GeriSavaş ÖZBEY Ben de teste mi karşı çıksam?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ben de teste mi karşı çıksam?

Kimi ilaca, kimi aşıya herkes bir şeylere karşı, ben yine kaldım açıkta. Neye karşı olacağımı şaşırdım. Ben de iyisi teste karşı çıkayım bari diyorum. Hem de değişik, bugüne kadar pek karşı çıkılmamış bir şey...

Sanki korona aşısı Türkiye’ye ulaştı; herkese yetti, sıra bize geldi de vurulup vurulmamaya kaldı iş.

Ünlüler aşı hakkında açıklama üzerine açıklama yapıyor.

Mesela testlerinden bazıları negatif, bazıları pozitif çıkan Aleyna Tilki aşı olmak istemiyormuş.

“Sen olsan bari” diye tempo tutacak halimiz yok.

Hem yaşına vermek lazım, küçükken okulda hangimiz korkmadık ki aşıdan?

Asıl zor olanı Yıldız Tilbe.

Tutturmuş çip takacaklar da çip takacaklar...

En son Cüneyt Özdemir’le sosyal medya polemiğine girdi. Bill Gates’e de Cüneyt Özdemir’e de demedik laf, etmedik hakaret bırakmadı:

“Sen Bili G.tse (Bill Gates’e) yap, o da sana yapsın her türlü aşıyı... Seversiniz.”

Bildiğiniz, küfretmiş yani.

Yıldız Tilbe aşıyı kafasında nasıl canlandırıyorsa artık...

Böyle neon ışıklar, yüksek müzik, deri kıyafetli doktorlar, psikopat hasta bakıcılar falan herhalde...

Hem zaten isteyen olacak, istemeyen olmayacak.

Yıldız Tilbe, boşver sen takma kafana...

Çipten başka.

Çubuğu beyne kadar ittiriyorlar ya...

Kimi ilaca, kimi aşıya herkes bir şeylere karşı, ben yine kaldım açıkta. Neye karşı olacağımı şaşırdım.
Ben de iyisi teste karşı çıkayım bari diyorum.
Hem de değişik, bugüne kadar pek karşı çıkılmamış bir şey... Aslında toptan teste de karşı değilim.
O çubuğu burnunuzdan beyninize kadar ittiriyorlar ya, işte o kısmı darlıyor beni.
Testten bir saat sonra bile hâlâ zonkladığını söyleyen var.
Kimisinden damar yolu bulamayıp kan alamazlar ya... Benden de sürüntü alamayacaklar rezil olacağım diye korkuyorum.
Sanki filyasyoncu tam ittirecekken kafamı geriye çekecekmişim gibi geliyor.

Boşanın da rahatlayalım

Pınar Altuğ, Jülide Ateş’in programına katıldı. Kendinden genç eşi Yağmur Atacan ile ilgili “yine, yeni, yeniden” aynı sorularla muhatap oldu:

Nasıl oldu? Aldattın mı?

Yahu 14 yıl olmuş evleneli.

17 yıl olmuş önceki eşinden boşanalı. Ama lanet gibi, asla peşini bırakmıyor. O ki senden genç ve üstüne yakışıklı da bir adamla evlendin... O ki evlendin de boşanmadın. 14 senedir mutlu mesut geçinip gidiyorsunuz.

O zaman kusura bakma. Biz oraya çomağımızı sokarız.

Bir ayrılsalar, hatta şöyle rezillikli rüsvanlı boşansalar...

Ya da Yağmur’u bir şekilde 10-15 yaş büyütsek kimsenin sıkıntısı kalmayacak aslında.

Ama işte sinirimizi bozuyor.

Dolayısıyla Pınar, artık anlatmaktan vazgeç.

Özünde kimsenin ne size soru sorduğu ne de cevabını dinlediği var.

Pandemide ilk yılbaşı

Salgındaki ilk yeni yıl kutlamalarına şunun şurasında bir aydan az zaman kaldı.
Umarım da bu şekilde geçireceğimiz son yılbaşı olur.
“Acaba üç dört arkadaş toplanıp bir yemek mi yesek” derdindeyiz, bu kez de karşımıza dört gün sokağa çıkma yasağı dikildi.
Yılbaşı perşembe akşamına denk geldiği için sokağa çıkma yasağının perşembeyi de içine alıp dört güne uzama ihtimali konuşuluyor.
Öyle olursa yemeğe gittiğimiz yerde dört gün de yatıya mı kalacağız?
Bizim yılbaşı yemeği yatar gibi görünüyor. 

Tedbirler ve Instagram 

İkinci dalga tedbirler açıklandığından beri sosyal medya bir anda değişiverdi, evcimenleşti.
Sokaktan, restorandan, kafeden yapılan paylaşımlar jilet gibi kesildi, herkes evinden dizi-kitap-sehpa fotoğrafları koymaya başladı Instagram’a.
Ya da eski fotoğraflardan bol bol #tb yapıyorlar.
Burada da tabii çalışkan karıncalarla, tedbirler gevşekken yaz boyu saz çalıp şarkı söyleyen ağustos böcekleri ayrılıyor.
Herkes telefonun kıyısında, köşesinde kalmış eski fotoğrafları bile ilkbahardaki yasaklarda tüketmişti.
Yazın üstüne yenilerini ekleyenlerin şu anda cukkaları sağlam.
Benim gibi yeterince fotoğraf çekmeyenlerin vay haline...

 

X

Turizmde geri sayım

Günlük vaka sayısını 1-2 ayda 1000’ler düzeyinden 50’ye katladık. Kültürel kodlarımız da çok müsait. Pandemi olmasa da zaten birçok mekân Ramazan tatiline/tadilatına girişecekti. Şurada yapmamız gereken, 1 ay daha dişimizi sıkıp vaka sayılarını düşürmek, o sırada aşılayabildiğimiz kadar insanı aşılayabilmek. Yoksa bu yıl ülkemizi turistik açıdan pazarlamamız çok zorlaşacak.

Pandemiye muhteşem başlamıştık. Virüs bize geç gelmişti.

Önümüzde İtalya, İspanya gibi ülkelerin deneyimleri vardı, onlardan ders alıp 2 hafta önceden önlemler alabiliyorduk.

Yabancı haber kanalları Türkiye’ye gelip başarı sırrımızı araştırıyordu.

İnsanlarımız da daha ciddi, bu kadar bıkkın değildi. Evine aldığı suyun damacanasını bile dezenfekte ediyordu.

Sonra bütün tedbirlerimizi birer birer saldık.

Pandemiyi hayatın olağan bir parçası, açıklanan ölüm sayılarını akşam haberleri olarak algılamaya başladık.

Taziye benim, doğum günü senin, düğün benim, dernek senin gezdik dolaştık. 

Bütün uyarılara rağmen sokaklara çıktık, alışverişe, tatile gittik, kalabalık ortamlara girdik.

Yazının Devamını Oku

Horlayan misafiri bir daha eve sokmam

Seda Sayan’ı yıllardır “sabahtan akşama” kadar seyrediyoruz. Kavgasını da neşesini de, şarkılarını da danslarını da, estetiğini de nişanını da ekrandan canlı canlı izledik. O yüzden ikilemli sorularda onun biraz özel dünyasını eşelemeye, beyaz camın öbür tarafındaki gündelik halini anlamaya çalıştım. O taraf da “şenlik” çıktı. Bir kere ilişkilerde tam bir Oğlak. “Biriktiririm biriktiririm, bir anda o aşkı tanınmayacak hale getirebilirim” diyor; “Affetmem, bitti’ dediğimde artık unutmayı seçerim!” Biz diğer Oğlaklara da “Yürrü be abla, arkandayız” diye alkışlamak düşüyor.

◊ Hangisi daha gurur verici: Bir siyasi liderin “Bu halkın Seda Sayan’ı neden sevdiğini anladığımız gün, seçimi kazanacağız” demesi mi, üst üste en güvenilen yüz seçilmeniz mi?
- Üst üste en güvenilir isim seçilmem. Ağır bir yük aslında. Güvenilir erkek değil, güvenilir kadın değil, sanatçı değil, siyasetçi değil... En güvenilir yüz. Hem gurur verici hem iyi bir ego yani...
◊ Hayatınız film olsa nerede başlardı: Kadırga’da mı, assolist olarak ilk sahneye çıktığınız Stardust Kulübü’nde mi?
- Kesinlikle Kadırga’da. Çünkü ben Eyüpsultan’da doğdum ama çocukluğumun ve genç kızlığımın büyük bölümü Kadırga’da geçti.
◊ Altı kaynana sahibi oldunuz, gelin-kaynanaların yarıştığı bir programı sunuyorsunuz, şimdi oğlunuz Oğulcan’ın da bir ilişkisi var. Kaynana olmak mı, gelin olmak mı?
- Artık kaynana olmak. Ama benden çok iyi bir kaynana olur, ona inanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Kavgasız gürültüsüz ayrılmanın formülü

Oyuncu Esra Dermancıoğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalı “Gör Beni”ye katıldı. Ayrılmayı beceremeyen bir toplumda kendi yaşadıkları üzerinden patırtısız kütürtüsüz şekilde yolları ayırabilmenin formülünü verdi...

“Bir kadın ve bir adam sonsuza kadar beraber kalmak istemeyebilir. Aldatma konusunun Türkiye’de bu kadar büyütülüp drama haline getirilmesi çok sinirimi bozuyor.
Bir erkek bir kadına gidip ‘Benim canım başka kadınları çekiyor, biz bunu nasıl hallederiz’ dese Türkiye’de kaç kadın ‘Gerçekten mi, ne bileyim ben şimdi’ şeklinde konuşabilir?
Konuşamadığı zaman işte aldatma, arkadan iş çevirme oluyor. (Kızımın babasıyla) berjerde oturuyoruz. Birden ‘Bir şey mi oldu, sen beni
aldatıyor musun?’ diye
sordum, ‘Evet’ dedi.
Oturup konuştuk ve boşandık. Şimdi çok tatlıyız. Dürüstçe davrandı. Konuşmak tatlı bir şey, iletişim çok önemli” diye anlatıyor Esra Dermancıoğlu.

Yazının Devamını Oku

Sosyal mesafeli sosyal yaşam

Önün insan, sağın solun insan... İnceden bir müzik de geliyor, afallıyoruz. Epeydir böyle bir şey yaşamamışız: Açık havada müzik eşliğinde keyif yapabilmek... Yine de hüzünlü manzaralar da var tabii.

Semt turuna Bahariye’nin bitip artık Moda’nın sınırlarına girdiğiniz eski McDonald’s havuzundan başlıyoruz. Havuz artık yok. Civardaki okullardan arkadaşlarını karga tulumba havuza atan liseliler de... 1980-81’de semtin ilk patates-sosis tavacısı bugün Beylerbeyi Profiterol. O zamanlar çok havalı bir şeydi. Daha McDonald’s’ın gelmesine beş sene vardı...

Dolaşmaya barlar sokağından başlamak iyi fikir değilmiş: Kadife Sokak’ın başında Rexx Sineması’nın etrafı inşaat panelleriyle çevrili hali karşılıyor sizi. Sokağın içinde de hasar büyük. Solda Teachers Pub kapalı. Sağda Kadife Bar kapalı. Smokes Cafe ve Hera açık ama Buddha Sahne ile Barmy gitmiş. Hakeza Agapia Meyhanesi ve Bahane Kültür de kapalı.

Açık kalanlar sokağın sonuna doğru sağlı sollu devam ediyor: İncir Pub, Lâl, Aksi, Brox Burger, Punch, Virane Bahçe... Ama her birinde bir masa, bir ya da iki kişi.. Nerede sokağın pandemi öncesi canlı hali... Birinden çıkıp diğerine geçen insanlar, müzik sesleri...

Karşı sokak sol, sağ da benzer halde. Yavaş pişim lokantalar Suvi ile Go Slow, En Moda ve yılların Hard Rock Cafe’si açık. Ama yan komşusu Belfast Irish Pub gitmiş. Belfast’ınki duyduğum en ilginç hikâyelerden. Ruhsatı gece mekânı göründüğü için pandemide kapanmış. Gidip Moda Burnu’nda Belfast diye yeni bir yer açmışlar. Fakat ikinci dalga önlemlere o da dayanamamış. Yani bir pandemide iki kere batmış.

Fakat aşağı doğru inip Moda Caddesi’ne kavuşunca işin rengi birden değişiyor. Semtin bir ucu Moda Burnu’ysa, diğer ucu burası. Çarşı tarafından, Bahariye’den ve Caferağa’dan gelenler burada kavuşuyor.

Yan yana Fil, Ayı, Bob, Who gibi mekânlar, bir çaprazda Kropka kahve-kafe, diğer çaprazda Selfish balıkçısı.

Yazının Devamını Oku

Ben de “sorry” Kerem

Kerem Bürsin bir laf etti, ortalık birbirine girdi: “O kafelere gidip maskelerinizi çıkarıyorsunuz ya... I’m sorry (Üzgünüm)!” Öyle tepki geldi ki, ünlü oyuncu özür dilemek zorunda kaldı. Bravo bize. Hemen toplaştık, Kerem’e tükürdüğünü yalattık, mesele kapandı. Ben de “sorry” ama 55 bin vakayı n’apacağız?

◊ KEREM HAKLI ÇÜNKÜ: Dünyanın en kalabalık ülkelerinden olmadığımız halde, vaka sayısında üçüncü sıradayız, Hindistan’la falan yarışıyoruz.

◊ KEREM HAKSIZ ÇÜNKÜ: Ne kadar haklı bir gerekçeyle olursa olsun, bir sanatçının çıkıp kendisini sevenlere böyle demesi kabul edilemez.

◊ KEREM HAKLI ÇÜNKÜ: ABD’de yetişmiş. İnsanların kelimelere, tümevarımlara, egoya daha az takıldığı, niyete ve işe bakılan bir ortamda büyümüş.

◊ KEREM HAKSIZ ÇÜNKÜ: Amerika onun “ortamı” da Türkiye değil mi? Bizim de hassasiyetlerimiz var. Burada olduğu sürece buranın kurallarıyla “oynayacak”.

Yazının Devamını Oku

Ülkenin en çok takip edilen figürleri

Ünlülerin takipçi verilerine yan yana bakıp kıyaslayınca şaşırtıcı bazı durumlarla karşılaşıyorsunuz. Verilerin gerçek ve organik olduğunu varsayıyoruz tabii...

Elif Ünal’ın hazırladığı hangi ünlünün Instagram’da ne kadar takipçisi var haberi iki açıdan ilginçti.

Birincisi, Hande Erçel’in artık açık ara ülkenin en çok takip edilen figürü olduğunu göstermesi bakımından. 21 milyon kişi takip ediyormuş.

Hadise ile Demet Akalın arasındaki takipçi polemiğini hatırlarsınız. Onları falan artık ikiye katlamış durumda.

İkincisi de hepsini yan yana görmenin kıyaslama imkânı vermesi. 

Verilerin gerçek ve organik olduğunu varsayıyoruz tabii.

Öyle bakınca şaşırtıcı olanlar var.

Erkeklerde 17 milyonla Burak Özçivit önde.

Ama Kıvanç Tatlıtuğ ile aralarında bu kadar fark olduğunu görmek ilginç mesela: 3.4 milyon.

Yazının Devamını Oku

Yeşilçam’ın Hollywood’a ihtiyacı var mı?

Box Office’te tarıyorum, Türkiye’de 1989’dan beri en çok izlenen 100 filmin ilk 30’u Yeşilçam yapımı. Fakat bu bir avantaj mıdır, yoksa konfor ve tembellik alanı mıdır, onu gerçekten bilmiyorum.

Miss World 2000 Dünya Güzeli: Priyanka Chopra. Kariyerine Hint film endüstrisi Bollywood’dan sonra, şimdi Hollywood’da devam ediyor. Hayatını anlattığı “Unfinished” (Bitmemiş) kitabı için Kelebek’ten Barbaros Tapan’a röportaj verdi.
Bence bizi ve bizim ünlülerimizi de ilgilendiren çok ilginç bir şey söylemiş: “Hollywood’a geçen çok fazla Bollywood yıldızı yok, çünkü buna ihtiyaçları yok. Hint film endüstrisi dünyanın en büyüklerinden biri. Hint oyuncu, başka bir şey yapma ihtiyacı hissetmiyor.”
Neden?
Hindistan’ın nüfusu zaten dünyanın beşte biri diye mi?
Yani “Bize yeter de artar” mı diyorlar? Hiç de değil.
***
Gezegen üzerinde kendi içinde kendi dünyası, kendi değerleri, kendi temaları, müzikleri, dansları, mimikleri olan toplumlar var.

Yazının Devamını Oku

Hatır için çiğ tavuk... Sadece suşiyse yenir

Kuruçeşme’de Sortie, Nişantaşı’nda Salomanje; Barcode, Kalamata, Limoncello... Bugüne kadar gittiğiniz, sosyalleştiğiniz, eğlendiğiniz birçok yerde Erol Kaynar’ın imzası var. Alanım gereği ben onu işletmeci yüzüyle tanıdım ama şapkası çok: Futbol insanı, aşçı, gezgin, dalgıç, belgeselci... Ama ne önemlisi muhabbet adamı ve müşfik bir abi: “Sakın unutma” diyor, “Hayat, umudun olmadığı yerde biter. Ve affetmek ruha iyi gelir.”

İşletmeciliğe Galata Kulesi ile başlıyorsunuz... Avantajlı bir başlangıç mı dezavantajlı bir başlangıç mı?

- Avantajlı bir başlangıç tabii, tam bir hayat okuluydu.

Ticari hayatta: Mantık mı içgüdü mü?

- Mantıklıyımdır aslında. Ama içgüdülerime çok güvenirim. Şimdiye kadar da beni çok çok az yanılttılar. O yüzden içgüdü.

Bir şeyi gece planlamak mı sabah planlamak mı?

- Güne iyi başlayabilmek için geceden planlamak.

Yazının Devamını Oku

İtalyan intikamı: Michele Morrone

İtalya, Can Yaman’ın bu ülkenin kadınları ve genç kızları arasında yakaladığı popülerliğe Michele Morrone ile cevap verdi. İrem Derici’den Seda Sayan’a, modacılardan şarkıcılara herkes hayranı. Yoksa siz hâlâ radarınıza almadınız mı?

Can Yaman’ın İtalyancasının da etkisiyle İtalya’da estirdiği rüzgâr malum. Havaalanlarında kalabalık hayran karşılamaları, otelinin önünde izdihamlar, ülkenin en popüler sunucularından Diletta Leotta ile aşk, katıldığı televizyon programlarında yüzde 24’lere varan izlenme rekorları...
Fakat “çizme”nin çiftesi pek oldu.



İtalyanlar, Can’ın intikamını yine bir dizi oyuncusu olan Michele Morrone ile alıyor.
Bu kez de Türk kadınları ardı ardına bu İtalyan oyuncuya olan hayranlıklarını açıklamaya başladı.
İlk sürpriz, şarkıcı İrem Derici’den gelmişti birkaç ay önce. “Aşkım maske tak, daha boy boy çocuklarımız olacak” diye yorum yazmıştı Morrone’nin paylaşımına.

Yazının Devamını Oku

İçimde bir sevinç, kapanan mekân az

Boğaz hattı diğer semtlerden biraz daha ‘gevşek’ olur mu diye düşünürken önlemlerin daha titiz uygulandığını görmek şaşırtıcı. Yeni açılan Eski Yer’den başlıyoruz. Sağımız Tarabya, solumuz İstinye... İşin güzel yanı pandemide kapanan mekân neredeyse hiç yok.

Semtin adı Yeniköy. Ama en taze mekânlarından biri Eski Yer. Bu tatlı karşıtlığın hikâyesiyse ta Bodrum’a kadar uzanıyor.

Yalıkavak’taki Balıkçı Sait ününe ün katıp artık Yalıkavak Marina’ya taşınmaya karar verince çalışanlardan bazıları yeni yere gitmek istemiyor.

Beş ortak “Biz burada kalalım” diyerek emektar restoranı devralıyor ve kendileri işletmeye başlıyorlar. Adını da ‘Eski Yer’ koyuyorlar.

Demek dükkân uğurlu ki onların da işleri iyi gidiyor; gel zaman git zaman İstanbul’a şube açmaya karar veriyorlar.

Yeniköy’deki Yelken Balıkçısı’nı devralıyorlar. Bodrum’da tanındıkları için müşteri çok, işler gayet iyi ama pandemi patlıyor. 

Artık yüzde 50 kapasiteyle çalışabildikleri için restoran üç katlı olmasına rağmen yer bulmak daha zor.

“Herkes aynı anda oturup birkaç saat sonra aynı anda kalktığı için çok zorlanıyoruz” diyor serviste çalışanlar.

Yazının Devamını Oku

Hülya neden böyle Hülya derdini söyle

“Masumiyet” dizisinde Hülya Avşar’a öyle bir filtre yapılmış ki kadının burnu bile yok. Herkesin dikkatini çekmiş, TT oldu. Eğer bu istek ekipten gelmişse o kolay: Bir dahaki bölüm kaldırırsın filtreyi, olur biter. Ama bu talep Hülya Avşar’dan geliyorsa o fena işte. Zamansız bir kadının zamanla kavgası gibi.

Ekranın insanı olduğundan uzun, normaldeki halinden daha güzel ya da yakışıklı yansıtabildiği malum.
Nice yerli yabancı artisti gerçek hayatta görüp de “Bu muymuş?” diye şaşırmışlığım var.
Ama bunun tam tersi de geçerli.
Bazı insanlar var ki, onların yaydığı ışığı ne kamera tam kaydedebiliyor ne de ekran tam yansıtabiliyor. Örnek mi?
Türkan Şoray.
Yakından sadece tek bir kere, bir röportaj için gördüm. Öyle bakmışım ki kadına, gazete o fotoğrafı kullanıp “Yazarımız hayranlığını gizleyemedi” diye yazmıştı altına.
Bambaşka bir şey.

Yazının Devamını Oku

Bir açıklama yapılsa

Ne var yani: Bir maske takmak, insanlarla bir-iki metre mesafe bırakmak bu kadar mı zor?

Vaka sayısı 30 bin.
Benzer nüfusta olduğumuz Almanya’nın iki katı.
Demek ki normalleşmeyi becerememişiz.
Hiç kimse ağlayıp sızlanmasın.
Kendimiz ettik, kendimiz bulduk: “Ramazanda kapalıyız.”
Kurallar çok net: Bunu beceren toplumlara özgürlük, bizim gibi başaramayan toplumlara karantina...
Akıllanana, aklımızı başımıza devşirene kadar da böyle devam edecek.

Yazının Devamını Oku

Sezen, Sezen’in şarkısındaki gibi: İnsan dölü

Kimimiz işteydi, kimimiz uykuda, kimimiz yolda. Hiçbirimiz duymadık, görmedik. Belki “görsek” atılacak, engelleyecektik. Bıçak 16 seferinde de keskindi ve o yapayalnızdı.

Bir organınızı bağışlasaydınız, hangisi olurdu?

Kalbimi vermezdim.

Alana yazık, hep bu sızılarla yaşamak.

Beynimi de vermezdim.

Alana yazık; hep bu kafa karışıklığıyla yaşamak.

Ama göz bambaşka bir şey.

Düşünsenize, sizi ışık geçirmeyen o karanlığa koyduklarında bile gözleriniz bir başkasının bedeninde görmeye devam edecek.

Sanki birine kamera takmışsınız da...

Yazının Devamını Oku

Babam 21 Haziran’da öldü

Şöyle bir özgeçmişiniz olsun istemez miydiniz: Ressam, siyasetçi, ödüllü tenisçi, futbol yorumcusu, yönetmen, oyuncu, sanat merkezi kurucu ve yöneticisi. İşte Bedri Baykam’da var o CV. Bir “harika çocuk” olarak doğduğu 2 yaşında anlaşıldı; “Kendimi hatırladığımdan beri dünyaca meşhurum” diyor. Ama çocukluğunu da doya doya yaşamış, eve her akşam dizleri kanayarak dönermiş.

◊ 6 yaşında Bern, Cenevre, New York, Paris’te sergiler... “Harika çocuk” olmanın nesi daha zor: Yüksek beklenti mi, akranlarından farklı yaşamak mı?
- Herkes tersini zanneder ama merak etmeyin ben çocukluğumu doya doya yaşadım...
Bütün mahalle arkadaşlarımla hâlâ görüşürüm. Her gece dizim kanayarak eve dönerdim, tecrit edilmiş bir harika çocuk değildim.
Resim yapmak da doğuştan beri var olan rutin ve keyifli bir olay. Kendimi hatırladığımdan beri dünyaca meşhurum, dolayısıyla şöhret de beni hiç kötü etkilemedi.
◊ Sorbonne’da master yaparken aktörlük eğitimi de alıyorsunuz, tenis dereceleriniz de var. Şimdi bakınca: İştah mı, doyumsuzluk mu?
- İştah! Dünyayı fethetmeiştahı o...

Yazının Devamını Oku

Fuzuli arama ve lüzumsuz mesaj

“Arama, mesaj at” hareketini duymuşsunuzdur. Videoyu çeken gençleri de, destekleyenleri de tebrik ederim. Ama aramayıp onun yerine mesaj atması yetmez. Asıl önemlisi: Fuzuli aramayıp, lüzumsuz mesaj atmaması.

Arama, mesaj at” hareketi, Afterwork adlı bir dijital içerik ajansındaki gençlerin çektiği viral videoyla aldı yürüyor.
Manifesto gibi.
“Eğer çok zor durumda değilsen” diyorlar; “Arama, mesaj at...”
“Sesini duymak istemiyor olabilirim...
O an konuşmaya müsait olmayabilirim...
İstediğimiz an cevap vermek istiyoruz...
Dakikalarca meşgul edilmek istemiyoruz...

Yazının Devamını Oku

En az hasarlı

Karantina günlerinde yaptığımız semt turlarında beni en çok Karaköy şaşırttı. Salgını en az hasarla atlatıyor gibi. Diyeceksiniz ki ‘Orası darbeyi pandemiden önce almıştı zaten’... Haklısınız ama bazı özel sokakların, köşelerin küçük masalı, şirin atmosferi kendini koruyabilmiş. Hâlâ yapılabilecek bir sürü şey var. Tabii yüklenmeden, azar azar...

Bundan 10-12 yıl önce Karaköy’de dükkân bulamazdınız. İstanbul’un ‘Soho’su olarak şehrin yükselen semtiydi. Buraya taşınan sanat mekânları, sanatçılar, ilginç dükkânlar, plakçılar, gözlükçüler, dövmeciler, Unter gibi yeni nesil kafeler ve Gaspar gibi yeni nesil restoranlar, Mânâ gibi yeni nesil meyhaneler...

Hızla eğlence bölgesi haline de geliyordu semt. İlk sallanmalar Tamirane’de başlamıştı; sonra Raw Clup, Madeo, Mitte, Zelda Zonc, Suma diye devam etti. Bunların çoğunun içinde özel salonlar...

Ama bütün bu yığışmadan dolayı kiralar o kadar arttı ki kimse iş yapamaz, onlar yapsa biz gidemez hale geldik. Fiyatlar Boğaz’la yarışmaya, buranın asıl kitlesini aşmaya, herkes dükkânını devredecek birilerini aramaya başladı. Hızlı yükselişin bedeli hızlı düşüş oldu. Üstüne turistlerin çekilmesi... Ve şimdi pandemi.

Karaköy’ü arşınlamaya Galata Köprüsü’nden başlıyoruz. Neyse ki köprüaltında pek kayıp yok. Dersaadet, Orfoz, Altın Balık hepsi yan yana, tabelaları yakmışlar. Ama her birinde bir, bilemedin iki masa. Arapça ve eski Doğu Bloku dillerini konuşuyorlar.

Acaba bir salaşlık markası olarak Akın Balık ne durumda? Küçücük bir kış bahçesine sığışmış ama yerinde. Pandemide paket servise de başladı, biliyorsunuz.

FİYATLAR ARTMIŞ

Vapur iskelesinin karşısına yan yana sıralanmış Olimpiyat, Odessa, Afrodit gibi sahil meyhaneleri de yerli yerinde. Balık-ekmek 18, kalamar tava 50 lira. Sanki son bir yılda fiyatları bir tık arttırmışlar.

Yazının Devamını Oku

İlk deneme haziranda

Bill Gates’in yeni çılgın projesi, atmosfere tebeşir tozu püskürtüp küresel ısınmayı durdurmak. Bill Gates’in olsun, Elon Musk’ın olsun, devamlı açıkladıkları bu “çılgın” şeylerden ben de biraz “yılgın”ım açıkçası.

İlkokulda tebeşir tozu adlı şehir efsanesine fena inanıyordum.

Okuldan kaytarmak isteyen öğrenciler tebeşirin tozunu suda eritip içiyormuş, “mahsusçuktan” ateşleri çıkıyormuş, anneleri de okula göndermiyormuş...

Okuldan aşırıp n’olur n’olmaz diye çantamda tebeşir bulundurmuşluğum var bir dönem.

Hatta bir keresinde denemiştim bile ama tozu içtiğimle kaldım.

Ateşim hiç yükselmedi tabii, marş marş okula.

Yıllar yıllar sonra... Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve zengin arkadaşları, “SCOPex” adında bir projeye kaynak sağlıyor. Stratosfere tebeşir tozu püskürtecekler.

Hesap şu: O hafif toz parçacıkları orada asılı kalacak, böylece güneş ışınlarının bir kısmını tutarak küresel ısınmayı azaltacak.

Ciddi ciddi: İlk deneme haziran ayında.

Yazının Devamını Oku

Aşı tereddütçülüğü hafifledi sanki biraz?

Ya beni teğet geçiyor, ilgimi de biraz kaybettim... Ya da bir dönem herkesin birbirine bir şeyler yolladığı o sosyal trafik daha az dönüyor artık.

Pandemide bütün sayılar artmıyor neyse ki. Arada mutlu eden sonuçlar da var.

Mesela yoğun bakımdaki hasta aynı hızda artmıyor.

Yani vaka sayıları katlanıyor ama artık daha az kişi yoğun bakımlık oluyor.

Buna sebep olarak 65 yüş üstü yüksek riskli grupta yapılan aşılama gösteriliyor. Bilmem siz de böyle bir şey fark ediyor musunuz:

Aşıyla ilgili böyle başarı sayıları geldikçe...

Aşı karşıtlığını bilemem ama en azından “aşı tereddütçülüğü” hafifledi sanki. Bunları ayırmakta fayda var çünkü ikisi tam aynı şeyler değil bence.

Aşı karşıtları bana daha sistematik, daha kategorik geliyor.

Aşı tereddütçüleriyse karşı olmadığı halde, “Böyle böyle şeyler dolaşıyor, bize chip mi takacaklar” diye bir tereddüte düşenler.

Yazının Devamını Oku

Demet dedi ki... Aleyna dedi ki...

Biz tam... “Aleyna, Demet’in adını bile anmadan cevap verdi, çocuk dizilerinde oynayan dünya starlarını yayımladı” derken... Biz tam... “Demet Akalın’a nasıl da hiç muhatap olmadan cevap verdi, büyük gol attı” diye düşünürken...

Demet Akalın, bugüne kadar hep desteklediği yeni nesil ünlü popçu Aleyna Tilki’yi eleştirdi.

Kaçırdıysanız çok bir şey kaybetmediniz, hemen özetleyeyim.

Demet dedi ki:

Dünya starı olacaktı, bebe dizisinde oynuyor.

Aleyna dedi ki: 

Dünyaca ünlü ekiple çalışıyorum.

Demet dedi ki:

Kızım Hıra bile seyretmiyor.

Yazının Devamını Oku

Âşık olmadan da sevebilirsin! Olmaz mı ya Olur bence...

Sadece sosyal medyada değil, cemiyet hayatında da fenomen. İsmi sürekli memleketin en gözde bekâr erkekleriyle anılıyor. Soru hazırlarken hakkında o kadar çok “Aptal... İki kelimeyi bir araya getiremiyor” gibi yorumla karşılaştım ki insan şaşırıyor. Öyle mi değil mi? Varın, siz karar verin: Arenada, aslanların önüne atıyorum Dila Tarkan’ı...

◊ Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı her aşkınızın kötü bitmesi mi?

- İkisi de birbirinden beter... Vazgeçtim yok yok, her aşkın kötü bitmesi daha beter. Çünkü insanın yıpranmaktan artık ne kimseye güveni ne de inancı kalır. Kimseye âşık olamamak da çok kötü tabii ama en azından âşık olmadan da sevebilirsin. Olmaz mı ya, olur bence.

◊ Affetmek mi unutmak mı?

- Unutmak bir koruma kalkanı. Vücudumuzun kendini korumak için geliştirdiği bir refleks gibi. Affetmekse olgunluk gerektirir. İnsanı kökünden rahatlatıp o konudan arındırır. O yüzden mümkünse affetmek, affedip yoluna devam etmek...

◊ Bir insan için hangisi daha ağırdır? İhaneti bilip de susmak mı, habersiz yaşamak mı?

- Bilip de susmak. Habersiz yaşamak da çok üzücü ama en azından habersizsin, mutlusun, hâlâ bir inancın ve güvenin var. Bilip de belli sebepler yüzünden susmak çok ağır. İnsanın inancını, güvenini, neşesini, her şeyi alıp götürür.

◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi kayıtsızlık mı?

Yazının Devamını Oku