GeriSavaş ÖZBEY Beni etkilemek kolaydır da sonrası zahmetli işte...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Beni etkilemek kolaydır da sonrası zahmetli işte...

Boy boy afişleri billboard’ları süslüyor, gösterileri kapalı gişe oynuyor. Komedyen Kaan Sekban’ın 150 gösterisini 6 ülke, 34 şehirde yaklaşık 100 bin kişi izledi bugüne kadar. İkilemli sorularla sevilen komedyenin özel hayatını kurcaladım biraz. Kinci değil ama fil hafızalı çıktı: “Asla unutmam ama genelde hep affederim. Ha bir daha eskisi gibi olur muyum, o çok zor.”

◊ Ocak, Oğlak burcu. İlişkide nesi daha zor: Aşırı kıskançlık mı, iki güzel sözde yelkenlerin hemen suya inmesi mi?
- İkincisi maalesef. Tatlı dile zaafım var, o yüzden asla gurur yapıp arkamı dönüp gidemem... Kıskançlığımı ehlileştirdim.

Beni etkilemek kolaydır da sonrası zahmetli işte...

◊ Bankacıy-dın, istifa edip “Tebrikler Kovuldunuz!” adında bir kitap yazdın. Anı olsun diye mi, kurumsal hayattan intikam mı?
- (Gülüyor) Yalan yok, intikam en büyük motivasyonumdu ama sadece benim başıma gelen şeyler olduğunu düşünüyordum, herkese ilham olacak bir dertleşme yolculuğuna dönüştü bir anda.
◊ Tek kişilik gösterinin adı “Kaan Sekban Saçmalar”. Hakikaten saçmalıyor musun, saçmalıklarımızı mı yüzümüze vuruyorsun?
- İkisi de. Çünkü her şeyde o kadar mantık arar ve açık kollar olduk ki biraz hepimizin salıp saçmalaması lazım. Kendi saçmalıklarımızı ifşa ediyorum diyelim. (Gülüyor)
◊ Yangınlardan dolayı çok önemsediğiniz Harbiye Açıkhava gösterini erteledin. İçinden mi gelmedi, kimse gelmez diye mi korktun?
- Vallahi içimden gelmedi, zaten biletlerimiz tükenmek üzereydi. Çıkıp şaka yapamazdım.
◊ Seni çok seven kadar eleştirenler de var. Hangisi daha can acıtıyor: “Plaza kadını komedyeni” lafı mı, “PR mucizesi” mi?
- Hiçbiri. Erkekler kadınları güldürmek için 40 takla atar. Güldüren görünce bazı kardeşlerimiz kıskanıyor... (Gülüyor) PR’ımı da hep kendim yaparım, isteyene ders bile verebilirim. Eleştirenlerin de canı sağ olsun.
◊ Peki sen hangisine daha çok gülersin: Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?

Beni etkilemek kolaydır da sonrası zahmetli işte...

- Stand up’ta Cem Yılmaz, sinemada Ata Demirer. Bunun dışında o kadar çok yeni isim var ki tek tek isim saymak gerçekten güç.
◊ Ustalardan: Zeki Alasya mı, Metin Akpınar mı?
- Zeki Bey nurlar içinse yatsın, tüm saygımla Metin Akpınar diyeceğim. Yaşayan efsane!
◊ Hayatın bir film olsa macera mı olurdu, romantik-komedi mi?
- Macera-komedi! (Gülüyor) Her şeye atladığım ve saçma bir özgüvenim olduğu için herhalde...
◊ Nâzım Hikmet mi, Orhan Veli mi?
- Yarattığı eserler ve yaşadığı zulmü düşününce Nâzım Hikmet. Ah keşke bir kez sohbet edebilme şansım olsaydı...
◊ Cem Karaca mı, Barış Manço mu?
- Cem Karaca. Daha tavırlı, daha cesur bir müzik onunki.

◊ Hangisiyle komşu olmak isterdin: Marilyn Monroe mu, Brigitte Bardot mu?
- Aman bunlar çok havalı ve atarlı kadınlar. Ben mızıkçılık yaparak Elizabeth Taylor diyeyim, çok çekti zavallıcık, yarenlik ederdik birbirimize.
◊ Yeşilçam’dan: Türkan Şoray mı, Filiz Akın mı?
- Çocukken Filiz Akın’a âşıktım. Zarafeti, Avrupai güzelliğiyle ekrana kilitlerdi hepimizi. Hâlâ öyle benim için.
◊ Hangisi daha çok çekti: Külkedisi mi, Pamuk Prenses mi?
- Tabii ki Külkedisi. Pamuk Prenses’in en azından sırtını dayadığı yedi cüce vardı. Külkedisi zavallıcık... Fareler arabacıya dönecek de iki insan görecek diye bekledi hep.
◊ Kıvanç Tatlıtuğ mu, Burak Özçivit mi?
- Kaan Yıldırım. (Gülüyor) Son zamanlardaki en klas oyuncu bana göre. Hem çok yetenekli hem de aşırı yakışıklı. Umarım uluslararası projelerde yer alır.
◊ Beren Saat mi, Serenay Sarıkaya mı?
- Artık kızacaksın ama buna da Burcu Biricik diyeceğim. Keşke Hollywood’da doğsaydı. Onu da tüm dünyanın tanımasını çok isterim;ses, güzellik, yetenek her şey var.

Beni etkilemek kolaydır da sonrası zahmetli işte...

HAYAT BİLGİSİ
Askerlik uğurlamamı bile kahvaltıda yaptım

◊ Para saadet getirir mi, getirmez mi?
- Konfor getirir ama esas mutluluğu getiren, o parayı nasıl kullandığın. Kendine yatırım yapıp hayatı keşfetmek için kullanırsan iyi bir araç olabilir ancak. Ben bankada 5 bin lira maaş alıyorken de mutluydum.
◊ Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı?
- Ben sabahçıyım ya... Sakin kafayla balkonumda, misss. Askerlik uğurlamamı bile kahvaltıda yapmıştım.
◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?
- Yenir, yalanır yutulur. Kimin hatrı olduğuna bağlı tabii. Herkesi de şımartmamak lazım, sonra tepene biniyorlar.
◊ Hangisini tercih edersin: Tek başına ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?
- Çok az ağlayan bir insanım. Mutluluktan ağlıyorsam birinin yanında olmayı tercih ederim. Kederdense tek olayım.
◊ Sofrada hangisine tahammül daha zordur: Obura mı, gevezeye mi?
- Hiçbir yerde gevezeye dayanamam.

ÖZEL MESELELER
Güzelin aklı varsa kendi yolunu yapar
◊ Sence hangisi daha avantajlı: Zengin ama çirkin doğmak mı, fakir ama güzel doğmak mı?
- Yoksul ve güzel olmayı tercih ederim. Çok zengin doğmanın kimseyi mutlu ettiğine inanmıyorum. Güzelin aklı varsa kendi yolunu yapar zaten.
◊ Yılın hangi dönemi daha romantik? İlkbahar-yaz mı, sonbahar-kış mı?
- Baharda hem işlerim hem de gönül yaylarım gevşiyor. (Gülüyor)
◊ Aşkta alıcı kuş musun, çantada keklik mi?
- Ben kolay etkileniyorum ya, etkilemek çok kolaydır da sonrası zahmetli işte... (Gülüyor)
◊ Zorla güzellik olur mu, olmaz mı?
- İçten gelmeli, dayatmamak lazım hiçbir şeyi.
◊ Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı, her aşkın kötü bitmesi mi?
- Kimseye âşık olamamak bence ölüm gibi bir şey.
Zaten herkesin aşkı sonunda bitiyor, ama iyi ama kötü. Ne yaşanırsa kâr derim, yine yaşarım.
◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi kayıtsızlık mı?
- Aşk benim için tutku demek. İçinde tutku olmayan şey de kayıtsızlık içerir ziyadesiyle. Nefret bile gizli bir aşkın parçası olabilir.
(Gülüyor)
◊ Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir?
Sevdiğin zaman mı, sevildiğin zaman mı?
- Ben söylediğim zaman!
◊ Affetmek mi, unutmak mı?
- Asla unutmam ama genelde hep affederim. İki günlük dünya...
Ha bir daha eskisi gibi olur muyum, o çok zor işte.

KÜÇÜK KEYİFLER
Twitter iyice toksik bir ortam oldu
◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydın... Kırmızı et mi, deniz mahsülleri mi?
- Kesin kırmızı et. Vegan değilim ama vejetaryen olmaya çok yakınım.
◊ İstanbul’un... Kokuları mı, sesleri mi?
- Sesleri tabii. Vapur, kuşlar, hatta bazen trafik, eski semtlerdeysen sokak satıcıları...
◊ Anadolu yakası mı, Avrupa yakası mı?
- Ben Avrupa yakacıyım. Keşmekeşi seviyorum. O kadar yerleşik düzen ve sakinlik bana gelmez. Sanatsal açıdan da Avrupa Yakası çok daha zengin.
◊ Hangisinin manzarası daha güzel: Boğaz’ın Anadolu yakasından Avrupa’nın mı Avrupa’dan karşının mı?
- İşte orada Anadolu yakası derim. Kandilli’den karşıya bakmak paha biçilmez.
◊ En iyi tekne kiminkidir? Kendininki mi, arkadaşınınki mi?
- İyi kullanmayı biliyorsam benim olsun. Elalemin ağzına bakmayalım. (Gülüyor)
◊ İlkinde 184, ikincisinde 462 bin takipçin var. Twitter mı, Instagram mı?
- İkisindeki takipçilerimi de seviyorum ama kariyerimi Instagram’daki skeçlerime ve canlı yayınlarıma borçluyum. Orada beni ilk günden beri takip eden insanlar var. Ve daha pozitif. Twitter iyice toksik bir ortam oldu.

GÜNDELİK HALLER
Pardon kafanız düştü

◊ Evdeki halini hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal medya mı, pijama-terlik-televizyon mu?
- Evde tam bir sosyal medya bağımlısıyım. Takipçilerimle yazışmayı çok seviyorum. YouTube’la hiç aram yok. Sosyal medyadan arta kalan zamanda dizi izlerim. Buyur sana çorba gibi cevap...
◊ Ayaklarına kara sular inmiş: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?
- Film. Hatta gerilim. Kendime gelirim.
◊ Eve yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısın, uykusuz mu kalırsın?
- Birinin horlamasını ancak yanımda uyuyorsa duyabilirim. O zaman da zaten misafir değil, gönlümün sahibi olur... Neler diyorum canım ben? İyice delirdim. Uyandırmam, usulca salona geçerim. Sabah da burun bandı alırım ona en güzelinden.
◊ Asla hatırlamadığın biri sana çok samimi davranıyor... Yekten hatırlamadığını mı söylersin, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsın?
- Tanımadığımı asla belli edemem. Dolambaçlı sorulara da giremem, hemen anlaşılır. “Haa, evet evet, a ne haber, süper, vaov”larla uğurlarım onu.
◊ Uçakta/otobüste habire omuzunda uyuyan bir teyze var... İnce ince ittirir misin, hostese mi şikâyet edersin?
- Direkt uyandırırım. “Pardon kafanız düştü, alır mısınız” derim. Yapmışlığım var.

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI...
◊ Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı?
- Deniz.
◊ Hangi üçlü sizinki: Rakı-balık-Ayvalık mı, kebap-şalgam-Adana mı?
- Ayvalık.
◊ Tekir mi, sarman mı?
- Van kedisi.
◊ Mantık mı, içgüdü mü?
- İçgüdü.
◊ Hangisiyle ev arkadaşı olmak daha şamatalı olurdu: Çatlak Şanzel mi, Yıldız Tilbe mi?
- Çatlak.

X

Baldwin’in tragedyası

Alec Baldwin’in hukuki durumu hakkında konuşmak için erken. Tamamen suçsuz çıksa bile muhtemelen kendisi de perişandır. “Baldwin’e ne üzülüyorsunuz, asıl ölene üzülün” diyenler var. Bence bu, sonunda herkesin mahvolduğu Yunan tragedyası gibi bir durum. Seç-beğen-üzül... Yarıştırmaya hiç gerek yok.

Hollywood’la birlikte bütün dünya şokta. İnanılır gibi değil: Alec Baldwin “Rust” filminin çekimleri sırasında kurusıkı tabancayla filmin yönetmeni ve görüntü yönetmenini yaraladı, yaralılardan biri hastanede hayatını kaybetti.
Herkes olayın bilinen ve bilinmeyenlerini tartışıyor.
İlk bilinmeyen şu: Film setinde ölüme sebep olabilecek gerçek silah ve gerçek mermi ne arıyor?
“Yapım ekibinin sorumsuzluğu” diyen var.
Mümkün. Setlerde benzer olaylar daha önce de yaşanmıştı.
Mesela Bruce Lee’nin kendisi gibi aktör olan oğlu Brandon Lee, “The Crow” filminin setinde (1993), Michael Massee’nin kendisine doğrulttuğu silahla “gerçekten” vuruldu. Kan kaybından hayatını kaybetti.
Emre Altuğ da 2006’da “Hasret” dizisinin çekimleri sırasında kurusıkı tabancayla kolundan ve kulağından yaralanmıştı.

Yazının Devamını Oku

Karda kıyamette bile açık hava

Şehir, art arda açılan iki yeni dev terasa kavuştu: Taksim’deki Dorock Rooftop ile Harbiye’deki Dekk. Dorock’ın bir kısmı kış için kapatılıyor. Dekk’in iddiasıysa soğuk havalarda bile üstünün açık kalacak olması.

Dekk öğlen 12.00’de açılıyor, gece yarısı kapanıyor. En civcivli saati 17.00 civarı.

Londra’da, Amsterdam’da, Berlin’de insanlar kışın da sokak kültürünü yaşatıyor; belli  meydanlarda, caddelerde buluşup sosyalleşiyor. İstanbul o kadar soğuk bir şehir de değil. Burada neden olmasın?”

Ay başında Harbiye’de Evrencan Gündüz konseriyle açılan Dekk’in kurucusu Göktuğ Özdemir kararlı; kışın kar kıyamette bile kentin bu yeni terasının üstü örtülmeyecek: “Isınmak için bahçe sobalarımız, ateş kürelerimiz, varillerimiz var. İnsanlar pandemide bile gönül rahatlığıyla gelsinler, alışveriş yapsınlar, etkinliklere katılsınlar, yiyip içip sosyalleşsinler istiyoruz.”

Lütfi Kırdar KSS’nin bahçesinde 2.500 metrekarelik dev bir alan Dekk. Nişantaşı’ndaki itfaiyenin hemen orada. Ama isterseniz yukarıda Kongre Sarayı’ndan da girilebiliyor.

Geçen cumartesi 1.000 kişi giriş-çıkış yaptı. Kimi yemeklerin peşinde. Çünkü Avrupa Yakası’nda olmayan Kadıköy lezzetleri var: Green Department (sebze kâsesi 41 lira), Banko Burger (ananaslı 58 lira), Nappo Pizza (margherita 47 lira), Rita Deli Sandviççisi (pastrami 43 lira)...

Kimi alışveriş derdinde: Outcast People, United People, Gruff gibi cool Galata dükkânlarının stantları kuruluyor. Basket alanında tek pota maç çeviren de var, kaykay pistinde kayan da, Power App DJ’lerinin müzikleriyle salınan da. DJ’ler cuma-cumartesi 19.00’da, pazar 16.00’da kabine geçiyor. 

 

KONSER YOĞUNLUĞU

Yazının Devamını Oku

Taksi dizisinde yeni sezon

Boş vaktinizde kafa yormak isterseniz diye: Çok bilinmeyenli bir İstanbul problemi... Taksi plakası alacak paranız olsa şoförlük yapar mısınız?

İstanbulluların bitmeyen taksi sorunu hararetli bir gündeme dönüştü.
Herkesin canını yakan bir mesele olduğu için ister istemez bütün gelişmeleri takip ediyoruz.
En son belediye, plaka sahipleriyle ilgili bazı kararlar aldı.
Daha doğrusu zaten var olan kuralları uygulamaya koyacağını açıkladı.
Bunlardan biri de taksi plakası alacak kişinin geçimini bu meslekten sağlıyor olması şartı.
Bu noktada benim biraz kafam karıştı.
Çünkü taksi plakaları çok pahalı.

Yazının Devamını Oku

Nusr’et bir sıçradı, iki sıçradı

ABD’den sonra İngiltere’de de çalışanlarına karşı davayı kaybetti. Adı o çevrelerde bir kere “emek hırsızı”na çıkarsa şimdi dükkânlarına doluşan o dünya ünlüleri, jet sosyete falan... Yoldan geçerken kaldırım değiştirir.

Açıldığı şehirlerde Hollywood yıldızlarını, dünyanın en ünlü sporcularını ağırlıyor Nusr’et.
En son Londra’da dört kişinin ödediği 500 bin liralık hesapla gündeme geldi.
Bunun 60 bini bahşişti.
Ama büyük başın derdi de büyük. Nusr’et, yine bu şubede çalışanlarının açtığı davayı kaybetti, 2 milyon lira tazminat ödeyecek.
İki yıl önce de New York şubesindeki çalışanlarla mahkemelik olmuş,
bir o kadar tazminat da o zaman ödemişti.
The Sun’ın haberine göre bahşişlere el koyuyormuş, itiraz edeni de kovuyormuş.

Yazının Devamını Oku

Bayülgen teoremi

Uzay fantastik bir mesele, istediğin geyiği yaparsın. Sıklet belli: Bir köşede “Uzaya gidilmedi” diyen Okan Bayülgen... Karşı köşede “Ay’a bizzat astral seyahat yaptım” diyen Yusuf Güney... Ama ciddi konular...

“Bizim ülkemizdeki aşıyı olacağım, öbür aşıyı olacağımı sanmıyorum. Bill Gates’in aşısını olmayacağım. Bill Gates’e güvenmiyorum” dedi.
Aşı karşıtlarının hanesine güzel bir puan yazdı. Zaten kafası karışık insanlarda yeni şüpheler oluştu.
Acaba tereddütte olup da caydırdığı kimse var mıdır? Ama sonra döndü, aşı kamu spotunda oynadı:
“Ben de yerli-yabancı aşı karşıtı yazıları okudum, videoları izledim. Biliyorum birçok kişinin aklı çeliniyor. Sonra doktor arkadaşlarıma sordum. Covid-19’un ölümcül etkilerine karşı aşı olmaktan başka çaremiz yok.”
Geçen gün katıldığı bir televizyon programında bu kez uzayla ilgili tuhaf bir açıklama yaptı:
“Uzaya gitmedik. 1969 da yalan. Her şeyi seyrettim, bütün belgeselleri... Bu heriflerin Ay’a inmelerine imkân yok.”
Okan Bayülgen oturup belgesel seyrediyor, yerli-yabancı çıkanları okuyor; astronomiden tıbba, dünyanın en büyük laflarını edebiliyor.

Yazının Devamını Oku

“Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci

Köklü bir aile? At bir çentik... İyi bir eğitim? Çentik. Sofistike bir iş? Çentik. Medyada çok görünmeme? Çentik. Zarafet, hoşluk ve güzellik? Çentik, çentik, çentik... Aslında “sosyetik isim” kavramının tam karşılığı Maya Portakal. Yedi yıldır ikinci bir soyadı (Bitargil) ve bu evlilikten de bir kızı var. Ama dört kuşaktır müzayedecilikle uğraşan bir sülaleden geldiği için ikilemli sorularıma oradan başladım.

Ailede başka meslek yapmak isteyen hiç mi çıkmıyor, yoksa çok sıkı bir disiplin mi var?

- Soyun devamı var, işi ileriye taşımak var... Ah elbette biraz disiplin de var! (Gülüyor)

Paris’te sanat tarihi eğitimi aldınız. Müzayedecilikte olmazsa olmaz mı, sizin ekstra hevesiniz mi?

- Müzayede adrenalin. İşin sahne almış hali... Müzayedeci orkestra şefi. Sanatı iyi bilmek olmazsa olmazı. Eseri, onunla vedalaşanı ve ona yeni sahip olanı en hakkaniyetli şekilde buluşturmak... Tam da bu sebeple Fransa’da müzayedecilerin hukuk okumalarını şart koşarlar. Çünkü “Sat... Sat... Saattımm” derken hüküm giydirir müzayedeci. Ve bunu hakkaniyetle yapmakla yükümlüdür. Satılan eser üzerindeki hakimiyet, salonla ilişki, kimi zaman gözlerin konuştuğu anlar, büyük satışlardan önce büyük sessizlikler, küçük jestler, beden dili... Hepsi müzayedenin temel taşları.

Mükemmelliyetçiliğinizi, birlikte çalıştığınız babanız Raffi Portakal’dan aldığınız söyleniyor. Aranızdaki ilişki tam olarak... Baba-kız mı, usta-çırak mı?

- Bana işin en zor ve en detaylı alanlarını öğretmek için ilk günden itibaren büyük emek verdi. Sonsuza dek usta-çırak, baba-kızız.

Yazının Devamını Oku

Bazen de can Boaz'dan gelir

Kuruçeşme’deki Boaz, açılır açılmaz pandeminin azizliğine uğrayanlardan... Ama son bir aydır restoran, kulüp ve canlı müzik mekânı olarak yeniden faaliyette ve daha şimdiden ünlü müdavimleri var.

Farklı bölümlerinde 600 kişinin aynı anda yiyip, içip eğlenebildiği, üç katlı bir mekân Kuruçeşme Boaz. Giriş kat 50 kişilik bir canlı müzik alanı. Buraya Boaz Live diyorlar. Geçen hafta Murat Dalkılıç çıktı. Bu akşam Spago ve Mest’in sahnesinden tanıyabileceğiniz Seda Mete var. Fiks mönü kişi başı 550 lira. İçkinizi ayrıca ödüyorsunuz, kokteyller 90-120 lira.

İkinci kat Boaz House. Bir yanı lounge, bir yanı 300 kişilik, üstü açılabilen bir gece kulübü. Damian Lazarus gibi ünlü DJ’ler getiriyorlar. Bu akşam ABD’li DJ Ageless kabinde. Giriş ücreti yok, içtiğinizi ödüyorsunuz.

Üstü açılabilir gece kulübü rengârenk ışıklandırılmış bir ağaca bakıyor.

Terastaki Boaz Roof ise Akdeniz mutfağı ağırlıklı bir restoran. Menüde deniz mahsullü linguine (165 lira), fiyatı üzerindeki böceğin gramajına göre belirlenen paella ve vişne soslu irmik helvası (50 lira) en popüler yemekler.

Dört kişilik kerevitli paella

Boğaz gören restoranın tam ortasına ikonik bir bar da kondurmuşlar. Bu barda akşamüstü keyfi yapmaya gelen ‘kız-kıza’ gruplar oluyor.

Restoranın ortasındaki ikonik bardan ‘Boğaz’ı izleyebiliyorsunuz.Fotoğraf: Murat ŞAKA

Müşteriler üç kat arasında da dolaşıyor. Tekrar açılalı bir ay olmasına rağmen canlı müzikten çıkıp üst katta partilemeye geçenler arasında Ece Sükan, Ceylan Çapa, Hakan Sabancı, Şeyma Subaşı, Yasemin Allen gibi ‘cemiyet simalarını’ görebiliyorsunuz. Lucca, Mitte, Momo gibi ‘hip’ yerlerden tanınan işletmeci Turgay Yıldız “Bu isimlerin hepsi zaten arkadaşımız” diyor. Dolayısıyla onları medyadan kaçırmak için arka sokaktan gizli bir çıkış da unutulmamış. (0212) 263 00 29

Yazının Devamını Oku

Kabindeki 3 Türk

Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci) dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi. Burak listede Türkiye adına bulunuyor, Ümmet ve Deniz vatandaşı oldukları Hollanda ve Almanya adına.

Şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla adlı restoranı, geçen ay dünyanın en iyi 50 restoranı (Fifty Best) listesine altıncı kez girdi.
Göğüs kabartan bir istikrar.
Kendi alanınızda ülkenize Nobel getirmek, olimpiyatlarda derece almak gibi.
Aslında kültüre, tanıtıma, turizme büyük katkısı var. Ama kaçımız, ne kadar farkında?
Gastronomi yine kendi içinde kuvvetli bir sektör. Bir de pandemi başladığından beri dükkân kapısını hiç açamamış eğlence sektörünü düşünün...
Bütün bu olumsuzluklar içinde üç Türk, dünyanın en iyi 100 DJ’i arasına girdi:
Ümmet Özcan (43’üncü), Deniz Koyu (71’inci) ve Burak Yeter (82’nci).

Yazının Devamını Oku

Zengin kız, fakir oğlan

Çağla Şıkel ile Demet Şener derin bir Yeşilçam edebiyatına girdiler ama güzel sözler edeceğiz diye farkında olmadan çam üstüne Yeşilçam deviriyorlar.

Tartışmanın fitini Çağla Şıkel ateşledi:
“Çok zengin, çok fakir benim için fark etmez. Allah’a şükür benim her şeyim var. Fakir insanla da beraber olurum.”
Buradaki kilit sözler: Allah’a şükür benim her şeyim var.
Sonra bu lafın üzerine Demet Şener benzin döktü:
“Çağla kendi parasını kazanan, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın. Onu anlatmak istemiş. Bizler bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.”
Buradaki kilit sözlerse:
Bu yaştan sonra gerçek aşkı istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Demet Akalın’ın şakasındaki gerçeklik payı

Demet Akalın, Gülben Ergen’in yardım faaliyetleri için söylediklerinde şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor. Eğer öyleyse kötü. Çünkü hayır işi bu, kimi bizzat kendisi yardım eder, kimi yardımcı olmak isteyenleri organize eder...

Antalya’daki yangında evi yanan Fatma Teyze’ye ev yaptıran Demet Akalın, bir de okul yaptıracağını açıkladı.
Ama böyle güzel bir şeyde bile yine bir meslektaşına sataşmadan duramadı.
Okulu Gülben Ergen gibi başkasından topladığı paralarla değil, kendi bütçesinden yaptıracağının altını çizdi.
Sonra sosyal medyadaki bir paylaşımında şaka yaptığını söyledi ama Gülben Ergen’den cevap gecikmedi:
“Şaka iki kişinin aynı anda gülmesi gereken bir durum değil mi? Derneğimizi, benim yıllardır emeğimi en iyi bilenlerdensin sen.”
Ergen bu konuda haklı. Akalın şaka yaptığını söylüyor ama unutmamak lazım, her şakada bir gerçeklik payı vardır.
Şakadan ziyade içinden geçeni ağzından kaçırmış gibi görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Adanalı, festivaline sahip çıkıyor

Adana Lezzet Festivali şehir içi ve şehir dışından binlerce katılımcıyla yapıldı. Söyleşiler, tadımlar, hasatlar, atölyeler... 3 gün boyunca bütün bir şehir gastronomiyle yattı, gastronomiyle kalktı desem yeri...

Fakat en hoşuma giden, Adanalıların kentlerine ve festivallerine sahip çıkma şekliydi.
Sokakta kimi çevirip bir şey sorsanız, festival için geldiğinizi anlıyor, işini gücünü bırakıp yardımcı olmaya çalışıyor.
Hepsinin ağzında aynı sözler: “Siz bizim kentimizin tanıtımı için ta buraya kadar gelmişsiniz, yardımcı olmak elbette görevimiz...”
Etrafta dolaşmaya çıkan bir arkadaşımıza “En güzel kahve burada içilir” diye kahve ısmarlayıp parasını ödeyen bile oldu. Etkilenmemek elde değil.
Çünkü festival yapmak kolay. Parayı bastırınca en iyi konuşmacıyı da getirirsin, en güzel atölyeleri de düzenlersin.
Ama kent insanının böyle sahiplenmesi parayla olacak iş değil, bambaşka bir şey. Bu bilincin oluşmasında emeği geçen herkesin eline sağlık.

Ya iki taraf da fakirse?

Çağla Şıkel fakir sevgilisi de olabileceğini söyledi.

Yazının Devamını Oku

Festival bolluğu

Şu sıra Türkiye’nin farklı yerlerinde birbirinden ilginç festivaller düzenleniyor. İsteyene kahve, isteyene kebap, isteyene müzik, isteyene macera...

◊ Adana Lezzet Festivali:
Dün başladı, yarın akşama kadar devam edecek. Ünlü şeflerin yemek şovları ve söyleşilerin yanı sıra katılımcıları elbette bol bol kebap, şalgam suyu, şırdan, ciğer ve içli köfte bekliyor. Merkez Park’taki festivale giriş ücretsiz.
◊ İstanbul Kahve Festivali:
2 yıl aradan sonra yeniden Küçükçiftlik Park’ta. Yarın akşama kadar devam edecek. Farklı coğrafyalardan değişik aromalardaki kahveleri en taze şekliyle tadabilirsiniz. Ayrıca konserler de var.
Bugün: Can Bonomo, Sattas, Astrovelvet, The Abrakadabralar... Yarın: Gökhan Türkmen, Ege Çubukçu, Hazi, Vince The Moon... Festivale giriş tek seans için 40-100 lira.
◊ Geyve Ayva Festivali:
Sakarya’nın ayvasıyla meşhur Geyve ilçesinde bugün ve yarın sürecek. Bando gösterisi, konserler ve tabii ki ayva tadımı yapılacak. En iyi ayva tatlısı yapana ödül de var.

Yazının Devamını Oku

Hem kalabalıkta, hem mahrem

Türkçe Meze’nin teras kubbeleri, pandemide sosyal mesafe arayanlara ilaç gibi olmuş. Şimdi salgının yanı sıra hareketli ortamda biraz izole kalmak isteyen doğum günü sahiplerine, yıldönümü çiftlerine hizmet veriyor.

Beyoğlu Sütlüce sahilindeki Terrace Suites’in en üst katına dört yıl önce Türkçe Meze adında, iki katlı bir teras restoranı açıldı.

İki sene önce de restoranın açık kısmına, kişiye özel cam kubbeler yerleştirmeye başladılar.

İlk kubbeler yerleştirildiğinde henüz pandemi başlamamış. Cam kubbeler salgında sosyal mesafe arayanlara da ilaç gibi gelmiş, bir-iki derken bugün sayıları 12’ye çıkmış.

Çoğu 2 kişilik ama aralarında 10 kişi alabilen modeller de var.

KENDİNİZE ÖZEL MÜZİK YAPIN

Türkçe Meze’nin şu anda büyük kısmı bu teras kubbelerinden oluşuyor, geriye olsun olsun, 50-60 metrekarelik bir kapalı alan kalmış.

Ortam aynı ortam. Yemekler, içecekler aynı. Manzara aynı manzara... Ama isterseniz kubbenizin perdesini çektiğiniz anda kendinizi geri kalan insanlardan soyutlayabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Neresinden tutsan dökülüyor

Mehmet Ali Erbil, şimdi de cinsel taciz iddiasıyla gündemde. Fakat nişanlıdan asistana, ortaya atılan iddialara kadar bu hikâye neresinden tutsanız dökülüyor...

Mehmet Ali Erbil kendisini tacizle suçlayan Ece Ronay’ın nişanlısıyla kamera karşısına geçti, “bu işin üstünün artık kapanması” mesajı verdi.
Sanki nişanlıyla anlaşınca mesele hallolacakmış gibi...
Nişanlı kim ki?
Sahibi mi?
Mehmet Ali Erbil’in bu tuhaf hareketi insanda “panik haldeki bir suçlu” izlenimi bırakıyor.
Ama önce şu nişanlıdan başlayalım.
Diyelim ki Mehmet Ali Erbil doğru söylüyor ve reklam için cinsel bir kumpasa kurban gitti...

Yazının Devamını Oku

Fulya Öztürk’e açık mektup

Sevgili Fulya, biz seni ekranlarda böyle bağırıp çağıran, kendini yırtan bir kişilik olarak tanımadık. En çetin saha haberlerinde bile mülayimliğini, ağırbaşlılığını sevdik. Acaba reyting savaşları derken biraz yıpranmış olabilir misin? O duyduğumuz çatallı ses tonu bile senin değil gibi...

Fulya Öztürk, başından beri takip ettiğim, çok da başarılı bulduğum bir gazeteci arkadaşımız.
Hatta “Fulya Öztürk fan kulübü kuracaktım; baktım, kurmuşlar bile” diye yazı yazmışlığım bile var hakkında.
Onun da sağ olsun, teşekkür etmişliği...
Şimdi “Fulya ile Umudun Olsun” adlı bir reality şov sunuyor.
Bu şov, geçen cuma günü yayınlanan bölümüyle gündemde.
Programa televizyonda ben de denk geldim, gelmez olaydım, oturduğum yerde kalakaldım.
Gözüne fener tutulmuş tavşan gibi, ne kapatabiliyorum ne de başka bir kanala geçebiliyorum.

Yazının Devamını Oku

Sallama mevsimi başladı

“Bana da Lo Lo Lo” şarkısıyla tanıdığımız Tuğba Özerk; Edis’e, Zeynep Bastık’a ve Reynmen’e salladı:

Hep mi ritim aynı olur ya? Pop müziği rezil eden insanlar!

Selçuk Ural, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses’e salladı:

Onlar Türkiye’nin kıro grubunu kapsıyor. Konserine gittiğin zaman bir tane normal insan göremezsin...

Anladım ki yaz bitmiş, yılın o mevsimi çoktan gelmiş bile:

Salla ve gündeme gel.”

Ne kadar yükseğe atarsan o kadar iyi.

Öyle de meymenetsiz bir dönemdir ki bu...

Ne “sallayana” faydası vardır: Bir anda gündeme gelirsin ama aynı hızla (tekrar) unutulursun.

Yazının Devamını Oku

Eğer psikoloji bilmiyorsan sahneye sihirbaz olarak çıkarsın maymun olarak inersin

Kendine “tipsiz ve çulsuz” diyecek kadar alçakgünüllü. “Dünyanın en iyi sihirbazıyım” diyecek kadar megaloman. İşin güzel tarafı, bütün bu gelgitler içinde kendisiyle dalga geçebilecek kadar rahat. İkilemli sorularda bu hafta Uluslararası Sihirbazlar Derneği tarafından David Copperfield gibi sihirbazların aldığı Merlin Ödülü’ne layık görülen Kubilay (QB) Tunçer var. Sihirbazlığının yanında akademisyenliği, senaristliği ve oyunculuğunu da konuştuk: “Gerekli-gereksiz bir sürü ödül aldım”.

◊  12 Haziran, İkizler erkeği... Nesi daha zor: Çabuk sıkılma özelliği mi, değişken ruh halleri mi?

- 12 Haziran’da doğdum ama İkizler değilim. Ameliyatla aldırdım. Yerine bir burç kokteyli yaptılar. Ferahladım. Yoksa çekilecek ızdırap değil İkizler olmak. Sen iyisin de o mendebur ikizin hep işleri karıştırıyor.

◊ ODTÜ’de psikoloji eğitimi aldın. İllüzyon yaparken işe yarıyor mu, hiç alakası yok mu?

- Temel psikoloji, özellikle de algı psikolojisi bilmeden sihirbazlık yapılamaz. Yapılırsa karikatür olur. Sahneye sihirbaz diye çıkarsın, maymun olarak inersin.

◊ Susam Sokağı’nın senaryo yazarlarındansın. Tarafını seç: Kurabiye Canavarı mı, Kırpık mı?

- Kurabiye Canavarı benim tek kahramanım. “Süper gücünüz ne?” diye soruyorsun elemana “Kurabiyeeee” diyor. Susam Sokağı’nı yazdığımı duyan biri dedi ki “Abi, benim çocukluğum onu izlemekle geçti”. Benim çocukluğum da onu yazarak geçti. Bıdıdıktım Susam Sokağı’nı yazarken.

◊ Bilgi Ünivesitesi’nde “Kaos Yönetimi” üzerine yüksek lisans dersleri verdin. Hakikaten böyle bir ders var mı, kaostan mı besleniyorsun?

Yazının Devamını Oku

Meğer Mehmet Gürs geçen yılın kazananı olmuş

Bir türlü aklım almıyordu: Pandemi yüzünden restoranlar, sınırlar kapalıyken “Dünya’nın En İyi 50 Restoranı” seçmesi nasıl yapıldı? Nasıl yapıldı da Mehmet Gürs’ün Mikla’sı yine listeye girdi?

Ünlü şef Mehmet Gürs’ün Şişhane’deki Mikla’sı bu yıl yine dünyanın en iyi restoranları arasına girdi.
Mikla, Fifty Best’in 2015’ten beri gediklisi. Listeye altıncı girişi bu.
Geçen gün Mehmet’i tebrik ettiğim yazıda şunu merak etmiştim:
Pandemide restoranlar kapalıydı. Onlar açık olsa sınırlar kapalıydı.
Listeyi belirleyen jüri üyeleri restoranları nasıl gezip puan verdi?
Bu yazı üzerine Mehmet Gürs aradı. Doğru bir soru olduğunu söyleyip açıklama yaptı.
Meğer verilen puanlar geçen yıldan kalmaymış.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’daki ‘küçük Küba’

İnanılmaz bir Beyoğlu karışımı... Açılan mekân, Küba’nın dünyaca ünlü kulübü La Bodeguita. Niye ünlü? Çünkü Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway müdavimiydi. Açan Anna Ferrara, bir İtalyan. Bina, adını İtalyan müzisyenden alan Palazzo Donizetti...

Amerika kıtasıyla ‘Bizden size kim düşer’ oynar gibiyiz: Biz, New York’a Türk Evi dikmekle meşgulken aynı sıralarda Kübalılar da Beyoğlu’nda bir Küba Evi açtı: La Bodeguita İstanbul.



‘Küba Evi’ dendiğine bakmayın, özel bir işletme burası. Tam adı, La Bodeguita del Medio. Aslında başkent Havana’daki bir ara sokakta, kendi halinde mütevazı bir kulüp. Mojito’yu bulan bar. Kapısına gittiğinizde bir kokteyl için bir saat sıra beklemenizin nedeni, Kübalıların ağırkanlılığı ve rahatlığı olduğu kadar, turistlerin yoğun ilgisi. Çünkü burası Nobel ödüllü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in her gün mojito’sunu hüplettiği yerdi bir vakitler. 



Sosyalist Küba açılıp serpildikçe İtalya, Arjantin, Meksika gibi yerlerde şubelikler vermeye başladı. Uzun yıllar Küba’da yaşadıktan sonra yolu İstanbul’a düşen Anna Ferrara da İstanbul’da bir tane açmaya karar verdi. Tıpkı Havana’daki orijinal La Bodeguita’ya benzer, tek katlı, alınlıklı bir mekân buldu. Beyoğlu’ndaki bu mekâna ‘kanı’ kaynamıştı çünkü bina, adını İtalyan müzisyen Giuseppe Donizetti’den alan Palazzo Donizetti’ydi.

Havana’daki bar, mojito’yu bulan mekân olarak nam saldı.

Yazının Devamını Oku

Çeşit çeşit ilişki

Emel Sayın, Cedi Osman, Kubilay Aka, Serdar Ortaç, Gönül Yazar, Seçil Gür, M. Ali Erbil... Aralarında şirini, romantiği de var; “İyi ki bir ilişkim yok” ya da “Benimkini öpüp başıma koyayım” dedirteni de.

-Ne şirin:
Ebru Şahin’e evlilik teklifini “Yüzük geçen seneden beri bendeydi. Cesaretimi topladım” diye anlatan Cedi Osman... Kime, ne zaman, ne teklif edeceğin belli olmaz. Yüzük hep cepte olacak.
- Ne lüzumsuz:
Emel Sayın’la bir dönem 3 ay birlikte olduğunu açıklayan Mehmet Ali Erbil... “Ama neden ayrıldığımızı açıklayamam” diyor. Keşke bunu da hiç açıklamasaydın.
-Ne tuhaf:
Sevgilisiyken Seçil Gür’e “Anne” diye hitap eden Serdar Ortaç... “O bir bebek gibi” diyor Seçil Gür. Keşke daha da tuhaflaşmadan sevgili mi arkadaş mı, ne oldukları bir belli olsa artık.
-Ne zor:

Yazının Devamını Oku