GeriSavaş ÖZBEY Kim haklı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kim haklı

Olmayan haberi “Ali Küçükbalçık yakalandı” diye herkese duyurduk. Haberi biz doğrulatacağımıza şimdi “Niye yalanlamadınız?” diye Kibariye ve eşinden hesap soruyoruz.

Hepimiz toplandık, Kibariye’yi reklam yapmakla suçluyoruz.
Neymiş efendim, kocası onu aldatmadığı halde aldattı haberlerine ses çıkarmamış.
Konuyu sündürerek gündemde kalmış, bu sayede konserler, programlar almış.

Kim haklı
İyi, güzel de “Kocam beni aldattı” diye ortaya çıkan Kibariye değil ki.
Magazin medyası olarak bir hata yaptık, bambaşka birini Kibariye’nin eşi sandık, olmayan haberi “Ali Küçükbalçık yakalandı” diye herkese duyurduk.
Haberi biz doğrulatacağımıza şimdi “Niye yalanlamadın?” diye Kibariye ve eşinden hesap soruyoruz.
Ayrıca bu olay sonrasında tek kelime yalan konuşmadı ki Kiboş.
Beğenelim, beğenmeyelim, her zamanki görüşlerini tekrarladı:
“Bana bunlarla gelmeyin, tek gecelik ilişkiler için yuvamı dağıtacak kadın değilim. Böyle yetiştirildim.”
“Allah sevindireceği kuluna önce eşeğini kaybettirip sonra buldurur” derler. Eşeği kaybeden de bulan da biz.
“Ketenpereye geldik” diye üzüleceğimize bari gerçeğin ortaya çıkmasına sevinelim.

15’inden büyük
kimse çaresiz değil
Sel felaketinde, orman yangınlarında ve başka diğer afetlerdeki görüntüler karşısında yaşadığımız en büyük his çaresizlik.
Para toplamaktan, giysi-giyecek toplamaktan başka elimiz kolumuz bağlı.
Gidip insan arama ya da söndürme çalışmalarına destek olabiliriz ama bunlar da uzmanlık ve organizasyon isteyen işler.
Görevlilerin eline ayağına dolanmak, daha da kötüsü havaya ateş açan Yusuf Güney konumuna düşmek de var sahada.
Bu “eli kolu bağlı” hale nasıl son verebilirim diye düşünürken Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı AFAD’ın internet sitesine denk geldim.
Belki size de ilham verir.
15 yaşını doldurmuş ve TC vatandaşı olan herkes temel AFAD gönüllüsü olabiliyormuş.
E-devlet üzerinden başvuru yapılıyor.
“Temel AFAD gönüllüsü” diye afetlerle ilgili kavramlar, yangın, tahliye ve ilkyardım konularında uzaktan eğitimlerini tamamlamış kişilere deniyor.
Bunun dışında “destek AFAD gönüllüsü” olabiliyorsunuz ama 18 yaş şartı var.
Bu kez il müdürlüklerinde yüz yüze eğitim almak gerekiyor.
Bir de “uzman AFAD gönüllüsü” olarak destek verilebiliyor.
Bunlar da kendi alanlarında (haberleşme, psikiyatri, tercüme, vb) kariyer sahibi, uygun zaman dilimlerinde gönüllü katkı sunabileceğini belirten kişiler.
İhtiyaç duyulan zamanlarda gönüllülerle iletişime geçiliyor ve müsait olan gönüllülerin kabul onayı da alınarak alanda görevlendirme yapılıyor.

30 veliko,
15 zadostuje!
Estonya Başbakanı Kaja Kallas, Afgan sığınmacılar için 30 kişilik kontenjan ayırdıklarını açıkladı.
Hiç açıklamasa daha iyi.
Bu tür “densizce” açıklamalar 3-4 milyon kişinin ağırlığını tek başına omuzlayan Türkiye gibi ülkelerde insanın sinirini bozmaktan başka bir işe yaramıyor.
Sayın Kallas’a buradan kendi dilinde seslenelim: 30 veliko, 15 zadostuje!
Yani 30 çok, 15 yeter de artar bile...

Pazar neşesi

Ayhan Sicimoğlu bir istek şarkı peçetesi paylaştı, çok komiğime gitti, kaçırdıysanız belki siz de gülümsersiniz.
Müşteri peçeteye şöyle yazmış:
“Masar Suat Osman’dan
Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da”
Yağsa, yağsa da ayılsa değil mi?

 

X

Özcan, Feyza, çocuk ve biz

Özcan Deniz ve Feyza Aktan arasında yaşananlar o kadar çirkinleşti, çirkinlikler ayyuka çıktı ki artık biz de olayların içindeyiz. Bir ona, bir buna cevap yetiştirirken buluyoruz kendimizi. Koca koca insanlarsınız. Kendinize de, bize de ama en önemlisi o çocuğa bunu yapmaktan vazgeçin.

Feyza Aktan ile Özcan Deniz’in korkunç ayrılıklarını, “daha ne kadar çirkinleşebilir” diyerek hayretler içinde izliyoruz.
Mala çökme, evden kovma, eve kamera kurma, şiddet, tehdit, hakaret...
Ne ararsanız var.

Hepimiz utanarak, sıkılarak, bıkarak izliyoruz.
En son bir kamera kaydı düştü ekranlara: Özcan Deniz eski eşi ve çocuğunun ikametgâhına gidiyor; Feyza Aktan, Özcan Deniz’e saldırıyor, üstünü başını yırtıyor.
Özcan Deniz elini bile kaldırmıyor, sadece “maruz kalıyor” olup bitene.

Yazının Devamını Oku

PANDEMİ GÜNLÜĞÜ: Aşısıza bakmayan doktor

“Aşı olmamanız, sizin tıbba, dolayısıyla bana da güvenmediğinizi gösteriyor. Madem öyle, niye bize geliyorsunuz ki? İnternette kimleri okuyup aşıyı reddettiysen, şimdi git, seni onlar iyileştirsin.” Sizce hekim haklı mı?

Ağustos başında “Aşısızlar için çember daralıyor” diye bir yazı yazmıştım. Bugün artık bize normal gelen “girişte HES kodu taraması” gibi kurallar bütün dünyada daha yeni yeni oluşuyordu. Dünyadan çeşitli örnekler vermiş, gidişatın bu yönde olduğunu anlatmaya çalışmıştım.
Aman ne tepki aldım, ne tepki aşı karşıtlarından. Aradan 3 ay geçmedi, sinemadan stada, toplu ulaşımdan işkollarına, o zaman düşünemeyeceğimiz önlemler artık gündelik hayatın bir parçası. Bu hafta itibarıyla aşı karşıtlığı konusunda yeni bir döneme geçmiş bulunuyoruz.
Belçika’nın ikinci büyük kenti Anvers’te bir aile hekimi, aşı olmayanlara artık bakmayacağını açıkladı.
Gerekçesi şu: “Aşı olmamanız, sizin tıbba, dolayısıyla bana da güvenmediğinizi gösteriyor. Madem öyle, niye bize geliyorsunuz ki?”
Böyle bakınca doktor yerden göğe kadar haklı tabii:
“İnternette kimleri okuyup aşıyı reddettiysen, şimdi git, seni onlar iyileştirsin” demeye getiriyor.
Doktora birçok meslektaşı da destek verdi, ülkenin Aile Hekimleri Derneği de sağlık riski durumunda doktorların, aşılanmamış kişileri reddedebileceğini açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Attila Atasoy: Eczacıydım, battım

Püsküllü deri yelekler, kovboy çizmeleri, dar bluejean, ip kravat, kalın zincirler... Meğer hepsi imaj içinmiş, en çok eşofman giymeyi severmiş. İkilemli sorularda bu hafta Attila Atasoy ile eczacılığından girdik, Unkapanı’nda plakçı arşınlayıp parklarda sabahladığı zamanlara uzandık. Dillere destan canlı yayınları için “Eskiden beri geç yatar, geç kalkarım. Kafam gece çalışır. Pınar Altuğ’un sabahın körü programında biraz uyuklamış olabilirim, hatırlamıyorum” diyor.

◊ Eğer sizin gibi pop müzik yapsalardı, hangi davudi sesli sanatçı rakibiniz olurdu: Ruhi Su mu, Hasan Mutlucan mı?
- Ne demek, haddim olur mu hiç? Saygıyla eğilirdim. Hay Allah, popçu olarak düşünemedim onları şimdi.

◊ Unkapanı’nda plakçı arşınlayıp parklarda sabahladığınız zamanlar olmuş. Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik mi?
- Kesinlikle dramatik-macera. Adı da “Tek Başına”...
◊ Eczacılık okuyup uzun yıllar İstanbul Harbiye’de eczacılık da yaptınız. Nesi daha zor: İlaç isimlerini ezberlemek mi, doktorların yazısını çözmek mi?
- Gazi Üniversitesi’nden dereceyle mezun olmuş ama ticareti becerememiş eczacıyım ben. Başarısız oldum. Lüzumsuz ilaç kullanımına karşı hastaları uyarıp evde yapılabilen karışımlara yönlendirirdim. Battım tabii. İlaç ana maddelerini bilirdik ama firmaya göre jenerik isimler değişirdi. Çok zordu. Doktorların yazısına gelince... Zaman içinde beceri kazanıyor, gelişinden anlıyorsun.

Yazının Devamını Oku

Baldwin’in tragedyası

Alec Baldwin’in hukuki durumu hakkında konuşmak için erken. Tamamen suçsuz çıksa bile muhtemelen kendisi de perişandır. “Baldwin’e ne üzülüyorsunuz, asıl ölene üzülün” diyenler var. Bence bu, sonunda herkesin mahvolduğu Yunan tragedyası gibi bir durum. Seç-beğen-üzül... Yarıştırmaya hiç gerek yok.

Hollywood’la birlikte bütün dünya şokta. İnanılır gibi değil: Alec Baldwin “Rust” filminin çekimleri sırasında kurusıkı tabancayla filmin yönetmeni ve görüntü yönetmenini yaraladı, yaralılardan biri hastanede hayatını kaybetti.
Herkes olayın bilinen ve bilinmeyenlerini tartışıyor.
İlk bilinmeyen şu: Film setinde ölüme sebep olabilecek gerçek silah ve gerçek mermi ne arıyor?
“Yapım ekibinin sorumsuzluğu” diyen var.
Mümkün. Setlerde benzer olaylar daha önce de yaşanmıştı.
Mesela Bruce Lee’nin kendisi gibi aktör olan oğlu Brandon Lee, “The Crow” filminin setinde (1993), Michael Massee’nin kendisine doğrulttuğu silahla “gerçekten” vuruldu. Kan kaybından hayatını kaybetti.
Emre Altuğ da 2006’da “Hasret” dizisinin çekimleri sırasında kurusıkı tabancayla kolundan ve kulağından yaralanmıştı.

Yazının Devamını Oku

Karda kıyamette bile açık hava

Şehir, art arda açılan iki yeni dev terasa kavuştu: Taksim’deki Dorock Rooftop ile Harbiye’deki Dekk. Dorock’ın bir kısmı kış için kapatılıyor. Dekk’in iddiasıysa soğuk havalarda bile üstünün açık kalacak olması.

Dekk öğlen 12.00’de açılıyor, gece yarısı kapanıyor. En civcivli saati 17.00 civarı.

Londra’da, Amsterdam’da, Berlin’de insanlar kışın da sokak kültürünü yaşatıyor; belli  meydanlarda, caddelerde buluşup sosyalleşiyor. İstanbul o kadar soğuk bir şehir de değil. Burada neden olmasın?”

Ay başında Harbiye’de Evrencan Gündüz konseriyle açılan Dekk’in kurucusu Göktuğ Özdemir kararlı; kışın kar kıyamette bile kentin bu yeni terasının üstü örtülmeyecek: “Isınmak için bahçe sobalarımız, ateş kürelerimiz, varillerimiz var. İnsanlar pandemide bile gönül rahatlığıyla gelsinler, alışveriş yapsınlar, etkinliklere katılsınlar, yiyip içip sosyalleşsinler istiyoruz.”

Lütfi Kırdar KSS’nin bahçesinde 2.500 metrekarelik dev bir alan Dekk. Nişantaşı’ndaki itfaiyenin hemen orada. Ama isterseniz yukarıda Kongre Sarayı’ndan da girilebiliyor.

Geçen cumartesi 1.000 kişi giriş-çıkış yaptı. Kimi yemeklerin peşinde. Çünkü Avrupa Yakası’nda olmayan Kadıköy lezzetleri var: Green Department (sebze kâsesi 41 lira), Banko Burger (ananaslı 58 lira), Nappo Pizza (margherita 47 lira), Rita Deli Sandviççisi (pastrami 43 lira)...

Kimi alışveriş derdinde: Outcast People, United People, Gruff gibi cool Galata dükkânlarının stantları kuruluyor. Basket alanında tek pota maç çeviren de var, kaykay pistinde kayan da, Power App DJ’lerinin müzikleriyle salınan da. DJ’ler cuma-cumartesi 19.00’da, pazar 16.00’da kabine geçiyor. 

 

KONSER YOĞUNLUĞU

Yazının Devamını Oku

Taksi dizisinde yeni sezon

Boş vaktinizde kafa yormak isterseniz diye: Çok bilinmeyenli bir İstanbul problemi... Taksi plakası alacak paranız olsa şoförlük yapar mısınız?

İstanbulluların bitmeyen taksi sorunu hararetli bir gündeme dönüştü.
Herkesin canını yakan bir mesele olduğu için ister istemez bütün gelişmeleri takip ediyoruz.
En son belediye, plaka sahipleriyle ilgili bazı kararlar aldı.
Daha doğrusu zaten var olan kuralları uygulamaya koyacağını açıkladı.
Bunlardan biri de taksi plakası alacak kişinin geçimini bu meslekten sağlıyor olması şartı.
Bu noktada benim biraz kafam karıştı.
Çünkü taksi plakaları çok pahalı.

Yazının Devamını Oku

Nusr’et bir sıçradı, iki sıçradı

ABD’den sonra İngiltere’de de çalışanlarına karşı davayı kaybetti. Adı o çevrelerde bir kere “emek hırsızı”na çıkarsa şimdi dükkânlarına doluşan o dünya ünlüleri, jet sosyete falan... Yoldan geçerken kaldırım değiştirir.

Açıldığı şehirlerde Hollywood yıldızlarını, dünyanın en ünlü sporcularını ağırlıyor Nusr’et.
En son Londra’da dört kişinin ödediği 500 bin liralık hesapla gündeme geldi.
Bunun 60 bini bahşişti.
Ama büyük başın derdi de büyük. Nusr’et, yine bu şubede çalışanlarının açtığı davayı kaybetti, 2 milyon lira tazminat ödeyecek.
İki yıl önce de New York şubesindeki çalışanlarla mahkemelik olmuş,
bir o kadar tazminat da o zaman ödemişti.
The Sun’ın haberine göre bahşişlere el koyuyormuş, itiraz edeni de kovuyormuş.

Yazının Devamını Oku

Bayülgen teoremi

Uzay fantastik bir mesele, istediğin geyiği yaparsın. Sıklet belli: Bir köşede “Uzaya gidilmedi” diyen Okan Bayülgen... Karşı köşede “Ay’a bizzat astral seyahat yaptım” diyen Yusuf Güney... Ama ciddi konular...

“Bizim ülkemizdeki aşıyı olacağım, öbür aşıyı olacağımı sanmıyorum. Bill Gates’in aşısını olmayacağım. Bill Gates’e güvenmiyorum” dedi.
Aşı karşıtlarının hanesine güzel bir puan yazdı. Zaten kafası karışık insanlarda yeni şüpheler oluştu.
Acaba tereddütte olup da caydırdığı kimse var mıdır? Ama sonra döndü, aşı kamu spotunda oynadı:
“Ben de yerli-yabancı aşı karşıtı yazıları okudum, videoları izledim. Biliyorum birçok kişinin aklı çeliniyor. Sonra doktor arkadaşlarıma sordum. Covid-19’un ölümcül etkilerine karşı aşı olmaktan başka çaremiz yok.”
Geçen gün katıldığı bir televizyon programında bu kez uzayla ilgili tuhaf bir açıklama yaptı:
“Uzaya gitmedik. 1969 da yalan. Her şeyi seyrettim, bütün belgeselleri... Bu heriflerin Ay’a inmelerine imkân yok.”
Okan Bayülgen oturup belgesel seyrediyor, yerli-yabancı çıkanları okuyor; astronomiden tıbba, dünyanın en büyük laflarını edebiliyor.

Yazının Devamını Oku

“Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci

Köklü bir aile? At bir çentik... İyi bir eğitim? Çentik. Sofistike bir iş? Çentik. Medyada çok görünmeme? Çentik. Zarafet, hoşluk ve güzellik? Çentik, çentik, çentik... Aslında “sosyetik isim” kavramının tam karşılığı Maya Portakal. Yedi yıldır ikinci bir soyadı (Bitargil) ve bu evlilikten de bir kızı var. Ama dört kuşaktır müzayedecilikle uğraşan bir sülaleden geldiği için ikilemli sorularıma oradan başladım.

Ailede başka meslek yapmak isteyen hiç mi çıkmıyor, yoksa çok sıkı bir disiplin mi var?

- Soyun devamı var, işi ileriye taşımak var... Ah elbette biraz disiplin de var! (Gülüyor)

Paris’te sanat tarihi eğitimi aldınız. Müzayedecilikte olmazsa olmaz mı, sizin ekstra hevesiniz mi?

- Müzayede adrenalin. İşin sahne almış hali... Müzayedeci orkestra şefi. Sanatı iyi bilmek olmazsa olmazı. Eseri, onunla vedalaşanı ve ona yeni sahip olanı en hakkaniyetli şekilde buluşturmak... Tam da bu sebeple Fransa’da müzayedecilerin hukuk okumalarını şart koşarlar. Çünkü “Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci. Ve bunu hakkaniyetle yapmakla yükümlüdür. Satılan eser üzerindeki hakimiyet, salonla ilişki, kimi zaman gözlerin konuştuğu anlar, büyük satışlardan önce büyük sessizlikler, küçük jestler, beden dili... Hepsi müzayedenin temel taşları.

Mükemmelliyetçiliğinizi, birlikte çalıştığınız babanız Raffi Portakal’dan aldığınız söyleniyor. Aranızdaki ilişki tam olarak... Baba-kız mı, usta-çırak mı?

- Bana işin en zor ve en detaylı alanlarını öğretmek için ilk günden itibaren büyük emek verdi. Sonsuza dek usta-çırak, baba-kızız.

Yazının Devamını Oku

Bazen de can Boaz'dan gelir

Kuruçeşme’deki Boaz, açılır açılmaz pandeminin azizliğine uğrayanlardan... Ama son bir aydır restoran, kulüp ve canlı müzik mekânı olarak yeniden faaliyette ve daha şimdiden ünlü müdavimleri var.

Farklı bölümlerinde 600 kişinin aynı anda yiyip, içip eğlenebildiği, üç katlı bir mekân Kuruçeşme Boaz. Giriş kat 50 kişilik bir canlı müzik alanı. Buraya Boaz Live diyorlar. Geçen hafta Murat Dalkılıç çıktı. Bu akşam Spago ve Mest’in sahnesinden tanıyabileceğiniz Seda Mete var. Fiks mönü kişi başı 550 lira. İçkinizi ayrıca ödüyorsunuz, kokteyller 90-120 lira.

İkinci kat Boaz House. Bir yanı lounge, bir yanı 300 kişilik, üstü açılabilen bir gece kulübü. Damian Lazarus gibi ünlü DJ’ler getiriyorlar. Bu akşam ABD’li DJ Ageless kabinde. Giriş ücreti yok, içtiğinizi ödüyorsunuz.

Üstü açılabilir gece kulübü rengârenk ışıklandırılmış bir ağaca bakıyor.

Terastaki Boaz Roof ise Akdeniz mutfağı ağırlıklı bir restoran. Menüde deniz mahsullü linguine (165 lira), fiyatı üzerindeki böceğin gramajına göre belirlenen paella ve vişne soslu irmik helvası (50 lira) en popüler yemekler.

Dört kişilik kerevitli paella

Boğaz gören restoranın tam ortasına ikonik bir bar da kondurmuşlar. Bu barda akşamüstü keyfi yapmaya gelen ‘kız-kıza’ gruplar oluyor.

Restoranın ortasındaki ikonik bardan ‘Boğaz’ı izleyebiliyorsunuz.Fotoğraf: Murat ŞAKA

Müşteriler üç kat arasında da dolaşıyor. Tekrar açılalı bir ay olmasına rağmen canlı müzikten çıkıp üst katta partilemeye geçenler arasında Ece Sükan, Ceylan Çapa, Hakan Sabancı, Şeyma Subaşı, Yasemin Allen gibi ‘cemiyet simalarını’ görebiliyorsunuz. Lucca, Mitte, Momo gibi ‘hip’ yerlerden tanınan işletmeci Turgay Yıldız “Bu isimlerin hepsi zaten arkadaşımız” diyor. Dolayısıyla onları medyadan kaçırmak için arka sokaktan gizli bir çıkış da unutulmamış. (0212) 263 00 29

Yazının Devamını Oku

Kabindeki 3 Türk

Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci) dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi. Burak listede Türkiye adına bulunuyor, Ümmet ve Deniz vatandaşı oldukları Hollanda ve Almanya adına.

Şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla adlı restoranı, geçen ay dünyanın en iyi 50 restoranı (Fifty Best) listesine altıncı kez girdi.
Göğüs kabartan bir istikrar.
Kendi alanınızda ülkenize Nobel getirmek, olimpiyatlarda derece almak gibi.
Aslında kültüre, tanıtıma, turizme büyük katkısı var. Ama kaçımız, ne kadar farkında?
Gastronomi yine kendi içinde kuvvetli bir sektör. Bir de pandemi başladığından beri dükkân kapısını hiç açamamış eğlence sektörünü düşünün...
Bütün bu olumsuzluklar içinde üç Türk, dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi:
Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci).

Yazının Devamını Oku

Zengin kız, fakir oğlan

Çağla Şıkel ile Demet Şener derin bir Yeşilçam edebiyatına girdiler ama güzel sözler edeceğiz diye farkında olmadan çam üstüne Yeşilçam deviriyorlar.

Tartışmanın fitini Çağla Şıkel ateşledi:
“Çok zengin, çok fakir benim için fark etmez. Allah’a şükür benim her şeyim var. Fakir insanla da beraber olurum.”
Buradaki kilit sözler: Allah’a şükür benim her şeyim var.
Sonra bu lafın üzerine Demet Şener benzin döktü:
“Çağla kendi parasını kazanan, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın. Onu anlatmak istemiş. Bizler bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.”
Buradaki kilit sözlerse:
Bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Demet Akalın’ın şakasındaki gerçeklik payı

Demet Akalın, Gülben Ergen’in yardım faaliyetleri için söylediklerinde şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor. Eğer öyleyse kötü. Çünkü hayır işi bu, kimi bizzat kendisi yardım eder, kimi yardımcı olmak isteyenleri organize eder...

Antalya’daki yangında evi yanan Fatma Teyze’ye ev yaptıran Demet Akalın, bir de okul yaptıracağını açıkladı.
Ama böyle güzel bir şeyde bile yine bir meslektaşına sataşmadan duramadı.
Okulu Gülben Ergen gibi başkasından topladığı paralarla değil, kendi bütçesinden yaptıracağının altını çizdi.
Sonra sosyal medyadaki bir paylaşımında şaka yaptığını söyledi ama Gülben Ergen’den cevap gecikmedi:
“Şaka iki kişinin aynı anda gülmesi gereken bir durum değil mi? Derneğimizi, benim yıllardır emeğimi en iyi bilenlerdensin sen.”
Ergen bu konuda haklı. Akalın şaka yaptığını söylüyor ama unutmamak lazım, her şakada bir gerçeklik payı vardır.
Şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Adanalı, festivaline sahip çıkıyor

Adana Lezzet Festivali şehir içi ve şehir dışından binlerce katılımcıyla yapıldı. Söyleşiler, tadımlar, hasatlar, atölyeler... 3 gün boyunca bütün bir şehir gastronomiyle yattı, gastronomiyle kalktı desem yeri...

Fakat en hoşuma giden, Adanalıların kentlerine ve festivallerine sahip çıkma şekliydi.
Sokakta kimi çevirip bir şey sorsanız, festival için geldiğinizi anlıyor, işini gücünü bırakıp yardımcı olmaya çalışıyor.
Hepsinin ağzında aynı sözler: “Siz bizim kentimizin tanıtımı için ta buraya kadar gelmişsiniz, yardımcı olmak elbette görevimiz...”
Etrafta dolaşmaya çıkan bir arkadaşımıza “En güzel kahve burada içilir” diye kahve ısmarlayıp parasını ödeyen bile oldu. Etkilenmemek elde değil.
Çünkü festival yapmak kolay. Parayı bastırınca en iyi konuşmacıyı da getirirsin, en güzel atölyeleri de düzenlersin.
Ama kent insanının böyle sahiplenmesi parayla olacak iş değil, bambaşka bir şey. Bu bilincin oluşmasında emeği geçen herkesin eline sağlık.

Ya iki taraf da fakirse?

Çağla Şıkel fakir sevgilisi de olabileceğini söyledi.

Yazının Devamını Oku

Festival bolluğu

Şu sıra Türkiye’nin farklı yerlerinde birbirinden ilginç festivaller düzenleniyor. İsteyene kahve, isteyene kebap, isteyene müzik, isteyene macera...

◊ Adana Lezzet Festivali:
Dün başladı, yarın akşama kadar devam edecek. Ünlü şeflerin yemek şovları ve söyleşilerin yanı sıra katılımcıları elbette bol bol kebap, şalgam suyu, şırdan, ciğer ve içli köfte bekliyor. Merkez Park’taki festivale giriş ücretsiz.
◊ İstanbul Kahve Festivali:
2 yıl aradan sonra yeniden Küçükçiftlik Park’ta. Yarın akşama kadar devam edecek. Farklı coğrafyalardan değişik aromalardaki kahveleri en taze şekliyle tadabilirsiniz. Ayrıca konserler de var.
Bugün: Can Bonomo, Sattas, Astrovelvet, The Abrakadabralar... Yarın: Gökhan Türkmen, Ege Çubukçu, Hazi, Vince The Moon... Festivale giriş tek seans için 40-100 lira.
◊ Geyve Ayva Festivali:
Sakarya’nın ayvasıyla meşhur Geyve ilçesinde bugün ve yarın sürecek. Bando gösterisi, konserler ve tabii ki ayva tadımı yapılacak. En iyi ayva tatlısı yapana ödül de var.

Yazının Devamını Oku

Hem kalabalıkta, hem mahrem

Türkçe Meze’nin teras kubbeleri, pandemide sosyal mesafe arayanlara ilaç gibi olmuş. Şimdi salgının yanı sıra hareketli ortamda biraz izole kalmak isteyen doğum günü sahiplerine, yıldönümü çiftlerine hizmet veriyor.

Beyoğlu Sütlüce sahilindeki Terrace Suites’in en üst katına dört yıl önce Türkçe Meze adında, iki katlı bir teras restoranı açıldı.

İki sene önce de restoranın açık kısmına, kişiye özel cam kubbeler yerleştirmeye başladılar.

İlk kubbeler yerleştirildiğinde henüz pandemi başlamamış. Cam kubbeler salgında sosyal mesafe arayanlara da ilaç gibi gelmiş, bir-iki derken bugün sayıları 12’ye çıkmış.

Çoğu 2 kişilik ama aralarında 10 kişi alabilen modeller de var.

KENDİNİZE ÖZEL MÜZİK YAPIN

Türkçe Meze’nin şu anda büyük kısmı bu teras kubbelerinden oluşuyor, geriye olsun olsun, 50-60 metrekarelik bir kapalı alan kalmış.

Ortam aynı ortam. Yemekler, içecekler aynı. Manzara aynı manzara... Ama isterseniz kubbenizin perdesini çektiğiniz anda kendinizi geri kalan insanlardan soyutlayabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Neresinden tutsan dökülüyor

Mehmet Ali Erbil, şimdi de cinsel taciz iddiasıyla gündemde. Fakat nişanlıdan asistana, ortaya atılan iddialara kadar bu hikâye neresinden tutsanız dökülüyor...

Mehmet Ali Erbil kendisini tacizle suçlayan Ece Ronay’ın nişanlısıyla kamera karşısına geçti, “bu işin üstünün artık kapanması” mesajı verdi.
Sanki nişanlıyla anlaşınca mesele hallolacakmış gibi...
Nişanlı kim ki?
Sahibi mi?
Mehmet Ali Erbil’in bu tuhaf hareketi insanda “panik haldeki bir suçlu” izlenimi bırakıyor.
Ama önce şu nişanlıdan başlayalım.
Diyelim ki Mehmet Ali Erbil doğru söylüyor ve reklam için cinsel bir kumpasa kurban gitti...

Yazının Devamını Oku

Fulya Öztürk’e açık mektup

Sevgili Fulya, biz seni ekranlarda böyle bağırıp çağıran, kendini yırtan bir kişilik olarak tanımadık. En çetin saha haberlerinde bile mülayimliğini, ağırbaşlılığını sevdik. Acaba reyting savaşları derken biraz yıpranmış olabilir misin? O duyduğumuz çatallı ses tonu bile senin değil gibi...

Fulya Öztürk, başından beri takip ettiğim, çok da başarılı bulduğum bir gazeteci arkadaşımız.
Hatta “Fulya Öztürk fan kulübü kuracaktım; baktım, kurmuşlar bile” diye yazı yazmışlığım bile var hakkında.
Onun da sağ olsun, teşekkür etmişliği...
Şimdi “Fulya ile Umudun Olsun” adlı bir reality şov sunuyor.
Bu şov, geçen cuma günü yayınlanan bölümüyle gündemde.
Programa televizyonda ben de denk geldim, gelmez olaydım, oturduğum yerde kalakaldım.
Gözüne fener tutulmuş tavşan gibi, ne kapatabiliyorum ne de başka bir kanala geçebiliyorum.

Yazının Devamını Oku

Sallama mevsimi başladı

“Bana da Lo Lo Lo” şarkısıyla tanıdığımız Tuğba Özerk; Edis’e, Zeynep Bastık’a ve Reynmen’e salladı:

Hep mi ritim aynı olur ya? Pop müziği rezil eden insanlar!

Selçuk Ural, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses’e salladı:

Onlar Türkiye’nin kıro grubunu kapsıyor. Konserine gittiğin zaman bir tane normal insan göremezsin...

Anladım ki yaz bitmiş, yılın o mevsimi çoktan gelmiş bile:

Salla ve gündeme gel.”

Ne kadar yükseğe atarsan o kadar iyi.

Öyle de meymenetsiz bir dönemdir ki bu...

Ne “sallayana” faydası vardır: Bir anda gündeme gelirsin ama aynı hızla (tekrar) unutulursun.

Yazının Devamını Oku

Eğer psikoloji bilmiyorsan sahneye sihirbaz olarak çıkarsın maymun olarak inersin

Kendine “tipsiz ve çulsuz” diyecek kadar alçakgünüllü. “Dünyanın en iyi sihirbazıyım” diyecek kadar megaloman. İşin güzel tarafı, bütün bu gelgitler içinde kendisiyle dalga geçebilecek kadar rahat. İkilemli sorularda bu hafta Uluslararası Sihirbazlar Derneği tarafından David Copperfield gibi sihirbazların aldığı Merlin Ödülü’ne layık görülen Kubilay (QB) Tunçer var. Sihirbazlığının yanında akademisyenliği, senaristliği ve oyunculuğunu da konuştuk: “Gerekli-gereksiz bir sürü ödül aldım”.

◊  12 Haziran, İkizler erkeği... Nesi daha zor: Çabuk sıkılma özelliği mi, değişken ruh halleri mi?

- 12 Haziran’da doğdum ama İkizler değilim. Ameliyatla aldırdım. Yerine bir burç kokteyli yaptılar. Ferahladım. Yoksa çekilecek ızdırap değil İkizler olmak. Sen iyisin de o mendebur ikizin hep işleri karıştırıyor.

◊ ODTÜ’de psikoloji eğitimi aldın. İllüzyon yaparken işe yarıyor mu, hiç alakası yok mu?

- Temel psikoloji, özellikle de algı psikolojisi bilmeden sihirbazlık yapılamaz. Yapılırsa karikatür olur. Sahneye sihirbaz diye çıkarsın, maymun olarak inersin.

◊ Susam Sokağı’nın senaryo yazarlarındansın. Tarafını seç: Kurabiye Canavarı mı, Kırpık mı?

- Kurabiye Canavarı benim tek kahramanım. “Süper gücünüz ne?” diye soruyorsun elemana “Kurabiyeeee” diyor. Susam Sokağı’nı yazdığımı duyan biri dedi ki “Abi, benim çocukluğum onu izlemekle geçti”. Benim çocukluğum da onu yazarak geçti. Bıdıdıktım Susam Sokağı’nı yazarken.

◊ Bilgi Ünivesitesi’nde “Kaos Yönetimi” üzerine yüksek lisans dersleri verdin. Hakikaten böyle bir ders var mı, kaostan mı besleniyorsun?

Yazının Devamını Oku