GeriSavaş ÖZBEY Eurovision’a tersten bakış
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eurovision’a tersten bakış

Sadece San Marino’yu, İsrail’i, Belçika’yı değil... Keşke Almanya’yı, Hollanda’yı, İsveç’i de birer Türk temsil etse. Yarışmada ülke olarak var olmasak bile... Eurovision’a bari böyle vursak damgamızı.

Şarkıcı Linet Eurovision’da İsrail’i temsil etmek için yarışmaya katıldı, ülkenin “XFactor” yarışmasında bir üst tura geçti.
Türkücü Seher Dilovan’ın oğlu Alan Dere de İsviçre’yi temsil etmek için hazırlanıyormuş.
Bunun başka örnekleri de var. Mesela Serhat Hacıpaşalıoğlu, San Marino’yu iki kez temsil etti yarışmada.
En son 2019’da ülkeye o zamana kadarki en iyi derecesini kazandırdı.
Hadise’nin adı da bir ara Belçika için konuşulmuştu.
Türk sanatçıların Eurovision’da başka ülkeler adına yarışması fikri çokça eleştiriliyor. Çevremde de böyle düşünenler var.
Türkiye yarışmada olsa ve bir sanatçımız ülkemize rakip olarak sahne alsa eleştiriler yerden göğe kadar haklı.
Ama ülkemiz zaten yarışmada yok. Hem de uzun yıllardır.
Dolayısıyla tam tersi istikametten bakıyorum olaya.
Sadece San Marino’yu, İsrail’i, Belçika’yı değil...
Keşke Almanya’yı, Hollanda’yı, İsveç’i de birer Türk temsil etse.
Yarışmada ülke olarak var olmasak bile...
Eurovision’a bari böyle vursak damgamızı.
Türkiye’nin olmadığı Afrika Kupası, Amerika Kupası gibi bir organizasyonda bir Türk futbolcu rüzgâr gibi esse, herkesi kendine hayran bıraksa ne kadar gururlanacaksam...
O kadar gururlanırım başarılarından.
İmkânım olsa o Türk sanatçıya oy da atarım.

Babanın söylediğini yap ama yaptığını yapma

Coşkun Sabah ve İzzet Yıldızhan... Her ikisi de kızlarıyla ilgili yaptıkları açıklamalarla gündem oldu. Biri, kızının sosyal medyada paylaşım yapmasına karşı, diğeri de flörte.
Dikkat ederseniz mevzuda erkek çocukları hiç yok, bütün tartışma yine kızlar üzerine.
İzzet Yıldızhan’ın şöyle bir tespiti var:
“Kızlarımın eş seçme şansı yok. Flört edilmemeli, çünkü gençler hata yapıyor. Ondan sonra evlilikleri bitiyor. Geçmişe bakalım, evliliklere bakın... Boşanmalar böyle miydi?”
Aile kurumunu ön plana çıkardıkları, toplumun kanayan yarası boşanmalara işaret ettikleri için duyarlı birer sanatçı olarak her ikisi de haklı tabii. Ama bu haklılık yanında başka bir ortak özellikleri daha var bu sanatçıların.
Mesela İzzet Yıldızhan boşanma yaşamış biri.
Bir değil, iki değil, üç kere.
Üstüne de dini nikâhlı hayat arkadaşları oldu.
Coşkun Sabah da en son bir açıklama yaptı, o da hayatta yalnız kalmaktan şikâyetçi:
“Evli olanlar, birinci sınıf vatandaş olarak görülüyor. Mesela düğünlere, etkinliklere bekar olarak gidince içim cız ediyor. ‘Neden tekim?’ diye.”
Peki gençlere formül vereceğim derken...
En başta sizin, “bir yastıkta” mutlu bir hayatınız olması gerekmez miydi?

Bir kuşaktan bir kuşağa

◊ Demet Akalın, gazetecilerin kendisine verdiği bulunmaz Hadise pasını, “Hadise mutlu, Hadise’ye dokunma, günah, kız şimdi mutlu” diyerek taca attı. Polemiklerin kraliçesi... Sizce yaşlanıyor mu ne?
◊ Demet Akalın böyle centilmen tavırlar sergilerken, bir üst kuşak Gülben Ergen ve Hülya Avşar arasındaki soğuk savaş yeniden başladı. Yeni sürümleri bile bundan vazgeçerken... Hakikaten çok demode...

Sen ne güzel bir insansın

Harbiye Açıkhava’da verdiği konserde kendisi için “Kekemeden pop star yarattım” diyen Mabel Matiz... İnsanın kendiyle, geçmişiyle, kim olduğuyla barışık olmasının yürüyen abidesi gibi.

X

Ozan Güven’in dönüş projesi

Uzun süredir hiçbir projede yer almayıp kendini Ayvalık’taki evine kapatan Ozan Güven, yeni bir tiyatro oyunuyla geri dönmeye hazırlanıyor. Ama 2 Şubat’ta prömiyer yapacak “Taxim”de sanki kafiyesi kafiyesine kendi yakın geçmişini oynuyor.

Madrid’de bir kafeden çıkan iki kişi keskin nişancılar tarafından vurulur. Kafenin içinde kalan diğer insanlar bunun bir hükümet operasyonu olduğunu anlar, çünkü tüm civar sokaklar boşaltılmıştır.
Bunun nedeninin içerdekilerden biri olduğu kanaatine varıp birbirini suçlamaya başlarlar.
Tam o sırada tuvaletten bir adam çıkar.
Adam yere yığılıp ölmeden önce “Kimse benimle temas etmesin” diyebilir sadece.
Artık şurası kesindir:
Operasyon, ölen adamın taşıdığı bir bulaşıcı hastalık yüzünden yapılmıştır ve içeridekilerin hepsi aslında o kafede karantinaya alınmışlardır...
İspanyol yapımı “El Bar” (Bar) filmi Türkiye’de “Taxim” adıyla tiyatroya uyarlandı...

Yazının Devamını Oku

Serenay’ın kabusu

Çıtkırıldım falan değil ha: Antalya’dan anne-kız geldikleri İstanbul’da kendi deyişiyle “babasız” büyüdü ama bu koca şehirde ayakta kaldı.

Bugün ülkenin en tanınan kadınlarından biri. Ona göre bir çevresi, imkânları, hayat standartı var.

Sevgilisi Umut Evirgen şehrin en popüler kulüplerinin sahibi. Ha dediğinde kapısına bir koruma ordusu yığabiliyor. Fakat yine de kadına şiddetten kendini koruyamıyor, tehdit alıyor, küfür hakaretler işitiyor, şehrin göbeğinde arabasında saldırıya uğruyor.
Takıntılı bir erkek hayranı yüzünden evini, arabasını değiştirmek; telefonuna KADES (Kadın Destek Uygulaması) indirmek zorunda kalıyor.

Ki başına bir şey gelirse en yakın güvenlik güçlerinden yardım alabilsin...

Yaşadığı kâbusu düşünebiliyor musunuz?

Türkiye’yi kadınlar için bir “can pazarı”na dönüştürdük.

Ve en muktedirinden en savunmasızına, bunun istisnası yok.

Serenay Sarıkaya’ya bunu yapan hayat diğerlerine neler yapıyor, zaten hemen her gün görüyor, izliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Karlı havada yemek siparişi verilir mi, verilmez mi?

İstanbul Valiliği, ikinci bir emre kadar moto kurye hizmetini yasakladı. Çok yerinde bir karar. Diğerlerine de örnek olsun. Ama bu yasak gelmese birçok firma hizmete, birçok kişi de sipariş vermeye devam edecekti. Bu meselede vicdani olarak nerede durmalıyız, görüşleri ve karşı görüşleri derledim...

- TEZ: Ne var ki bunda? Kar-kış demeden ben de her sabah işime gidip her akşam geri geliyorum. Bu kadar abartacak bir durum yok ortada.
ANTİTEZ: Bu yokuşlu şehrin buzlu yollarında motor kullanmak, senin otobüsle, metroyla, vapurla ya da arabayla işe gitmenle aynı şey değil ama.
-TEZ: Siparişimi ille de güzel havalarda, günlük güneşlik zamanlarda mı vereceğim? Asıl böyle zor zamanlarda lazım kurye hizmeti.
ANTİTEZ: Topu topu senede üç-beş gün. Pizza yemesen ölmezsin. Makarna haşlayamıyor musun, iki yumurta kırıp yiyemiyor musun?
 -TEZ: O zaman karlı havalarda asker de nöbet tutmasın, sağlık çalışanı da mezraya gitmesin, hatta kar temizleme çalışanları da işi bıraksın...
ANTİTEZ: İkisi aynı şey mi? Biri zorunluluk, diğeri keyfi. Doğru olan bütün bu zor meslekleri yapanlara gerekli donanımın sağlanması.
 -TEZ: Firma hizmet veriyorsa, ben bu hizmeti aldığım için niye vicdan azabı çekeyim? Alan memnun, veren memnun. Kime ne bundan?

Yazının Devamını Oku

Seviyorsan git konuş

Aslı T. Kızmaz’ın çok satan kitabından uyarlanan “Benden Ne Olur?” filminde bir deliyi canlandırıyor. Rolünü iyi canlandırmasının nedeni ortada: “Hayatım bir film olsa psikolojik drama olurdu” diyor. Bu kadar yakışıklı ve başarılı bir insanın ne draması olacak diye düşünüyorsunuz, orada da ketumluğu devreye giriyor, ağlamayı öğretici bulduğunu söylemekle yetiniyor. Hande Doğandemir’le yaşadığı aşkla gündem olan Onur Tuna’ya göre aşk cesur bir hissiyat.

◊ Tiyatro sahnesine ilk kez 6 yaşında çıktınız ama oyunculuğunuz 26 yaşında “Hayat Devam Ediyor”la başladı. Gecikme mi oldu, doğru zamanı mı beklediniz?
- 26 yaş televizyona çıkışım aslında. Bu dönemde üreten insanlarla beraber konunun hep içindeydim zaten. Doğru zamanı bekleyen biri olamıyorum sanırım. Tesadüfler siz hazırsanız gelip sizi buluyor gibi bir şey.
◊ Her ikisini de oynadınız: Basketbol mu, voleybol mu?
- Benim için basketbol her zaman başka.

◊ 14 yaşından beri müzikle ilgilisiniz, ses ve nota eğitiminiz var. Gitar çalmak mı, piyano çalmak mı?
- İkisi de farklı tınılar ve bütün içinde farklı görevleri var. O yüzden ayırt edemem ama piyano sesini daha çok seviyorum. Daha yoğun ve tam duyabildiğim bir enstrüman bence.

Yazının Devamını Oku

Burcu Biricik’in yaptığı işler

Eşiyle hayalini gerçekleştirip butik otel açıyor. Başka hayalleri de vardı gençken. Bakarsınız sıra onlara da gelir. Bu “kıssa”dan bize düşen güzel “hisse”yse hayatın barındığı umudun ta kendisi.

Kanal D’deki “Camdaki Kız” dizisinin başrolü Burcu Biricik, Ayvalık’ta butik otel açıyor. Bunun 9 yıllık sevgilisi, 6 yıllık eşiyle ortak hayali olduğunu söyleyen oyuncu, “Eskiden garsonluk yapıyordum. Yabancılık çekmeyeceğim bir iş kolu” diyor.
Ben de yaptığım için bilirim, zor ama zevkli meslektir garsonluk.
Hiç tanımadığınız insanların ilginç özelliklerine ya da çok tanınan kişilerin bilinmeyen yönlerine tanık olursunuz.
Burcu&Emre (Yetkin) çifti oteli açınca oraya kesin gidilir.
Kendileri gibi pırıl pırıl, zevkli, huzur ve sevgi dolu bir yer olacağına eminim.
Darısı, Los Angeles’taki fakir dönemlerinde garsonluk yapan Kerem Bürsin’in başına.
Burcu Biricik’in ünlü olmadan önce yaptığı başka işler de var.

Yazının Devamını Oku

Cadde’nin en yeni dükkânı

Kadıköy’de açılan Paolina tam bir ‘semt mekânı’. Yeme-içmenin yanı sıra DJ’li eğlence de var. Saat 22.00 oldu mu, Kayahan’dan ‘La-fa-la-sol’ mırıldanırken yarım saat sonra bir elinizi kaldırmış, ‘Bu Ne Dünya Kardeşim’i söylerken buluyorsunuz kendinizi...

Kentsel dönüşüm nedeniyle büyük marka ve zincirlerin ayrıldığı Kadıköy, Bağdat Caddesi yazdan beri yeniden canlanmaya başladı. Ardı ardına açılan mekânlara en son Şaşkınbakkal’daki Paolina eklendi. Tam bir ‘mahalle barı’, yeme-içmenin yanı sıra DJ’li eğlence de var.

Mitolojiden esinlenen Paolina’da sizi iki tanrıça heykeli karşılıyor, duvarlar ve tavan antik görsellerle kaplı. Aklınıza ören yerleri gelmesin.
O soğukluğu bol ahşap, hasırlar ve sarı ışıklarla kırmışlar.

Menüde kahvaltılıklar, atıştırmalıklar, burgerler ve makarnalara ana yemek olarak et, tavuk ve balık eşlik ediyor. İmza yemeği Hindistan cevizi sütlü ananasla soslanan somon (140 lira).

KAPIDA KALMAK YOK

Buranın alameti farikasıysa kokteylleri. Aynı zamanda mekânın ortaklarından, tanınmış bar şefi İsmail Çimentay’ın elinden çıkan kokteyller de mitoloji temalı: Zeus, Juno, Moena ve Afrodit öne çıkanlar (130-135 lira).

Yazının Devamını Oku

Bir kefede Billur öbüründe Bella

Aldatılmak kadının eksikliğinden kaynaklanıyor” açıklaması yapan Billur Kalkavan, baktı ki bir damar yakaladı, oradan devam ediyor:


“Madem aldatılmak istemiyorlar o zaman estetikten önce kafalarının içini doldursunlar. Kadın, dolma sarmaktan çok daha öte bir canlı.”
Bıraksanız, Hülya Avşar’ın yıllarca erkek tribünlerine oynadığı bu yoldan daha da yürüyecek ama heyhat!
Dünyanın en güzel ve çekici kadınlarından Bella Hadid, yaprak dolma sararken görüntülerini paylaştı.
Şimdi eğriye eğri:
Bella’nın sarması yenmez.
Kolum kadar yapmış, onun serçe parmağı inceliğinde olanı makbul.

Yazının Devamını Oku

Serdar Ortaç’ın sarışınlarla derdi

İki lafından biri: “Annem sarışından hayır gelmez demişti.” Bakın sayın Ortaç... Bu bir değil, iki değil. Bir çeşit espri falansa biliniz ki çok ayrımcı bir espri. Biz duymamış olalım, siz de artık tekrarlamayın.

Kasım ortası kendisi açıkladı: Bankaya 10 milyon, eski eşi Chloe Loughnan’a ise 600 bin lira borcu vardı.
Aradan daha 2 ay geçti. Önceki akşam sahne aldığı Yeni Gazino’da gazetecilere “Bütün borçlarımı kapattım, pamuk gibiyim” dedi.
Oh, geçmiş gitmiş olsun, bir daha da başına böyle iş gelmesin. Borç zor şeydir bilirim. Evimin kredisi bitene kadar gözüme uyku girmemişti.
Fakat aklıma takılan bir şey var: Bir insan 2 ayda 10 milyon 600 bin liralık borcu nasıl öder?
Evini sattı deseniz... Olmaz, banka ipotekli. Geriye iki olasılık kalıyor.
Birincisi, yeniden kumara başladı ve bu sefer şansı yaver gidiyor.
İkincisi de ayda 5 milyon 300 bin lira kazanıyor. Vergisini ödedikten sonra Allah artırsın tabii.

Yazının Devamını Oku

Ses teşhirim hepsine bin basar

13 yaşından beri sahne alıyor, aradan geçen sürede konser sayısı 1500’e yaklaştı. Şarkı söylediği gibi onlarca söz ve bestesi var. İkilemli soruların bu haftaki konuğu Burcu Güneş’le müzikal yolculuğundan girdik, en son meslektaşlarına yönelttiği sahne kostümü eleştirisinden çıktık: “Doz çok önemli. Sanatçının bir ‘iç çamaşırı modeli’ olmadığını unutmamak gerek. Bunu başaramazsan iş avamlaşır. Karşınızda sizi seven bir kitle varsa çuval da giyseniz olur. Nasıl cesurca ‘sergilendiğinizin’ pek de bir önemi yok.”

İlk kez 13 yaşınızda gitarist babanızla sahneye çıktınız. Bu meslekte müzisyen kızı olmak avantaj mı, dezavantaj mı?

- Müzik aşkıyla doğup müzisyen olmayan aileye mensup birine göre avantajları çok elbette. Ama benimki baskın bir baba olduğu için, bazı küçük dezavantajları da olmadı değil. (Gülüyor)

1500’e yakın konser verdiniz. Yurtiçi konseri mi, yurtdışı konseri mi?

- Konserlerin her biri özel. Ayırt etmek haksızlık olur. Şunu söyleyebilirim: Benim adrenalin beklentimi en çok kalabalıkta tüm şarkıları beraber söylediğimiz konserler karşılıyor.

Şarkı söylediğiniz gibi beste de yapıyorsunuz. Hangisi daha zevkli: Sahne önü mü, sahne arkası mı?

- Bak burada seçim yapamam. İkisinin tadı o kadar başka ki. Birinde ruhun derinlerinde sanki anne rahminde gibisin: Sessiz, güvende ve tek başına. Diğerinde herkesin önünde bir başına... Ama dünyada nefes aldığın en vazgeçilmez yerdesin. Bilmiyorum bu duyguları başka nasıl tarif edebilirim.

Sizce hangi şarkınız kitleler üzerinde daha etkili oldu: “Alimallah” mı, “Biz Aşkı Meleklerden Çaldık” mı?

- “Biz Aşkı Meleklerden Çaldık” tabii... Sihirli ve artık kült bir eser. Nice çiftleri evlendirdi biliyor musun? Yuva kurduran bir saflığı var...

Yazının Devamını Oku

Alişan anlamamakta ısrar ediyor

Kendisi de oyuncu olduğu halde, “Dizide öpüşmüş insanla evlenmem” tartışması başlattı durduk yere. İşte Pandora’nın kutusu gibi bir şey bu. Bir kere açınca dönüp seni nereden vuracağı belli olmuyor bu “püriten” hallerin.

Alişan, eğer oynadığı dizilerde öpüşmüş olsaydı, eşi Buse Varol ile evlenmeyeceğini açıkladı.
Hem de bayağı kaba dille: “Karım olamazdı.”
Zaten sevmişsin, beğenmişsin, kendine uygun bulup evlenmişsin.
Geçmiş, bitmiş.
Şimdi durduk yere ne manası var, şu olsaydı böyle olurdu, bu olmasaydı şöyle olurdu demenin?
Kendisi de farkında başına açtığı işin, “Bu mesele neden bu kadar büyütüldü, anlamıyorum” diyor.
Olur mu hiç?

Yazının Devamını Oku

Saatlik kiralık bar

Birçok mekânda ana salonun yanında özel davetler için ayrılmış VIP bölümleri var. Bu yeni bir uygulama değil. Karaköy’de açılan Zebra Lounge’un farkı, bu bölümleri saatlik olarak kiralayabilmeniz. Bütün gece kapatmaktan çok daha ekonomik tabii.

Karaköy’deki Tonight otelin terasında açılan Zebra Lounge iki katlı bir mekân. Galataport’a tepeden bakan bir Boğaz manzarası var. Servis 9.00’da organik serpme kahvaltıyla başlıyor. Süt reçeli, muhlama gibi farklı lezzetleri bulabileceğiniz bu kahvaltı iki kişi için 330 lira. Kahvaltıdan sonra gece 2.00’ye kadar sürecek normal servise geçiyorlar: Çorbalar 28, karamelize keçi peynirli gibi çeşitleri olan salatalar 28, 750 gramlık dana pirzola gibi ana yemekler 108 liradan başlıyor.

DJ DOKTOR OLURSA...

Her akşam ağırlıkla deep house çalan DJ Ömer Güneş aslında bir doktor. Eğlence sırasında fenalaşan bir kadın müşteriye anında müdahale edip hayatını kurtarmışlığı var. Pazar gecelerini 23.00’ten itibaren R&B ve hiphop’a ayırmış. Müşterilerin yüzde 70’i turist. Çoğunlukla Alman, Hollandalı, İsviçreli ve Katarlılar. Fotoğrafçı arkadaşım Emre’yle tek tabanca nargilesini içen, bereli, cool genç kadının Doğulu mu Batılı mı olduğu konusuna epey bir mesai harcadık.

4, 6 VEYA 12 KİŞİLİK ODALAR

Birçok mekânın ana salonun yanında özel davetler için ayrılmış VIP bölümleri var. Bu yeni değil. Doğum günü gibi özel etkinlikler için kapatıyorsunuz, misafirlerinizi ağırlıyorsunuz. Zebra Lounge’un alameti farikasıysa bu bölümlerin saatlik olarak kiralanabilmesi. 4, 6 ve 12 kişilik üç VIP oda için saat başına 250 lira ödüyorsunuz. Bütün gece kapatmaktan çok daha ekonomik tabii. Yemek ve içki servisini aynı şekilde buraya da yapıyorlar. Evlilik teklif eden de varmış, önemli maçları seyretmek için kiralayan da... (0536) 275 80 80

45 LİRA

Yazının Devamını Oku

İşte benim ‘Süperstar’ım

Kuşaklar değişiyor, Ajda Pekkan kendi rayında “hızlı tren” gibi ilerlerken biz “bakakalıyoruz”. Sırrı tam da burada: Kendiyle yarışabilmesinde, gerekirse dönüp eski Ajda’yla kavga edebilmesinde. Sıfır kompleksle. Kürk meselesinde takındığı tavır aslında tam da bu işte.

Katıldığı bir düğünde kürk giymekle suçlandı Ajda Pekkan. Kürk giymenin nesi suç ki? Mesela Bülent Ersoy’a sorsanız şıklık, asalet, zenginlik sembolü.
Diva hiç haksız değil. Yakın zamana kadar da öyleydi. Ama şimdi birçok insana göre, nesli tükenmenin eşiğine gelmiş hayvan türlerinin yok edilmesinin nedeni bu.
Böyle giderse gelecek kuşaklar o canlıları sadece Bülent Ersoy’un fotoğraflarından tanıyabilecek.
Ajda Pekkan, hakkında çıkan olumlu ya da olumsuz eleştirilere kayıtsızlığıyla bilinir.
Oturup sosyal medyadan ona buna cevap yetiştirmez, şununla bununla polemiklere girmez. Kendisi yapmadığı gibi, imkânı hepsinden yüksek olmasına rağmen bu işleri yapacak bir trol ordusu da beslemez.
Tenezzül etmez.
Ama bu olayda anında reaksiyon gösterdi. Hemen savunmaya geçti:

Yazının Devamını Oku

Sahne kostümü tartışmasında nerede durmalı?

Hepsinin yeri, kıymeti, alıcısı, hayranı farklı farklı. Biri şovuyla ön plana çıkacak, öbürü sesiyle, bir başkası besteleriyle, bir diğeri kimliği, kişiliğiyle. Zaten normali de bu. Bütün sanatçıları tek tip bir yer düşünebiliyor musunuz? Kuzey Kore mi burası?

Tartışmanın fitilini üç ay önce bir modacı ateşledi: Raşit Bağzıbağlı. Hande Yener, Demet Akalın, Hadise, Gülşen gibi popçular için “Giydikleri iç çamaşırına benziyor.
Bu da kalite algısını aşağıya çekiyor, basitleştiriyor” dedi.
Fakat yaklaşık bir ay sonra Defne Samyeli için öyle bir transparan sahne kıyafeti tasarladı ki birçok kişi benzer şeyleri ona da söyleyebilirdi.
Tartışmaya geçen hafta şarkıcı Burcu Güneş de katıldı:
“Sapkınlık. Şatafatla boyanmaların, sapık ruhları. Kese dolduranların karşılıklı oyunlarını, pişkin egolarını izliyoruz.”
Burcu Güneş’i anlamakta zorluk çektiğimi belirten bir yazı yazdım.
Çünkü Google’a ismini yazdığınızda bahsettiği meslektaşlarını aratmayacak kıyafetleri olduğunu görüyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Kim Jong-un’a açık mektup

Bak KimJong efendi! Uzak denizlerde yaptığın roket denemeleri falan umurumda değil. Ama elini bizim dönerimizden çek... Kib. Bye.

Yunanların yoğurttan dolmaya her yemeğimizi sahiplenmesi yetmez gibi Kuzey Kore de dönerimize göz dikti.

Ülkede yayınlanan bir propaganda videosunda döner dürümün şimdiki başkan Kim Jong-un’un babası Kim Jong-il tarafından bulunduğu iddia edildi.

İngiliz basınına göre videoda gösterilen yiyecek, Meksikalıların “burrito”sundan çok, Türklerin döner dürümü.

Döner kesen makineler falan gösteriliyor videoda.

Kuzey Kore’ye gitmiştim.

1 hafta kadar kaldım, geleneksel yemeklerinin çoğunu da tattım.

Ne dönere... Ne de dürüm, pilav üstü, iskender gibi hallerine denk geldim.

Bildiğiniz, bol keseden üfürüyor devlet medyası.

Yazının Devamını Oku

Eftalya’yla çok iyi komşu olurduk

Bu spora biraz geç başladı ama farkı çabuk kapattı milli dalgıç Birgül Erken. Ulusal ve uluslarası madalyalarının yanında en son Boğaz’da 50 metreye tüpsüz inerek yeni bir rekor kırdı. Rekor kırdığı yetmezmiş gibi yurtiçi ve yurtdışından geleceğe binlerce mesaj içeren bir de kapsül bıraktı zemine. Çünkü bu işin bir felsefesi var ona göre: “Serbest dalış insanın kendine meydan okuması. Kendine doğru bir yolculuk. Bu yüzden özgür insanlar yaratır. Nefesinizi tuttuğunuz için en belirgin özelliği nefis terbiyesi...”

Nefesinizi tutup maviliklere daldığınızda kendinizi şu akciğerli su canlılarından hangisine daha çok benzetiyorsunuz: Deniz kaplumbağası mı, yunus mu?

- Deniz canlısına benzemekten öte, yepyeni bir tür gibi. İnsanımsı bir balık gibi. Yunusa benziyor bu yönüyle. Nefesimi tutup daldığımda iç alanıma doğru bir yolculuk başlıyor. Anlatılmaz bir duygu. Hem hiçlik hem de bir bütünlük. Derine indikçe hisler, vücudumdaki fizyoloji değişiyor. Orada artık basınç var, narkoz kafası var, başka türlü bir hal. Dalışın sonunda yüzeyde aldığım her nefes yeniden doğmak gibi.

11 yıldır milli forma giyiyorsunuz. Bilerek mi geç kaldınız, kaderin cilvesi mi?

- Kader diyelim ama serbest dalışın mazisi yeni zaten ülkemizde. Bu spora ilk kez 2004’te tesadüfen başladım ve başarılı oldum. Beni dalışa başlatmaya çalışan bir antrenörümüz vardı. Yeteneğimi görmüş, altı yıl boyunca yarışmalara davet etmişti. Kısmet diyelim, zamanı 2010’da geldi. Evet, altı yıl kadar geciktim. Çünkü sualtı fotoğrafçılığıyla tutkulu bir aşk yaşadık öncesinde.

Tuzlu su mu, tatlı su mu?

- Her türlü su! (Gülüyor) Meditatif olan tuzlu. Ama tatlı suyun da berraklık gibi eşsiz güzellikleri var. Bunları ayıramam, ikisinin de yeri ayrı bende.

Yazının Devamını Oku

AŞK-İLİŞKİLER-HAYAT

“Flörtöz pazar”ınız nasıl geçti?

Ocak ayının ilk pazarına bu isim veriliyormuş. 2 Ocak’ı kaçırdık tabii ama ocak uzun. Daha bunun 9’u, 16’sı, 23’ü, 30’u var... Var, var da çöpçatan siteleri bunu söylerken astrologlar tam tersini salık veriyor.

Yılın en çok flört edilen ayının ocak olduğunu biliyor muydunuz? Bunun nedeni, yalnızların yeni bir yılla birlikte yeni bir ilişkiye başlama isteğiymiş.
Üfürme değil, sayılar konuşuyor: Arkadaşlık sitesi OkCupid’in verilerine göre; 2 Ocak’ta kullanıcı etkinliğinde yüzde 70’lik bir artış yaşanmış.
Ocak ayının bu ilk pazarına “flörtöz pazar” adı veriliyormuş.
2 Ocak’ı kaçırdık tabii ama ocak uzun.
Daha bunun 9’u, 16’sı, 23’ü, 30’u var...
Var, var da çöpçatan siteleri bunu söylerken astrologlar tam tersini salık veriyor.

Yazının Devamını Oku

Bodrum 2022’ye nasıl girdi?

Yaz halini görüp kışın nasıldır diye merak edenler için yılbaşı notları eşliğinde küçük bir Bodrum turu: Mevsim trendleri, nokta atışı adresler, küçük dedikodular ve fiyatlardan son haberler...

- Belediye yeni yıla sıkı hazırlanmıştı. Kutlamalar 18 Aralık’ta bandolarla başladı, meydanlarda DJ ve müzisyen performanslarıyla devam etti. Bazı yağmurlu akşamlara rağmen hepsi kalabalıktı. Yeni yıl gecesi Sertab Erener konseri vardı. Saat tam 00.00 olunca gökyüzüne 2022 ışıklı balon bırakıldı.

- Mekânlar yazı aratmayacak kadar cıvıl cıvıl ve kalabalıktı. Gekko’da kokteylciler, Zazu’da sirtakiciler, Gemibaşı’nda balıkçılar, Bohemia’da iki ayrı sahne ve particiler... Maçakızı’nda 8.500 liralık konaklamalı paket alan sosyetikler... Levent Kızıl parti için Bursa’nın ünlü dönercisi Cemal Usta’yı getirtmiş.

Surfer (solda) ve Yula

- Kışın gündüz trendi sahildeki Yula, Surfer Caravan, Müdavim gibi yerlerin plajına masa atmak. Bir önceki gece Gülsüm Sağlamer’in bahçe partisinde tanıştığınız insanlar gelip yan masanıza oturuveriyor mesela. Buralarda dress code (kıyafet zorunluluğu): Güneş gözlüğü. Müzik az, deniz sesi kâfi. Güzel havalarda yüzen çok.

İKİ YENİ PARTİ KONSEPTİ

Dükkân buluşmaları

Yazının Devamını Oku

Burcu Güneş’in hiyeroglifleri

Teşhircilik ve sapıklıkla suçladığı kişiler Gülşen, Hande Yener, Hadise gibi meslektaşları olabilir mi? Yoksa sektörün bütün pespayeliklerinden Atiye mi sorumlu?

Burcu Güneş sosyal medya hesabından müzik dünyasını topa tuttu. Sapıklık, sapkınlık, teşhircilik, pespayelik... Ne ararsanız var açıklamada:

“Kadının değerini ve özgür ruhunu ortaya çıkaracak duruş; çıplaklık, teşhir, seksi fotoğraflar ve şovlar değildir. Hatta aksine, değerini düşüren bu yaklaşımlardır. Sapkınlıktır. Şatafatla boyanmaların, sapık ruhlarıdır. Ha bir de popu siz kurtarmayın biraz n’olur...”

Bu sözlerin kimlere olduğu belli değil. Uzun yazısında hiç isim vermemiş.

Çıplaklık, seksi şovlar denince akla sahne kostümleriyle gündem olan Hande Yener, Hadise, Gülşen gibi meslektaşları geliyor.

Ama bunu kastettiğini sanmam. 

Mantıksız çünkü. Google’a “Burcu Güneş” yazdığınızda süper minilisinden bikinilisine, transparanından derin dekoltelisine bir sürü fotoğrafı düşüyor önünüze.

En sondaki “Popu siz kurtarmayın” lafı da “Popu kurtarmaya geldim” diyen Atiye’yi çağrıştırıyor biraz ama...

Onu da sanmam.

Yazının Devamını Oku

Uzaylıların kaçırdığı ünlüler

Van’da bir kişi 112 Acil Servis’i bir yılda tam 18 bin 500 kere aradıktan sonra para cezası kesilerek durdurulabildi. Böyle şeyleri hesaplamayı seviyorum:

365 güne bölersek:

Günde ortalama 50.6 kere aramış.

8 saat uykuyu düş:

Saatte ortalama 3.1 kere. Yani bir yıl boyunca cumartesi-pazar, bayram-seyran demeden, yaklaşık 20 dakikada bir 112’yi aramış. Çok tuhaf değil mi?

İnsanın işi bu olsa aksatır yahu. Arada hastalanır, izin kullanır... Belki kullanıyordu da, sonra telafi ediyordu eksik kalanı.

Yetkililerin açıklamasına göre gelen ihbarların yüzde 80’i böyle boş beleş işlermiş.

İnsanoğlu yanılabilir tabii. Şüpheli bir paket görürsün. Yahut hiç olmaması gereken bir yerde şüpheli biri dolaşıyordur... Sonradan bir şey çıkmaz, amenna.Düşünsenize, kaç tane ünlümüz uzaylı gördüğünü, hatta kaçırıldığını iddia etti.

Bakınız: Reyhan Karaca.

Yazının Devamını Oku

Mehmet Ali Erbil’in 5 affedilmez faulü

Şovmen Mehmet Ali Erbil, kendisine “Sapık, tacizci, ahlaksız” diyerek hakaret ettiği iddiasıyla şarkıcı Ece Ronay’a 100 bin liralık tazminat davası açtı. Keşke yapmasaydı. Zaten dört büyük faulü vardı, bu sonuncu kırmızı kart gibi oldu.

◊ FAUL 1:

Daha 6 ay olmadı. Durduk yere bir sosyal medya tezgâhı kurup Seda Sayan’a saldırdı. Karşı taraf çetin ceviz tabii. Eski defterleri bir açtı, Mali’nin ne tacizciliği, ne yalancılığı kaldı. Geri vites yaptı Mehmet Ali Erbil. Hastalığına sığındı, kullandığı ilaçlar yüzünden böyle bir şey yaptığını, özür dilediğini açıkladı. Tahminimce hatırlı kişilerin araya girmesiyle konu kapandı.

◊ FAUL 2:

Bu kez sosyal medya fenomeni ve şarkıcı Ece Ronay çıktı, Erbil tarafından taciz edildiğini açıkladı. Erbil önce reddetti, “Tuzağa düşürüldüm” dedi. Sonra apar topar Ece Ronay’ın nişanlısını buldu, yan yana fotoğraf çektirip, “Biz kardeşimle anlaştık, sorun kalmadı” mesajı verdi. Sanki nişanlıyla anlaşınca sorun kalmayacakmış gibi... O nişanlı oraya niye gitti, ayrı mesele tabii.

◊ FAUL 3:

Mahkemeleri oldu. Mali duruşmaya tekerlekli sandalyede geldi. Ronay’ın “vicdan sömürüsü yapıyor” suçlaması tamamen asılsız değildi. Çünkü aynı dönemde Belarus’ta sandalyesiz, tekerleksiz, gününü gün ederken fotoğrafları var. Sahneye çıktı, sunuculuk yaptı. Yaptığı esprilerle izleyenleri güldürdü. 24 yaşındaki Belaruslu sevgilisi Kristina’yı görmeye gittiği de yazıldı.

◊ FAUL 4:

Son olarak Ece Ronay’a iftira ve kişilik haklarını zedelemekten 100 bin liralık karşı dava açtı. Ece Ronay’ın açık saçık kıyafetlerle kendisine kumpas kurduğu iddiasını yineledi. Bir kadını en çaresiz bırakan saldırı biçimi bu. Çünkü sonu yok, neye göre, kime göre açık? Ama cevap gecikmedi. Ece Ronay kıyafet konusunda “

Yazının Devamını Oku