Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Her gün gazetelerde görüşlerini okuyor, televizyonda tavsiyelerini dinliyoruz. Hürriyet Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan için ‘pandeminin yüzü’ desek yanlış sayılmaz. İkilemli sorularıma konuk olmaya onu şöyle ikna ettim: “Hocam, şimdi sırası mı diye kızabilirsiniz ama sağlık çalışanlarının da özlemlerinin, sevgilerinin, hasret kaldıkları küçük keyif ve tercihlerinin olduğunu, ezcümle insan olduklarını hatırlamaya ihtiyacımız var...”

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

◊ Kütüphanenizde hangi ödül önde durur: Cihat Tahsin Gürson birincilik ödülünüz mü TÜBİTAK teşvik ödülünüz mü?

- Hiçbiri. Kütüphaneye ödül koymayı sevmem.

◊ Yangında hangisini kurtarırsınız? Mona Lisa tablosunu mu, koronavirüs aşısını mı?

- Koronavirüs aşısını.

◊ İmkân olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Einstein mı Pasteur mü?

- Louis Pasteur’le tanışmak isterdim. Aşı bulunmasına öncülük etmenin, insanlığa hizmet açısından izafiyet teorisinin geliştirilmesinden daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor
Louis Pasteur

◊ Tercihiniz birinciyi belirleyecek olsa... İki aday arasında: Bir tık önde olana mı oy verirsiniz yoksa şansı kötü giden gönüllerin birincisine mi?

- Önde olana. Ömrü sınav yapmakla geçmiş biri olarak, diğerini hak yemek olarak görürüm.

◊ Bir şeyi gece planlamak mı sabah planlamak mı?

- Eğer zaman varsa gece planlamak!

◊ Zaman makinesi icat ettiniz. Nereye giderdiniz: Geçmişe mi geleceğe mi?

- Geçmişe. Çünkü bilinmezlikler beni hep tedirgin etmiştir.

◊ İmkân olsa hangisini seçerdiniz: Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi bütün sporları yapabilmek mi?

- Tüm müzik aletlerini çalabilmek... Ama aslında tek bir müzik aletini çok iyi çalabilmeyi ya da tek bir sporu çok iyi yapabilmeyi tercih ederim.

Yoğurtlu her yemeğe bayılırım

◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi yenmez mi?
- Hatır için bile yenmez. Kırmızı et belki...

◊ Hangisine tahammül daha zordur? Obura mı gevezeye mi?

- İkisi de eşit derecede rahatsız edici. Hakkından fazla yiyene de hakkından fazla konuşana da tahammül zor.

◊ Biraz yoldan çıkmak istediniz... Mantı mı iskender mi?

- Mantı. Yoğurtlu her yemeğe bayılırım.

◊ Deniz-kum-güneş mi orman-ağaç-temiz hava mı?

- Orman-ağaç-temiz hava. Ben denizden uzak büyüdüm. Onun için de çok meraklısı değilim.

◊ İstanbul’un... Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?

- Anadolu yakası. Neden biliyor musunuz? Çünkü Ankara’ya daha çok benziyor.

Ağlamak utanılacak bir şey değil

◊ İnsanların düşüncelerini okuyabilmek mi istediğiniz bedene bürünebilmek mi?
- İkisi de değil. Çünkü insanların bütün düşündüklerini bilmek acı verir. Öte yandan herkesin kendi bedeniyle uyumlu olduğunu düşünürüm.

◊ Hangisini tercih edersiniz/edegeldiniz? Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?

- Tek başıma ağlamayı tercih ederim. Ağlamak doğal bir refleks ve utanılacak bir şey de değil. Ama o, insanın kendine özeldir.

◊ Asla hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor... Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?

- Ne zor sorular... Kim olduğunu çözmeye çalışırım. Ama bir sır vereyim; genellikle de başaramam.
◊ Uçakta/otobüste habire omuzunuzda uyuyan bir adam/kadın var... İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?
- Yok, mümkün değil şikayet edemem. Herhalde yavaşça düzeltmeye çalışırım.

◊ Mangala gittiğiniz bir evde yemeği beğenmediniz: Tabakta bırakmak mı, çaktırmadan köpeğe vermek mi?

- İkisi de değil. Kendimi yemeye zorlarım, yapım böyle.

◊ Evinize yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız uykusuz mu kalırsınız?

- O biraz da misafirin kim olduğuna bağlı...

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Ne MarIlyn ne Brigitte ben asıl NatalIe’ciyim

◊ Eski bir hatıranın yadına hangisi daha güzel eşlik eder? Sezen mi Ajda mı?

- Sezen. Ve bir de Nilüfer...

◊ Yeşilçam filmleri izler misiniz? Türkan Şoray mı Filiz Akın mı?

- Tabii izlerim. Favori filmim “Züğürt Ağa”. Filiz Akın da en favori aktristtir benim için.

◊ Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?

- Cem Yılmaz. Ata Demirer’in şarkı söylemesini tercih ediyorum.

◊ Hangisi daha çok çekti? Külkedisi mi Pamuk Prenses mi?

- Bana kalırsa hep mutluluğu arayan Polyanna ikisinden de daha çok çekti.

◊ Hangisiyle komşu olmak isterdiniz? Marilyn Monroe mu Brigitte Bardot mu?

- İkisiyle de istemem. Ben Natalie Wood’cuyum.

◊ Hangisini daha talihsiz: Kimselere âşık olamamak mı her aşkınızın kötü bitmesi mi?

- Kendime eziyet etmeyi sevmem. Kimselere âşık olamamak daha kolay geliyor bana.

◊ Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?

- Zengin ve çirkin doğmak tabii. Günümüzde plastik cerrahi ne harikalar yaratıyor!

◊ İnsanın içini hangisi daha çok gıcıklar? Göz kırpmak mı göz kaçırmak mı?

- Göz kaçırmak.

◊ Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir? Sevdiğiniz zaman mı sevildiğiniz zaman mı?

- Yalan, zaten ancak sizi seven biri söylediği zaman beyaz olabilir.

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Tavlayı satranca tercih ederim

◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsanız... Kırmızı et mi deniz mahsulleri mi?
- Deniz mahsulleri.

◊ Peki kedi mi köpek mi?

- Kedi.

◊ Hangi mevsim daha romantik: İlkbahar mı sonbahar mı?
- İlkbahar.

◊ Hangisi daha çok haz verir: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?
- Roman.

◊ Hangisi vazgeçilmez: Klima mı, kalorifer mi?
- Kalorifer.

◊ Kafa boşaltmak için hangisini tercih edersiniz: Tavla mı satranç mı?

- Tavla.

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

İrem Derici’nin çalışılmış deliliği

Delilik ama hedef kitlesi belli, mesaj net, sonuçları ve etkileşimi raporlanabilir, viral görünse bile sosyal medyada yürüyecek şekilde önceden tasarlanıp hazırlanmış. Sanki bir reklamcının elinden çıkmış gibi.

Türkiye’nin “Deli Deli Açıklamalar Kraliçesi” seçilse ilk 5’e kimler girer? Mekânın sahibi belli:
Yıldız Tilbe.
Ya diğer dört? Yaş kontenjanından Aleyna Tilki? Heyeti umumiye kontenjanından Bülent Ersoy? Ana-kız kontenjanından Müjde Ar?
Ben buraya İrem Derici’yi de koyardım.
Üstelik farklı bir kategoride: “Çalışılmış delilik”.
Biraz şöyle: Delilik ama hedef kitlesi belli, mesaj net, sonuçları ve etkileşimi raporlanabilir, viral görünse bile sosyal medyada yürüyecek şekilde önceden tasarlanıp hazırlanmış.
Sanki bir “reklamcının elinden çıkmış delilik” gibi.

Yazının Devamını Oku

KAHVEYİ BACH’LA İÇMEK İSTERDİM

İkilemli soruların bu haftaki konuğu caz sanatçısı, piyanist ve besteci Kerem Görsev. Türkiye’de caz denilince akla gelen belki de ilk isim. Sadece ülkemizde değil, yurtdışında en ünlü filarmoni orkestraları yaptığı çalışmalarıyla da tanınıyor. Fakat tuhaf şekilde samimi ve mütevazı. “Ya bırak lütfen bu ‘siz’leri, birbirimize ‘sen’ diyelim” diye ısrar ediyor. Söyleşi o yüzden senli-benli.

◊ Bir müzisyen için hangisi daha klas: Abbey Road’da Londra Filarmoni’yle kayıt yapmak mı, Rusya’da St. Petersburg Filarmoni’yle kayıt yapmak mı?
- St. Petersburg. O karamsar hava, o ciddiyet... Onun verdiği lezzet Londra’da çıkmaz. Londra’da dünyanın her yerinden gelmiş insanlar vardı orkestrada. Buna mukabil bak Los Angeles Filarmoni de ilginçti. Geleneksel Amerikan caz lezzeti... 1950’leri, Frank Sinatra’yı soluyorsunuz. Köşedeki o taburede Nat King Cole oturmuş mesela.
◊ Hangi cazcı seni daha çok etkiledi: Bill Evans mı, Tony Bennett mi?
- Bill Evans. Ondan başka yok. 89 albümünün hepsi vardır bende. Prag Filarmoni ile “To Bill Evans” (Bill Evans’a) diye albüm bile yaptım.
◊ Müziğe 6 yaşında İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda başlıyorsun ama ilk albüm “Hands and Lips” 34 yaşında geliyor. Geç mi, erken mi?
- Hiçbir zaman geç değil, çünkü hiçbir zaman bir albümü yapmış olmak için yapmadım. Mayanın tutması, kıvama gelmesi önemli. Yoksa 25’imde de yapabilirdim.

Yazının Devamını Oku

Yasak aşk yaşayanların ortak savunma cümlesi

Öykü Serter’in yaptığı “yasak aşk” itirafında bana tek mantıklı gelen kısım, bunun irinli bir durum olduğunu kabul etmesi. Hatayı, suçu kabul etmek insanı ferahlatır, özgürleştirir. Ama ancak o kadar.

Bir süredir ekranlarda olmayan sunucu Öykü Serter’in yasak aşk itirafı sığ magazin gündemine tsunami gibi çarptı.

Serter, Armağan Çağlayan’ın YouTube programı “196Sekiz”de evli bir erkekle uzun süre birliktelik yaşadığını anlattı:

“Bir yuvam olsa, keşke bir çocuğum olsa diye hayal kurmuş genç bir kadındım ve çok âşık oldum.”

Buraya kadar bir şey yok. Son derece makul ve masum bir istek.

Ama zurna şurada zırt diyor:

“Medeni durumu beraber olmaya müsait olmayan biriyle çok uzun süre birlikteydim. Ama yuva yıkan kadın değilim. Zaten uzun süre önce çözülmüş bir yuva vardı. Benden önce defalarca yaşanmış ilişkiler vardı.”

Galiba “yasak aşk” yaşayanların ortak savunma cümlesi bu: “Zaten uzun süre önce çözülmüş bir yuva vardı.”

Yani ne demeye getiriyorlar? Aslında şunu: Ben hiçbir şeyin olumsuza gitmesinden sorumlu değilim. Hiçbir vebalim yok. Ben olmasam da o ilişki zaten bitmişti...”

Yazının Devamını Oku

Sıla ile Hazer Şef

Söz, nişan gibi ara kurumlar da boşuna kurulmamış. İnsanlar birbirlerini iyice tanısınlar, en doğru kararı alabilecek vakitleri olsun diye... Çünkü bazılarının boşanmaları, evlenmelerinden daha çabuk oluyor.

Ahmet Kural’dan olaylı şekilde ayrılan şarkıcı Sıla’nın yaklaşık 1 yıl sonra şef Hazer Amani’yle birlikte olduğu ortaya çıkmış, bu senenin başında da evlenmişlerdi. 11 ay evli kalan çift, ortak bir açıklama yaparak ayrıldıklarını duyurdu. Tabii ki herkes tanışabilir, beğenebilir, âşık olabilir, ani bir kararla evlenebilir...
Tabii ki boşanmak da aşka/hayata dair. En “olur” dediğiniz insanla 1 senenin sonunda olmayacağına karar verebilirsiniz. Ama söz, nişan gibi ara kurumlar da boşuna kurulmamış.
İnsanlar birbirlerini iyice tanısınlar, en doğru kararı alabilecek vakitleri olsun diye... Çünkü bazılarının boşanmaları, evlenmelerinden daha hızlı oluyor.
Neyse ki bu sefer patırtı kütürtü yok. Her iki tarafın avukatları ortak bir metin üzerinde anlaşmış, kamuoyuna o duyuruldu.  Halbuki ne acelesi vardı Sıla’nın? Zaten Ahmet Kural’la travmalı, davalık olmuş bir ilişkiden çıkmıştı. Sonra başlat işlemleri evlen, 11 ay sonra tekrar boşan... Sırf bunlar bile iş, insan yorulur yahu.

Magazin ne yazsa çıkıyor

Bir de işin şöyle bir boyutu var: “Elâlem ne der?”
Başkalarını, çevreyi en takmıyor görünen insanlar bile belli ki acayip takıyor: Yalan söylemeler, saklamalar, hatta başkalarını yalan söylemekle, yalan haber yapmakla suçlamalar... 

Yazının Devamını Oku

Restoranlar tekrar kapanacak iddiası

Bırakın restoranları, bu gidişle sokağa çıkma yasakları bile geri gelirse kimse şaşırmasın. Tedbiri elden bıraktığımız, kurallara uymadığımız için kendimiz edip kendimiz buluyoruz.

Yaza girerken ne güzeldi her şey.

Evet, çok sıkıntı çekmiştik, evlerimize hapsolmuştuk, birçoğumuzun işi-gücü durmuştu, kayıplar verip üzülmüştük ama salgına karşı dünyanın en başarılı toplumlarından biri olarak gösteriliyorduk.

Yabancı televizyon kanalları gelip Türkiye’de nasıl bu kadar başarılı olunduğunu haber yapıyordu. Günlük vaka sayıları üç haneli olmuştu, yani 1000’in altına inmişti ve inmeye devam ediyordu.

Özgürlüklerimize birer birer tekrar kavuşuyorduk. Önce sokağa çıkma yasakları bitti.

Sonra şehirlerarası ulaşım serbestleşti. Gençler ve ileri yaşlılar üzerindeki kısıtlamalar kalktı. Birçok iş kolu tekrar faaliyetine döndü.

Hasar almıştık ama yaralarımızı da sarmaya başlamıştık. Eskiye tamamen dönmek zordu ama “yeni normal” diyorduk buna. Çok dikkatli ve özenli davranarak bu belayı başımızdan savacaktık.

Ama biz ne yaptık?

Uzakdoğu’nun disiplinli toplumları karşısında Akdenizli yanımız ağır bastı.

Yazının Devamını Oku

Sevgiyle nefret arasında

Neden bu ülkenin “özel” insanlarını oldukları gibi kabullenemiyor, ya dost ya da düşman belliyoruz? Hani her çiçekten bal alacaktık? Hani gülü seven dikenine katlanacaktı?

◊ İbrahim Tatlıses:

“Kara üzüm habbesi”nin üzümünü yiyemiyorum. Halbuki bir elini koy beline, öbürüyle mendil çevir. Olduğun yerde dizlerini kırıp kırıp kalk. Ne güzel... Ama aklıma başka yönleri geliyor, hayattan soğuyorum.

◊ Ahmet Kaya:

Başım onunla hep belada. Bugün söyle deseniz, hiç teklemeden bütün şarkılarını ezbere okurum. Tıpkı onun gibi, sesimi kalınlaştırarak. Türkçe’den ince “a” ları atarak. Ama başka yönleri geliyor aklıma, tercih yapmak zorundayım ya, ben hayattan soğumayı tercih ediyorum.

◊ Yıldız Tilbe:

Yeni bir delilik yapsa da deliliğin sınırlarını genişletse diye bekliyorum. Yapıyor da. Her seferinde anlıyorum ki deliliğin ucu bucağı yok, “Yıldız” koca evrende sadece bir merhale, daha ötesi de var.

Fakat aklıma başka yönleri geliyor, bırak evrene açılmayı... Uzanıp yıldızlardan dünyadaki neslimize bakmayı... Hayattan soğuyorum.

◊ Sezen Aksu:

Yazının Devamını Oku

Bir gönülde iki sevda olamaz mı?

Röportajı kabul etti ama acaba şu soruyu sormasam mı? Bu konuya hiç girmesem mi? Kolay değil: Mesela benim için gazetede herkes “abi” ama o “Doğan Bey”... Asansörde, girişte, yemekhanede göz göze geleceğiz de bir selam bahşedecek diye sıramızı bekliyoruz. O göz göze geldiğiniz anlarda da sanki incecik bir kitapsınız da sizi bir bakışta şak diye okumuş hissine kapılıyorsunuz.İkilemli soruların bu haftaki konuğu “edebiyatın cumhurbaşkanı” Doğan Hızlan. Neyse ki müşfik. Bana sorması zordu, size okuması kolay olsun...

◊ Uçakta/otobüste habire omuzunuzda uyuyan bir adam/kadın var... İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?

- Ne ittiririm ne hostese şikâyet edebilirim. Kalakalırım, öylece uyanmasını beklerim.

◊ Hiç hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor. Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?

- E dolambaçlı yolları tercih ederim tabii.

◊ Hangisi daha gurur verici: Size “edebiyatın cumhurbaşkanı” denmesi mi adınıza kütüphane açılması mı?

- “Cumhurbaşkanlığı”, rahmetli bir arkadaşımın bana yakıştırdığı bir unvan. Dostlarım da bunu uygun gördü. Ama adıma kütüphane açılması daha gurur verici. Şu anda adıma açılmış üç kütüphane var. Biri Antalya’da Doğan Hızlan Kütüphanesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde de adıma özel bir bölüm var. Bir kütüphane de TÜYAP’ta. Yeni kütüphaneler de açılacak.

◊ Hangisi daha vazgeçilmez: Dillere destan dolmakalemleriniz mi, papyonlarınız mı?

- Papyonlarımdan vazgeçemem, giyimimde onları seçerken ayrıca gözden geçiriyorum. Ama papyonlar her zaman karşımda değil. Dolmakalem-lerimse hep gözümün önünde. Ortaokuldayken teyzem Saadet Yazar bana altın bir Pelikan dolmakalem aldı, merak ve tutkum işte o zaman başladı. Dolmakalemler bakım ister, işçiliği var.

Yazının Devamını Oku

Sigara yasağı yetmez

İnsanların yoğun oldukları alanlarda mısır kemirmek, simit yemek, efendime söyleyeyim milkshake höpürdetmek, su içmek mazeretiyle maskeyi indirmek de kısıtlanmalı.

Koronavirüs önlemleri kapsamında şehirlerin bazı sokak, cadde ve alanlarında sigara içmek yasaklandı.
Toplumun büyük çoğunluğunun desteklediği anlaşılıyor.
Medyada, sosyal medyada destek demeçleri veriliyor, mesajlar yayınlanıyor.
Sigara içen biri olarak ben de sonuna kadar destekliyorum uygulamayı. Ama bekara boşanmak kolay, işi isterseniz bir de bir sigara içenden dinleyin.
Kararı duyunca önce bir panikledim: Yahu kapalı alanda zaten yasak, açık alanda da yasaklandı.
E şimdi ne olacak, nasıl olacak?
Sonra anlaşıldı ki bütün açık alanlar değil, insanların yoğun bulunduğu yerlerde yasaklanmış. İlçe ilçe yayınladılar.

Yazının Devamını Oku

Safiye'li harikalar kumpanyası

Bomonti’de yeni açılan Safiye Kabare’de dekorasyon kırmızı-siyah; biraz Moulin Rouge kafası. Drag queen’ler, Tina Turner ve Madonna şov, dansöz, zenne... Çerkesçe şarkı da var, ateş dansı da...

Şişli’de bomontiada’nın hemen çaprazındaki Safiye çarşamba, cuma, cumartesi ve pazar açık. (0544) 878 75 75

Yaş ortalaması 30-40. Karı-koca, sevgili, arkadaş masaları... Kalabalık grup yok. En fazla dört kişi.

Açılışlar böyle olur zaten, kalabalık grup gelmez. Sonradan insanlar deneyimleyip sevdikçe doğum gününü vs. orada kutlamaya karar verir.

Bütün hazırlıklara rağmen tuhaf, hatta biraz da buruk bir açılış... Safiye Kabare aslında önceki cuma açılacaktı. O gün İzmir depremi oldu. Yakışık almayacağını düşünüp çarşambaya ertelediler.

Çarşamba tam açılacaklar, bu kez de aynı gün mekânlar için saat 22.00 kısıtlaması geldi. Açılışı 20.00 olarak planlamışlardı.

Hazırladıkları şovların bile iki saate sığması mümkün değil. Misafirleri tek tek arayıp açılışı 19.00’a çektiklerini haber verdiler.

Ne demiştik? Karı-koca, sevgili, arkadaş masaları... Aralarda sosyal mesafe. Mekân normalde 200 kişilik ama pandemi nedeniyle 110 kişi alabiliyorlar. Fiks menü var. Menü fiks ama fiyat, ‘adamına göre’ değişiyor. “Sahneye en yakın ‘faça’ masalardan istiyorum” derseniz kişi başı 350 lira. Daha arka masalar 250.

Bu fiyata yerli içki, mezeler, ara sıcaklar, somon veya kuzu seçmeli ana yemek dahil. Nasıl diye soracak olursanız: Kelimenin tam anlamıyla ‘kâfi’.

Yazının Devamını Oku

Önüm, arkam, sağım, solum Formula

Trafikte seyreder ya da kaldırımda yürürken karşınıza bir Formula 1 aracı çıkarsa şaşırmayın. Yarın başlayacak yarışlar öncesi bütün İstanbul, Formula 1 fuarına döndü.

Sokaklarda, caddelerde F1 araçları dolaşıyor; Sultanahmet, Bebek gibi semtlerde çekimler yapılıyor, köprüde yapılan tanıtım çekimlerinden bütün Boğaz’da güçlü motorların sesleri yankılanıyor.
İşin çok “Türkiyeli” ve eğlenceli yanları da var. Yapılan çekimlerdeki fotoğraflarda bu muazzam araçları OGS, HGS tabelasının altından geçerken görüyorsunuz.
Honda’nın aracını trafik çekicisine koymuşlar mesela, takım ve teknisyenler de üstünde, halka el sallıyorlar. Altta çekicinin numarası yazıyor: (0545) 652...
Ünlü pilotlar Alexander Albon ve Pierre Gasly deniz kenarına oturmuş, manzaraya karşı tavla atıyor.
Efsane Lewis Hamilton, yayınladığı mesajda Türkçe olarak “Merhaba Türkiye” diyor.
Önemli yollarda trafiğin kapanmasından dolayı homurdananlar da var tabii.
Ama sonuçta bu tanıtım ülke olarak hepimize dönüyor. 

Yazının Devamını Oku

Türk Curie’leri

Eğer korona aşısı başarıyla ruhsat alabilirse bunu insanlığa hediye edenler de bir Türk karı-koca olacak. BioNTech’in kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci. Tıpkı radyasyon alanındaki çalışmaları nedeniyle Nobel Fizik Ödülü alan “Pierre ve Marie Curie” gibi.

Türk profesör Uğur Şahin’in koronaya karşı geliştirdiği aşının yüzde 90 oranında başarılı olduğunu okuduk dün.
Eşi Özlem Türeci’yle Almanya’da kurdukları BioNTech adındaki firma uzun süredir koronoya karşı bir aşı üzerinde çalışıyordu.
Aşı, aralarında Türkiye’nin bulunduğu 6 ülkede, 43 bin kişi üzerinde denenmişti.
İlk sonuçlar başarılı, aşıya ruhsat alınması için başvuru aşamasına gelindi. Bu da ocak ya da şubat gibi kitlesel aşılamanın başlayacağı anlamına geliyor.
Yani dişimizi biraz daha sıkıp alınan tedbirlere kurallara riayet edersek, önümüzde üç-beş aylık bir süreç kalmış gibi görünüyor.
Sonra tekrar eski özgür günlerimize, seyahatlerimize, tatillerimize, eğlencelerimize dönebileceğiz.
Bunu insanlığa hediye edenler de bir Türk karı-koca olacak. Tıpkı radyasyon alanındaki çalışmaları nedeniyle Nobel Fizik Ödülü alan “Pierre ve Marie Curie” gibi.

Yazının Devamını Oku

Her şirketin arama kurtarma ekibi olsa

91 saat dediğiniz 4 gün eder. Karanlıkta, toz toprak arasında, aç susuz, üstünüzde tonlarca beton... Devlet bile yetişemeyebilir. Sen, ben, biz, hepimiz lazım. Keşke her kuruluşun gönüllü kurtarma ekibi olsa.

İzmir depreminde yurdun dört bir yanından koştular, enkazın pençesinden can kurtarabilmek için günlerce canlarını dişlerine taktılar.

Hepimizin umudu oldular. Kahramanlıklarıyla bizleri ekran başında gözyaşlarına boğdular.

Dedikleri gibi: 2020 yılı bir film olsaydı başrolde arama kurtarma ekipleri olurdu.

En ön planda AKUT’u görüyorduk ama aralarında itfaiyeciler de vardı, madenciler de... Her birini tek tek anmak, isim isim teşekkür etmek gerek.

Çünkü o harala gürele arasında fark edemediğimiz, görüp de belleyemediğimiz kahramanlar da var aslında.

Türk Telekom’un CEO’su Ümit Önal’dan bir mail aldım. Şirket bünyesinde bir arama kurtarma ekibi kurmuşlar.

Ve o ekibin de İzmir’deki enkaz çalışmaları sırasında sahada olduğunu öğrendim.

Ne güzel, keşke her firmanın böyle bir gönüllü ekibi olsa.

Yazının Devamını Oku

Şarkıcılık zamanında bırakılması gereken bir meslek

“Faka Bastın”, “Hovarda”, “Gel Günaha Girelim”, “Hoşgeldin Hüzün”, “Mucize”... 90’lar pop deyince akla ilk gelen isimlerden Emel Müftüoğlu. Ama müzikten elini ayağını çekti, şimdi onu sadece dizilerde oyuncu olarak görebiliyoruz. Kendine göre sebepleri var. Hadi bu hafta ikilemli sorulara sizi de dahil edelim: Haklı mı, haksız mı?

◊ İzmir doğumlusunuz. İstanbul mu, İzmir mi?
- İzmir her zaman birinci benim için. Çok seviyorum. Cümle içinde kullansam hep “Canım İzmir’im” diye geçiririm.
◊ Ünlü olmadan önce Türkiye Elektrik Kurumu’nda memurdunuz. Şans mı, sebat mı?
- Türkiye Elektrik Kurumu’nda değil, İzmir Belediyesi’nde. O yanlış bilgi. Sadece 6 ay çalışabildim. Sonra İstanbul’da yarışmaya girdim ve hayatımın bütün akışı değişti.
◊ Asker çocuğu olmanın nesi daha zor: Disiplin mi, sürekli şehir değiştirmek mi?
- Asker çocuğu olmak hayatınızı disiplinli hale getiriyor. Benim en güzel özelliklerimden. Ama insanlar sizin kadar özenli ve disiplinli olmayınca büyük sorun. Sürekli şehir ve insan değiştirmek de bir yere, birine bağımlı kalmama duygunuzu kuvvetlendiriyor ki bence büyük konfor. Belki de hayatım bu yüzden çok keyifli geçti. 

 ◊ Çocuk taklitleriniz meşhur. Hangisi sizin seriniz: “Evde Tek Başına” mı, “Problem Çocuk” mu?

Yazının Devamını Oku

Kahvaltıdan sonra okuyun

Bu hafta temel gıdalarımızla ilgili birbirinden ilginç iki olaya tanık olduk. Kaçıranlar için hemen kısa bir özet geçelim. Ama sofranızda süt ve tereyağı varsa siz yine de kahvaltıdan sonra okuyun isterseniz.

◊ Kleopatra Uğur
Konya’daki bir tesiste süt kazanının içinde banyo yap, yapmak da yetmez bunu çekip sosyal medyada yayınla... Bu kadarı Kleopatra’nın bile aklına gelmezdi! Firma da Uğur Turgut da o kazanın süt kazanı olmadığını, temizlik için kullanılan dezenfeksiyon kazanı olduğunu açıkladı. Gerçi görüntüleri izlerken “Bu süt değil mi acaba” diye şüphelenmiştim. Sütün daha kıvamlı olması gerekir çünkü. Neyse soruşturmadan sonra her şey ortaya çıkacak nasılsa...

◊ Paçi Hilal...
Gazeteci Hilal Kaplan korona olmuş. Acil şifalar... En büyük şikâyeti koku duyusunu kaybetmesiymiş. Çare olarak da kulak çubuğuyla burnuna organik köy tereyağı sürdüğünü açıkladı. Canan Karatay’ın koronaya karşı kelle-paça önermesinden beri duyduğum en tuhaf şey. Halis tereyağı deyince akla bizim Karadeniz geliyor tabii. Rahmetli anneannemi konuşturdum kafamda, gülümsedim: “Paçi (kız) burnunla değul, ağzunla yiyecesun. O zaman şifadur...”

Yerli Cindy’nin teppikleri

KADIN - ERKEK - İLİŞKİLER

Cindy Crawford’a benzerliğiyle tanınan manken Tülin Şahin’in eski eşi Pedro de Noronha, mahkemeden koruma talep etmiş, mahkeme kabul etmiş.

Yazının Devamını Oku

Manyas Kuş Cenneti İstanbul’a taşınmış gibi

Yağışlı ve buz gibi bir haftanın ardından meteoroloji nihayet bugün ve yarını parçalı bulutlu gösteriyor. Kış iyice bastırmadan hafta sonunuzu açık havada ve bol oksijenle geçirmek için ideal bir önerim var: Atatürk Kent Ormanı.


Şehirde yürüyüş ya da koşu yapmak istiyorsunuz ama Belgrad Ormanı’nda mangal dumanları, Arnavutköy-Bebek hattında balıkçı oltaları canınızdan bezdiriyor.

Sporunuzu yapmak, açık havada yürüyüş keyfinizi arttırmak için İstanbul’un en yeni adreslerinden biri Sarıyer’deki Atatürk Kent Ormanı.

Açılalı henüz beş ay oldu, birçok bölümünde inşaat ve çevre düzenleme çalışmaları devam ediyor ama daha şimdiden genç-yaşlı birçok kentlinin uğrak noktası oldu bile.

Parkın birçok giriş çıkışı var. Ben size Hacıosman girişinden başlayarak anlatacağım çünkü oraya hem metro var hem de yokuş aşağı gideceğiz. Çünkü burası bayağı büyük bir alan: 100 dönümün üzerinde.

Yaya ve araç girişi ayrı kapılardan. Otopark kapasitesi 200 araç. Kapıdan parkın içine doğru ilerlemeye başladığınızda sizi önce parkın ismini de aldığı güzel bir Atatürk heykeli karşılıyor. Atatürk’ten hemen sonra sol tarafta çocuk oyun alanlarını görüyorsunuz. Vaktin nasıl geçtiğini anlamayacakları inmeli- çıkmalı, tırmanmalı-kaymalı birçok alengirli bölüm yapmışlar.

Üç ayrı rota

Sonra yol yavaş yavaş dikleşmeye başlıyor. Buralara da yetişkin spor gereçleri serpiştirilmiş. Yokuş bitince ya sağa ya sola gideceksiniz. Sağ taraf henüz tamamlanmamış olan yeme-içme yerleri, konser-festival alanı gibi kısımlara çıkıyor. Vaktiniz azsa sola sapın derim; sizi göletlerin olduğu bölgeye götürecek.

Yazının Devamını Oku

İzmir ne kadar gurur duysa az

Yardım erzaklarından alıp dükkânında satmaya kalkan adam, evi sağlam olduğu halde battaniye aşıran kadın... Böyle birkaç küçük örnek dışında İzmir depreminden hafızalarımızda kalacak en önemli şeylerden biri kentin unutulmayacak dayanışması... 

Daha depremin ilk saatlerinden itibaren en ağır hasarı alan Bayraklı’da gönüllüler toplanmaya başladı. Her köşe başına bir su istasyonu kuruldu.

Pastaneler, fırınlar, kafeler yiyecek dağıtmaya başladı. Depremzede ve kurtarma ekiplerine yardımcı olmak isteyenler sokaklarda önlerini kesip “Su içer misiniz, aç mısınız?” diye soruyordu. İzmir

Aşçılar Derneği aşçıları, Âşık Veysel Parkı’nda çadırlarda kalan deprem mağdurları için 24 saat nöbetleşe üç öğün yemek hazırladı.

Evlerine giremeyen birçok aile vardı. İzmirliler depremzedeleri yazlıklarına davet etti. Birçok otel sosyal medyada telefon numarası yayınlayıp ihtiyacı olanlar için kapılarının açık olduğunu duyurdu. Civardaki kafeler gece kapatmama kararı aldı, sağlık çalışanları ve kurtarma ekiplerine 24 saat sıcak içecek, geçici olarak dinlenme ve zorunlu ihtiyaçlarını giderme imkânı sağladı. Servisçiler ücretsiz depremzede taşıdı.

Bornova’daki buz pisti yardım toplama ve ulaştırma merkezine dönüştürülmüştü. Halktan gelen yardımlar doldu, taştı.

Gülçin Başaran adlı bir yardımsever bebek bezi ve mama getirmişti. “Bunlara ihtiyaç olduğunu düşündük. İhtiyaç varsa beşik getireceğiz” dedi. 5 yaşında bir çocuk annesiyle gelip oyuncaklarını bağışladı. Her oyuncağın üzerinde not yazılmıştı: “İnşallah bir an önce evlerinize kavuşup mutlu olursunuz.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan E. N. A. adlı bir anne, annesi sütten kesildiği ya da başka nedenlerle anne sütüne ihtiyaç duyabilecek bebekler için “sütannelik” yapabileceğini, “anne sütü” bağışlayabileceğini duyurdu: “6 aylık bebeğimiz var. Dolayısıyla buzluğumuzda fazladan anne sütümüz var.

Depremden etkilenen ve anne sütüne ihtiyacı olan bir aile varsa seve seve paylaşırım.”

Yazının Devamını Oku

Millet can derdinde kasap ne derdinde?

Etçi Nusr’et (Gökçe) sosyal medyada sonu İzmir plakası olan 35-35’li bir telefon numarası yayınladı ve isteyen İzmirlilerin gece 12.00’den sonra sohbet etmek için kendisini arayabileceğini söyledi. Şu deprem gündeminde bu duruma nereden bakıyorsunuz?

Nusr’et yanlış çünkü

Orada yakınlarının haberini bekleyenlerin de tek derdi seninle sohbet etmekti sanki. Sen terapist misin arkadaşım? Bir de gece 12.00’den sonra. Ne demek bu? Yani “O saate kadar çok meşgulüm, ancak o saatten sonra arayın” mı demek istiyorsun?

Nusr’et doğru çünkü

Bence mesele Nusr’et’in yapması değil, başka sanatçıların yapmaması. Travma yaşadığınız bir dönemde insana iyi gelmez mi çok sevdiğiniz, hayran olduğunuz biriyle konuşmak? Mesela Türkan Şoray 10 kadınla dertleşse, sakinleştirse, bir diğeri beş gençle sohbet etse...

Nusr’et yanlış çünkü

Bu nasıl bir egodur, nasıl bir üsluptur? Kendini kanaat önderi falan mı sanıyorsun? Bir de duyar kasmış, telefon numarasının sonunu İzmir plaka seçmiş. İstersen diğer şehirlerin plakalarını da şimdiden ayırttır bir kenara, deprem oldukça yayınlarsın.

Nusr’et doğru çünkü

Evet, yaptığı büyük bir ego sergilemesi. Ama böyle durumlarda egoluya egosuza bakmayacaksınız. Yeter ki niyeti iyi olsun. Biz alıştık onları bir şekilde idare etmeye, hoş görmeye. Sıra yüksek egolulara gelene kadar öyle çok fırsatçı, gerçekten art niyetli insan var ki... 

Yazının Devamını Oku

Keşke indirimi araya sokuşturmasaydı

Gökhan Çıra ve Selin Ciğerci, AKUT’a bağış duyurusu yaptı. Ama keşke Selin Ciğerci o 40-50 saniyelik kısa videoda sitesindeki indirimden hiç bahsetmeseydi. 

Futbolcu Gökhan Çıra ve fenomen eşi Selin Ciğerci, kasım ayındaki bütün gelirlerinin bir kısmını AKUT’a bağışlama kararı aldıklarını duyurdu.
Detaylarını bilmiyoruz. “Muhasebecimiz görüşmeleri sürdürüyor” dedi Selin Ciğerci, eşi Gökhan Çıra ile birlikte yaptıkları ortak paylaşımda.
Gökhan Çıra da bir ara lafa girip, “Her derde derman olmaz ama her derde derman olsun” temennisinde bulundu.
Sonra da herkesi kendileri gibi AKUT’a destek olmaya davet ettiler. Ne örnek, güzel bir davranış.
Sadece...
Keşke Selin Ciğerci bu 40-50 saniyelik kısa videoda iki kere sitesindeki bütün ürünlerin “yüzde 50 indirime girdiği”nden bahsetmeseydi.
Güzel bir çorbaya düşen sinek gibi. İnsanın kafasına bir sürü lüzumsuz soru doluşuyor.

Yazının Devamını Oku

İki kişi yan yana sessiz de kalabilmeli

Türk popunun en elektronik kanadı Hande Yener, Müslüm Gürses hayranı çıktı. Hayatı paylaşmayı seviyor ama kelimelerle değil. Gevezeliğe tahammülü yok. Meğer yanlış biliyormuşuz, Demet Akalın’a da Serdar Ortaç’a da beş kuruş tazminat ödememiş. İyi bir ev sahibesi. Sıkı bir Bodrumcu. Brad Pitt ile Johnny Depp’e aynı anda, aynı kafede randevu verebilecek kadar da fettan.

Sizde hangisi daha çok anksiyete yaratır? Geç kalmak mı geç kalanı beklemek mi?

- Hiçbiri. “Burası İstanbul” der, geçerim...

Kadıköylüsünüz. İstanbul’un Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?

- Anadolu yakası ve hatta daha nokta atışı yapayım: Erenköy.

Yeşilçam’dan hangisi sizin kadınınız: Türkan Şoray mı Filiz Akın mı?

- Onları paylaştık biz aile içinde. Türkan Şoray benim ilahem, ablamınki Filiz Akın.

Yazının Devamını Oku

19 bin liralık içki hesabı

İnternette dolaşan, geçen cumartesi İstanbul’da ödendiği iddia edilen 19 bin 100 liralık bir hesap pusulası var. Tek bir masaya ait ve sadece içki hesabı. Yaklaşık 7 asgari ücret olduğu için inanan var, inanmayan var. Pazar günü vaktiniz de geniştir, gelin ben size bu hesap pusulasının analizini yapayım, kafanız dağılsın.

Sahte olabilir mi: 
Tabii ki olabilir. Artık şop’la neler yapılmıyor ki? Ayrıca belge gerçek ama garsonlar eğlence için basmış olabilir. Ama öyle bir durumda, kasayla depo bağlantılı. Yani kasadan çıkan içkiyle depoda kalan içki birbirini tutmalı. Bu içkileri kasadan öylesine düştüğünüz anda, depodaki bütün sayım şaşar. Başınız büyük belaya girer. Kolay kolay hiçbir garson böyle bir topa girmez.


Doğru olabilir mi: 
Tabii ki olabilir. Fişin üstünde yazan yer, Ruby. Ortaköy’de eski Anjelique’in yerine açılan, Boğaz’ın en lüks mekânlarından biri. Çoğu müşteri arabayla bile değil, teknesiyle yanaşıyor önüne. Pusulada “Masa #1” yazıyor. Belli ki bunlar “yağlı müşteri”. En öndeki, en “faça” locaya kurulmuşlar.
Kim bu hesabı ödeyen:

Yazının Devamını Oku