GeriSavaş ÖZBEY Ne kadar zenginsiniz?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ne kadar zenginsiniz?

“Hırka giymek”, “Broş ya da yaka iğnesi takmak” gibi belirtileri de varmış zenginliğin. Yaka iğnesini bilemem, olabilir. Ama hırka söz konusuysa anneanne sandıklarına nur yağdı demektir.

İngiliz yaşam dergisi Tatler, zenginliğin yeni sembollerini duyurmuş. Bu tür haberler bütün dünyada hemen alıcı bulur, çeşitli mecralarda dolaşıma girer.
Türkiye’de de öyle oldu tabii. Yalnız bizim için biraz fazla “Batılı”.
Mesela zenginliğin yeni kriterleri arasında “nakit taşımamak” var. Bizde olmaz. Bahşiş bile bırakacaksan, onu Batı’da olduğu gibi kredi kartıyla ödediğin hesaba ekleyemezsin.
Tiko para bırakacaksın masanın üstüne. Sonra çıkışta arabanı getiren valeye de soramazsın “Üstünde post cihazı var mı” diye...
Yeni zenginliğin bir diğer alameti “çok çocuk sahibi olmak”mış... Brad Pitt, Kim Kardashian gibi çok çocuklu ünlüler sıralanıyor arkasından.
Bizde çok çocuk yapmak zenginlik alameti olsaydı, nüfusun 70 milyonunun İsviçre ayarında yaşaması gerekirdi.
Ve doğudan batıya doğru değil, batıdan doğuya doğru artması gerekirdi refahın.
“Hırka giymek”, “Broş ya da yaka iğnesi takmak” gibi belirtileri de varmış zenginliğin.
Yaka iğnesini bilemem, olabilir. Ama hırka söz konusuysa anneanne sandıklarına nur yağdı demektir.
Bizim rahmetli bilse bu kadar zengin göstereceğini hiç eve saklar mıydı hırkalı hallerini? Giyer giyer sokağa fırlardı.
Ama biliyordum, zaten gösterişten hoşlanmayan, kendi halinde mütevazı bir Karadeniz kadınıydı.
Maddelerden biri de “Eylemlere katılmak”... En komiği de bu.
Tarık Akan’ın kendi babasının fabrikasındaki işçi grevine destek vermesi gibi şeyler ancak “Yeşilçam fantazisi” olabilir bu topraklarda.
Ne güzel filmdi 1973 yapımı “Oh Olsun”...
Hatırlarsınız, Kemal Sunal’la kardeşti, birlikte fabrikatör babaları Hulusi Kentmen’e karşı işçilerle greve katılıyorlardı. Gerçek hayatta da birçok eyleme destek verdi ama orada da bu sefer eylem var, para-zenginlik yok.
Yani yine tutmuyor Tatler’ın formülü.
Göstergelerden bir diğeriyse “cep telefonu kullanmamak”.
Hadi canım siz de. Buna cevap bile vermeyeceğim, burası Türkiye...

Takip etmiyorum
Keşfet’ime düştü...

Oyuncu Ayşecan Tatari suda doğum yaptı ve bu anı sosyal medyadan paylaştı.
Tatari fotoğrafta su dolu bir şişme havuzda.
Kafasını havuzun kenarına yaslamış, hemen başucunda da bir görevli bekliyor.
Üstünde doğum kıyafeti. Hiçbir müstehcenlik yok.
Yine de böyle bir paylaşım yaptığı için eleştirenler olmuş.
Böyle özel bir durum nasıl paylaşılırmışmış... Yahu size ne?
Eşi Edip Tepeli de haklı olarak vermiş veriştirmiş kötü yorum yapanlara.
“Kötü niyetli insanlar ‘ne der, nasıl bakar’ diye kendimize otosansür uygulamayalım” diye bitirmiş sözlerini.
Evet, durum gittikçe öyle yıldırıcı bir hal alıyor ki insanlar “Aman ne gerek var” diyerek temel hürriyetlerini bile kullanmaktan imtina eder hale geliyor.
Üstelik şöyle yeni bir boyutu var bu işin: Şimdiye kadar “Madem beğenmiyorsun, takip etme kardeşim” denirdi bu insanlara.
Bu son olayda yorumculardan biri “Sizi takip etmiyorum ama Keşfet’ime düştü, o yüzden yazıyorum” demiş.
Yandık, artık takip edip etmemesi de mühim değil yani. Sosyal medyaya giren herhangi bir şeyden rahatsız olma hakkı bulabiliyor kendinde.
Gün geçtikçe pervasızlaşan, saldırganlaşan bu güruha karşı Ayşecan&Edip çiftini tebrik ediyorum.
Kızları Müjgân’la birlikte mutlu bir hayat diliyorum.

Seçme ve seçilme hakkı
Okan Bayülgen’in programına konuk olan Defne Samyeli, kadın-erkek ilişkileriyle ilgili açıklamalar yaptı.
Diyor ki: “Erkekler kendilerini fasulye gibi nimetten sayıyor. Sanırım yetiştirme tarzıyla ilgili. Sanki kadınları seçen onlar. Biz kendimizi erkeklere beğendirmek zorundaymışız gibi hayata bakıyoruz...”
Ama bu biraz doğanın kanununa aykırı değil mi?
Seçici olan dişi, seçilen erkek aslında. Atasözü bile yok mu: Bir kızı bin kişi ister bir kişi alır.
Kadınların da alımlı olmak, beğenilmek, “seçilen” olmak için elbette bir sürü çabası var günlük hayatta. Ama bir de erkeklerin diğerleriyle yarışıp daha çok para kazanmak, daha iyi araba sahibi olmak, daha mühim kariyer yapmak gibi zorunluluklarını düşünsenize.
İki gıdım adele yapacağım diye spor salonlarında döktükleri terleri saymıyorum bile.

X

Pandemi günlüğü: Topu topu 3 gün bırakın da bir bayram edelim

Bayramda güzel düşünüp, güzel şeyler konuşmak lazım. Tedbirler 1’e 5 veriyor. Önlemlerle eşzamanlı olarak aşılama oranı da yükselirse bu yaz itibarıyla korona daha az gündemimizde olacak.

Kimsede sıkacak diş kalmadı. Bir aç bir kapan, esnaf perişan.
Tiyatrocular, müzisyenler, sinemacılar kan ağlıyor.
Eve kapanmaktan halkın psikolojisi bozuldu, yılların evlilikleri çatırdıyor.
Diğer yanda otellerde partiler, tatil beldelerinin girişlerinde trafik görüntüleri...
Evet... Sinir bozuyor.
Ama... Moral bozmasın.
Bayramda güzel düşünüp, güzel şeyler konuşmak lazım. Bunlar istisna.

Yazının Devamını Oku

“Şeyma çağı”nda evlat yetiştirmek

Şeyma Subaşı’nın hayatını gördükten sonra, hangi ebeveyn çocuğunu 6 sene tıp okumaya, TUS gibi sınavlara, üstüne bilmem kaç sene ihtisas yapmaya, sonra da hasta yakınlarından dayak yemeye ikna edebilir ki?

Mısırlı milyarder sevgilisi Meedo (Mohammed Alsaloussi), Şeyma Subaşı’ya Anneler Günü’nde lüks bir cip hediye etti.

Meedo, Şeyma’yı o kadar seviyor ki Bali tatilinde bir adadan diğerine geçerken özel jet bulamayınca, normal yolcu uçağı kapattı sevgilisi ve kerimesi Melisa için.

Şeyma da sağ olsun, çok hazmetmiş bir insan olduğu için bu tür dertlerini halkla paylaşmaktan hiç gocunmuyor.

Kendimden biliyorum, bu özel jet bulamama meselesi gerçekten çok büyük sıkıntı. Zaman zaman benim de başıma geliyor.

Neyse konuyu dağıtmayalım. Ailelerle tanışıldı, çiftin yakın zamanda evlenmesi bekleniyor.

Acun Ilıcalı’dan sonra ondan daha da zengin Meedo’yu nasıl kaptı, 6 ayda nasıl evliliğe ikna etti, tam bir “başarı” hikâyesi.

Çift evlenecek ama...

Daha şimdiden Şeyma Subaşı’nın

Yazının Devamını Oku

Ex aşkı bize neler ettin?

Yok efendim, evli kadın eski sevgilisini bu şekilde paylaşır mıymış... Yok efendim, Kenan Doğulu ne kadar rahat, ne geniş insanmış... Yahu bize ne? İnsanın ölen aşkını, sevgilisini ya da eşini anması neden kötü olsun?

Yılın o dönemi gelmiş çatmış bile...

Yani Beren Saat’in motosiklet kazasında vefat eden eski aşkı Efe Giray’ı andığı...

Ve ilgili/ilgisiz herkesin ahkâm kestiği doğum günü.

Beren Saat, kendisine şöhretin yolunu açan yarışmaya katılmasını teşvik eden eski sevgilisini “Benim kahramanım” notuyla paylaştı Instagram’dan.

Ağızlarda yine aynı bayat sakızlar:

Yok efendim evli kadın, eski sevgilisini bu şekilde paylaşır mıymış...

Yok efendim Kenan Doğulu ne kadar rahat, ne geniş insanmış...

Yahu bize ne?

Yazının Devamını Oku

Ozan Dolunay: Aşkın acısı yokluğuna yeğdir

Oyunculuk kariyerine “küçük tatlı bir yalancı” olarak başladı, sonra “Yüksek Sosyete”, “Zalim İstanbul” gibi dizilerde başrol olarak devam etti. Ozan Dolunay yeni nesil dizi oyuncularının sinemaya en yakıştırılan yüzlerinden. “Oyunculuk, hayatın cilvesi mi?” diye sorunca “Emek ve fedakârlıklarla kendime kattığım bir kazanım” diye çıkışıyor. Ama iş Beşiktaş’a gelince ödülünden geçiyor da takımından geçemiyor: “Çok Sevdik Be Abi!”

◊ 2 Mayıs, Boğa burcu... Nesi daha zor: İnat mı, takıntı mı?
- İnatçı olduğumu söyleyemem ama az da olsa takıntılı olduğum konular var. (Gülüyor)
◊ Sahne mi, ekran mı?
- Sahnede olmak başka hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Ekranda görsellik ön plandayken sahne tamamen duygulara hitap ediyor. Özgür ve yargılanmadığınız bir alan. Dolayısıyla kesinlikle tiyatro sahnesi.
◊ Kariyerinizde hangisi daha önemli bir dönemeç: “Tatlı Küçük Yalancılar” dizisi mi, “Killology” oyunu mu?
- “Tatlı Küçük Yalancılar” mesleğe giriş yaptığım dizi. “Killology” ise hem mesleki hem de ruhsal anlamda beni çok geliştiren, ilk tiyatro oyunum. İkisi de benim için çok önemli. Ama birini seçmem gerekirse “Killology” derim.

Yazının Devamını Oku

Merve Dizdar’ın önlüğü

Oyuncu Merve Dizdar, ilkokula başladığı günden önlüklü bir fotoğrafını paylaştı. Önlük o kadar büyük ki, okula bugün başlasa ancak olur üzerine. Altına da şunu yazmış: “Seneye de giyersin dediler, 5 sene bu önlükle geçti.” Oh be... Biri de çıkıp küçükken zengin olmadıklarından bahsetti.

Sosyal medyaya baksanız herkes atadan-babadan zengin, herkes paşa torunu, kimse yokluk, yoksulluk görmemiş.
Sanki fakir olmak hastalıkmış, utanılacak, saklanacak bir şeymiş gibi bir hava da yerleşti topluma üstüne üstlük.
Bırakın fakirliği, tutumluluk bile mahkûm edildi, herkes har vurup harman savurmak zorundaymış, ne kadar çok saçılıp dökülürse o kadar mutebermiş gibi paylaşım yapmak zorundayız.
Oyuncu Merve Dizdar ilkokula başladığı günden önlüklü bir fotoğrafını paylaştı.



Şimdikiler bilmez. Bizim dönemimizde fakirin de zenginin de çocuğu eşit hissetsin diye öğrencilere önlük giydirilirdi.

Yazının Devamını Oku

Usta-çırak ilişkisiyle de şahane olur

“Oyunculukta eğitim” tartışmasında Nilgün Belgün de açıklama yaptı: “Finalde aynı şeyi düşünüp söylüyoruz. Tabii ki en önemlisi yetenek. Ama eğitim güçlendirir her zaman.”

Önceki yazılarımda Damla Sönmez’in, oyunculukta eğitimle ilgili görüşlerini yayımladığımız bir haberin başlığına itirazına yer vermiş, haklı olabileceği noktaları taramıştım.
Çok yakın bir zaman önce Nilgün Belgün’ün de aynı şekilde “oyunculukta eğitim” konusuyla gündeme geldiğini hatırlatmıştım.
“Aman yine yanlış anlaşılmayayım” notuyla Nilgün Belgün’den bir açıklama geldi.
Özetle herkesin aynı şeyi düşündüğünü söylüyor:
“Oyunculuk eğitimle taçlanır. Bu sözümün sonuna kadar arkasındayım. Usta-çırak ilişkisiyle de şahane olur. Damla da ben de finalde aynı şeyi düşünüp söylüyoruz. Tabii ki en önemlisi yetenek. Ama eğitimi dışlayamayız, eğitim güçlendirir her zaman.”

Biri şu akımı bitirsin

Üst orta yaşlarda yani 20’li yaşları 90’lara denk gelenlerde bir telaş...

Yazının Devamını Oku

Yanlış zaman, yanlış insan

Pandemide işsiz kalan müzisyenlere dikkat çekmek için başlatılan “Hepimiz İçin Ses Ver Türkiye” akımına Yıldız Tilbe de katıldı, şarkı söyleyip topu Tarkan’a attı. Tarkan önce sessiz kaldı, sonra daveti reddederek Tilbe’yi milyonların önüne attı. Yıllar önce Tarkan’a verdiği şarkıdaki gibi: Yanlış zaman, yanlış insan...

◊ YILDIZ HAKLI ÇÜNKÜ:
Sanatçı duyarlılığı gösteriyor. Sektördeki sorunların, intiharların duyulması için elini taşın altına koydu. Tarkan’dan da benzer bir duyarlılık bekledi.

◊ TARKAN HAKLI ÇÜNKÜ:
“Amacını anlamadım” diyor. Biz şarkı söyleyip kendi aramızda top çevirince ne olacak yani demeye getiriyor. Kuru tantananın kime, ne faydası var?

◊ YILDIZ HAKLI ÇÜNKÜ:

Yazının Devamını Oku

Oynayan kaşlar, gülüp üzülebilen bir surat

Burcu Biricik’i bu kadar “biricik” kılan ne? Bence güzel görüneceğim diye diğer oyuncular gibi estetik yaptırmaması. Rolünün gereğini, bakışlarını mimiklerini suratına yansıtabilmesi. Tıpkı özlediğimiz Yeşilçam oyuncularındaki gibi.

Kanal D’nin efsaneleşen dizisi “Camdaki Kız”da “Nalan” karakteri...

Aslında bir fanusun içinde yaşıyor, hayatı bilmiyor, annesinin kendisine gösterdiği hayatı camdan izliyor.

Diziyi ve karakteri bu kadar fenomen yapansa bence başrol oyuncusu Burcu Biricik.

Dijitalde yayınlanan dizisi “Fatma” da onun sayesinde bu kadar ses getirdi.

Burcu Biricik zaten güzel.

Ekranda gördüğünüzde zaplamak falan mümkün değil, takılıp kalıyorsunuz.

Ama onun ötesinde oyunculuğuyla da döktürüyor.

Yazının Devamını Oku

Kış, kar, soğuk hava Sıcak ev, battaniye... Ohhh!

Çok güzel, aşırı zarif ve “ketum” denilebilecek kadar ölçülü. Ülkenin en popüler adamıyla evli ama sosyal medyada “#Kocişkom, #huzurum, #aşkın dibi” gibi paylaşımlarına asla rastlamazsınız. Ayaküstü sansasyon olacak demeçler vermez, zaten sokakta da çok göremezsiniz. İşinde, gücünde bir moda insanı. Kendini bu kadar çok geri çekmeyi sevdiği için daha da çok merak uyandırıyor tabii. Buyurun size ev hali, küçük keyifleri ve hayat felsefesiyle Başak Dizer Tatlıtuğ.

◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi, kayıtsızlık mı?

- Kayıtsızlık tabii. Âşık olduğunda tüm hücrelerinle tek noktadasın. İster belli olsun, ister olmasın... En fazla “mış gibi” yapıyorsundur (Gülüyor).

◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal medya mı pijama-terlik-televizyon mu?
- PTT! Çünkü daha sosyal. Bütün aile birlikte yapabilirsiniz. Kış, kar, soğuk hava, sıcak ev, battaniye... Ohhh.

◊ Gündoğumu mu günbatımı mı?

- Her zaman günbatımı. Görsel bir şölen yahu. Bir de ben en çok geceleri seviyorum.

◊ Hangisi çok iç gıcıklar: Göz kırpmak mı göz kaçırmak mı?

- Göz kaçırmak daha gizemli (Gülüyor).

Yazının Devamını Oku

Arnavutköy’de enkaz neden daha büyük?

Gezdiğim yerler arasında Ortaköy, Asmalımescit gibi, insanların yeme-içme için dışarıdan geldikleri bölgelerin daha kötü etkilendiğini, içinde zaten kendi ahalisi yaşayan Cihangir, Moda gibi semtlerin daha az kayıp verdiğini gözlemlemiştim.

Hürriyet Cumartesi’deki köşemde bir süredir “pandemide semt turları” yapıyorum.
Hem o semtin kent hayatının dününe, bugününe biraz bakıyoruz hem de karantinada aldığı hasarı tespit etmeye çalışıyoruz fotoğrafçı arkadaşlarımla.
Beni en şaşırtan semtlerden biri Arnavutköy olmuştu.
Çünkü bugüne kadar gezdiğim yerler arasında Ortaköy, Asmalımescit gibi, insanların yeme-içme için dışarıdan geldikleri bölgelerin daha kötü etkilendiğini, içinde zaten kendi ahalisi yaşayan Cihangir, Moda gibi semtlerin daha az kayıp verdiğini gözlemlemiştim.
Arnavutköy ne birine ne öbürüne uyuyordu.
Yerleşik sakinleri olmasına rağmen çok dükkân kapanmıştı, hasar çok fazlaydı.
Arnavutköylü bir okurum gözlemini yazmış.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin “fışkiye” fantezisi

Ülkenin en takip edilen çifti Hande Erçel ile Kerem Bürsin’in Maldivler’de çimleri sulayan fıskiyelerin altında ıslanma pozları rekorlar kırdı.

Hande Erçel’in “Sevincimiz fıskiyeleri patlatıyor... Mükemmel” notuyla paylaştığı fotoğrafa 2.7 milyon beğeni yağmış.

Kerem Bürsin’e 100 bin yorum yapılmış.

100 bin kişi işi gücü bırakmış, bu kareye tıkır tıkır bir şeyler yazmış.  

Meğer bünyede bir “ıslanma” fantezisi varmış da akacak mecra ararmış.

Yaklaşık şöyle bir şey:

“Çimlerde ikisi de mayolu ve yalınayaktı...

Islak çimenlerin üzerinde koşuyorlardı...

Kerem havada ayaklarını birbirine vuruyordu...”

Yazının Devamını Oku

Meryem Uzerli’nin taht oyunları

DNA dizilimine göre Meryem Uzerli yüzde 6-8 oranında Rusmuş.

Halbuki babası Türk, annesi Alman’dı. Yeterince karışık değil mi?
Aslında dizilimi geçen sene yaptırmış ama biz şimdi öğrendik.
Açıklamayı yaptığı yer Rusya’nın başkenti. Moskova Film Festivali’nde gösterilen “Kovan” için orada.
“Muhteşem Yüzyıl”daki “Hürrem” rolüyle bu ülkede zaten sempatisi yüksekti. Güzel bir hamleyle tribünlere iyice oynadı.
Bakalım bu zekice PR adımları Rus pazarını kendisine açacak mı?

AÇIKLAMA KARNESİ

◊ Yerindelik: 10

Yazının Devamını Oku

Pandemi günlüğü... Eski normali geri getirmek elimizde

Sadece aşı olmak yetmiyor. Etrafımızda aşılanmamış birileri kalmışsa onlarla da ilgilenmek gerekiyor. Arayıp sorsak... Özellikle de yaşlılarımızı.

Sayılar delirdi, tam kapanmanın eşiğine geldik ama iyiye giden şeyler de var.

Aşının işe yaradığının ortaya çıkması umutları güçlendiriyor.

Mesela bu konuda en cevval ülke İsrail’de ilk kez korona ölüm vakasız gün yaşandı. 

Bizde de fire büyük olmasına rağmen aşılama gittikçe daha alt yaşlara doğru ilerliyor.

Aşı tedarik etmenin kolaylaşacağı konusunda Rus aşısının Türkiye’de de üretileceği haberi düştü ekranlara. Hepsi içe su serpen gelişmeler.

Yalnız şu fire mevzuu fena.

Sadece aşı olmak yetmiyor.

Etrafımızda aşılanmamış birileri kalmışsa onlarla da ilgilenmek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Doğuma saatler kala röportaj: Erkek olacağını öğrenince bu fikre alışmam gerekti ama şimdi Tamamım!

Hamile olduğunu bilmiyordum. Röportaj için aradım, doğuma 12 saat kalmasına rağmen “olur” dedi. Müzisyen Aylin Aslım, “Dreamer” gibi ABD listelerinde 1 numaraya oturan şarkılar, albümler, konserlerden sonra Kaş’a yerleşti. Evlenip hayatının yeni bir dönemine geçti. Hamilelik için “kaza kurşunu” diyor. Şimdi oğul sahibi bir lohusa, ikisi de gayet sağlıklı. Allah analı-babalı büyütsün...

Geçen yıl yaşamını yitiren müzik yazarı Çağlan Tekil ile yakın arkadaş olan Aylin Aslım, 23 Nisan’da dünyaya gelen oğluna Orman Umut Çağlan adını verdi.

◊ Öğrenciliğinizin hangi dönemi daha şamatalıydı: BAAL mi, BOUN mu?
- Açıkçası ben kendimi daha Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’ndeyken müzik ve edebiyat çalışmalarıyla buldum. Boğaziçi Üniversitesi yılları çift vardiya çalışmak, geçim derdi ve ilk albüm sürünmeleri ile geçtiği için, sanırım BAAL daha eğlenceliydi.
◊ 90’larda tam olarak ne yaşadık biz: Pop rönesansı mı, tüp patlaması mı?
- Şimdi bakınca kesinlikle popun rönesansı derim. Hatta 80’ler sonu ile. Sebebi, hâlâ yerleri dolmayan ve bence dolamayacak olan Onno Tunç, Melih Kibar, Çiğdem Talu, Aysel Gürel gibi dehâlar.
◊ Kaş’a yerleştiniz: Kaçış mı, varış mı?
- Kaş bence ne olursa olsun bir yerlerden, bir şeylerden kaçış. Varış olabilir mi? 5 senenin sonunda hâlâ emin değilim bundan. Anlayana kadar da acelem yok.

Yazının Devamını Oku

Böyle kaçamak mı olur

Hande Erçel ve Kerem Bürsin’in Maldivler tatilinin kaçamak falan olmadığı kesin. Hande Erçel’in ablası da ailesiyle orada. Üç olasılık var: Ya reklam anlaşması, ya beleş tatil ya da Kerem o kadar damat oldu ki ailece tatillere gidiliyor.

Aralarında ilişkiyi hep muallakta bırakıyorlar. Ama bir yandan da sürekli kuşkuları artıracak mizansenler yapıyorlar.
Hande Erçel ve Kerem Bürsin’in Maldivler tatili de bu yüzden ilgi görüyor.
Oradan paylaştıkları her karede aynı temcit pilavının altı tekrar yakılıyor. Soru şu: Acaba Türkiye’nin en ünlü ikilisi tatil kaçamağı mı yapıyor?
Aralarında gerçekten bir ilişki var mı yoksa bizi mi trollüyorlar, bilmiyorum.
Ama çıktıkları bu son Maldivler seferinin kaçamak falan olmadığı kesin.
Hande Erçel’in ablası da ailesiyle orada. Ablalı/yeğenli kaçamak mı olur?
Üç olasılık var...

Yazının Devamını Oku

Hasarın boyutu şaşırtıcı

200 metrelik mesafede kapanmış 20 mekân... Arnavutköy’ün pandemide bu kadar hasar almış olması şaşırtıcı. Çünkü içinde aynı zamanda kendi ahalisi yaşayan Moda, Cihangir gibi yerler nispeten kendini koruyabildi.


Onca garson, şef, barmen kim bilir nerelere dağılmış durumda. Bir daha nasıl toparlanıp ayağa kalkar, orası muamma.

Cihangir’in kedileri varsa Arnavutköy’ün de köpekleri var. Arnavutköy vapur iskelesinin baktığı Ömer Yılmaz Güven Parkı’nda sokak köpeklerine tavuk döner veren hayvanseverle karşılaşıyoruz. Küçük meydandaki Fıstık Kebap açık. Dönerleri köpeklere vermeden önce orada ısıttırıyorlar.

İnsanı mutlu eden bu şefkatten sonra ilk şok: Semtin en popüler mekânlarından Any kapalı. Sadece Any mi? Çaprazındaki Alexandra kokteyl bar, karşısında Haleti Ruhiye, onun yanındaki Jain, komşusu Xunta Kafe, Angelo Grande, yine karşı sırada Yalı Balıkçısı ve Zıpkın, Hakan, Barboon, Mira balıkçıları, karşısında Angelo, aynı sokaktaki F’roses çiçek-kafe, Levendiz meyhanesi, az ilerideki Arnavutköy Balıkçısı, Level Kulüp, nutellalı profiterol yapan Linz Cakery, Krepen krepçisi: Kapalı, kapalı, kapalı.

Yazının Devamını Oku

Kendi düşen ağlamaz

Kripto para borsası Thodex’in kurucusu Faruk Fatih Özer’in bütün yatırımları söğüşleyip...


2 milyar dolarla yurtdışına kaçtığı iddiası hanelere ateş gibi düştü.
Kimi bütün birikimini, kimi çoluk çocuğunun rızkını, kimi de eşinin dostunun parasını yatırdı bu işe.
Sebep: Kazanma hırsı. Tıpkı Tosuncuk’ta, çok daha eskiden Banker Kastelli’de olduğu gibi.
“1 koyup 10 alayım, tek seferde köşeyi döneyim” düşüncesi.
Mağdur olanlar için üzülmemek elde değil tabii. Ama kahrımdan da ölemeyeceğim.
Çünkü bu bir çeşit kumar. Kumarda kazanmak kadar kaybetmek de var.

Yazının Devamını Oku

Maldivler’e bir-iki...

Öykü Karayel’in “Bir Başkadır”daki meşhur 24 numaralı otobüsü Maldiv’den geçer mi bilmiyoruz ama böyle bir hat olsa akbil basacaklara gelin: Serenay Sarıkaya, Aleyna Tilki, Ceren Hindistan ve şimdi de Kerem Bürsin ile Hande Erçel...

Hindistan’ı bildiniz. Hemen altında Sri Lanka var, hani gözyaşı şeklinde olan. Oradan da 750 kilometre güneybatıya uçarsanız, alın size Maldivler.

1200 adadan oluşuyor.

Öyle bakir ki 100 tanesinde hiç insan yaşamıyor.

Cennet parçası...

Tek mesele... Küresel ısınmadan buzullar erimeye devam ederse, 100 sene içinde hepsinin sular altında kalacak olması...

Hiç gitmedim.

Bir gün imkân olursa çok merak ediyorum.

Ama sağ olsun ünlülerimizin paylaşımları sayesinde gidip görmüş, o bembeyaz kumlarda yürümüş, masmavi plajlarda yüzmüş kadar oluyoruz.

Yazının Devamını Oku

Film gibi dava

10 sene önce yazılan “Kalbime Gömerim O Zaman” şarkısı üzerinden “Gerçek Gökçe Kırgız kim?” polemiği yürüyor. Taraflardan biri hem şarkısının hem de isminin çalındığını iddia ediyor.

Bir arkadaşımın işaret etmesiyle bir davaya odaklandım.

Geçen hafta duruşması yapıldı. O kadar ilginç ki...

Bir taraf öbürünü şarkısını ve sonra da ismini çalmakla suçluyor.

The Beatles’tan John Lennon’un trajik şekilde öldürülmesi gibi: Asıl John Lennon benim!

Bu davada da Gökçe Kırgız adında bir kadın var. Daha doğrusu iki tane Gökçe Kırgız var.

İlki orijinali. Yani doğma-büyüme Gökçe Kırgız.

Şu anda 32 yaşında.

2006’da, daha lise öğrencisiyken “Kalbime Gömerim O Zaman” adlı bir şarkı yapıyor.

Yazının Devamını Oku

6-7 sene önceki halime bir bardak su veresim gelmiyor

Bayılıyorum İrem Derici gibi ünlülere. Menajerinin sözünden çıkmayan, etliye sütlüye karışmayanlardan değil. Kendisiyle ve hayatla derdi var. Bu dertleri de, onları izah etme biçimleri de onu komik, zeki, farklı ve aslında “hepimiz” yapıyor. Keşke herkesin kafasını böyle dağıtabileceği bir tanıdığı olsa telefon rehberinde. Ara bak, neler diyor...

Reklamcı babanız Hulusi Derici’ye en benzettiğiniz yönünüz: Argo mu, PR vizyonu mu?

- Ben minyatür bir Hulusi Derici’yim. PR vizyonu da, argo da, hazır cevap olmam da onun DNA’sından. Ama bunların hiçbiri umurumda değil.

Ben Hulusi’nin asıl merhametini almışım, o yeter.

Bir sürü dizi ve filmde rol aldınız ama hep kendinizi canlandırdınız: İrem Derici’yi oynamak kolay mı, zor mu?

- İrem Derici 34 senedir gerçek hayatında da inanılmaz gerçek olduğu için zor olmuyor. Hatta şu an kendimden 3. tekil şahıs olarak bahsettiğim için kendime sinir oldum (Gülüyor). Senaristler de benim jargonumu çok iyi bildikleri için her şey çok yerinde ve tadında geçti bugüne kadar.

Okuduğunuz okullardan Mimar Sinan Piyano mu daha şamatalıydı, Bilgi Sosyoloji mi?

- Bilgi Sosyoloji daha şamataydı çünkü ayıla bayıla girdiğim bir bölüm olmadı. Babamın yönlendirmesiyle ite kaka bitirdim. Ama MSÜ Devlet Konservatuvarı’nı aşkla bitirdim. O sene yüzlerce kişi arasından sadece beş kişi mezun olduk ve aralarında en yüksek puanı ben aldım. Bana Durkheim’le değil, Mozart’la gelin kardeşim.

Yazının Devamını Oku