku

Bülent Ersoy’un yalnızlığı

Bu kadar büyük bir yalnızlık hissine kapılıyorsa, acaba daha mı çok insan içine karışmalı? Ama bahsettiğim, gazinoda masaların arasında dolaşmak değil elbette. Gerçek hayatın, sokaktaki insanın arasına karışmaktan bahsediyorum. Mesela kim bilir vapura en son ne zaman binmiştir?

En yakın arkadaşları Nur Yerlitaş ve Oya Aydoğan’ı kaybeden Diva, katıldığı “Beyaz Magazin” programında “Kimsem kalmadı” diyerek ağladı.
Konu, Zeki Müren’in vefatından konuşurken açıldı.
Bülent Ersoy, Sanat Güneşi’ni öldükten sonra morgda görmüş. Sahnede hayatını kaybettiği için yüzünde hâlâ sahne makyajı varmış. Makyajını temizleyip yanaklarından öptüğünü söyledi: “Artık öpecek kimsem kalmadı.”
Ersoy’un yalnızlığını ilk dillendirişi değil bu. Daha önce de yapmıştı “Hiç arkadaşım yok” açıklamaları...
“Arkamdan dua okutacak kimse yok” demişliği bile var.
Elbette bütün ölümler, sarsıcı, yalnızlaştırıcı. Ama Bülent Ersoy (annesi dahil) yaşadığı kayıpların yarattığı boşlukta bir şeyi gözden kaçırıyor, kendisine haksızlık ediyor bence.
Her şeyden evvel çevresinde hâlâ onu çok seven sanatçı ve camia dostları var. Onlara haksızlık ediyor.

Yazının Devamını Oku

Afgan endişesi, Suriyeli endişesinden daha mı büyük?

Suriyelilere ilk başta gösterilen muameleyle şimdi Afganlar karşısında yaşananlar biraz daha farklı sanki. Suriyeliler çoluk çocuk sınırı ilk geçmeye başladıklarında rejimin bombalarından kaçan mazlumlar olarak algılanıyorlardı. Afganlara ise daha ilk andan itibaren “Ülkesine dönsün, savaşsın” tavrı sergileniyor.

Plajda, kafede, sosyal medyada herkes bunu konuşuyor. Gazeteler, televizyonlar...

Biz konuşmasak bile Avusturya Başbakanı Kurz gibilerin beyanlarıyla gelip tekrar gündemimize giriyor.

Nilgün Belgün gibi bir sanatçının “Sınırları kapatın” çağrısı geniş karşılık buluyor.

Sosyal medyada “Ülkemde mülteci istemiyorum” başlıkları açılıyor.

Caddebostan, Yeşilköy sahilinden “yabancı istilası” fotoğrafları paylaşılıyor.

Paralel olarak toplumda sığınmacı karşıtlığı da yükseliyor.

Üstelik Suriyelilere ilk başta gösterilen muameleyle şimdi Afganlar karşısında yaşananlar biraz daha farklı sanki.

Suriyeliler çoluk çocuk sınırı ilk geçmeye başladıklarında rejimin bombalarından kaçan mazlumlar olarak algılanıyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Selda Bağcan narsist mi?

Durup durup gerçek hayattaki sindirmiş kişiliğini yansıtmayan, böyle kolayca cımbızlanabilecek laflar ediyor. Çok sevip toz konduramadığımız için şaşırıyoruz haliyle. Yılların deneyimli sanatçısı olarak artık gaza maza gelmemesi, söyleşinin şevkine kapılıp sonradan kendini izah etmesi gereken laflar söylememesi gerekiyor.

Posta’dan Oya Çınar’la yaptığı söyleşide “Sizce hanginiz daha büyük starsınız? Tarkan mı, siz mi?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Şimdi bak; benim şarkılarımın modası hiç geçmiyor. Şarkıları tüm dünyada bilinen, en çok dinlenen bir ben varım. (...) Özetle bütün dünyada şarkıları bilinen bir tek ben oldum. Her yerde, her ülkede varım.

Selda Bağcan’ın mütevazı kişiliğini hepimiz biliyoruz.

Tanıyorum da söylüyorum bunu...

Ama durup durup gerçek hayattaki sindirmiş kişiliğini yansıtmayan, böyle kolayca cımbızlanabilecek laflar ediyor.

Çok sevip toz konduramadığımız için şaşırıyoruz haliyle.

Bundan bir süre önce de BBC Türkçe’ye verdiği röportajında “Sesim çok enteresan. Bulunmayan, hemen fark edilen, duyar duymaz insanların ‘İşte bu Selda Bağcan’dır’ diyebildiği bir ses, çok farklı. Kendi sesimi dinlediğim zaman da tüylerim diken diken oluyor” demişti.

Sonra da “

Yazının Devamını Oku

Irina Shayk’tan daha kolaydı

Albüm kapaklarında, afişlerde gördüğümüz ünlü fotoğraflarının birçoğunda onun imzası var. Sadece yerlilerle değil, yabancı starlarla da çalışıyor. Bu hafta ikilemli sorularla hayata bir fotoğrafçının objektifinden bakıyoruz. Cem Talu, “Çirkinliği düzeltmek fakirliğin üstesinden gelmekten daha kolay” diyor.

Ankaralısınız. Hangi dönem daha şamatalıydı: ODTÜ’de mühendislik mi Boğaziçi’nde doktora dönemi mi?

- İkisinde de yedişer sene geçirip kendimi keşfettim, o yüzden ikisinin de yeri eşit bende.

◊ Siyah-beyaz fotoğraf mı, renkli mi?

- Siyah beyaz fotoğrafı daha çok seviyorum ama işimden dolayı çoğunlukla renkli kullanıyorum. Ben de kendi stilimi geliştirdim, çekerken ve seçerken siyah-beyaz bakıyorum, fotoşoplarken renklendiriyorum.

◊ Mimar Sinan’da sanat yönetimi hocalığı yaptınız. Hangi öğrenci daha makbul: Derste soru soran mı, ödevini vaktinde sunan mı?

- Derste soru soran öğrenciyi tercih ederim, zaten çok ödev veren bir hoca değildim.

◊ Filtreler, fotoşoplar... Günümüzde fotoğrafın yüzde 51’i: Sanat mı, teknoloji mi?

Yazının Devamını Oku

“Zeki Müren’in Öpücüğü” yakışıklı prense çevirir mi?

Haluk Bilginer’in canlandıracağı Zeki Müren’i Özdemir Erdoğan ile seyretmek istiyorum. Bakalım üzerinde ne tür etkileri olacak bu filmi izlemenin.


Ezel Akay, Haluk Bilginer ve Levent Kazak’ı 15 yıl sonra yeniden bir araya getiren “Zeki Müren’in Öpücüğü”nün hazırlıkları bitti, çekimleri ekimde başlayacak. ‘Sanat Güneşi’ni Haluk Bilginer canlandıracak.
Sırf bu bile film için heyecanlanmaya kâfi.
Kaldı ki Ezel Akay benim en sevdiğim yönetmen.
Senarist Levent Kazak, senaryoyu iki kere çöpe attıktan sonra üçüncüde doğru anlatımı yakaladığını söylüyor.
Göreceğiz, şimdiden başarılar dileriz.
Yalnız ben bu filmi durup durup “Zeki Müren karşıtlığı”yla gündeme gelen Özdemir Erdoğan’la izlemek isterdim.

Yazının Devamını Oku

Zeytinlikler arasında bir ‘alternatif’: Bohemia

Gelen insanların kılık kıyafetlerine, danslarına, tiplerine bakınca Bohemia alternatif Bodrumcuların haritasında yerini almış bile diyorsunuz... Büyük, yeşil, elektronik, organik, çim üzeri halı falan, biraz da saykodelik bir seçenek.

Bodrum’un gözlerden uzak mevkisi Ortakent. 12 dönüm arazi içinde üç katlı bir villa. Önü havuz...

Burası Şeniz ve Murat Bengüer’in evi aslında. Murat ressam. Şeniz’iyse gece hayatı insanları yakından tanır. Taksim Club 19, Maslak 2019, Seventh House gibi efsane kulüplerin işletmecisi.

Bu sene yanlarına sanatçı Ahmet Ağaoğlu’nu alıp evlerini etkinlik alanına çevirdiler.

Zeytinliklerin ortasında; en yakın bina, karşı tepedeki malikâneler. Ne onların sesi size ne de sizin patırtınız onlara ulaşabilir.

Villanın ilk katı ve önündeki havuz parti mekânı. Partiler sırasında isteyen gece havuza girebilecek.

Yan tarafta 1.500 kişilik bir konser alanı var. Bu tür alanlar özel organizasyonlar için kiralanabiliyor. Mesela yurtdışı bağlantılı bir parti grubu üç günlük, Burning Man’vari özel bir parti yapacak.

Burası aynı zamanda sanat etkinliği alanı. Murat Bengüer’in atölyesi burada. Galerici Çağla Çabaoğlu açık hava heykel sergileri yapacak. Sanatçıların heykelleri sergilenecek koca avluda. 

Yazının Devamını Oku

İdeal tatile kaç kişiyle çıkılır?

Yıllar yıllar sonra geçen hafta ilk kez aile tatili yaptık. Üç kuşak, yedi kişi bir arada. Kalabalıktan, kalabalığın yavaşlığından darlanan tezcanlı gitti, yerime anın tadını çıkaran biri geldi. Aile ve bayram gibi geleneksel konforlar bu tip rahatsızlıkları iyileştirmeye birebir.

Ben tek başıma seyahat etmeyi severim. Tek tabanca. Çin’den Hindistan’a birçok coğrafyayı böyle dolaştım.
“Sıkılmıyor musun?” diye soran oluyor.
Tam aksine, tek başına olunca gittiğiniz coğrafyaya daha açık oluyorsunuz, insanlarla daha fazla iletişim kuruyorsunuz.
Bazen şöyle olduğu doğrudur: O kadar tuhaf bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki, bunu kendi kültürünüzden, kendi bakış açınızdan biriyle paylaşmak istiyorsunuz.
O zaman da sosyal medya var. Çek-koy, bütün memleket okusun...
Bir tek kafamın çok uyuştuğu bir tanıdığım ya da sevgilim olursa ona tahammül edebiliyorum seyahatte.
Üçüncü bir kişi beni yavaşlatan ayak bağına dönüşüyor. Onun çıkması, bunun girmesi, birinin susaması, öbürünün tuvaleti derken yavaşlayıp zaman kaybediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Parti güzel miydi?

Bozcaada Belediyesi’nin sosyal medyadan yaptığı paylaşım bu. Plajın mahvolmuş görüntüleri eşliğinde yayımladılar: “Parti güzel miydi? Yazık, çok yazık...”

Hakikaten “yazık” denecek kadar var. Etrafı bir görseniz, ateş yakmışlar, şezlongları kırıp parçalamışlar, her taraf çöp, şişe, poşet...
Emin olun durum üç aşağı beş yukarı bütün Ege ve Akdeniz sahillerinde benzer.
Belediyelerin yetişmesi imkânsız. Bodrum’da suyu bile çeşitli bölgelere ikişer saat tanzim ediyorlar. Mesela Gümüşlük bu halde.
Türkbükü’nde sadece su değil, elektrik de gidiyor. Bu sıcakta klimalar, buzdolapları çalışmıyor.
Bunca yıldır Bodrum’a gider gelirim, hayatımda ilk kez böyle bir şey gördüm:
Havaalanından sonra trafik, ta Güvercinlik’ten başladı. Hani yol üstünde denizi ilk gördüğümüz yer.
50 dakikalık yolu 2.5 saatte aldık. O da tepeden, arkadan, gizli yollardan dolaşarak.

Yazının Devamını Oku

Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde ya tetikçiyiz ya kötü adam

Elektronik müziğin Türkiye’deki öncülerinden. Tarzı, dansı, stiliyle hep farklı oldu, kendi sularında boy verdi Bedük. Sadece Türkiye’de değil, yabancı listelerde de başarılara imza attı. Şimdi ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor. İsminin çok geçtiği Eurovision için “Birinciliği tekrar Türkiye’ye getirmek güzel olur” diyor.

◊ Müziğinizde hangisi daha önemli nirengi taşı: İlk yüklemeleri yaptığınız MySpace mi, ilk ciddi konserlerinizi verdiğiniz Juice grubu mu?
- Juice grubu. Çünkü ilk gerçek sahne deneyimlerimi kan, ter, gözyaşı olarak orada yaşadım. Şimdiki sahne performansımı o günlere borçluyum.




◊ Bilkent Grafik’te hem öğrenci hem müzisyen olmanın nesi zordu: Uykusuzluk mu, sosyalleşme zorluğu mu?
- Okurken düzenli sahneye de çıktığım için sosyalleşmekte sorun yoktu da uyku işi pek uğramazdı bize. (Gülüyor)

Yazının Devamını Oku

Siz istediğiniz gibi yazın

Ünlülerle duygusal ilişki, bütün toplumun gözü önünde cambazlık gerektiren zor bir şey. Her babayiğidin altından kalkabileceği bir baskı değil, besleyici olduğu kadar tüketici de olabiliyor. Mehmet Dinçerler, Hadise ile oynadığı oyuna, kurallarına ve rolüne uygun başlamış görünüyor: Mesafeli, ketum, umursamaz...

Tam da ayrıldığı sevgilisi Kaan Yıldırım’ın adının Çağla Şıkel’le anılmaya başladığı 24 saat içinde Hadise’nin de yeni sevgilisi ortaya çıktı:
Mehmet Dinçerler.
Gençlik fotoğrafları falan kaç gündür sosyal medyanın dilinde.
Zaten popüler bir genç iş insanıydı.
Şimdi semi-celebrity.
Fotoğrafları gibi her şeyi didik didik edilecek.
Hadise’nin 12 milyon takipçisi yeter...

Yazının Devamını Oku

“Ama”sız, “fakat”sız

Gülşen’in giydiği transparan pantolon sadece tartışmaya değil, bir ilke de neden oldu, iki rakibesi çıkıp destek verdi meslektaşına. Keşke devamı da gelse...

Alaçatı’da sahne alan Gülşen’in giydiği transparan pantolon, 2021 yazı denince artık akla gelecek ikon parçalardan.
Pantolondan ziyade kalın telli bir külotlu çorap gibi.
Ben “Çok iyi taşımış“ diyenlerin tarafındayım.
Fakat sosyal medyada çok tartışılması bir yana, bir ilke de neden oldu bu seçim.
Gülşen’in bir rakibi Hande Yener çıktı “ama”sız, “fakat”sız destek oldu meslektaşına:
“Sosyal medyanın gazına gelmeyelim, herkes özgürlüğünü yaşasın. Zaten ‘Sarışınım’ klibinde de öyle giyinmişti, unutuldu. Ben de bazı konserlerimde böyle şeyler yapmıştım. Tabii dünya starları bunu yapıyor ama Türkiye’de pek alışıldık bir durum değil.”
Gerçi onun üstünde de gayet tasarruflu bir kıyafet vardı.

Yazının Devamını Oku

Yağmur Tanrısevsin’in diplomat sakinliği

“Şu şu şu oldu, aldatıldım” demiyor. “Sonradan öğrendim” demiyor. Peki ne diyor? “Aldatıldıysam bu benim suçum değil” diyor. “Vicdanım temiz, bende yara oluşmadı, oluşmaz” diyor.

Oğuzhan Koç’la ilişkisinin Demet Özdemir nedeniyle bittiği söylenen Yağmur Tanrısevsin, şöyle konuşarak hem hiçbir şey söylemedi hem çok şey dedi:

Bazı ilişkiler bittikten sonra daha önce aldatıldığını öğrenenlere tanık oluyoruz. Aşka emek harcarım. Vicdanen elimden gelen her şeyi yaptığıma inanırsam bende herhangi bir yara oluşmaz.

Ne demiyor bu paragrafta?

“Benim başıma geldi” demiyor. 

“Şu şu şu oldu, aldatıldım” demiyor. 

“Sonradan öğrendim” demiyor.

Peki ne diyor?

“Ben elimden geleni yaptım, vicdanım temiz” diyor.  

Yazının Devamını Oku

Lale Mansur: Kazığı yiyene kadar herkesi iyi zannediyorum

Balede zaten başarılıydı. 20 yaşında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin başbalerini olacak kadar. 36 yaşında oyunculuğa geçmeye karar verdi, aynı yıl Altın Portakal aldı: 1992, “Düş Gezginleri”. Bunlar tartışılmayan tarafları. Fakat Lale Mansur aynı zamanda siyasi faylarda dans etmekten geri durmayan bir aktivist. Hayatı boyunca takdir kadar tepki de topladı. Bu yönü sorulduğunda “İnandığım bir şey yaptığımda başkalarının ne söylediğine asla aldırmam” diyor.

◊ Asker kızı olmanın nesi daha zor: Disiplin mi, hayata bakış farklılıkları mı?
- Hayata bakış konusunda babamla bir görüş ayrılığımız olmadı. Üç oğlandan sonra gelen kız çocuğu olduğum için malum, disiplin de bana hiç sökmedi.
◊ Müzisyen Şanar Yurdatapan abiniz. Evde kim avantajlı: Büyük kardeş mi, küçük mü?
- Ben küçükken Şanar Abim üniversitede okuyordu. Sadece tatillerde birlikte olabiliyorduk. Eve gelmesini dört gözle beklerdim.
◊ Sahnede hangisi daha keyifli: Oyunculuk mu, başbalerinlik mi?
- İkisi de âşkla yaptığım işler. Tercih etmem imkânsız.
◊ Hangi ödül sizin için daha anlamlı: Ankara Uluslararası Film Festivali’nde aldığınız en iyi kadın oyuncu ödülü mü, Antalya Film Festivali’nde aldınız mı?

Yazının Devamını Oku

Tel sarar Aleyna tel sarar

İki mühendis yolda giderlerken araba bozulmuş. Makine mühendisi yatmış hemen otomobilin altına fakat uğraş uğraş, bir türlü yapamamış.


Bilgisayar mühendisi olan dayanamamış, en sonunda sormuş: “Acaba bir kapatıp yeniden mi açsak...”
Aleyna Tilki’ninki de o hesap.
Artık asistan kaprisiyle uğraşamayacağını açıklayıp onun yerine dadı aradığını duyurdu sosyal medyadan.
Bilgisayar mühendisi haklı.
Bazen her şeye en baştan tekrar başlamak iyi fikir olabilir.
Aradığı dadı İngilizce ve Rusça bilmeliymiş.

Yazının Devamını Oku

Kahvaltıcı gece kulübüne, kebapçı Reina’ya dönüşüyor

Pandeminin sosyal hayatımıza kattığı en önemli şeylerden biri de fazla yer değiştirmeden aynı mekânda, aynı insanlarla, aynı personelle birkaç işi birden çözebilmek: Hem ‘happy hour’, hem akşam yemeği hem de bar...

Sadece İstanbullu olup bu yaz Bodrum’da yazlık açanların sayısı 20’ye yakın: Lucca, Must, Topaz, Galliard, Mânâ, 25 sene sonra ilk kez Papermoon, 27 sene sonra Sunset...

Çeşme bariz geri kaldı, böyle bir hareketlilik yok. ‘Sezonun yenileri-merak edilenleri’ dediğinizde üç-beş yer arasında adı geçenlerden biri Cherie.

Kahvaltıda kahvaltıcı: Taze kruvasanlar. Öğle brasserie: Provensal ızgara enginar. Akşam restoran: Odun ateşinde kaburga. Gece bar: Sakızlı riz au lait. Sabah 10.00’dan 1.00’e kadar kendi içinde bir döngüsü var. Ve kahvaltıda gördüğünüz biriyle ya akşamüzeri ya da gece tekrar karşılaşıyorsunuz.

Pandeminin sosyal hayatımıza kattığı en önemli şeylerden biri de bu bence. Fazla yer değiştirmeden aynı mekânda, aynı insanlarla, aynı personelle birkaç işi birden çözebilmek: Hem ‘happy hour’, hem akşam yemeği hem de bar... Hem kahvaltı mekânı hem gece kulübü şeklinde bütün güne yayılan servisiyle pandemi tipi yeni işletme tarzının bir öncüsü sayılabilir Cherie. Benim işime gelir. Çünkü Çeşme’nin normalde sürekli mekân değiştirmek üzerine kurulu bir düzeni var. Sabah kalk, arabaya bin, koştur koştur meşhur kahvaltıcılardan birine. Dön otele hazırlan, sahil uzak olduğu için yine arabayla sahile. Güneşlendin, yüzdün, ‘happy hour’ için başka ‘beach’e. Dön otele, giyin, balıkçıya... Eğleneceğiniz yer yemekten uzaktaysa, bin tekrar, gece kulübüne... Gün ağarırken o senenin popüler ‘after mekân’ına. Dön otele. Her gün aynı turnike...

Çeşme izlenimlerimin devamı, haftaya...

Çamlık Yolu’ndaki Cherie’de gündüz kahvaltı edilen rahat masalar akşam stantlaşıyor, birkaç küçük neon numarasıyla ortam seksileşiyor. Bu kabuk değiştirmeye paralel olarak DJ performansı yabancıdan Türkçelere dönmeye başlıyor.

KİTLESİ DE REINA KİTLESİ

Yazının Devamını Oku