GeriSavaş ÖZBEY Cilve olsun flört olsun
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cilve olsun flört olsun

Kendisi oyuncu ve müzisyen. Babası yazar Vedat Türkali. Kardeşi yönetmen Barış Pirhasan. Eşleri İtalyan şarkıcı Ernesto Casalini ve 50 yıl hayatı paylaştığı yönetmen Atıf Yılmaz. Öz kızı Zeynep Casalini, cici kızı ressam Kezban Arca Batıbeki... Deniz Türkali’nin sanat, aşk ve aktivizm dolu hayatına konuk oluyoruz.

◊ Bu kadar çok ünlünün olduğu bir ailedeki ilişkileri nasıl tanımlarsınız: Yıldızlar takımı mı, yıldız savaşları mı?

- Tabii ki “yıldızlar takımı”... Hepsi alanının yıldızı. Bu arada ilk eşim Ernesto’yu niye öldürdünüz? Gayet hayatta. (Gülüyor) Barış da aslında şair. Ve çok iyi bir şair. Yeni kitabını herkese tavsiye ederim: “Büyük Atlas Küçük Canlılar”. Kezban’ın da ekimde açacağı sergi “Senin Annen Bir Melekti Yavrum” kaçırılmasın...

◊ Oyunculuğun yanında seslendirmeciliğiniz, senaristliğiniz, yazarlığınız, prodüktörlüğünüz de var. Ekranın önü mü, arkası mı?

- Elbette önü. Asıl mesleğim oyunculuk. Diğerleri zaman zaman yaptığım işler...

Cilve olsun flört olsun

◊ Hangi evladınıza daha çok pozitif ayrımcılık yaptınız: Müzik mi, tiyatro mu?

- Tiyatro tabii... Pozitif de olsa ayrımcılığı sevmem. Ama bazen tiyatroya ve diğer bazı konulara yapabilirim pozitif ayrımcılık...

◊ Hem kardeşiniz hem ömrünüzün yarım asrını geçirdiğiniz merhum eşiniz yönetmen. “Kardeşin” sinemasında mı, “koca”nın sinemasında mı daha çok etkiniz vardır?

- Aaa kocanın! Kardeşime kendi eşi, etki etsin! (Gülüyor)

◊ Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?

- Kara mizah... En eğlencelisi o da ondan.

◊ Peki kim çekerdi: Kardeşiniz Barış Pirhasan mı, eşiniz Atıf Yılmaz mı?

- Elbette Woody Allen...

BAZILARI SICAK SEVER

◊ Hangisini tercih edersiniz: Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?

- Valla duruma göre... Ne için ağladığıma bağlı. Bazı durumlarda yalnız, bazı durumlarda birinin omuzunda.

◊ Yılın hangi dönemi daha romantik? İlkbahar-yaz mı, sonbahar-kış mı?

- İlkbahar-yaz! Sakın unutma: “Bazıları Sıcak Sever”... (Marilyn Monroe’nun oynadığı 1959 yapımı komedi filmi.)

◊ Cihangir’de Leyla adında çok popüler bir mekân işlettiniz. Gece hayatında hangisi çok iç gıcıklar: Göz kırpmak mı, göz kaçırmak mı?

- Cilve olsun, flört olsun da hangisi olsa olur. Hepsi yerine göre.

◊ Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir? Sevdiğiniz zaman mı, sevildiğiniz zaman mı?

- Hah, bu güzel soru bak! Beyaz yalanı en çok ben söylediğim zaman severim. (Gülüyor)

◊ Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı, her aşkınızın kötü bitmesi mi?

- Elbette kimseye âşık olmamak. Ne kadar dövünse yeridir, eline hiç diken batmayan. (Sezen Aksu’nun “Yeridir dövünse eline hiç diken batmayan” şarkı sözüne gönderme yapıyor.)

◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi, kayıtsızlık mı?

- Duruma göre ikisi de olabilir. Ohoo o... Hangi aşk olduğuna bağlı.

◊ Eski bir hatıranın yâdına hangisi daha güzel eşlik eder: Sezen mi, Ajda mı?

- Gel, Marianne Faithfull’dan “Milva” diyelim biz ona.

Cilve olsun flört olsun

HAYAT BİLGİSİ

Yalanı yakalarsam... Mucckk!

◊ Bugün aldığınız kararlarda anneniz mi, babanız mı etkilidir?
- Bilemedim... Dinlerim ama karar, genellikle kendi kararım olur.

◊ Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı?
- Mümkün olduğu kadar planlamamak...

◊ Hangisinden daha çok korkarsınız: Yalandan mı, yılandan mı?
- İkisinden de korkmam... Yılanları çok severim. Yalanı da söyleyen korksun. Yakalarsam... Mucckk!

◊ Hangisiyle komşu olmak isterdiniz: Marilyn Monroe mu, Brigitte Bardot mu?
- Bir komşum Marilyn, öbürü Brigitte olamıyor mu?

◊ En iyi tekne kiminkidir? Kendinizinki mi, arkadaşınızınki mi?
- Kiraladığım tekne... Keyfi benim, zorluğu sahibinin...

◊ Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?
- Güzel, akıllı, zeki... E biraz da paralı. (Gülüyor)

◊ İmkân olsa hangisini seçerdiniz: Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?
- Ben her şeyi isterim... Sanırım hayat oburu olduğumdan.

◊ Zaman makinesi icat ettiniz, nereye giderdiniz: Geçmişe mi, geleceğe mi?
- Bir geçmişe bir geleceğe... Gezip dururdum. Dedim ya, hayat oburuyum.

◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?
- Vejetaryenim diyelim, konu kapansın.

◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?
- Geçmiyor sana galiba: Vejetaryenim!

GÜNDELİK HALLER

İtiraf: Satranç bilmiyorum

◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal medya mı, pijama-terlik-televizyon mu?

- Kitap-pijama-laptop... Yetmez ama bu: Mutfakta yemek denemeyi de eklemek lazım.

◊ Twitter mı, Instagram mı?

- İkisinden de vazgeçilmez. İşlevleri farklı çünkü.

◊ Ayaklarınıza kara sular inmiş: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?

- İyi bir masaj, güzel bir müzik alsam olmuyor mu?

◊ Bodrum mu, Çeşme mi?

- Soruyu düzeltebilir miyim: Amalfi mi, Positano mu? Cevap: Positano.

◊ Kedi mi, köpek mi?

- Kedi, köpek, penguen, yunus, yılan, tilki, koala, kuzu, timsah, ayı...

◊ Tavla mı, satranç mı?

- Tavla. Al sana itiraf: Satranç bilmiyorum.

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI...

◊ Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı?

- Hepsi.

◊ Hangi üçlü sizinki: Rakı-balık-Ayvalık mı, kebap-şalgam-Adana mı?

- Rakı-yeşillik-Ayvalık.

◊ Hangisi daha çok çekti? Külkedisi mi, Pamuk Prenses mi?

- Rapunzel.

◊ Hangisine daha çok gülersiniz: Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?

- Woody Allen.

 Cilve olsun flört olsun

 

X

Evlenmeden çocuk

Model Didem Soydan, sevgilisi Burak Deniz’den ayrıldı. Artık evleneceğinden ümidi kesen ailesi “Bari çocuk yap” demiş.

Valla güzel polemik.
Bana çok acayip geldi.
Öbür yandan da çocuğunun mürüvvetini görmek gibi torun sevmek de her ebeveynin hakkı.
Öyle de evlenmiyor, böyle de.
Bari torun bakalım kafası...
Düşündüm taşındım, şuna karar verdim:
Baba çocuğu nüfusuna aldıktan sonra sorun yok bence.

Yazının Devamını Oku

Bodrum ve Çeşme’nin fiyatları kime ucuz kime pahalı?

Yine yılın o dönemi. Yani Bodrum’dan ve Çeşme’den aşırı pahalı lahmacun ve harburger haberleri mevsimi... Her sene, her sene bıkmadan, sıkılmadan aynı geyik. Demek alıcısı var ki her yaz başı ısıtılıp ısıtılıp yeniden önümüze konuyor.

Aslında bir-iki kere ben de yazmıştım denk geldiğim fahiş fiyatları.
Çeşme’deki bir beach’te 3 sene öncesinin parasıyla 500 liralık pizza falan... Artık elim gitmiyor.
Yazmaktan da duymaktan da fena halde sıkıldım. Kendimi, “zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış” dizisinde figüran gibi hissediyorum.
Oralar, bölüm başına 75 bin lira alan oyuncuların, 50 metrelik yatlarıyla gelen Arap şeyhlerinin, Rus oligarkların takıldıkları yerler. Gitmezsin, yemezsin olur biter.
Üç tarafı denizlerle çevrili memleket. Yalıkavak Marina’dan, Alaçatı Port’tan başka yer mi yok? Hem de ne âlâları var.
Ama yok ille de “Can Yaman’ın yan şezlonguna uzanıp milkshake höpürdeteceğim”, “Abromoviç’in yatına nazır lahmacun ezeceğim” dersen de bedelini gözden çıkaracaksın tabii.
Hayatta nelerden “beslendiğinle” ilgili bir şey.

Yazının Devamını Oku

Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır

Ekranın sabah şekeri, akşam yakışıklısı. Ben demiyorum, dünya üçüncüsü seçildi. Ama o taraklarda bezi yok artık, “Gece hayatını evlenince bıraktım” diyor, artık bir aile babası. İkilemli sorularda bu hafta sunucu, model ve oyuncu Alp Kırşan’ın Bodrum’daki yaşamına, Çeşme’de üşümesine, balık avı turnuvalarına, motosiklet merakına, Acun’la ilişkisine, zenginlikle ilgili düşüncelerine konuk oluyoruz.

Hangisi daha büyük pişmanlık: Çocukken üçüncü kattan atlayıp sakatlanmak mı, “Survivor”da yarışmacıyken fazla mızıklanmak mı?

- Üçüncü kattan atlamak! Doğru şekilde atlarsam hiçbir sorun olmayacağını düşünmüştüm. Yere inene kadar çok heyecan vericiydi. Ama sonuç büyük pişmanlık oldu tabii.  

Büyük balık avı turnuvalarına katılıyorsunuz. Hangisi mühim: Şans mı, strateji mi?

- Şans önemli ama o şansı kendin yaratman lazım. İyi futbol oynamak için sahanın güzel olması gibi düşünebilirsin bunu.

3 Kasım, Akrep burcu... Hangi yönü daha zor: Aşırı sahiplenmecilik mi, zaman zaman bencillik mi?

- Valla bende ikisi de yok. Benim problemim disiplinle. En zor olan yanı bu. Benim için zevk ama etrafımdakiler için tam bir eziyet. (Gülüyor)

Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?

- İkisi de. Yani bir macera-romantik-komedi olurdu. Çünkü her anım öyle geçiyor. 

Yazının Devamını Oku

Elini ayağını soframdan çek

Kısa süre önce süt küvetinde banyo yapan, turşuların üzerinde çıplak ayakla dans edenlerin görüntülerini izlemiştik. En son ekmek hamuruyla futbol düştü ekranlara. Hepsi gıda sektöründe mi toplaşıyor bunların?

En son, Van’daki bir fırında ekmek hamuruyla futbol oynayan çalışanların görüntüsü düştü ekranlara.
Kahvaltıdan önce izlemeyin, eliniz ekmeğe gitmez. Bir de videoda utanmadan “Ustaya bakın. Şimdi onu ekmek yapıp millete satacak” diyorlar.
Normalde yerde ekmek görsek “nimet”e saygıdan bir kenara kaldıran bir kültürümüz var bizim.
Kısa süre önce süt küvetinde banyo yapan, turşuların üzerinde çıplak ayakla dans edenlerin görüntülerini izlemiştik.
Nasıl bu hale geldik?
Yoksa hep böyleydi de şimdi teknoloji gelişince, cep telefonları ortaya çıkınca mı haberimiz olmaya başladı?
Acaba kameraya çekilmemiş, hiç haberimiz olmayan başka şeyler de var mı?

Yazının Devamını Oku

Burası neresi?

Beyoğlu’nun göbeğinde Hayriye Caddesi... Gelenler bir köşeye çantasını attığı gibi açıyor müziğini, ister tek başına, ister kendi grubu içinde eğleniyor, dans ediyor... Tam festival havası, epeyce Berlin kafası.

Üstünde tişörtü olan sayısı, olmayandan daha az. Şort üstü bikinililer, mini üstü büstiyerliler, yelekliler, dövmeliler, dövmesizler, Cihangirliler, Cihangir’e parası yetmeyen Kadıköylü, Beşiktaşlı genç beyaz yakalılar, ekspatlar, fenomenler, DJ’ler, modeller, LGBTİ bireyler, ‘cool’ çocuklar, onlardan daha ‘cool’ kızlar, mısırcılar... Ve nereden duyup öğrenmişlerse turistler...

Panayır yeri gibi. “Bu insanlar nereden gelmiş, İstanbul’da mı yaşıyorlar” diyeceğiniz bir profil. Bir ara Şokopop’u da (Ekim Acun) gördüm sanki.

Yok yok, plaj değil, sokak arası burası. Beyoğlu’nun göbeğinde Hayriye Caddesi.

Fotoğraf: Uygar Taylan

Galatasaray Lisesi’ni bildiniz, işte onun İstiklâl yüzü değil, tam arka tarafı. Hani otopark vardır ya lisenin bittiği yüksek duvarlar, tam orası. Fransız Sokağı’nın girişi.

Saat 15.00 gibi insanlar toplaşmaya, lisenin yanından inen merdivenlerde sanki amfitiyatro gibi yerlerini almaya başlıyorlar. Saat 19.00 olduğunda artık göz alabildiğine insan...

Burası eskiden sakin bir yerdi. Kaburgadan hamburger yapan üç-beş masalı Markus Tavern vardı. Hemen yanında botanik-kafe Müz. Pek de iş yapmazlardı. Şimdi bırakın mekânlarda, ayakta bile yer bulmak imkânsız.

ARABAYLA GEÇMEYİN

Yazının Devamını Oku

Yuvarlaktan kafalar çizgiden kollar

Antalya’da tacize uğrayan kardeşlerin çizimlerini görünce Cin Ali’yi hatırladım. Yuvarlaktan kafaları, çizgiden kolları... Hoparlörü, sirki, kırtasiyeci amcayı, canım öğretmenimi... 40 yıl önce, 40 yıl sonra. Tıpkı şarkıdaki gibi: Biz büyüdük ve kirlendi dünya.

Babamın işi gereği ilkokula Karamürsel’de başladım. Öğretmenim Sabahat Karanlık’a bayılıyordum. Soyadıyla tezat, öyle aydın bir kadındı ki.
Kendimi ona beğendirmek için yanıp tutuşuyordum.
Daha okulun ilk ayı mı ne...
Bir gün “Öğretmenim ben okumayı söktüm” dedim ona. “Aferin benim güzel çocuğum, yarın birlikte okuyalım, bir bakalım” dedi.
Eve gittim, sevinçten uçuyorum: “Anne, anne ‘örtmen’ beni yarın okutacak!”
“İyi de sen okumayı bilmiyorsun ki” dedi annem.
Dünyam başıma yıkıldı. Nasıl bilmiyorum ya? A, yanına B gelirse AB işte...

Yazının Devamını Oku

Meedo tarifeli uçağı milleriyle mi kapattı?

Aslında bir “Şeyma Subaşı detoksu”na girmeyi çok istiyorum ama her seferinde öyle “kayıtsız kalınamaz” şeylerle geliyor ki... Kendinizi kapağı kapatılmış bir “Sadece Şeyma” kitabında hapis buluyorsunuz. Son bölümde dolandırılma ve bebek kaybetme var. Mısırlı sevgili Mohammed Alsaloussi ağırlığınca altın değil, hacmi kadar “patlamış mısır”mış. Yüzükler falan sahte, ilişki bitti, evlilik iptal. Yine de bu hikâyede anlayamadığım bazı şeyler var.

◊ Mesela-1:
Madem Meedo dolandırıcıydı, Şeyma’nın garajda gösterdiği o lüks arabalar kimindi? Peki ya Şeyma’ya doğum gününde hediye ettiği ultra lüks cip?
Meedo’nun daha önce iki kere çalıntı Ferrari’yle yakalandığı söyleniyor. Belki de onlar da çalıntı...
◊ Mesela-2:
Maldivler’de birlikte tatil yaptılar. Meedo bir adadan diğerine geçerken özel uçak bulamadığı için güya tarifeli uçak kapattı.
Bu tatilin uçağının parasını kim verdi? Meedo tarifeli uçağı milleriyle mi kapattı?
Belki tanıdıkları vardı, belki de gözünü boyayıp o masrafları Şeyma’ya ödetti.

Yazının Devamını Oku

Hadise mi, Demet mi?

İki yaz şarkısı: “Bi Daha Bi Daha” ile “Hay Hay”... Benzer kitlelere oynayan iki rakip pop stardan: Demet Akalın ile Hadise. Gel de kıyaslama... “Bi Daha Bi Daha” daha kapalı tribün, daha alaturka. Eurovision’a gönderilmez mesela. “Hay Hay” daha batılı ama o da bu mevsimde “eller havaya”cıları kesmez. N’apsak?

Demet Akalın’ın “Bi Daha Bi Daha”sı aslında tam anlamıyla “bi daha”. Sanki daha önce dinlemişsiniz gibi, “Ben bu şarkıyı bir yerden biliyorum ama” deyip her bölümünü başka bir şarkıya benzetiyorsunuz.

Yormayan bir şarkı.

Bilmiyorsanız bile hatmetmeye, ilk defa dinleseniz bile bir sonraki sözü tahmin etmeye mütevazı bir zekâ kâfi.

Bakınız: Çektim o fişini, yırttım afişini...

Sloganı da var. Ezberleyiniz: Seviyorum yine / Ama başşşka birini...

Beach’te, barda, kulüpte bağıra bağıra söyleyebilirsiniz.

“Şarkıyı bilmiyorum, nasıl söyleyeyim” diye korkmayın sakın.

Dedik ya, siz bir başlayın “Düştün aşk yine bende karanlığa” diye...

Yazının Devamını Oku

Ben söylediklerimden sorumluyum başkalarının anladıklarından değil

Yonca Evcimik, 57 yıllık hayatına bale, dans, tiyatro, televizyon, sunuculuk, yapımcılık ve akıllara kazınmış onlarca popüler şarkı sığdırdı. Bunun sırrı, sanat hayatına henüz 14 yaşındayken çocuk tiyatrosuyla atılması. Bunca yılda her yaştan hayranları oluştu, satış rekorlarına imza attı. Sezen Aksu onun için “Aynı imkânlar verilse Madonna’dan âlâsını yapar” diyor. Zaman zaman kendini polemiklerin içinde buluyor: “Amy Winehouse ve Aysel Gürel için sarf ettiğim cümleleri, kendi fesatlıklarıyla yorumlayıp beni kötü gösterenlerle hiç ilgilenmiyorum.”

◊ 16 Eylül, Başak burcu... Nesi daha zor: Aşırı detaycılık mı, zaman zaman kıskançlık mı?
- Kıskanç hiç değilimdir. Ama aşırı detaycılığımla karşımdakine kök söktürürüm. Bilen bilir.
◊ Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?
- Romantik-komedi görünümlü macera olurdu. Aksiyonu bol biriyim, tüm türler çorba olurdu benim filmimde.
◊ İkisini de yaptınız. Tiyatro mu, bale mi?
- Bale benim ilk gözağrım.
◊ Hangi ekip daha şamatalıydı: “Yedi Kocalı Hürmüz” mü, “Hisseli Harikalar Kumpanyası” mı?

Yazının Devamını Oku

Salya Akdeniz’e iner mi?

Müsilaj sadece bir çevre problemi değil, aynı zamanda çok ciddi bir ekonomik mesele. Ülkemize gelecek turistin yerine kendinizi koyun. Bütün sene çalışmışsınız, 1 haftacık tatil yapacaksınız, televizyonda ya da acentede böyle bir kare görseniz, müsilaj küvetine girmek ister miydiniz?

Ata Demirer Bozcaada açıklarından müsilaj görüntüleri paylaşınca “Marmara’daki deniz salyası Ege’ye de iner mi?” diye yazmıştım, 15 gün önce.
Ohoo... Yunan adalarına vardı bile.
Belli ki koşulları uygun bulduğu sürece kuzeyde Karadeniz’e doğru ve güneyde ilerlemeye devam edecek. Bu sadece bir çevre problemi değil, aynı zamanda çok ciddi bir turizm sorunu.
Güneyde henüz Marmara’daki gibi bir panik yok. Erdek ve civarında olduğu gibi insanlar ev kiralamaktan, plaja-otele gitmekten vazgeçmedi.
Tabii henüz...
Ama bu iş böyle devam ederse başımız ağrıyacak gibi.Gurur duyduğumuz Çeşme, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kaş sahillerinden benzer görüntüler geldiğini düşünsenize...

Yazının Devamını Oku

Akşama kadar Reana, akşam olunca Mânâ

Bodrum’a gitmeye niyeti olup da aşırı kalabalık ve fahiş fiyatlardan hoşlanmayanlar için Göltürkbükü’nden bir ikili: Reana Beach ile Mânâ Meyhane. Biri biterken öbürü açılıyor, insanlar birinden diğerine sahilden yürüyerek geçiyor.

Gölköy’deki Reana Beach bu sene serviste biraz ‘yaz başı şaşkınlığı’ yaşıyor ama hallolur bir-iki haftaya. Onun dışında yemekleri, müziği, dekoru oturmuş bir müessese. Her yeri, yerleri bile beyaza boyamışlar, palmiyeler falan adalardaki butik Yunan beach’lerini andırıyor. Restoran bahçe kısmında. Güzel bahçesi gibi kocaman da bir iskelesi var. Nedense iskeleye yiyecek servisi yapmıyorlar. Halbuki denizden mis gibi rüzgâr alıyor.

Göltürkbükü’ndeki diğer meşhur yerlerin bir tık altında fiyatlar... Üç kişi 500 lira hesap ödedik ama çok abarttığımız için: Kocaman bir ara sıcak tabağı, köfteler, mezeler üzerine kokteyller, çaylar, kahveler... Deniz ne sıcak ne soğuk. Ama “Suya ille de kumdan gireceğim” diyenlerdenseniz çok sevmeyebilirsiniz.

TENCERE-KAPAK OLDU

Müşteriler çoğunlukla genç ve orta yaşlı insanlar. Çocuk çok az. Eğer giderseniz, iskelede sürekli neşeli kahkahalar atan, sarışın bir hanımla karşılaşma ihtimaliniz yüksek. Kendisi mekânın her günkü müdavimlerinden Vildan Karamahmutoğlu. Eski Kolombiya Fahri Büyükelçimiz.

Denk gelirseniz, mutlaka bir “Merhaba” deyip tanışın, Kolombiya gibi mafyöz bir ülkeye kızıyla bir başına gidiş maceralarını dinleyin.

Reana zaten geçen yıldan da cepte vardı. Bu sene burayı günlük bir paket program haline getirense hemen yandaki Faros Otel’in sahiline Karaköy’ün meşhur meyhanesi Mânâ’nın açılması oldu. Mânâcılar burayı saat 18.00’den sonra devralıyor. Yani tam Reana ufak ufak akşam moduna geçerken... Birinden kalkan, sahilde çok kısa bir yürüyüşten sonra diğerindeki masada yerini almış oluyor. Güneş soldaki yüksek dağın arkasında erken kaybolduğu için o saatte de gitseniz, gözünüzü almıyor. Sonra gelsin pastırma turşusu, tarama, lakerda, acılı ve fıstıklı mutabbel (menüye bakıyorum, soğuklar 20-58 lira)... Ot kavurma, bamya kızartma, ahtapot tandır, kalamar tava (sıcaklar 36-86 lira)... Hâlâ yeriniz kaldıysa: Levrek ızgara, dana antrikot, kuzu pirzola (62-90 lira)... Bu yazın Göltürkbükü ortalamasına göre makul. Yazlık mekânda 30 çeşitlik de rakı kavı oluşturmuşlar. 

Bu lezzetlerin İstanbul’daki meraklıları arasında Ayşegül Dinçkök, İlber Ortaylı, Birce Akalay, Mehmet Turgut, Ozan Doğulu gibi isimler var. Mânâ’nın Bodrum’da şubesi açılınca buraya da gitmeye başladılar. Şimdilik muhabbet saat 9 dedi mi bitiyor. Gözler heyecanla normalleşmenin yeniden başlayacağı 1 Temmuz ve sonrasında...

Yazının Devamını Oku

Cem Yılmaz’ın cesareti

Vah efendim, Cem Yılmaz muhalifmiş, bakanlık onu kampanyasında neden oynatmış... Vay Cem Yılmaz hakiki muhalif değilmiş, gerçek yüzü şimdi ortaya çıkmış... Ne kamplaşmaymış arkadaş! Virüse karşı bile tek yürek, tek ses olamıyoruz.

Sağlık Bakanlığı, rekor kıran aşılama hızının daha da artması için ünlülerle bir kampanya başlattı.
Cem Yılmaz, Şener Şen, Ezgi Mola gibi halkın itibar ettiği isimler destek veriyor, çektikleri videolarla halkı aşılanmaya davet ediyorlar.
Dünyanın başka yerlerinde de görülen bir uygulama.
Şimdiye kadar da hep yapılagelmiş. Mesela Zeki Alasya-Metin Akpınar’ın televizyonda yayımlanan aşı kampanyalarını hatırlar mısınız: “Çocuk? Çocuğa aşı olmaz. Aşı zeytine olur, zeytine...”
Fakat nasıl becerdiysek, aşı kampanyasında oynayan sanatçılar üzerinden yine kamplaştık.
Cem Yılmaz’ın kampanya videosuna denk gelmişsinizdir sosyal medyada.
Zaten gündemler arasında en üst sıralarda.

Yazının Devamını Oku

Abdala malum oldu

Küba geliştirdiğini iddia ettiği Abdala aşısıyla gündemde. Madem bahanesi oluştu: Bu sıcakkanlı halkın bize beslediği sempatiyi aktarmayı borç bilirim.

Küba Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji Merkezi, koronaya karşı beş aşı geliştirdiklerini, bunlar arasında “Abdala”nın yüzde 92 etkili olduğunu açıkladı.

Hiç şüphe etmedim.

Çünkü imkânsızlık içindeki bu küçük ülke sağlık konusunda benim diyenlerden ileride.

Hatta kanserden kaybettiğimiz bir müzisyen arkadaşımız için (artık son ümit) onların geliştirdiği kanser iğnelerinden getirtmeye uğraştığımızı hatırlıyorum.

Aşı konusunda Ruslarla işbirliği yapıyoruz ya...

Mesela keşke Küba’yla da daha ileri seviyede yapsak.

Şu yüzden söylüyorum:

Bize nasıl desem... Sempatiyle bakan nadir toplumlardan Kübalılar. Bizzat şahit oldum.

Yazının Devamını Oku

Yeniden başlasın

Türkiye’nin Eurovision’a yeniden katılması gündemde. Bu gelişmenin ardından “Eurovision’a kim gitmeli?” tartışması harlandı. Her kafadan farklı gerekçelerle, farklı sesler çıkıyor. Bu da güzel bir şey aslında.

TRT, Türkiye’nin yeniden Eurovision’a katılmasıyla ilgili görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Genel Müdür İbrahim Eren, “Avrupa Yayın Birliği’nin yeni başdanışmanı Martin Österdahl ile bizim arkadaşlar görüşmeye başladı. Ne olur bilemem” diyor.

Bu gelişmenin ardından “Katılırsak Eurovision’a kim gitmeli?” tartışması yeniden harlandı.

Her kafadan farklı gerekçelerle, farklı sesler çıkıyor.

Bu da güzel bir şey aslında.

İnsanların bu yarışmayı önemsediği, sahiplendiği, kafa yorduğu anlamına geliyor. Türkiye, yarışmaya ilk kez 1975’te Semiha Yankı’nın “Seninle Bir Dakika” şarkısıyla, en son 2012’de Can Bonomo’nun “Love Me Back” şarkısıyla katılmıştı.

2013’te yarışmadan çekilme gerekçemiz puanlama sisteminin adil olmayışıydı.

Protestomuzda mutlaka haklıyız.

Yazının Devamını Oku

Güzel yaşadım güzel öleyim

Manken, oyuncu ve sunucu Deniz Akkaya, herkeste farklı duygular uyandıran bir kadın. Kimine göre gelmiş geçmiş en güzel kadınlardan, kimine göre bir estetik abidesi. “Mükemmel anne” diyen de var, “kötü ebeveyn” diyen de... Kariyeri boyunca hep tartışmaların, polemiklerin konusu, hatta odağında oldu. Acaba evinde nasıl biri? Nasıl âşık oluyor? Pişmanlıkları var mı? İnsan egzoz kokusunu neden sever? Cevapları ikilemli sorularda...

◊ Hangi gizli yanınızın duyulması sizi daha mahcup eder: Yaşlı hastalara kitap okumanız mı, İstiklâl Savaşı gazilerine elişi hediyeler göndermeniz mi?

- Mahcup etmez. Mahcubiyet benim literatürümde yok. Madem bulup öğrendin, gurur duymak daha yoğundur bende. (Gülüyor)

◊ Tescilli güzelsiniz. Sizce hangisi daha etkili: Çerkez genleri mi, estetik mucizesi mi?

- Güzelliğimde hem Çerkez genlerim, hem spor hem de estetik dokunuşlarda bilinçli seçimlerim rol oynuyor. Yoksa kaş göz herkeste var.

◊ 3 Ağustos, Aslan burcu... Hangi özelliğiniz daha fena: Otoriterlik mi, keyfe aşırı düşkünlük mü?

- Aslanlar gururlarına sarılıp yatarlar geceleri.

◊ Hayatınız film olsa macera mı olurdu, romantik-komedi mi?

Yazının Devamını Oku

Baba sevgi bekliyor çocuk hayallerine destek

“Erkeklik krizi” nedeniyle günümüzün baba-çocuk ilişkisi psikolojinin en alengirli alanlarından biri. Lipton tarafından 300 yetişkin ve 300 gençle görüşülerek bir araştırma yapıldı. Sonuçlar, bu özel günde telefona sarılmamızı gerektiren çarpıcı mesajlar içeriyor.

◊ Babaların çocuklarından sevgi beklentisi daha fazla. Çocuklarınsa yüzde 78’i babalarının hayallerini desteklemesini bekliyor.
◊ Görüşülen çocukların neredeyse yarısı, hayallerinden babalarının bihaber olduğunu ifade ediyor.
◊ Babaların yüzde 87’si çocuğuyla daha açık bir iletişim kurmak istediğini söylerken, bu oran çocuklarda yüzde 78.
◊ Benzer şekilde yüzde 73’lük bir kesim babalarının onları değiştirmeye çalışmak yerine onlardaki olumlu özellikleri görmesini istiyor.
◊ Babaların yarısından fazlası çocuklarının kullandıkları kelimeleri, konuştukları şeyleri anlamıyor, yabancı hissediyor.
◊ Babaların yüzde 80’i konuşmadan bakışarak bile anlaşabileceklerini düşünürken, çocukların yüzde 41’i buna katılmıyor.
◊ Babaların yüzde 88’i “Çocukların anneyle iletişimi daha iyi”, yüzde 70’i “En son babalar duyar” diyor.

Yazının Devamını Oku

Çeşme’den Kuruçeşme’ye...

İstanbul mekânlarının güneyde yazlık açmasına alışkındık. Nadiren güneyli markalar da İstanbul’da kışlık açıyordu. Fakat Korto’nun bu mevsimde Alaçatı’dan gelip İstanbul’da yer açması bir ilk. Nasıl bir yer mi? Anlatayım...

Saat 19.00. Kuruçeşme’de geçen hafta açılan Korto’nun püfür püfür terası çoktan dolmuş. Çoğunluk boydan boya Boğaz’a ve Kuleli’ye bakan barın önünde. Barın gerisinde kalan masalarda da insanlar var.

Ama personeli saymazsak neredeyse herkes kadın. Gülen kadın, onu süzen kadın, konuşan kadın... Tek başına kokteyl içen kadın, uzaklara dalan kadın... Güzel kadın, daha güzel kadın, çok bakımlı kadın... Ebru Akel, Pınar Hotiç, Milka Karaağaçlı İnce, Çiğdem Kayalı. Belki aralara tek tük bir Erdem Yener, bir de Şükrü Özyıldız. İşletmeci Berti Palambo’ya bunun sebebini soruyorum. “Benden çok, ortağım Seda Vardar’ın arkadaşları ve çevresi. Sevdiler burayı” diyor. Çoğunlukla Bebek, İstinye, Ulus, Yeniköy ahalisi. Turist hiç yok.

SOHBET DE MÜMKÜN AYAKTA SALLANMAK DA

Mekân üç katlı. Girişte çok şirin, çinili bir bahçe ve konser alanı var. Daha çok 25-35 yaş grubuna hitap ediyor. Zaten belli bir saatten sonra onların müzikleri ayrılıyor, daha elektroniğe dönüyor. 250 kişilik konser alanı şu anda kapalı. Bir aksilik olmaz da kışın devam ederlerse canlı performanslar olacak. Ara kat Civarda adında yeni bir modern meyhane.

ASIL KORTO, ÜÇÜNCÜ KATTAKİ AÇILIR-KAPANIR TERAS. BURASI ESKİ LA MANCHA.

O hali biraz koyu ve karanlıktı. Şimdi duvarlar beyaza boyanmış, beyaz avizeler, beyaz masa-sandalyeler, muz ağaçları gelmiş; ferah, havadar, yazlık bir yer olmuş.

Yazının Devamını Oku

Rol çalma Kıraç konumuz milli takım

Milli takım için yaptığı marş beğenilmeyen Kıraç, takımın Galler yenilgisinden sonra “Özür diliyorum! Milli takımın başarısızlığından tamamen ben sorumluyum” açıklamasını yaptı. Kıraç sizce ne demek istiyor olabilir...

Milli takım için hazırladığı “Haydi” isimli marş beğenilmeyince Kıraç küplere bindi.
“Olmayan ne? Müziği mi? Asker mi? Mehmet mi? Bayrak mı? Nedir gerçekten olmayan?” diye sordu sosyal medyadan.
Bir kuruş bile almadan, iyi niyetle yaptığı çalışmanın bu kadar sert eleştirilmesine içerlemekte kendince haklı olabilir Kıraç.
Ama beğenmeyenler de haklı.
Mesela ben de ne sözlerini, ne bestesini ne de klibini sevebildim “Haydi”nin. Lafzi kadar, ruhu da aykırı geldi bana.
Asker göndermeleri falan...
Savaşa mı gidiyoruz, spor karşılaşmasına mı?

Yazının Devamını Oku

Heykellerini dikmeyelim de...

Küresel felakete karşı gururumuz iki kişi sayesinde daha da büyük: Özlem Türeci ve eşi Uğur Şahin. Günlük 1 milyon aşılama sayılarına yaklaştıysak onların sayesinde. Keşke bir üniversiteye ya da en azından bir tıp fakültesine isimlerini versek...

Bugün ikinci doz BionTech aşımı vurulacağım.
İlk aşı, akşamında hafif sersemlik, sabahında da hafif kol ağrısı yapmıştı.
İkinci dozun biraz daha sert geçeceğini söylüyor olanlar. Grip gibi oluyormuş.
O kadarına can feda.
Yeter ki korona olmayayım. Daha mühimi, başkasına bulaştırmayayım.
Yaşadığımız kapkaranlık aylardan sonra haberler öyle aydınlık ki...
Aşılamada rekor üstüne rekor kırıyoruz. Bu gidişle çok yakında salgının da belini kıracağız. Bütün dünyayı titreten bu felakete karşı, başka ülkelerle kıyasladığımızda...

Yazının Devamını Oku

Öldürdüğü kadının telif hakları peşinde

Özgecan Aslan, Emine Bulut, Pınar Gültekin, Aleyna Çakır gibi “kadına şiddet” haberleriyle hafızalarımıza kazınan mağdurelerin belki de ilk “popüler” ismi Bergen. Hayatının film olmasına karar verildi. Katil kocası, 30 sene sonra telif hakkının kimde olduğuna dair ahkâm kesiyor.

O dönemin popu, arabesk müzik yapıyordu. “Şikâyetim Var” albümüyle 1982’de meşhur oldu, büyük başarı.

Daha 22 yaşındaydı. Yani bizim Aleyna Tilki kadar henüz ya var, ya yok o zamanlar...

Ama tadını süremedi.

O meşhur olduğu yıl iki gözünü birden kaybetti.

Halbuki ne güzel kızdı, kalem kaş-badem göz...

Gözlerini kaybetmesinin nedeni kocasıydı. Sahnedeyken, yüzüne kezzap attı. Teslim olmadı, kaçtı.

Doktorlar Bergen’in sol gözünü kurtardılar. Ama sağ gözü bir daha açılmadı.

Yazının Devamını Oku