GeriSavaş ÖZBEY “Ama”sız, “fakat”sız
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“Ama”sız, “fakat”sız

Gülşen’in giydiği transparan pantolon sadece tartışmaya değil, bir ilke de neden oldu, iki rakibesi çıkıp destek verdi meslektaşına. Keşke devamı da gelse...

Alaçatı’da sahne alan Gülşen’in giydiği transparan pantolon, 2021 yazı denince artık akla gelecek ikon parçalardan.
Pantolondan ziyade kalın telli bir külotlu çorap gibi.
Ben “Çok iyi taşımış“ diyenlerin tarafındayım.
Fakat sosyal medyada çok tartışılması bir yana, bir ilke de neden oldu bu seçim.
Gülşen’in bir rakibi Hande Yener çıktı “ama”sız, “fakat”sız destek oldu meslektaşına:
“Sosyal medyanın gazına gelmeyelim, herkes özgürlüğünü yaşasın. Zaten ‘Sarışınım’ klibinde de öyle giyinmişti, unutuldu. Ben de bazı konserlerimde böyle şeyler yapmıştım. Tabii dünya starları bunu yapıyor ama Türkiye’de pek alışıldık bir durum değil.”
Gerçi onun üstünde de gayet tasarruflu bir kıyafet vardı.
Yine de bir sürü “ama” sıralayabilirdi:
“Ama her şeyin bir yeri var tabii” diyebilirdi...
Ama beach başka, mekân başka diyebilirdi...
Demedi.
O demeye kalmadan Gülben Ergen başladı tezahürata:
“Sahne şov yeridir. Dünyanın tüm yıldızları sesi, sahnesi, şarkıları kadar kostümleriyle de konuşulurlar.
Gülşen’in cesur ve ‘herkese yakışması aşırı zor olan kostümü, unutmayın ki sesinin ve bestelerinin önüne geçemez.
Yürrü be Gülşen!”
Keşke devamı gelse: Demet Akalın, Hadise...

“Ama”sız, “fakat”sız

Büyük göçe katılacak mısınız?

Bu büyük göç her sene değil, 3-5 yılda önemli bir tatil, bir önceki ve bir sonraki hafta sonuna köprü kurulabileceği zaman gerçekleşiyor.
Zaten hükümet birleştirmese bile çoğu çalışan o köprü günlerini izin olarak kullanıyor, bazı özel şirketler de kendiliklerinden tatil ilan ediyor.
O zamanın nüfuslarıyla “kavimler göçü”...
Yoldan çoluğu çocuğu çekin.
Turizm Seyahat Acentaları Birliği TÜRSAB’ın verilerine göre 10 milyon kadar insan...
Ağırlıkla güney ve batı yönlerinde...
Yazlıklara, akrabalara, beldelere, ilçelere, şehirlere doğru göç edecek.
Sonra bir hafta içinde de “büyük geri dönüş” başlayacak.
Ne Susurluk’ta ayran ne de Milas’ta köfte, arkada kalana hiçbir şey bırakmadan...
O yüzden bayramda ne kara, ne deniz ne de havayolu seviyorum, gittiğim yerin tadını çıkaramıyorum.
Denk getirebiliyorsam kentte kalmayı, yapacaksam şehirde içi bir aktiviteyi tercih ediyorum.
Şehirlerin en güzel oldukları zamanlar da bayramlar.
Her yer, bütün yollar bomboş, insanlar bile daha sakin, daha saygılı.
Her bayramı metropolden kaçma fırsatı görenler şunu atlıyor: Tatili her zaman yapabilirsiniz ama işte bunu kaçırıyorsunuz.

ŞOPLU MAARİF TAKVİMİ

Ünlülerin hiç mi suçu yok?

Güzellik dayatması diye bir şey var. Hem de uzun zamandır.
Aklı başında birçok kadın tanıdığım, markaların sıfır beden mankenlerle, çekimlerle olmayan bir güzellik anlayışının kendilerine dayatılmasına isyan ediyor.
“Bir nevi baskı var, herkesi aynı şey olmaya” zorluyorlar diyorlar.
Ama markalar kadar, sevdiğimiz ünlüler de bunu yapmıyor mu?
Ajda Pekkan’ın bütün fotoğraflarında 25 yaşında görünmesi de benzer bir baskı unsuru değil mi?
Yaşlılık utanılacak, saklanılacak bir şey değil ki...
Sadece Ajda Pekkan değil ki, Hülya Avşar, Seda Sayan, hemen hepsi...
Türlü müdahale, botoks, dolgu, filtre, fotoşop ile sabahtan akşama kadar “hep genç kal, fit ol, bizim gibi ol” mesajı vermiyorlar mı? Bence podyumdaki bir kelaka bir mankenden kat be kat kuvvetlisini veriyorlar.

X

Okan Kurt’un evlilik teklifinden hissemize düşen kıssalar

Bazen küçük tartışmalar karşımızdakinin değerini daha iyi anlamamıza neden olabiliyor. Biriyle ilgili ciddi düşünceleriniz varsa yüzüğü hep cepte hazır tutmak iyi fikir... Teklifi ne zaman, nerede yapmanız gerekeceği hiç belli olmuyor.

Demet Akalın, “Gelinim Mutfakta” programında Okan Kurt’tan nasıl evlilik teklifi aldığını anlattı. Çok tatlı, insanı gülümseten bir hikâye.
Bir gün Okan Bey’le kavga ediyorlar, Demet Akalın kendini sokağa atıyor, o gece sabaha kadar beş mekân geziyor.
“Müzikten başım çatlıyordu” diyor ama belli ki o baş ağrısında tek pay müziğin değil.
Her neyse... Sabah Okan Bey kapıya dayanıyor.
Kavgalılar ya, Demet Akalın kapıyı yarım açıyor, içeri almayacak adamı.
Okan Bey “Açsana bir şey söyleyeceğim” diyor. “Dışarıdan söyle” cevabını alınca “Ama ilk kez duyacağın bir şey” diyerek merak uyandırıyor.
Merakına yenilen Demet Akalın, Okan Kurt’u içeri alıyor ama hâlâ “gidici” muamelesi yapıp koltuğun ucuna oturtuyor.

Yazının Devamını Oku

Sahte takipçi rayiçleri

Türkiye’de en başta ünlülerin sosyal medyada inanması çok güç takipçi sayıları var. Rakamların şişirme olduğu hemen herkes tarafından dillendiriliyor. Bunu sağlayan firma ya da kişilerse artık katalog oluşturmaya başlamış.

Geçen gün Instagram üzerinden bir firma ulaştı. Reklamı olmasın diye ismini vermiyorum. Zaten firma ya da bireysel olarak piyasada bu tür işler yapan başkaları da çok. Ama ilk kez bu kadar detaylı, her ayrıntısı düşünülmüş, bir teklifle karşılaştım.
Sadece takipçi değil, beğeni ve izlenme de sağlıyorlar.
Şöyle diyordu teklif sahibi:
“Efendim, hesabınızın daha çok büyümesine yardımcı olabiliriz. Tamamen organik Türk takipçi, beğeni ve izlenmeyle işinizi büyütebilir, ‘Keşfet’te yerinizi alabilirsiniz. Dilerseniz fiyat listemizi iletelim...”
“Yollayın tabii” dedim.
Altı sayfalık bir katalog gönderdiler.
İsterseniz sadece Türk takipçi, isterseniz Türk-yabancı karışık takipçi sağlıyorlar. Hepsinin fiyatı farklı. Mesela daha inandırıcı görünsün diye sadece Türk takipçi isterseniz fiyat daha yüksek.

Yazının Devamını Oku

Şimdi sana kim inansın Arda?

Arda Turan, Berkay’la ettiği kavga üzerine ilk kez konuştu, olayda kadına taciz olmadığını savundu. Silahla hastane basacak hale gelmiş birinin sözüne ve olayı doğru hatırlayabilecek durumda olduğuna kim, nasıl güvensin?

Bir platformda yayınlanan belgeselinde açıklama yapan Arda Turan, 3 yıl önce şarkıcı Berkay’la arasında çıkan kavgada aslında kimseyi taciz etmediğini öne sürdü.
Olayla ilgili beraat kararı istinaf mahkemesi tarafından bozulan Arda Turan şunları iddia etti:
“Şiddet, hastane ve silah olayında yüzde 100 haksızım. Tek bir olayda çok haklıyım. Ben kimseyi taciz etmedim.”
Olaylı gecede Emirgân’daki Gizli Kalsın adlı mekânda Arda Turan, Berkay’la kavgaya tutuşmuş, şarkıcının burnu kırılmıştı. Berkay’ın peşinden silahlı şekilde hastaneye giden Turan orada da kargaşa çıkarmış ve hastanenin içinde silah sıkmıştı.
Arda Turan’ın iddiasına göre Berkay’ın eşi Özlem Ada Şahin yalan söylüyor ve kadına asla “Evli olmasam seni kaçırmazdım” gibi bir tacizde bulunmamış. İyi de şimdi sana kim inansın Arda?
Bir kere kadının beyanı esastır. Taciz yoksa durduk yere niye kavga çıksın?
Ayrıca silahla hastane basacak hale gelmiş birinin sözüne ve olayı doğru hatırlayabilecek durumda olduğuna kim, nasıl güvensin?

Yazının Devamını Oku

Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Dört yapraklı yoncanın en sarışını... Yeşilçam’ın zarif ve Avrupai yüzü... Zaten Paris’te uzun dönem sefirelik de yaptı Filiz Akın. Uzun süredir çeşitli rahatsızlıklarla mücadele ediyor. En son akciğerlerindeki sorun nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Fakat bütün bunlar onu hayata tutunmaktan geri bırakmıyor, ardı ardına kitaplar yazıyor. Sonuncunun adı “Hayatın Provası Yok”. Gurme bir yaşamdan süzülmüş nadide reçetelerden, tavsiyelerden oluşuyor. Sorularımın birçoğunun cevabını kitapta buldum zaten. Geri kalanı ise menajeri ve kitabın editörü Bircan Silan’ın yardımıyla hasta yatağından yanıtladı.

2 Ocak, Oğlak burcu... Nesi daha yorucu: Aşırı gerçekçiliği mi, fazla sebatkârlığı mı?

- Hayal kur uç, uç, ama aklını da yanına al! Gerçekleri kabullenmek lazım. Ama sınırlarımı zorlamayı da denedim ben. Hayallerimin ötesinde bir yere ulaşma şansım, sevgi ve saygıyla alkışı tatma şansım oldu iyi ki.

Oğlak karamsarlığı... Bardağın yarısı boş mu, dolu mu yani?

- Yükselen burcum Terazi olduğu için mi bilmem, “Oğlak karamsarlığı” yaşamıyorum. “Dolu tarafından bak” denir ya... Moralim bozulmasın diye bardağa bakmam bile. Çünkü tamamıyla boş da olabilir. Hep mücadele etmek lazım. Bardak boşsa bile, olmayacak olsa bile hayaller kurar, umuda yolculuk yaparım... Sevgi en çok ihtiyacım olan şey. Neşe de en çabuk kana karışan ilacım. Beni asıl zorlayan, üzülünce hasta olmam.

7 aylıkken erken konuşmaya başlamışsınız ama 2 yaşında yürümüşsünüz. İleri zekâ mı, tembellik mi?

- Meğerse annem ben düşmeyeyim diye oturduğum yere yastıklarla duvarlar örüyormuş. Bir gün onları kaldırıp “Hadi emekle bari” deyince ben tıpış tıpış yürümüşüm. (Gülüyor) Çok erken konuşmam anneme göre ileri zekâ olarak abartılmış ama sonra ilkokul 2. sınıfta matematikten zayıf almamla son bulmuş bu efsane...

Yazının Devamını Oku

Bensu Soral ile Hakan Baş’ın ortak açıklaması

Yalanlamalara rağmen bu ilişkide kafa karıştıran noktalar var. Neden mi bu ayrıntılarda boğuluyoruz? Çünkü kimi ilişkisini gizliyor, kimi ayrılığını... Bu yalanlama müessesesi artık pervasız bir hâl almaya başladı.

Bensu Soral ile Hakan Baş kısa süre önce haklarında çıkan “ayrılıyorlar” iddialarını kesin bir dille yalanlamıştı.
Hakan Baş’ın başka bir kadınla eğlenirken görülmesi üzerine mesele yeniden alevlendi, çift sosyal medyadan yeni ortak bir açıklama yaptı.
Açıklamada kafa karıştıran iki nokta var. Bakalım ünlem (!) koyduğum yerler sizin de dikkatinizi çekecek mi:
“Dün gece bazı mecralarda yer alan haberlerin içeriği gerçek dışıdır. Haberde adı geçen kişi her ikimizin de uzun zamandır tanıdığı ve hep birlikte vakit geçirdiğimiz bir arkadaşımızdır.
Kalabalık bir ortamda, birbirimizden haberdar olduğumuz, birçok ortak arkadaşımızın da yanımızda (!) olduğu bir buluşmanın basında yer alma şekli bizi üzdü. Şu dönemde evliliğimizle ilgili hassas bir süreç (!) içerisindeyiz. Biraz zamana ve sizlerin de hassasiyetine ihtiyacımız var.”
Ne deniyor: “Birbirimizden haberdar olduğumuz...”
Ne demek bu: Gizli, kaçamak bir şey yok; Hakan’ın oraya gittiğini biliyordum, haberdardım.

Yazının Devamını Oku

Karaköy’ün üç yenisi

Biri çok şık bir restoran, diğeri neşeli bir sokak meyhanesi, sonuncu vur patlasın bekârlığa veda mekânı. Karaköy’ü sevip de hep aynı yerlere gitmekten sıkılanlar için kapılarını geçen hafta açan yeni seçenekler...

BİR İTALYAN

Galata Kulesi’nin dibinden Karaköy’e doğru kıvrılıyorsunuz; dar ve biraz izbe sokaklarda ilerlerken birden vaha gibi karşınıza çıkıyor. ‘Böyle de bir yer mi varmış’ sorusundan keyif alan bir ‘şehir kurdu’ysanız gönül rahatlığıyla misafir götürebilirsiniz. Salı akşamı yan masada sevgilisi Dinç Aydoğdu ile yemek yiyen Hande Ataizi birilerine telefonda ballandıra ballandıra bu yeni keşfini anlatıyordu mesela. Kırık sarı duvarlar, kırık sarı aydınlatmalar, Fransız balkonlar, kemerli pencereler... Burası İtalyandan ziyade Fransız Mağrip’ini hatırlatıyor. Hatırlatması da normal çünkü burası eski bir Fransız ilkokulu. Zaman içinde öğrencisizlikten atıl kalmış. Yapılış esprisine sadık olarak restore edildi, artık Ecole St. Pierre Hotel. Otelin odalarının baktığı iç avlusu da İtalyan restoranı IL Cortile. Ahtapot carpaccio, ceviz soslu pansotti, karidesli ravioli, güveçte balık ve dana kaburga gibi yemeklerde iddialılar. Pizzalar 56-92, makarnalar 62-160 lira. Yemeğe gitmeseniz bile o atmosferde bir kokteyl için uğrayabilirsiniz. Ferahlık sevenlere sgroppino’yu öneririm, 85 lira.
(0212) 244 26 74BİR LEVANTEN

IL Cortile ile kıyaslandığında çok daha makul bütçeli bir mekân Levanten Meyhanesi. Ağırlıkla öğrenciler, genç beyaz yakalılar gidiyor. Hem sokak meyhanesi hem kapalı alanı var. 20.00’de canlı müzik başlıyor. ‘Keman ve gitarla Sezen şarkıları’ diye tarif edebilirim tarzlarını. Pazarları yine keman ama bu sefer gitar yerine ut ve klarnetle ‘fantazi-arabesk’ akşamı yapıyorlar. Mekânın adı Levanten ama Levanten lezzetleri yok, bildik meyhane menüsü var. Hiçbiri fena değil, Ermeni usta Egemen Bey’in elinden çıkıyor. Patlıcan közleme ve bezelye ezmeyi beğendim. Ama Karaköy ve canlı müzik denilince asıl fark fiyatlarda: Mezeler ağırlıkla 26-30 lira, mücver, paçanga ve kıymalı börek 30’ar lira. (0533) 431 40 11BİR LÜBNANLI

Ajda ise semtin yeni Ortadoğulusu. Oryantal şov eşliğinde, sunumları oldukça ilginç Lübnan lezzetleri servis eden bir eğlence mekânı. Renkli bir ortamı var. Burayı daha çok kalabalık gruplar tercih ediyor. En çok da bekârlığa veda geceleri için... Hafta sonları kabare şov yapılıyor. Mekân 19.00-2.00 arası açık. Meze, ara sıcak, ızgara tabağı kişi başı 225 lira. (0537) 261 11 41 55 LİRA

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Yazının Devamını Oku

Yıldız Tilbe’nin “şanlı aşı direnişi”

Aşılı sanatçılar için daha az endişeleniyorsun. “Ya yakalanmaz, yakalansa da muhtemelen hafif atlatacak” diyorsun. Ama Yıldız Tilbe daha savunmasız, daha açıkta, daha “kışın ortasında incecik bir tişörtle” geliyor konser görüntülerine baktıkça.

Yıldız Tilbe “şanlı aşı direnişi”ne devam ediyor. Konser iptal ediyor, PCR yaptırıyor da aşı vurulmuyor.
Aşısını yaptırdığına dair söylentiler çıkıyor, “Olmadım, aşı maşı olmayacağım” diye açıklama yapıyor, durduğu yerden milim kımıldamadığını gösteriyor.
Aşı karşıtı destekçileri de mest oluyor bütün bu jestlerine.
Halbuki her şeyden önce bu aşı tartışmasını bir kenara bırakıp...
Kendini tehlikeye atıyor diye üzülmek, evhamlanmak lazım Yıldız Tilbe için.
Binlerce insanın, binlerce nefesin önünde konsere çıkıyor.
Bir küçük rüzgâr yüzlerce kişinin soluğunu taşıyor sahneye.

Yazının Devamını Oku

Zeki Müren görse mutlu olurdu

Çağlar Çorumlu’nun oynadığı Zeki Müren’li kredi kartı reklamı tartışılıyor. Beğenenler kadar karikatürize edildiğini düşünerek reklamın kaldırılmasını isteyenler var. 40 senelik yakın dostu Erkan Özerman ise Müren’in bu filmi görse mutlu olacağını söylüyor.

Maximum Kart 20’nci yılını Zeki Müren’li bir reklam filmiyle kutluyor.
Film dediysem hakikaten film gibi: 2 dakika, 26 saniye.
Başından sonuna gülümseyerek izliyorum. Neden mi? Bilmem, ölümünden çeyrek asır sonra, sırf onu görmek bile mutlu ediyor insanı galiba.
Üç yerinde kıkırdadım hatta reklamın...
Biri, alışveriş yaparken gördüğü yakışıklı cansız mankene şaşırıp “Bu kim be!” dediği an.
İkincisi, yine bir yerde telefonla ödeme yapacak, o sırada telefonda konuştuğu kişiye “Kapat Nezih, kapat” diyor.
Üçüncüsüyse hani ellerini kavuşturarak yaptığı klasik bir hareketi var ya, sosyal medyadaki teşekkür emojisi gibi...

Yazının Devamını Oku

Şu yolcular da olmasa mis gibi hizmet verecek

“Hazır yolcu var, en iyi hizmeti, en ucuza nasıl veririm?” kaygısı yerine... “Zam yapalım, daha az yolcu taşıyıp daha çok kazanalım” mantığı güdüyor Taksiciler Odası. Aslında tam da “Şu yolcular da olmasa mis gibi hizmet vereceğiz” kafası.

İstanbul’daki taksi meselesine şehrin esnaf odası çözüm buldu: Zam.

Başkan Eyüp Aksu’nun söylediğine göre eğer taksilere zam gelirse talep düşecek, böylece sıkıntı da ortadan kalkacak. “Hazır yolcu var, ben en iyi hizmeti, en ucuza nasıl veririm?” kaygısı yerine...

“Daha az yolcu taşıyıp daha çok kazanalım” mantığı. Aslında tam da “Şu yolcular olmasa mis gibi hizmet vereceğiz” kafası.

Taksimetre ücretlerini uzun uzun anlatıyor sayın başkan ama taksi plakalarının fiyatına hiç değinmiyor. Sayı sınırlı olduğu için yıllar içinde artarak inanılmaz rakamlara dayandı.

Sıradan bir şoförün girip de zaman içinde kendi plakasının sahibi olması imkânsız. Plakalar artık bir yatırım aracı. Bu parayı yatıran kişi de günlük olarak faizden ne gelecekse, onu yevmiye olarak kafadan şoförden istiyor. 

Taksi şoförlerini strese sokup, vatandaşla asıl çatıştıran da bu günlük kirayı (yevmiyeyi) çıkarma telaşı.

Fakat bunlar sayın başkanın ilgi alanında değil.

“Tahdit”in kent ulaşımı için artık bir “tehdit”e dönüşmesinden bahsetmiyor.

Yazının Devamını Oku

Flört ederken şeytan tüyüme güvenirim

Aslında ekonomist olacaktı, Londra’da bunun için okundu, Cambridge’de bunun için İngilizce eğitimi alındı ama sırf müzik için her şeyi bırakıp Türkiye’ye döndü. Söz yazıyor, besteliyor, söylüyor; üstüne bir de oyunculuğu var. Dışarıdan böyle Cem Belevi, peki içeriden? Kendisini Külkedisi’ni bulmak için elinde ayakkabı, diyar diyar gezen prense benzetiyor. Omzunda ağlayacak kadar güvendiğim birini henüz bulamadığını söylüyor. Ha bir de en güzel şarkısını henüz yazmadığını...

4 Haziran, İkizler erkeği... Nesi daha zor: Değişken ruh halleri mi, bağlanmakta zorlanmak mı?

- Aslında en çok, hızlı karar verip, o karara doğru giderken insanların bana yetişememesi zorluyor. (Gülüyor)

Ressam anne, piyanist baba... Hangisine daha çok çektin?

- Çöp adam bile çizemediğime göre babama benzediğim aşikâr. Kesin, babama daha çok çektim.

İkisini de çalıyorsun, hangisi daha sensin: Gitar mı, piyano mu?

- Keşke gücüm olsa da piyanoyu her yere taşıyabilsem. Her yerde benimle olduğu için gitar diyorum. Hatta bagajımda her zaman bir “acil durum gitarı” bulunur.

Yazının Devamını Oku

Leman Sam’ın anlaması çok güç özel dünyası

Belki günümüzün ilişki biçimlerini insan üzerinde mülkiyet kurmak olarak tanımlıyordu. Belki kıskanç biri değil... Belki kıskanç ama o sırada artık eşiyle kıskanılacak bir durum kalmamış aralarında...

Leman Sam, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalında kumasıyla aynı evde yaşadığını anlattı.
Aslında tam böyle denemez, daha karmaşık bir durum.
Videodaki o bölümü defalarca dinledim, anladığım şu:
Şimdi Leman Hanım, eşi Selim Sam tarafından aldatılmaya başlıyor.
Yıllar önce tabii.
Leman Hanım o sırada zaten boşanmak istiyor.
Ama eşi, bu ilişki üçgeni devam etsin istiyor.

Yazının Devamını Oku

Uzakdoğu ve Afrika Taksim’de buluştu

Tepenizde Intercontinental Oteli yükselmese kendinizi çok rahat Zanzibar’da falan sanabilirsiniz Ginza’da. Geçen hafta eski People’ın yerine açıldı. Yemekler Uzakdoğulu, müzik ve eğlence Afrikalı.

Gineli şarkıcı Mori Kante’nin 1987’de yayımladığı ‘Yeke Yeke’ şarkısı Afrikalı bir sanatçının o güne kadarki en yüksek satış rakamına ulaşmıştı. Bütün dünya gençleri gibi biz de kasetçalarları başa sara sara ezberlemiştik zor sözlerini: “Bi sounkouroun lou la donkégna, aaaa, aa...” 35 yıl sonra Taksim’in göbeğinde tekrar duyacağım hiç aklıma gelmezdi.



Kemerli duvarlar, dev tanrıça heykeli, yukarıdan sarkan hasır avizeler, küpler, tropik bitkiler ve kulağınızda Mori Kante. Tepenizde Intercontinental Oteli yükselmese kendinizi çok rahat Zanzibar’da falan sanabilirsiniz Ginza’da.

Geçen hafta eski People’ın yerine açıldı. Pandemiden dolayı bahçe ve açık alan genişletilmiş. İçeride, kapalı alandaysa müzik kısıtlamasından sonra faaliyete başlayacak X Room adında 300 kişilik bir after kulübü olacak. 1.00’de açılıp 5.00’te kapanacak.

1.5 TONLUK HEYKEL

Yazının Devamını Oku

Teessüfler TLC, İzmir sadece bu mu?

Kanalın “Emlak Avcıları” programı İzmir’i konu aldı. Fonda gösterilen şehri bilmeyen, “Herhalde orta Suriye’de, Rakka’ya komşu bir şehir falan” der. Tamam anladık, programın bir formatı var, herkese bütçesine göre ev bulunuyor falan da... Elalemden pasta-börek, bizden hep mi makarna?

TLC kanalında denk geldikçe takılıp kaldığım bir program var:

Emlak Avcıları”.

Dünyanın çeşitli yerlerinde bazen 500 bin, bazen milyon dolara ev arayan insanları konuk ediyorlar.

Konuklar da emlakçıların kendilerine sunduğu seçenekler arasından en sonunda bir evde karar kılıyorlar.

Parası çok ama ne evler, ne malikaneler, ne mahalleler, nasıl manzaralar, nasıl sahiller...

O kadar param var da ev mi arıyorum? Değil tabii.

Ama izlemesi, hayal kurması bile keyifli.

Kendinizi “Ben olsam havuzluyu değil, manzaralıyı tercih ederdim” ya da “Plaja sıfır olan, şehir merkezindekinden daha iyiydi” falan derken buluyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Hop Haluk Abi, nereye?

Eğer biz bu adamı bunca zaman içinde zerre tanıyabildiysek... Eminim ki en ufak bir sıkıntıda kendini tutamayacak, yine arkadaşlarıyla birlikte yardım bekleyen insanların yanında bitecek Haluk Levent.

Haluk Levent önümüzdeki yılın 26 Kasım’ında yurtdışına yerleşeceğini açıkladı.

Yangın, sel, deprem...

O kadar alışmıştık ki onu ve kurucusu olduğu AHBAP üyelerini her felakette ülkenin her köşesinde görmeye...

Haberi duyan herkes gibi, bende de bir şok etkisi, bir “omuz düşüklüğü” yaratmadı desem yalan olur. Artık müzik yapmak ve kendine zaman ayırmak istiyormuş.

Yıllardır hayali olan yurtdışında sentezler yapmak, müzikal arayışlarda bulunmak...

AHBAP’daki görevini de başka bir arkadaşına devredecek. Bir yanıyla haklı. Daha önce de depremzedelere yardım etmiş, çevre konularında faaliyetler göstermişti ama AHBAP’ın kurulmasıyla birlikte, son 6 yılda neredeyse bütün mesaisini bu işlere ayırdı. Koşuşturmada kendi konserini unutmuşluğu var.

Bir müzik insanı olarak artık asıl meşgalesine dönmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Artık müzik direktörü bile isyanlardaymış. En çok nereye yerleşeceğini merak ettim: Bir Avrupa ülkesi mi? Ya da ABD?

Her neresi olursa olsun, kendisi için verimli olacağına eminim. Oradan yeni fikirler, yeni teknikler, yeni şarkılarla döneceğine de.

Yazının Devamını Oku

Aşkta alıcı kuş değil kalıcı kuşum

Kelimenin tam haliyle “talihsiz” bir kadın. Röportaj sürecimizde bile ağır bir grip atlattı, parmağını kesip hastanelik oldu. Kendisine hep “aşk kadınıyım” dedi ama hayatı onun da kabul ettiği gibi macera filmi gibi. Kendini Nâzım Hikmet’le özdeşleştiriyor, Müjde Ar’ı Türkan Şoray’dan daha dişi, daha gerçek buluyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu Deniz Seki...

◊ 1 Temmuz, Yengeç kadını... Hangisi daha zor: Ev hayatına düşkün olup çalışmak mı, zaman zaman kendinizi ifade etmekte güçlük çekmeniz mi?
- Zaman zaman kendimi ifade etmekte güçlük çekmek daha zor galiba. (Gülüyor)
◊ Çamlıca Kız Lisesi mezunusunuz. O yıllardanen çok neyi özlüyorsunuz:
Kız kıza şamatayı mı, tasasız, kaygısız günleri mi?
- Ya en çok o tasasız, kaygısız günleri özlüyorum aslında.
◊ Kariyerinizde hangisidaha önemli: Kendi şarkınızla Pop Show 95’te birinci olmak mı, 1997’de Yıldız Tilbe’nin “Hiç Kimse Değilim”iyle ilk albümünüzü yayınlamanız mı?
- Tabii ki Pop Show 95’te birinci olmam.

Yazının Devamını Oku

Gezme ceylan bu koylarda...

1969’da turistleri balık avı turuna çıkarmayla başlayan günlük tekne gezileri, aradan geçen 53 yılda başkalarına da örnek oldu, koca bir sektöre dönüştü. Yüzen masasıyla, suyun içinde ut taksimiyle ‘Yaralı Ceylan’, işte bu yüzden bence aralarında en kült olanı. İsteyen farklı organizasyonlar için de tekneyi kapatabiliyor.


Teknenin isminin neden ‘Yaralı Ceylan’ olduğunu ben de merak ettim. Meğer Bahattin Kaptan’ın bir arkadaşı varmış. En büyük hayali bu isimde bir tekne sahibi olmakmış. Askerde şehit düşünce kaptan onun bu isteğini yaşatmak istemiş.

Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi belde merkezinden civar koylara günübirlik tekne turu yapan çok... Ama böylesi yok: Yaralı Ceylan. Hikâyesi 1969’da başlıyor. Kaptan Bahattin Taşdibi o zamanlar Bodrumlu genç bir balıkçı. Teknesi küçük mü küçük: 7 metre. İkişer-üçer kişi, turistleri balık avı turlarına götürmeye başlıyor. İşte günübirlik turlar da böylece ortaya çıkıyor.

Bahattin Kaptan “Bu işi ben başlattım. O zamanlar yabancı turist hiç yok. Hep yerli turistlerle...” diye anlatıyor. Yolcu sayısı arttıkça tekneyi de büyütmeye başlamış. 7 metreden; önce 10.5, sonra 12, sonra 22 ve şimdi en son 27.5 metrelik teknesiyle sefere çıkıyor. Hatta 1986’da 12 metrelik teknenin açılışını (ilk turunu) Zeki Müren yapmış.

O zamandan bu zamana kimler binmemiş ki o tekneye! “En son geçen sene Ajda Pekkan arkadaşları için kapattı. Hangi birini sayayım ki, aklına hangi ünlü gelirse...” diye anlatıyor Bahattin Kaptan. Acun Ilıcalı da iki kez ‘Var mısın Yok musun’ ekibiyle gezmiş.

İSTEYENE BALIK, İSTEYENE VEGAN

Yazının Devamını Oku

Kim haklı

Olmayan haberi “Ali Küçükbalçık yakalandı” diye herkese duyurduk. Haberi biz doğrulatacağımıza şimdi “Niye yalanlamadınız?” diye Kibariye ve eşinden hesap soruyoruz.

Hepimiz toplandık, Kibariye’yi reklam yapmakla suçluyoruz.
Neymiş efendim, kocası onu aldatmadığı halde aldattı haberlerine ses çıkarmamış.
Konuyu sündürerek gündemde kalmış, bu sayede konserler, programlar almış.


İyi, güzel de “Kocam beni aldattı” diye ortaya çıkan Kibariye değil ki.
Magazin medyası olarak bir hata yaptık, bambaşka birini Kibariye’nin eşi sandık, olmayan haberi “Ali Küçükbalçık yakalandı” diye herkese duyurduk.
Haberi biz doğrulatacağımıza şimdi “Niye yalanlamadın?” diye Kibariye ve eşinden hesap soruyoruz.

Yazının Devamını Oku

Kahvaltı, Boğaz ve caz

Türkçesi ‘sihirli vapur’ anlamına gelen Le Vapeur Magique, müze bölümü, terastaki masaları ve masalardaki Türk mutfağından lezzetleriyle yolcularına iki saatlik bir İstanbul rüyası yaşatıyor.



Salı günü, 12.30, Eminönü’deki Boğaz Hattı iskelesi... Kadın-erkek, yerli-yabancı, çoluk çocuk 100’e yakın insan sıcağın altında bekleyiş içinde. Derken Sarayburnu tarafından bütün sürreelliğiyle ‘Le Vapeur Magique’ (Sihirli Vapur) beliriyor denizde.

Sürreel çünkü geçen yüzyıldan kalmış gibi. ‘Gibi’ değil aslında, zaten geçen yüzyıldan kalma.
Suya ilk kez 1976’da indi, adını Kıbrıs şehidi gazeteci Adem Yavuz’dan aldı, yıllarca İstanbul’un iki yakası arasında milyonlarca yolcu taşıdı.


Yazının Devamını Oku

“Açar” soyadı açmazı

Bazen iki çarpı iki dört etmeyebilir, tek bir doğru olmayabilir. Kayahan’ın kızı Beste Açar’la eski eşi İpek Açar Kömürcü arasında yaşananlar da biraz onun gibi. Beste Hanım, İpek Hanım’ın artık babasının soyadını kullanmamasını istiyor.

KIZI HAKLI ÇÜNKÜ:
İpek Hanım, eşinin vefatından 4 yıl sonra yeni bir evlilik yaptı. Artık yeni eşinin soyadını alması gerekirken neden hâlâ “Açar”ı kullanmaya devam ediyor?

ESKİ EŞİ HAKLI ÇÜNKÜ:
Biri ölünce geride kalanlar hayatlarına devam etmek zorunda. Tekrar evlenmesi kadar doğal bir şey yok. Ama bu, geçmişte yaşananların silinmesi anlamına gelmez ki.

KIZI HAKLI ÇÜNKÜ:

Yazının Devamını Oku

Hande Yener’i motora atmak

Hande Yener İzmir’de trafikte sıkışıp konsere geç kalınca arabadan indi, bir motosiklete otostop çekti.

Sürücü Erdal Unal da onu gideceği yere kadar götürdü.

Şarkıcının motosiklet tepesinden çektiği videoda ikisi de çok eğleniyor görünüyor.

O sırada kasksız olmaları büyük faul tabii ama...

Gençlik aşısı gibi Hande Yener. İnsan gülümseyip “Bravo ya” demeden edemiyor.

Bu, hikâyenin bizim payımıza düşen kısmı.

Siz bir de Erdal’ın havasını düşünsenize:

Bir gün yine yolda gidiyorum, Hande Yener otostop çekti...

Bari kadın ve çocukları kurtarsak

Yazının Devamını Oku