GeriSavaş ÖZBEY Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Her gün gazetelerde görüşlerini okuyor, televizyonda tavsiyelerini dinliyoruz. Hürriyet Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan için ‘pandeminin yüzü’ desek yanlış sayılmaz. İkilemli sorularıma konuk olmaya onu şöyle ikna ettim: “Hocam, şimdi sırası mı diye kızabilirsiniz ama sağlık çalışanlarının da özlemlerinin, sevgilerinin, hasret kaldıkları küçük keyif ve tercihlerinin olduğunu, ezcümle insan olduklarını hatırlamaya ihtiyacımız var...”

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

◊ Kütüphanenizde hangi ödül önde durur: Cihat Tahsin Gürson birincilik ödülünüz mü TÜBİTAK teşvik ödülünüz mü?

- Hiçbiri. Kütüphaneye ödül koymayı sevmem.

◊ Yangında hangisini kurtarırsınız? Mona Lisa tablosunu mu, koronavirüs aşısını mı?

- Koronavirüs aşısını.

◊ İmkân olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Einstein mı Pasteur mü?

- Louis Pasteur’le tanışmak isterdim. Aşı bulunmasına öncülük etmenin, insanlığa hizmet açısından izafiyet teorisinin geliştirilmesinden daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor
Louis Pasteur

◊ Tercihiniz birinciyi belirleyecek olsa... İki aday arasında: Bir tık önde olana mı oy verirsiniz yoksa şansı kötü giden gönüllerin birincisine mi?

- Önde olana. Ömrü sınav yapmakla geçmiş biri olarak, diğerini hak yemek olarak görürüm.

◊ Bir şeyi gece planlamak mı sabah planlamak mı?

- Eğer zaman varsa gece planlamak!

◊ Zaman makinesi icat ettiniz. Nereye giderdiniz: Geçmişe mi geleceğe mi?

- Geçmişe. Çünkü bilinmezlikler beni hep tedirgin etmiştir.

◊ İmkân olsa hangisini seçerdiniz: Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi bütün sporları yapabilmek mi?

- Tüm müzik aletlerini çalabilmek... Ama aslında tek bir müzik aletini çok iyi çalabilmeyi ya da tek bir sporu çok iyi yapabilmeyi tercih ederim.

Yoğurtlu her yemeğe bayılırım

◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi yenmez mi?
- Hatır için bile yenmez. Kırmızı et belki...

◊ Hangisine tahammül daha zordur? Obura mı gevezeye mi?

- İkisi de eşit derecede rahatsız edici. Hakkından fazla yiyene de hakkından fazla konuşana da tahammül zor.

◊ Biraz yoldan çıkmak istediniz... Mantı mı iskender mi?

- Mantı. Yoğurtlu her yemeğe bayılırım.

◊ Deniz-kum-güneş mi orman-ağaç-temiz hava mı?

- Orman-ağaç-temiz hava. Ben denizden uzak büyüdüm. Onun için de çok meraklısı değilim.

◊ İstanbul’un... Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?

- Anadolu yakası. Neden biliyor musunuz? Çünkü Ankara’ya daha çok benziyor.

Ağlamak utanılacak bir şey değil

◊ İnsanların düşüncelerini okuyabilmek mi istediğiniz bedene bürünebilmek mi?
- İkisi de değil. Çünkü insanların bütün düşündüklerini bilmek acı verir. Öte yandan herkesin kendi bedeniyle uyumlu olduğunu düşünürüm.

◊ Hangisini tercih edersiniz/edegeldiniz? Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?

- Tek başıma ağlamayı tercih ederim. Ağlamak doğal bir refleks ve utanılacak bir şey de değil. Ama o, insanın kendine özeldir.

◊ Asla hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor... Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?

- Ne zor sorular... Kim olduğunu çözmeye çalışırım. Ama bir sır vereyim; genellikle de başaramam.
◊ Uçakta/otobüste habire omuzunuzda uyuyan bir adam/kadın var... İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?
- Yok, mümkün değil şikayet edemem. Herhalde yavaşça düzeltmeye çalışırım.

◊ Mangala gittiğiniz bir evde yemeği beğenmediniz: Tabakta bırakmak mı, çaktırmadan köpeğe vermek mi?

- İkisi de değil. Kendimi yemeye zorlarım, yapım böyle.

◊ Evinize yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız uykusuz mu kalırsınız?

- O biraz da misafirin kim olduğuna bağlı...

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Ne MarIlyn ne Brigitte ben asıl NatalIe’ciyim

◊ Eski bir hatıranın yadına hangisi daha güzel eşlik eder? Sezen mi Ajda mı?

- Sezen. Ve bir de Nilüfer...

◊ Yeşilçam filmleri izler misiniz? Türkan Şoray mı Filiz Akın mı?

- Tabii izlerim. Favori filmim “Züğürt Ağa”. Filiz Akın da en favori aktristtir benim için.

◊ Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?

- Cem Yılmaz. Ata Demirer’in şarkı söylemesini tercih ediyorum.

◊ Hangisi daha çok çekti? Külkedisi mi Pamuk Prenses mi?

- Bana kalırsa hep mutluluğu arayan Polyanna ikisinden de daha çok çekti.

◊ Hangisiyle komşu olmak isterdiniz? Marilyn Monroe mu Brigitte Bardot mu?

- İkisiyle de istemem. Ben Natalie Wood’cuyum.

◊ Hangisini daha talihsiz: Kimselere âşık olamamak mı her aşkınızın kötü bitmesi mi?

- Kendime eziyet etmeyi sevmem. Kimselere âşık olamamak daha kolay geliyor bana.

◊ Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?

- Zengin ve çirkin doğmak tabii. Günümüzde plastik cerrahi ne harikalar yaratıyor!

◊ İnsanın içini hangisi daha çok gıcıklar? Göz kırpmak mı göz kaçırmak mı?

- Göz kaçırmak.

◊ Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir? Sevdiğiniz zaman mı sevildiğiniz zaman mı?

- Yalan, zaten ancak sizi seven biri söylediği zaman beyaz olabilir.

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Tavlayı satranca tercih ederim

◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsanız... Kırmızı et mi deniz mahsulleri mi?
- Deniz mahsulleri.

◊ Peki kedi mi köpek mi?

- Kedi.

◊ Hangi mevsim daha romantik: İlkbahar mı sonbahar mı?
- İlkbahar.

◊ Hangisi daha çok haz verir: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?
- Roman.

◊ Hangisi vazgeçilmez: Klima mı, kalorifer mi?
- Kalorifer.

◊ Kafa boşaltmak için hangisini tercih edersiniz: Tavla mı satranç mı?

- Tavla.

 

 

X

Mert Baba’nın çiftliği

İstanbul’un gezenti köpeği Boji’ye yuva aranıyor. Demet Akalın, İlker Ayrık, Matematik Köyü gibi talipleri var. Ama hayvanseverler kampanya halinde bir başka ismi işaret ediyor: Mert Akkök. Kimdir bu Akkök, size içeriden anlatayım...

Üniversitede tanıştık. O zaman da köpeği vardı ama ailesiyle yaşadığı için bir tane: Sarp. Okuldan sonra Kıbrıs’ta turizme başladı, o sıralar da hâlâ normal.
Sonra İstanbul’a döndü. Dört köpekle. Çamlıca’da bahçeli bir ev tuttu. Fakat o kadar çok hayvanla mümkün değil, olmuyordu.
Hayvanlardan vazgeçeceğine, evini taşıdı. Daha uzakta, civarda tek tük ev olan, ormana yakın, bomboş bir çiftlik evine.
Başka hayvanseverlerle organize olmuşlardı. Ormana bırakılan aç köpeklere yiyecek götürüyorlardı.
Bu gezilerin birçoğundan bakıma muhtaç yeni bir hayvanla dönüyordu çiftliğe.



Yazının Devamını Oku

Babs nedir, nerede yenir?

Gastronomi tutkunu iki genç kafadar Şişli Bomonti’de açtıkları bir bistroyla bu yöresel lezzeti şehre getirdi: Etli, tavuklu, balıklı ve vejetaryen.

Babs özünde bir Anadolu krebi. Ama teflon tava yerine, ızgara sacın üzerine hamur akıtma tekniğiyle yapılıyor. Ülkenin farklı yerlerinde değişik değişik isimleri mevcut. Söylenen o ki en güzellerinden biri de Antalya-Alanya Yörüklerinin elinden çıkıyor.
Gastronomi tutkunu iki genç kafadar, arkalarına ünlü şef Fatih Tutak’ı da aldılar, Antalya yaylalarının bu lezzetini Şişli Bomonti’ye getirdiler.

Babs’ın dört ayrı çeşidini çıkarıyorlar. En sevileni kuzu babs.
Mekânın adı Bebab. Tarif etmesi biraz zor bir bistro. Mesela yemekler füzyon kebap. Kebaba değişik bir bakış açısı getirmek iddiasındalar. Ama aynı zamanda bir kokteyl bar. Menüde muhammara, humus var. Filistinli, Lübnanlı müşterilerden tam not almış. Buna mukabil akşamları DJ’li partiler yapıyorlar.
Bu konseptin mucit ve sahipleri Berk Kaymak ile Emir Alpat. Alanlarında en iyi okullardan mezunlar. Dünyanın farklı yerlerinde deneyimler kazanmışlar. En son fine dining restoran Turk’te, şef Fatih Tutak’la çalışmışlar. Şimdi Bebab...
Tam zamane kafası: Kent hayatına kazandırdıkları bu yöresel lezzetin patentini de almışlar.

Yazının Devamını Oku

Bazı aşklar seri katil gibi her defasında gelip seni yine öldürüyor

Parlak çocuk: 8 yaşında radyo sanatçısı. Çalışkan: Okulda üniversite birincisi. Yazar: Üç kitabı var. Müzisyen: Hem besteliyor hem söylüyor. Sezen Aksu hayranı. Çevreci: Kedisi Miko’dan pek çekiniyor. Obur: Mantı, balık, sütlü tatlı, Allah ne verdiyse. Feminist: Estetik baskısına karşı çıkıyor. Sadece biraz kocası köylü: Lafı dönüp dolaştırıp eşine getiriyor. İkilemli soruları bu hafta şarkıcı Aydilge yanıtlıyor.

◊ “Kalemimin Ucundaki Düşler”, “Bulimia Sokağı”, “Altın Aşk Vuruşu” kitaplarının yazarısın. Kartvizitinde tek bir hakkın olsa... Müzisyeni mi, yazarı mı kullanırdın?

- Müzisyen. Net.

◊ TRT Ankara Radyosu’nda Türkiye’nin ilk Türk Sanat Müziği çocuk korosunda radyo sanatçısı oldun. Sonra Başkent Üniversitesi’ni birincilikle bitirdin. Altın çocuk musun, hırs küpü mü?

- Bende hırs pek yok, ama altına benzetilmek de istemem. Ne zaman düşüp yükseleceğin belli olmaz çünkü.

◊ Şimdi bakınca, müzik için New York State University bursunu reddetmek... Pişmanlık mı, doğru karar mı?

- Doğru karar tabii ki. Paralel evrende edebiyat profesörü, Amerika’da daha prestijli ve zengin koşullarda yaşayan bir Aydilge vardır belki ama ben daha mutluyum ondan.

◊ Kariyerinde hangisi daha önemli: “Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Şarkıcısı” seçildiğin ilk albümün “Küçük Şarkı Evreni” mi, “Kiralık Aşk” dizisine yazdığın “Sen misin İlacım” şarkısı mı?

Yazının Devamını Oku

Kütüphaneyi ittir, içerisi gece kulübü

Restorandan üst kata çıkınca karşınıza bir kütüphane gelecek. Kendi etrafında dönebiliyor ve 150 kişilik bir gece kulübüne açılıyor: Nommo. Siz girdikten sonra tekrar kapanıyor ve artık dışarısıyla bir alakanız kalmıyor. Giriş ücreti yok ama rezervasyonsuz müşteri alınmıyor.

Levent Çarşı, Çalıkuşu Sokak’ta açılan Hill&Chill bir dünya mutfağı restoranı. Kapaklı tabakta kuru buz dumanıyla servis ettikleri kahveli et (150 lira), böğürtlen püresi ve cinle yaptıkları ‘Harika’ kokteyli (110 lira) gibi ürünleri var. 

Kahveli et

Müşterilerin çoğunluğu Belçika, Hollanda, İsviçre, Danimarka gibi ülkelerde yaşayan Türkler.

“Açılalı daha 1 ay olmadı. Nereden duyup da geliyorlar” derseniz bunun sebebi işletmeci Emre Altun. Kariyerini yurtdışında yaşayan Türkleri Türkiye’ye geldiklerinde ağırlamak üzerine kurmuş. Zaten Instagram’daki yaklaşık 50 bin takipçisinin yüzde 80’i de Avrupalı Türkler. 

Fotoğraf: Selçuk ŞAMİLOĞLU

Bu 250 kişilik restoranda haftanın 7 günü öğlen 12.00’den gece 3.00’e kadar onlara hizmet ediyorlar.

Hill&Chill’in ilginçliği bununla bitmiyor. Mekânın lobisine girdiğinizde sağ tarafta merdivenler görüyorsunuz. Bu merdivenlerden bir üst kata vardığınızda, karşınıza raflarında kitaplar dizili olan bir kütüphane çıkıyor. İttiğinizde, kütüphane kendi etrafında dönüyor ve 150 kişilik bir gece kulübüne açılıyor: Nommo. Siz girdikten sonra tekrar kapanıyor ve dışarısıyla bir alakanız kalmıyor. Giriş ücreti yok ama rezervasyonsuz müşteri alınmıyor.

Yazının Devamını Oku

En dayanıklısı Özlem Tekin çıktı

Önce Nejat İşler havlu attı. Bir süredir Bodrum’da yaşadığı sayfiye hayatını bırakıp şehre döndü. Hem de “Kalabalıkta yalnız kalmak daha kolay” diyerek.


Pandemide Fethiye’ye yerleşen Göksel de artık aramızda. “Köy evini kapattım, İstanbul’u ve iş hayatını çok özlemişim” diyor. Şehir kaçkınları arasında en dayanıklısı Özlem Tekin çıktı.
Önce Bodrum’a, oradan da 2018’de arazi satın aldığı Milas’a yerleşti biliyorsunuz.
Ne güttüğü küçükbaş hayvanlarından ne de günlük kıyafeti haline gelen şalvarından vazgeçiyor.
Sırf bu dirayetinden dolayı bile kocaman bir bravoyu hak ediyor.

Hülya neden böyle?

Araçları çamura saplanmıştı ama gelip geçenlerden kimse yardım etmiyordu.

Yazının Devamını Oku

Açılan bir kapı kapanan bir kapı

İki gece arayla açılan bir kapı ve kapanan bir kapı, iki kadının hayatını kurtardı. İlki, Bursa’da bir apartman kapısı. İkincisi, İstanbul’da metro kapısı. Her iki saldırgan da yakalandı. Metrodakinin 20 ayrı suçu varmış.

Evvelsi gece Bursa... Hava kararmış. Eli bıçaklı bir adam genç kadını takip ediyor. Kadın evine gelince zili çalıyor, neyse ki hemen otomatiğe basılıyor da kendini içeri atıyor.
Katilin elinde bıçakla rahat rahat dolaşırken görüntüleri kamerada.
Verilmiş sadakası varmış.
Belki o otomatik biraz gecikse...
Sonu 2 yıl önce Ordu’da apartmanın girişinde katledilen balerin Ceren Özdemir gibi olacaktı.
Önceki gece İstanbul... Metroya binen eli bıçaklı bir adam, onlarca kişinin gözü önünde bir kadına ağza alınmayacak hakaretler edip bıçak sallıyor. Vagondaki kimse hiçbir şey yapamıyor. Belki korkuyorlar.
Korkmakta haklı da insanlar.

Yazının Devamını Oku

Sibel Can’ı eleştirmek hak mı?

Son 20 yılda çıkan “Sibel Can kilo aldı”, “Sibel Can şu kadar kilo verdi” haberlerini tarasak, alınan-verilen kiloların toplamı Kuzey Kore ordusuna eşit neredeyse. Ama bırakın da insanlar doğruya doğru, yanlışa da yanlış desinler.

Ünlülerin dış görünüşünü, kılık kıyafetlerini konuşmak ayıp değil.
Zaten bunun için çıkmıyorlar mı arenaya?
Görünmek, medya ve sosyal medyada dönmek, bunun karşılığında da filmi varsa filmine, albümü varsa albümüne katkı olsun; sonra da reklamlar, sponsorluklar gelsin diye hepsi...
Yani ünlülüğe soyunmak demek, bütün bunlara baştan razı olmak demek aslında.
Sibel Can’ın son konserinde giydiği kırmızı kıyafeti de bu minvalde.
Ünlü şarkıcı kilolu bulundu, seçtiği kıyafetin o kiloya uygun olmadığı yazılıp çiziliyor.

Yazının Devamını Oku

Türkan Kanunu’nu... Yazsak yeniden!

Çevirdiği 222 filmde asla öpüşme sahnesi olmayan Türkan Şoray’ın kendi adıyla anılan kanunları vardı. Ama o da son noktayı geçen sene koydu tartışmaya: “Yeşilçam koşullarında bu kanunlar geçerliydi. Artık yok. Toplum değişti.” Peki şimdi nedir bu 2021’de yaşadığımız?

Haftanın fon müziği:
“Türkan yok mu o Türkan / Yine öptürmedi dudaktan”...
Neden mi?
İlki, “Seviyorsan Git Ayrıl” adlı tiyatro.
Başrol oyuncusu İrfan Kangı, oyunun galasında rol icabı Selen Görgüzel’i öpmeden önce oyunu kesti ve...
Dönüp seyirciler arasındaki eşi Hamdi Alkan’dan izin istedi:
“Abi sıkıntı olmaz değil mi?”

Yazının Devamını Oku

Vivaldi çalarken Doğulu Mihriban çalarken Batılı olabilirim

Geçen hafta Balat’ta, sokak çalgıcısı çocukların yanına gitti, “Kemanla fotoğraf çektirebilir miyim?” diye sordu. Çocuklar “Aman abla sakın düşürme” falan derken enstrümanı eline alıp ağlatmaya başladı. Trollenen çocuklardan biri onu tanıdı ama iş işten geçmişti. Bu şirin video viral oldu, ana haberlere bile çıktı. Kıssadan hisse: Kemancı Canan Anderson’u şak diye tanımazsanız bir gün sizin de başınıza gelebilir.

◊ İtalya’da doğdun ama soyadın İngilizce. Babadan mı, eşten mi?

- İtalya’nın Vicenza şehrinde doğdum. Ama İtalyan vatandaşı değilim. Babam Amerikalı, annem Türk. Ondan dolayı. Hem Amerikan vatandaşıyım hem Türk.

◊ İlk konserini Avusturya Kültür Merkezi’nde 6 yaşında verdin. Klasik müzik mi, popüler müzik mi?

- Zor soru. Eğer Klasik Batı Müziği okumasaydım ve enstrümanımla profesyonel bir yere gelmeseydim bu kararı veremezdim. Ülkemde kemanı sevdirmek istediğim için popüler müziği seçtim. İyi ki de öyle yapmışım. Bana en çok gelen sorulardan biri de neden orada kalmadığım... Nedeni, vatan hasreti. Saçlarım dökülmeye başladığında doktora gittim. Tüm kan sayımları yapıldı. Sonunda doktor bunun psikolojik vatan özlemi olduğunu söyledi.

◊ Bombay Filarmoni, Salzburg Üniversitesi Orkestrası gibi ekiplerde başkemancılık yaptın. Eğitim mi, yetenek mi?

- Yetenek olmadan eğitimin bir anlamı olamaz. Yetenekliysen de eğitimsiz bir yere kadar ilerleyebilirsin. O yüzden ikisi de şart.

◊ Keman çalmak mı, şarkı söylemek mi?

Yazının Devamını Oku

Gece kulübü gibi meyhane

Duvarlar simsiyah. Sadece aynalardan yansıyan aydınlatmalar parlıyor. Pencerelerde köprü bir fotoğraf gibi. Pervazlar bilerek geniş tutulmuş ki üstüne çıkılıp dans edilebilsin. Kuruçeşme’de açılan Ena, ‘modern meyhane’ konseptini fütüristik bir seviyeye taşıyor.

Yeni nesil’ ya da ‘modern meyhane’ lafı bundan 10 sene önce Asmalımescit’te açılan Safi ile girdi kent hayatımıza. Mey sponsorluğunda yapılan bu projede küçük dokunuşlarla yine geleneksel meyhane mezeleri servis edilecekti ama dekor biraz daha güncel, müzikler biraz daha popüler, ortam biraz daha ‘kadınlı’ olacaktı. Hatta siparişler bile tabletten veriliyordu. Tablet işi tutmadı, ‘daya mezeyi-ver müziği’ konsepti tuttu; yıllar içinde yer gök modern meyhane oldu.

Bunun geldiği son aşama Kuruçeşme’de yeni açılan Ena. İş öyle bir boyuta geldi ki meyhane demeye bin şahit lazım.

Dekor tamamen siyah. Ortam gece kulübü gibi loş. Tek parlayan şey aynalardan yansıyan aydınlatmalar. Üstü açılabiliyor. Pencerelerde fotoğraf gibi bir köprü manzarası. Önlerindeki pervazlar üstüne çıkılıp dans edilebilsin diye yarım metre genişliğinde.

150 kişilik Ena açılalı üç hafta olmasına rağmen cumartesi akşamı tıklım tıklım. Mekân biraz erken, 20.00 gibi hareketleniyor. Yaş ortalaması 25-45. Kılıklar meyhane: Kravatını gevşetmiş genç işinsanı da var, kazak içine gömlek giyen de... Müzik El Classico: Levrek marin, atom, Girit ezme, acılı ezme gibi mezelere önce Sezen’ler, Ajda’lar, Kayahan’lar eşlik ediyor.

Ena’da masaya levrek marin, atom, Girit ezme gibi mezeler geliyor.Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Siz ara sıcaklara geçerken Yaşar’lar, Çelik’ler, Tarkan’larla devam ediyor. Dört peynirli patlıcan tandır çok ilginç. Ara sıcaklardan sonra balık, tavuk ya da et. 23.00 gibi ana yemeğinizi de bitirdiğinizde DJ artık ‘Havam Yerinde, Oynamadan Duramam’a geçmiş oluyor.

Sonrasında siz güzelden anlar mısınız, yoksa Roma’yı da mı yakarsınız, peki bu asrın hatası mı olur? Kendi tercihiniz, keyfiniz...

Pazartesileri kapalı olan Ena’da çarşamba akşamları pop-arabesk repertuvarıyla Bade Derinöz, diğer gecelerse DJ çıkıyor. Fiks menü hafta içi 380, hafta sonu 440 lira.

Yazının Devamını Oku

Photoshop’la hakaret mümkün mü?

Oyuncu Yasemin Sakallıoğlu’nun skeçlerine bayılıyorum. Çoğunlukla Karadeniz kadını tiplemesi yapıyor. Yattığı yerden, başında yemeni, sıfır makyaj falan...

Zaten doğal bir kadın.
Makyaj yaptırmak için bir güzellik merkezine gidiyor. Çıkışta “Bir fotoğrafınızı çekelim” diyorlar. Merkezin amacı da ünlü kişiyi sosyal medyada paylaşıp tanıtım yapmak.
Fakat çektikleri fotoğrafa öyle bir photoshop yapıyorlar ki, iki bambaşka kadın...

Sakallıoğlu isyan etti tabii: “Yaptığınız makyaja mı güvenmiyorsunuz? Madem shop yapacaktınız, neden makyaj yapıyorsunuz?”
Bazıları için bu hoş bir jest olabilir. “Sağ olsunlar, fotoğrafımı çok güzel yapıp beni öyle paylaşmışlar” diye düşünebilir. Ama bazıları için de bu şu anlama geliyor: “Biz güzelin ne olduğunu biliyoruz, e sen de güzel değilsin. O yüzden biraz düzelttik senin fotoğrafını...” Aslında bir çeşit hakaret. Yasemin Sakallıoğlu da böyle anlamakta son derece haklı.

Tarkan’ın sürpriz Mısır konseri

Yazının Devamını Oku

Gündemin ruh halleri

Bazen dikkatinizi çeken o kadar çok şey aynı anda cereyan ediyor ki hangisine, ne tepki vereceğinizi şaşırıyor, bir duygudan diğerine savruluyorsunuz.

◊ Hayret ediyorum
Serdar Ortaç’ın eski eşi Chloe Loughnan’a 600 bin, bankaya 10 milyon borcu olmasına... Hâlâ da “Ayda 500 bin harcıyorum” diyor.
◊ Merak ediyorum
Boş taksiciler içeriden cep telefonlarını göstermeye başladı. “Bi Taksi’ye, Über’e gidiyorum” diye... Acaba kaçta kaçı doğrudur?
◊ Aşılanıyorum
Öğrenci görüntülerinin ardından Sefo’nun ortak konser teklifini Edis’in “Haydi kalk gidiyoruz” diye cevaplamasına... Gençlik aşısı gibiler.
◊ Sabırsızlanıyorum

Yazının Devamını Oku

10 yıl yattım, kimse benim için bir şey yapmadı

Bu sözleri dinleyen Pınar Deniz’in mimiklerinden anlıyoruz ki o sırada rol falan yapmıyor. Kadir Şeker’den bunları gerçek hayatta dinlese ne tepki verecekse, aslında o anda onu sergiliyor.

Kanal D’nin fenomen dizisinde Kadir Şeker’e yapılan gönderme, “Yargı”yı birkaç başlıkta birden sosyal medyanın gündemine taşıdı.

Kadına şiddeti önleyeceğim derken hayatı kararan Kadir Şeker’in başına gelenler, o kadar sembol bir   olay ki...

Sadece adalet, hakkaniyet gibi duygularımızı sarsmadı...

Aynı zamanda kitlelerin bakış açısını, davranış biçimini etkiledi.

Koca bir toplum travma yaşadı aslında:

Şiddet durumunda müdahale etmeli miyim, yoksa hiç karışmamalı mıyım?

Dizinin son bölümü işte bütün bunları aldı, tekrar önümüze getirdi.

Bambaşka bir hikâyeymiş gibi, Kadir Şeker vakasıyla tekrar yüzleşmeye bıraktı bizi.

Yazının Devamını Oku

Aziz Sancar’ın mütevazılığına hayranım

İkilemli soruların bu haftaki konuğu iş insanı Sadettin Saran. Gençlere öğütler verdiği “İçindeki Dağı Aş” adında bir kitap yazdı. Kendisinin de hayatını tanımladığı gibi: “Aksiyon macera”. Çalışmaktan sürmenaj geçirip bayılınca soğukta donup kalacak mı? Para kazanmak için gittiği dövüşlerde dayak mı yiyecek? Sporcu kişiliğiyle de bilinen Saran’la yüzme tutkusundan daldık; çok sevdiği Assos’tan karaya çıktık.

◊ Üniversitedeyken harçlık için dövüşlere katılma, çalışmaktan sürmenaj geçirip bayılma... Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?
- Benim hayatım hep aksiyon-macera. (Gülüyor)

◊ Babanız Türk, anneniz Amerikalı; dört erkek kardeşin en büyüğü olarak Colorado’da doğdunuz. Abi olmak bir avantaj mıydı, yoksa ailenin deney tahtası mı oluyorsunuz?
- İlk çocuk her zaman deney tahtası oluyor, yapacak bir şey yok. Ama abi olmak benim için öncelikle bir sorumluluk, hâlâ da öyle devam ediyor.
◊ Evde Türkçe mi konuşulurdu, İngilizce mi?
- Her iki dil de eşit oranda konuşulurdu. O da hâlâ öyle.

Yazının Devamını Oku

Etiler’in yeni ‘canlı’sı

İstanbul’un canlı müzik mekânlarına yeni ve lüks bir alternatif eklendi. Ayta Sözeri, Gökçe Kırgız, Cevher gibi isimlerin sahneye çıktığı Uluorta’da farklı gecelerin farklı kitle ve müdavimleri var. O konserlerden birine katıldık.

Açılalı daha bir ay olmasına rağmen canlı müzik mekânı Uluorta’nın farklı geceler için şimdiden farklı müdavimleri var. Mesela kadınlar daha Ayta’cı. Çiftler Rubato’cu...

Burası Etiler’deki eski Civanım. Hani şu yıllarca Utku’nun sahnesiyle özdeşleşen, mimarisi kabareye benzeyen dükkân... Sahnenin yeri değişmiş ama localar, tavandan sarkan aydınlatmalarla falan o hava hâlâ devam ediyor.

Salı 22.00... Sahnede Rubato’nun ön grubu Çiçek Kızlar... Programa ‘Ehlen ve Sehlen Dostlar’la başlayıp klasik meyhane şarkılarıyla devam ediyorlar. 150 kişilik salonda kadın kadına masalar ve gruplar da var ama çiftler ağırlıkta... Yaş ortalaması 30-45. Mini gece kıyafetiyle gelen de mevcut, daha sade görünen de... Ama topuklu olmazsa olmaz. Çoğunluk rakı masası. Zaten sahnedeki Çiçek Kızlar’a masalarda mercimek köftesi, atom, pilaki gibi, hepsi çok temel ama lezzetleri standart üstü meyhane mezeleri eşlik ediyor. Canlı müzik mekânlarında bu biraz zor yakalanır.

Yalnız, Rubato sahne almadan önce ara sıcak ve balık, tavuk, kırmızı et seçmeli ana yemek servisini de yapıp bitirmeleri lazım. Bu arada hiç ucuz sayılmaz. Fiks menü için kişi başı arka masalara 600, faça masalara 1.500 lira ödeniyor.

Salıları Rubato çıkıyor, cumartesi Günel Zeynalova, pazar Cevher... “En şamatalı hangisi geçiyor” diye sordum, tereddüt etmeden “Ayta Sözeri geceleri...” dediler. Hangi gün, kimin çıkacağını Instagram hesapları üzerinden duyuruyorlar.

Yemek servisinin ve çatal-bıçak seslerinin kesilmesiyle Rubato, iki tonmayster, bir klarnet, iki gitar, bir davul, bir bateri ve bir orgla sahneye çıkıyor. Ha bir de solist Özer Arkun’un çaldığı çello var...

Yazının Devamını Oku

Sipariş alma ciddiyeti

Çalıştıkları yerde, servis ettikleri yemekler hiç tattırılmamış, neyin siparişini aldıklarını, içinde ne olduğunu, nasıl hazırlandığını bilmeyen garsonlar, salon şefleri çok. Peki ya sağlığa da etki edebilecek bir durum varsa?

Sarımsak sevmem, alerjim yok ama sarımsaklı çorbada kullanılan kepçeyle sarımsaksız çorba servis edilse anlayabiliyorum bazen.
Arkadaşım var, pul bibere hassas. Yediği yemekte bir çimdik olsa eli yüzü şişip davul gibi oluyor.
Siparişte özellikle belirtmemize rağmen, unutulduğu ya da kaktırılmaya çalışıldığı çok başımıza gelmiştir.
Herhalde “N’olacak canım, zaten az, o kadardan bir şey olmaz” diye düşünülüyor.
Yemeği internet üzerinden sipariş ediyorsanız daha da dağılıyor dikkatler.
Hadi bizimki damak tadı, alerji gibi ikincil meseleler. Peki ya sağlık?
Oyuncu Ayşecan Tatari ile Edip Tepeli’nin geçen yıl doğan kızları Müjgan’ın bir rahatsızlığı var.

Yazının Devamını Oku

Olasılık hesapları

Film senaryosu olsa, tiyatro oyunu olsa yeri: Bir kadın, eşi ve onun sevgilisi... Dünyada onca şehir, onca uçak varken aynı uçağa, bir de yan yana, aynı sıraya düşsünler. Milyarda kaç ihtimal? Ama ünlü çift Feryal Gülman ve Kemal Gülman arasında gerçek hayatta yaşanıyor.

Hikâyenin evveliyatını bir süre unutun. Olaydan sonra gelmeye devam eden açıklamaları da şimdilik bir kenara bırakalım.
Ama Feryal Gülman ve Kemal Gülman çiftinin yaşadığı son olay...
Değme Hollywood senaryolarına, tiyatro oyunlarına konu olacak cinsten değil mi?
Dünyada onca şehir, onca uçak varken...
Bir kadın, eşi ve onun sevgilisi...
Aynı uçağa, aynı sefere, bir de yan yana, aynı sıraya düşerler...
Karşılıklı açıklamalar gelmeye devam ediyor ama o ihtimal hep var: Milyarda bir olacak bir tesadüf.

Yazının Devamını Oku

Ne kadar “Şen” bir yorgunluk

Son verdiği röportajda “Çok yoruldum artık” dedi Şener Şen: “Durmaksızın çalıştım. Gönlüm rahat. Meydanı gençlere bırakmam gerektiğine inanıyorum...” Şener Şen, “Yoruldum” demekte haklı. Haklı ama...

Hayatı mücadeleyle geçmiş. Köy Enstitüsü mezunu. Öğretmen oluyor. Ama kendini tiyatroya adıyor.
Aslında sinemayı hiç istemiyor. Gel gör ki paraya ihtiyacı olduğu için figüranlık yapmak zorunda kalıyor. Başrolden dayak yemek falan. Kim bilir ne ağır gelmiştir ona o idealist yıllarında.
Hababam’daki ‘Badi Ekrem’ tiplemesiyle patlıyor. Sonra Kemal Sunal’la “Süt Kardeşler”, “Şabanoğlu Şaban”, “Tosun Paşa”...
Artık ikinci adam değil, başrol olmasını teklif ediyorlar, orada da diretiyor. Canlandırdığı karakterlerin iyiye hizmet etmesi gibi bir derdi var. Uzun zamanlarını “doğru senaryo” bekleyerek boş geçirdiği oluyor.
Seyircinin o güne kadar alışıp benimsediği “üçkağıtçı” karakteriyle senede garanti beş-altı filmi varken, yapımcılara karşı gelerek riske giriyor. Yılların “üçkağıtçısı”, “Namuslu” filminde bir “namusluyu” oynuyor.



Yazının Devamını Oku

Veliler öğrencilerden daha memnun

Okullar, kurslar, kreşler kapanınca pandemide evde çocuklarla delirme aşamasına gelen çok tanıdığım var. Tabii ki çoğunluğu anneler, hatta çalışan anneler.

Çocuksuz bir bekâr olarak anlam veremiyorum tabii:
Kreş yokken bu çocuklar nasıl büyüyormuş?
Bu konuyla ilgili NG Araştırma’nın ilginç bir anketi ulaştı elime. Gözlemlerimi doğruluyor. Buna göre (küsuratları yuvarladım):
◊ Okulların yüz yüze eğitime geçmesinden genel anlamda yüzde 25 çok memnun, yüzde 33 memnun. Memnun olmayanlar yüzde 17 civarında.
◊ Ayrıntıya inildiğinde öğrencilerin yüzde 47’si memnun ya da çok memnun, velilerinse yüzde 70’i...
Yani veliler öğrencilerden daha mutlu!
◊ Okulların açılmasının korona vakalarını artıracağını düşünenler yüzde 76 ama yüzde 57 okulların tekrar kapanacağına ihtimal vermiyor.

Uğur Yücel’in tuhaf açıklaması

Yazının Devamını Oku

Keklik idim vurdular

90’lardan beri kitlesi kemik: “Hep yakışıklı, her daim taş” diyen de var; “Sesi en iyi erkek vokal” diyen de... Şöhreti yakaladığı Kargo grubuyla zaman içinde bir ayrıldı, bir barıştı; ABD’ye gidip döndü; MaSKott grubunu kurdu. En son geçen hafta yeni single’ı “Yine” düştü platformlara. Fakat onu daha büyük işlere yakıştıran hayranlarının aksine, küçük mekânlarda, samimi konserleri tercih ediyor. Sebebini sorunca cevabı şu Koray Candemir’in: “Biraz akışına bırakma, biraz da talih...” Peki bunca karizmaya rağmen özel hayatı mı? Onun yanıtı da başlıkta saklı.

◊ 7 Ağustos, Aslan erkeği. Nesi daha zor: Zaman zaman fazla cömertlik mi, ara sıra fazla ego mu?
- İkisiyle de çok derdim olmadı aslında. Ama daha çok... Zaman içinde bunları yontmak diyelim.
◊ YTÜ Endüstri Mühendisliği’ni dondurup müziğe geçiş... Sabırsızlık mı, isyan mı?
- Dondurmadım ki. Sadece gidemedim. Seneler sonra bitirmeyi tekrar denedim ama onu da yapamadım.

◊ Hayatın bir film olsa müzikal mi olurdu, romantik-komedi mi?
- İçinde birçok duygu ve değişik disiplinler barındıran, şöyle uzun soluklu bir dizi daha uygun olurdu herhalde.

Yazının Devamını Oku