Savaş Özbey

Savaş Özbey

sozbey@hurriyet.com.tr

Ayağımızda kelepçe de olsa...

İbrahim Tatlıses yoğun bakıma kaldırılınca küs olduğu çocukları Dilan Çıtak ile Ahmet Tatlı da hastaneye koştu. Daha doğrusu Ahmet Tatlı önce hastaneye üç kilometre mesafede bir camide bekledi, sonra hastaneye gitti.

Haberin Devamı

Çünkü ayağında babasına üç kilometreden fazla yaklaşmasını engelleyen kelepçe var.

Zaten İbrahim Tatlıses’in yoğun bakıma kaldırıldığı haberi duyulur duyulmaz, “Bakın, hastaneye ilk koşan yine Ahmet Tatlı olacak” paylaşımlarını görmeye başlamıştık.

Sonra Tatlıses çocuklarını tek tek görmek istediğini söyleyince hastaneye geliyor.

Kelepçe alarm verince harekete geçen polise, babasının izniyle yanına girdiği izah ediliyor.

Ayağımızda kelepçe de olsa...

Ahmet Tatlı da çıkışta en “arabeskinden” açıklamayı patlatıyor: “Ayağımızda kelepçe de olsa biz babamızın yanına geliriz...”

E gelin tabii, babanızdır.

Öyle bir konuşuyor ki sanki kelepçeyi zalimler taktı baba-oğlu ayırmak için.

Haberin Devamı

Yalnız bu işte adalet sisteminin günahı ne? Birbirinize yaklaşmayın diye kelepçe taktırtıyorsunuz, sonra ötüyor, bu kez diyorsunuz ki “Kendi isteğiyle izin verdi...”

Acaba diyorum, bu elektronik kelepçelerin “kötü gün” modu yok mu?

Bunlar sair günlerde birbirinden uzak dursunlar ama ölüm, kaza, hastalık, yoğun bakım gibi acil durumlarda hastanede, cenazede ötmese bari...

Polisin zeki hamlesi

Levent’te polise saldıran teröristlerin etkisiz hale getirilmesindeki bir ayrıntı çok dikkat çekici. Silahlı adam bir minibüsün ön tarafında duruyor.

Ayağımızda kelepçe de olsa...

Polis memuru minibüsün arka tarafında yere yatıyor.

Terörist kendisini göremediği için onu minibüsün altından, ayağından vurarak yere yıkıyor.

Film gibi bir sahne. Biz siviller yakalayabildiysek amirleri hayda hayda fark etmiştir. Yakışan bir ödüllendirme gelir herhalde.

Günaydın paella

Öykü Gürman, hurriyet.com.tr’de Cemile Gelgeç’e açıklamış: “Berk’ten sonra boşluğa düştüm...”

Ayağımızda kelepçe de olsa...

Haberin Devamı

“Berk” dediği erkek kardeşi Berk Gürman. Her ikisi de müziğe yetenekliydi. “Evlerimim Önü Boyalı Direk” adlı sevilen bir Kerkük türküsünü İspanyol nameleriyle yorumlamış, çok da güzel iş yapmışlardı.

Doğu ve Batı tarzlarının Akdeniz namelerinde nasıl kaynaşabildiğini göstermişlerdi. Buradan devam etseler çok da ekmeğini yiyebilirlerdi. Hem Türkiye’de hem belki İspanya’da. Hele Türk-İspanyol kardeşliğinin tavan yaptığı şu dönem, stadyumları inletebilirlerdi ortak ezgilerden yaptıkları parçalarla.

Ama daha ilk başarıdan sonra dağıldı bu özel ikili. Kişisel hırslarına yenildiler bence. Ayrı ayrı pop falan yapmak istediler.

Şimdi boşluğa düştüm diyor Öykü. E günaydın “paella”m. Yine de çok geç değil: 2007’de o ilk buldukları yoldan yürümeye karar verirlerse tabii.

Haberin Devamı

Ödem-makarna diyalektiği 

Ata Demirer çok eğlenceli zayıflama videoları çekmeye devam ediyor. Arka arkaya koysan, sırf bunlardan bile bir gösteri çıkar. Ödem-makarna-mantı ilişkisi üzerine şahane tespitler yapıyor. Denk gelirseniz tamamını izleyin: “Sincabi Beslenme” adında bir şey savunuyor, insanın yapımı olan hiçbir şeyi tüketmediğini söylüyor.

Ayağımızda kelepçe de olsa...

Hamur, tatlı, paketli atıştırmalar yasak. İnsan eşi değmeden, doğanın kendi kendine ürettiği et, süt, yumurta, balık gibi şeyler serbest. Ama öyle bir döneme geldi ki Demirer’in iğne ipliğe dönmesi, kimse doğal yoldan iğnesiz olduğuna inanmak istemiyor.

“Et, süt, balık kolaymış. Peki iğneden önce mi, sonra mı?” diye soruyorlar.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları