GeriSavaş ÖZBEY Âşık olmadan da sevebilirsin! Olmaz mı ya Olur bence...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Âşık olmadan da sevebilirsin! Olmaz mı ya Olur bence...

Sadece sosyal medyada değil, cemiyet hayatında da fenomen. İsmi sürekli memleketin en gözde bekâr erkekleriyle anılıyor. Soru hazırlarken hakkında o kadar çok “Aptal... İki kelimeyi bir araya getiremiyor” gibi yorumla karşılaştım ki insan şaşırıyor. Öyle mi değil mi? Varın, siz karar verin: Arenada, aslanların önüne atıyorum Dila Tarkan’ı...

◊ Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı her aşkınızın kötü bitmesi mi?

- İkisi de birbirinden beter... Vazgeçtim yok yok, her aşkın kötü bitmesi daha beter. Çünkü insanın yıpranmaktan artık ne kimseye güveni ne de inancı kalır. Kimseye âşık olamamak da çok kötü tabii ama en azından âşık olmadan da sevebilirsin. Olmaz mı ya, olur bence.

Âşık olmadan da sevebilirsin Olmaz mı ya Olur bence...

◊ Affetmek mi unutmak mı?

- Unutmak bir koruma kalkanı. Vücudumuzun kendini korumak için geliştirdiği bir refleks gibi. Affetmekse olgunluk gerektirir. İnsanı kökünden rahatlatıp o konudan arındırır. O yüzden mümkünse affetmek, affedip yoluna devam etmek...

◊ Bir insan için hangisi daha ağırdır? İhaneti bilip de susmak mı, habersiz yaşamak mı?

- Bilip de susmak. Habersiz yaşamak da çok üzücü ama en azından habersizsin, mutlusun, hâlâ bir inancın ve güvenin var. Bilip de belli sebepler yüzünden susmak çok ağır. İnsanın inancını, güvenini, neşesini, her şeyi alıp götürür.

◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi kayıtsızlık mı?

- Nefret. Çünkü ikisi de çok yüklü hisler. Duygu kategorisinin iki farklı ucu. Kayıtsızlık bence tamamen farklı bir şey, duygu eksikliğinden yani.

◊ Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir: Sevdiğiniz zaman mı sevildiğiniz zaman mı?

- Sevdiğim zaman. Çünkü insan sevdiği zaman bazı şeyleri affetmesi veya mazur görmesi daha kolay oluyor.

◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?

- Yemek konusunda seçiciyim, mümkünse kimse benden çiğ tavuk yememi istemesin. Daha mantıklı isteklerle gelinirse sevinirim (Gülüyor)...

Âşık olmadan da sevebilirsin Olmaz mı ya Olur bence...

Dila Tarkan, şu anda iş insanı Dağhan Doğruer ile birlikte.

Yüzde 70 içgüdü yüzde 30 mantık

◊ Mantık mı içgüdü mü?
- İçgüdü... 3-4 sene öncesine kadar sadece içgüdülerime ve duygularıma göre davranır, hayatımı öyle yaşardım. Neyse ki sonradan biraz da mantık girdi işin içine. Ama şu an bile hâlâ yüzde 70 içgüdü, yüzde 30 mantık.

◊ Aldığınız kararlarda anneniz mi babanız mı etkilidir?

- Babam. Karakter olarak da ona daha çok benziyorum.

◊ Bir şeyi gece planlamak mı sabah planlamak mı?

- Gece planlanan şeyler sanki bir yarım kalıyor. “Aa tamam, yarın bakarız, konuşuruz” oluyor hep. O yüzden gündüz sakin kafayla, biraz daha iş bitirici bir modla sabah.

◊ Zaman makinesi icat ettiniz, nereye giderdiniz: Geçmişe mi, geleceğe mi?

- Geleceğe gitmek beni korkutur. Çünkü gördüklerimden sonra kesin farklı yapmak isteyeceğim şeyler olurdu. Bu sefer de geri dönüp onları değiştirmeye çalışır, her şeyi rayından çıkarırdım. Geçmişe gitmek hepimiz için daha hayırlı. Bir de birçok farklı döneme gitmek isterdim. Dinozorların çağıyla başlayıp günümüze kadar çok durak var!

◊ Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?

- Duruma avantaj olarak bakacaksak zengin ve çirkin. Günümüzde estetiğin geldiği noktaya bakarsak o kadar parayla kimsenin çirkin kalma şansı yok. Estetikle insanlar o kadar değişiyor ki yakında herkes komple Instagram filtrelerine dönüşecek. Bence önemli olan zengin, fakir, güzel, çirkin değil; bu hayatta şanslı ve iyi kalpli olmak. Bu ikisi olunca insanın önüne doğru kapılar açılıyor.

◊ Abla olmak mı kardeş olmak mı?

- Ben ablayım. Ama kardeş olmak daha güzel. Kardeş olunca daha az sorumluluğunuz oluyor. Aileniz ilk çocukta bütün sınavlarını atlatmış oluyor. Daha rahat büyüyorsunuz. İkinci çocuklar her zaman daha şanslı.

◊ İstanbul’un: Anadolu Yakası mı Avrupa Yakası mı?

- Geçen seneye kadar hep Anadolu tarafında oturdum. Ailemin büyük kısmı, çocukluk arkadaşlarımın çoğu da o tarafta. Ama hayatımın yüzde 90’ı Avrupa tarafında geçiyor ve bu tarafa taşındıktan sonra lokasyonun ne kadar önemli olduğunu anladım. Sakinlik ve güzellik bakımından Anadolu Yakası. Fakat Avrupa Yakası’nda çok çok daha mutluyum.

◊ İmkân olsa hangisini seçerdiniz? Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?

- Valla ikisi de çok iyi olurdu. Bu arada bir sürü sporda aslında başarılıyım, çocukluğumdan beri denemediğim sayılı spor kalmıştır. Ama bu soruya bütün müzik aletlerini çalabilmek diyeceğim çünkü müzik, hayatımda inanılmaz yer kaplıyor. Günümün gidişatını bile değiştirebilecek bir etkiye sahip. Ah bir de sesim güzel olaydı... Beni kimse tutamazdı (Gülüyor)...

GÜNDELİK HALLER...

Gelsin uykusuz bir gece!

◊ Sofrada hangisine tahammül daha zordur? Obura mı gevezeye mi?

- Ben de çok konuşan biriyim. O yüzden herhalde obura tahammül daha zor olurdu. Sofradakilerden çok yemekle ilgilenmesi insanı bir tık sinir edebilir. Evet evet, eder.

◊ Asla hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor... Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?

- Ayyy bu bazen oluyor, eğer siması tanıdıksa genelde hatırlamadığımı çaktırmıyorum, sohbetin bir yerinde zaten hatırlıyorum. Ama eğer yüzünü bile hatırlamıyorsam o zaman direkt hatırlamadığımı söylüyorum.

◊ Eve yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız uykusuz mu kalırsınız?

- Eğer çok yakınımsa uyandırırım, hiç çekinmem. Yok eğer çok samimi bir arkadaşım değilse geçmiş olsun, gelsin uykusuz bir gece!

◊ Uçakta habire omuzunuzda uyuyan bir amca var... İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?

- Koronadan önce olsa kesin ince ince ittirirdim. (Gülüyor) Ama şu an amcam bir zahmet sosyal mesafeye dikkat etsin. Karşımdakiyle çözmeye çalışırım, kimseyi şikâyete gerek yok.

POPÜLER ŞEYLER...

Her ne kadar erkek arkadaşım esmer olsa da Kıvanç!

◊ İlkinde 611, ikincisinde 243 bin takipçiniz var. Twitter mı Instagram mı?

- Twitter’da hiç aktif değilim, hatta pek bakmam bile. Eskiden açmıştım, öyle duruyor. O yüzden kesin Instagram!

Âşık olmadan da sevebilirsin Olmaz mı ya Olur bence...

◊ Yeşilçam’dan: Türkan Şoray mı Filiz Akın mı?

- E Türkan tabii. Acayip hoş ve alımlı. Hâlâ da öyle. Çok klas...

◊ Beren Saat mi Serenay Sarıkaya mı?

- İkisi de çok güzel, ikisini de çok beğenirim. Beni hoşgör, bunu seçemeyeceğim galiba.

◊ Kıvanç Tatlıtuğ mu Burak Özçivit mi?

- Kesin Kıvanç! Her ne kadar erkek arkadaşım esmer biri olsa da, burada oyum Kıvanç’tan yana.

Âşık olmadan da sevebilirsin Olmaz mı ya Olur bence...

◊ Hangisiyle komşu olmak isterdiniz? Madonna mı Cardi B mi?

- Yani Madonna bir efsane onunla komşu olmak, arkadaş olabilmek inanılmaz olurdu. Ama bir yandan da Cardi’yle yaşlarımız daha yakın, komşu olsak belki “Muhteşem Yüzyıl”ı birlikte izlerdik (Gülüyor).

◊ Hangisi daha çok çekti: Külkedisi mi Pamuk Prenses mi?

- Külkedisi yazık, yavrum çok çekti. Üvey annesi bir taraftan, üvey kardeşleri bir taraftan... Bir de zaten gerçek ailesini kaybetmiş, Allah kolaylık versin...

◊ Eski bir hatıranın yadına hangisi daha güzel eşlik eder? Sezen mi, Ajda mı?

- Ajda! Çünkü melodileri, sözleri hep daha yüksek enerjili, daha eğlenceli, daha benlik. Çok efkârlı biri olmadığım için eski hatıraları düşündüğümde de yine güzel anlar aklıma gelir, onları yaşadığım için ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm. ‘Güzel bir geçmiş’ olarak kalmaya devam eder.

◊ En çok hangisine gülersiniz: Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?

- Her ikisine de katıla katıla gülerim. Bir dönem Ata Demirer’in gösterisini o kadar çok izlemiştim ki bütün şovu ezbere arkadaşlarıma yapıyordum. Bence Ata, taklit ve espri anlayışı bakımından her yaşa hitap ediyor, Cem Yılmaz’ın esprileri biraz daha yetişkinlere yönelik.

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI...

◊ Hangi üçlü sizinki: Rakı-balık-Ayvalık mı kebap-şalgam-Adana mı?
- Ayvalık!

◊ Ayaklarınıza kara sular inmiş... Hangisi: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?
- Film!

◊ Tekne mi karavan mı?
- Tekne!

◊ Hangisi iç gıcıklar? Göz kırpmak mı göz kaçırmak mı?
- Kırpmak!

◊ Hangisi dekoltenize daha çok güvenirsiniz: Sırt mı bacak mı?
- Bacak!

◊ Tavla mı satranç mı?
- Tavla!

◊ Yılın hangi dönemi daha romantik? İlkbahar-yaz mı sonbahar-kış mı?
- İlkbahar!

KÜÇÜK KEYİFLER...

Pesketaryen olacağım

◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal mi pijama-terlik-televizyon mu?
- Pijama-telefon-televizyon. Evde hep en rahat kıyafetlerimi giyip, çoğunlukla televizyon karşısındayım.

◊ Deniz-kum-güneş mi orman-ağaç-temiz hava mı?

- Sonuna kadar deniz-kum-güneş!

◊ Bodrum mu Çeşme mi?

- Bodrum’da yazlığımız var. İkinci evim gibi. Çocukken her yaz Bodrum’da geçerdi, artık o kadar uzun kalamasam da hâlâ çok sıcak gelen ve ev hissi veren bir yer. Çeşme’yi de seviyorum tabii ama o tatiller daha koşturmalı oluyor.

◊ Gündoğumu mu günbatımı mı?

- Bence gündoğumu. O yeni başlangıç duygusu... Ha “Kaç gündoğumu gördün ki?” dersen o tartışılır tabii. Erken uyanan biri değilim. Ama dur, yok vazgeçtim. Günbatımında da bazı günler hava pamuk şeker rengine dönüyor ya bayılıyorum. Her gün öyle olacaksa oyum günbatımına.

◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?

- Kırmızı et. Annem senelerdir pesketaryen (sadece deniz mahsulü tüketenler). Bu durumdan gayet memnun. Ben de belki bir gün böyle bir diyete dönmeyi umuyorum.

◊ Biraz yoldan çıkmak istediniz... Mantı mı iskender mi?

- Bak bu çok zor soru... İkisi de çok güzel ama sanırım hamur işini seçeceğim. Hamura hayır demem.

 

 

 

X

Baba sevgi bekliyor çocuk hayallerine destek

“Erkeklik krizi” nedeniyle günümüzün baba-çocuk ilişkisi psikolojinin en alengirli alanlarından biri. Lipton tarafından 300 yetişkin ve 300 gençle görüşülerek bir araştırma yapıldı. Sonuçlar, bu özel günde telefona sarılmamızı gerektiren çarpıcı mesajlar içeriyor.

◊ Babaların çocuklarından sevgi beklentisi daha fazla. Çocuklarınsa yüzde 78’i babalarının hayallerini desteklemesini bekliyor.
◊ Görüşülen çocukların neredeyse yarısı, hayallerinden babalarının bihaber olduğunu ifade ediyor.
◊ Babaların yüzde 87’si çocuğuyla daha açık bir iletişim kurmak istediğini söylerken, bu oran çocuklarda yüzde 78.
◊ Benzer şekilde yüzde 73’lük bir kesim babalarının onları değiştirmeye çalışmak yerine onlardaki olumlu özellikleri görmesini istiyor.
◊ Babaların yarısından fazlası çocuklarının kullandıkları kelimeleri, konuştukları şeyleri anlamıyor, yabancı hissediyor.
◊ Babaların yüzde 80’i konuşmadan bakışarak bile anlaşabileceklerini düşünürken, çocukların yüzde 41’i buna katılmıyor.
◊ Babaların yüzde 88’i “Çocukların anneyle iletişimi daha iyi”, yüzde 70’i “En son babalar duyar” diyor.

Yazının Devamını Oku

Çeşme’den Kuruçeşme’ye...

İstanbul mekânlarının güneyde yazlık açmasına alışkındık. Nadiren güneyli markalar da İstanbul’da kışlık açıyordu. Fakat Korto’nun bu mevsimde Alaçatı’dan gelip İstanbul’da yer açması bir ilk. Nasıl bir yer mi? Anlatayım...

Saat 19.00. Kuruçeşme’de geçen hafta açılan Korto’nun püfür püfür terası çoktan dolmuş. Çoğunluk boydan boya Boğaz’a ve Kuleli’ye bakan barın önünde. Barın gerisinde kalan masalarda da insanlar var.

Ama personeli saymazsak neredeyse herkes kadın. Gülen kadın, onu süzen kadın, konuşan kadın... Tek başına kokteyl içen kadın, uzaklara dalan kadın... Güzel kadın, daha güzel kadın, çok bakımlı kadın... Ebru Akel, Pınar Hotiç, Milka Karaağaçlı İnce, Çiğdem Kayalı. Belki aralara tek tük bir Erdem Yener, bir de Şükrü Özyıldız. İşletmeci Berti Palambo’ya bunun sebebini soruyorum. “Benden çok, ortağım Seda Vardar’ın arkadaşları ve çevresi. Sevdiler burayı” diyor. Çoğunlukla Bebek, İstinye, Ulus, Yeniköy ahalisi. Turist hiç yok.

SOHBET DE MÜMKÜN AYAKTA SALLANMAK DA

Mekân üç katlı. Girişte çok şirin, çinili bir bahçe ve konser alanı var. Daha çok 25-35 yaş grubuna hitap ediyor. Zaten belli bir saatten sonra onların müzikleri ayrılıyor, daha elektroniğe dönüyor. 250 kişilik konser alanı şu anda kapalı. Bir aksilik olmaz da kışın devam ederlerse canlı performanslar olacak. Ara kat Civarda adında yeni bir modern meyhane.

ASIL KORTO, ÜÇÜNCÜ KATTAKİ AÇILIR-KAPANIR TERAS. BURASI ESKİ LA MANCHA.

O hali biraz koyu ve karanlıktı. Şimdi duvarlar beyaza boyanmış, beyaz avizeler, beyaz masa-sandalyeler, muz ağaçları gelmiş; ferah, havadar, yazlık bir yer olmuş.

Yazının Devamını Oku

Rol çalma Kıraç konumuz milli takım

Milli takım için yaptığı marş beğenilmeyen Kıraç, takımın Galler yenilgisinden sonra “Özür diliyorum! Milli takımın başarısızlığından tamamen ben sorumluyum” açıklamasını yaptı. Kıraç sizce ne demek istiyor olabilir...

Milli takım için hazırladığı “Haydi” isimli marş beğenilmeyince Kıraç küplere bindi.
“Olmayan ne? Müziği mi? Asker mi? Mehmet mi? Bayrak mı? Nedir gerçekten olmayan?” diye sordu sosyal medyadan.
Bir kuruş bile almadan, iyi niyetle yaptığı çalışmanın bu kadar sert eleştirilmesine içerlemekte kendince haklı olabilir Kıraç.
Ama beğenmeyenler de haklı.
Mesela ben de ne sözlerini, ne bestesini ne de klibini sevebildim “Haydi”nin. Lafzi kadar, ruhu da aykırı geldi bana.
Asker göndermeleri falan...
Savaşa mı gidiyoruz, spor karşılaşmasına mı?

Yazının Devamını Oku

Heykellerini dikmeyelim de...

Küresel felakete karşı gururumuz iki kişi sayesinde daha da büyük: Özlem Türeci ve eşi Uğur Şahin. Günlük 1 milyon aşılama sayılarına yaklaştıysak onların sayesinde. Keşke bir üniversiteye ya da en azından bir tıp fakültesine isimlerini versek...

Bugün ikinci doz BionTech aşımı vurulacağım.
İlk aşı, akşamında hafif sersemlik, sabahında da hafif kol ağrısı yapmıştı.
İkinci dozun biraz daha sert geçeceğini söylüyor olanlar. Grip gibi oluyormuş.
O kadarına can feda.
Yeter ki korona olmayayım. Daha mühimi, başkasına bulaştırmayayım.
Yaşadığımız kapkaranlık aylardan sonra haberler öyle aydınlık ki...
Aşılamada rekor üstüne rekor kırıyoruz. Bu gidişle çok yakında salgının da belini kıracağız. Bütün dünyayı titreten bu felakete karşı, başka ülkelerle kıyasladığımızda...

Yazının Devamını Oku

Öldürdüğü kadının telif hakları peşinde

Özgecan Aslan, Emine Bulut, Pınar Gültekin, Aleyna Çakır gibi “kadına şiddet” haberleriyle hafızalarımıza kazınan mağdurelerin belki de ilk “popüler” ismi Bergen. Hayatının film olmasına karar verildi. Katil kocası, 30 sene sonra telif hakkının kimde olduğuna dair ahkâm kesiyor.

O dönemin popu, arabesk müzik yapıyordu. “Şikâyetim Var” albümüyle 1982’de meşhur oldu, büyük başarı.

Daha 22 yaşındaydı. Yani bizim Aleyna Tilki kadar henüz ya var, ya yok o zamanlar...

Ama tadını süremedi.

O meşhur olduğu yıl iki gözünü birden kaybetti.

Halbuki ne güzel kızdı, kalem kaş-badem göz...

Gözlerini kaybetmesinin nedeni kocasıydı. Sahnedeyken, yüzüne kezzap attı. Teslim olmadı, kaçtı.

Doktorlar Bergen’in sol gözünü kurtardılar. Ama sağ gözü bir daha açılmadı.

Yazının Devamını Oku

Öğrenilmiş çaresizlik gibi öğrenilmiş Demir Lady...

“Bana, unutmayın ki hiçbir şey olmaz” vecizesi popüler kültürde öyle yer etti ki en sonunda NFT’de satışa çıkardı. Kalenin dışarıdan görünüşü böyle: Yıkılmaz surlar... Ama ikilemli sorularla “içeriden” bildirmesini isteyince başka şeyler anlattı Gülben Ergen: “Bir başıma ağlarım ben. Acımı kendim yaşar, örterim nedense... Öğrenilmiş Demir Lady duruşu.”

◊ Ekran mı, sahne mi?
- Ayıramam. İkisinin zevkleri, ulaştığı hedef kitleler çok farklı. Sahne aldığınız yerde yüzler binler olur ama TRT ekranına çıkarsınız en ücra köylere dokunursunuz.
◊ Kariyerinizde hangisi daha önemlidir: Kelebek’in düzenlediği “Sinema Yıldızı” yarışmasında ikincilik mi, yine Altın Kelebek’te “Dadı” ile en iyi kadın oyuncu ödülü kazanmanız mı?
- “Dadı” meslek hayatımın dönüm noktalarından biri. Seneler geçmesine rağmen unutulmayan bir ekran klasiği. Yarışmaysa ilk yıllarım, ilk adımlarım.
◊ 25 Ağustos, Başak kadını... Nesi daha zor: Aşırı titizlik mi fazla sorumluluk mu?
- Detaycılık ve titizlik. Ve bitmeyen bir otokontrol sistemi. Ömür törpüsü.

Yazının Devamını Oku

Başkent’in “lezzeti” İstanbul’a düşer mi?

Ankara’da belediyenin girişimiyle “Lezzet Ankara” uygulaması başlatıldı. Esnaftan 0 komisyon alarak üreticiyle tüketiciyi buluşturmayı amaçlıyor. Bir yanıyla şahane: Böylece rekabet oluşacak, belki bu sayede Yemeksepeti de aynı hizmeti daha ucuza vermenin yollarını arayacak. Ama bir yanıyla...

Yıllar yıllar önce, minicik bir ofis. Yemeksepeti’nin şimdiki CEO’su Nevzat Aydın, o zamanlar “genç girişimci”. Yemeksepeti’nin ilk röportajı için çok heyecanlı.
Sanıyorum benim gibi, Nevzat Aydın’ın da işin bir gün bu kadar büyüyüp bugünkü gibi bir deve dönüşeceğinden haberi yok...
Uygulamayı yıllardır kullanıyorum. Çok da memnunum. Özellikle geri dönüş sisteminden.
Bir sorun yaşadığınız anda karşınızda hemen bir muhatap bulabiliyorsunuz.
Hatta “Siparişiniz yolda” falan diyen kişi, sırf bizi oyalamak için oraya konulmuş bir robot mu diye merak ettim bir gün, yazdım.
Kanlı canlı, gerçek insan cevap verdi “Yok efendim, ben robot değilim” diye.
Birkaç yıl önce yeni merkezlerini ziyaret etmiştim.

Yazının Devamını Oku

Dişi enerjisine alışık mısınız?

Yeni albüm çıkaran Gökhan Türkmen, etrafındaki dişi enerjisinin üretkenliğini nasıl artırdığını anlatmış. Çok da güzel ifade etmiş. Ama gel de bunu bizim “dişi”lere anlat...

7 şarkılık yeni albümü “7” için Sinem Vural’a konuşan Gökhan Türkmen, “dişi enerjisi”ne alışık olduğunu açıkladı:
“Evlenmeden önce de ablam ve annemle yaşadığım için dişi enerjisine hep alışkınım. Eşim ve kızlarım vizyonumu genişletiyor, farkındalığımı artırıyor. Çok şey öğreniyorum eşim ve çocuklarımızdan.”
Gökhan Türkmen’in bahsettiği bu “dişi enerji” konusu mühim.
Biraz açmak lazım.
Ben de son birkaç gündür Bodrum’da böyle bir “dişi enerji”nin tam ortasındayım.
Misafiri olduğum kadın arkadaşım, annesiyle çok içli dışlı yaşıyor. İki kadının hakimiyetini evde sürekli hissediyorsunuz.
İki kadının sistem kurduğu bir yerde sizin hanenize sadece beceriksizlik, sakarlık, işgüzarlık düşüyor.

Yazının Devamını Oku

Ebru mu cool Gülben mi gerçekçi

Ebru Gündeş ile Gülben Ergen’in “bu dönemde sahne almak” üzerine takındıkları tavrı nasıl buluyorsunuz? Diğer sanatçı arkadaşlarınız sahneye çıkmazken size teklif gelse... Ebru Gündeş gibi ret mi ederdiniz, Gülben Ergen gibi kabul mü?

Tartışmanın fitilini ateşleyen, söz yazarı Günay Çoban’ın bir tweet’i. Ebru Gündeş’in Bodrum’dan aldığı teklifi geri çevirdiğini duyuruyor ve “Gerçek sanatçı duruşu budur” diyordu.

Diğer sanatçı arkadaşları sahneye çıkamıyor diye Ebru Gündeş’in bu yaptığı ilk bakışta çok “cool” hareket.

Hani yandaki esnaf siftah yapmadan ben ikinci müşteri kabul edemem diyenler gibi...

Ama bu reddin ya da iptalin başka bir sebebi olmasın?

Çünkü biraz incesini düşününce, Gündeş’in bu hareketinin başta kendi kadrosundaki müzisyenler, o mekânda çalışan garson, şef, komiye zararı var ama başka kimseye bir faydası yok.

Bilakis otelin bahçesinde dinleti olur, açılış-gala-kutlama olur, ne kadar çok müzisyen kemanını, gitarını bir yerlerde tıngırdatabilse o kadar kâr bence.

Mevcut kısıtlamalara riayet ederek tabii.

Gülben Ergen

Yazının Devamını Oku

Tık için ünlü “öldürüyorlar”

Ne sinir bozucu. Özellikle de aileniz için... Çünkü duyanlar ilk iş başsağlığı için yakınlarınızı arıyor. Gecesi, sabahı da yok. En komik örnek Fedon. Onu da geçen yıl “gömdüler”. Hem de doğum gününde.

En son oyuncu Melek Baykal’ı “öldürdüler”. Haberi uydurup yayanlara dava açma kararı almış.

En son Baykal ama en çok “Çaycı Hüseyin” Alpaslan Özmol “öldürüldü” galiba.

Kimi “koronadan”, kimi “uçak kazasında” diye o kadar çok ölüm haberi yayıldı ki...

“Arkadaşlar, ben yaşıyorum” diye isyan etti: “Öldüğüm gün size haber vereceğim. Adamı hasta etmeyin. Bir gün öleceğiz, bu sefer de ‘Yok ölmemiştir’ diyecekler...

Allah gecinden versin, daha geçen ay Emel Sayın “gitti” mesela. Kalpten.

Kadıncağız sevenlerimi yaşadığıma inandırayım diye canlı video yayınlamak zorunda kaldı: “Gördüğünüz gibi gayet iyiyim.

Aslında çok sinir bozucu bir şey. Özellikle de yakınlarınız için... İnsanlar başsağlığı niyetiyle ilk iş ailenizi arıyor.

Gecesi-sabahı da yok bu işin.

Yazının Devamını Oku

Ortaokulda müzikten kalan bir çocuktum

Hayat gerçekten sen planlar yaparken başına gelenlerden ibaret: Aslında basketbolcu olmak istiyormuş. Ne alaka; kendini Pavarotti’yle makarna tarifleri paylaşırken bulmuş! İkilemli sorularda bu hafta “operanın gülümseyen yüzü” Hakan Aysev var.

◊ Hakan Aysev olmanızda hangisi daha etkili: Viyana Devlet Operası’na kabul edilmeniz mi, Pavarotti’nin hocanız olması mı?

- En önemli etken, Viyana Devlet Operası’na kabul edilen ilk Türk solist olmam. 21 yaşında bu tecrübeyi yaşamak, benim için önemli başlangıç oldu. Sonra dünya ve Türkiye’deki kariyerimin temelini oluşturdu.

◊ Sizce hocanıza hangi yönünüz daha çok benziyor: Tekniğiniz mi, balıketliliğiniz mi?

- Aslında her ikisi de. (Gülüyor) Çünkü beraber yaptığımız şan derslerinin yarısı makarna tarifleriyle geçiyordu. Ondan öğrendiğim en önemli şey, efsane bir sanatçı olsanız bile önce iyi insan olmanız gerektiği... Luciano bir fırıncı oğlu olarak doğdu ve o şekilde bu dünyadan ayrıldı.

◊ Hangisinde müzik ortamında albüm kaydı yapmak daha profesyonel: Frankfurt mu, Barselona mı?

- Almanlar her zaman daha profesyonel ve disiplinli. Almanya’da yaptığım kayıtlar hep daha hoşuma gitmiştir. O yüzden Frankfurt diyorum.

Yazının Devamını Oku

Çamlıca Kulesi pahalı mı?

Giriş 60 lira. İndirimli 30. Asansörle yukarı çıkmanız 1 dakika sürüyor. Çıkınca restoranda çay 10 lira, poğaça 10, ızgara köfte 62. Yani bir öğrenci ancak 40 lira verirse kulede bir çay içebiliyor.

Ne şiirler, ne şarkılar var... “Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır”dan tut...
(Günümüz Türkçesiyle diyor ki: Tek bir çakılını bile bütün İran’a değişmem.)
Kaldı ki o zaman İran, kıymetli memleket.
“Sana dün bir tepeden”e kadar...
İşte “Aziz İstanbul”u seyredebileceğimiz en yüksek bina, artık Çamlıca Kulesi.
Uzunluğu 369 metre.
Deniz seviyesinden 587 metrelik yüksekliğiyle İstanbul’un en yüksek yapısı.

Yazının Devamını Oku

Ses tellerini mi kessinler?

Müzisyen Hakan Altun sazının tellerini kesti. “Bu ut artık sustu” diyor canlı yayında. 80 milyon toplanıp bir avuç yeteneğimize sahip çıkamıyoruz.

Anlatamıyorlar, duyuramıyorlar.
Pandemi harala gürelesinde fark edilmiyor.
Müzisyen Hakan Altun sazının tellerini kesti.
“Bu ud artık sustu” diyor.
Ne yapacaklar artık?
Canlı yayında ses tellerini mi kessinler?
80 milyon toplanıp bir avuç yeteneğimize sahip çıkamıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yasınızı nasıl tutacağınızı sosyal medyadan öğreneceksiniz

Pelin Öztekin bir fotoğraf paylaştı. Havuza girmiş. Altına da “Sezonu açtım” yazmış. Vay efendim, babasının ölümü bu kadar yakınken nasıl havuza girermiş? Nasıl sezon açarmış? Sosyal medyanın yarattığı en büyük erozyon bu bence: Toplu pervasızlık, örgütlü hadsizlik.

Usta oyuncu Rasim Öztekin’i üç ay önce, 8 Mart’ta kaybettik.
Kızı Pelin Öztekin şu sözlerle dağladı yürekleri sosyal medyada:
“Eskiden en sevdiğim 8, artık uğursuz. Her ayın 8’i çıkmaz sokak gibi. Bıraktığından beri daha dağınık buralar. Ben toparlamaya çalıştıkça tuttuğum, tutunduğum her şey paramparça. ‘Alışacaksın’ diyorlar ama sormuyorlar hiç baba: Ben alışmak istiyor muyum?”
Sadece baba kaybetmenin acısı değil bu sözler.
Aynı zamanda “muhterem” biri hayatınızdan gittiğinde yarattığı boşluğun ifadesi.
Yani Pelin Öztekin’in acısı çifte:

Yazının Devamını Oku

Ekmek polemiği yeni sanatçıların katılımıyla büyüyor

Bir tarafta Seda Sayan... “Sen kimsin” Seda. Kadırga kaplanı. Karşı köşede Demet Akalın... Polemik, kavga ve giderler kraliçesi. Mevzu: Birinin programının bitmesi, öbürünün başlaması... Kabaca böyle. Ama şeytan ayrıntılarda gizli.

Güreşin tarafları o kadar “ağır sıklette” ki...

Bir tarafta Seda Sayan...

“Sen kimsin” Seda.

Kadırga kaplanı.

Karşı köşede Demet Akalın...

Polemik, kavga ve giderler kraliçesi.

Mevzu: Birinin programının bitmesi, öbürünün başlaması...

Kabaca böyle.

Yazının Devamını Oku

Para insan seçer herkesi sevmez hazır değilsen perişan olursun

İkilemli soruların konuğu oyuncu ve fenomen Akasya Asıltürkmen. Türkiye’de kadın olmanın zorluğunu cesaretle göğüsleyebilmiş biri. Aile, hayat gibi konularda şaşırtıcı bir dinginlik sahibi: “Unutmadıysan affedememişsindir” diyor. Aşk ve mutluluk konularındaysa buz gibi bir bilgelik sergiliyor: “Affetmeden unutamazsın.” Bazı konularda çok keskin: “Beyaz yalan yoktur”... Bazı konularda dost gibi acı söylüyor: “Kalbini tamir et”.

◊ Kariyerinizde hangisi daha büyük dönüm noktası: “İstanbul Kanatlarımın Altında” mı, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu mu?
- İkisi de değil. Konservatuvarı kazandığım gün. İşte o zaman herhangi biri olmaktan çıktım. Bir daha geri dönmemek üzere sahne için yetiştirildim.
◊ Oyuncusunuz ve şimdi de influencer... Hangisi: Sahne mi, ekran mı?
- E sahne. Kendimi daha iyi hissediyorum çünkü eğitimim, birikimim tamamen o yönde. Onu becerebiliyorum. En iyi bildiğim şey sahneye çıkmak.
◊ Sosyal medyada çok reklam yapmakla eleştiriliyorsunuz: Kişisel fayda mı, toplum faydası mı?
- Olabilir. Herkesi memnun edemezsin. Ama daha çok teşekkür ediyorlar. Ben de işime olumlu tarafından bakmayı tercih ediyorum. Influencer olarak körü körüne bir şeyi önermeyi doğru bulmuyorum. Bunun sonuçları çok ağır oluyor. Bana güvenip bir ürünü alan herhangi bir tüketici değil, benim takipçim. Onları hayal kırıklığına uğratacağıma güvenmediğim ürünün tanıtımını yapmamayı tercih ederim.
◊ 14 Nisan, Koç. Nesi daha zor: Küçük şeyleri büyütmek mi, acelecilik mi?

Yazının Devamını Oku

Aylarca köşe bucak kaç sonra kendi evinde çekil

Yılbaşında birlikte fotoğrafları ortaya çıkınca bir rahatladı aslında Demet Özdemir-Oğuzhan Koç çifti. Doludizgin aşk yaşıyorlar. Bırakınız olsunlar, bırakınız yaşasınlar. Peki söyledikleri gibi her şeyi konuşmaya varlar mı?

Demet Özdemir’in Oğuzhan Koç’la ilişkisini aylarca saklamasının haklı bir gerekçesi vardı.
Oğuzhan Koç, aslında “arkadaşının aşkı”ydı.
Kim o?
Yağmur Tanrısevsin.
“Gizli Kalsın” adlı gece kulübünün çıkışında “yakalanmalarının” ardından “arkadaşız” diyerek magazin basınını 1 sene oyaladılar.
Ama Yağmur yemedi tabii.
Anlar anlamaz arkadaşına bastı “engel”i...

Yazının Devamını Oku

Herkese ayrı laf mı bulacak?

Sıla’nın yeni sevgilisi İlker Kaleli’ye de ayrıldığı eşi Hazer Amani’ye dediği gibi “Canımın canı” diye hitap ettiği ortaya çıktı. Sosyal medya kullanıcıları, şarkıcıyı topa tuttu.

Bodrum’da aynı lüks villada görüntülenince ilişkileri ortaya çıkan Sıla ve İlker Kaleli, art arda yaptıkları sosyal medya paylaşımlarıyla aşklarını itiraf etti.
Önce İlker Kaleli birlikte fotoğraflarını koyup yazdı:
“Gelirmiş... Bazen biri gelirmiş kalbin en kıymetli köşesine. Bilmediğim canımdan can bir yere.”
Sonra Sıla’dan etkileşim geldi:
“Diyecek afili söz çok fakat söze ne hacet... Konu sen olunca afili olan kalbim. Şu canımın canısın.”
Sıla’nın bir süre önce ayrıldığı eşi Hazer Amani’ye de aynı şekilde “canımın canı” diye hitap ettiği ortaya çıkınca sosyal medya kullanıcıları şarkıcıyı topa tuttu.
E n’apsın yani kadın?

Yazının Devamını Oku

Gündoğan’da Müjde Ar kazandı

Müjde Ar’ın gürültü nedeniyle davalık olduğu Günay Restoran’ın Bodrum Gündoğan’daki yazlığı, Yalıkavak’a taşındı. Peki bu taşınma kararında Müjde Ar’ın payı ne?

İmzalar, dilekçeler, demeçler... Bulunabilen her ortamda sürdürdü kampanyasını Müjde Ar.

Bodrum Gündoğan’daki komşularıyla beraber BVS Bosphorus Resort Hotel’de yazlık açan Günay restoranın gürültüsünden şikâyetçiydi. Sonuç alamadıkça gözünü daha da kararttı. İşletmeyle karşılıklı davalık oldu.

Hatta açık bir mektup yazıp belediye başkanına da dava açtı.

Bence Gündoğan’daki bu evin bir önemi de şuradan kaynaklanıyor Müjde Ar için...

Nisanda kanserden kaybettiği oyuncu kardeşi Mehtap Ar da son dönemlerinin orada geçirmişti.
Neyse ki hikâyede mutlu son göründü.

Geçen yaz Müjde Ar’ı rahatsız olduğu konserler bu yaz Günay’ın Yalıkavak’taki yeni yerinde yapılacak.

4 bin metrekare, denize sıfır. Komşuları Şenol Koloğlu Kebap ile Paysage deniz ürünleri restoranı. Sahilinde Costa Beach var.

Yazının Devamını Oku