GeriSavaş ÖZBEY Bu faulün Bay J’ye maliyeti ne olur?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu faulün Bay J’ye maliyeti ne olur?

Bir daha hangi sanatçı Bay J’nin sunduğu bir organizasyona katılmak ister ki? Farah Zeynep Abdullah tweet attı mesela: “Kerem’e yapılan ne kadar ayıp ya...” Bu olaydan sonra organizatörlerin bakışı değişecektir Bay J’ye...

Kerem Bürsin’in YTÜ Ödül Töreni’nde yaşadığı skandal sonrası olayın müsebbibi sunucu Bay J özür diledi ama biraz zor bence.

Başka biri için belki daha kolay böyle bir hatayı unutturmak.

Ama işi “sunuculuk” olan biri için kendi sunduğu gecede, “davetin starına saldıran kişi” olarak hatırlanacak.

Konuyu kaçıranlar için tam Kerem Bürsin konuşmasını bitirip sahneden iniyor, Bay J arkasından “Kerem Bey zor şartlarda çalışıyor. Gözleriniz dolacak ama geçen yıl bölüm başına 120 bin TL alarak çalışmaya devam etti” diye bağırıyor.

Bir daha hangi sanatçı Bay J’nin sunduğu bir organizasyona katılmak ister ki?

Farah Zeynep Abdullah anında tweet attı mesela: “Kerem’e yapılan ne kadar ayıp ya”...

Bu olaydan sonra organizatörlerin de bakışı değişecektir Bay J’ye...

Özür konuşması da bir tuhaf. Kerem Bürsin’e sesleniyor, “Sen zeki adamsın” falan diyor.

Ya Kerem bu saatten sonra dinler mi artık seni?

Bir insanı kazancıyla vurmaya çalışmak (her iki yönlü de olsa) o kadar büyük bir hata ve ayıp ki tek kişinin kaldırması zor tabii.

Suçuna böyle durumdaki herkes gibi magazincileri ortak etmeye çalıştı Bay J.

Sözlerinin başını yayınlamamışlar...

Evet, Kerem Bürsin de o yüzden terk etti değil mi salonu?

Bay J büyük bir yanlış yaptı, bari daha fazla insanı kızdırmasa.

Uraz Kaygılaroğlu’nun iki sayfalık konuşması

YTÜ’nün ödül gecesi kayıtlara bu ‘hadsizlik’le girdi, o yüzden bazı ayrıntılar gözden kaçtı.
Mesela bir başka jön, “yılın erkek sinema oyuncusu” ödülünü alan Uraz Kaygılaroğlu’nun yaptığı konuşma.
Her şeyden önce iki sayfalık bir konuşma olması herkesi şaşırttı.
Konuşmasında üyesi ve sözcüsü olduğu UCİM’den bahsetti, çocuk istismarına karşı mücadele eden bu dernek için bağış çağrısında bulundu.

İlham değil, apart otel

Ajda Pekkan’ın yeni reklam filmi için Gülşah Saraçoğlu’na tasarlattığı siyah-gri-beyaz kıyafetin Vera Wang’ın yeni gelinlik koleksiyonundaki bir parçayla bire bir aynı olması tartışılıyor.
Stilist değiliz ama iki fotoğrafı yan yana görünce anlıyorsunuz zaten: Bu bir ilhamlanma değil, bildiğiniz “apart” otel.
Benzer “tasarım ilhamı” tartışması daha önce başka sanatçılarda da yaşanmıştı.
Şöyle ciddi bir moda ajansı Türkiye’deki ünlüleri ve tasarımcıları mercek altına alsa var ya... Açacakları telif davalarından çok ama çok para kazanırlar.

Saklayan saklayabiliyor

Şarkıcı İrem Derici gazetecilere “Ben gizli tuttum mu tutarım. Geçen sene altı ay güzel bir ilişki yaşadım, ruhunuz duymadı” demiş.
Demek gerçekten saklamak isteyen saklayabiliyor. Sobelenenlerin çoğu bence de “içten içe” yakalanmak istedikleri için yakalanıyor.

Koronanın bir de dolaylı aldıkları var

Pandemi tehlikesini akşamları ekranlara düşen rakamlardan ibaret sanmamak lazım. Aslında daha büyük.
Doğrudan aldıkları gibi, dolaylı aldıkları da var bizden.
Demek Akbağ açıkladı işte: Rasim Öztekin, Covid sebebiyle olması gereken bir ameliyatı, bu dönemde hastaneye gitmek istemediği için ihmal etmiş.

 

 

 

 

 

X

Rol çalma Kıraç konumuz milli takım

Milli takım için yaptığı marş beğenilmeyen Kıraç, takımın Galler yenilgisinden sonra “Özür diliyorum! Milli takımın başarısızlığından tamamen ben sorumluyum” açıklamasını yaptı. Kıraç sizce ne demek istiyor olabilir...

Milli takım için hazırladığı “Haydi” isimli marş beğenilmeyince Kıraç küplere bindi.
“Olmayan ne? Müziği mi? Asker mi? Mehmet mi? Bayrak mı? Nedir gerçekten olmayan?” diye sordu sosyal medyadan.
Bir kuruş bile almadan, iyi niyetle yaptığı çalışmanın bu kadar sert eleştirilmesine içerlemekte kendince haklı olabilir Kıraç.
Ama beğenmeyenler de haklı.
Mesela ben de ne sözlerini, ne bestesini ne de klibini sevebildim “Haydi”nin. Lafzi kadar, ruhu da aykırı geldi bana.
Asker göndermeleri falan...
Savaşa mı gidiyoruz, spor karşılaşmasına mı?

Yazının Devamını Oku

Öldürdüğü kadının telif hakları peşinde

Özgecan Aslan, Emine Bulut, Pınar Gültekin, Aleyna Çakır gibi “kadına şiddet” haberleriyle hafızalarımıza kazınan mağdurelerin belki de ilk “popüler” ismi Bergen. Hayatının film olmasına karar verildi. Katil kocası, 30 sene sonra telif hakkının kimde olduğuna dair ahkâm kesiyor.

O dönemin popu, arabesk müzik yapıyordu. “Şikâyetim Var” albümüyle 1982’de meşhur oldu, büyük başarı.

Daha 22 yaşındaydı. Yani bizim Aleyna Tilki kadar henüz ya var, ya yok o zamanlar...

Ama tadını süremedi.

O meşhur olduğu yıl iki gözünü birden kaybetti.

Halbuki ne güzel kızdı, kalem kaş-badem göz...

Gözlerini kaybetmesinin nedeni kocasıydı. Sahnedeyken, yüzüne kezzap attı. Teslim olmadı, kaçtı.

Doktorlar Bergen’in sol gözünü kurtardılar. Ama sağ gözü bir daha açılmadı.

Yazının Devamını Oku

Öğrenilmiş çaresizlik gibi öğrenilmiş Demir Lady...

“Bana, unutmayın ki hiçbir şey olmaz” vecizesi popüler kültürde öyle yer etti ki en sonunda NFT’de satışa çıkardı. Kalenin dışarıdan görünüşü böyle: Yıkılmaz surlar... Ama ikilemli sorularla “içeriden” bildirmesini isteyince başka şeyler anlattı Gülben Ergen: “Bir başıma ağlarım ben. Acımı kendim yaşar, örterim nedense... Öğrenilmiş Demir Lady duruşu.”

◊ Ekran mı, sahne mi?
- Ayıramam. İkisinin zevkleri, ulaştığı hedef kitleler çok farklı. Sahne aldığınız yerde yüzler binler olur ama TRT ekranına çıkarsınız en ücra köylere dokunursunuz.
◊ Kariyerinizde hangisi daha önemlidir: Kelebek’in düzenlediği “Sinema Yıldızı” yarışmasında ikincilik mi, yine Altın Kelebek’te “Dadı” ile en iyi kadın oyuncu ödülü kazanmanız mı?
- “Dadı” meslek hayatımın dönüm noktalarından biri. Seneler geçmesine rağmen unutulmayan bir ekran klasiği. Yarışmaysa ilk yıllarım, ilk adımlarım.
◊ 25 Ağustos, Başak kadını... Nesi daha zor: Aşırı titizlik mi fazla sorumluluk mu?
- Detaycılık ve titizlik. Ve bitmeyen bir otokontrol sistemi. Ömür törpüsü.

Yazının Devamını Oku

Başkent’in “lezzeti” İstanbul’a düşer mi?

Ankara’da belediyenin girişimiyle “Lezzet Ankara” uygulaması başlatıldı. Esnaftan 0 komisyon alarak üreticiyle tüketiciyi buluşturmayı amaçlıyor. Bir yanıyla şahane: Böylece rekabet oluşacak, belki bu sayede Yemeksepeti de aynı hizmeti daha ucuza vermenin yollarını arayacak. Ama bir yanıyla...

Yıllar yıllar önce, minicik bir ofis. Yemeksepeti’nin şimdiki CEO’su Nevzat Aydın, o zamanlar “genç girişimci”. Yemeksepeti’nin ilk röportajı için çok heyecanlı.
Sanıyorum benim gibi, Nevzat Aydın’ın da işin bir gün bu kadar büyüyüp bugünkü gibi bir deve dönüşeceğinden haberi yok...
Uygulamayı yıllardır kullanıyorum. Çok da memnunum. Özellikle geri dönüş sisteminden.
Bir sorun yaşadığınız anda karşınızda hemen bir muhatap bulabiliyorsunuz.
Hatta “Siparişiniz yolda” falan diyen kişi, sırf bizi oyalamak için oraya konulmuş bir robot mu diye merak ettim bir gün, yazdım.
Kanlı canlı, gerçek insan cevap verdi “Yok efendim, ben robot değilim” diye.
Birkaç yıl önce yeni merkezlerini ziyaret etmiştim.

Yazının Devamını Oku

Dişi enerjisine alışık mısınız?

Yeni albüm çıkaran Gökhan Türkmen, etrafındaki dişi enerjisinin üretkenliğini nasıl artırdığını anlatmış. Çok da güzel ifade etmiş. Ama gel de bunu bizim “dişi”lere anlat...

7 şarkılık yeni albümü “7” için Sinem Vural’a konuşan Gökhan Türkmen, “dişi enerjisi”ne alışık olduğunu açıkladı:
“Evlenmeden önce de ablam ve annemle yaşadığım için dişi enerjisine hep alışkınım. Eşim ve kızlarım vizyonumu genişletiyor, farkındalığımı artırıyor. Çok şey öğreniyorum eşim ve çocuklarımızdan.”
Gökhan Türkmen’in bahsettiği bu “dişi enerji” konusu mühim.
Biraz açmak lazım.
Ben de son birkaç gündür Bodrum’da böyle bir “dişi enerji”nin tam ortasındayım.
Misafiri olduğum kadın arkadaşım, annesiyle çok içli dışlı yaşıyor. İki kadının hakimiyetini evde sürekli hissediyorsunuz.
İki kadının sistem kurduğu bir yerde sizin hanenize sadece beceriksizlik, sakarlık, işgüzarlık düşüyor.

Yazının Devamını Oku

Ebru mu cool Gülben mi gerçekçi

Ebru Gündeş ile Gülben Ergen’in “bu dönemde sahne almak” üzerine takındıkları tavrı nasıl buluyorsunuz? Diğer sanatçı arkadaşlarınız sahneye çıkmazken size teklif gelse... Ebru Gündeş gibi ret mi ederdiniz, Gülben Ergen gibi kabul mü?

Tartışmanın fitilini ateşleyen, söz yazarı Günay Çoban’ın bir tweet’i. Ebru Gündeş’in Bodrum’dan aldığı teklifi geri çevirdiğini duyuruyor ve “Gerçek sanatçı duruşu budur” diyordu.

Diğer sanatçı arkadaşları sahneye çıkamıyor diye Ebru Gündeş’in bu yaptığı ilk bakışta çok “cool” hareket.

Hani yandaki esnaf siftah yapmadan ben ikinci müşteri kabul edemem diyenler gibi...

Ama bu reddin ya da iptalin başka bir sebebi olmasın?

Çünkü biraz incesini düşününce, Gündeş’in bu hareketinin başta kendi kadrosundaki müzisyenler, o mekânda çalışan garson, şef, komiye zararı var ama başka kimseye bir faydası yok.

Bilakis otelin bahçesinde dinleti olur, açılış-gala-kutlama olur, ne kadar çok müzisyen kemanını, gitarını bir yerlerde tıngırdatabilse o kadar kâr bence.

Mevcut kısıtlamalara riayet ederek tabii.

Gülben Ergen

Yazının Devamını Oku

Tık için ünlü “öldürüyorlar”

Ne sinir bozucu. Özellikle de aileniz için... Çünkü duyanlar ilk iş başsağlığı için yakınlarınızı arıyor. Gecesi, sabahı da yok. En komik örnek Fedon. Onu da geçen yıl “gömdüler”. Hem de doğum gününde.

En son oyuncu Melek Baykal’ı “öldürdüler”. Haberi uydurup yayanlara dava açma kararı almış.

En son Baykal ama en çok “Çaycı Hüseyin” Alpaslan Özmol “öldürüldü” galiba.

Kimi “koronadan”, kimi “uçak kazasında” diye o kadar çok ölüm haberi yayıldı ki...

“Arkadaşlar, ben yaşıyorum” diye isyan etti: “Öldüğüm gün size haber vereceğim. Adamı hasta etmeyin. Bir gün öleceğiz, bu sefer de ‘Yok ölmemiştir’ diyecekler...

Allah gecinden versin, daha geçen ay Emel Sayın “gitti” mesela. Kalpten.

Kadıncağız sevenlerimi yaşadığıma inandırayım diye canlı video yayınlamak zorunda kaldı: “Gördüğünüz gibi gayet iyiyim.

Aslında çok sinir bozucu bir şey. Özellikle de yakınlarınız için... İnsanlar başsağlığı niyetiyle ilk iş ailenizi arıyor.

Gecesi-sabahı da yok bu işin.

Yazının Devamını Oku

Ortaokulda müzikten kalan bir çocuktum

Hayat gerçekten sen planlar yaparken başına gelenlerden ibaret: Aslında basketbolcu olmak istiyormuş. Ne alaka; kendini Pavarotti’yle makarna tarifleri paylaşırken bulmuş! İkilemli sorularda bu hafta “operanın gülümseyen yüzü” Hakan Aysev var.

◊ Hakan Aysev olmanızda hangisi daha etkili: Viyana Devlet Operası’na kabul edilmeniz mi, Pavarotti’nin hocanız olması mı?

- En önemli etken, Viyana Devlet Operası’na kabul edilen ilk Türk solist olmam. 21 yaşında bu tecrübeyi yaşamak, benim için önemli başlangıç oldu. Sonra dünya ve Türkiye’deki kariyerimin temelini oluşturdu.

◊ Sizce hocanıza hangi yönünüz daha çok benziyor: Tekniğiniz mi, balıketliliğiniz mi?

- Aslında her ikisi de. (Gülüyor) Çünkü beraber yaptığımız şan derslerinin yarısı makarna tarifleriyle geçiyordu. Ondan öğrendiğim en önemli şey, efsane bir sanatçı olsanız bile önce iyi insan olmanız gerektiği... Luciano bir fırıncı oğlu olarak doğdu ve o şekilde bu dünyadan ayrıldı.

◊ Hangisinde müzik ortamında albüm kaydı yapmak daha profesyonel: Frankfurt mu, Barselona mı?

- Almanlar her zaman daha profesyonel ve disiplinli. Almanya’da yaptığım kayıtlar hep daha hoşuma gitmiştir. O yüzden Frankfurt diyorum.

Yazının Devamını Oku

Çamlıca Kulesi pahalı mı?

Giriş 60 lira. İndirimli 30. Asansörle yukarı çıkmanız 1 dakika sürüyor. Çıkınca restoranda çay 10 lira, poğaça 10, ızgara köfte 62. Yani bir öğrenci ancak 40 lira verirse kulede bir çay içebiliyor.

Ne şiirler, ne şarkılar var... “Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır”dan tut...
(Günümüz Türkçesiyle diyor ki: Tek bir çakılını bile bütün İran’a değişmem.)
Kaldı ki o zaman İran, kıymetli memleket.
“Sana dün bir tepeden”e kadar...
İşte “Aziz İstanbul”u seyredebileceğimiz en yüksek bina, artık Çamlıca Kulesi.
Uzunluğu 369 metre.
Deniz seviyesinden 587 metrelik yüksekliğiyle İstanbul’un en yüksek yapısı.

Yazının Devamını Oku

Ses tellerini mi kessinler?

Müzisyen Hakan Altun sazının tellerini kesti. “Bu ut artık sustu” diyor canlı yayında. 80 milyon toplanıp bir avuç yeteneğimize sahip çıkamıyoruz.

Anlatamıyorlar, duyuramıyorlar.
Pandemi harala gürelesinde fark edilmiyor.
Müzisyen Hakan Altun sazının tellerini kesti.
“Bu ud artık sustu” diyor.
Ne yapacaklar artık?
Canlı yayında ses tellerini mi kessinler?
80 milyon toplanıp bir avuç yeteneğimize sahip çıkamıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yasınızı nasıl tutacağınızı sosyal medyadan öğreneceksiniz

Pelin Öztekin bir fotoğraf paylaştı. Havuza girmiş. Altına da “Sezonu açtım” yazmış. Vay efendim, babasının ölümü bu kadar yakınken nasıl havuza girermiş? Nasıl sezon açarmış? Sosyal medyanın yarattığı en büyük erozyon bu bence: Toplu pervasızlık, örgütlü hadsizlik.

Usta oyuncu Rasim Öztekin’i üç ay önce, 8 Mart’ta kaybettik.
Kızı Pelin Öztekin şu sözlerle dağladı yürekleri sosyal medyada:
“Eskiden en sevdiğim 8, artık uğursuz. Her ayın 8’i çıkmaz sokak gibi. Bıraktığından beri daha dağınık buralar. Ben toparlamaya çalıştıkça tuttuğum, tutunduğum her şey paramparça. ‘Alışacaksın’ diyorlar ama sormuyorlar hiç baba: Ben alışmak istiyor muyum?”
Sadece baba kaybetmenin acısı değil bu sözler.
Aynı zamanda “muhterem” biri hayatınızdan gittiğinde yarattığı boşluğun ifadesi.
Yani Pelin Öztekin’in acısı çifte:

Yazının Devamını Oku

Ekmek polemiği yeni sanatçıların katılımıyla büyüyor

Bir tarafta Seda Sayan... “Sen kimsin” Seda. Kadırga kaplanı. Karşı köşede Demet Akalın... Polemik, kavga ve giderler kraliçesi. Mevzu: Birinin programının bitmesi, öbürünün başlaması... Kabaca böyle. Ama şeytan ayrıntılarda gizli.

Güreşin tarafları o kadar “ağır sıklette” ki...

Bir tarafta Seda Sayan...

“Sen kimsin” Seda.

Kadırga kaplanı.

Karşı köşede Demet Akalın...

Polemik, kavga ve giderler kraliçesi.

Mevzu: Birinin programının bitmesi, öbürünün başlaması...

Kabaca böyle.

Yazının Devamını Oku

Para insan seçer herkesi sevmez hazır değilsen perişan olursun

İkilemli soruların konuğu oyuncu ve fenomen Akasya Asıltürkmen. Türkiye’de kadın olmanın zorluğunu cesaretle göğüsleyebilmiş biri. Aile, hayat gibi konularda şaşırtıcı bir dinginlik sahibi: “Unutmadıysan affedememişsindir” diyor. Aşk ve mutluluk konularındaysa buz gibi bir bilgelik sergiliyor: “Affetmeden unutamazsın.” Bazı konularda çok keskin: “Beyaz yalan yoktur”... Bazı konularda dost gibi acı söylüyor: “Kalbini tamir et”.

◊ Kariyerinizde hangisi daha büyük dönüm noktası: “İstanbul Kanatlarımın Altında” mı, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu mu?
- İkisi de değil. Konservatuvarı kazandığım gün. İşte o zaman herhangi biri olmaktan çıktım. Bir daha geri dönmemek üzere sahne için yetiştirildim.
◊ Oyuncusunuz ve şimdi de influencer... Hangisi: Sahne mi, ekran mı?
- E sahne. Kendimi daha iyi hissediyorum çünkü eğitimim, birikimim tamamen o yönde. Onu becerebiliyorum. En iyi bildiğim şey sahneye çıkmak.
◊ Sosyal medyada çok reklam yapmakla eleştiriliyorsunuz: Kişisel fayda mı, toplum faydası mı?
- Olabilir. Herkesi memnun edemezsin. Ama daha çok teşekkür ediyorlar. Ben de işime olumlu tarafından bakmayı tercih ediyorum. Influencer olarak körü körüne bir şeyi önermeyi doğru bulmuyorum. Bunun sonuçları çok ağır oluyor. Bana güvenip bir ürünü alan herhangi bir tüketici değil, benim takipçim. Onları hayal kırıklığına uğratacağıma güvenmediğim ürünün tanıtımını yapmamayı tercih ederim.
◊ 14 Nisan, Koç. Nesi daha zor: Küçük şeyleri büyütmek mi, acelecilik mi?

Yazının Devamını Oku

Herkese ayrı laf mı bulacak?

Sıla’nın yeni sevgilisi İlker Kaleli’ye de ayrıldığı eşi Hazer Amani’ye dediği gibi “Canımın canı” diye hitap ettiği ortaya çıktı. Sosyal medya kullanıcıları, şarkıcıyı topa tuttu.

Bodrum’da aynı lüks villada görüntülenince ilişkileri ortaya çıkan Sıla ve İlker Kaleli, art arda yaptıkları sosyal medya paylaşımlarıyla aşklarını itiraf etti.
Önce İlker Kaleli birlikte fotoğraflarını koyup yazdı:
“Gelirmiş... Bazen biri gelirmiş kalbin en kıymetli köşesine. Bilmediğim canımdan can bir yere.”
Sonra Sıla’dan etkileşim geldi:
“Diyecek afili söz çok fakat söze ne hacet... Konu sen olunca afili olan kalbim. Şu canımın canısın.”
Sıla’nın bir süre önce ayrıldığı eşi Hazer Amani’ye de aynı şekilde “canımın canı” diye hitap ettiği ortaya çıkınca sosyal medya kullanıcıları şarkıcıyı topa tuttu.
E n’apsın yani kadın?

Yazının Devamını Oku

Gündoğan’da Müjde Ar kazandı

Müjde Ar’ın gürültü nedeniyle davalık olduğu Günay Restoran’ın Bodrum Gündoğan’daki yazlığı, Yalıkavak’a taşındı. Peki bu taşınma kararında Müjde Ar’ın payı ne?

İmzalar, dilekçeler, demeçler... Bulunabilen her ortamda sürdürdü kampanyasını Müjde Ar.

Bodrum Gündoğan’daki komşularıyla beraber BVS Bosphorus Resort Hotel’de yazlık açan Günay restoranın gürültüsünden şikâyetçiydi. Sonuç alamadıkça gözünü daha da kararttı. İşletmeyle karşılıklı davalık oldu.

Hatta açık bir mektup yazıp belediye başkanına da dava açtı.

Bence Gündoğan’daki bu evin bir önemi de şuradan kaynaklanıyor Müjde Ar için...

Nisanda kanserden kaybettiği oyuncu kardeşi Mehtap Ar da son dönemlerinin orada geçirmişti.
Neyse ki hikâyede mutlu son göründü.

Geçen yaz Müjde Ar’ı rahatsız olduğu konserler bu yaz Günay’ın Yalıkavak’taki yeni yerinde yapılacak.

4 bin metrekare, denize sıfır. Komşuları Şenol Koloğlu Kebap ile Paysage deniz ürünleri restoranı. Sahilinde Costa Beach var.

Yazının Devamını Oku

Kilolular da âşık oluyor ama sadece aile filmlerinde

64 kilo verip 140’tan 76’ya düşen Uraz Kaygılaroğlu, “Belirli bir kilonun üzerindeki insanlar âşık olamaz mı” diye soruyor.

Sektörde kilolu insanlara fiziksel ayrımcılık yapıldığı tartışmasını yeniden harladı.

Kilolulara başrol oyuncusunun en yakın arkadaşı olup onun yaşadığı aşka imrenerek bakmaktan başka bir rol düşmüyor. Bu bana gerçekçi gelmiyor” diyor.

Zeki-Metin’den Perran Kutman’a, Ata Demirer’e kilolu oldukları halde aşk hikâyelerinde oynayan çok örnek var tabii.

Var, var ama çoğunluk aile komedisi.

Perihan Abla” da biraz öyle, “Eyyvah Eyvah” da.

Yani kiloluların âşık olmalarına imkân veriyoruz ama...

Öyle çok tutkulu değil, tatlış tatlış bir hikâyeyse.

Bugün günlerden

Yazının Devamını Oku

Cilve olsun flört olsun

Kendisi oyuncu ve müzisyen. Babası yazar Vedat Türkali. Kardeşi yönetmen Barış Pirhasan. Eşleri İtalyan şarkıcı Ernesto Casalini ve 50 yıl hayatı paylaştığı yönetmen Atıf Yılmaz. Öz kızı Zeynep Casalini, cici kızı ressam Kezban Arca Batıbeki... Deniz Türkali’nin sanat, aşk ve aktivizm dolu hayatına konuk oluyoruz.

◊ Bu kadar çok ünlünün olduğu bir ailedeki ilişkileri nasıl tanımlarsınız: Yıldızlar takımı mı, yıldız savaşları mı?

- Tabii ki “yıldızlar takımı”... Hepsi alanının yıldızı. Bu arada ilk eşim Ernesto’yu niye öldürdünüz? Gayet hayatta. (Gülüyor) Barış da aslında şair. Ve çok iyi bir şair. Yeni kitabını herkese tavsiye ederim: “Büyük Atlas Küçük Canlılar”. Kezban’ın da ekimde açacağı sergi “Senin Annen Bir Melekti Yavrum” kaçırılmasın...

◊ Oyunculuğun yanında seslendirmeciliğiniz, senaristliğiniz, yazarlığınız, prodüktörlüğünüz de var. Ekranın önü mü, arkası mı?

- Elbette önü. Asıl mesleğim oyunculuk. Diğerleri zaman zaman yaptığım işler...

◊ Hangi evladınıza daha çok pozitif ayrımcılık yaptınız: Müzik mi, tiyatro mu?

- Tiyatro tabii... Pozitif de olsa ayrımcılığı sevmem. Ama bazen tiyatroya ve diğer bazı konulara yapabilirim pozitif ayrımcılık...

◊ Hem kardeşiniz hem ömrünüzün yarım asrını geçirdiğiniz merhum eşiniz yönetmen. “Kardeşin” sinemasında mı, “koca”nın sinemasında mı daha çok etkiniz vardır?

Yazının Devamını Oku

Kullanıcının fendi platformu yendi

WhatsApp’ın 15 Mayıs’a kadar tanığı süre sona erdi ama Türkiye “sözleşme”nin dışında bırakıldı. Sonuç: WhatsApp’ı yendik!

Küresel iletişim platformu WhatsApp, verilerini paylaşabilmek için kullanıcılarına bir sözleşme dayatmıştı.
E olur...
İsteyen, istediği hizmeti, istediği koşullarla sunar; bunu beğenen alır, beğenmeyen yoluna bakar.
Sonuçta kimse kimseye bedavaya bir şey sunmaz. Herhalde artık hepimiz bunu belledik.
Fakat WhatsApp buna geçerken önemli iletişim hataları yaptı.
Mesela Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşlarını bu dayatmadan muaf tuttu.
Bu ne demek?

Yazının Devamını Oku