GeriSavaş ÖZBEY Neresinden tutsan dökülüyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Neresinden tutsan dökülüyor

Mehmet Ali Erbil, şimdi de cinsel taciz iddiasıyla gündemde. Fakat nişanlıdan asistana, ortaya atılan iddialara kadar bu hikâye neresinden tutsanız dökülüyor...

Mehmet Ali Erbil kendisini tacizle suçlayan Ece Ronay’ın nişanlısıyla kamera karşısına geçti, “bu işin üstünün artık kapanması” mesajı verdi.
Sanki nişanlıyla anlaşınca mesele hallolacakmış gibi...
Nişanlı kim ki?
Sahibi mi?
Mehmet Ali Erbil’in bu tuhaf hareketi insanda “panik haldeki bir suçlu” izlenimi bırakıyor.
Ama önce şu nişanlıdan başlayalım.
Diyelim ki Mehmet Ali Erbil doğru söylüyor ve reklam için cinsel bir kumpasa kurban gitti...
Siz olsanız n’aparsınız?
Eğer nişanlınız bu tıynette bir insansa nişanı atarsınız.
Ucuz atlattığınıza dua eder, yolunuza bakarsınız.
Nişanlınızın alavereye girdiği adamın evine gidip aynı karede poz vermezsiniz.
Yok, diyelim ki nişanlınız haklı ve taciz edildi... O zaman mesela daha büyük.
Her ne olursa olsun gidip elin tacizcisiyle aynı kareye girmezsiniz.
Yemeğini yemezsiniz, “Beni çok güzel ağırladı” demezsiniz.
Ece Ronay, Mehmet Ali Erbil’in asistanının, nişanlısını gizli numaradan arayıp 50 bin lira teklif ettiğini iddia ediyor.
“Artık nişanlı değiliz” diyor.
Olmayın zaten, böyle nişan mı olur?
Biri reklam için elin adamına cinsel kumpas kurmakla, öbürü 50 bin lira karşılığında nişanlısını ters köşeye düşürmekle suçlanıyor.
Sonra bir de asistan var. Gelelim ona...
Bu öyle bir asistan ki, Mehmet Ali Erbil’in mahrem görüşmelerinin hepsine vakıf.
Hatta Mehmet Ali Erbil’i uyarıyor.
“Bu iş nereye gidecek?” diye soruyor.
Sonra alıyor eline telefonu, Ece Ronay’a taciz mesajları atıyor.
Daha doğrusu Mehmet Ali Erbil böyle iddia ediyor.
Artık bu nasıl bir asistansa, Mehmet Ali Erbil adına yazılı mesaj atmakla kalmıyor, ses kaydı da gönderiyor.
Fakat ses kaydı da Mehmet Ali Erbil’in...
Daha doğrusu Ece Ronay böyle iddia ediyor.
İddiaların hepsi yargı aşamasında.
Ama nişanlıdan asistana, ortaya atılan iddialara kadar bu hikâye neresinden tutsanız tel tel dökülüyor, süflilik kokuyor.

Diva-divan polemiği

Bülent Ersoy, Mustafa Keser’le birlikte sundukları “Benzemez Kimse Bize”nin ilk bölümünde, “Son program, kovulduk” demişti.
Kehaneti ikinci bölümde gerçekleşti, program yayından kaldırıldı.
Bülent Ersoy bu konuda açıklama yapmadı, çünkü başında zaten Kıbrıs’ta tutuklanan orkestra meselesi var.
Ama Mustafa Keser açtı ağzını, yumdu gözünü:
“Bütün mesele Bülent Ersoy’un şekilsizlikleri... Yönetmene bağırır, ona bağırır, şefe bağırır, okuyamaz dönüp vokale bağırır... Zaten ses kalmamış, rezalet bir okuyuş... Bana oradan ‘Keser’ diye bağırıyor... Bu arkadaştan yaşça büyüğüm, sanatça da büyüğüm. Seni Diva değil divan yaparlar...”
Bülent Ersoy’un kendisine “Keser” diye hitap etmesi benim de dikkatimi çekmişti. Çünkü istediği zaman Bülent Ersoy’un “uzatma pahasına” ne kadar kibar olabildiğini hepimiz biliyoruz. Kendi aralarında özel bir hitap biçimi zannetmiştim.
Meğer Mustafa Keser de rahatsızmış.
Mustafa Keser, muhtemelen Bülent Ersoy’un kaprisleri konusunda söylediklerinde de haklı.
Belli ölçüde ekrana da yansıyordu zaten anlattıkları.
Ama keşke bunları söyleyip bitirseymiş açıklamasını.
Ne gerek var “Sesi kalmamış” iddiasına?
“Sanatça büyüğüm” böbürlenmesine?
“Seni divan yaparlar” düzeysizliğine?
Bunlara ne gerek var bilmiyorum ama insanın haklıyken haksız konuma düşmesi tam da bu olsa gerek.

1.5 milyon + Ece Sükan

Bebek Lucca’daki bir partiden çıkan Ece Sükan alkollü olduğu için ehliyetini kaptırdı.
Ehliyet kaptıranlar büyük bir lobi. Sayılarının 1.5 milyon olduğunu söylüyorlar, sosyal medyada durup durup gündem oluyorlar.
Barış Manço program yaptığı şehirlerin nüfus tabelalarına “+ 1” koyardı ya... #EhliyetAffı kampanyalarına destek verir mi bilemem ama Ece Sükan için de vakit tamam, gönül rahatlığıyla ehliyet kaptıranlar nüfusuna ismini koyabilir.

X

Pantene Altın Kelebek’in “en”leri

.

◊ EN ŞIK ETKİNLİK:
Gecede herkesin dilinde aynı şey vardı: “Oh be ne kadar özlemişiz”. Geçen yıl pandemiden dolayı yapılamayan töreni kastetmiyorlardı sadece. Kadınlar gece kıyafetli, erkekler smokinli, özene bezene giyinmiş, bir salon dolusu insanı bir arada görmek bile iyi geldi insanlara. Sahneye çıkıp söz alanlar da bunu birkaç kez söyledi. Mesela Gülseren Budayıcıoğlu: “Öncelikle bu kadar güzel ve yakışıklı insanın bir arada olduğu bir topluluğa bakmak çok hoş.”
◊ EN ÇARPICI ELBİSE:
Törenin ilk anlarından itibaren Melis Sezen’in göğüs dekolteli kıyafetiydi. Çok da yakışmış; baktım, dönüp bir daha baktım. Hiç utanmadan yazıyorum çünkü törene katılan ünlü-ünsüz neredeyse bütün erkeklerin ortak fikriydi bu.
◊ EN YARATICI KIYAFET:
Fenomen Rachel Araz Kiresepi’nin siyah bir kelebeği andırdığı giysisiydi. Pantene Altın Kelebek’e gönderme yapan kostüm kanatları çıkıyor hissi veriyordu. O haliyle sahne merdivenlerini çıkıp inmekte zorlandı ama değer... Hakan Yıldırım tasarlamış, eline sağlık...
◊ EN TEKNOLOJİK HAREKET:

Yazının Devamını Oku

Çocukken babam trafikte çalan kornanın notasını sorardı

Aileden müzisyen olunca, evde orkestra provaları yapılınca böyle oluyor demek ki... Saksafon üstadı Muhittin Paydaş, 3 yaşında davul öğretip 5 yaşında albüm yaptığı oğluna kornayı da sorarmış, çay kaşığı sesinin ritmini de. Sonuç, 20 yıl sonra patlama yapan Türk pop müziğinde ortaya çıktı. 90’lı yıllarda Kayahan’dan Nilüfer’e, Mirkelam’dan Sertab’a hangi taşı kaldırsanız altından ya aranjör, ya besteci ya da söz yazarı olarak onun adı var: İskender Paydaş. Hayatta iki kere şöhret olmuş nadir bir müzisyen...

3 yaşında davul,5 yaşında piyano ve “Büyük İskender” ismiyle ilk single, konserler... Çocuk star olmak eğlenceli mi, yorucu mu?
- Tek yorucu yanı sürekli piyano ve solfej çalışmaktı. Onun dışında çok eğlenceliydi. Sahneye, konsere çıkmak, stüdyoda şarkı söylemek, benim için bir oyun gibiydi. Çünkü 5 yaşında, 7 yaşında yorulmak nedir bilmeyen bir dünyam vardı.


Hangisinin üzerinizde daha çok etkisi vardır: Orkestra şefi ve saksafoncu babanız Muhittin Paydaş mı, üstadınız Kayahan mı?
- Babamın müzik dünyasına doğdum aslında. Temel şekillenmem babam sayesinde oldu. Ama bununla adımlar atmak, kariyer yapmak, kendime has, özgün bir şeyler yapmak tamamen Kayahan sayesinde. Her ikisinin de etkisi eşit üzerimde.
Babanızın küçükken trafikteki kornaları, çay kaşığının sesini dinletip notalarını sorduğu... Efsane mi, doğru mu?

Yazının Devamını Oku

Şimdi dram mı oldu?

Serdar Ortaç soruldu, Chloe Loughnan “Hayatımda dram istemiyorum” dedi. Eğer Türkiye’de bir kariyer planlıyorsa vicdanlarda açabileceği yaraları dikkate almadan işinin zor olacağını bilmek durumunda.

Serdar Ortaç’la ayrıldıktan 2 yıl sonra Türkiye’ye gelen Chloe Loughnan, eski eşinin sağlık ve maddi sıkıntılarını soran muhabirlere “Hayatımda dram istemiyorum” dedi.
Bu açıklamada hakkaniyet duygumu zedeleyen, beni rahatsız eden bir şey var.
Halbuki etmemesi lazım. Çift ayrılalı 2 yıl olmuş.
Kimsenin dönüp eski eşinin sorunlarıyla uğraşmak gibi mecburiyeti olamaz.
Vefa güzel bir şeydir ama zorunluluk değil.
Yine de şeytan ayrıntıda gizli. Mesela seçilen sözcük:
Dram.

Yazının Devamını Oku

Edis Bomontici Zeynep Maçkacı

Zeynep Bastık’ın eşi ve Edis’in menajeri Tolga Akış, geçen yıl Bomonti’de Blok adında bir bistro açmıştı. Blok’un ikinci şubesi geçen hafta Maçka’da G-Mall’un içine geldi. Şimdiden ünlü müdavimleri var.

Blok Maçka küçük ama bahçeli bir mekân. Zaten asıl numarası da bu bahçe. Hem açık hava hem de etrafı yeşilliklerle tamamen sarıldığı için dışarıdan izole. Renkli florasanlardan dolayı etraf kıpkırmızı.

Bir köşesinde samimi bir bar, diğer köşesinde basamaklı oturma bölümü... Tırmanıp bilhassa burada oturmak isteyenler var. Ortada 4 küçük, 2 de uzun masa.

Salı akşamı olması ve lodos fırtınasına rağmen saat 21.00 itibariyle hepsi dolu. Uzun masalardan birini Eser Yenenler ve arkadaşları kapatmış. Diğer yerler paylaşımlık. Masanın bir ucunda siz, ortasında başka bir çift, en ucunda ayrı bir çift oturuyor. Merhabalaşıp sohbet edebiliyorsunuz.

Amaç sosyalleşmek tabii. Aynı sosyallik o samimi barda ve tırmanılan basamaklarda da devam ediyor. Elektronik müzik çalıyor ama volüm buna müsait. Yaş ortalaması 25-35. Ağırlıkla Nişantaşı, Harbiye, Bomonti, Beyoğlu sakinleri.

AVM’deki MAC spor merkezine girmeden uğrayan da var, çıkışta iki laflamak için takılan da. Kılık kıyafet rahat yani.

ELİNİ SALLASAN FENOMENE ÇARPIYOR

Sahibi menajer ve dijital iletişim uzmanı Tolga Akış olunca ünlü müdavimlerin yanında Dilara Aydın, Ala Tokel, Aleyna Şen gibi sosyal medya fenomenlerine de rastlıyorsunuz. Tolga’ya eşi Zeynep Bastık ve Edis’in bu yeni yeri görüp görmediklerini soruyorum. Görmüşler, ikisi de çok sevmiş ama Edis daha Bomontici, Zeynep daha Maçkacıymış. Peki hayranları onlarla karşılabilmek için şanslarını hangi gün, hangi saatlerde denemeliler?

Yazının Devamını Oku

Teknoloji engel tanır mı?

Dünya Engelliler Günü vasıtasıyla sizi insana ilham veren biriyle tanıştırmak istiyorum: Sadriye Görece. Hayata doğuştan görme engelli olarak başladı, tek başına ABD’ye okumaya gitti, şimdi kendisiyle aynı sorunları yaşayanlar için teknolojik çözümler üretiyor.

◊ Manisa’dan burs kazanıp Amerika’ya lise okumaya gittiniz. Biraz o maceranızı anlatır mısınız? Sizi en çok neler zorladı?
- Türkiye’de hayatım çok kolaydı. Bana her an, her adımımda destek olan ailem, arkadaşlarım, öğretmenlerim vardı. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın KL YES bursuna ailemden habersiz başvurmuştum. Sınavları geçip Amerika’ya gideceğim netleştiğinde evde büyük bir kaos yaşandı. Herkes çok endişeliydi. Bir şekilde onları ikna edip kendimi Amerika’da buldum.

◊ Daha lise çağındasınız, tek başınıza, hiç bilmediğiniz bir ülke...
- Artık ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmek zorundaydım. Beyaz baston benim için bağımsızlığın sembolüne dönüştü. Kendi kararlarımı alıyor, kendi sorunlarımı çözüyor, kendi başıma var olmayı öğreniyordum. Evet, gerçekten çok zorlandım ama şimdi geçmişe baktığımda her şey için “iyi ki” diyorum.

◊ Sonra Türkiye’ye döndünüz, Boğaziçi’ni bitirdiniz ve...

Yazının Devamını Oku

Mert Baba’nın çiftliği

İstanbul’un gezenti köpeği Boji’ye yuva aranıyor. Demet Akalın, İlker Ayrık, Matematik Köyü gibi talipleri var. Ama hayvanseverler kampanya halinde bir başka ismi işaret ediyor: Mert Akkök. Kimdir bu Akkök, size içeriden anlatayım...

Üniversitede tanıştık. O zaman da köpeği vardı ama ailesiyle yaşadığı için bir tane: Sarp. Okuldan sonra Kıbrıs’ta turizme başladı, o sıralar da hâlâ normal.
Sonra İstanbul’a döndü. Dört köpekle. Çamlıca’da bahçeli bir ev tuttu. Fakat o kadar çok hayvanla mümkün değil, olmuyordu.
Hayvanlardan vazgeçeceğine, evini taşıdı. Daha uzakta, civarda tek tük ev olan, ormana yakın, bomboş bir çiftlik evine.
Başka hayvanseverlerle organize olmuşlardı. Ormana bırakılan aç köpeklere yiyecek götürüyorlardı.
Bu gezilerin birçoğundan bakıma muhtaç yeni bir hayvanla dönüyordu çiftliğe.



Yazının Devamını Oku

Babs nedir, nerede yenir?

Gastronomi tutkunu iki genç kafadar Şişli Bomonti’de açtıkları bir bistroyla bu yöresel lezzeti şehre getirdi: Etli, tavuklu, balıklı ve vejetaryen.

Babs özünde bir Anadolu krebi. Ama teflon tava yerine, ızgara sacın üzerine hamur akıtma tekniğiyle yapılıyor. Ülkenin farklı yerlerinde değişik değişik isimleri mevcut. Söylenen o ki en güzellerinden biri de Antalya-Alanya Yörüklerinin elinden çıkıyor.
Gastronomi tutkunu iki genç kafadar, arkalarına ünlü şef Fatih Tutak’ı da aldılar, Antalya yaylalarının bu lezzetini Şişli Bomonti’ye getirdiler.

Babs’ın dört ayrı çeşidini çıkarıyorlar. En sevileni kuzu babs.
Mekânın adı Bebab. Tarif etmesi biraz zor bir bistro. Mesela yemekler füzyon kebap. Kebaba değişik bir bakış açısı getirmek iddiasındalar. Ama aynı zamanda bir kokteyl bar. Menüde muhammara, humus var. Filistinli, Lübnanlı müşterilerden tam not almış. Buna mukabil akşamları DJ’li partiler yapıyorlar.
Bu konseptin mucit ve sahipleri Berk Kaymak ile Emir Alpat. Alanlarında en iyi okullardan mezunlar. Dünyanın farklı yerlerinde deneyimler kazanmışlar. En son fine dining restoran Turk’te, şef Fatih Tutak’la çalışmışlar. Şimdi Bebab...
Tam zamane kafası: Kent hayatına kazandırdıkları bu yöresel lezzetin patentini de almışlar.

Yazının Devamını Oku

Bazı aşklar seri katil gibi her defasında gelip seni yine öldürüyor

Parlak çocuk: 8 yaşında radyo sanatçısı. Çalışkan: Okulda üniversite birincisi. Yazar: Üç kitabı var. Müzisyen: Hem besteliyor hem söylüyor. Sezen Aksu hayranı. Çevreci: Kedisi Miko’dan pek çekiniyor. Obur: Mantı, balık, sütlü tatlı, Allah ne verdiyse. Feminist: Estetik baskısına karşı çıkıyor. Sadece biraz kocası köylü: Lafı dönüp dolaştırıp eşine getiriyor. İkilemli soruları bu hafta şarkıcı Aydilge yanıtlıyor.

◊ “Kalemimin Ucundaki Düşler”, “Bulimia Sokağı”, “Altın Aşk Vuruşu” kitaplarının yazarısın. Kartvizitinde tek bir hakkın olsa... Müzisyeni mi, yazarı mı kullanırdın?

- Müzisyen. Net.

◊ TRT Ankara Radyosu’nda Türkiye’nin ilk Türk Sanat Müziği çocuk korosunda radyo sanatçısı oldun. Sonra Başkent Üniversitesi’ni birincilikle bitirdin. Altın çocuk musun, hırs küpü mü?

- Bende hırs pek yok, ama altına benzetilmek de istemem. Ne zaman düşüp yükseleceğin belli olmaz çünkü.

◊ Şimdi bakınca, müzik için New York State University bursunu reddetmek... Pişmanlık mı, doğru karar mı?

- Doğru karar tabii ki. Paralel evrende edebiyat profesörü, Amerika’da daha prestijli ve zengin koşullarda yaşayan bir Aydilge vardır belki ama ben daha mutluyum ondan.

◊ Kariyerinde hangisi daha önemli: “Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Şarkıcısı” seçildiğin ilk albümün “Küçük Şarkı Evreni” mi, “Kiralık Aşk” dizisine yazdığın “Sen misin İlacım” şarkısı mı?

Yazının Devamını Oku

En dayanıklısı Özlem Tekin çıktı

Önce Nejat İşler havlu attı. Bir süredir Bodrum’da yaşadığı sayfiye hayatını bırakıp şehre döndü. Hem de “Kalabalıkta yalnız kalmak daha kolay” diyerek.


Pandemide Fethiye’ye yerleşen Göksel de artık aramızda. “Köy evini kapattım, İstanbul’u ve iş hayatını çok özlemişim” diyor. Şehir kaçkınları arasında en dayanıklısı Özlem Tekin çıktı.
Önce Bodrum’a, oradan da 2018’de arazi satın aldığı Milas’a yerleşti biliyorsunuz.
Ne güttüğü küçükbaş hayvanlarından ne de günlük kıyafeti haline gelen şalvarından vazgeçiyor.
Sırf bu dirayetinden dolayı bile kocaman bir bravoyu hak ediyor.

Hülya neden böyle?

Araçları çamura saplanmıştı ama gelip geçenlerden kimse yardım etmiyordu.

Yazının Devamını Oku

Kütüphaneyi ittir, içerisi gece kulübü

Restorandan üst kata çıkınca karşınıza bir kütüphane gelecek. Kendi etrafında dönebiliyor ve 150 kişilik bir gece kulübüne açılıyor: Nommo. Siz girdikten sonra tekrar kapanıyor ve artık dışarısıyla bir alakanız kalmıyor. Giriş ücreti yok ama rezervasyonsuz müşteri alınmıyor.

Levent Çarşı, Çalıkuşu Sokak’ta açılan Hill&Chill bir dünya mutfağı restoranı. Kapaklı tabakta kuru buz dumanıyla servis ettikleri kahveli et (150 lira), böğürtlen püresi ve cinle yaptıkları ‘Harika’ kokteyli (110 lira) gibi ürünleri var. 

Kahveli et

Müşterilerin çoğunluğu Belçika, Hollanda, İsviçre, Danimarka gibi ülkelerde yaşayan Türkler.

“Açılalı daha 1 ay olmadı. Nereden duyup da geliyorlar” derseniz bunun sebebi işletmeci Emre Altun. Kariyerini yurtdışında yaşayan Türkleri Türkiye’ye geldiklerinde ağırlamak üzerine kurmuş. Zaten Instagram’daki yaklaşık 50 bin takipçisinin yüzde 80’i de Avrupalı Türkler. 

Fotoğraf: Selçuk ŞAMİLOĞLU

Bu 250 kişilik restoranda haftanın 7 günü öğlen 12.00’den gece 3.00’e kadar onlara hizmet ediyorlar.

Hill&Chill’in ilginçliği bununla bitmiyor. Mekânın lobisine girdiğinizde sağ tarafta merdivenler görüyorsunuz. Bu merdivenlerden bir üst kata vardığınızda, karşınıza raflarında kitaplar dizili olan bir kütüphane çıkıyor. İttiğinizde, kütüphane kendi etrafında dönüyor ve 150 kişilik bir gece kulübüne açılıyor: Nommo. Siz girdikten sonra tekrar kapanıyor ve dışarısıyla bir alakanız kalmıyor. Giriş ücreti yok ama rezervasyonsuz müşteri alınmıyor.

Yazının Devamını Oku

Açılan bir kapı kapanan bir kapı

İki gece arayla açılan bir kapı ve kapanan bir kapı, iki kadının hayatını kurtardı. İlki, Bursa’da bir apartman kapısı. İkincisi, İstanbul’da metro kapısı. Her iki saldırgan da yakalandı. Metrodakinin 20 ayrı suçu varmış.

Evvelsi gece Bursa... Hava kararmış. Eli bıçaklı bir adam genç kadını takip ediyor. Kadın evine gelince zili çalıyor, neyse ki hemen otomatiğe basılıyor da kendini içeri atıyor.
Katilin elinde bıçakla rahat rahat dolaşırken görüntüleri kamerada.
Verilmiş sadakası varmış.
Belki o otomatik biraz gecikse...
Sonu 2 yıl önce Ordu’da apartmanın girişinde katledilen balerin Ceren Özdemir gibi olacaktı.
Önceki gece İstanbul... Metroya binen eli bıçaklı bir adam, onlarca kişinin gözü önünde bir kadına ağza alınmayacak hakaretler edip bıçak sallıyor. Vagondaki kimse hiçbir şey yapamıyor. Belki korkuyorlar.
Korkmakta haklı da insanlar.

Yazının Devamını Oku

Sibel Can’ı eleştirmek hak mı?

Son 20 yılda çıkan “Sibel Can kilo aldı”, “Sibel Can şu kadar kilo verdi” haberlerini tarasak, alınan-verilen kiloların toplamı Kuzey Kore ordusuna eşit neredeyse. Ama bırakın da insanlar doğruya doğru, yanlışa da yanlış desinler.

Ünlülerin dış görünüşünü, kılık kıyafetlerini konuşmak ayıp değil.
Zaten bunun için çıkmıyorlar mı arenaya?
Görünmek, medya ve sosyal medyada dönmek, bunun karşılığında da filmi varsa filmine, albümü varsa albümüne katkı olsun; sonra da reklamlar, sponsorluklar gelsin diye hepsi...
Yani ünlülüğe soyunmak demek, bütün bunlara baştan razı olmak demek aslında.
Sibel Can’ın son konserinde giydiği kırmızı kıyafeti de bu minvalde.
Ünlü şarkıcı kilolu bulundu, seçtiği kıyafetin o kiloya uygun olmadığı yazılıp çiziliyor.

Yazının Devamını Oku

Türkan Kanunu’nu... Yazsak yeniden!

Çevirdiği 222 filmde asla öpüşme sahnesi olmayan Türkan Şoray’ın kendi adıyla anılan kanunları vardı. Ama o da son noktayı geçen sene koydu tartışmaya: “Yeşilçam koşullarında bu kanunlar geçerliydi. Artık yok. Toplum değişti.” Peki şimdi nedir bu 2021’de yaşadığımız?

Haftanın fon müziği:
“Türkan yok mu o Türkan / Yine öptürmedi dudaktan”...
Neden mi?
İlki, “Seviyorsan Git Ayrıl” adlı tiyatro.
Başrol oyuncusu İrfan Kangı, oyunun galasında rol icabı Selen Görgüzel’i öpmeden önce oyunu kesti ve...
Dönüp seyirciler arasındaki eşi Hamdi Alkan’dan izin istedi:
“Abi sıkıntı olmaz değil mi?”

Yazının Devamını Oku

Vivaldi çalarken Doğulu Mihriban çalarken Batılı olabilirim

Geçen hafta Balat’ta, sokak çalgıcısı çocukların yanına gitti, “Kemanla fotoğraf çektirebilir miyim?” diye sordu. Çocuklar “Aman abla sakın düşürme” falan derken enstrümanı eline alıp ağlatmaya başladı. Trollenen çocuklardan biri onu tanıdı ama iş işten geçmişti. Bu şirin video viral oldu, ana haberlere bile çıktı. Kıssadan hisse: Kemancı Canan Anderson’u şak diye tanımazsanız bir gün sizin de başınıza gelebilir.

◊ İtalya’da doğdun ama soyadın İngilizce. Babadan mı, eşten mi?

- İtalya’nın Vicenza şehrinde doğdum. Ama İtalyan vatandaşı değilim. Babam Amerikalı, annem Türk. Ondan dolayı. Hem Amerikan vatandaşıyım hem Türk.

◊ İlk konserini Avusturya Kültür Merkezi’nde 6 yaşında verdin. Klasik müzik mi, popüler müzik mi?

- Zor soru. Eğer Klasik Batı Müziği okumasaydım ve enstrümanımla profesyonel bir yere gelmeseydim bu kararı veremezdim. Ülkemde kemanı sevdirmek istediğim için popüler müziği seçtim. İyi ki de öyle yapmışım. Bana en çok gelen sorulardan biri de neden orada kalmadığım... Nedeni, vatan hasreti. Saçlarım dökülmeye başladığında doktora gittim. Tüm kan sayımları yapıldı. Sonunda doktor bunun psikolojik vatan özlemi olduğunu söyledi.

◊ Bombay Filarmoni, Salzburg Üniversitesi Orkestrası gibi ekiplerde başkemancılık yaptın. Eğitim mi, yetenek mi?

- Yetenek olmadan eğitimin bir anlamı olamaz. Yetenekliysen de eğitimsiz bir yere kadar ilerleyebilirsin. O yüzden ikisi de şart.

◊ Keman çalmak mı, şarkı söylemek mi?

Yazının Devamını Oku

Gece kulübü gibi meyhane

Duvarlar simsiyah. Sadece aynalardan yansıyan aydınlatmalar parlıyor. Pencerelerde köprü bir fotoğraf gibi. Pervazlar bilerek geniş tutulmuş ki üstüne çıkılıp dans edilebilsin. Kuruçeşme’de açılan Ena, ‘modern meyhane’ konseptini fütüristik bir seviyeye taşıyor.

Yeni nesil’ ya da ‘modern meyhane’ lafı bundan 10 sene önce Asmalımescit’te açılan Safi ile girdi kent hayatımıza. Mey sponsorluğunda yapılan bu projede küçük dokunuşlarla yine geleneksel meyhane mezeleri servis edilecekti ama dekor biraz daha güncel, müzikler biraz daha popüler, ortam biraz daha ‘kadınlı’ olacaktı. Hatta siparişler bile tabletten veriliyordu. Tablet işi tutmadı, ‘daya mezeyi-ver müziği’ konsepti tuttu; yıllar içinde yer gök modern meyhane oldu.

Bunun geldiği son aşama Kuruçeşme’de yeni açılan Ena. İş öyle bir boyuta geldi ki meyhane demeye bin şahit lazım.

Dekor tamamen siyah. Ortam gece kulübü gibi loş. Tek parlayan şey aynalardan yansıyan aydınlatmalar. Üstü açılabiliyor. Pencerelerde fotoğraf gibi bir köprü manzarası. Önlerindeki pervazlar üstüne çıkılıp dans edilebilsin diye yarım metre genişliğinde.

150 kişilik Ena açılalı üç hafta olmasına rağmen cumartesi akşamı tıklım tıklım. Mekân biraz erken, 20.00 gibi hareketleniyor. Yaş ortalaması 25-45. Kılıklar meyhane: Kravatını gevşetmiş genç işinsanı da var, kazak içine gömlek giyen de... Müzik El Classico: Levrek marin, atom, Girit ezme, acılı ezme gibi mezelere önce Sezen’ler, Ajda’lar, Kayahan’lar eşlik ediyor.

Ena’da masaya levrek marin, atom, Girit ezme gibi mezeler geliyor.Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Siz ara sıcaklara geçerken Yaşar’lar, Çelik’ler, Tarkan’larla devam ediyor. Dört peynirli patlıcan tandır çok ilginç. Ara sıcaklardan sonra balık, tavuk ya da et. 23.00 gibi ana yemeğinizi de bitirdiğinizde DJ artık ‘Havam Yerinde, Oynamadan Duramam’a geçmiş oluyor.

Sonrasında siz güzelden anlar mısınız, yoksa Roma’yı da mı yakarsınız, peki bu asrın hatası mı olur? Kendi tercihiniz, keyfiniz...

Pazartesileri kapalı olan Ena’da çarşamba akşamları pop-arabesk repertuvarıyla Bade Derinöz, diğer gecelerse DJ çıkıyor. Fiks menü hafta içi 380, hafta sonu 440 lira.

Yazının Devamını Oku

Photoshop’la hakaret mümkün mü?

Oyuncu Yasemin Sakallıoğlu’nun skeçlerine bayılıyorum. Çoğunlukla Karadeniz kadını tiplemesi yapıyor. Yattığı yerden, başında yemeni, sıfır makyaj falan...

Zaten doğal bir kadın.
Makyaj yaptırmak için bir güzellik merkezine gidiyor. Çıkışta “Bir fotoğrafınızı çekelim” diyorlar. Merkezin amacı da ünlü kişiyi sosyal medyada paylaşıp tanıtım yapmak.
Fakat çektikleri fotoğrafa öyle bir photoshop yapıyorlar ki, iki bambaşka kadın...

Sakallıoğlu isyan etti tabii: “Yaptığınız makyaja mı güvenmiyorsunuz? Madem shop yapacaktınız, neden makyaj yapıyorsunuz?”
Bazıları için bu hoş bir jest olabilir. “Sağ olsunlar, fotoğrafımı çok güzel yapıp beni öyle paylaşmışlar” diye düşünebilir. Ama bazıları için de bu şu anlama geliyor: “Biz güzelin ne olduğunu biliyoruz, e sen de güzel değilsin. O yüzden biraz düzelttik senin fotoğrafını...” Aslında bir çeşit hakaret. Yasemin Sakallıoğlu da böyle anlamakta son derece haklı.

Tarkan’ın sürpriz Mısır konseri

Yazının Devamını Oku

Gündemin ruh halleri

Bazen dikkatinizi çeken o kadar çok şey aynı anda cereyan ediyor ki hangisine, ne tepki vereceğinizi şaşırıyor, bir duygudan diğerine savruluyorsunuz.

◊ Hayret ediyorum
Serdar Ortaç’ın eski eşi Chloe Loughnan’a 600 bin, bankaya 10 milyon borcu olmasına... Hâlâ da “Ayda 500 bin harcıyorum” diyor.
◊ Merak ediyorum
Boş taksiciler içeriden cep telefonlarını göstermeye başladı. “Bi Taksi’ye, Über’e gidiyorum” diye... Acaba kaçta kaçı doğrudur?
◊ Aşılanıyorum
Öğrenci görüntülerinin ardından Sefo’nun ortak konser teklifini Edis’in “Haydi kalk gidiyoruz” diye cevaplamasına... Gençlik aşısı gibiler.
◊ Sabırsızlanıyorum

Yazının Devamını Oku

10 yıl yattım, kimse benim için bir şey yapmadı

Bu sözleri dinleyen Pınar Deniz’in mimiklerinden anlıyoruz ki o sırada rol falan yapmıyor. Kadir Şeker’den bunları gerçek hayatta dinlese ne tepki verecekse, aslında o anda onu sergiliyor.

Kanal D’nin fenomen dizisinde Kadir Şeker’e yapılan gönderme, “Yargı”yı birkaç başlıkta birden sosyal medyanın gündemine taşıdı.

Kadına şiddeti önleyeceğim derken hayatı kararan Kadir Şeker’in başına gelenler, o kadar sembol bir   olay ki...

Sadece adalet, hakkaniyet gibi duygularımızı sarsmadı...

Aynı zamanda kitlelerin bakış açısını, davranış biçimini etkiledi.

Koca bir toplum travma yaşadı aslında:

Şiddet durumunda müdahale etmeli miyim, yoksa hiç karışmamalı mıyım?

Dizinin son bölümü işte bütün bunları aldı, tekrar önümüze getirdi.

Bambaşka bir hikâyeymiş gibi, Kadir Şeker vakasıyla tekrar yüzleşmeye bıraktı bizi.

Yazının Devamını Oku

Aziz Sancar’ın mütevazılığına hayranım

İkilemli soruların bu haftaki konuğu iş insanı Sadettin Saran. Gençlere öğütler verdiği “İçindeki Dağı Aş” adında bir kitap yazdı. Kendisinin de hayatını tanımladığı gibi: “Aksiyon macera”. Çalışmaktan sürmenaj geçirip bayılınca soğukta donup kalacak mı? Para kazanmak için gittiği dövüşlerde dayak mı yiyecek? Sporcu kişiliğiyle de bilinen Saran’la yüzme tutkusundan daldık; çok sevdiği Assos’tan karaya çıktık.

◊ Üniversitedeyken harçlık için dövüşlere katılma, çalışmaktan sürmenaj geçirip bayılma... Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?
- Benim hayatım hep aksiyon-macera. (Gülüyor)

◊ Babanız Türk, anneniz Amerikalı; dört erkek kardeşin en büyüğü olarak Colorado’da doğdunuz. Abi olmak bir avantaj mıydı, yoksa ailenin deney tahtası mı oluyorsunuz?
- İlk çocuk her zaman deney tahtası oluyor, yapacak bir şey yok. Ama abi olmak benim için öncelikle bir sorumluluk, hâlâ da öyle devam ediyor.
◊ Evde Türkçe mi konuşulurdu, İngilizce mi?
- Her iki dil de eşit oranda konuşulurdu. O da hâlâ öyle.

Yazının Devamını Oku

Etiler’in yeni ‘canlı’sı

İstanbul’un canlı müzik mekânlarına yeni ve lüks bir alternatif eklendi. Ayta Sözeri, Gökçe Kırgız, Cevher gibi isimlerin sahneye çıktığı Uluorta’da farklı gecelerin farklı kitle ve müdavimleri var. O konserlerden birine katıldık.

Açılalı daha bir ay olmasına rağmen canlı müzik mekânı Uluorta’nın farklı geceler için şimdiden farklı müdavimleri var. Mesela kadınlar daha Ayta’cı. Çiftler Rubato’cu...

Burası Etiler’deki eski Civanım. Hani şu yıllarca Utku’nun sahnesiyle özdeşleşen, mimarisi kabareye benzeyen dükkân... Sahnenin yeri değişmiş ama localar, tavandan sarkan aydınlatmalarla falan o hava hâlâ devam ediyor.

Salı 22.00... Sahnede Rubato’nun ön grubu Çiçek Kızlar... Programa ‘Ehlen ve Sehlen Dostlar’la başlayıp klasik meyhane şarkılarıyla devam ediyorlar. 150 kişilik salonda kadın kadına masalar ve gruplar da var ama çiftler ağırlıkta... Yaş ortalaması 30-45. Mini gece kıyafetiyle gelen de mevcut, daha sade görünen de... Ama topuklu olmazsa olmaz. Çoğunluk rakı masası. Zaten sahnedeki Çiçek Kızlar’a masalarda mercimek köftesi, atom, pilaki gibi, hepsi çok temel ama lezzetleri standart üstü meyhane mezeleri eşlik ediyor. Canlı müzik mekânlarında bu biraz zor yakalanır.

Yalnız, Rubato sahne almadan önce ara sıcak ve balık, tavuk, kırmızı et seçmeli ana yemek servisini de yapıp bitirmeleri lazım. Bu arada hiç ucuz sayılmaz. Fiks menü için kişi başı arka masalara 600, faça masalara 1.500 lira ödeniyor.

Salıları Rubato çıkıyor, cumartesi Günel Zeynalova, pazar Cevher... “En şamatalı hangisi geçiyor” diye sordum, tereddüt etmeden “Ayta Sözeri geceleri...” dediler. Hangi gün, kimin çıkacağını Instagram hesapları üzerinden duyuruyorlar.

Yemek servisinin ve çatal-bıçak seslerinin kesilmesiyle Rubato, iki tonmayster, bir klarnet, iki gitar, bir davul, bir bateri ve bir orgla sahneye çıkıyor. Ha bir de solist Özer Arkun’un çaldığı çello var...

Yazının Devamını Oku