Paylaş

Türkiye’nin sayılı zenginlerinden Murat Ülker’in kazağı gündemde. Fiyatıyla değil, yılıyla.
Hanımı, başka eski kıyafetlerle birlikte vermiş kazağı. 30 yıllık kazağıymış... Çok üzülmüş.
Varlıklı birinin bir kazak için bu kadar dertlenmesi, milletin de çenesini yordu tabii.
Murat Ülker için kazak parası toplayan mı ararsın, “Yazık, daha 20 yıl giyilirdi o kazak” diyen mi... Kazak konusunda dertli başka insanlardan destek de geldi Ülker’e.
Çelik annesinin ördüğü ve 30 yıl önce “Ateşteyim” şarkısının klibinde giydiği kazağını paylaştı Murat Bey’le. Dayanışma için, aynı yamalı bohça kazağı photoshop’la Murat Bey’e de giydirdi. “Eski kazak” kardeşliği büyüyor anlayacağınız.
Kazağın, gocuğun ötesinde, bence insanların giysileriyle duygusal bağ kurmaları çok çocukça. Çocukça ve çok sevimli.
Bir pabucu, bir eldiveni, bir kot pantolonu çok sevmek...
O en naif zamanlarımızdan kalan sıcacık bir duygu.
Giysileri araçsallaştırmak, onlara sadece ederleriyle bakmak, kumaş-deri muamelesi yapmak, büyümekle ilgili bir şey.
Giysileriyle “kanka” olabilen kişilerin hayatla da daha barışık olduğuna dair bir önyargım var.
Yağış var, artış yok!
Gece yağmur sesi duyuyorum, sabah kalkınca İSKİ’nin baraj doluluk oranlarına bakıyorum ne kadar artmış diye. Yağışa rağmen kıpırdanma yok, barajlar yüzde 18’de bile değil. Dibi mi delik anlamıyorum ki bu barajların...
Başka şehirlerde, özellikle İzmir’de durum daha da kötü.
Gölleriyle, akarsularıyla, yeraltı sularıyla Anadolu kuruyor.
Şakası yok bu işin, komşumuz İran susuzluktan başkent Tahran’ı taşımayı tartışıyor. Benzer senaryolar bizden de çok uzak değil.
Susuzluk korkumu bulaştırıyorum da. Bazı tanıdıklarımı da baraj kontrol manyağı yaptım. Şimdilik umudu, barajlara asıl suyu sağlayan karlara bağladık.
Dört gözle ocak başındaki yağışları bekliyoruz.
Güllü olayından kalan izler...
Güllü’nün kaybının ardından “Tuğyan” ismi, ne demek olduğu falan gibi şeyler de gündeme geldi.
Yaygın, bildiğimiz bir isim değil. Mesela ben ilk kez bu olayla duydum.
“Haddini aşma, taşkınlık, azgınlık” falan gibi bir anlamı varmış.
Zaten pek bilinen bir isim değildi, bu olaydan sonra uzunca bir süre kimseye verileceğini zannetmem.
Kimsenin mi dikkatini çekmedi?
3.5 aylık evliliğin ardından boşanma kararı alan Mehmet Ali Erbil ile Gülseren Ceylan’ın evliliklerini yürütememe nedeni “büyük yaş farkından kaynaklanan fikir ayrılıkları” imiş.
Herkesin gözü önünde evlendiler, birimiz de çıkıp demedik “Sizin 40 yaş farkınız var” diye...
Paylaş