GeriSavaş ÖZBEY Küçük lokma yerim büyük söz ederim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Küçük lokma yerim büyük söz ederim

Tractor Sazi’yi çalıştırırken Tebriz’de ziyaretine gidecektim, araya pandemi de girince Ulus’taki evinde kısmet oldu söyleşi. Tanıdığım en şahsına münhasır insanlardan biri. Onca büyük başarıya imza atmış bir spor adamından ziyade, duygusal bir filozof gibi. İnanılmaz alçak sesli ve sakin konuşuyor. Bir soruyu cevaplarken duygulanıp gözleri dolabiliyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu her taraftar grubunun sevdiği, “Kahin” lakaplı hoca Mustafa Denizli.

◊ Hangisi daha şiir gibi goldür: 1986 Dünya Kupası’nda Maradona’nın İngiltere’ye attığı ikinci gol mü, Euro 88’de Van Basten’in SSCB’ye attığı gol mü?
- İkisini de izledim, bilirim. Hollanda-Rusya maçının 1988 finaline özel uçakla gitmiştim. İki farklı golden bahsediyorsun. Biri Van Basten’in inanılmaz bir vuruş güzelliği, öbür tarafta da Maradona’nın yarı sahadan alıp İngilizleri ekarte edip, kaleciyi ekarte edip attığı gol... Maradona’nın golü, bu manada tartışma götürmez.
◊ Hangisi daha ‘arıza’ futbolcudur: Eric Cantona mı, Felipe Melo mu?
- İkisi de birbirinin aynı... Felipe Melo’nun yine bir sevimli tarafı vardır. Bunu derken latife ediyorum tabii. İkisi de üst sınıf futbolculardı.
◊ Altay’da oynarken “Büyük Mustafa” diye anılmaya başladınız. Seçme şansınız olsa takımda hangi lakap daha güzel: Büyük mü, küçük mü?
- Büyük olmaktan korkma. Bizde bir laf vardır: Büyük lokma ye, büyük söz etme. Ben onun tam tersini düşünüyorum. Büyük söz ederim, küçük lokma yerim.
◊ Futbolumuzun gelmiş geçmiş en iyi sol ayaklı futbolcularından birisiydiniz. Sizce sol ayak mı, sağ ayak mı?
- Kesinlikle sol. Bütün ülkelere bak, dünya futboluna bak... Biraz evvel Maradona dedin... Sol ayak. Şu anda tartışmasız Messi... Sol ayak. Türkiye’ye bakıyorsun Hagi, Alex, Sergen... Hepsi sol ayak. Estetik algıları çok farklıdır. İnsan anatomisiyle ilgili bir şey bu. Ben sol ayak olduğum için söylemiyorum. Sol ayaklılara ayrı bir zaafım vardır. Transferlerde kalite sol ayaklılar hep bir adım öndedir.
◊ Maç sırasında hangisi daha yıpratıcı: Taraftarla sorun yaşamak mı, hakemle sorun yaşamak mı?
- İkisiyle de sorun yaşamıyorsan, keyifli bir maç vardır. Biriyle bile sorun yaşıyorsan, sorun vardır.
◊ Hangi daha hüzünlü: Penaltılarla mağlubiyet mi, hükmen mağlubiyet mi?
- Penaltılarla. İki defa kaybettim. Onun için...
Küçük lokma yerim büyük söz ederim

YARI PARASI OLSUN
SAHADA OLSUN!
◊ Aynı parayı alsanız... Oturduğunuz yerden yorumculuk yapmak mı, sahada antrenör olmak mı?
- Yorumculuğu zaten sevmem. (Gülüyor) Yarı parası olsun, sahada olsun!
◊ Peki bir oğlunuz olsaydı... Yetenek abidesi Messi mi, hırs abidesi Ronaldo mu?
- İkisi bir arada olmuyor mu? Hırs yüzde 80’de vardır. Yetenekse yüzde 10’la sınırlıdır. Ama o yeteneğin hırssız olduğunu düşünmek mümkün değildir. Aslında yeteneğin hırsı daha fazladır. Kötü bir hırs değil bu, rekabetle ilgisi yok. Seninle ilgili, kendi içinde yaşadığın bir hırs.
◊ İki kız babasısınız. Kadın takımı çalıştırsanız hangisini transfer etmek için daha çok uğraşırdınız: Selin Hanım’ı mı, Lal Hanım’ı mı?
- İkisini de sahanın kenarından bile geçirmezdim! (Gülüyor) Çünkü birini alsan, bunu diğerine nasıl anlatacaksın? O yüzden ikisi birden dışarıda. Dışarısı daha iyi. Yoksa orada baba-kız ilişkisi biter.
◊ Batıda da, doğuda da takımlar çalıştırdınız. Hangi seyirci size daha çok enerji verdi: İran mı, Alman mı?
- İkisinde de o kadar sıcak enerji aldım ki, inanılmaz bir şey. İran bambaşka bir hadise... Almanya’daysa ilk Ahen’dayken büyük kulüplerden teklif aldım. Alp Yalman ilk defa başkanlığa seçiliyordu, onu kıramadım, döndüm. Alp Yalman başkan olmasaydı Almanya’da kalırdım.
◊ Kariyeriniz boyunca ikisi de söylendi: Kurt Hoca’yı mı daha çok seviyorsunuz, Kahin’i mi?
- Hakkımda “Kurt” lakabını çok duymadım açıkçası. Sevmem de zaten. Daha fazla kullanılan “Kahin”...
◊ Yangında hangisini kurtarırsınız? Şampiyon Kulüpler Kupası’nı mı, yavru kediyi mi?
- Çalışırım, kupaya tekrar ulaşabilirim ama bir canlıyı bir daha geriye getirmem. Onun için yangında tartışmasız kediyi kurtarırım.
O zaferi bütün
Türkiye yaşadı
◊ Sizin için hangisi daha büyük bir zafer: Bir Türk takımı ile Şampiyon Kulüpler Kupası’nda (yani şimdinin ‘Şampiyonlar Ligi’nde) yarı finale çıkan ilk teknik direktör olmak mı, Milli Takım’ı uluslararası bir turnuvada çeyrek finale çıkaran ilk teknik direktör olmak mı?
- İkisi de ilk tabii... Ama biri, yaklaşık 25 milyon taraftarla birlikte Türkiye’nin de bütünüyle desteklediği bir hadiseydi. Milli Takım dediğin zamansa ülkenin bütününü ifade ediyor. Milli Takım’ın başarısından gururlanmayacak insan yok. Ama yarı finalde bir kulüp takımıyla oynadığın zaman belki ülkenin bütününde o hazzı yaşayamıyorsun.
Biri camia takımı. Bir tanesi de ülke takımı. İkisinin de zevki hakikaten çok farklı duygular. Ama şunu söyleyeyim: Ben Galatasaray’la yarı final yaşadığım zaman bunu sadece Galatasaraylılar yaşamadı. Bütün Türkiye yaşadı. Bayraklarıyla sokaklara dökülen insanlar içinde Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Trabzonsporlusunu çok miktarda rahatlıkla görebiliyordun. Birleştirici bir unsur gibiydi. 
Küçük lokma yerim büyük söz ederim


Sir Elton John da öyle derdi

◊ Zaman makinesi icat ettiniz. Nereye giderdiniz? Geçmişe mi, geleceğe mi?
- Geçmişi biliyorum. Ama geleceği bilmiyorum. Bilinmezlik benim için daha cazip.
◊ Hangisi daha çok haz verir?
İyi bir roman mı, iyi bir film mi?
- İyi bir film. Ben edebiyat okudum. Roman öğrenciliğimden, futbolculuğumdan gelen bir şey. Hâlâ okuyorum. Ama tercih nedeni olursa sinema. Benim için daha kısa soluklu bir şey.
◊ Hangisini tercih edersiniz? Tek başına ağlamak mı, dost omuzunda ağlamak mı?
- (Uzunca duruyor. Uzağa bakıyor, gözlerini kapatıyor, tekrar uzağa bakıyor) İkisini de yaptım ama tek başıma...
◊ Peki kedi mi, köpek mi?
- Köpek sevecenliği farklı bir şey. Köpek dosttur. Yalnız ağlamak mı diye sordun ya... Yalnız ağlamalarımdan biri köpeğim içindir. (İsmini soruyorum, inanamazsınız: Koskoca Mustafa Denizli konuşamıyor, öyle kalakalıyor. Pandemiden dolayı dirseğimle dirseğine dokunuyorum.) Çeşme’de, otelin arka tarafına mezar yapıp gömdük işte... Adı İrma’ydı.
İnce espriye düşkünlüğünüz malum. Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?
- Cem arkadaşım. Ata Demirer’i yakinen tanımadım. İkisini birbirinden ayırmak söz konusu değil. Tabii ki Cem’in sahnesi, sineması, mazisi, hayatı çok daha fazla ama Ata da yaptığı her şeyle “Ne güzel olmuş” dedirten bir kardeşim. İkisi de çok başarılı.
BİR KERE ŞARKI
SÖYLEDİM, FELAKET
◊ İmkân olsa hangisini seçerdiniz?
Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?
- Tüm sporları yapmak tabii ama öyle biri var mı bilmiyorum. Ben müziği dinlemek için seviyorum, yapmak için değil. Zaten yapamam. Hayatımda bir kere şarkı söyleye kalktım, kepazelik! (Gülüyor) Kıbrıs’ta rahmetli Rauf Denktaş’ın misafiriydik. Herkes şarkı söylüyor. “Hoca da bir tane söylesin” dediler. “Burada kimse kalmasın istiyorsanız söyleyeyim” dedim. Söyledim, felaket. Neyse ki saygılarından gitmediler.
◊ Sizde hangisi anksiyete yaratır? Geç kalmak mı, geç kalanı beklemek mi?
- İkisi de sinir bozucu. Mesleki bir şeyse asla geç kalmadım, kalmam da. İnsani bir şeyse, yemektir, toplantıdır vs. şartlar beni çok zorlamıyorsa trafik gibi, ona da geç kalmam. Geç kalana çok kızarım, geç kalırsam kendimden nefret ederim. Benim için bu, kendine ve karşındakine saygının ifadesidir.
◊ Sofrada hangisine tahammül daha zordur? Obura mı, gevezeye mi?
- İkisine de. Sir Elton John da öyle derdi. Bir ara ben onun kulübünde 1 hafta kadar asistan antrenörlük yapmıştım.
Orada tanışıp, bir-iki maç da beraber seyretmiştik. Onun öyle güzel lafları vardı,
hem gevezelik hem oburluk üzerine... 

Kaloriferi klimaya
tercih ederim

◊ El ele yürümek için... Gündoğumu mu, günbatımı mı?
- Günbatımı.
◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?
- Kırmızı et.
◊ Sizce hangisi vazgeçilmez... Klima mı, kalorifer mi?
- Kalorifer. 
◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?
- Hatırlı kişinin kim olduğuna bağlı.

Nisanda, mayısta gel demiyor eylülde gel diyor şarkı
◊ Sizce yılın hangi mevsimi daha romantik? İlkbahar mı, sonbahar mı?
- Sonbahar... Şarkılar bile öyle değil mi: “Eylülde Gel”... Nisanda, mayısta gel demiyor şarkı.
◊ Hangisi iç gıcıklar?
Göz kırpmak mı, göz
kaçırmak mı?
- Göz kaçırmak.
◊ Yemeğe hangisiyle çıkardınız? Marilyn Monroe mu, Brigitte Bardot mu?
- E Brigitte daha yakın. (Gülüyor) Avrupa’da. Öbürü ta Amerika’da. Brigitte bizim jenerasyona daha yakın.
◊ Hangisi daha şanslı? Parasız ama çok yakışıklı adam mı, çirkin ama çok zengin adam mı?
- Türk filmlerinde hangisi vardı? Parasız yakışıklı. Ama öyle bir tercih hiç düşünmedim. Eli ayağı düzgün olsun, yetecek kadar da parası olsun. Yoksa ikisinin de derdi vardır.
◊ Yeşilçam’da hangisi sizin kadınınız: Filiz Akın mı, Türkan Şoray mı?
- İkisi de duruşları olan oyuncular. Öyle diyeyim.

X

“Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci

Köklü bir aile? At bir çentik... İyi bir eğitim? Çentik. Sofistike bir iş? Çentik. Medyada çok görünmeme? Çentik. Zarafet, hoşluk ve güzellik? Çentik, çentik, çentik... Aslında “sosyetik isim” kavramının tam karşılığı Maya Portakal. Yedi yıldır ikinci bir soyadı (Bitargil) ve bu evlilikten de bir kızı var. Ama dört kuşaktır müzayedecilikle uğraşan bir sülaleden geldiği için ikilemli sorularıma oradan başladım.

Ailede başka meslek yapmak isteyen hiç mi çıkmıyor, yoksa çok sıkı bir disiplin mi var?

- Soyun devamı var, işi ileriye taşımak var... Ah elbette biraz disiplin de var! (Gülüyor)

Paris’te sanat tarihi eğitimi aldınız. Müzayedecilikte olmazsa olmaz mı, sizin ekstra hevesiniz mi?

- Müzayede adrenalin. İşin sahne almış hali... Müzayedeci orkestra şefi. Sanatı iyi bilmek olmazsa olmazı. Eseri, onunla vedalaşanı ve ona yeni sahip olanı en hakkaniyetli şekilde buluşturmak... Tam da bu sebeple Fransa’da müzayedecilerin hukuk okumalarını şart koşarlar. Çünkü “Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci. Ve bunu hakkaniyetle yapmakla yükümlüdür. Satılan eser üzerindeki hakimiyet, salonla ilişki, kimi zaman gözlerin konuştuğu anlar, büyük satışlardan önce büyük sessizlikler, küçük jestler, beden dili... Hepsi müzayedenin temel taşları.

Mükemmelliyetçiliğinizi, birlikte çalıştığınız babanız Raffi Portakal’dan aldığınız söyleniyor. Aranızdaki ilişki tam olarak... Baba-kız mı, usta-çırak mı?

- Bana işin en zor ve en detaylı alanlarını öğretmek için ilk günden itibaren büyük emek verdi. Sonsuza dek usta-çırak, baba-kızız.

Yazının Devamını Oku

Bazen de can Boaz'dan gelir

Kuruçeşme’deki Boaz, açılır açılmaz pandeminin azizliğine uğrayanlardan... Ama son bir aydır restoran, kulüp ve canlı müzik mekânı olarak yeniden faaliyette ve daha şimdiden ünlü müdavimleri var.

Farklı bölümlerinde 600 kişinin aynı anda yiyip, içip eğlenebildiği, üç katlı bir mekân Kuruçeşme Boaz. Giriş kat 50 kişilik bir canlı müzik alanı. Buraya Boaz Live diyorlar. Geçen hafta Murat Dalkılıç çıktı. Bu akşam Spago ve Mest’in sahnesinden tanıyabileceğiniz Seda Mete var. Fiks mönü kişi başı 550 lira. İçkinizi ayrıca ödüyorsunuz, kokteyller 90-120 lira.

İkinci kat Boaz House. Bir yanı lounge, bir yanı 300 kişilik, üstü açılabilen bir gece kulübü. Damian Lazarus gibi ünlü DJ’ler getiriyorlar. Bu akşam ABD’li DJ Ageless kabinde. Giriş ücreti yok, içtiğinizi ödüyorsunuz.

Üstü açılabilir gece kulübü rengârenk ışıklandırılmış bir ağaca bakıyor.

Terastaki Boaz Roof ise Akdeniz mutfağı ağırlıklı bir restoran. Menüde deniz mahsullü linguine (165 lira), fiyatı üzerindeki böceğin gramajına göre belirlenen paella ve vişne soslu irmik helvası (50 lira) en popüler yemekler.

Dört kişilik kerevitli paella

Boğaz gören restoranın tam ortasına ikonik bir bar da kondurmuşlar. Bu barda akşamüstü keyfi yapmaya gelen ‘kız-kıza’ gruplar oluyor.

Restoranın ortasındaki ikonik bardan ‘Boğaz’ı izleyebiliyorsunuz.Fotoğraf: Murat ŞAKA

Müşteriler üç kat arasında da dolaşıyor. Tekrar açılalı bir ay olmasına rağmen canlı müzikten çıkıp üst katta partilemeye geçenler arasında Ece Sükan, Ceylan Çapa, Hakan Sabancı, Şeyma Subaşı, Yasemin Allen gibi ‘cemiyet simalarını’ görebiliyorsunuz. Lucca, Mitte, Momo gibi ‘hip’ yerlerden tanınan işletmeci Turgay Yıldız “Bu isimlerin hepsi zaten arkadaşımız” diyor. Dolayısıyla onları medyadan kaçırmak için arka sokaktan gizli bir çıkış da unutulmamış. (0212) 263 00 29

Yazının Devamını Oku

Kabindeki 3 Türk

Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci) dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi. Burak listede Türkiye adına bulunuyor, Ümmet ve Deniz vatandaşı oldukları Hollanda ve Almanya adına.

Şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla adlı restoranı, geçen ay dünyanın en iyi 50 restoranı (Fifty Best) listesine altıncı kez girdi.
Göğüs kabartan bir istikrar.
Kendi alanınızda ülkenize Nobel getirmek, olimpiyatlarda derece almak gibi.
Aslında kültüre, tanıtıma, turizme büyük katkısı var. Ama kaçımız, ne kadar farkında?
Gastronomi yine kendi içinde kuvvetli bir sektör. Bir de pandemi başladığından beri dükkân kapısını hiç açamamış eğlence sektörünü düşünün...
Bütün bu olumsuzluklar içinde üç Türk, dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi:
Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci).

Yazının Devamını Oku

Zengin kız, fakir oğlan

Çağla Şıkel ile Demet Şener derin bir Yeşilçam edebiyatına girdiler ama güzel sözler edeceğiz diye farkında olmadan çam üstüne Yeşilçam deviriyorlar.

Tartışmanın fitini Çağla Şıkel ateşledi:
“Çok zengin, çok fakir benim için fark etmez. Allah’a şükür benim her şeyim var. Fakir insanla da beraber olurum.”
Buradaki kilit sözler: Allah’a şükür benim her şeyim var.
Sonra bu lafın üzerine Demet Şener benzin döktü:
“Çağla kendi parasını kazanan, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın. Onu anlatmak istemiş. Bizler bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.”
Buradaki kilit sözlerse:
Bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Demet Akalın’ın şakasındaki gerçeklik payı

Demet Akalın, Gülben Ergen’in yardım faaliyetleri için söylediklerinde şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor. Eğer öyleyse kötü. Çünkü hayır işi bu, kimi bizzat kendisi yardım eder, kimi yardımcı olmak isteyenleri organize eder...

Antalya’daki yangında evi yanan Fatma Teyze’ye ev yaptıran Demet Akalın, bir de okul yaptıracağını açıkladı.
Ama böyle güzel bir şeyde bile yine bir meslektaşına sataşmadan duramadı.
Okulu Gülben Ergen gibi başkasından topladığı paralarla değil, kendi bütçesinden yaptıracağının altını çizdi.
Sonra sosyal medyadaki bir paylaşımında şaka yaptığını söyledi ama Gülben Ergen’den cevap gecikmedi:
“Şaka iki kişinin aynı anda gülmesi gereken bir durum değil mi? Derneğimizi, benim yıllardır emeğimi en iyi bilenlerdensin sen.”
Ergen bu konuda haklı. Akalın şaka yaptığını söylüyor ama unutmamak lazım, her şakada bir gerçeklik payı vardır.
Şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Adanalı, festivaline sahip çıkıyor

Adana Lezzet Festivali şehir içi ve şehir dışından binlerce katılımcıyla yapıldı. Söyleşiler, tadımlar, hasatlar, atölyeler... 3 gün boyunca bütün bir şehir gastronomiyle yattı, gastronomiyle kalktı desem yeri...

Fakat en hoşuma giden, Adanalıların kentlerine ve festivallerine sahip çıkma şekliydi.
Sokakta kimi çevirip bir şey sorsanız, festival için geldiğinizi anlıyor, işini gücünü bırakıp yardımcı olmaya çalışıyor.
Hepsinin ağzında aynı sözler: “Siz bizim kentimizin tanıtımı için ta buraya kadar gelmişsiniz, yardımcı olmak elbette görevimiz...”
Etrafta dolaşmaya çıkan bir arkadaşımıza “En güzel kahve burada içilir” diye kahve ısmarlayıp parasını ödeyen bile oldu. Etkilenmemek elde değil.
Çünkü festival yapmak kolay. Parayı bastırınca en iyi konuşmacıyı da getirirsin, en güzel atölyeleri de düzenlersin.
Ama kent insanının böyle sahiplenmesi parayla olacak iş değil, bambaşka bir şey. Bu bilincin oluşmasında emeği geçen herkesin eline sağlık.

Ya iki taraf da fakirse?

Çağla Şıkel fakir sevgilisi de olabileceğini söyledi.

Yazının Devamını Oku

Festival bolluğu

Şu sıra Türkiye’nin farklı yerlerinde birbirinden ilginç festivaller düzenleniyor. İsteyene kahve, isteyene kebap, isteyene müzik, isteyene macera...

◊ Adana Lezzet Festivali:
Dün başladı, yarın akşama kadar devam edecek. Ünlü şeflerin yemek şovları ve söyleşilerin yanı sıra katılımcıları elbette bol bol kebap, şalgam suyu, şırdan, ciğer ve içli köfte bekliyor. Merkez Park’taki festivale giriş ücretsiz.
◊ İstanbul Kahve Festivali:
2 yıl aradan sonra yeniden Küçükçiftlik Park’ta. Yarın akşama kadar devam edecek. Farklı coğrafyalardan değişik aromalardaki kahveleri en taze şekliyle tadabilirsiniz. Ayrıca konserler de var.
Bugün: Can Bonomo, Sattas, Astrovelvet, The Abrakadabralar... Yarın: Gökhan Türkmen, Ege Çubukçu, Hazi, Vince The Moon... Festivale giriş tek seans için 40-100 lira.
◊ Geyve Ayva Festivali:
Sakarya’nın ayvasıyla meşhur Geyve ilçesinde bugün ve yarın sürecek. Bando gösterisi, konserler ve tabii ki ayva tadımı yapılacak. En iyi ayva tatlısı yapana ödül de var.

Yazının Devamını Oku

Hem kalabalıkta, hem mahrem

Türkçe Meze’nin teras kubbeleri, pandemide sosyal mesafe arayanlara ilaç gibi olmuş. Şimdi salgının yanı sıra hareketli ortamda biraz izole kalmak isteyen doğum günü sahiplerine, yıldönümü çiftlerine hizmet veriyor.

Beyoğlu Sütlüce sahilindeki Terrace Suites’in en üst katına dört yıl önce Türkçe Meze adında, iki katlı bir teras restoranı açıldı.

İki sene önce de restoranın açık kısmına, kişiye özel cam kubbeler yerleştirmeye başladılar.

İlk kubbeler yerleştirildiğinde henüz pandemi başlamamış. Cam kubbeler salgında sosyal mesafe arayanlara da ilaç gibi gelmiş, bir-iki derken bugün sayıları 12’ye çıkmış.

Çoğu 2 kişilik ama aralarında 10 kişi alabilen modeller de var.

KENDİNİZE ÖZEL MÜZİK YAPIN

Türkçe Meze’nin şu anda büyük kısmı bu teras kubbelerinden oluşuyor, geriye olsun olsun, 50-60 metrekarelik bir kapalı alan kalmış.

Ortam aynı ortam. Yemekler, içecekler aynı. Manzara aynı manzara... Ama isterseniz kubbenizin perdesini çektiğiniz anda kendinizi geri kalan insanlardan soyutlayabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Neresinden tutsan dökülüyor

Mehmet Ali Erbil, şimdi de cinsel taciz iddiasıyla gündemde. Fakat nişanlıdan asistana, ortaya atılan iddialara kadar bu hikâye neresinden tutsanız dökülüyor...

Mehmet Ali Erbil kendisini tacizle suçlayan Ece Ronay’ın nişanlısıyla kamera karşısına geçti, “bu işin üstünün artık kapanması” mesajı verdi.
Sanki nişanlıyla anlaşınca mesele hallolacakmış gibi...
Nişanlı kim ki?
Sahibi mi?
Mehmet Ali Erbil’in bu tuhaf hareketi insanda “panik haldeki bir suçlu” izlenimi bırakıyor.
Ama önce şu nişanlıdan başlayalım.
Diyelim ki Mehmet Ali Erbil doğru söylüyor ve reklam için cinsel bir kumpasa kurban gitti...

Yazının Devamını Oku

Fulya Öztürk’e açık mektup

Sevgili Fulya, biz seni ekranlarda böyle bağırıp çağıran, kendini yırtan bir kişilik olarak tanımadık. En çetin saha haberlerinde bile mülayimliğini, ağırbaşlılığını sevdik. Acaba reyting savaşları derken biraz yıpranmış olabilir misin? O duyduğumuz çatallı ses tonu bile senin değil gibi...

Fulya Öztürk, başından beri takip ettiğim, çok da başarılı bulduğum bir gazeteci arkadaşımız.
Hatta “Fulya Öztürk fan kulübü kuracaktım; baktım, kurmuşlar bile” diye yazı yazmışlığım bile var hakkında.
Onun da sağ olsun, teşekkür etmişliği...
Şimdi “Fulya ile Umudun Olsun” adlı bir reality şov sunuyor.
Bu şov, geçen cuma günü yayınlanan bölümüyle gündemde.
Programa televizyonda ben de denk geldim, gelmez olaydım, oturduğum yerde kalakaldım.
Gözüne fener tutulmuş tavşan gibi, ne kapatabiliyorum ne de başka bir kanala geçebiliyorum.

Yazının Devamını Oku

Sallama mevsimi başladı

“Bana da Lo Lo Lo” şarkısıyla tanıdığımız Tuğba Özerk; Edis’e, Zeynep Bastık’a ve Reynmen’e salladı:

Hep mi ritim aynı olur ya? Pop müziği rezil eden insanlar!

Selçuk Ural, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses’e salladı:

Onlar Türkiye’nin kıro grubunu kapsıyor. Konserine gittiğin zaman bir tane normal insan göremezsin...

Anladım ki yaz bitmiş, yılın o mevsimi çoktan gelmiş bile:

Salla ve gündeme gel.”

Ne kadar yükseğe atarsan o kadar iyi.

Öyle de meymenetsiz bir dönemdir ki bu...

Ne “sallayana” faydası vardır: Bir anda gündeme gelirsin ama aynı hızla (tekrar) unutulursun.

Yazının Devamını Oku

Eğer psikoloji bilmiyorsan sahneye sihirbaz olarak çıkarsın maymun olarak inersin

Kendine “tipsiz ve çulsuz” diyecek kadar alçakgünüllü. “Dünyanın en iyi sihirbazıyım” diyecek kadar megaloman. İşin güzel tarafı, bütün bu gelgitler içinde kendisiyle dalga geçebilecek kadar rahat. İkilemli sorularda bu hafta Uluslararası Sihirbazlar Derneği tarafından David Copperfield gibi sihirbazların aldığı Merlin Ödülü’ne layık görülen Kubilay (QB) Tunçer var. Sihirbazlığının yanında akademisyenliği, senaristliği ve oyunculuğunu da konuştuk: “Gerekli-gereksiz bir sürü ödül aldım”.

◊  12 Haziran, İkizler erkeği... Nesi daha zor: Çabuk sıkılma özelliği mi, değişken ruh halleri mi?

- 12 Haziran’da doğdum ama İkizler değilim. Ameliyatla aldırdım. Yerine bir burç kokteyli yaptılar. Ferahladım. Yoksa çekilecek ızdırap değil İkizler olmak. Sen iyisin de o mendebur ikizin hep işleri karıştırıyor.

◊ ODTÜ’de psikoloji eğitimi aldın. İllüzyon yaparken işe yarıyor mu, hiç alakası yok mu?

- Temel psikoloji, özellikle de algı psikolojisi bilmeden sihirbazlık yapılamaz. Yapılırsa karikatür olur. Sahneye sihirbaz diye çıkarsın, maymun olarak inersin.

◊ Susam Sokağı’nın senaryo yazarlarındansın. Tarafını seç: Kurabiye Canavarı mı, Kırpık mı?

- Kurabiye Canavarı benim tek kahramanım. “Süper gücünüz ne?” diye soruyorsun elemana “Kurabiyeeee” diyor. Susam Sokağı’nı yazdığımı duyan biri dedi ki “Abi, benim çocukluğum onu izlemekle geçti”. Benim çocukluğum da onu yazarak geçti. Bıdıdıktım Susam Sokağı’nı yazarken.

◊ Bilgi Ünivesitesi’nde “Kaos Yönetimi” üzerine yüksek lisans dersleri verdin. Hakikaten böyle bir ders var mı, kaostan mı besleniyorsun?

Yazının Devamını Oku

Meğer Mehmet Gürs geçen yılın kazananı olmuş

Bir türlü aklım almıyordu: Pandemi yüzünden restoranlar, sınırlar kapalıyken “Dünya’nın En İyi 50 Restoranı” seçmesi nasıl yapıldı? Nasıl yapıldı da Mehmet Gürs’ün Mikla’sı yine listeye girdi?

Ünlü şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla’sı bu yıl yine dünyanın en iyi restoranları arasına girdi.
Mikla, Fifty Best’in 2015’ten beri gediklisi. Listeye altıncı girişi bu.
Geçen gün Mehmet’i tebrik ettiğim yazıda şunu merak etmiştim:
Pandemide restoranlar kapalıydı. Onlar açık olsa sınırlar kapalıydı.
Listeyi belirleyen jüri üyeleri restoranları nasıl gezip puan verdi?
Bu yazı üzerine Mehmet Gürs aradı. Doğru bir soru olduğunu söyleyip açıklama yaptı.
Meğer verilen puanlar geçen yıldan kalmaymış.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’daki ‘küçük Küba’

İnanılmaz bir Beyoğlu karışımı... Açılan mekân, Küba’nın dünyaca ünlü kulübü La Bodeguita. Niye ünlü? Çünkü Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway müdavimiydi. Açan Anna Ferrara, bir İtalyan. Bina, adını İtalyan müzisyenden alan Palazzo Donizetti...

Amerika kıtasıyla ‘Bizden size kim düşer’ oynar gibiyiz: Biz, New York’a Türk Evi dikmekle meşgulken aynı sıralarda Kübalılar da Beyoğlu’nda bir Küba Evi açtı: La Bodeguita İstanbul.



‘Küba Evi’ dendiğine bakmayın, özel bir işletme burası. Tam adı, La Bodeguita del Medio. Aslında başkent Havana’daki bir ara sokakta, kendi halinde mütevazı bir kulüp. Mojito’yu bulan bar. Kapısına gittiğinizde bir kokteyl için bir saat sıra beklemenizin nedeni, Kübalıların ağırkanlılığı ve rahatlığı olduğu kadar, turistlerin yoğun ilgisi. Çünkü burası Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in her gün mojito’sunu hüplettiği yerdi bir vakitler. 



Sosyalist Küba açılıp serpildikçe İtalya, Arjantin, Meksika gibi yerlerde şubelikler vermeye başladı. Uzun yıllar Küba’da yaşadıktan sonra yolu İstanbul’a düşen Anna Ferrara da İstanbul’da bir tane açmaya karar verdi. Tıpkı Havana’daki orijinal La Bodeguita’ya benzer, tek katlı, alınlıklı bir mekân buldu. Beyoğlu’ndaki bu mekâna ‘kanı’ kaynamıştı çünkü bina, adını İtalyan müzisyen Giuseppe Donizetti’den alan Palazzo Donizetti’ydi.

Havana’daki bar, mojito’yu bulan mekân olarak nam saldı.

Yazının Devamını Oku

Çeşit çeşit ilişki

Emel Sayın, Cedi Osman, Kubilay Aka, Serdar Ortaç, Gönül Yazar, Seçil Gür, M. Ali Erbil... Aralarında şirini, romantiği de var; “İyi ki bir ilişkim yok” ya da “Benimkini öpüp başıma koyayım” dedirteni de.

-Ne şirin:
Ebru Şahin’e evlilik teklifini “Yüzük geçen seneden beri bendeydi. Cesaretimi topladım” diye anlatan Cedi Osman... Kime, ne zaman, ne teklif edeceğin belli olmaz. Yüzük hep cepte olacak.
- Ne lüzumsuz:
Emel Sayın’la bir dönem 3 ay birlikte olduğunu açıklayan Mehmet Ali Erbil... “Ama neden ayrıldığımızı açıklayamam” diyor. Keşke bunu da hiç açıklamasaydın.
-Ne tuhaf:
Sevgilisiyken Seçil Gür’e “Anne” diye hitap eden Serdar Ortaç... “O bir bebek gibi” diyor Seçil Gür. Keşke daha da tuhaflaşmadan sevgili mi arkadaş mı, ne oldukları bir belli olsa artık.
-Ne zor:

Yazının Devamını Oku

Aleyna’nın dönüp dolaşıp geleceği yer

Aleyna Tilki önce sosyal medyada paylaştı:


“2 yıldır zor bir dönem geçiriyordum. O yüzden pek bir şey üretmedim, ürettiysem de zorlanarak ürettim. Aleyna geri dönecek, söz...”
Sonra uçağa bindiği gibi soluğu Londra’da aldı:
“4 ay sonra görüşürüz. Ben gidiyorum millet...” İyi fikir bence. Madem kötü zaman geçiriyor, madem üretemiyor, tebdili mekânda ferahlık vardır.
Üstelik gittiği yer de kafasının doluluğunu boşaltabileceği, boşunu doldurabileceği, dünyanın en ilham verici şehirlerinden biri.
Fırsat bilip biz de bir Aleyna detoksu yapsak o sırada...
Çünkü sayılı gün.

Yazının Devamını Oku

1.5 yıl sonra ilk kez kapalı alanda

Işıklar falan da kapanınca ağızda maskeyle gösteri izlemek biraz klostrofobik olacak sanıyordum ama o kadar zor değilmiş, tavsiye ederim.

Salgın başladığından beri kalabalık yerlerde elbette bulundum. Ama hep açık havada. 1.5 sene sonra ilk kez kapalı bir alanda kalabalığa karıştım.
Cuma günü Zorlu PSM’de klasik baleyi modern dansla birleştiren Companía Nacional de Danza de Espana’nın şovu vardı.
Sergiledikleri gösteri de “Benois de la Danse” ödüllü “Carmen” olunca dayanamadım, kendimi kapıda HES kodu gösterip ateş ölçtürürken buldum.
Görevliler çok titiz davranıyor, maskeyle gitmişseniz bile yeni maske verip değiştirmenizi istiyorlar. Kapalı alanda o kalabalıkla insan kendini biraz tuhaf hissediyor tabii.
Neyse ki kapı açılış saati erkendi ve girişte yığılma olmadı.
Oturma düzeni bir dolu bir boş olacak şekilde oluşturulmuş. Bir ön ve bir arka sıranızda da kimse oturmuyor, boşlukları öyle denk getirmişler.
“Gösteri sırasında maskesini çıkaranlar salonun dışına alınacak” anonsu biraz iç ürpertici oluyor ama anksiyeteyi çabuk atlatıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Ebru Erke: Köy kahvaltısı uydurma bir şehir kavramı

Çayın iyisi Çin’deyse gidip tadıyor, peynirin peşinde yayla yayla gezip belgeseller hazırlıyor. Yediği kadar içtiği de önemli: Gastronomi yazarlarımızdan Ebru Erke, Türkiye’nin nadir su someliyelerinden biri. Diğer gurmelerden farkı, aynı zamanda gıda mühendisi olup bu zeminden şaşırtması: “Hiçbir köyde öyle içinde 30 çeşit malzeme olan serpme kahvaltı göremezsiniz.”

Gıda mühendisisiniz. Bir gurme için avantaj mı, dezavantaj mı?
- Avantaj, çünkü herhangi işlenmiş bir gıda ürünüyle alakalı kül yutma ihtimalim pek yok. Mesela bir ürünün lezzeti iyi olsa bile üretiminde kullanılan şeyleri bildiğim için kendim de yemem, çevreme de yedirtmem. Mesela aflatoksin oranı yüksek olma ihtimali olduğu için üniversite yıllarından beri kuru incir yemem.

Sri Lanka’da tarçın ormanlarında hasada katılan Ebru Erke, daha sonra tarçın akademisinde üretim de yapmış.
Gastronomi yolculuğunda aile kültürü mü daha önemlidir, sonradan edinilen çevre mi?
- Her zaman aile. Hele de her an, herkesin birbirinin gözünü oymaya hazır olduğu bizim sektörde... Çok garip gelebilir ama profesyonel gastronomi çevresinde herkesle ilişkim belli mesafede. Arkadaşım çok var ama dostum yok bizim sektörden.
“Kahvaltı” adında bir kitabınız var. Köy kahvaltısı gerçek mi, sonradan uydurulmuş bir şehir kavramı mı?

Yazının Devamını Oku

Serdar Ortaç’ın başına açtığı iş

Yaptığı büyük hata sonrasında mahkeme süreci gündeme geldi. Ama nasıl olur, insanın aklı onu da almıyor. Çünkü bu adamın ne tazminat ödeyebilecek parası ne de girip hapis yatabilecek durumda bir bedeni var.

Yaptığı büyük gaftan sonra çektiği özür videosundaki yıkıklığına üzülmemek elde değil Serdar Ortaç’ın.
Kaş yapayım derken başına iş aldı, göz çıkarıp döndü Adana’dan.
Sanki hayatında her şey iyi gidiyormuş, hiç derdi yokmuş gibi...
Madden, manen, duygusal olarak, kariyer olarak, sağlık açısından çok yorgun bir adam Ortaç.
Bir kere onun har vurup harman savurduğu yıllardaki müzik piyasası yok artık.
Olsa bile bir dönemin “hit makinesi” Serdar Ortaç eskisi gibi üretemiyor.
Çünkü sağlık deseniz:

Yazının Devamını Oku

2021 sezonu nasıl geçti? ‘Yaz, yaz, yaz bir kenara yaz’

Başladı-başlayacak, bitti-uzayacak derken bir sezonun daha sonuna geldik. Yüz yüze eğitimle bıçak gibi kesildi, eylül romantikleri de çoktan şehre döndü. Peki koca yazdan heybemizde ne kaldı? İşte haklı çıkan ve çuvallayan öngörüler, tatile şekil veren trendler; klasikler, yeniler ve seneye devredenler...

‘UZUN SEZON’ YALAN OLDU

Sezonun geç başlaması, iklim değişikliği, pandemiyi yaz-kış Güney’de geçirenler gibi nedenlerle bu yıl yazın kasıma kadar uzayacağı öngörülüyordu, yalan oldu! Yüz yüze eğitimin yeniden başlamasıyla kiralanan evler boşaltıldı, şehirlere ‘kesin dönüş’ yapıldı. 

FISILTI GAZETESİ

Hazırlıkları son anda yapan mekânların kendini duyurmak için ne fenomen çağırmaya ne de medya ağırlamaya bütçe ve vakitleri vardı. Bu da bir çeşit fırsat eşitliği yarattı. Tavsiyeler kulaktan kulağa, fısıltı gazetesiyle yayıldı.

KLASİKLER AVANTAJLI ÇIKTI

Tanıtım az olunca ünlüler ve meftunları bildikleri yerleri tercih etti: Çeşme’de Momo Beach, Before Sunset, Sommer Klein, Asma Yaprağı, Ferdi Baba... Bodrum’da Maça Kızı, Mimoza, Sess, Barlar Sokağı, Yalıkavak Marina...

Yazının Devamını Oku