GeriSavaş ÖZBEY Bence Aysel Gürel'in kızı Sezen..Kesin hastanede karıştık biz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bence Aysel Gürel'in kızı Sezen..Kesin hastanede karıştık biz

İkilemli soruların bu haftaki konuğu Müjde Ar. “Teyzem” filminin Üftade’si, “Aaah Belinda”nın Serap’ı, ilk “Aşk-ı Memnu”nun Bihter’i... Kadın meselesinin Yeşilçam’daki cesur öncüsü. Türk sinemasının dört yapraklı yoncasının yanında “Yeşilçam’ın aykırı papatyası”. Kendisiyle ve hayatla dalga geçebilen kalender bir hayat gurmesi. Gurme demişken, yemekle başladık...

Bence Aysel Gürelin kızı Sezen..Kesin hastanede karıştık biz

◊ Biraz yoldan çıkmak istediniz... Mantı mı, iskender mi?
- İskender... Biz çocukken çok parasızdık. Annem tiyatrocu kadın. Bir yerden eline para geçtiği zaman, bizi iskender yemeye götürürdü. O gün zenginiz demekti iskender. Belki de onun etkisi.
Manzarası bile yeter. Fakat kıymadan değil, etten olacak. Öyle de ağzımın tadını bilirim.
◊ Hayatta hangisinden daha çok çektiniz? Daha az bilinen diyabet hastalığınızdan mı, hep dilinize doladığınız menopozdan mı?
- Menopozdan hiç çekmedim, hissetmedim bile. Erken girdim zaten, 47’imde. Ama diyabet çok etkiledi. Hormon dengesini bozuyor, insanın yaşam kalitesini aşağı çekiyor.
Sorma, zor hastalık diyabet...
◊ Hem sanatçısınız hem hayvansever. Yangında hangisini kurtarırsınız?
Mona Lisa tablosunu mu, yavru kediyi mi?
- Ay kediyi tabii. N’apayım resmi? Alır kopyasını asarım duvara çok istiyorsam. O kediyi bir daha nereden bulacağım?
◊ Peki kedi mi, köpek mi?
- Köpek... 12 yıl bir kurdumuz vardı. Ama görsen iki insan boyunda, iki insan eninde. Evde baktık ona. İnsanın gözünün içine bir bakışı vardı, bambaşka bir şey. Kedi daha mesafeli.
◊ Zaman makinesi icat ettiniz. Nereye giderdiniz? Geçmişe mi, geleceğe mi?
- Geleceğe giderdim. Çünkü gelecekte barışın olduğuna inanıyorum. Geçmişte savaştan başka bir şey yok. İnsanların birbirini yemesinden çok bunaldım.
◊ İstanbul’un Asya yakası mı, Avrupa yakası mı?
- Avrupa yakası ama Avrupa yakasının Karadeniz tarafı. Çünkü bildiğimiz haliyle eski İstanbul’un yaşanacak hali kalmadı.
◊ Sofrada hangisi çekilmez? Obur mu, geveze mi?
- İkisi de çekilmez. Çok yemek yiyen, habire yemekten bahseden insan sevmem. Çok konuşanı da sevmem ama onu hallediyorum bir şekilde; benden kimseye laf kalmıyor.
◊ İnce espriye düşkünlüğünüz malum. Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?
- Kıyaslamak için ikisi birbirinden çok farklı. Ama bana sorarsan Cem. Cem ama bugünkü değil, ilk zamanları. O zamanlar daha inceydi esprileri.
◊ İmkân olsa hangisini seçerdiniz? Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?
- Sanatçıya böyle soru sorulur mu? Doyumsuzdur sanatçı, ikisini de ister, hepsi yani. 35 sene kayak yaptım. Yüzmeye yeteneğim var iyi kötü. At bindim 12 yıl. Enstrüman da öyle. Adanarak yapacaksın hepsini. Attila (Özdemiroğlu) 16 enstrüman çalıyordu. Senin de eline 4 yaşında kemanı verseler sen de öyle olursun.
Hepsi, hepsi çok emek isteyen şeyler. O emeği de ancak içinde o ruh varsa sarf edebilirsin.
10 DAKİKADAN FAZLA
GEÇ KALANA KAPIYI AÇMAM
◊ Sizde hangisi daha çok anksiyete yaratır? Geç kalmak mı, geç kalanı beklemek mi?
- Geç kalanı beklemek. Ben hiçbir yere, hiçbir şeye geç kalmam. O zaman sen de kalmayacaksın. Şöyle kötü bir huyum var:
Mesela 5’te mi geleceğim dedi, 10 geçeye kadar beklerim, sonra kapıyı açmam.
◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Facebook-Instagram-Twitter mı, pijama-terlik-televizyon mu?
- İkisi de tanımlamaz. Benimki elde kitap, yatar pozisyon.
◊ Sizce yılın hangi mevsimi daha romantik? İlkbahar mı, sonbahar mı?
- İlkbahar bana biraz fazla coşkulu geliyor. Ben Yengeç kadınıyım. Hüznü severim.
Yağmur yağsın, yaprak düşsün, sevgiliye özlem duyayım... Şömine başında bana sarılsın... Devam edeyim mi? (Gülüyor)
◊ Hep güzel ve çok seksi bir kadın oldunuz. Erkek olsanız kime yürürdünüz? 35 öncesi Müjde Ar’a mı, 35 sonrası Müjde Ar’a mı?  
- Hep güzeldim ama 35 öncem çekilmez, fazla deliydim. Ben olsam 35 sonrama yürürdüm. Bu da güya düzelmiş halim...
◊ Sizin gözünüzde hangisi daha şanslı doğmuştur? Parasız ama çok yakışıklı adam mı, çirkin ama çok zengin adam mı?
- İkisi de şanssız bence. Yakışıklının parası yoksa çok hırpalanır, yazık. Çirkin ama paralı olan bir yerini de yırtsa her istediğini elde edemez.
◊ İnsanın içini hangisi daha çok gıcıklar? Göz kırpmak mı, göz kaçırmak mı?
- Gözünün içine bakan insan severim. Göz kaçıran insan bir şey saklıyormuş gibi gelir bana. Ama erkeğe gelince, göz kaçıran mahcup adam hoşuma gider. Göz kırpmak ne ya? Biri bana göz kırpsa “Herhalde tiki var” diye düşünürüm.
◊ Hangisini tercih edersiniz/edegeldiniz? Tek başınıza ağlamak mı, birinin omuzunda ağlamak mı?
- Omuzunda ağlayacak adam az. Erkekler sıkılıyorlar. Tek başıma ağlarım. Ama bir huyum var, ağlarken arada aynaya bakmaktan alamıyorum kendimi. Senin anlayacağın, oyuncunun ağlamasının yarısı yalan...
◊ Hangisi daha acıklı? Her aşkın kötü bitmesi mi, kimselere âşık olamamak mı?
- Kimselere âşık olamamak daha acıklı. Öyle arkadaşlarım var biliyor musun, 50 yaşına gelmiş hâlâ “beyaz atlı prens”i bekliyor.
Ama annem “Ben aşk kadını değil, sevda kadınıyım” derdi. Anneme sonuna kadar katılıyorum. Ben de öyleyim. Aşk, cinselliğe verilen avanstır. Sevda ise çekilir.

BENCE AYSEL GÜREL’İN KIZI SEZEN KESİN HASTANEDE KARIŞTIK BİZ
◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?
- Hiç yenmez. Artık hatır için sevdiğim insanların evine bile gitmiyorum. Abuk sabuk biri yüzünden gecenin tadı kaçar diye korkuyorum. İnsan bir yaştan sonra bunlara daha önem verir hale geliyor. Döndük dolaştık, en sonunda bu hale geldik yani.
◊ Yakın arkadaşınız Sezen Aksu’yla kavgalarınız meşhurmuş. Hangisi daha zevkli?
Tartışırken bağırıp rahatlamak mı, kızdırıp onu bağırtmak mı?
- Yorulduk artık, 20 yıldır kavga etmiyoruz. 1976’da tanıştık Sezen’le.
Bir gün arabamın yolunu kesti, “Ben size hayranım” diye. Öyle tanıştık. Ettiğimiz zaman da öyle bağırış çağırışlı kavga etmezdik zaten. Bizim kavgalarımızın da tek konusu vardı: Para.
Onun parayla ilgili her işini ben hallederim.
Bu hiç para bilmiyor, anlamaz para nedir... Levent’te otururken bir çekmecesi vardı, içi para dolu. Birtakım insanlar giriyor, çıkıyor, gelip gidip para alıyor o çekmeceden.
Soruyorum, “E ne bileyim, borcumuz var herhalde” diyor. O kadar parayla ilişkisi yok. Mesela en sonunda bir gün telefonunu, elektriğini kestirdim bunun.
◊ Nasıl yani?
- E çünkü inanılmaz bir telefon parası geliyor. Bugünün parasıyla 7-8 bin lira para. Takibe aldım. Meğer evde çalışanlar sabahtan akşama kadar memleketlerini arıyormuş. Sezen’in telefon olmuş PTT. Kestirdim telefonu.
Ben de deliyim ama, hızımı alamayıp elektriği de kestirdim. Kavga ettik tabii. Evimi bilmiyor, geldi sokağımda bağırıyor: “Müjdeee seni çok seviyorum, beni affeeet” diye. Çantasız çıkar sokağa. Kaybolsa eve dönecek taksi parası yok üstünde. Hâlâ da yoktur.
Parayla hiç ilişkisi olmayan, öyle bir insan modeli. Annem (Aysel Gürel) gibi. Başka bir dünyada yaşıyor. Zaten bence Aysel’in kızı Sezen.
Bence Aysel Gürelin kızı Sezen..Kesin hastanede karıştık biz

BİLİP DE SUSMAK KADININ TERCİH ETTİĞİ BİR ŞEYDİR
◊ Evlat da edindiğiniz yeğeniniz Söz, anneniz Aysel Gürel, kardeşiniz Mehtap Ar ve sizden oluşan anaerkil bir aileye doğdu ve evli. Anaerkil ailede kim haklıdır? Kaynana mı gelin mi?
- Valla biz hiç kaynanalık yapmıyoruz. Her zaman gelin haklı. Hatta geline “kızımız”, Söz’e “damat” diyoruz. Kadınlar hep haklıdır. Erkek garibim, neyi, nereden bilsin?
◊ Kadın olarak baktığınızda hangisinin aklını kaçırması daha haklı? “Teyzem” filminin Üftade’si mi, “Aaah Belida”nın Serap’ı mı? 
- “Teyzem” en sevdiğim filmlerimden. Aslında her ailede bir “Üftade” vardır, biliyor musun. Türk toplumunda hayatı çekilmez yapılmış, mutsuz kadın portresidir o filmin senaryosu.
Bence Aysel Gürelin kızı Sezen..Kesin hastanede karıştık biz

◊ İhanette hangisi daha ağırdır? Habersiz yaşamak mı, bilip de susmak mı?
- Habersiz yaşamak çok koyar. Bilip de susmak, kadının tercih ettiği bir şeydir. Bir tercihtir yani. Ama bilmemek, enayi yerine konulmaktır. Aptal yerine konmaktır. O çok daha ağır. 

◊ İnterneti etkin kullanan ilk ünlülerdensiniz. Genç kız çeyizinde hangisi olmazsa olmaz? Çamaşır makinesi mi, bilgisayar mı?
- Tabii ki bilgisayar. Çamaşır makinesi alana kadar, erkekler elde yıkayıp sıksın çamaşırları. Nasılsa kuvvetleri var. Ama baştan konuşsunlar bunu adamlarla, sonra kavga çıkmasın.

FİLMCİLİK DEMEK, İLİKLERİNE
KADAR ÜŞÜMEK DEMEKTİ
◊ Sizce hangisi vazgeçilmez... Klima mı, kalorifer mi?
- Kalorifer... Çok üşümem ama sıcağı severim. Çünkü biz çok üşüdük. Filmcilik demek, iliklerine kadar üşümek demekti. Ha bir de tuvalet ihtiyacını giderememek demek. Kadınlar için tabii, erkekler nerede olursa olsun hallediyordu o işi.
◊ Sinema kariyerinizle ilgili sarf ettiğiniz hangi cümle daha trajikomik: “Sinemadan bir kuruş kazanmadım” mı, “80 filmin 60’ında bana tecavüz ettiler” mi?
- “Sinemadan bir kuruş kazanmadım” sözü daha trajik bence. Çünkü sinemada para yoktu, hâlâ da yok. Emek yoğun bir iş sinema.
Bütçeler çok düşüktü. Öyle zor bir iş. Ancak gönülle yapılır, parayla değil.
◊ Sinema-dizi oyunculuğunun yanında tiyatro da yaptınız. Seyirci olsanız kendinizi izlemeye hangisine giderdiniz? Sinemaya mı, tiyatroya mı?
- Pek bilinmez ama tiyatroda da çok başarılıydım ben. Ama neticede ben bir sinema sanatçısıyım. Sinemada görsünler beni.
◊ Altın Portakal’da iki “en iyi kadın oyuncu” ödülü, bir “yaşam boyu onur ödülü” kazandınız, bir de jüri başkanlığınız var. Antalya kulislerinde hangisi daha havalı? Ödül alan mı, ödülü kimin alacağına karar veren mi?
- Ne olursa olsun, ödül alan tabii ki. Onun havası kimde var?
◊ Fırsatınız olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Marilyn Monroe mu, Brigitte Bardot mu?
- Marilyn! Müthiş bir safiyeti vardı, çok erken göçtü, gitti. Hakkında çok okudum. Hollywood onu “Aptal sarışın” diye çok küçümsedi ama tam aksine çok akıllı, çok ilginç bir kadındı. Bir kere en beğendiğim yazar Arthur Miller ile evlendi. Sırf adamı sormak için bile onunla kahve içmek isterdim.

X

Eğer ağlayacaksam orada bir omuz olmalı

İnsanın ablası Türkan Şoray olunca çok da şaşırtıcı değil: Sinemaya 14 yaşında adım attı. Ama 30’dan fazla filmin ardından direksiyonu müziğe kırdı; Barış Manço’nun unutulmaz eseri “Hal Hal” ile doğru karar aldığını da kanıtladı. Şimdi yeni teklisi “Adrese Teslim” dönüyor listelerde. İkilemli soruların konuğu Nazan Şoray’la Eyüpsultan’daki mütevazı ailesinden başladık; ABD’de aldığı 1 milyon dolarlık göl evinden çıktık.

Ablanızda da sizde de... Nereden bu kaşın-gözün temeli: Annenizin Selanik genleri mi, babanızın Çerkes kökenleri mi?

- Babamızın Çerkes genleri.

Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?

- Fakir ve güzel doğmak.

Eyüpsultan’daki memur ailesi... Kız kardeşlerden büyük olmak mı, küçük olmak mı daha avantajlıydı?

- Küçük olmak her zaman avantajlı. Ben de onu kullanabildiğim kadar kullandım tabii.

Yazının Devamını Oku

Ege’nin en ‘caztronomik’ zamanı...

İzmir’in popüler ilçesi Urla’daki caz ve gastronomi festivali, geçen pazartesi yeme-içme etkinlikleriyle başladı, bugün ve yarın caz konserleriyle devam ediyor. Etkinliklerin ev sahibiyse doğal güzelliği dillere destan Sultanlar Vadisi...



Ege’nin şirin yerleşimi Urla, baharda yaptığı enginar ve ot festivallerine bir yenisini ekledi. Geçen yıl pandemi nedeniyle son dakikada iptal edilen Urla Gastronomi ve Caz Festivali’nin ikincisi bu sene 13 Eylül’de İsmet Saz, Ahmet Güzelyağdöken gibi ünlü şeflerin hazırladığı menüler, üretici ve tüketicileri buluşturan gıda pazarları, paneller ve atölyelerle başladı, yarın akşama kadar da devam edecek...

İzmirliler, Sultanlar Vadisi’ne düğün fotoğrafı çektirmek için gidiyor.

Caz konserleri ilçe merkezinin hemen dışındaki Sultanlar Vadisi’nde. İzmirlilerin düğün fotoğrafı çektirmek için ilk adreslerinden olan bu doğa harikası alanda dün Karsu, Çağrı Sertel ve Dolunay Obruk sahneye çıktı; bugün BaBaZuLa, Jülide Özçelik gibi grup ve sanatçılar, yarınsa Birsen Tezer, Jehan Barbur, Möe ve Kites konserleri var.

Eğer İzmir’deyseniz ya da yolunuz geçecekse bu lokum gibi eylül günlerinde doğanın, tarihin, yemek ve müziğin keyfine varabileceğiniz özel bir seçenek...

Meraklılarına bir de nokta atışı adres: Kepler Bistro. Urla’daki onlarca butik restoran ve kafenin arasından yemekleri ama özellikle de kokteylleriyle sıyrılıyor. 

Yazının Devamını Oku

Okan Kurt’un evlilik teklifinden hissemize düşen kıssalar

Bazen küçük tartışmalar karşımızdakinin değerini daha iyi anlamamıza neden olabiliyor. Biriyle ilgili ciddi düşünceleriniz varsa yüzüğü hep cepte hazır tutmak iyi fikir... Teklifi ne zaman, nerede yapmanız gerekeceği hiç belli olmuyor.

Demet Akalın, “Gelinim Mutfakta” programında Okan Kurt’tan nasıl evlilik teklifi aldığını anlattı. Çok tatlı, insanı gülümseten bir hikâye.
Bir gün Okan Bey’le kavga ediyorlar, Demet Akalın kendini sokağa atıyor, o gece sabaha kadar beş mekân geziyor.
“Müzikten başım çatlıyordu” diyor ama belli ki o baş ağrısında tek pay müziğin değil.
Her neyse... Sabah Okan Bey kapıya dayanıyor.
Kavgalılar ya, Demet Akalın kapıyı yarım açıyor, içeri almayacak adamı.
Okan Bey “Açsana bir şey söyleyeceğim” diyor. “Dışarıdan söyle” cevabını alınca “Ama ilk kez duyacağın bir şey” diyerek merak uyandırıyor.
Merakına yenilen Demet Akalın, Okan Kurt’u içeri alıyor ama hâlâ “gidici” muamelesi yapıp koltuğun ucuna oturtuyor.

Yazının Devamını Oku

Sahte takipçi rayiçleri

Türkiye’de en başta ünlülerin sosyal medyada inanması çok güç takipçi sayıları var. Rakamların şişirme olduğu hemen herkes tarafından dillendiriliyor. Bunu sağlayan firma ya da kişilerse artık katalog oluşturmaya başlamış.

Geçen gün Instagram üzerinden bir firma ulaştı. Reklamı olmasın diye ismini vermiyorum. Zaten firma ya da bireysel olarak piyasada bu tür işler yapan başkaları da çok. Ama ilk kez bu kadar detaylı, her ayrıntısı düşünülmüş, bir teklifle karşılaştım.
Sadece takipçi değil, beğeni ve izlenme de sağlıyorlar.
Şöyle diyordu teklif sahibi:
“Efendim, hesabınızın daha çok büyümesine yardımcı olabiliriz. Tamamen organik Türk takipçi, beğeni ve izlenmeyle işinizi büyütebilir, ‘Keşfet’te yerinizi alabilirsiniz. Dilerseniz fiyat listemizi iletelim...”
“Yollayın tabii” dedim.
Altı sayfalık bir katalog gönderdiler.
İsterseniz sadece Türk takipçi, isterseniz Türk-yabancı karışık takipçi sağlıyorlar. Hepsinin fiyatı farklı. Mesela daha inandırıcı görünsün diye sadece Türk takipçi isterseniz fiyat daha yüksek.

Yazının Devamını Oku

Şimdi sana kim inansın Arda?

Arda Turan, Berkay’la ettiği kavga üzerine ilk kez konuştu, olayda kadına taciz olmadığını savundu. Silahla hastane basacak hale gelmiş birinin sözüne ve olayı doğru hatırlayabilecek durumda olduğuna kim, nasıl güvensin?

Bir platformda yayınlanan belgeselinde açıklama yapan Arda Turan, 3 yıl önce şarkıcı Berkay’la arasında çıkan kavgada aslında kimseyi taciz etmediğini öne sürdü.
Olayla ilgili beraat kararı istinaf mahkemesi tarafından bozulan Arda Turan şunları iddia etti:
“Şiddet, hastane ve silah olayında yüzde 100 haksızım. Tek bir olayda çok haklıyım. Ben kimseyi taciz etmedim.”
Olaylı gecede Emirgân’daki Gizli Kalsın adlı mekânda Arda Turan, Berkay’la kavgaya tutuşmuş, şarkıcının burnu kırılmıştı. Berkay’ın peşinden silahlı şekilde hastaneye giden Turan orada da kargaşa çıkarmış ve hastanenin içinde silah sıkmıştı.
Arda Turan’ın iddiasına göre Berkay’ın eşi Özlem Ada Şahin yalan söylüyor ve kadına asla “Evli olmasam seni kaçırmazdım” gibi bir tacizde bulunmamış. İyi de şimdi sana kim inansın Arda?
Bir kere kadının beyanı esastır. Taciz yoksa durduk yere niye kavga çıksın?
Ayrıca silahla hastane basacak hale gelmiş birinin sözüne ve olayı doğru hatırlayabilecek durumda olduğuna kim, nasıl güvensin?

Yazının Devamını Oku

Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Dört yapraklı yoncanın en sarışını... Yeşilçam’ın zarif ve Avrupai yüzü... Zaten Paris’te uzun dönem sefirelik de yaptı Filiz Akın. Uzun süredir çeşitli rahatsızlıklarla mücadele ediyor. En son akciğerlerindeki sorun nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Fakat bütün bunlar onu hayata tutunmaktan geri bırakmıyor, ardı ardına kitaplar yazıyor. Sonuncunun adı “Hayatın Provası Yok”. Gurme bir yaşamdan süzülmüş nadide reçetelerden, tavsiyelerden oluşuyor. Sorularımın birçoğunun cevabını kitapta buldum zaten. Geri kalanı ise menajeri ve kitabın editörü Bircan Silan’ın yardımıyla hasta yatağından yanıtladı.

2 Ocak, Oğlak burcu... Nesi daha yorucu: Aşırı gerçekçiliği mi, fazla sebatkârlığı mı?

- Hayal kur uç, uç, ama aklını da yanına al! Gerçekleri kabullenmek lazım. Ama sınırlarımı zorlamayı da denedim ben. Hayallerimin ötesinde bir yere ulaşma şansım, sevgi ve saygıyla alkışı tatma şansım oldu iyi ki.

Oğlak karamsarlığı... Bardağın yarısı boş mu, dolu mu yani?

- Yükselen burcum Terazi olduğu için mi bilmem, “Oğlak karamsarlığı” yaşamıyorum. “Dolu tarafından bak” denir ya... Moralim bozulmasın diye bardağa bakmam bile. Çünkü tamamıyla boş da olabilir. Hep mücadele etmek lazım. Bardak boşsa bile, olmayacak olsa bile hayaller kurar, umuda yolculuk yaparım... Sevgi en çok ihtiyacım olan şey. Neşe de en çabuk kana karışan ilacım. Beni asıl zorlayan, üzülünce hasta olmam.

7 aylıkken erken konuşmaya başlamışsınız ama 2 yaşında yürümüşsünüz. İleri zekâ mı, tembellik mi?

- Meğerse annem ben düşmeyeyim diye oturduğum yere yastıklarla duvarlar örüyormuş. Bir gün onları kaldırıp “Hadi emekle bari” deyince ben tıpış tıpış yürümüşüm. (Gülüyor) Çok erken konuşmam anneme göre ileri zekâ olarak abartılmış ama sonra ilkokul 2. sınıfta matematikten zayıf almamla son bulmuş bu efsane...

Yazının Devamını Oku

Bensu Soral ile Hakan Baş’ın ortak açıklaması

Yalanlamalara rağmen bu ilişkide kafa karıştıran noktalar var. Neden mi bu ayrıntılarda boğuluyoruz? Çünkü kimi ilişkisini gizliyor, kimi ayrılığını... Bu yalanlama müessesesi artık pervasız bir hâl almaya başladı.

Bensu Soral ile Hakan Baş kısa süre önce haklarında çıkan “ayrılıyorlar” iddialarını kesin bir dille yalanlamıştı.
Hakan Baş’ın başka bir kadınla eğlenirken görülmesi üzerine mesele yeniden alevlendi, çift sosyal medyadan yeni ortak bir açıklama yaptı.
Açıklamada kafa karıştıran iki nokta var. Bakalım ünlem (!) koyduğum yerler sizin de dikkatinizi çekecek mi:
“Dün gece bazı mecralarda yer alan haberlerin içeriği gerçek dışıdır. Haberde adı geçen kişi her ikimizin de uzun zamandır tanıdığı ve hep birlikte vakit geçirdiğimiz bir arkadaşımızdır.
Kalabalık bir ortamda, birbirimizden haberdar olduğumuz, birçok ortak arkadaşımızın da yanımızda (!) olduğu bir buluşmanın basında yer alma şekli bizi üzdü. Şu dönemde evliliğimizle ilgili hassas bir süreç (!) içerisindeyiz. Biraz zamana ve sizlerin de hassasiyetine ihtiyacımız var.”
Ne deniyor: “Birbirimizden haberdar olduğumuz...”
Ne demek bu: Gizli, kaçamak bir şey yok; Hakan’ın oraya gittiğini biliyordum, haberdardım.

Yazının Devamını Oku

Karaköy’ün üç yenisi

Biri çok şık bir restoran, diğeri neşeli bir sokak meyhanesi, sonuncu vur patlasın bekârlığa veda mekânı. Karaköy’ü sevip de hep aynı yerlere gitmekten sıkılanlar için kapılarını geçen hafta açan yeni seçenekler...

BİR İTALYAN

Galata Kulesi’nin dibinden Karaköy’e doğru kıvrılıyorsunuz; dar ve biraz izbe sokaklarda ilerlerken birden vaha gibi karşınıza çıkıyor. ‘Böyle de bir yer mi varmış’ sorusundan keyif alan bir ‘şehir kurdu’ysanız gönül rahatlığıyla misafir götürebilirsiniz. Salı akşamı yan masada sevgilisi Dinç Aydoğdu ile yemek yiyen Hande Ataizi birilerine telefonda ballandıra ballandıra bu yeni keşfini anlatıyordu mesela. Kırık sarı duvarlar, kırık sarı aydınlatmalar, Fransız balkonlar, kemerli pencereler... Burası İtalyandan ziyade Fransız Mağrip’ini hatırlatıyor. Hatırlatması da normal çünkü burası eski bir Fransız ilkokulu. Zaman içinde öğrencisizlikten atıl kalmış. Yapılış esprisine sadık olarak restore edildi, artık Ecole St. Pierre Hotel. Otelin odalarının baktığı iç avlusu da İtalyan restoranı IL Cortile. Ahtapot carpaccio, ceviz soslu pansotti, karidesli ravioli, güveçte balık ve dana kaburga gibi yemeklerde iddialılar. Pizzalar 56-92, makarnalar 62-160 lira. Yemeğe gitmeseniz bile o atmosferde bir kokteyl için uğrayabilirsiniz. Ferahlık sevenlere sgroppino’yu öneririm, 85 lira.
(0212) 244 26 74BİR LEVANTEN

IL Cortile ile kıyaslandığında çok daha makul bütçeli bir mekân Levanten Meyhanesi. Ağırlıkla öğrenciler, genç beyaz yakalılar gidiyor. Hem sokak meyhanesi hem kapalı alanı var. 20.00’de canlı müzik başlıyor. ‘Keman ve gitarla Sezen şarkıları’ diye tarif edebilirim tarzlarını. Pazarları yine keman ama bu sefer gitar yerine ut ve klarnetle ‘fantazi-arabesk’ akşamı yapıyorlar. Mekânın adı Levanten ama Levanten lezzetleri yok, bildik meyhane menüsü var. Hiçbiri fena değil, Ermeni usta Egemen Bey’in elinden çıkıyor. Patlıcan közleme ve bezelye ezmeyi beğendim. Ama Karaköy ve canlı müzik denilince asıl fark fiyatlarda: Mezeler ağırlıkla 26-30 lira, mücver, paçanga ve kıymalı börek 30’ar lira. (0533) 431 40 11BİR LÜBNANLI

Ajda ise semtin yeni Ortadoğulusu. Oryantal şov eşliğinde, sunumları oldukça ilginç Lübnan lezzetleri servis eden bir eğlence mekânı. Renkli bir ortamı var. Burayı daha çok kalabalık gruplar tercih ediyor. En çok da bekârlığa veda geceleri için... Hafta sonları kabare şov yapılıyor. Mekân 19.00-2.00 arası açık. Meze, ara sıcak, ızgara tabağı kişi başı 225 lira. (0537) 261 11 41 55 LİRA

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Yazının Devamını Oku

Yıldız Tilbe’nin “şanlı aşı direnişi”

Aşılı sanatçılar için daha az endişeleniyorsun. “Ya yakalanmaz, yakalansa da muhtemelen hafif atlatacak” diyorsun. Ama Yıldız Tilbe daha savunmasız, daha açıkta, daha “kışın ortasında incecik bir tişörtle” geliyor konser görüntülerine baktıkça.

Yıldız Tilbe “şanlı aşı direnişi”ne devam ediyor. Konser iptal ediyor, PCR yaptırıyor da aşı vurulmuyor.
Aşısını yaptırdığına dair söylentiler çıkıyor, “Olmadım, aşı maşı olmayacağım” diye açıklama yapıyor, durduğu yerden milim kımıldamadığını gösteriyor.
Aşı karşıtı destekçileri de mest oluyor bütün bu jestlerine.
Halbuki her şeyden önce bu aşı tartışmasını bir kenara bırakıp...
Kendini tehlikeye atıyor diye üzülmek, evhamlanmak lazım Yıldız Tilbe için.
Binlerce insanın, binlerce nefesin önünde konsere çıkıyor.
Bir küçük rüzgâr yüzlerce kişinin soluğunu taşıyor sahneye.

Yazının Devamını Oku

Zeki Müren görse mutlu olurdu

Çağlar Çorumlu’nun oynadığı Zeki Müren’li kredi kartı reklamı tartışılıyor. Beğenenler kadar karikatürize edildiğini düşünerek reklamın kaldırılmasını isteyenler var. 40 senelik yakın dostu Erkan Özerman ise Müren’in bu filmi görse mutlu olacağını söylüyor.

Maximum Kart 20’nci yılını Zeki Müren’li bir reklam filmiyle kutluyor.
Film dediysem hakikaten film gibi: 2 dakika, 26 saniye.
Başından sonuna gülümseyerek izliyorum. Neden mi? Bilmem, ölümünden çeyrek asır sonra, sırf onu görmek bile mutlu ediyor insanı galiba.
Üç yerinde kıkırdadım hatta reklamın...
Biri, alışveriş yaparken gördüğü yakışıklı cansız mankene şaşırıp “Bu kim be!” dediği an.
İkincisi, yine bir yerde telefonla ödeme yapacak, o sırada telefonda konuştuğu kişiye “Kapat Nezih, kapat” diyor.
Üçüncüsüyse hani ellerini kavuşturarak yaptığı klasik bir hareketi var ya, sosyal medyadaki teşekkür emojisi gibi...

Yazının Devamını Oku

Şu yolcular da olmasa mis gibi hizmet verecek

“Hazır yolcu var, en iyi hizmeti, en ucuza nasıl veririm?” kaygısı yerine... “Zam yapalım, daha az yolcu taşıyıp daha çok kazanalım” mantığı güdüyor Taksiciler Odası. Aslında tam da “Şu yolcular da olmasa mis gibi hizmet vereceğiz” kafası.

İstanbul’daki taksi meselesine şehrin esnaf odası çözüm buldu: Zam.

Başkan Eyüp Aksu’nun söylediğine göre eğer taksilere zam gelirse talep düşecek, böylece sıkıntı da ortadan kalkacak. “Hazır yolcu var, ben en iyi hizmeti, en ucuza nasıl veririm?” kaygısı yerine...

“Daha az yolcu taşıyıp daha çok kazanalım” mantığı. Aslında tam da “Şu yolcular olmasa mis gibi hizmet vereceğiz” kafası.

Taksimetre ücretlerini uzun uzun anlatıyor sayın başkan ama taksi plakalarının fiyatına hiç değinmiyor. Sayı sınırlı olduğu için yıllar içinde artarak inanılmaz rakamlara dayandı.

Sıradan bir şoförün girip de zaman içinde kendi plakasının sahibi olması imkânsız. Plakalar artık bir yatırım aracı. Bu parayı yatıran kişi de günlük olarak faizden ne gelecekse, onu yevmiye olarak kafadan şoförden istiyor. 

Taksi şoförlerini strese sokup, vatandaşla asıl çatıştıran da bu günlük kirayı (yevmiyeyi) çıkarma telaşı.

Fakat bunlar sayın başkanın ilgi alanında değil.

“Tahdit”in kent ulaşımı için artık bir “tehdit”e dönüşmesinden bahsetmiyor.

Yazının Devamını Oku

Flört ederken şeytan tüyüme güvenirim

Aslında ekonomist olacaktı, Londra’da bunun için okundu, Cambridge’de bunun için İngilizce eğitimi alındı ama sırf müzik için her şeyi bırakıp Türkiye’ye döndü. Söz yazıyor, besteliyor, söylüyor; üstüne bir de oyunculuğu var. Dışarıdan böyle Cem Belevi, peki içeriden? Kendisini Külkedisi’ni bulmak için elinde ayakkabı, diyar diyar gezen prense benzetiyor. Omzunda ağlayacak kadar güvendiğim birini henüz bulamadığını söylüyor. Ha bir de en güzel şarkısını henüz yazmadığını...

4 Haziran, İkizler erkeği... Nesi daha zor: Değişken ruh halleri mi, bağlanmakta zorlanmak mı?

- Aslında en çok, hızlı karar verip, o karara doğru giderken insanların bana yetişememesi zorluyor. (Gülüyor)

Ressam anne, piyanist baba... Hangisine daha çok çektin?

- Çöp adam bile çizemediğime göre babama benzediğim aşikâr. Kesin, babama daha çok çektim.

İkisini de çalıyorsun, hangisi daha sensin: Gitar mı, piyano mu?

- Keşke gücüm olsa da piyanoyu her yere taşıyabilsem. Her yerde benimle olduğu için gitar diyorum. Hatta bagajımda her zaman bir “acil durum gitarı” bulunur.

Yazının Devamını Oku

Leman Sam’ın anlaması çok güç özel dünyası

Belki günümüzün ilişki biçimlerini insan üzerinde mülkiyet kurmak olarak tanımlıyordu. Belki kıskanç biri değil... Belki kıskanç ama o sırada artık eşiyle kıskanılacak bir durum kalmamış aralarında...

Leman Sam, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalında kumasıyla aynı evde yaşadığını anlattı.
Aslında tam böyle denemez, daha karmaşık bir durum.
Videodaki o bölümü defalarca dinledim, anladığım şu:
Şimdi Leman Hanım, eşi Selim Sam tarafından aldatılmaya başlıyor.
Yıllar önce tabii.
Leman Hanım o sırada zaten boşanmak istiyor.
Ama eşi, bu ilişki üçgeni devam etsin istiyor.

Yazının Devamını Oku

Uzakdoğu ve Afrika Taksim’de buluştu

Tepenizde Intercontinental Oteli yükselmese kendinizi çok rahat Zanzibar’da falan sanabilirsiniz Ginza’da. Geçen hafta eski People’ın yerine açıldı. Yemekler Uzakdoğulu, müzik ve eğlence Afrikalı.

Gineli şarkıcı Mori Kante’nin 1987’de yayımladığı ‘Yeke Yeke’ şarkısı Afrikalı bir sanatçının o güne kadarki en yüksek satış rakamına ulaşmıştı. Bütün dünya gençleri gibi biz de kasetçalarları başa sara sara ezberlemiştik zor sözlerini: “Bi sounkouroun lou la donkégna, aaaa, aa...” 35 yıl sonra Taksim’in göbeğinde tekrar duyacağım hiç aklıma gelmezdi.



Kemerli duvarlar, dev tanrıça heykeli, yukarıdan sarkan hasır avizeler, küpler, tropik bitkiler ve kulağınızda Mori Kante. Tepenizde Intercontinental Oteli yükselmese kendinizi çok rahat Zanzibar’da falan sanabilirsiniz Ginza’da.

Geçen hafta eski People’ın yerine açıldı. Pandemiden dolayı bahçe ve açık alan genişletilmiş. İçeride, kapalı alandaysa müzik kısıtlamasından sonra faaliyete başlayacak X Room adında 300 kişilik bir after kulübü olacak. 1.00’de açılıp 5.00’te kapanacak.

1.5 TONLUK HEYKEL

Yazının Devamını Oku

Teessüfler TLC, İzmir sadece bu mu?

Kanalın “Emlak Avcıları” programı İzmir’i konu aldı. Fonda gösterilen şehri bilmeyen, “Herhalde orta Suriye’de, Rakka’ya komşu bir şehir falan” der. Tamam anladık, programın bir formatı var, herkese bütçesine göre ev bulunuyor falan da... Elalemden pasta-börek, bizden hep mi makarna?

TLC kanalında denk geldikçe takılıp kaldığım bir program var:

Emlak Avcıları”.

Dünyanın çeşitli yerlerinde bazen 500 bin, bazen milyon dolara ev arayan insanları konuk ediyorlar.

Konuklar da emlakçıların kendilerine sunduğu seçenekler arasından en sonunda bir evde karar kılıyorlar.

Parası çok ama ne evler, ne malikaneler, ne mahalleler, nasıl manzaralar, nasıl sahiller...

O kadar param var da ev mi arıyorum? Değil tabii.

Ama izlemesi, hayal kurması bile keyifli.

Kendinizi “Ben olsam havuzluyu değil, manzaralıyı tercih ederdim” ya da “Plaja sıfır olan, şehir merkezindekinden daha iyiydi” falan derken buluyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Hop Haluk Abi, nereye?

Eğer biz bu adamı bunca zaman içinde zerre tanıyabildiysek... Eminim ki en ufak bir sıkıntıda kendini tutamayacak, yine arkadaşlarıyla birlikte yardım bekleyen insanların yanında bitecek Haluk Levent.

Haluk Levent önümüzdeki yılın 26 Kasım’ında yurtdışına yerleşeceğini açıkladı.

Yangın, sel, deprem...

O kadar alışmıştık ki onu ve kurucusu olduğu AHBAP üyelerini her felakette ülkenin her köşesinde görmeye...

Haberi duyan herkes gibi, bende de bir şok etkisi, bir “omuz düşüklüğü” yaratmadı desem yalan olur. Artık müzik yapmak ve kendine zaman ayırmak istiyormuş.

Yıllardır hayali olan yurtdışında sentezler yapmak, müzikal arayışlarda bulunmak...

AHBAP’daki görevini de başka bir arkadaşına devredecek. Bir yanıyla haklı. Daha önce de depremzedelere yardım etmiş, çevre konularında faaliyetler göstermişti ama AHBAP’ın kurulmasıyla birlikte, son 6 yılda neredeyse bütün mesaisini bu işlere ayırdı. Koşuşturmada kendi konserini unutmuşluğu var.

Bir müzik insanı olarak artık asıl meşgalesine dönmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Artık müzik direktörü bile isyanlardaymış. En çok nereye yerleşeceğini merak ettim: Bir Avrupa ülkesi mi? Ya da ABD?

Her neresi olursa olsun, kendisi için verimli olacağına eminim. Oradan yeni fikirler, yeni teknikler, yeni şarkılarla döneceğine de.

Yazının Devamını Oku

Aşkta alıcı kuş değil kalıcı kuşum

Kelimenin tam haliyle “talihsiz” bir kadın. Röportaj sürecimizde bile ağır bir grip atlattı, parmağını kesip hastanelik oldu. Kendisine hep “aşk kadınıyım” dedi ama hayatı onun da kabul ettiği gibi macera filmi gibi. Kendini Nâzım Hikmet’le özdeşleştiriyor, Müjde Ar’ı Türkan Şoray’dan daha dişi, daha gerçek buluyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu Deniz Seki...

◊ 1 Temmuz, Yengeç kadını... Hangisi daha zor: Ev hayatına düşkün olup çalışmak mı, zaman zaman kendinizi ifade etmekte güçlük çekmeniz mi?
- Zaman zaman kendimi ifade etmekte güçlük çekmek daha zor galiba. (Gülüyor)
◊ Çamlıca Kız Lisesi mezunusunuz. O yıllardanen çok neyi özlüyorsunuz:
Kız kıza şamatayı mı, tasasız, kaygısız günleri mi?
- Ya en çok o tasasız, kaygısız günleri özlüyorum aslında.
◊ Kariyerinizde hangisidaha önemli: Kendi şarkınızla Pop Show 95’te birinci olmak mı, 1997’de Yıldız Tilbe’nin “Hiç Kimse Değilim”iyle ilk albümünüzü yayınlamanız mı?
- Tabii ki Pop Show 95’te birinci olmam.

Yazının Devamını Oku

Gezme ceylan bu koylarda...

1969’da turistleri balık avı turuna çıkarmayla başlayan günlük tekne gezileri, aradan geçen 53 yılda başkalarına da örnek oldu, koca bir sektöre dönüştü. Yüzen masasıyla, suyun içinde ut taksimiyle ‘Yaralı Ceylan’, işte bu yüzden bence aralarında en kült olanı. İsteyen farklı organizasyonlar için de tekneyi kapatabiliyor.


Teknenin isminin neden ‘Yaralı Ceylan’ olduğunu ben de merak ettim. Meğer Bahattin Kaptan’ın bir arkadaşı varmış. En büyük hayali bu isimde bir tekne sahibi olmakmış. Askerde şehit düşünce kaptan onun bu isteğini yaşatmak istemiş.

Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi belde merkezinden civar koylara günübirlik tekne turu yapan çok... Ama böylesi yok: Yaralı Ceylan. Hikâyesi 1969’da başlıyor. Kaptan Bahattin Taşdibi o zamanlar Bodrumlu genç bir balıkçı. Teknesi küçük mü küçük: 7 metre. İkişer-üçer kişi, turistleri balık avı turlarına götürmeye başlıyor. İşte günübirlik turlar da böylece ortaya çıkıyor.

Bahattin Kaptan “Bu işi ben başlattım. O zamanlar yabancı turist hiç yok. Hep yerli turistlerle...” diye anlatıyor. Yolcu sayısı arttıkça tekneyi de büyütmeye başlamış. 7 metreden; önce 10.5, sonra 12, sonra 22 ve şimdi en son 27.5 metrelik teknesiyle sefere çıkıyor. Hatta 1986’da 12 metrelik teknenin açılışını (ilk turunu) Zeki Müren yapmış.

O zamandan bu zamana kimler binmemiş ki o tekneye! “En son geçen sene Ajda Pekkan arkadaşları için kapattı. Hangi birini sayayım ki, aklına hangi ünlü gelirse...” diye anlatıyor Bahattin Kaptan. Acun Ilıcalı da iki kez ‘Var mısın Yok musun’ ekibiyle gezmiş.

İSTEYENE BALIK, İSTEYENE VEGAN

Yazının Devamını Oku

Kim haklı

Olmayan haberi “Ali Küçükbalçık yakalandı” diye herkese duyurduk. Haberi biz doğrulatacağımıza şimdi “Niye yalanlamadınız?” diye Kibariye ve eşinden hesap soruyoruz.

Hepimiz toplandık, Kibariye’yi reklam yapmakla suçluyoruz.
Neymiş efendim, kocası onu aldatmadığı halde aldattı haberlerine ses çıkarmamış.
Konuyu sündürerek gündemde kalmış, bu sayede konserler, programlar almış.


İyi, güzel de “Kocam beni aldattı” diye ortaya çıkan Kibariye değil ki.
Magazin medyası olarak bir hata yaptık, bambaşka birini Kibariye’nin eşi sandık, olmayan haberi “Ali Küçükbalçık yakalandı” diye herkese duyurduk.
Haberi biz doğrulatacağımıza şimdi “Niye yalanlamadın?” diye Kibariye ve eşinden hesap soruyoruz.

Yazının Devamını Oku

Kahvaltı, Boğaz ve caz

Türkçesi ‘sihirli vapur’ anlamına gelen Le Vapeur Magique, müze bölümü, terastaki masaları ve masalardaki Türk mutfağından lezzetleriyle yolcularına iki saatlik bir İstanbul rüyası yaşatıyor.



Salı günü, 12.30, Eminönü’deki Boğaz Hattı iskelesi... Kadın-erkek, yerli-yabancı, çoluk çocuk 100’e yakın insan sıcağın altında bekleyiş içinde. Derken Sarayburnu tarafından bütün sürreelliğiyle ‘Le Vapeur Magique’ (Sihirli Vapur) beliriyor denizde.

Sürreel çünkü geçen yüzyıldan kalmış gibi. ‘Gibi’ değil aslında, zaten geçen yüzyıldan kalma.
Suya ilk kez 1976’da indi, adını Kıbrıs şehidi gazeteci Adem Yavuz’dan aldı, yıllarca İstanbul’un iki yakası arasında milyonlarca yolcu taşıdı.


Yazının Devamını Oku