GeriSavaş ÖZBEY Ata’nın tipi bile baştan aşağı iştah
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ata’nın tipi bile baştan aşağı iştah

Hem seyyah hem gurme... Atlas dergisini çıkardı, gazete, dergilerde gastronomi yazıları yazıyor, TV’lerde “lezzetli” programlar yapıyor. Bir keresinde Hürriyet gazetesinde sardalya balığına aşk mektubu yazmışlığı bile var. İkilemli soruların bu haftaki konuğu Cem Yılmaz’ın şovlarına bile konu olmuş Mehmet Yaşin. Sormaz olur muyum, onu da sordum, başlık da oradan çıktı zaten...

İmkânınız olsa hangi şefle sohbet etmek isterdiniz: Şef Auguste Escoffier mi Marie-Antoine Careme mi?

- Tabii ki Escoffier Usta ile. Onun engin yemek deneyimlerini dinlemeyi kim istemez?

Ata’nın tipi bile baştan aşağı iştah

Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?

- Deniz mahsulleri. Beslenme uzmanlarının balık yiyin diye verdiği tavsiyelere bakmayın siz. Denizde ne ararsan var. Cıvası, ağır madeni, plastiği, çeri çöpü... Ateş ve üstünde kırmızı et her zaman favorim.

Yemeyi sevdiğiniz kadar pişirmeye de var mısınız: Kime yemek pişirmek isterdiniz Brigitte Bardot mu Marilyn Monroe mu?

- İkisine de istemem. Yakından tanımıyorum ama yemek yeme keyiflerinin olacağını sanmıyorum. Brigitte hastalık derecesinde bir hayvan dostu. Et yemediğini biliyorum. Marilyn de 24 saat kafası bulanık olduğu için yemekle arasının pek iyi olmadığını sanıyorum. En iyisi birisi sağıma, birisi soluma otursun, ben onları seyrederek yemeğimi yiyeyim...

Ata’nın tipi bile baştan aşağı iştah

Sofrada hangisine tahammül daha zordur: Obura mı gevezeyi mi?

- İkisine de tahammül edemem. Obur, insanı yemekten soğutur. Gevezeyse insanın yemek keyfini engeller. Ben yemekte az konuşan, yediği üstüne bir iki yorum yapabilen, yemeğe değer veren birileriyle aynı sofraya oturmaktan zevk alırım.

Mantı mı iskender mi?

- Bir hamur sever olarak mantı tabii ki. Ama iskendere de hayır demem imkânsız. Hele tabağın dibinde, salçanın yağıyla ıslanmış pidelere hangi babayiğit hayır diyebilir ki! İkisini de önüme koy aradan çekil!

Sofrada hangisiyle daha lezzetli tartışılır? Kafka mı Dostoyevski mi?

- Sanırım Kafka ile. Milena’yı konuşup hüzünlenirdik.

Hangi üçlü sizinki: Rakı-balık-Ayvalık mı kebap-şalgam-Adana mı?

- Tercihim rakı-balık-Ayvalık’tan yana.

Ketçap mı mayonez mi?

- Acılı ketçap.

Kuzu mu oğlak mı?

- Yağlı kuzu bir adım önde.

Balıklardan: Lüfer mi kalkan mı?

- Boğaz’ın lüferi her zaman kazanır.

İstanbul’un... Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?

- Boğaz çocuğu olmama rağmen Anadolu yakasını daha çok seviyorum. Bu yakanın insanları daha az vahşi.

Peki, Bodrum mu Çeşme mi?

- İkisi de sizin olsun. İpini koparan soluğu orada alıyor. Amaç tatil değil. Kimi av peşinde kimi şöhret. Omuz omuza tatil hiç bana göre değil.

Gün doğumu mu gün batımı mı?

- Gün batımında ufkun rengârenk olmasını seyretmeye doyamıyorum.

Deniz mi havuz mu?

- Serin ve derin bir deniz...

Tekne mi karavan mı?

- Her zaman karavan. Bütün Alaska’yı karavanla gezdim, tadına doyamadım.

Deniz-kum-güneş mi, orman- ağaç-temiz hava mı?

- Kumlu plajda güneş altından kızarıp denize girmeyi hiç sevmem. Orman ve ağaç ilk tercihim.

Ayaklarınıza kara sular inmiş, hangisi daha çok haz verir: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?

- Her ikisi de olur. Ama bende roman daha ağır basıyor. Güzel bir roman ayaklarımdaki sızıyı daha çabuk unutturur.

Kedi mi köpek mi?

- Her ikisi de... Evde bana eşlik eden üç kedim, bir de köpeğim var. Yalnızlığımı onlarla paylaşıyorum. Onlarla sık sık konuşuyorum. Bence beni anlıyorlar.

Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-sosyal medya-YouTube mu pijama-terlik-TV mi?

- Evdeki halim bu kurallara hiç uymuyor. Benim formülüm: Eşofman-kitap-film.

HAYAT BİLGİSİ....

◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?
- Ben yerim arkadaş. Çiğ tavuğun tadı damaktan nasıl olsa gider. Ama hatırını kırdığım dostumu sonra kolay kolay bulamam.

◊ Hangisini tercih edersiniz: Tek başınıza ağlamak mı, birinin omuzunda ağlamak mı?

- Tek başına ağlamak insanın içini ferahlatmaz. Mutlaka bir omuz gerekir gözyaşları için. Hem hıçkırıp hem içinizi dökeceksiniz ki bir işe yarasın. Ama ağlarken her omuza baş konmaz. O omuzun sahibinin gerçek dostunuz olması gerek. Omuza dökülen dert gözyaşı, insanı kopmamak üzere birbirine yapıştırır.

◊ Hayatınızda kimin sözleri daha çok aklınızda: Anneniz mi babanız mı?

- Annem hayata pek karışmamış bir ev kadınıydı. Ama babamın esaslı nasihatleri hâlâ kulaklarımdadır.

◊ Uçakta/otobüste habire omuzunuzda uyuyan bir teyze var... İnce ince ittirir misiniz, hostesten yardım mı istersiniz?

- Teyzem varsın uyusun, ne zararı var... Hostesle iki lafın belini kırmayı tercih ederim.

◊ Anın keyfini çıkarmak mı, yarını düşünmek mi?

- Anı yaşamak tabii. Yarının garantisi yok.

◊ Zaman makinesi icat ettiniz, nereye giderdiniz: Geçmişe mi, geleceğe mi?

- Geçmişi yaşadım. Benim için pek cazip değil. Zaman makinesinin gazına geleceğe doğru basardım. O kadar çok merak ettiğim şey var ki... Uçan taksiler, uzaydan gelecek yabancılar, kanserin sonu, yapay zekânın varacağı noktalar, yiyeceklerin gelecekteki hali, kadın-erkek ilişkileri, Fenerbahçe Avrupa şampiyonu olacak mı, Fatih Terim’siz Galatasaray, ramazan pidesinin geleceği, Türklerin Ay’daki, Mars’taki hali... Hepsinin yanıtını çok merak ediyorum.

Ata’nın tipi bile baştan aşağı iştah

Tarık Akan iyi arkadaşımdı

“Tabağı sıyıran gurme mi olur” diye sizi talk show’larına da konu etmişti, komedyenlerden Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?

- Cem’i şöyle iştahla yemek yerken hiç görmedim. Ama Ata’nın tipi bile baştan aşağı iştah!

Onu görünce aklıma ilk gelen şey yemek oluyor. Cem de ağzının tadını biliyordur ama onun derdi yemekle değil.

Yeşilçam’dan: Türkan Şoray mı Filiz Akın mı?

- Bilemedim ya... İbre Türkan Hanım’a kayıyor galiba.

Tarık Akan mı Kadir İnanır mı?

- Delikanlı Kadir ağabeyi de dışarıda bırakmak olmaz ama rahmetli Tarık çok iyi arkadaşımdı. Gönlüm hep ondan yana.

Eski bir hatıranın yâdına hangisi daha güzel eşlik eder? Sezen mi, Ajda mı?

- Ben Ajda’yı alayım. Biz yaşlandık o hâlâ dipdiri. Onu görünce ve dinleyince geçmişimi hatırlıyorum. Ne görüntüsü ne sesi değişti. Sezen’i de pek sever, şarkılarıyla geçmiş yolculuklara çıkarım ama Ajda’nın yeri hep ayrı...

Ata’nın tipi bile baştan aşağı iştah

ÖZEL MESELELER...

Ben terk etmişsem koyver gitsin!

Yılın hangi dönemi daha romantik: İlkbahar-yaz mı sonbahar-kış mı?

- Sonbahar çocuğu olduğum için sonbaharda daha romantik olurum. Rengarenk doğaya bakarak şiirler yazmak geliyor içimden ama beceremiyorum bir türlü.

Obez olmak mı çiroz olmak mı daha berbat?

- İkisi de bana göre değil. En iyisi ikisinin ortasında, balık etinde olmak.

Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?

- Zengin ve çirkin doğmak daha avantajlı. Ama yüreği güzel olarak. Para her şeye kadirdir. Kestirirsiniz, şişirtirsiniz, görüntüyü bir şekilde yoluna sokarsınız. Senin o dediğin fakir ve güzel olmak hikâyesi sadece filmlerde olur.

Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı her aşkınızın kötü bitmesi mi?

- Kimseye âşık olmamak sağlıksız bir hal bence. Kötü biten aşklarda bile güzel anların kırıntısı vardır. Kötü biten bir aşkın verdiği hüzün bile insana yaşadığını fark ettirir. Aşkın kötüsü de iyisi de makbulüm.

Aşkın karşıtı: Nefret mi kayıtsızlık mı?

- O beni terk etmişse koyu bir nefret. Eğer ben terk etmişsem koyver gitsin!

 

 

X

Yeliz: Gençlik kafasıyla bozuk para gibi harcadım yıllarımı

“Bu Ne Dünya Kardeşim”, “Yalan”, “Beni Vur”... Sesini duyunca “Ajda’dan, Nilüfer ya da Nükhet’ten ne farkı var?” diye sormadan edemiyor insan kendine. Peki kabahat kimde? Yeliz’in kıymetini bilmeyen yapımcılarda mı, kendisinde mi? O kendini suçluyor: “Kıymetini bilemedim mesleğimin. Hep öyle gidecek zannettim. Ama hiçbir zaman pişman olmadım. Yeniden doğsam yine şarkı söylemek ve Yeliz olmak isterdim.”

12 Aralık, Yay kadını... Hangisinden daha çok çektiniz: Dikkatsizlikten mi, patavatsızlıktan mı?
- Patavatsızlıktan çok çektim ya. En sonda söylenecek şeyi hep en başta söylüyorum. Dokuz köyden de kovuluyorum haliyle. (Gülüyor)
 İtalyan Lisesi’nden arkadaşınız Nilüfer’in yardımıyla çok genç yaşta sektöre girdiniz. Hayallerinizdeki gibi miydi, düş kırıklığı mı?
- O zaman biz gerçek çocuklardık. Şimdikiler gibi 15 yaşında küçük kadınlar değil. Çocuktum, aklım bir karış havadaydı. Çok erken evlilikler yaptım. Pek kıymetini bilemedim aslında mesleğimin. Hep öyle gidecek zannettim. Ama hiçbir zaman pişman olmadım. Yeniden doğsam yine şarkı söylemek ve Yeliz olmak isterdim.
Müziği tercih etmenizin hangi bedeli daha ağır oldu: Hosteslik hayalinden vazgeçmek mi, okulu
bırakmak mı?

Yazının Devamını Oku

Küllerin arasında kalanlar

Dumanlar dağılınca yaşadığımız bu felaketi unutacak, hiç ders çıkarmadan normal hayatımıza geri döneceğiz her zamanki gibi. Fakat yine de bu yangınların kısa sürede hafızalarımıza kazıdığı ve bir daha asla çıkmayacak kareler var. İşte onlardan bazıları...

Bodrum’da halkın seferberliği

Bütün Türkiye gibi Bodrum ahalisi “tekciğer” oldu felakette.
Korsan taksiler bile bölgeden insan tahliye etti.
Bırakın özel tekneleri, tur teknelerini, jet-ski’ler karşı kıyıdaki toplanma noktasına insan taşıdı.
Bu çabaların simge ismiyse itfaiyecilere içecek su taşırken dumanların arasında hayatını kaybeden Şahin Akdemir.
Yüzü islenmiş görüntüsü ve son kaydındaki sesi hiç çıkmayacak hafızalarımızdan.

Süreyya Yalçın’ın yangın manzaralı pozu

Yangınlardan haberi yok muydu, arkasındaki dumanı fark etmedi mi, onu bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Sahillerden beşi bir yerde

Bayram kalabalığı çekilince tatil yerleri olağan sahipleriyle mevsimlik hareketlerine geri dönmeye başladı. Tozduman yatışıp ortalık sakinleşince göze daha görünür olan ayrıntılar var. İlgi alanınıza göre siz karar verin: İnsan mı, hayvan mı, mekân mı, ortam mı, masa mı?

BİR MASADA, BİR KABİNDE...BİR DJ (ÇEŞME)

Hem yurtiçi ve yurtdışında çalan başarılı bir DJ hem de prodüktör. DJ Cafi (Cafer Palamut) Çeşme’de sezonun en popüler mekânlarından Angelo Grande’yi işletiyor. Boks ve spor meraklısı; vücuduna, kılığına özenli. Tipi de yerinde olunca adı “Çeşme’nin en yakışıklı DJ’i”ne çıktı. Mekânında erkekten çok kadın olması o yüzden herhalde.  

BU DA TURGUTREİS’İN SUNSET’İBİR SALAŞ (BODRUM)

Turgutreis’teki küçük, şirin işletmelerden biri Sunset. İsim benzerliği... 25 yıl sonra ilk kez Bodrum Cennet Koyu’nda yazlık açan İstanbullu lüks Sunset’le hiçbir benzerliği yok. İçkinizi kendiniz götürüyorsunuz, servisinizi yapıyorlar, üstüne menüden ne sipariş verirseniz onu ödüyorsunuz. Kalamarlarına bayıldım.

GÜNDÜZ AKDENİZ MUTFAKLI PLAJ, GECE OCAKBAŞIBİR TABAK  (BODRUM)

Kaburgaya sarılı zırh kebabı... Gündoğan’da bu yaz açılan Danış Restaurant Beach’in menüsünde yok, özel olarak sipariş verildiği zaman yapılıyor. Kuzu but ve kaburga, kıyma haline gelene kadar zırhtan geçiriliyor. Dana kaburga kemiğinin ince olanları seçiliyor. Kebabın eti kaburganın etrafına yapıştırılıyor. Kömür ateşinde pişiyor. Kaburganın lezzeti kuzu etiyle birleşiyor. Kaburga, yapısı gereği ısıyı eşit dağıtmadığı için kebabı düşük ateşte pişirmek gerekiyormuş. Her tarafını eşit olmasının ayrı bir ustalık gerektirdiğini söylüyorlar. Fiyatı da ona göre tabii: 240 lira. Ama 4 kişiyi  haydi haydi kesiyor. Yolunuz düşerse ekşili dil söğüşü ve şişte künefeyi de mutlaka tadın. Bütün bu lezzetler akşam 19.00’dan sonra mekân ocakbaşına dönüşünce... Gündüz Akdeniz mutfağı beach menüsü servis ediyorlar. Ahşap iskeleden kum deniz. Ilık su sevenler için. Giriş ücretsiz ama 350 lira harcama yapmak şart. Servis hem gece hem gündüz standardın üstünde. Koya bakan manzara güzel, müzik varla yok arası, dinlendirici. Ne çaldığını hiçbirimiz hatırlamıyoruz bile.

Yazının Devamını Oku

Bülent Ersoy’un yalnızlığı

Bu kadar büyük bir yalnızlık hissine kapılıyorsa, acaba daha mı çok insan içine karışmalı? Ama bahsettiğim, gazinoda masaların arasında dolaşmak değil elbette. Gerçek hayatın, sokaktaki insanın arasına karışmaktan bahsediyorum. Mesela kim bilir vapura en son ne zaman binmiştir?

En yakın arkadaşları Nur Yerlitaş ve Oya Aydoğan’ı kaybeden Diva, katıldığı “Beyaz Magazin” programında “Kimsem kalmadı” diyerek ağladı.
Konu, Zeki Müren’in vefatından konuşurken açıldı.
Bülent Ersoy, Sanat Güneşi’ni öldükten sonra morgda görmüş. Sahnede hayatını kaybettiği için yüzünde hâlâ sahne makyajı varmış. Makyajını temizleyip yanaklarından öptüğünü söyledi: “Artık öpecek kimsem kalmadı.”
Ersoy’un yalnızlığını ilk dillendirişi değil bu. Daha önce de yapmıştı “Hiç arkadaşım yok” açıklamaları...
“Arkamdan dua okutacak kimse yok” demişliği bile var.
Elbette bütün ölümler, sarsıcı, yalnızlaştırıcı. Ama Bülent Ersoy (annesi dahil) yaşadığı kayıpların yarattığı boşlukta bir şeyi gözden kaçırıyor, kendisine haksızlık ediyor bence.
Her şeyden evvel çevresinde hâlâ onu çok seven sanatçı ve camia dostları var. Onlara haksızlık ediyor.

Yazının Devamını Oku

Afgan endişesi, Suriyeli endişesinden daha mı büyük?

Suriyelilere ilk başta gösterilen muameleyle şimdi Afganlar karşısında yaşananlar biraz daha farklı sanki. Suriyeliler çoluk çocuk sınırı ilk geçmeye başladıklarında rejimin bombalarından kaçan mazlumlar olarak algılanıyorlardı. Afganlara ise daha ilk andan itibaren “Ülkesine dönsün, savaşsın” tavrı sergileniyor.

Plajda, kafede, sosyal medyada herkes bunu konuşuyor. Gazeteler, televizyonlar...

Biz konuşmasak bile Avusturya Başbakanı Kurz gibilerin beyanlarıyla gelip tekrar gündemimize giriyor.

Nilgün Belgün gibi bir sanatçının “Sınırları kapatın” çağrısı geniş karşılık buluyor.

Sosyal medyada “Ülkemde mülteci istemiyorum” başlıkları açılıyor.

Caddebostan, Yeşilköy sahilinden “yabancı istilası” fotoğrafları paylaşılıyor.

Paralel olarak toplumda sığınmacı karşıtlığı da yükseliyor.

Üstelik Suriyelilere ilk başta gösterilen muameleyle şimdi Afganlar karşısında yaşananlar biraz daha farklı sanki.

Suriyeliler çoluk çocuk sınırı ilk geçmeye başladıklarında rejimin bombalarından kaçan mazlumlar olarak algılanıyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Selda Bağcan narsist mi?

Durup durup gerçek hayattaki sindirmiş kişiliğini yansıtmayan, böyle kolayca cımbızlanabilecek laflar ediyor. Çok sevip toz konduramadığımız için şaşırıyoruz haliyle. Yılların deneyimli sanatçısı olarak artık gaza maza gelmemesi, söyleşinin şevkine kapılıp sonradan kendini izah etmesi gereken laflar söylememesi gerekiyor.

Posta’dan Oya Çınar’la yaptığı söyleşide “Sizce hanginiz daha büyük starsınız? Tarkan mı, siz mi?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Şimdi bak; benim şarkılarımın modası hiç geçmiyor. Şarkıları tüm dünyada bilinen, en çok dinlenen bir ben varım. (...) Özetle bütün dünyada şarkıları bilinen bir tek ben oldum. Her yerde, her ülkede varım.

Selda Bağcan’ın mütevazı kişiliğini hepimiz biliyoruz.

Tanıyorum da söylüyorum bunu...

Ama durup durup gerçek hayattaki sindirmiş kişiliğini yansıtmayan, böyle kolayca cımbızlanabilecek laflar ediyor.

Çok sevip toz konduramadığımız için şaşırıyoruz haliyle.

Bundan bir süre önce de BBC Türkçe’ye verdiği röportajında “Sesim çok enteresan. Bulunmayan, hemen fark edilen, duyar duymaz insanların ‘İşte bu Selda Bağcan’dır’ diyebildiği bir ses, çok farklı. Kendi sesimi dinlediğim zaman da tüylerim diken diken oluyor” demişti.

Sonra da “

Yazının Devamını Oku

Irina Shayk’tan daha kolaydı

Albüm kapaklarında, afişlerde gördüğümüz ünlü fotoğraflarının birçoğunda onun imzası var. Sadece yerlilerle değil, yabancı starlarla da çalışıyor. Bu hafta ikilemli sorularla hayata bir fotoğrafçının objektifinden bakıyoruz. Cem Talu, “Çirkinliği düzeltmek fakirliğin üstesinden gelmekten daha kolay” diyor.

Ankaralısınız. Hangi dönem daha şamatalıydı: ODTÜ’de mühendislik mi Boğaziçi’nde doktora dönemi mi?

- İkisinde de yedişer sene geçirip kendimi keşfettim, o yüzden ikisinin de yeri eşit bende.

◊ Siyah-beyaz fotoğraf mı, renkli mi?

- Siyah beyaz fotoğrafı daha çok seviyorum ama işimden dolayı çoğunlukla renkli kullanıyorum. Ben de kendi stilimi geliştirdim, çekerken ve seçerken siyah-beyaz bakıyorum, fotoşoplarken renklendiriyorum.

◊ Mimar Sinan’da sanat yönetimi hocalığı yaptınız. Hangi öğrenci daha makbul: Derste soru soran mı, ödevini vaktinde sunan mı?

- Derste soru soran öğrenciyi tercih ederim, zaten çok ödev veren bir hoca değildim.

◊ Filtreler, fotoşoplar... Günümüzde fotoğrafın yüzde 51’i: Sanat mı, teknoloji mi?

Yazının Devamını Oku

“Zeki Müren’in Öpücüğü” yakışıklı prense çevirir mi?

Haluk Bilginer’in canlandıracağı Zeki Müren’i Özdemir Erdoğan ile seyretmek istiyorum. Bakalım üzerinde ne tür etkileri olacak bu filmi izlemenin.


Ezel Akay, Haluk Bilginer ve Levent Kazak’ı 15 yıl sonra yeniden bir araya getiren “Zeki Müren’in Öpücüğü”nün hazırlıkları bitti, çekimleri ekimde başlayacak. ‘Sanat Güneşi’ni Haluk Bilginer canlandıracak.
Sırf bu bile film için heyecanlanmaya kâfi.
Kaldı ki Ezel Akay benim en sevdiğim yönetmen.
Senarist Levent Kazak, senaryoyu iki kere çöpe attıktan sonra üçüncüde doğru anlatımı yakaladığını söylüyor.
Göreceğiz, şimdiden başarılar dileriz.
Yalnız ben bu filmi durup durup “Zeki Müren karşıtlığı”yla gündeme gelen Özdemir Erdoğan’la izlemek isterdim.

Yazının Devamını Oku

Zeytinlikler arasında bir ‘alternatif’: Bohemia

Gelen insanların kılık kıyafetlerine, danslarına, tiplerine bakınca Bohemia alternatif Bodrumcuların haritasında yerini almış bile diyorsunuz... Büyük, yeşil, elektronik, organik, çim üzeri halı falan, biraz da saykodelik bir seçenek.

Bodrum’un gözlerden uzak mevkisi Ortakent. 12 dönüm arazi içinde üç katlı bir villa. Önü havuz...

Burası Şeniz ve Murat Bengüer’in evi aslında. Murat ressam. Şeniz’iyse gece hayatı insanları yakından tanır. Taksim Club 19, Maslak 2019, Seventh House gibi efsane kulüplerin işletmecisi.

Bu sene yanlarına sanatçı Ahmet Ağaoğlu’nu alıp evlerini etkinlik alanına çevirdiler.

Zeytinliklerin ortasında; en yakın bina, karşı tepedeki malikâneler. Ne onların sesi size ne de sizin patırtınız onlara ulaşabilir.

Villanın ilk katı ve önündeki havuz parti mekânı. Partiler sırasında isteyen gece havuza girebilecek.

Yan tarafta 1.500 kişilik bir konser alanı var. Bu tür alanlar özel organizasyonlar için kiralanabiliyor. Mesela yurtdışı bağlantılı bir parti grubu üç günlük, Burning Man’vari özel bir parti yapacak.

Burası aynı zamanda sanat etkinliği alanı. Murat Bengüer’in atölyesi burada. Galerici Çağla Çabaoğlu açık hava heykel sergileri yapacak. Sanatçıların heykelleri sergilenecek koca avluda. 

Yazının Devamını Oku

İdeal tatile kaç kişiyle çıkılır?

Yıllar yıllar sonra geçen hafta ilk kez aile tatili yaptık. Üç kuşak, yedi kişi bir arada. Kalabalıktan, kalabalığın yavaşlığından darlanan tezcanlı gitti, yerime anın tadını çıkaran biri geldi. Aile ve bayram gibi geleneksel konforlar bu tip rahatsızlıkları iyileştirmeye birebir.

Ben tek başıma seyahat etmeyi severim. Tek tabanca. Çin’den Hindistan’a birçok coğrafyayı böyle dolaştım.
“Sıkılmıyor musun?” diye soran oluyor.
Tam aksine, tek başına olunca gittiğiniz coğrafyaya daha açık oluyorsunuz, insanlarla daha fazla iletişim kuruyorsunuz.
Bazen şöyle olduğu doğrudur: O kadar tuhaf bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki, bunu kendi kültürünüzden, kendi bakış açınızdan biriyle paylaşmak istiyorsunuz.
O zaman da sosyal medya var. Çek-koy, bütün memleket okusun...
Bir tek kafamın çok uyuştuğu bir tanıdığım ya da sevgilim olursa ona tahammül edebiliyorum seyahatte.
Üçüncü bir kişi beni yavaşlatan ayak bağına dönüşüyor. Onun çıkması, bunun girmesi, birinin susaması, öbürünün tuvaleti derken yavaşlayıp zaman kaybediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Parti güzel miydi?

Bozcaada Belediyesi’nin sosyal medyadan yaptığı paylaşım bu. Plajın mahvolmuş görüntüleri eşliğinde yayımladılar: “Parti güzel miydi? Yazık, çok yazık...”

Hakikaten “yazık” denecek kadar var. Etrafı bir görseniz, ateş yakmışlar, şezlongları kırıp parçalamışlar, her taraf çöp, şişe, poşet...
Emin olun durum üç aşağı beş yukarı bütün Ege ve Akdeniz sahillerinde benzer.
Belediyelerin yetişmesi imkânsız. Bodrum’da suyu bile çeşitli bölgelere ikişer saat tanzim ediyorlar. Mesela Gümüşlük bu halde.
Türkbükü’nde sadece su değil, elektrik de gidiyor. Bu sıcakta klimalar, buzdolapları çalışmıyor.
Bunca yıldır Bodrum’a gider gelirim, hayatımda ilk kez böyle bir şey gördüm:
Havaalanından sonra trafik, ta Güvercinlik’ten başladı. Hani yol üstünde denizi ilk gördüğümüz yer.
50 dakikalık yolu 2.5 saatte aldık. O da tepeden, arkadan, gizli yollardan dolaşarak.

Yazının Devamını Oku

Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde ya tetikçiyiz ya kötü adam

Elektronik müziğin Türkiye’deki öncülerinden. Tarzı, dansı, stiliyle hep farklı oldu, kendi sularında boy verdi Bedük. Sadece Türkiye’de değil, yabancı listelerde de başarılara imza attı. Şimdi ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor. İsminin çok geçtiği Eurovision için “Birinciliği tekrar Türkiye’ye getirmek güzel olur” diyor.

◊ Müziğinizde hangisi daha önemli nirengi taşı: İlk yüklemeleri yaptığınız MySpace mi, ilk ciddi konserlerinizi verdiğiniz Juice grubu mu?
- Juice grubu. Çünkü ilk gerçek sahne deneyimlerimi kan, ter, gözyaşı olarak orada yaşadım. Şimdiki sahne performansımı o günlere borçluyum.




◊ Bilkent Grafik’te hem öğrenci hem müzisyen olmanın nesi zordu: Uykusuzluk mu, sosyalleşme zorluğu mu?
- Okurken düzenli sahneye de çıktığım için sosyalleşmekte sorun yoktu da uyku işi pek uğramazdı bize. (Gülüyor)

Yazının Devamını Oku

Siz istediğiniz gibi yazın

Ünlülerle duygusal ilişki, bütün toplumun gözü önünde cambazlık gerektiren zor bir şey. Her babayiğidin altından kalkabileceği bir baskı değil, besleyici olduğu kadar tüketici de olabiliyor. Mehmet Dinçerler, Hadise ile oynadığı oyuna, kurallarına ve rolüne uygun başlamış görünüyor: Mesafeli, ketum, umursamaz...

Tam da ayrıldığı sevgilisi Kaan Yıldırım’ın adının Çağla Şıkel’le anılmaya başladığı 24 saat içinde Hadise’nin de yeni sevgilisi ortaya çıktı:
Mehmet Dinçerler.
Gençlik fotoğrafları falan kaç gündür sosyal medyanın dilinde.
Zaten popüler bir genç iş insanıydı.
Şimdi semi-celebrity.
Fotoğrafları gibi her şeyi didik didik edilecek.
Hadise’nin 12 milyon takipçisi yeter...

Yazının Devamını Oku

“Ama”sız, “fakat”sız

Gülşen’in giydiği transparan pantolon sadece tartışmaya değil, bir ilke de neden oldu, iki rakibesi çıkıp destek verdi meslektaşına. Keşke devamı da gelse...

Alaçatı’da sahne alan Gülşen’in giydiği transparan pantolon, 2021 yazı denince artık akla gelecek ikon parçalardan.
Pantolondan ziyade kalın telli bir külotlu çorap gibi.
Ben “Çok iyi taşımış“ diyenlerin tarafındayım.
Fakat sosyal medyada çok tartışılması bir yana, bir ilke de neden oldu bu seçim.
Gülşen’in bir rakibi Hande Yener çıktı “ama”sız, “fakat”sız destek oldu meslektaşına:
“Sosyal medyanın gazına gelmeyelim, herkes özgürlüğünü yaşasın. Zaten ‘Sarışınım’ klibinde de öyle giyinmişti, unutuldu. Ben de bazı konserlerimde böyle şeyler yapmıştım. Tabii dünya starları bunu yapıyor ama Türkiye’de pek alışıldık bir durum değil.”
Gerçi onun üstünde de gayet tasarruflu bir kıyafet vardı.

Yazının Devamını Oku

Yağmur Tanrısevsin’in diplomat sakinliği

“Şu şu şu oldu, aldatıldım” demiyor. “Sonradan öğrendim” demiyor. Peki ne diyor? “Aldatıldıysam bu benim suçum değil” diyor. “Vicdanım temiz, bende yara oluşmadı, oluşmaz” diyor.

Oğuzhan Koç’la ilişkisinin Demet Özdemir nedeniyle bittiği söylenen Yağmur Tanrısevsin, şöyle konuşarak hem hiçbir şey söylemedi hem çok şey dedi:

Bazı ilişkiler bittikten sonra daha önce aldatıldığını öğrenenlere tanık oluyoruz. Aşka emek harcarım. Vicdanen elimden gelen her şeyi yaptığıma inanırsam bende herhangi bir yara oluşmaz.

Ne demiyor bu paragrafta?

“Benim başıma geldi” demiyor. 

“Şu şu şu oldu, aldatıldım” demiyor. 

“Sonradan öğrendim” demiyor.

Peki ne diyor?

“Ben elimden geleni yaptım, vicdanım temiz” diyor.  

Yazının Devamını Oku

Lale Mansur: Kazığı yiyene kadar herkesi iyi zannediyorum

Balede zaten başarılıydı. 20 yaşında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin başbalerini olacak kadar. 36 yaşında oyunculuğa geçmeye karar verdi, aynı yıl Altın Portakal aldı: 1992, “Düş Gezginleri”. Bunlar tartışılmayan tarafları. Fakat Lale Mansur aynı zamanda siyasi faylarda dans etmekten geri durmayan bir aktivist. Hayatı boyunca takdir kadar tepki de topladı. Bu yönü sorulduğunda “İnandığım bir şey yaptığımda başkalarının ne söylediğine asla aldırmam” diyor.

◊ Asker kızı olmanın nesi daha zor: Disiplin mi, hayata bakış farklılıkları mı?
- Hayata bakış konusunda babamla bir görüş ayrılığımız olmadı. Üç oğlandan sonra gelen kız çocuğu olduğum için malum, disiplin de bana hiç sökmedi.
◊ Müzisyen Şanar Yurdatapan abiniz. Evde kim avantajlı: Büyük kardeş mi, küçük mü?
- Ben küçükken Şanar Abim üniversitede okuyordu. Sadece tatillerde birlikte olabiliyorduk. Eve gelmesini dört gözle beklerdim.
◊ Sahnede hangisi daha keyifli: Oyunculuk mu, başbalerinlik mi?
- İkisi de âşkla yaptığım işler. Tercih etmem imkânsız.
◊ Hangi ödül sizin için daha anlamlı: Ankara Uluslararası Film Festivali’nde aldığınız en iyi kadın oyuncu ödülü mü, Antalya Film Festivali’nde aldınız mı?

Yazının Devamını Oku

Tel sarar Aleyna tel sarar

İki mühendis yolda giderlerken araba bozulmuş. Makine mühendisi yatmış hemen otomobilin altına fakat uğraş uğraş, bir türlü yapamamış.


Bilgisayar mühendisi olan dayanamamış, en sonunda sormuş: “Acaba bir kapatıp yeniden mi açsak...”
Aleyna Tilki’ninki de o hesap.
Artık asistan kaprisiyle uğraşamayacağını açıklayıp onun yerine dadı aradığını duyurdu sosyal medyadan.
Bilgisayar mühendisi haklı.
Bazen her şeye en baştan tekrar başlamak iyi fikir olabilir.
Aradığı dadı İngilizce ve Rusça bilmeliymiş.

Yazının Devamını Oku

Kahvaltıcı gece kulübüne, kebapçı Reina’ya dönüşüyor

Pandeminin sosyal hayatımıza kattığı en önemli şeylerden biri de fazla yer değiştirmeden aynı mekânda, aynı insanlarla, aynı personelle birkaç işi birden çözebilmek: Hem ‘happy hour’, hem akşam yemeği hem de bar...

Sadece İstanbullu olup bu yaz Bodrum’da yazlık açanların sayısı 20’ye yakın: Lucca, Must, Topaz, Galliard, Mânâ, 25 sene sonra ilk kez Papermoon, 27 sene sonra Sunset...

Çeşme bariz geri kaldı, böyle bir hareketlilik yok. ‘Sezonun yenileri-merak edilenleri’ dediğinizde üç-beş yer arasında adı geçenlerden biri Cherie.

Kahvaltıda kahvaltıcı: Taze kruvasanlar. Öğle brasserie: Provensal ızgara enginar. Akşam restoran: Odun ateşinde kaburga. Gece bar: Sakızlı riz au lait. Sabah 10.00’dan 1.00’e kadar kendi içinde bir döngüsü var. Ve kahvaltıda gördüğünüz biriyle ya akşamüzeri ya da gece tekrar karşılaşıyorsunuz.

Pandeminin sosyal hayatımıza kattığı en önemli şeylerden biri de bu bence. Fazla yer değiştirmeden aynı mekânda, aynı insanlarla, aynı personelle birkaç işi birden çözebilmek: Hem ‘happy hour’, hem akşam yemeği hem de bar... Hem kahvaltı mekânı hem gece kulübü şeklinde bütün güne yayılan servisiyle pandemi tipi yeni işletme tarzının bir öncüsü sayılabilir Cherie. Benim işime gelir. Çünkü Çeşme’nin normalde sürekli mekân değiştirmek üzerine kurulu bir düzeni var. Sabah kalk, arabaya bin, koştur koştur meşhur kahvaltıcılardan birine. Dön otele hazırlan, sahil uzak olduğu için yine arabayla sahile. Güneşlendin, yüzdün, ‘happy hour’ için başka ‘beach’e. Dön otele, giyin, balıkçıya... Eğleneceğiniz yer yemekten uzaktaysa, bin tekrar, gece kulübüne... Gün ağarırken o senenin popüler ‘after mekân’ına. Dön otele. Her gün aynı turnike...

Çeşme izlenimlerimin devamı, haftaya...

Çamlık Yolu’ndaki Cherie’de gündüz kahvaltı edilen rahat masalar akşam stantlaşıyor, birkaç küçük neon numarasıyla ortam seksileşiyor. Bu kabuk değiştirmeye paralel olarak DJ performansı yabancıdan Türkçelere dönmeye başlıyor.

KİTLESİ DE REINA KİTLESİ

Yazının Devamını Oku

Sertab haklı mı haksız mı?

Bodrum’da bir çevre etkinliğine katılan Sertab Erener’in, “Artık çocuk doğurmamamız gerekiyor. Biraz duralım gerçekten, çoğalmamamız gerekiyor. Fareden beter olduk, onlar bizden az ürüyor olabilirler” açıklaması tartışılıyor.

HAKSIZ ÇÜNKÜ:

Fare benzetmesi çok talihsiz olmuş. İnsanların çocuklarına fare yavrusu der gibi. Sertab’ın çocuğu yok. 56 yaşından sonra da yapacağını zannetmiyorum. Belki de kendisi çocuk yapmadığı için kuramadı bu empatiyi, farkında olmadan çok çocuğu olan aileleri incitti.

HAKLI ÇÜNKÜ:

Dünya, sonsuz kaynakları olmayan, orta büyüklükte bir gezegen. 2 bin yıl önce 300, 1600’lerde 600 milyon olan insan nüfusu, şu anda 8 milyara dayanmış durumda. 2100’de 11 milyarı geçecek. Bu kadar boğaza can mı dayanır?

HAKSIZ ÇÜNKÜ:

Gezegendeki kaynakları hızla yok etmemizin tek nedeni nüfus artışı değil. Aşırı tüketim de bir o kadar önemli. Eskiden insanlar tek bir kıyafetle ömrünü geçirirmiş. Sertab’ın sadece kostüm odasını gözünüzün önüne getirsenize... 

HAKLI ÇÜNKÜ:

Dünyanın bazı bölgeleri için ciddi planlamalar gerekiyor. 30 yılda nüfusu en çok artacak 10 ülke arasında Kongo, Bangladeş, Etiyopya gibi kaynakları kıt, halkı fakir ülkeler yer alıyor. Bu toplumlar göç vererek başka coğrafyalar üzerinde de baskı oluşturacaklar. 

Yazının Devamını Oku

Evlenmeden çocuk

Model Didem Soydan, sevgilisi Burak Deniz’den ayrıldı. Artık evleneceğinden ümidi kesen ailesi “Bari çocuk yap” demiş.

Valla güzel polemik.
Bana çok acayip geldi.
Öbür yandan da çocuğunun mürüvvetini görmek gibi torun sevmek de her ebeveynin hakkı.
Öyle de evlenmiyor, böyle de.
Bari torun bakalım kafası...
Düşündüm taşındım, şuna karar verdim:
Baba çocuğu nüfusuna aldıktan sonra sorun yok bence.

Yazının Devamını Oku