GeriSavaş ÖZBEY Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde ya tetikçiyiz ya kötü adam
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde ya tetikçiyiz ya kötü adam

Elektronik müziğin Türkiye’deki öncülerinden. Tarzı, dansı, stiliyle hep farklı oldu, kendi sularında boy verdi Bedük. Sadece Türkiye’de değil, yabancı listelerde de başarılara imza attı. Şimdi ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor. İsminin çok geçtiği Eurovision için “Birinciliği tekrar Türkiye’ye getirmek güzel olur” diyor.

◊ Müziğinizde hangisi daha önemli nirengi taşı: İlk yüklemeleri yaptığınız MySpace mi, ilk ciddi konserlerinizi verdiğiniz Juice grubu mu?
- Juice grubu. Çünkü ilk gerçek sahne deneyimlerimi kan, ter, gözyaşı olarak orada yaşadım. Şimdiki sahne performansımı o günlere borçluyum.

Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde  ya tetikçiyiz ya kötü adam


◊ Bilkent Grafik’te hem öğrenci hem müzisyen olmanın nesi zordu: Uykusuzluk mu, sosyalleşme zorluğu mu?
- Okurken düzenli sahneye de çıktığım için sosyalleşmekte sorun yoktu da uyku işi pek uğramazdı bize. (Gülüyor)

◊ Londra’ya yerleştiniz. Londra mı, İstanbul mu?
- İstanbul, net!

◊ Baba olmak yaratıcılığı azaltıyor mu, kamçılıyor mu?
- Baba olmadan önce yaratıcı olmak için yatıp tavana bakmak, hayal kurmak lazımdı. Artık öyle hiçbir şey yapmadan durup hayal kuracak zaman olmadığı için, günlük işleri yaparken veya çocukları okula bıraktıktan sonra dönerken yolda bile nefis fikirler geliyor. Sanırım sıkışıklıkta yaratıcılık artıyor.

◊ Eurovision için adınız çok geçmişti. Bugün katılsak ve size teklif gelse: Gider misiniz, gitmez misiniz?
- Giderim tabii. Bütün Avrupa’yı bir akşamlığına bile olsa birbirine yaklaştıran eğlenceli bir televizyon programı. Birinciliği tekrar Türkiye’ye getirmek güzel olur.

Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde  ya tetikçiyiz ya kötü adam


◊ Başka müzisyenlere sataşmayı seven biri olageldiniz. Şimdi bakınca hangisi daha komik geliyor: Çelik için “Müzikte ‘Ateşteyim Ateşte’den ‘This Fire’a
geldik” demeniz mi, yoksa konserde “Son Sigaram” şarkısını isteyen izleyiciye “O işleri artık Mustafa Ceceli’ye devrettik” diye cevap vermeniz mi?
- Müzisyen arkadaşlarıma takılmayı severim. (Gülüyor) Çelik’e söylediğim çok iyiymiş ama cidden. Unutmuşum bunları...

◊ Hangisi daha büyük pişmanlık: Kolbastıya neden olmak mı, kelliği bu kadar sempatikleştirmeniz mi?
- Zaten her konserde kolbastıya neden olduğum için özür dileyerek başlıyorum “Automatik” parçasına. Ayrıca artık kel hakları istiyoruz. Bütün filmlerde ya tetikçiyiz ya baş kötü adam. Yeter artık bir romantik filmdeki yakışıklı esas oğlanın kel olabilmesini diliyorum. (Gülüyor)

◊ Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?
- Bir aksiyon filmi yıldızının sonradan çektiği bebekli aksiyonlu komedi gibi.

GECE PLAN YAPINCA ERTESİ SABAH MAHVOLUYOR

◊ 25 yaşınıza dönmek mi, Sait Halim Paşa Yalısı mı?
- 25! Yalıyı ne yapayım, dünya benim yalım olsun!

◊ Zorla güzellik olur mu, olmaz mı?
- Zorla güzellik olur ama kısa süreliğine. Sonra yine her şey normal akışına döner. Yani aslında zorla güzellik olmaz. Ama başta olur. (Gülüyor) Ya bilemedim!

◊ Para saadet getirir mi, getirmez mi?
- Getirir... Getirir de neyi götüreceğini iyi seçmen gerek.

◊ Mantık mı, içgüdü mü?
- Mantıklı bir içgüdü en güzeli. İçgüdüyle hareket et, sonra mantığınla ayaklarını yere bas.

◊ Bugün aldığınız kararlarda anneniz mi, babanız mı etkilidir?
- İkisi de farklı şekillerde hep aklımda. Her hareketimde düşünürüm.

◊ Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı?
- Planlamamak. Bir şey plansız olup da anlık fikirlerle başarıya ulaştığı zaman çok iyi oluyor. Hem gece plan yapmaya başlarsan gözüne uyku girmiyor, ertesi sabah da mahvoluyor.

◊ Hangisiyle ev arkadaşı olmak daha şamatalı olurdu: Çatlak Şanzel mi, Yıldız Tilbe mi?
- Yıldız Tilbe. Sadece şamata için değil; onun bakış açılarından, görüşleri ve deneyimlerinden öğrenecek çok şey olduğunu düşünüyorum.

◊ Sofrada hangisine tahammül daha zordur: Obura mı, gevezeye mi?
- Obur ben olduğum için ona bir şey diyemem. Ama geveze pek bir tat kaçırır.

◊ Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?
- İkisi de olur bana. Aha buraya ne yazıldıysa o. (Gülüyor)

◊ Zaman makinesi icat ettiniz, nereye giderdiniz: Geçmişe mi, geleceğe mi?
- Geleceği çok daha fazla merak ediyorum. Geçmişi bir şekilde okuyarak, anlatılanları dinleyerek iyi veya kötü öğrenebiliyorsun. Ama gelecek hakkında hiçbir fikrimiz yok.

◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?
- Yenir. Sevdiğin kişi için ne gerekiyorsa yaparsın. Yapma imkânın varken yapmazsan epeyce eşeklik olur.

Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde  ya tetikçiyiz ya kötü adam

ÖZEL MESELELER

Belki de insanlara daha fazla güvenmeliyim

◊ Affetmek mi, unutmak mı?
- Affetmenin her durumda olabileceğini sanmıyorum. Unutmak hep işe yarar ama.

◊ Yılın hangi dönemi daha romantik? İlkbahar-yaz mı, sonbahar-kış mı?
- Sonbahar-kış tabii. Yaprak, yağmur, mat renkler... Soğukta bir sıcaklık arama... Tamamdır işte.

◊ Hangisinden daha çok korkarsınız: Yalandan mı, yılandan mı?
- Yılanı halledersin de yalan çok sakat. Ne yapacağını bilemezsin. Çözümü yok. “Yalan, yalaaan” diye bağırırsın ancak.

◊ Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir? Sevdiğiniz zaman mı, sevildiğiniz zaman mı?
- Beyaz yalan her zaman hoş görülebilir. Hayatın ufak tatlı oyunları bunlar.

◊ Hangisini tercih edersiniz: Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?
- Tek başıma ağlamak daha iyi geliyor bana. Hassas tarafımla insanların önünde olmak beni iyi hissettirmiyor. Aşmam gereken bir konu. Belki de insanlara daha fazla güvenmeliyim...

◊ Eski bir hatıranın yâdına hangisi daha güzel eşlik eder: Sezen mi, Ajda mı?
- Sezen. Sözleri ve sesindeki o tatlı hışırtı bana çok dokunur.

◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi, kayıtsızlık mı?
- Nefret. Aşk bir çıldırma hali, nefret de öyle. Sevginin karşıtı daha çok kayıtsızlık gibi.

KÜÇÜK KEYİFLER

Biten geceye üzülüyorum

◊ Aslen Diyarbakırlısınız. İsot mu, pul biber mi?
- Hepsi makbuldür. (Gülüyor)

◊ Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?
- Deniz mahsullerinden direkt vazgeçerim.

◊ Gündoğumu mu, günbatımı mı?
- Gece yaşadığım için gündoğumu bende bir hüzün oluşturuyor. Belki de biten geceye üzülüyorum, bilmiyorum. Günbatımını daha çok severim. Başlangıçları simgeliyor bana göre.

◊ Bodrum mu, Çeşme mi?
- Didim’ciyim ezelden. Tatilde sakinlik, düz, sıcak deniz ve ince kum arayanlardanım.

◊ Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı?
- Deniz-kum-güneş... Yaşadığım yer hep orman, ağaç, temiz hava zaten. Akdeniz’i ve Ege’yi çok özlüyorum.

◊ Hangi üçlü: Rakı-balık-Ayvalık mı, kebap-şalgam-Adana mı?
- Rakı-kebap-deniz mezeleri-İstanbul desem?

◊ Kedi mi, köpek mi?
- Köpek. Beraber yaşayacağım canlının benimle göz göze iletişime geçmesini tercih ederim. Yoksa evin sahibi kedi, sen onun bakıcısı oluyorsun.

◊ Tavla mı, satranç mı?
- İkisini de severim. Satranç oynayacak kişiyi her kahvede bulmak zor olduğu için tavla daha fazla oynuyoruz tabii.

◊ Twitter mı, Instagram mı?
- Elimde olsa hiçbiri. Çıkıp dışarıda buluşmak daha iyi.

◊ İmkân olsa hangisini seçerdiniz: Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?
- Feci sportif biri olmayı isterdim. Üniversiteye kadar çok sportiftim. Sonra okul, hayat vs. bıraktım. Hep içimde ukde kaldı.

Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde  ya tetikçiyiz ya kötü adam

POPÜLER ŞEYLER

Kıvanç inanılmaz bir oyuncu

◊ Yeşilçam’dan: Türkan Şoray mı, Filiz Akın mı?
- Filiz Akın. Nedenini bilmiyorum. Böyle hep daha bir beğenmişimdir.

◊ Kıvanç Tatlıtuğ mu, Burak Özçivit mi?
- Kıvanç Tatlıtuğ! İnanılmaz bir oyuncu bence.

◊ Beren Saat mi, Serenay Sarıkaya mı?
- İkisi de nefis oyuncular.

◊ Hangisi daha çok çekti? Külkedisi mi, Pamuk Prenses mi?
- Pamuk Prenses ne çekti ki? Anca yattı uyudu, cücelerle gezdi, bir de prensi öptü. Külkedisi öyle mi? Üvey annesi ayrı vurdu, üvey kardeşleri ayrı. Tam bir dram.

◊ Hangisiyle komşu olmak isterdiniz: Marilyn Monroe mu, Brigitte Bardot mu?
- Brigitte Bardot derim. Diğeri çok gürültü yapar kesin. Hep bir parti hali. Komşu da olunca keyif kaçırır.

◊ Hangisine daha çok gülersiniz: Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?
- Cem Yılmaz’a katıksızca gülerim. Ata Demirer bende hep bir tatlı nostalji yaratır. O eski güzel naif günleri hatırlatır. Gülümsemeyle
izlerim.

GÜNDELİK HALLER

Benim eşekliğim hatırlayamadım

◊ Asla hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor. Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya
çalışırsınız?
- İşimiz gereği o kadar çok kişiyle tanışıyoruz ki, insan karıştırıyor haliyle. Direkt söylerim “Kusura bakma benim eşekliğim, hatırlayamadım” diye.

◊ Mangal partisinde köfteleri beğenmediniz. Tabakta bırakmak mı, çaktırmadan köpeğe vermek mi?
- Beğenmesem de yerim. Ayıptır. Millet aç, biz yemek beğenmiyoruz.

◊ Evinize yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız, uykusuz mu kalırsınız?
- Uykusuz kalırım. Çünkü uyandırsan da iki dakika sonra yine başlar horlamaya zaten. Anlamsızca uykusunu bölmüş olursun.

◊ Uçakta/otobüste ha bire omzunuzda uyuyan bir teyze var. İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?
- Hiç dokunmam, uyumasına izin veririm. Pozisyonumu değiştirmem. Yazık, uyusun ne zararı var?

◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal medya mı, pijama-terlik-televizyon mu?
- Pijama-terlik-TV-sosyal...

HİÇ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI...

· İstanbul’un... Kokuları mı, sesleri mi?
- Kokuları.

· Anadolu Yakası mı, Avrupa Yakası mı?
- Avrupa.

· Hangisinin manzarası daha güzel: Boğaz’ın Anadolu Yakası’ndan Avrupa’nın mı, Avrupa’dan karşının mı?
- Anadolu’dan Avrupa.

· En iyi tekne kiminkidir? Kendinizinki mi, arkadaşınızınki mi?
- Arkadaşımınki.

· Ayaklarınıza kara sular inmiş: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?
- Film.

· Biraz yoldan çıkmak istediniz: Mantı mı, iskender mi?
- İskender!

· Cem Karaca mı, Barış Manço mu?
- Barış.

X

Sahillerden beşi bir yerde

Bayram kalabalığı çekilince tatil yerleri olağan sahipleriyle mevsimlik hareketlerine geri dönmeye başladı. Tozduman yatışıp ortalık sakinleşince göze daha görünür olan ayrıntılar var. İlgi alanınıza göre siz karar verin: İnsan mı, hayvan mı, mekân mı, ortam mı, masa mı?

BİR MASADA, BİR KABİNDE...BİR DJ (ÇEŞME)

Hem yurtiçi ve yurtdışında çalan başarılı bir DJ hem de prodüktör. DJ Cafi (Cafer Palamut) Çeşme’de sezonun en popüler mekânlarından Angelo Grande’yi işletiyor. Boks ve spor meraklısı; vücuduna, kılığına özenli. Tipi de yerinde olunca adı “Çeşme’nin en yakışıklı DJ’i”ne çıktı. Mekânında erkekten çok kadın olması o yüzden herhalde.  

BU DA TURGUTREİS’İN SUNSET’İBİR SALAŞ (BODRUM)

Turgutreis’teki küçük, şirin işletmelerden biri Sunset. İsim benzerliği... 25 yıl sonra ilk kez Bodrum Cennet Koyu’nda yazlık açan İstanbullu lüks Sunset’le hiçbir benzerliği yok. İçkinizi kendiniz götürüyorsunuz, servisinizi yapıyorlar, üstüne menüden ne sipariş verirseniz onu ödüyorsunuz. Kalamarlarına bayıldım.

GÜNDÜZ AKDENİZ MUTFAKLI PLAJ, GECE OCAKBAŞIBİR TABAK  (BODRUM)

Kaburgaya sarılı zırh kebabı... Gündoğan’da bu yaz açılan Danış Restaurant Beach’in menüsünde yok, özel olarak sipariş verildiği zaman yapılıyor. Kuzu but ve kaburga, kıyma haline gelene kadar zırhtan geçiriliyor. Dana kaburga kemiğinin ince olanları seçiliyor. Kebabın eti kaburganın etrafına yapıştırılıyor. Kömür ateşinde pişiyor. Kaburganın lezzeti kuzu etiyle birleşiyor. Kaburga, yapısı gereği ısıyı eşit dağıtmadığı için kebabı düşük ateşte pişirmek gerekiyormuş. Her tarafını eşit olmasının ayrı bir ustalık gerektirdiğini söylüyorlar. Fiyatı da ona göre tabii: 240 lira. Ama 4 kişiyi  haydi haydi kesiyor. Yolunuz düşerse ekşili dil söğüşü ve şişte künefeyi de mutlaka tadın. Bütün bu lezzetler akşam 19.00’dan sonra mekân ocakbaşına dönüşünce... Gündüz Akdeniz mutfağı beach menüsü servis ediyorlar. Ahşap iskeleden kum deniz. Ilık su sevenler için. Giriş ücretsiz ama 350 lira harcama yapmak şart. Servis hem gece hem gündüz standardın üstünde. Koya bakan manzara güzel, müzik varla yok arası, dinlendirici. Ne çaldığını hiçbirimiz hatırlamıyoruz bile.

Yazının Devamını Oku

Bülent Ersoy’un yalnızlığı

Bu kadar büyük bir yalnızlık hissine kapılıyorsa, acaba daha mı çok insan içine karışmalı? Ama bahsettiğim, gazinoda masaların arasında dolaşmak değil elbette. Gerçek hayatın, sokaktaki insanın arasına karışmaktan bahsediyorum. Mesela kim bilir vapura en son ne zaman binmiştir?

En yakın arkadaşları Nur Yerlitaş ve Oya Aydoğan’ı kaybeden Diva, katıldığı “Beyaz Magazin” programında “Kimsem kalmadı” diyerek ağladı.
Konu, Zeki Müren’in vefatından konuşurken açıldı.
Bülent Ersoy, Sanat Güneşi’ni öldükten sonra morgda görmüş. Sahnede hayatını kaybettiği için yüzünde hâlâ sahne makyajı varmış. Makyajını temizleyip yanaklarından öptüğünü söyledi: “Artık öpecek kimsem kalmadı.”
Ersoy’un yalnızlığını ilk dillendirişi değil bu. Daha önce de yapmıştı “Hiç arkadaşım yok” açıklamaları...
“Arkamdan dua okutacak kimse yok” demişliği bile var.
Elbette bütün ölümler, sarsıcı, yalnızlaştırıcı. Ama Bülent Ersoy (annesi dahil) yaşadığı kayıpların yarattığı boşlukta bir şeyi gözden kaçırıyor, kendisine haksızlık ediyor bence.
Her şeyden evvel çevresinde hâlâ onu çok seven sanatçı ve camia dostları var. Onlara haksızlık ediyor.

Yazının Devamını Oku

Afgan endişesi, Suriyeli endişesinden daha mı büyük?

Suriyelilere ilk başta gösterilen muameleyle şimdi Afganlar karşısında yaşananlar biraz daha farklı sanki. Suriyeliler çoluk çocuk sınırı ilk geçmeye başladıklarında rejimin bombalarından kaçan mazlumlar olarak algılanıyorlardı. Afganlara ise daha ilk andan itibaren “Ülkesine dönsün, savaşsın” tavrı sergileniyor.

Plajda, kafede, sosyal medyada herkes bunu konuşuyor. Gazeteler, televizyonlar...

Biz konuşmasak bile Avusturya Başbakanı Kurz gibilerin beyanlarıyla gelip tekrar gündemimize giriyor.

Nilgün Belgün gibi bir sanatçının “Sınırları kapatın” çağrısı geniş karşılık buluyor.

Sosyal medyada “Ülkemde mülteci istemiyorum” başlıkları açılıyor.

Caddebostan, Yeşilköy sahilinden “yabancı istilası” fotoğrafları paylaşılıyor.

Paralel olarak toplumda sığınmacı karşıtlığı da yükseliyor.

Üstelik Suriyelilere ilk başta gösterilen muameleyle şimdi Afganlar karşısında yaşananlar biraz daha farklı sanki.

Suriyeliler çoluk çocuk sınırı ilk geçmeye başladıklarında rejimin bombalarından kaçan mazlumlar olarak algılanıyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Selda Bağcan narsist mi?

Durup durup gerçek hayattaki sindirmiş kişiliğini yansıtmayan, böyle kolayca cımbızlanabilecek laflar ediyor. Çok sevip toz konduramadığımız için şaşırıyoruz haliyle. Yılların deneyimli sanatçısı olarak artık gaza maza gelmemesi, söyleşinin şevkine kapılıp sonradan kendini izah etmesi gereken laflar söylememesi gerekiyor.

Posta’dan Oya Çınar’la yaptığı söyleşide “Sizce hanginiz daha büyük starsınız? Tarkan mı, siz mi?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Şimdi bak; benim şarkılarımın modası hiç geçmiyor. Şarkıları tüm dünyada bilinen, en çok dinlenen bir ben varım. (...) Özetle bütün dünyada şarkıları bilinen bir tek ben oldum. Her yerde, her ülkede varım.

Selda Bağcan’ın mütevazı kişiliğini hepimiz biliyoruz.

Tanıyorum da söylüyorum bunu...

Ama durup durup gerçek hayattaki sindirmiş kişiliğini yansıtmayan, böyle kolayca cımbızlanabilecek laflar ediyor.

Çok sevip toz konduramadığımız için şaşırıyoruz haliyle.

Bundan bir süre önce de BBC Türkçe’ye verdiği röportajında “Sesim çok enteresan. Bulunmayan, hemen fark edilen, duyar duymaz insanların ‘İşte bu Selda Bağcan’dır’ diyebildiği bir ses, çok farklı. Kendi sesimi dinlediğim zaman da tüylerim diken diken oluyor” demişti.

Sonra da “

Yazının Devamını Oku

Irina Shayk’tan daha kolaydı

Albüm kapaklarında, afişlerde gördüğümüz ünlü fotoğraflarının birçoğunda onun imzası var. Sadece yerlilerle değil, yabancı starlarla da çalışıyor. Bu hafta ikilemli sorularla hayata bir fotoğrafçının objektifinden bakıyoruz. Cem Talu, “Çirkinliği düzeltmek fakirliğin üstesinden gelmekten daha kolay” diyor.

Ankaralısınız. Hangi dönem daha şamatalıydı: ODTÜ’de mühendislik mi Boğaziçi’nde doktora dönemi mi?

- İkisinde de yedişer sene geçirip kendimi keşfettim, o yüzden ikisinin de yeri eşit bende.

◊ Siyah-beyaz fotoğraf mı, renkli mi?

- Siyah beyaz fotoğrafı daha çok seviyorum ama işimden dolayı çoğunlukla renkli kullanıyorum. Ben de kendi stilimi geliştirdim, çekerken ve seçerken siyah-beyaz bakıyorum, fotoşoplarken renklendiriyorum.

◊ Mimar Sinan’da sanat yönetimi hocalığı yaptınız. Hangi öğrenci daha makbul: Derste soru soran mı, ödevini vaktinde sunan mı?

- Derste soru soran öğrenciyi tercih ederim, zaten çok ödev veren bir hoca değildim.

◊ Filtreler, fotoşoplar... Günümüzde fotoğrafın yüzde 51’i: Sanat mı, teknoloji mi?

Yazının Devamını Oku

“Zeki Müren’in Öpücüğü” yakışıklı prense çevirir mi?

Haluk Bilginer’in canlandıracağı Zeki Müren’i Özdemir Erdoğan ile seyretmek istiyorum. Bakalım üzerinde ne tür etkileri olacak bu filmi izlemenin.


Ezel Akay, Haluk Bilginer ve Levent Kazak’ı 15 yıl sonra yeniden bir araya getiren “Zeki Müren’in Öpücüğü”nün hazırlıkları bitti, çekimleri ekimde başlayacak. ‘Sanat Güneşi’ni Haluk Bilginer canlandıracak.
Sırf bu bile film için heyecanlanmaya kâfi.
Kaldı ki Ezel Akay benim en sevdiğim yönetmen.
Senarist Levent Kazak, senaryoyu iki kere çöpe attıktan sonra üçüncüde doğru anlatımı yakaladığını söylüyor.
Göreceğiz, şimdiden başarılar dileriz.
Yalnız ben bu filmi durup durup “Zeki Müren karşıtlığı”yla gündeme gelen Özdemir Erdoğan’la izlemek isterdim.

Yazının Devamını Oku

Zeytinlikler arasında bir ‘alternatif’: Bohemia

Gelen insanların kılık kıyafetlerine, danslarına, tiplerine bakınca Bohemia alternatif Bodrumcuların haritasında yerini almış bile diyorsunuz... Büyük, yeşil, elektronik, organik, çim üzeri halı falan, biraz da saykodelik bir seçenek.

Bodrum’un gözlerden uzak mevkisi Ortakent. 12 dönüm arazi içinde üç katlı bir villa. Önü havuz...

Burası Şeniz ve Murat Bengüer’in evi aslında. Murat ressam. Şeniz’iyse gece hayatı insanları yakından tanır. Taksim Club 19, Maslak 2019, Seventh House gibi efsane kulüplerin işletmecisi.

Bu sene yanlarına sanatçı Ahmet Ağaoğlu’nu alıp evlerini etkinlik alanına çevirdiler.

Zeytinliklerin ortasında; en yakın bina, karşı tepedeki malikâneler. Ne onların sesi size ne de sizin patırtınız onlara ulaşabilir.

Villanın ilk katı ve önündeki havuz parti mekânı. Partiler sırasında isteyen gece havuza girebilecek.

Yan tarafta 1.500 kişilik bir konser alanı var. Bu tür alanlar özel organizasyonlar için kiralanabiliyor. Mesela yurtdışı bağlantılı bir parti grubu üç günlük, Burning Man’vari özel bir parti yapacak.

Burası aynı zamanda sanat etkinliği alanı. Murat Bengüer’in atölyesi burada. Galerici Çağla Çabaoğlu açık hava heykel sergileri yapacak. Sanatçıların heykelleri sergilenecek koca avluda. 

Yazının Devamını Oku

İdeal tatile kaç kişiyle çıkılır?

Yıllar yıllar sonra geçen hafta ilk kez aile tatili yaptık. Üç kuşak, yedi kişi bir arada. Kalabalıktan, kalabalığın yavaşlığından darlanan tezcanlı gitti, yerime anın tadını çıkaran biri geldi. Aile ve bayram gibi geleneksel konforlar bu tip rahatsızlıkları iyileştirmeye birebir.

Ben tek başıma seyahat etmeyi severim. Tek tabanca. Çin’den Hindistan’a birçok coğrafyayı böyle dolaştım.
“Sıkılmıyor musun?” diye soran oluyor.
Tam aksine, tek başına olunca gittiğiniz coğrafyaya daha açık oluyorsunuz, insanlarla daha fazla iletişim kuruyorsunuz.
Bazen şöyle olduğu doğrudur: O kadar tuhaf bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki, bunu kendi kültürünüzden, kendi bakış açınızdan biriyle paylaşmak istiyorsunuz.
O zaman da sosyal medya var. Çek-koy, bütün memleket okusun...
Bir tek kafamın çok uyuştuğu bir tanıdığım ya da sevgilim olursa ona tahammül edebiliyorum seyahatte.
Üçüncü bir kişi beni yavaşlatan ayak bağına dönüşüyor. Onun çıkması, bunun girmesi, birinin susaması, öbürünün tuvaleti derken yavaşlayıp zaman kaybediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Parti güzel miydi?

Bozcaada Belediyesi’nin sosyal medyadan yaptığı paylaşım bu. Plajın mahvolmuş görüntüleri eşliğinde yayımladılar: “Parti güzel miydi? Yazık, çok yazık...”

Hakikaten “yazık” denecek kadar var. Etrafı bir görseniz, ateş yakmışlar, şezlongları kırıp parçalamışlar, her taraf çöp, şişe, poşet...
Emin olun durum üç aşağı beş yukarı bütün Ege ve Akdeniz sahillerinde benzer.
Belediyelerin yetişmesi imkânsız. Bodrum’da suyu bile çeşitli bölgelere ikişer saat tanzim ediyorlar. Mesela Gümüşlük bu halde.
Türkbükü’nde sadece su değil, elektrik de gidiyor. Bu sıcakta klimalar, buzdolapları çalışmıyor.
Bunca yıldır Bodrum’a gider gelirim, hayatımda ilk kez böyle bir şey gördüm:
Havaalanından sonra trafik, ta Güvercinlik’ten başladı. Hani yol üstünde denizi ilk gördüğümüz yer.
50 dakikalık yolu 2.5 saatte aldık. O da tepeden, arkadan, gizli yollardan dolaşarak.

Yazının Devamını Oku

Siz istediğiniz gibi yazın

Ünlülerle duygusal ilişki, bütün toplumun gözü önünde cambazlık gerektiren zor bir şey. Her babayiğidin altından kalkabileceği bir baskı değil, besleyici olduğu kadar tüketici de olabiliyor. Mehmet Dinçerler, Hadise ile oynadığı oyuna, kurallarına ve rolüne uygun başlamış görünüyor: Mesafeli, ketum, umursamaz...

Tam da ayrıldığı sevgilisi Kaan Yıldırım’ın adının Çağla Şıkel’le anılmaya başladığı 24 saat içinde Hadise’nin de yeni sevgilisi ortaya çıktı:
Mehmet Dinçerler.
Gençlik fotoğrafları falan kaç gündür sosyal medyanın dilinde.
Zaten popüler bir genç iş insanıydı.
Şimdi semi-celebrity.
Fotoğrafları gibi her şeyi didik didik edilecek.
Hadise’nin 12 milyon takipçisi yeter...

Yazının Devamını Oku

“Ama”sız, “fakat”sız

Gülşen’in giydiği transparan pantolon sadece tartışmaya değil, bir ilke de neden oldu, iki rakibesi çıkıp destek verdi meslektaşına. Keşke devamı da gelse...

Alaçatı’da sahne alan Gülşen’in giydiği transparan pantolon, 2021 yazı denince artık akla gelecek ikon parçalardan.
Pantolondan ziyade kalın telli bir külotlu çorap gibi.
Ben “Çok iyi taşımış“ diyenlerin tarafındayım.
Fakat sosyal medyada çok tartışılması bir yana, bir ilke de neden oldu bu seçim.
Gülşen’in bir rakibi Hande Yener çıktı “ama”sız, “fakat”sız destek oldu meslektaşına:
“Sosyal medyanın gazına gelmeyelim, herkes özgürlüğünü yaşasın. Zaten ‘Sarışınım’ klibinde de öyle giyinmişti, unutuldu. Ben de bazı konserlerimde böyle şeyler yapmıştım. Tabii dünya starları bunu yapıyor ama Türkiye’de pek alışıldık bir durum değil.”
Gerçi onun üstünde de gayet tasarruflu bir kıyafet vardı.

Yazının Devamını Oku

Yağmur Tanrısevsin’in diplomat sakinliği

“Şu şu şu oldu, aldatıldım” demiyor. “Sonradan öğrendim” demiyor. Peki ne diyor? “Aldatıldıysam bu benim suçum değil” diyor. “Vicdanım temiz, bende yara oluşmadı, oluşmaz” diyor.

Oğuzhan Koç’la ilişkisinin Demet Özdemir nedeniyle bittiği söylenen Yağmur Tanrısevsin, şöyle konuşarak hem hiçbir şey söylemedi hem çok şey dedi:

Bazı ilişkiler bittikten sonra daha önce aldatıldığını öğrenenlere tanık oluyoruz. Aşka emek harcarım. Vicdanen elimden gelen her şeyi yaptığıma inanırsam bende herhangi bir yara oluşmaz.

Ne demiyor bu paragrafta?

“Benim başıma geldi” demiyor. 

“Şu şu şu oldu, aldatıldım” demiyor. 

“Sonradan öğrendim” demiyor.

Peki ne diyor?

“Ben elimden geleni yaptım, vicdanım temiz” diyor.  

Yazının Devamını Oku

Lale Mansur: Kazığı yiyene kadar herkesi iyi zannediyorum

Balede zaten başarılıydı. 20 yaşında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin başbalerini olacak kadar. 36 yaşında oyunculuğa geçmeye karar verdi, aynı yıl Altın Portakal aldı: 1992, “Düş Gezginleri”. Bunlar tartışılmayan tarafları. Fakat Lale Mansur aynı zamanda siyasi faylarda dans etmekten geri durmayan bir aktivist. Hayatı boyunca takdir kadar tepki de topladı. Bu yönü sorulduğunda “İnandığım bir şey yaptığımda başkalarının ne söylediğine asla aldırmam” diyor.

◊ Asker kızı olmanın nesi daha zor: Disiplin mi, hayata bakış farklılıkları mı?
- Hayata bakış konusunda babamla bir görüş ayrılığımız olmadı. Üç oğlandan sonra gelen kız çocuğu olduğum için malum, disiplin de bana hiç sökmedi.
◊ Müzisyen Şanar Yurdatapan abiniz. Evde kim avantajlı: Büyük kardeş mi, küçük mü?
- Ben küçükken Şanar Abim üniversitede okuyordu. Sadece tatillerde birlikte olabiliyorduk. Eve gelmesini dört gözle beklerdim.
◊ Sahnede hangisi daha keyifli: Oyunculuk mu, başbalerinlik mi?
- İkisi de âşkla yaptığım işler. Tercih etmem imkânsız.
◊ Hangi ödül sizin için daha anlamlı: Ankara Uluslararası Film Festivali’nde aldığınız en iyi kadın oyuncu ödülü mü, Antalya Film Festivali’nde aldınız mı?

Yazının Devamını Oku

Tel sarar Aleyna tel sarar

İki mühendis yolda giderlerken araba bozulmuş. Makine mühendisi yatmış hemen otomobilin altına fakat uğraş uğraş, bir türlü yapamamış.


Bilgisayar mühendisi olan dayanamamış, en sonunda sormuş: “Acaba bir kapatıp yeniden mi açsak...”
Aleyna Tilki’ninki de o hesap.
Artık asistan kaprisiyle uğraşamayacağını açıklayıp onun yerine dadı aradığını duyurdu sosyal medyadan.
Bilgisayar mühendisi haklı.
Bazen her şeye en baştan tekrar başlamak iyi fikir olabilir.
Aradığı dadı İngilizce ve Rusça bilmeliymiş.

Yazının Devamını Oku

Kahvaltıcı gece kulübüne, kebapçı Reina’ya dönüşüyor

Pandeminin sosyal hayatımıza kattığı en önemli şeylerden biri de fazla yer değiştirmeden aynı mekânda, aynı insanlarla, aynı personelle birkaç işi birden çözebilmek: Hem ‘happy hour’, hem akşam yemeği hem de bar...

Sadece İstanbullu olup bu yaz Bodrum’da yazlık açanların sayısı 20’ye yakın: Lucca, Must, Topaz, Galliard, Mânâ, 25 sene sonra ilk kez Papermoon, 27 sene sonra Sunset...

Çeşme bariz geri kaldı, böyle bir hareketlilik yok. ‘Sezonun yenileri-merak edilenleri’ dediğinizde üç-beş yer arasında adı geçenlerden biri Cherie.

Kahvaltıda kahvaltıcı: Taze kruvasanlar. Öğle brasserie: Provensal ızgara enginar. Akşam restoran: Odun ateşinde kaburga. Gece bar: Sakızlı riz au lait. Sabah 10.00’dan 1.00’e kadar kendi içinde bir döngüsü var. Ve kahvaltıda gördüğünüz biriyle ya akşamüzeri ya da gece tekrar karşılaşıyorsunuz.

Pandeminin sosyal hayatımıza kattığı en önemli şeylerden biri de bu bence. Fazla yer değiştirmeden aynı mekânda, aynı insanlarla, aynı personelle birkaç işi birden çözebilmek: Hem ‘happy hour’, hem akşam yemeği hem de bar... Hem kahvaltı mekânı hem gece kulübü şeklinde bütün güne yayılan servisiyle pandemi tipi yeni işletme tarzının bir öncüsü sayılabilir Cherie. Benim işime gelir. Çünkü Çeşme’nin normalde sürekli mekân değiştirmek üzerine kurulu bir düzeni var. Sabah kalk, arabaya bin, koştur koştur meşhur kahvaltıcılardan birine. Dön otele hazırlan, sahil uzak olduğu için yine arabayla sahile. Güneşlendin, yüzdün, ‘happy hour’ için başka ‘beach’e. Dön otele, giyin, balıkçıya... Eğleneceğiniz yer yemekten uzaktaysa, bin tekrar, gece kulübüne... Gün ağarırken o senenin popüler ‘after mekân’ına. Dön otele. Her gün aynı turnike...

Çeşme izlenimlerimin devamı, haftaya...

Çamlık Yolu’ndaki Cherie’de gündüz kahvaltı edilen rahat masalar akşam stantlaşıyor, birkaç küçük neon numarasıyla ortam seksileşiyor. Bu kabuk değiştirmeye paralel olarak DJ performansı yabancıdan Türkçelere dönmeye başlıyor.

KİTLESİ DE REINA KİTLESİ

Yazının Devamını Oku

Sertab haklı mı haksız mı?

Bodrum’da bir çevre etkinliğine katılan Sertab Erener’in, “Artık çocuk doğurmamamız gerekiyor. Biraz duralım gerçekten, çoğalmamamız gerekiyor. Fareden beter olduk, onlar bizden az ürüyor olabilirler” açıklaması tartışılıyor.

HAKSIZ ÇÜNKÜ:

Fare benzetmesi çok talihsiz olmuş. İnsanların çocuklarına fare yavrusu der gibi. Sertab’ın çocuğu yok. 56 yaşından sonra da yapacağını zannetmiyorum. Belki de kendisi çocuk yapmadığı için kuramadı bu empatiyi, farkında olmadan çok çocuğu olan aileleri incitti.

HAKLI ÇÜNKÜ:

Dünya, sonsuz kaynakları olmayan, orta büyüklükte bir gezegen. 2 bin yıl önce 300, 1600’lerde 600 milyon olan insan nüfusu, şu anda 8 milyara dayanmış durumda. 2100’de 11 milyarı geçecek. Bu kadar boğaza can mı dayanır?

HAKSIZ ÇÜNKÜ:

Gezegendeki kaynakları hızla yok etmemizin tek nedeni nüfus artışı değil. Aşırı tüketim de bir o kadar önemli. Eskiden insanlar tek bir kıyafetle ömrünü geçirirmiş. Sertab’ın sadece kostüm odasını gözünüzün önüne getirsenize... 

HAKLI ÇÜNKÜ:

Dünyanın bazı bölgeleri için ciddi planlamalar gerekiyor. 30 yılda nüfusu en çok artacak 10 ülke arasında Kongo, Bangladeş, Etiyopya gibi kaynakları kıt, halkı fakir ülkeler yer alıyor. Bu toplumlar göç vererek başka coğrafyalar üzerinde de baskı oluşturacaklar. 

Yazının Devamını Oku

Evlenmeden çocuk

Model Didem Soydan, sevgilisi Burak Deniz’den ayrıldı. Artık evleneceğinden ümidi kesen ailesi “Bari çocuk yap” demiş.

Valla güzel polemik.
Bana çok acayip geldi.
Öbür yandan da çocuğunun mürüvvetini görmek gibi torun sevmek de her ebeveynin hakkı.
Öyle de evlenmiyor, böyle de.
Bari torun bakalım kafası...
Düşündüm taşındım, şuna karar verdim:
Baba çocuğu nüfusuna aldıktan sonra sorun yok bence.

Yazının Devamını Oku

Bodrum ve Çeşme’nin fiyatları kime ucuz kime pahalı?

Yine yılın o dönemi. Yani Bodrum’dan ve Çeşme’den aşırı pahalı lahmacun ve harburger haberleri mevsimi... Her sene, her sene bıkmadan, sıkılmadan aynı geyik. Demek alıcısı var ki her yaz başı ısıtılıp ısıtılıp yeniden önümüze konuyor.

Aslında bir-iki kere ben de yazmıştım denk geldiğim fahiş fiyatları.
Çeşme’deki bir beach’te 3 sene öncesinin parasıyla 500 liralık pizza falan... Artık elim gitmiyor.
Yazmaktan da duymaktan da fena halde sıkıldım. Kendimi, “zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış” dizisinde figüran gibi hissediyorum.
Oralar, bölüm başına 75 bin lira alan oyuncuların, 50 metrelik yatlarıyla gelen Arap şeyhlerinin, Rus oligarkların takıldıkları yerler. Gitmezsin, yemezsin olur biter.
Üç tarafı denizlerle çevrili memleket. Yalıkavak Marina’dan, Alaçatı Port’tan başka yer mi yok? Hem de ne âlâları var.
Ama yok ille de “Can Yaman’ın yan şezlonguna uzanıp milkshake höpürdeteceğim”, “Abromoviç’in yatına nazır lahmacun ezeceğim” dersen de bedelini gözden çıkaracaksın tabii.
Hayatta nelerden “beslendiğinle” ilgili bir şey.

Yazının Devamını Oku

Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır

Ekranın sabah şekeri, akşam yakışıklısı. Ben demiyorum, dünya üçüncüsü seçildi. Ama o taraklarda bezi yok artık, “Gece hayatını evlenince bıraktım” diyor, artık bir aile babası. İkilemli sorularda bu hafta sunucu, model ve oyuncu Alp Kırşan’ın Bodrum’daki yaşamına, Çeşme’de üşümesine, balık avı turnuvalarına, motosiklet merakına, Acun’la ilişkisine, zenginlikle ilgili düşüncelerine konuk oluyoruz.

Hangisi daha büyük pişmanlık: Çocukken üçüncü kattan atlayıp sakatlanmak mı, “Survivor”da yarışmacıyken fazla mızıklanmak mı?

- Üçüncü kattan atlamak! Doğru şekilde atlarsam hiçbir sorun olmayacağını düşünmüştüm. Yere inene kadar çok heyecan vericiydi. Ama sonuç büyük pişmanlık oldu tabii.  

Büyük balık avı turnuvalarına katılıyorsunuz. Hangisi mühim: Şans mı, strateji mi?

- Şans önemli ama o şansı kendin yaratman lazım. İyi futbol oynamak için sahanın güzel olması gibi düşünebilirsin bunu.

3 Kasım, Akrep burcu... Hangi yönü daha zor: Aşırı sahiplenmecilik mi, zaman zaman bencillik mi?

- Valla bende ikisi de yok. Benim problemim disiplinle. En zor olan yanı bu. Benim için zevk ama etrafımdakiler için tam bir eziyet. (Gülüyor)

Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?

- İkisi de. Yani bir macera-romantik-komedi olurdu. Çünkü her anım öyle geçiyor. 

Yazının Devamını Oku