Çağatay’ın kiloları bizi niye gerdi?

Çağatay Ulusoy ağaçtan ağaca uçan “Tarzan” filminde oynasa, “göbekli-bıngıllı, dombili bir Tarzan” olarak karşımıza çıksa tabii ki eleştirmek hakkımız. Ama özel hayatında aldığı/verdiği kilodan bize ne? Bu bir şiddetse kadındı/erkekti çok da fark etmiyor.

Çağatay’ın kiloları bizi niye gerdi

Oyuncu Hazal Kaya şöyle dedi...
“Kilo aldığım dönem bir kapak çekimine gidip sonra iç sayfalara alındığımı öğrenmiştim. Dizi sektöründe kilolu kadınlara başrol verilmiyor. Neymiş, insanlar güzellik standartlarına uyan kadınları izlermiş. Bu, değersizleştirmenin bir parçası.”
Yanıldığı nokta şu:
Bu bir kadın-erkek meselesi değil.
Eğer güzellik, fitlik, bakımlılık baskısı bir şiddetse, bu şiddet kadın-erkek tanımıyor.
Türkiye’nin en popüler jönlerinden Çağatay Ulusoy’a yapılanın farkında değil misiniz?
Bakın birkaç haber örneği...
◊ Eski halinden eser yok! Çağatay Ulusoy aldığı kilolarla gündemden düşmüyor. Formuna kavuşamayan Ulusoy’un son halini görenler gözlerine inanamadı...
◊ Yakın bir arkadaşının düğününe katılan oyuncu Çağatay Ulusoy’un son görüntüsü tartışma konusu oldu.
Çağatay’ın bu hali hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bırakın haberi vermeyi, insanlar en sivri yorumları yapsınlar diye anket düzenliyorlar.
Ağaçtan ağaca uçan “Tarzan” filminde oynasa, “göbekli-bıngıllı, dombili bir Tarzan” olarak karşımıza çıksa tabii ki eleştirmek hakkımız.
Ama özel hayatında aldığı/verdiği kilodan bize ne?
Ennn, en fazla “Sevgilisi düşünsün” deyip geçmek lazım.
Ama öyle olmuyor işte. İnsanların kafasında bir kere güzelliğiniz ya da yakışıklılığınız ile yer edince, izleyici dönüp dolaşıp sizin o halinizi tüketmek istiyor.
Zaten büyük çoğunluk da sizin muhteşem yeteneğinize, dramaturji derslerinde okutulacak eşsiz oyunculuğunuza ya da akademik performansınıza değil; verdiğiniz iki güzel kare için filminize bilet alıyor.
Bir ıslak bakış için diziniz başladığında zaplamadan izliyor; reytinginizi artırıyor.
Yani bu, seyirciyle “star” arasında üstü kapalı bir “al gülüm, ver gülüm” hali.
Kabul, biraz acımasız.
Ama kadındı/erkekti çok da fark etmiyor.
Bilinmedik bir şey de değil, bütün dünyada böyle.
Neymiş o zaman? Islak bakışlara devam!

Hazır eve hoca gelmişken Demet Akalın’a da Türkçe dersi verse

Demet Akalın kızı Hıra için “sigortalı, maaşlı” özel öğretmen tuttuğunu açıkladı, ortalık birbirine girdi.Demet Akalın kızı Hıra için “sigortalı, maaşlı” özel öğretmen tuttuğunu açıkladı, ortalık birbirine girdi.Sebep, uzaktan eğitim.Şaşıracak ne var ki bunda? Pandemi olsun, olmasın... İmkânı olanların çocuğuna özel hoca tuttuğuna, özel kursa yolladığına ilk kez mi şahit oluyoruz?Matematik hocası tutan da var, piyano hocası tutan da, yabancı dil öğretmeni ayarlayan da.Mühim olan, ülkemizdeki bütün çocuklara özel hoca olmadan aynı yetenekleri kazandırıp kazandıramadığımız. Demet Akalın da şaşırmış ki şöyle yazmış: “Zannedersin çocuğu lordlar okuluna yazdırdım. Açılınca okula gidecek, dert yapmayın.”Ama çok eğlenceli tweet’ler de vardı bu furyada, alıntı yapmadan edemedim. İşte birkaçı:◊ @genelmudur: Ülke olarak Demet Akalın’ın mağduriyetlerini gideremiyoruz bir türlü, yazıklar olsun bize!◊ @aysee: Herkesin derdi farklı bu hayatta. Kiminin ekmeği bayat, kiminin pırlantası ufak. ◊ @mukinaber: Hocam hazır eve kadar gelmişken, biraz da Demet Akalın’a Türkçe dersi verin...

Bana bir masal anlat baba...

Oyuncu Uraz Kaygılaroğlu kızını uyutmadan önce anlattığı “Uyuyan Güzel” masalının sonunu değiştirmiş.
Finaldeki “Prensle evlenmişler” kısmını atmış; “Yemeğe falan gitmişler. Prens iyi davranıyor mu diye Uyuyan Güzel beklemek istemiş” diye revize etmiş.
Kaygılaroğlu bunu sosyal medyada yazınca TT (gündem) oldu.
Geldiğimiz nokta budur işte.
Masallarda bile şiddetten korkar hale geldik.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Neslican bu polemiği hak etti mi?

1 yıl önce kansere yenik düşen Neslican Tay’ın filmi, daha çekimlere bile başlanmadan çirkin polemiğin konusu oldu. Neslican’ı canlandıracağı söylenen Neslihan Atagül’ün rolü reddettiği ortaya çıktı. Yapımcılar PR yapmakla suçlanıyor.

Kansere karşı verdiği umut dolu mücadelesiyle bütün Türkiye’nin sevgilisi olmuştu Neslican Tay.
Bacağını kaybetmesine rağmen hayat dolu mesajlar veriyor, “Ben bir bacaktan ibaret değilim ki... Çok daha fazlasıyım!” diyerek başka kanser hastalarına ve yakınlarına da umut oluyordu.
Fakat kansere çalım atan, ölüme nanik yapan bütün o hallerine rağmen hastalığı ilerledi ve 1 yıl önce kaybettik Neslican’ı.
İnsanlar öyle sevmiş ki onu, pazar günkü ölüm yıldönümünde sosyal medyanın gündeminden düşmedi.
Çevresine, yaşadığı topluma böyle ilham veren insanlar dünyanın her yerinde popüler kültürün ilgisini çeker.
Nitekim hayatının film olacağı duyuruldu: Demir Kadın Neslican. Neslican’ı da oyuncu Neslihan Atagül canlandıracak denildi.
Sadece isimleri benzeşmiyor.

Yazının Devamını Oku

Severek evlendik saygıyla ayrıldık

Gizem Salkım’ın eşinden ayrıldıktan sonra sarf ettiği dört sihirli kelime. Boşanmayı beceremeyen bir toplumda, şiddet ya da rezillik yaşanmadan yolları ayırmanın formülü gibi.

Yeşim Salkım’ın kızı Gizem Salkım, 3 yıllık eşi Ozan Düzdaş’tan boşandı.
İkisine de geçmiş olsun.
Bunlar zor ve hırpalayıcı kararlar. Her iki taraf için de. Hatta aileleri, yakınları, arkadaşları için bile.
Kim bilir o sürece gelene kadar neler, neler yaşandı aralarında...
Ama bazı ilişkilerin de bir miadı var işte.
O gün geldi mi tükeniyor.
Üstelik o sırada bir gönül artık gitmek isterken, bir gönül hâlâ sevebiliyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın tüm tiyatrocuları, birleşin!

Bir sabah uyandığımızda, artık şehirlerimizde tiyatro yapacak hiçbir kumpanya, müzik yapacak hiçbir mekân kalmamış olabilir. Aylardır dükkânını açmayan yerler, “perde” demeyen tiyatrolar var. Şimdi el ele verip bu zorlukları aşmaya çalışıyorlar.

Bu pandemi elbet bir gün bitecek. Ömrümüzün sonuna kadar maskelerle yaşamayacağız.
Ya belli bir sürenin sonunda toplumun önemli bir kısmı bağışıklık kazanmış olacak ya da bir aşı bulunacak.
Fakat salgın bittiğinde can ve ekonomik kayıpların dışında, kendimizi çok ciddi bir kültürel hasarla da karşı karşıya bulabiliriz.
Bir sabah uyandığımızda, artık şehirlerimizde tiyatro yapacak hiçbir kumpanya, müzik yapacak hiçbir mekân, eğlenecek hiçbir işletme kalmamış olabilir.
Aylardır dükkânını açmayan yerler, “perde” demeyen tiyatrolar var.
Zaten onlar dese kim gidecek? İnsanlar tedirgin, toplu yapılan etkinliklere katılmak istemiyor. Hele de kapalı alandaysa.
Bazı iyi niyetli girişimler başlatıldı.

Yazının Devamını Oku

Pijama, terlik ve televizyon kullanmam

Birçoğumuz onu gastronomi yazı ve programlarıyla tanıyoruz ama bildiğimizden çok daha ötesi. Öğrencilikten hocalığa: Galatasaray Lisesi, Boğaziçi Üniversitesi, Londra Ekonomi Okulu, Berkeley, Stanford, Princeton üniversiteleri... Fransa’da tamamladığı doktora tezi American Sociological Association tarafından 1990’da senenin en iyi doktora tezi seçildi. Dünya Bankası’nda çalıştı. Ayrıca milyon takipçili bir sosyal medya fenomeni. Gelin, ikilemli sorularımızla bu ilginç adamı biraz daha ayrıntısına tanıyalım: Vedat Milor.

Misafir gittiğiniz bir yerde yemeği beğenmediniz. Tabakta bırakmak mı, çaktırmadan köpeğe vermek mi?

- Ev sahibinin kötü hissetmemesi için çaktırmadan köpeğe verirdim. Herkesin tahminin aksine, ben misafirliğe gittiğim bir yerde yemeği beğenmediğimi kesinlikle söyleyemem. 

Sofrada hangisi çekilmez? Obur mu geveze mi?

- Geveze çekilmez çünkü insanı yorabilir. Obur, insana kendini iyi bile hissettirir.

Sosyal medyada bir anket yaptınız, 500 bin kişi katıldı, memleketi ikiye böldünüz. Siz söyleyin bakalım: Soğanlı menemen mi soğansız menemen mi?

- Çok iyi domates ve biber bulabiliyorsam soğansız. Aksi durumda lezzetini artırmak için soğan cazip geliyor bana.

Yazının Devamını Oku

2-3 milyar kişi 2-3 üç hafta boyunca İstanbul’u izleyecek, dinleyecek, konuşacak

Oldu, oluyor; geldi, geliyor derken nihayet Formula 1, 13-15 Kasım’da resmen yeniden Türkiye’de. Dokuz sene önce ev sahipliğini yitirdiğimiz bu önemli yarışları ülkemize kazandıran isimse bu yarışlar için inşa edilen pist Intercity İstanbul Park’ın patronu Vural Ak. Kendisi de bir yarışçı ve otomobil koleksiyoneri olan işadamı, duyurunun yapılmasının ardından ilk röportajını Hürriyet Pazar’a verdi: “2017’de Formula 1’in yeni sahiplerini Türkiye’ye davet ettim. Cumhurbaşkanı bizi kabul etti. Zaten o günden beri çok yakın görüşüyorduk...”

◊ Sıfırdan başlayacaklar için... Formula 1 nedir ve neden bu kadar önemli?

Değişik spor faaliyetleri arasında en büyüğü olimpiyatlar. Ondan sonra malum, futbol geliyor. Onun da zirvesi Şampiyonlar Ligi ya da Dünya Kupası. Statta 100 bin kişi izliyorsa, televizyon gibi mecralardan da en son bildiğim kadarıyla 1 milyar kişiye kadar çıktı canlı seyredilme oranı. Futboldan aşağı doğru indiğinizde başka hiçbir spor dalı yok bu rakamlara yaklaşan. Tek istisnası Formula 1.

Neden?

Çünkü bugün dünyada en çok izlenen tekil spor faaliyeti. Olimpiyatların küçüğü desek abartmış olmayız. Bernie Eccleston adında zeki bir İngiliz, Formula 1 diye bir marka oluşturdu. Üretici ve yarış takımlarını bir araya getirdi. Ve bu şampiyonayı düzenlemeye başladılar.

Ama başka bir sürü şampiyona var...

Evet ama bunu, tamamını televizyonda canlı yayımlayabilecek bir formatta tasarladılar. Ralli, off road gibi alternatiflerini canlı yayımlayamıyorsun. Ralli de off road da başından sonuna kadar gösteremediğiniz için dünyanın hiçbir yerinde büyük bir olaya dönüşemedi. Ama pist yarışları yüzde 100 gözünüzün önünde ve canlı. Formula 1’i büyüten de bu oldu.

Yani işin sırrı her şeyin gözümüzün önünde olup bitmesi mi?

Ve dünyanın her yerinden her anının aynı anda izlenebilmesi. Bu sene 250 farklı kanaldan 500 milyona yakın şifreli kanal satışı yapıldı. Bir decoder’dan 5 kişi izlese, 2 buçuk milyar kişi bu yarışları izliyor. Bu kadar büyük bir televizyon izleme kapasitesi olunca sponsorlar da daha çok ilgi göstermeye başladı. Böylece çok büyük bir endüstriye dönüştü. Büyük otomotiv firmaları rekabete girdi.

Yazının Devamını Oku

Pandeminin en havalısı

Şehirde yeni açılan bir yer çok uzun zamandır beni böyle heyecanlandırmamıştı. Gördüğümden beri birilerini tutup kolundan “Bak İstanbul’da böyle bir yer var” diye götürmek istiyorum: Karaköy, Sky Bar...


Otelin kendisi de yeni sayılır, JW Marriott İstanbul Bosphorus’un terası... Karaköy’ün o hizadaki en yüksek binası. Sky Bar 10’uncu katta.

Önden ve yandan 270 derece İstanbul manzarası... Şehir dışından, yurtdışından misafiriniz mi geldi? Kenti gezdirmenize gerek yok, buradan parmakla tek tek gösterebilirsiniz. Öyle bir konum, öyle bir açı.

270 derecenin bir ucundan diğerine gördüğü önemli bina ve yerleri sayıyorum: Galata Kulesi, Süleymaniye Camisi, Beyazıt Kulesi, Mısır Çarşısı, Galata Köprüsü, Sultanahmet Camisi, Ayasofya Camisi, Topkapı Sarayı, Kınalıada, Moda, Haydarpaşa Garı, Selimiye Kışlası, Kız Kulesi, Kuleli, Köprü, Ortaköy Camisi, Çırağan, Dolmabahçe Sarayı...

Duayen işletmeci Emre Ergani’nin yeni numarası... Manzarası olmayan tek kör noktayı bar yapmış. Ortada stantlar. Yan tarafta Alman usulü tribün gibi seyir terası ve localar... En önde küçük, şık bir havuz...Sky Bar pazartesileri kapalı. Onun dışında haftanın her günü 18.00-24.00 arası hizmet veriyor. (0212) 806 20 20

NORMALİ 120, SALGIN KAPASİTESİ 70 KİŞİ

Mekân akşam 6’da açılıyor. O saatte gittiğinizde ki gidin, günbatımı mükemmel, hâlâ şezlongda bir-iki otel müşterisi görebilirsiniz.

Şehirde yeni açılan bir yerle ilgili çok uzun zamandır böyle heyecanlanmamıştım. Gördüğümden beri birilerini tutup kolundan, “Bak İstanbul’da böyle bir yer var” diye götürmek istiyorum.

Yazının Devamını Oku

Halil Sezai neresinden tutsanız dökülüyor

Yaşlı bir adamı döverken görüntüleri ortaya çıkan müzisyen Halil Sezai, bir açıklama yaparak güya özür diledi, yaptığının hayvanlık olduğunu bile kabul etti ama olmuyor, kesmiyor, gönüller soğumuyor.

Halil Sezai dövüyor... Öyle tokat, ittirmek falan değil, kasti yaralamaya dönük şekilde yaşlı adamın kafasından tutup yüzüne diz atıyor.
Dışarıdan bakan “Kendini kaybetmiş” diyebilir. 
Hayır, bu olay başlamadan önce, acaba gören var mı diye sokağın sağını solunu kontrol edecek kadar aklı yerinde.
Ama daha korkuncu Halil Sezai tek değil.
Yanında iki kişi daha var.
Yaşlı adam dövülürken seyrediyorlar, araya girip Halil Sezai’yi durdurmuyorlar.
Ne biçim insanlarsınız siz?

Yazının Devamını Oku

Van’a dağ başı mı dediniz? Orada bir durunuz...

Çoğumuzun depremle, yıkık binalarla hatırladığı Van, aslında Doğu’nun şaşırtıcı derece ileri şehirlerinden biridir. Keşke İstanbul’dan “yazıp tutmak” yerine senaristler bir kez olsun gidip görmüş olsalardı.

Show TV’de yayınlanan “Arıza” dizisinde, Yeşim Salkım’ın canlandırdığı Melek Tekinoğlu karakteri, Van kenti için “dağ başı” deyince Vanlılar ayağa kalktı, sosyal medyada kampanya başlattı.

Şehrin güzelliklerini paylaşıp kentlerini tanıtmaya uğraşıyorlar.

Ben dizilerdeki, filmlerdeki replikleri gerçekmiş gibi ciddiye alıp tepki verilmesine karşıyım.

Dizideki karakter ölünce helva dağıtanlar, film setinde Bizans askeri rolündekilere saldıranlar, neler hatırlıyoruz. 

Dizide kötü bir karakter var diye, “Yok (misal olsun diye söylüyorum) kasapları kötü gösteriyorlar, yok (yine misal olsun diye) mefruşatçıları kötü gösteriyorlar” diye dizilere dava açan        meslek grupları olmuştu hatta.

Bana hepsi saçma geliyor.

Katil uşak da olabilir, avukat da, muhasebeci de. Ama Vanlıların bu olayda haklı oldukları bir yan var.

O da bence senaristlerin eksikliği.

Yazının Devamını Oku

Cem Yılmaz sıradan insansa bize başka isim lazım

Eğlenirken eğlendiren bitirim gitti; yerine asık yüzlü, etrafıyla gergin, hatta neredeyse insandan rahatsız olan bir orta yaşlı geldi. Medyasıyla, sosyal medyasıyla, sosyal iklimiyle Türkiye böyle bir yer işte. Ne dersiniz? Yedik mi koca Cem Yılmaz’ı?

AVM’de oğluyla kırtasiye alışverişi yapan Cem Yılmaz çıkışta ayaküstü muhabirlerin sorularını yanıtladı. Bence bu “ayaküstü yanıtlamalar” magazin dünyamızın en tehlikeli yanlarından biri.
Bize bir dönemin “Televole kültürü”yle yerleşti.
Batı’da böyle şeyler pek olmuyor. Ya 40 kere tartarak sosyal medya ya da kurumsal basın toplantılarıyla yapılıyor açıklamalar.
Sanatçı ve medya arasındaki bu “yüz-göz” hâl de genellikle ünlü ya da ünlümsüler tarafından besleniyor.
“Hazır akşam yemeğine gelmişken, haber salın muhabirlere, çıkışta iki sivri cümle edeyim, ertesi günün manşetlerini süsleyeyim” mantığıyla yapılıyor.
Bir kere yer edince, heveslisine de heveslisi olmayana da uzatılmaya başlıyor mikrofonlar.
Cem Yılmaz ikili oynayanlardan.

Yazının Devamını Oku

Küçük lokma yerim büyük söz ederim

Tractor Sazi’yi çalıştırırken Tebriz’de ziyaretine gidecektim, araya pandemi de girince Ulus’taki evinde kısmet oldu söyleşi. Tanıdığım en şahsına münhasır insanlardan biri. Onca büyük başarıya imza atmış bir spor adamından ziyade, duygusal bir filozof gibi. İnanılmaz alçak sesli ve sakin konuşuyor. Bir soruyu cevaplarken duygulanıp gözleri dolabiliyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu her taraftar grubunun sevdiği, “Kahin” lakaplı hoca Mustafa Denizli.

◊ Hangisi daha şiir gibi goldür: 1986 Dünya Kupası’nda Maradona’nın İngiltere’ye attığı ikinci gol mü, Euro 88’de Van Basten’in SSCB’ye attığı gol mü?
- İkisini de izledim, bilirim. Hollanda-Rusya maçının 1988 finaline özel uçakla gitmiştim. İki farklı golden bahsediyorsun. Biri Van Basten’in inanılmaz bir vuruş güzelliği, öbür tarafta da Maradona’nın yarı sahadan alıp İngilizleri ekarte edip, kaleciyi ekarte edip attığı gol... Maradona’nın golü, bu manada tartışma götürmez.
◊ Hangisi daha ‘arıza’ futbolcudur: Eric Cantona mı, Felipe Melo mu?
- İkisi de birbirinin aynı... Felipe Melo’nun yine bir sevimli tarafı vardır. Bunu derken latife ediyorum tabii. İkisi de üst sınıf futbolculardı.
◊ Altay’da oynarken “Büyük Mustafa” diye anılmaya başladınız. Seçme şansınız olsa takımda hangi lakap daha güzel: Büyük mü, küçük mü?
- Büyük olmaktan korkma. Bizde bir laf vardır: Büyük lokma ye, büyük söz etme. Ben onun tam tersini düşünüyorum. Büyük söz ederim, küçük lokma yerim.
◊ Futbolumuzun gelmiş geçmiş en iyi sol ayaklı futbolcularından birisiydiniz. Sizce sol ayak mı, sağ ayak mı?

Yazının Devamını Oku

Ünlüler ve fenomenler ‘hediye’ işini abarttı mı?

Fenomenlere, şöhretlere tanıtmaları için gönderilen “hediye-ürün”lerle ilgili bir yazı yazdım... Şikâyetin, mail’in ardı arkası kesilmiyor. Meğer bizim o çok bayıldığımız influencer’lar, ünlüler neler yapıyormuş... Bakın, yazanın ismini saklı tutarak bir dijital pazarlamacının mektubunu paylaşıyorum.

“Sektörde bu konuyu suistimal eden o kadar çok kişi var ki.
Önce ürünleri kabul edip sonra ‘Menajerim paylaşmama izin vermiyor’ diyerek paylaşım yapmayanlar mı istersiniz...
‘Aynı üründen dört set gönderirseniz paylaşırım’ diyenler mi...
‘Bana düzenli ürün gönderin’ diyerek sürekli bedelsiz ürün talep edenler mi... Hatta bazıları daha da ileri gidip ‘Ürünü kullanırsam şu kadar, kullanmadan paylaşırsam şu kadar talep ederim’ diyebiliyor.
Kurumsal firmalara promosyon ürün göndermek ağırlık vermez.
Ancak bal satışı yapıp üç çocuğuna bakmaya çalışan bir ‘start up’ projesine çok ağır gelir.
500 liralık bal alıp bunu bir fotoğraf paylaşarak geçiştirmek ve bu şekilde sürekli sistemi kendi lehine manipüle etmek çok büyük insafsızlık.

Yazının Devamını Oku

Kaskını takmadan gelene servis yapmıyorlar!

4. Levent’teki Cool Jr. motor tutkunlarının buluşup sosyalleşme yeri. Hele haftanın bazı gün ve saatleri var ki birbirinden güzel onlarca makine dükkânın önüne çekiliyor, ortalık motosiklet festivaline dönüşüyor.

Salıları ‘enduro’cular toplanıyor. Onların motorları uzun yol için; geniş, uzun ve konforlu. BMW ve Yamaha marka makineler.

Çarşambaları Goldwing’cilerin günü. Onların motorları daha sportif. Honda marka.

Akşam 19.30 gibi oldu mu, sıra sıra diziyorlar motosikletleri dükkânın önüne; kuruluyorlar stantlara; birbirini tanıyan tanımayan, başlıyorlar muhabbete.

Burası Goldwing Türkiye, Ducati Owners Club, Harley Owners Club, Vespa Club gibi motorcu kulüplerinin buluşma noktası Cool Jr.200 kişilik Cool Jr.’ın biri önde caddeye bakan, diğeri arkada iki bahçesi var. Haftanın her günü 12.00-2.00 arasında açık. (0212) 279 97 09

Gezi programı yapıp yarışları konuşuyorlar

4. Levent’te, Sabancı Kuleleri’nin girişinde. Sahibi Hakan Lik de yıllardır motorcu olduğu için 2012’de açtığı bu pub zamanla motorcuların uğrak yeri haline gelmiş.

Sadece Türk motorcuların da değil, mesela geçen pazar Türkiye’ye gelen Polonyalı, Ukraynalı ve Rus motorculardan oluşan bir grup da soluğu Cool Jr.’da almış.

Yazının Devamını Oku

“Müziği bıraktım” diyen Hakan Altun’muş

Demet Akalın ile Alişan yeni şovları “Sabah Sabah”ta yaşadıkları konuk meselesini gündeme taşımış; “Müziği bıraktım deyip 1 hafta sonra şarkı çıkaran var” demişti. O kişi Hakan Altun’muş.

Sabah Sabah” programını yapan Demet Akalın ve Alişan, ilginç bir çıkış yapıp şöyle demişti:
“İnsanları programa çağırıyoruz ama katılmamak için bize yalan söylüyorlar, ‘müziği bıraktım’ diyorlar. Bunu dedikten 1 hafta sonra şarkı çıkaranlar var.”
Ben de çarşamba günkü yazıma “Demet Akalın programına neden konuk bulamıyor?” başlığını atıp, pandemiden sosyal medyaya kadar bazı zorlaştırıcı faktörleri sıralamıştım.
En çok da kaytarmak için “Müziği bıraktım” deyip 1 hafta sonra şarkı çıkaran kim, onu merak etmiştim.
E neresinden baksanız komik çünkü... Bütün oklar da Hakan Altun’u işaret ediyordu.
Demet Akalın’la yazıştık, o ismin Hakan Altun olduğunu doğruladı.
Hakan Altun da bir sosyal medya açıklaması yaptı: “Sevgili Demet ve Alişan beni davet etti ama pandemi sebebiyle 2020’de şarkı söylemeyeceğimi iletmiştim kendilerine. Hem moralim bozuk hem riskli gruptayım ben. Bir yanlış anlaşılma... Ölürüm de müziği bırakamam.”

Yazının Devamını Oku

Demet Akalın programına neden konuk bulamıyor?

Alişan’la beraber sunduğu “Sabah Sabah” adlı şova konuk bulamamaktan yakınan Demet Akalın’a göre katılmamak için yalan söylüyorlar; ‘müziği bıraktım’ deyip 1 hafta sonra şarkı çıkaran var...

Haftanın en komik haberi: İnsanlar Demet Akalın’dan kaytarmak için “müziği bıraktım” diyormuş, programa katılmıyormuş.

Yalana bak yuh: Ben müziği bıraktım! 

“Şarkıcılığı bıraktım” deyip 1 hafta sonra şarkı çıkaran kim acaba, en çok onu merak ettim.

Dışarıdan bakınca komik ama bırakın her günü, haftada bir kere bile olsa, televizyondaki programınıza, gazetedeki köşenize konuk bulmak aslında çok stresli bir iş.

Yaşadığım için biliyorum.

Konuğu bulmak da yetmiyor. Aniden işi çıkan mı ararsınız, son dakika annesi hastalanan mı...

Gelecek mi gelmeyecek mi, ya bir aksilik olursa vs. gibi kaygılar yaşıyorsunuz.

Hele ki şu pandemi döneminde... İnsanlar evlerinden çıkmaya, stüdyo falan gibi yerlere gitmeye korkuyor doğal olarak.

Yazının Devamını Oku

Şevval Şahin’in partisinin öğrettikleri

“Bize başkasından korona bulaşabilir ama benim tanıdıklarımdan, benim davet ettiklerimden birbirine zarar gelmez” önyargısı gittikçe yaygınlaşıyor. Şevval Şahin ile sevgilisi Yiğit Marcus Aral’ın verdiği parti, işte bu tıbbı reddeden, gayribilimsel ön kabulü yıkması açısından önemli.

Miss Turkey 2018 birincisi Şevval Şahin, geçen hafta sevgilisi Yiğit Marcus Aral’a Rumelihisarı’ndaki bir yalıda doğum günü partisi düzenledi.
Parti sonrası Yiğit Marcus Aral ve bazı katılımcıların Covid-19 testinin pozitif çıkmasıyla büyük panik başladı.
Çünkü partideki diğer katılımcılar arasında Şeyma Subaşı, Murat Dalkılıç, Buse İskenderoğlu, Baran Süzer, Kasım Garipoğlu, Ali Cem, Kerim Sabancı gibi ünlüler vardı.
İsimlere, hatta soyisimlere bakar mısınız?
Pozitif çıkmasalar bile bu insanların kendilerinin, çevrelerinin ve ailelerinin testler sonuçlanana kadar yaşadıklarını düşünün.
Birçoğunun ailesinde ileri yaşta insanlar mevcut.
Birinden birine bir şey olsa onun vicdan azabından nasıl kurtulursun?

Yazının Devamını Oku

Oyunculuğumu modelliğimden daha çok severim

Best Model tescilli güzel ve 10 parmağında 10 marifet: Oyunculuk, modellik, moda editörlüğü, DJ’lik, TV programcılığı, dergi yöneticiliği, influencer’lık... Ayrıca psikoloji bölümü mezunu. Sekiz mi etti? Piyano ve baleyi de ekleyin. İkilemli soruların konuğu bu hafta Ece Sükan.

◊ Ankara’da doğdunuz. Ankara mı, İstanbul mu?
- Okul ve üniversite yıllarım için Ankara mükemmeldi. O zamanlardaki Ankara bir başkaydı. Ama tabii ki üniversiteden itibaren, dönem dönem yurtdışında yaşadıysam da İstanbul benim için vazgeçilmez oldu.
◊ Küçükken her ikisinin de eğitimini aldınız. Piyano mu, bale mi?
- Ankara Devlet Opera Balesi’nin çocuk kadrosunda uzun yıllar bale yaptım, turnelerle Türkiye’yi gezdim ve birçok temsilde yer aldım.
Piyano derslerini ise her çocuk gibi o zamanlar pek kıymetini bilmeden alıyordum. O yüzden bale diyorum.
◊ Aslan Sükan, 4 yaş büyük abiniz. Hangisi daha konforlu? Abisi olan genç kız mı, olmayan genç kız mı?
- Çok kavga ederdik küçükken. (Gülüyor) Şimdi de zaman zaman tartışsak da abimin olması bana her zaman müthiş bir vizyon, destek ve arkadaşlık sağladı.

Yazının Devamını Oku

Eski sevgiliden tatil arkadaşı olur mu?

Can Bonomo, eşi Öykü Karayel, Karayel’in eski sevgilisi Bartu Küçükçağlayan ve onun eşi Merve Özgüle birlikte tatil yaptı, derdi bizi sardı: Beğenip alkışlayanlar, yadırgayıp eleştirenler, benim gibi iki arada bir derede kalanlar...

Öykü Karayel-Can Bonomo ile Merve Özgüle-Bartu Küçükçağlayan çiftlerinin birlikte tatil yapması sosyal medyanın gündemi olmuştu.
Çünkü Öykü Karayel ile Bartu Küçükçağlayan eski sevgili.
Etiler’de bir restoran çıkışında, çok konuşulan bu tatil sorulunca Can Bonomo şöyle dedi: “Evet, birlikte tatile çıktık. Bir şey söylememe gerek yok. Bartu benim çok yakın, çok samimi arkadaşım. Öykü de benim canım eşim, bu hayatta en sevdiğim insan.”
Her kafadan başka bir ses çıkıyor.
Mesela Onur Baştürk, Can Bonomo’nun tavrını “Bruce Willis”vari bulmuş Kelebek köşesinde.
“Bin kilometre öteden ışıldayan elmas gibi” diyor.
Evet, Can Bonomo’nun duruma çok “cool” yaklaştığı kesin.

Yazının Devamını Oku