GeriSavaş ÖZBEY Efsaneyle baş başa
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Efsaneyle baş başa

Yüksek mimar ama mesleğini yapmadı. Gazetecilik ve sonra sinema eleştirmenliğine yöneldi ve bu alanda Türkiye’nin tartışmasız en saygın ismi. Legion d’Honneur nişanı sahibi. Bugüne kadar 60’a yakın kitap kaleme aldı, şu anda sağlık sorunları nedeniyle sinemaya gidemiyor ama hâlâ 4-5 yeni proje var kafasında. Duayen Atilla Dorsay’ı bu hafta ikilemli sorularda fena sıkıştırdım. Hiçbir soruya itiraz etmeden, politik cevaplara kaçmadan samimiyetle cevap verdi.

Efsaneyle baş başa

◊ Hangisine daha çok gülersiniz: Şener Şen mi, Kemal Sunal mı?
- Kemal Sunal hiç kuşku yok ki bu halkın en gözde komedyeni. Bugün, yarın ve daima! Ama kendi adıma, çok daha az filmde oynamış olsa da her birini bir mücevher gibi işleyerek birer karaktere dönüştüren Şener Şen’i tercih ederim.
◊ Nuri Bilge Ceylan mı, Zeki Demirkubuz mu?
- İkisini de çok severim. Nuri Bilge bir adım önde.
◊ Gelmiş geçmiş en iyi film seçmesinde finale bunlar kalsa... Oyunuz “Casablanca”ya mı olurdu, “Yurttaş Kane”e mi?
- Öyle iki filmi karşı karşıya getirmişsiniz ki... “Yurttaş Kane”, anlatım özellikleriyle sinema sanatına yollar açmış. Öbürüyse en klasik ögeleri kullanarak tüm duygularımızı ayaklandırmış. Yine de “Casablanca” dersem şaşmayın. Çünkü iflah olmaz bir romantiğim!
◊ Siyah-beyaz filmler mi, renkli filmler mi?
- Siyah-beyaz filmlere belli bir sevgim olsa da ve kimilerinin öyle olmakla çok şey kazandığını düşünsem de, artık bu çağda elbette renk...
◊ Tek serilik hakkınız olsa... “Gırgıriye” mi, “Hababam” mı?
- Her şeye karşın tam bir ulusal hazine haline gelmiş olan “Hababam”.
Efsaneyle baş başa

◊ Hangisi daha hüzünlü bir film senaryosu? Kimselere âşık olamayan kişi mi, her aşkı kötü biten
kişi mi?
- İkisi de birbirinden beter. Ama hiç âşık olmamak en fecisi olmalı.
◊ Beyazperdede hangisi daha yakışıklı: Alain Delon mu, Brad Pitt mi?
- Bizim kuşaklar için Alain Delon. Ama daha gençler Brad Pitt derlerse şaşmam.
◊ Hangisi daha güzel: Rita Hayworth mu, Angelina Jolie mi?
- Yine kuşak sorunu, yaş seçimi. Rita Hayworth perdeden gelip geçmiş en seksi, en kışkırtıcı dişiydi.
“Gilda” gibi siyah beyaz bir filmde bile bunu sezersiniz. Ama Angelina’da da başka bir özellik var: Starlığı aşıp politik ve toplumsal bir ikon olmak, çağın sorunlarını çözme yoluna baş koymak.

Al yazmalı’ya
kolay rakip bulunmaz

◊ Türkan Şoray hayranlığınız malum. Sizin Şoray’ınız hangisi: Fosforlu mu, al yazmalı mı?
- Söylemesi çok zor. Öyle bir kadın ki yıllar boyu –ve belki hâlâ- çekici olmayı başardı ve hemen her rolüne, kimi filmler kötü de olsa, bir boyut getirdi. Yine de “Al Yazmalı”ya rakip bulmak kolay değil.
Efsaneyle baş başa

Girişkenliğim sayesinde Hitchcock’la röportaj yapabildim

◊ İkisini de çok seviyorsunuz. Yönetmenlerden Hitchcock mu, Traffaut mu?
Efsaneyle baş başa

- Bunu bizzat François Truffaut’ya bile sorsanız, o da Hitchcock derdi! Fransızlar ona pek hayrandır ve en uzun söyleşilerden birini de Truffaut yapmıştır.
Bense biraz talihin, biraz da gençlik girişkenliğim sayesinde, 1972’de Cannes’da o efsane sanatçıyla baş başa bir söyleşi yapabildim.
Ve yanımdaki merhum Arda Uskan’ın fotoğrafları sayesinde olay ölümsüzleşti.

En parlak fikirler geceleri gelir

◊ Daha önce ikisini de yaptınız. Size sinemayı yasaklasak hangisine dönersiniz: Rehberliğe mi, gurmeliğe mi?
- İkisine de dönmem. Yani rehberliğe ve asıl mesleğim olan mimarlığa dönmem. Yoksa sinema bırakılır mı, en azından sinemayı yazmaktan vazgeçilebilir mi? Bu yaşta bile dört-beş kitap projem var. Şu anda sağlığım çıkıp bir film görmemi engelliyor. En azından bir süre için... Ama yazmayı inşallah son günüme dek sürdüreceğim.
◊ Peki her iki alanda da geçerli bir kavuğunuz olsa hangisine devrederdiniz: Gurme Vedat Milor’a mı, rehber Saffet Emre Tonguç’a mı?
- Her ikisini de çok seviyorum. Ama ayrıca Vedat Milor’la tanışıyoruz. Vaktiyle kurucuları arasında yer aldığım Mutfak Dostları Derneği sayesinde... Eğer bir kavuk olsaydı, sanırım ona giderdi.
Efsaneyle baş başa

◊ 81 yaşındasınız. Ömrün hangi kısmını tekrar yaşamak isterdiniz: İlk 40 mı, ikinci 40 mı?
- Bu çok zor bir soru. Bir yanda o bitmez enerjisiyle, hayatı her yönden keşfiyle, aşkları ve tutkularıyla ilk gençlik yılları.
Öte yanda, artık olgunluğa erişmiş, çok şey öğrenmiş, her türlü dengeyi kurmuş bir orta yaş ve ötesi. Her şeye karşın, birçok açıdan çok mutlu geçirdiğim son 40 yıl...
◊ Eski bir hatıranın yadına hangisi daha güzel eşlik eder? Sezen mi, Ajda mı?
- Valla melodik kulaklı olduğum için hemen her şarkı bana bir şeyler hatırlatır. Belki tersi de doğru olmak üzere... Bu iki muhteşem ses de öyle. Ama Ajda’nın “Kimler Geldi Kimler Geçti”siyle Sezen’in “Sen de Benim Gibi Gerçekleri Biliyorsun” şarkılarının bendeki yeri bambaşkadır. O az bilinen bir şarkı ama n’apalım, herkesin kendi Sezen’i var!
◊ Hangisini tercih edersiniz. Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?
- Tek başınayı tercih eder gibiyim. Ama ah, gidip omuzunda  ağlamanız mümkün olan kişiyi bulduysanız... O kadar mutlusunuzdur ki.
◊ Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?
- Çirkinlikten asla kurtuluş yok. Onun için ‘fakir ve güzel’ opsiyonunu seçerim.
◊ Mükemmel kadında hangisi daha seksi: Yırtmaç mı, göğüs dekoltesi mi?
- Çoğunluğun tersine yırtmacı daha seksi bulurum.
◊ Bir şeyi gece planlamanız mı daha verimlidir, sabah planlamanız mı?
- Sabah planlamak daha akıllıca gelse de, bana en parlak fikirler geceleri gelir. Hatta kimi zaman rüyamda...

Galata Kulesi’ni
ben yapmış olmak isterdim

◊ Sizce hangisi vazgeçilmez: Klima mı, kalorifer mi?
- Kalorifer.
◊ Biraz yoldan çıkmak istediniz... Mantı mı, iskender mi?
- Mantı.
◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsanız: Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?
- Kırmızı et. 
◊ İstanbul’un Asya yakası mı, Avrupa yakası mı?
- Avrupa yakası.
◊ Hangisinin insanısınız: Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı?
- Deniz-kum-güneş.
◊ Yüksek mimarsınız. Hangisini yapmış olmak isterdiniz: Galata Kulesi mi, Beyazıt Kulesi mi?
- Galata Kulesi.
◊ İmkân olsa hangisini seçerdiniz? Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?
- Tüm müzik aletlerini çalabilmek.
◊ Zaman makinesi icat ettiniz. Nereye giderdiniz? Geçmişe mi, geleceğe mi?
- Geçmişe.

Birini hatırlamıyorsam
artık pat diye söylüyorum

◊ Asla hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor... Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?
- Eskiden ustaca sorularla anlamaya çalışırdım. Ama çoktandır pat diye sormayı tercih eder oldum. Vakit kaybını veya olası potları önlüyor...
◊ Mangala misafir gittiğiniz bir yerde yemeği beğenmediniz. Tabakta mı bırakırsınız, çaktırmadan köpeğe mi atarsınız?
- Galiba köpeğe atmayı tercih ederim. Eee, hayvansever değil miyiz?
◊ Sofrada hangisi çekilmez? Obur mu, geveze mi?
- Geveze daha iyi. Gözleriniz değil, sadece kulaklarınız rahatsız olur.
◊ Evinize yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız, uykusuz mu kalırsınız?
- Galiba en iyisi bir uyandırmak...
◊ Uçakta/otobüste habire omuzunuzda uyuyan bir adam/kadın var... İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?
- Hepsi o kişiye bağlı: Kadın/erkek, güzel/çirkin, güven verir/vermez... Olası bir dost bulma şansı ne kadar? Ona göre davranırım.

X

Nusr’et bir sıçradı, iki sıçradı

ABD’den sonra İngiltere’de de çalışanlarına karşı davayı kaybetti. Adı o çevrelerde bir kere “emek hırsızı”na çıkarsa şimdi dükkânlarına doluşan o dünya ünlüleri, jet sosyete falan... Yoldan geçerken kaldırım değiştirir.

Açıldığı şehirlerde Hollywood yıldızlarını, dünyanın en ünlü sporcularını ağırlıyor Nusr’et.
En son Londra’da dört kişinin ödediği 500 bin liralık hesapla gündeme geldi.
Bunun 60 bini bahşişti.
Ama büyük başın derdi de büyük. Nusr’et, yine bu şubede çalışanlarının açtığı davayı kaybetti, 2 milyon lira tazminat ödeyecek.
İki yıl önce de New York şubesindeki çalışanlarla mahkemelik olmuş,
bir o kadar tazminat da o zaman ödemişti.
The Sun’ın haberine göre bahşişlere el koyuyormuş, itiraz edeni de kovuyormuş.

Yazının Devamını Oku

Bayülgen teoremi

Uzay fantastik bir mesele, istediğin geyiği yaparsın. Sıklet belli: Bir köşede “Uzaya gidilmedi” diyen Okan Bayülgen... Karşı köşede “Ay’a bizzat astral seyahat yaptım” diyen Yusuf Güney... Ama ciddi konular...

“Bizim ülkemizdeki aşıyı olacağım, öbür aşıyı olacağımı sanmıyorum. Bill Gates’in aşısını olmayacağım. Bill Gates’e güvenmiyorum” dedi.
Aşı karşıtlarının hanesine güzel bir puan yazdı. Zaten kafası karışık insanlarda yeni şüpheler oluştu.
Acaba tereddütte olup da caydırdığı kimse var mıdır? Ama sonra döndü, aşı kamu spotunda oynadı:
“Ben de yerli-yabancı aşı karşıtı yazıları okudum, videoları izledim. Biliyorum birçok kişinin aklı çeliniyor. Sonra doktor arkadaşlarıma sordum. Covid-19’un ölümcül etkilerine karşı aşı olmaktan başka çaremiz yok.”
Geçen gün katıldığı bir televizyon programında bu kez uzayla ilgili tuhaf bir açıklama yaptı:
“Uzaya gitmedik. 1969 da yalan. Her şeyi seyrettim, bütün belgeselleri... Bu heriflerin Ay’a inmelerine imkân yok.”
Okan Bayülgen oturup belgesel seyrediyor, yerli-yabancı çıkanları okuyor; astronomiden tıbba, dünyanın en büyük laflarını edebiliyor.

Yazının Devamını Oku

“Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci

Köklü bir aile? At bir çentik... İyi bir eğitim? Çentik. Sofistike bir iş? Çentik. Medyada çok görünmeme? Çentik. Zarafet, hoşluk ve güzellik? Çentik, çentik, çentik... Aslında “sosyetik isim” kavramının tam karşılığı Maya Portakal. Yedi yıldır ikinci bir soyadı (Bitargil) ve bu evlilikten de bir kızı var. Ama dört kuşaktır müzayedecilikle uğraşan bir sülaleden geldiği için ikilemli sorularıma oradan başladım.

Ailede başka meslek yapmak isteyen hiç mi çıkmıyor, yoksa çok sıkı bir disiplin mi var?

- Soyun devamı var, işi ileriye taşımak var... Ah elbette biraz disiplin de var! (Gülüyor)

Paris’te sanat tarihi eğitimi aldınız. Müzayedecilikte olmazsa olmaz mı, sizin ekstra hevesiniz mi?

- Müzayede adrenalin. İşin sahne almış hali... Müzayedeci orkestra şefi. Sanatı iyi bilmek olmazsa olmazı. Eseri, onunla vedalaşanı ve ona yeni sahip olanı en hakkaniyetli şekilde buluşturmak... Tam da bu sebeple Fransa’da müzayedecilerin hukuk okumalarını şart koşarlar. Çünkü “Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci. Ve bunu hakkaniyetle yapmakla yükümlüdür. Satılan eser üzerindeki hakimiyet, salonla ilişki, kimi zaman gözlerin konuştuğu anlar, büyük satışlardan önce büyük sessizlikler, küçük jestler, beden dili... Hepsi müzayedenin temel taşları.

Mükemmelliyetçiliğinizi, birlikte çalıştığınız babanız Raffi Portakal’dan aldığınız söyleniyor. Aranızdaki ilişki tam olarak... Baba-kız mı, usta-çırak mı?

- Bana işin en zor ve en detaylı alanlarını öğretmek için ilk günden itibaren büyük emek verdi. Sonsuza dek usta-çırak, baba-kızız.

Yazının Devamını Oku

Bazen de can Boaz'dan gelir

Kuruçeşme’deki Boaz, açılır açılmaz pandeminin azizliğine uğrayanlardan... Ama son bir aydır restoran, kulüp ve canlı müzik mekânı olarak yeniden faaliyette ve daha şimdiden ünlü müdavimleri var.

Farklı bölümlerinde 600 kişinin aynı anda yiyip, içip eğlenebildiği, üç katlı bir mekân Kuruçeşme Boaz. Giriş kat 50 kişilik bir canlı müzik alanı. Buraya Boaz Live diyorlar. Geçen hafta Murat Dalkılıç çıktı. Bu akşam Spago ve Mest’in sahnesinden tanıyabileceğiniz Seda Mete var. Fiks mönü kişi başı 550 lira. İçkinizi ayrıca ödüyorsunuz, kokteyller 90-120 lira.

İkinci kat Boaz House. Bir yanı lounge, bir yanı 300 kişilik, üstü açılabilen bir gece kulübü. Damian Lazarus gibi ünlü DJ’ler getiriyorlar. Bu akşam ABD’li DJ Ageless kabinde. Giriş ücreti yok, içtiğinizi ödüyorsunuz.

Üstü açılabilir gece kulübü rengârenk ışıklandırılmış bir ağaca bakıyor.

Terastaki Boaz Roof ise Akdeniz mutfağı ağırlıklı bir restoran. Menüde deniz mahsullü linguine (165 lira), fiyatı üzerindeki böceğin gramajına göre belirlenen paella ve vişne soslu irmik helvası (50 lira) en popüler yemekler.

Dört kişilik kerevitli paella

Boğaz gören restoranın tam ortasına ikonik bir bar da kondurmuşlar. Bu barda akşamüstü keyfi yapmaya gelen ‘kız-kıza’ gruplar oluyor.

Restoranın ortasındaki ikonik bardan ‘Boğaz’ı izleyebiliyorsunuz.Fotoğraf: Murat ŞAKA

Müşteriler üç kat arasında da dolaşıyor. Tekrar açılalı bir ay olmasına rağmen canlı müzikten çıkıp üst katta partilemeye geçenler arasında Ece Sükan, Ceylan Çapa, Hakan Sabancı, Şeyma Subaşı, Yasemin Allen gibi ‘cemiyet simalarını’ görebiliyorsunuz. Lucca, Mitte, Momo gibi ‘hip’ yerlerden tanınan işletmeci Turgay Yıldız “Bu isimlerin hepsi zaten arkadaşımız” diyor. Dolayısıyla onları medyadan kaçırmak için arka sokaktan gizli bir çıkış da unutulmamış. (0212) 263 00 29

Yazının Devamını Oku

Kabindeki 3 Türk

Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci) dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi. Burak listede Türkiye adına bulunuyor, Ümmet ve Deniz vatandaşı oldukları Hollanda ve Almanya adına.

Şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla adlı restoranı, geçen ay dünyanın en iyi 50 restoranı (Fifty Best) listesine altıncı kez girdi.
Göğüs kabartan bir istikrar.
Kendi alanınızda ülkenize Nobel getirmek, olimpiyatlarda derece almak gibi.
Aslında kültüre, tanıtıma, turizme büyük katkısı var. Ama kaçımız, ne kadar farkında?
Gastronomi yine kendi içinde kuvvetli bir sektör. Bir de pandemi başladığından beri dükkân kapısını hiç açamamış eğlence sektörünü düşünün...
Bütün bu olumsuzluklar içinde üç Türk, dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi:
Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci).

Yazının Devamını Oku

Zengin kız, fakir oğlan

Çağla Şıkel ile Demet Şener derin bir Yeşilçam edebiyatına girdiler ama güzel sözler edeceğiz diye farkında olmadan çam üstüne Yeşilçam deviriyorlar.

Tartışmanın fitini Çağla Şıkel ateşledi:
“Çok zengin, çok fakir benim için fark etmez. Allah’a şükür benim her şeyim var. Fakir insanla da beraber olurum.”
Buradaki kilit sözler: Allah’a şükür benim her şeyim var.
Sonra bu lafın üzerine Demet Şener benzin döktü:
“Çağla kendi parasını kazanan, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın. Onu anlatmak istemiş. Bizler bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.”
Buradaki kilit sözlerse:
Bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Demet Akalın’ın şakasındaki gerçeklik payı

Demet Akalın, Gülben Ergen’in yardım faaliyetleri için söylediklerinde şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor. Eğer öyleyse kötü. Çünkü hayır işi bu, kimi bizzat kendisi yardım eder, kimi yardımcı olmak isteyenleri organize eder...

Antalya’daki yangında evi yanan Fatma Teyze’ye ev yaptıran Demet Akalın, bir de okul yaptıracağını açıkladı.
Ama böyle güzel bir şeyde bile yine bir meslektaşına sataşmadan duramadı.
Okulu Gülben Ergen gibi başkasından topladığı paralarla değil, kendi bütçesinden yaptıracağının altını çizdi.
Sonra sosyal medyadaki bir paylaşımında şaka yaptığını söyledi ama Gülben Ergen’den cevap gecikmedi:
“Şaka iki kişinin aynı anda gülmesi gereken bir durum değil mi? Derneğimizi, benim yıllardır emeğimi en iyi bilenlerdensin sen.”
Ergen bu konuda haklı. Akalın şaka yaptığını söylüyor ama unutmamak lazım, her şakada bir gerçeklik payı vardır.
Şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Adanalı, festivaline sahip çıkıyor

Adana Lezzet Festivali şehir içi ve şehir dışından binlerce katılımcıyla yapıldı. Söyleşiler, tadımlar, hasatlar, atölyeler... 3 gün boyunca bütün bir şehir gastronomiyle yattı, gastronomiyle kalktı desem yeri...

Fakat en hoşuma giden, Adanalıların kentlerine ve festivallerine sahip çıkma şekliydi.
Sokakta kimi çevirip bir şey sorsanız, festival için geldiğinizi anlıyor, işini gücünü bırakıp yardımcı olmaya çalışıyor.
Hepsinin ağzında aynı sözler: “Siz bizim kentimizin tanıtımı için ta buraya kadar gelmişsiniz, yardımcı olmak elbette görevimiz...”
Etrafta dolaşmaya çıkan bir arkadaşımıza “En güzel kahve burada içilir” diye kahve ısmarlayıp parasını ödeyen bile oldu. Etkilenmemek elde değil.
Çünkü festival yapmak kolay. Parayı bastırınca en iyi konuşmacıyı da getirirsin, en güzel atölyeleri de düzenlersin.
Ama kent insanının böyle sahiplenmesi parayla olacak iş değil, bambaşka bir şey. Bu bilincin oluşmasında emeği geçen herkesin eline sağlık.

Ya iki taraf da fakirse?

Çağla Şıkel fakir sevgilisi de olabileceğini söyledi.

Yazının Devamını Oku

Festival bolluğu

Şu sıra Türkiye’nin farklı yerlerinde birbirinden ilginç festivaller düzenleniyor. İsteyene kahve, isteyene kebap, isteyene müzik, isteyene macera...

◊ Adana Lezzet Festivali:
Dün başladı, yarın akşama kadar devam edecek. Ünlü şeflerin yemek şovları ve söyleşilerin yanı sıra katılımcıları elbette bol bol kebap, şalgam suyu, şırdan, ciğer ve içli köfte bekliyor. Merkez Park’taki festivale giriş ücretsiz.
◊ İstanbul Kahve Festivali:
2 yıl aradan sonra yeniden Küçükçiftlik Park’ta. Yarın akşama kadar devam edecek. Farklı coğrafyalardan değişik aromalardaki kahveleri en taze şekliyle tadabilirsiniz. Ayrıca konserler de var.
Bugün: Can Bonomo, Sattas, Astrovelvet, The Abrakadabralar... Yarın: Gökhan Türkmen, Ege Çubukçu, Hazi, Vince The Moon... Festivale giriş tek seans için 40-100 lira.
◊ Geyve Ayva Festivali:
Sakarya’nın ayvasıyla meşhur Geyve ilçesinde bugün ve yarın sürecek. Bando gösterisi, konserler ve tabii ki ayva tadımı yapılacak. En iyi ayva tatlısı yapana ödül de var.

Yazının Devamını Oku

Hem kalabalıkta, hem mahrem

Türkçe Meze’nin teras kubbeleri, pandemide sosyal mesafe arayanlara ilaç gibi olmuş. Şimdi salgının yanı sıra hareketli ortamda biraz izole kalmak isteyen doğum günü sahiplerine, yıldönümü çiftlerine hizmet veriyor.

Beyoğlu Sütlüce sahilindeki Terrace Suites’in en üst katına dört yıl önce Türkçe Meze adında, iki katlı bir teras restoranı açıldı.

İki sene önce de restoranın açık kısmına, kişiye özel cam kubbeler yerleştirmeye başladılar.

İlk kubbeler yerleştirildiğinde henüz pandemi başlamamış. Cam kubbeler salgında sosyal mesafe arayanlara da ilaç gibi gelmiş, bir-iki derken bugün sayıları 12’ye çıkmış.

Çoğu 2 kişilik ama aralarında 10 kişi alabilen modeller de var.

KENDİNİZE ÖZEL MÜZİK YAPIN

Türkçe Meze’nin şu anda büyük kısmı bu teras kubbelerinden oluşuyor, geriye olsun olsun, 50-60 metrekarelik bir kapalı alan kalmış.

Ortam aynı ortam. Yemekler, içecekler aynı. Manzara aynı manzara... Ama isterseniz kubbenizin perdesini çektiğiniz anda kendinizi geri kalan insanlardan soyutlayabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Neresinden tutsan dökülüyor

Mehmet Ali Erbil, şimdi de cinsel taciz iddiasıyla gündemde. Fakat nişanlıdan asistana, ortaya atılan iddialara kadar bu hikâye neresinden tutsanız dökülüyor...

Mehmet Ali Erbil kendisini tacizle suçlayan Ece Ronay’ın nişanlısıyla kamera karşısına geçti, “bu işin üstünün artık kapanması” mesajı verdi.
Sanki nişanlıyla anlaşınca mesele hallolacakmış gibi...
Nişanlı kim ki?
Sahibi mi?
Mehmet Ali Erbil’in bu tuhaf hareketi insanda “panik haldeki bir suçlu” izlenimi bırakıyor.
Ama önce şu nişanlıdan başlayalım.
Diyelim ki Mehmet Ali Erbil doğru söylüyor ve reklam için cinsel bir kumpasa kurban gitti...

Yazının Devamını Oku

Fulya Öztürk’e açık mektup

Sevgili Fulya, biz seni ekranlarda böyle bağırıp çağıran, kendini yırtan bir kişilik olarak tanımadık. En çetin saha haberlerinde bile mülayimliğini, ağırbaşlılığını sevdik. Acaba reyting savaşları derken biraz yıpranmış olabilir misin? O duyduğumuz çatallı ses tonu bile senin değil gibi...

Fulya Öztürk, başından beri takip ettiğim, çok da başarılı bulduğum bir gazeteci arkadaşımız.
Hatta “Fulya Öztürk fan kulübü kuracaktım; baktım, kurmuşlar bile” diye yazı yazmışlığım bile var hakkında.
Onun da sağ olsun, teşekkür etmişliği...
Şimdi “Fulya ile Umudun Olsun” adlı bir reality şov sunuyor.
Bu şov, geçen cuma günü yayınlanan bölümüyle gündemde.
Programa televizyonda ben de denk geldim, gelmez olaydım, oturduğum yerde kalakaldım.
Gözüne fener tutulmuş tavşan gibi, ne kapatabiliyorum ne de başka bir kanala geçebiliyorum.

Yazının Devamını Oku

Sallama mevsimi başladı

“Bana da Lo Lo Lo” şarkısıyla tanıdığımız Tuğba Özerk; Edis’e, Zeynep Bastık’a ve Reynmen’e salladı:

Hep mi ritim aynı olur ya? Pop müziği rezil eden insanlar!

Selçuk Ural, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses’e salladı:

Onlar Türkiye’nin kıro grubunu kapsıyor. Konserine gittiğin zaman bir tane normal insan göremezsin...

Anladım ki yaz bitmiş, yılın o mevsimi çoktan gelmiş bile:

Salla ve gündeme gel.”

Ne kadar yükseğe atarsan o kadar iyi.

Öyle de meymenetsiz bir dönemdir ki bu...

Ne “sallayana” faydası vardır: Bir anda gündeme gelirsin ama aynı hızla (tekrar) unutulursun.

Yazının Devamını Oku

Eğer psikoloji bilmiyorsan sahneye sihirbaz olarak çıkarsın maymun olarak inersin

Kendine “tipsiz ve çulsuz” diyecek kadar alçakgünüllü. “Dünyanın en iyi sihirbazıyım” diyecek kadar megaloman. İşin güzel tarafı, bütün bu gelgitler içinde kendisiyle dalga geçebilecek kadar rahat. İkilemli sorularda bu hafta Uluslararası Sihirbazlar Derneği tarafından David Copperfield gibi sihirbazların aldığı Merlin Ödülü’ne layık görülen Kubilay (QB) Tunçer var. Sihirbazlığının yanında akademisyenliği, senaristliği ve oyunculuğunu da konuştuk: “Gerekli-gereksiz bir sürü ödül aldım”.

◊  12 Haziran, İkizler erkeği... Nesi daha zor: Çabuk sıkılma özelliği mi, değişken ruh halleri mi?

- 12 Haziran’da doğdum ama İkizler değilim. Ameliyatla aldırdım. Yerine bir burç kokteyli yaptılar. Ferahladım. Yoksa çekilecek ızdırap değil İkizler olmak. Sen iyisin de o mendebur ikizin hep işleri karıştırıyor.

◊ ODTÜ’de psikoloji eğitimi aldın. İllüzyon yaparken işe yarıyor mu, hiç alakası yok mu?

- Temel psikoloji, özellikle de algı psikolojisi bilmeden sihirbazlık yapılamaz. Yapılırsa karikatür olur. Sahneye sihirbaz diye çıkarsın, maymun olarak inersin.

◊ Susam Sokağı’nın senaryo yazarlarındansın. Tarafını seç: Kurabiye Canavarı mı, Kırpık mı?

- Kurabiye Canavarı benim tek kahramanım. “Süper gücünüz ne?” diye soruyorsun elemana “Kurabiyeeee” diyor. Susam Sokağı’nı yazdığımı duyan biri dedi ki “Abi, benim çocukluğum onu izlemekle geçti”. Benim çocukluğum da onu yazarak geçti. Bıdıdıktım Susam Sokağı’nı yazarken.

◊ Bilgi Ünivesitesi’nde “Kaos Yönetimi” üzerine yüksek lisans dersleri verdin. Hakikaten böyle bir ders var mı, kaostan mı besleniyorsun?

Yazının Devamını Oku

Meğer Mehmet Gürs geçen yılın kazananı olmuş

Bir türlü aklım almıyordu: Pandemi yüzünden restoranlar, sınırlar kapalıyken “Dünya’nın En İyi 50 Restoranı” seçmesi nasıl yapıldı? Nasıl yapıldı da Mehmet Gürs’ün Mikla’sı yine listeye girdi?

Ünlü şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla’sı bu yıl yine dünyanın en iyi restoranları arasına girdi.
Mikla, Fifty Best’in 2015’ten beri gediklisi. Listeye altıncı girişi bu.
Geçen gün Mehmet’i tebrik ettiğim yazıda şunu merak etmiştim:
Pandemide restoranlar kapalıydı. Onlar açık olsa sınırlar kapalıydı.
Listeyi belirleyen jüri üyeleri restoranları nasıl gezip puan verdi?
Bu yazı üzerine Mehmet Gürs aradı. Doğru bir soru olduğunu söyleyip açıklama yaptı.
Meğer verilen puanlar geçen yıldan kalmaymış.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’daki ‘küçük Küba’

İnanılmaz bir Beyoğlu karışımı... Açılan mekân, Küba’nın dünyaca ünlü kulübü La Bodeguita. Niye ünlü? Çünkü Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway müdavimiydi. Açan Anna Ferrara, bir İtalyan. Bina, adını İtalyan müzisyenden alan Palazzo Donizetti...

Amerika kıtasıyla ‘Bizden size kim düşer’ oynar gibiyiz: Biz, New York’a Türk Evi dikmekle meşgulken aynı sıralarda Kübalılar da Beyoğlu’nda bir Küba Evi açtı: La Bodeguita İstanbul.



‘Küba Evi’ dendiğine bakmayın, özel bir işletme burası. Tam adı, La Bodeguita del Medio. Aslında başkent Havana’daki bir ara sokakta, kendi halinde mütevazı bir kulüp. Mojito’yu bulan bar. Kapısına gittiğinizde bir kokteyl için bir saat sıra beklemenizin nedeni, Kübalıların ağırkanlılığı ve rahatlığı olduğu kadar, turistlerin yoğun ilgisi. Çünkü burası Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in her gün mojito’sunu hüplettiği yerdi bir vakitler. 



Sosyalist Küba açılıp serpildikçe İtalya, Arjantin, Meksika gibi yerlerde şubelikler vermeye başladı. Uzun yıllar Küba’da yaşadıktan sonra yolu İstanbul’a düşen Anna Ferrara da İstanbul’da bir tane açmaya karar verdi. Tıpkı Havana’daki orijinal La Bodeguita’ya benzer, tek katlı, alınlıklı bir mekân buldu. Beyoğlu’ndaki bu mekâna ‘kanı’ kaynamıştı çünkü bina, adını İtalyan müzisyen Giuseppe Donizetti’den alan Palazzo Donizetti’ydi.

Havana’daki bar, mojito’yu bulan mekân olarak nam saldı.

Yazının Devamını Oku

Çeşit çeşit ilişki

Emel Sayın, Cedi Osman, Kubilay Aka, Serdar Ortaç, Gönül Yazar, Seçil Gür, M. Ali Erbil... Aralarında şirini, romantiği de var; “İyi ki bir ilişkim yok” ya da “Benimkini öpüp başıma koyayım” dedirteni de.

-Ne şirin:
Ebru Şahin’e evlilik teklifini “Yüzük geçen seneden beri bendeydi. Cesaretimi topladım” diye anlatan Cedi Osman... Kime, ne zaman, ne teklif edeceğin belli olmaz. Yüzük hep cepte olacak.
- Ne lüzumsuz:
Emel Sayın’la bir dönem 3 ay birlikte olduğunu açıklayan Mehmet Ali Erbil... “Ama neden ayrıldığımızı açıklayamam” diyor. Keşke bunu da hiç açıklamasaydın.
-Ne tuhaf:
Sevgilisiyken Seçil Gür’e “Anne” diye hitap eden Serdar Ortaç... “O bir bebek gibi” diyor Seçil Gür. Keşke daha da tuhaflaşmadan sevgili mi arkadaş mı, ne oldukları bir belli olsa artık.
-Ne zor:

Yazının Devamını Oku

Aleyna’nın dönüp dolaşıp geleceği yer

Aleyna Tilki önce sosyal medyada paylaştı:


“2 yıldır zor bir dönem geçiriyordum. O yüzden pek bir şey üretmedim, ürettiysem de zorlanarak ürettim. Aleyna geri dönecek, söz...”
Sonra uçağa bindiği gibi soluğu Londra’da aldı:
“4 ay sonra görüşürüz. Ben gidiyorum millet...” İyi fikir bence. Madem kötü zaman geçiriyor, madem üretemiyor, tebdili mekânda ferahlık vardır.
Üstelik gittiği yer de kafasının doluluğunu boşaltabileceği, boşunu doldurabileceği, dünyanın en ilham verici şehirlerinden biri.
Fırsat bilip biz de bir Aleyna detoksu yapsak o sırada...
Çünkü sayılı gün.

Yazının Devamını Oku

1.5 yıl sonra ilk kez kapalı alanda

Işıklar falan da kapanınca ağızda maskeyle gösteri izlemek biraz klostrofobik olacak sanıyordum ama o kadar zor değilmiş, tavsiye ederim.

Salgın başladığından beri kalabalık yerlerde elbette bulundum. Ama hep açık havada. 1.5 sene sonra ilk kez kapalı bir alanda kalabalığa karıştım.
Cuma günü Zorlu PSM’de klasik baleyi modern dansla birleştiren Companía Nacional de Danza de Espana’nın şovu vardı.
Sergiledikleri gösteri de “Benois de la Danse” ödüllü “Carmen” olunca dayanamadım, kendimi kapıda HES kodu gösterip ateş ölçtürürken buldum.
Görevliler çok titiz davranıyor, maskeyle gitmişseniz bile yeni maske verip değiştirmenizi istiyorlar. Kapalı alanda o kalabalıkla insan kendini biraz tuhaf hissediyor tabii.
Neyse ki kapı açılış saati erkendi ve girişte yığılma olmadı.
Oturma düzeni bir dolu bir boş olacak şekilde oluşturulmuş. Bir ön ve bir arka sıranızda da kimse oturmuyor, boşlukları öyle denk getirmişler.
“Gösteri sırasında maskesini çıkaranlar salonun dışına alınacak” anonsu biraz iç ürpertici oluyor ama anksiyeteyi çabuk atlatıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Ebru Erke: Köy kahvaltısı uydurma bir şehir kavramı

Çayın iyisi Çin’deyse gidip tadıyor, peynirin peşinde yayla yayla gezip belgeseller hazırlıyor. Yediği kadar içtiği de önemli: Gastronomi yazarlarımızdan Ebru Erke, Türkiye’nin nadir su someliyelerinden biri. Diğer gurmelerden farkı, aynı zamanda gıda mühendisi olup bu zeminden şaşırtması: “Hiçbir köyde öyle içinde 30 çeşit malzeme olan serpme kahvaltı göremezsiniz.”

Gıda mühendisisiniz. Bir gurme için avantaj mı, dezavantaj mı?
- Avantaj, çünkü herhangi işlenmiş bir gıda ürünüyle alakalı kül yutma ihtimalim pek yok. Mesela bir ürünün lezzeti iyi olsa bile üretiminde kullanılan şeyleri bildiğim için kendim de yemem, çevreme de yedirtmem. Mesela aflatoksin oranı yüksek olma ihtimali olduğu için üniversite yıllarından beri kuru incir yemem.

Sri Lanka’da tarçın ormanlarında hasada katılan Ebru Erke, daha sonra tarçın akademisinde üretim de yapmış.
Gastronomi yolculuğunda aile kültürü mü daha önemlidir, sonradan edinilen çevre mi?
- Her zaman aile. Hele de her an, herkesin birbirinin gözünü oymaya hazır olduğu bizim sektörde... Çok garip gelebilir ama profesyonel gastronomi çevresinde herkesle ilişkim belli mesafede. Arkadaşım çok var ama dostum yok bizim sektörden.
“Kahvaltı” adında bir kitabınız var. Köy kahvaltısı gerçek mi, sonradan uydurulmuş bir şehir kavramı mı?

Yazının Devamını Oku