Ajda’dan villa Kıvanç’tan Ferrari

Ünlülerin bu aralar alım-satımla araları pek iyi değil. Kimi villasını, kimi Ferrari’sini elden çıkarma peşinde. Acaba yanlış mecraları mı kovalıyorlar?

Ajda Pekkan, uzun yıllardır yaşadığı Bahçeköy’deki villasını satarak farklı alanlarda yatırım yapmak istiyormuş. Ama 46 milyon liralık villaya talip yok.
Kıvanç Tatlıtuğ da Ferrari’sini elden çıkarma derdinde.
1989 model araca alıcı çıkmayınca 150 bin fiyat kırdı: 1 milyon 575 bin.
Mustafa Sandal Çubuklu’daki 650 metrekarelik villasını bir okutsa, alacağı 29 milyon liradan eski eşi Emina Jahovic’e de pay verecek.
Çağla Şıkel Balmumcu’daki villasını 11 milyona satmak istiyor.
Alıcı çıkarsa üzerine biraz daha ekleyip havuzlu bir villakente geçmeyi planlıyormuş.
Cem Yılmaz da Zekeriyaköy’deki villasını satıyor.
İçinde kiracısı da hazır: Başakşehirli futbolcu Gael Clichy ayda 50 bin lira kira ödüyor.
Bize akıl vermek düşmez tabii, hepsinin kallavi kallavi emlak danışmanları vardır.
Ama ilanları sıradan vatandaş gibi sahibinden.com’a koyduklarını düşünsenize...
- Ajda Hanım acaba krediye uygun mu? Metroya, metrobüse yakın mı?
- Kıvanç Bey az bir şey daha yapsanız? Vuruğu, çiziği yok değil mi?
Ya da Mustafa Sandal şöyle yazarmış: “Emina tutturdu sat da sat diye. Yoksa bu fiyata, sudan ucuz!”

Kira tamam, aidatları kim ödüyor?

Bir emlak haberi de Murat Dalkılıç’tan...
İşleri kötü gittiği için 30 bin liralık kirasının yarısını sevgilisi Hande Erçel’in ödemeye başladığı iddiaları ortaya atılmıştı.
O pamuk helva gibi Dalkılıç bu iddialara çok sert çıktı: “Şükürler olsun ki iflas etmedim. Diyelim ki böyle bir şey oldu. Bunu masa başından öğrenme ihtimaliniz sıfır. Beni çıldırtmak mı istiyorsunuz?”
Normalde gülüp geçeceği hatta makarasını yapacağı bir mevzu: “Kirayı ben ödüyorum ama doğalgazla su Hande’de...”
Çıldırmak da ne yahu?
Böyle tırıvırı bir konuda bu kadar hassaslaştığına göre işleri en kısa zamanda açılır umarım. 

Statü nedir, nasıl alınıp nasıl satılır?

Hülya Avşar, Bodrum’da günlüğü 1000 liradan kiralanan şezlonglar için “Ben olsam 5 bin yapardım. Kapıda kuyruk olur. O parayı hava atmak için verecek çok insan var” demiş.
Ne kadar doğru.
Türkiye’deki dolar milyoneri sayısı Japonya’yı geçti haberlerini okumuşsunuzdur.
Üç kuruş para kazanıp bilmem kaç binlik son model telefonla gezenlerin yanında milyonerler n’apsın?

Demek Akalın da hesaba  isyan etti

Bu korona krizi para konusunda herkesi biraz daha hassas yaptı galiba. En son Demet Akalın gittiği bir restoranda ödediği hesap için, “İki tavuklu salata, bir gazoz, bir mücver 260 lira. Böyle giderse... Gitmez!” diye yazdı sosyal medyada.
Yerden göğe kadar haklı. Kendi sahne aldığı mekânlarda ödenen meblağları saymazsak tabii...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

“Giderli pop”a iki sıkı söz yazarı

Reddedilmiş/tercih edilmemiş iki kadının, can yanmasından dökülen sözleri, ciğerden gelen kelimeleri bunlar... Gerçek hayatın kristalleştirdiği cevherler... İki erkek için arka arkaya sarf edildi. Giderli şarkı sözü arıyorsa Demet Akalın bu mecralara göz atabilir.

İkisi de hedefe kilitli, yüksek isabetli füze gibi.

İkisi de isimsiz ama adrese teslim.

İkisi de bir erkeğe.

İkisi de canının yandığını saklamıyor.

Hatta giderli sözlerinde bunu ilan ediyor. İkisi de yerin dibine sokma amaçlı.

Alenen.

Reddedilmiş/tercih edilmemiş iki kadının...

Can yanmasından dökülen gerçek sözleri, ciğerden gelen kelimeleri bunlar.

Yazının Devamını Oku

Hazal Kaya’nın süt anneliği

Bizim ailenin yaşlıları anlatırdı: Filanca, falancanın süt annesi...

Köyde kadınlar tarlaya, ormana, yaylaya gittiklerinde çocuklarını başka kadınlara emanet edermiş, onlar da çocuklara “gerçek annesi gibi” emzirmek dahil her türlü bakımı yaparlarmış.

Süt emen çocuklar da büyüdüklerinde o kadına “anne yarısı” muamelesi yaparlarmış.

Enis Arıkan, Hazal Kaya’nın da sette hasta bir çocuk için süt anneliği yaptığını açıkladı.

Hatta hasta çocuk zaman içinde iyileşmiş.

Hazal Kaya da mutluluktan gözyaşlarına boğulmuş.

Süt anneliği lafını İzmir depremine kadar epeydir duymamıştım.

Çocukluğumun “hayal meyal kavramlar”ı arasında kalmıştı.

İzmirli bir kadın, depremde kendi çocuğu için yeterince sütünün olduğunu, annesiz kalan bebekler ya da korkudan sütü kesilen anneler için süt yollayabileceğini duyurmuştu sosyal medyadan.

Yazının Devamını Oku

Trabzon’da, 26 yaşında...

Bilimkurgu filmi sanki. Kim, gerçekte kimdir, belli değil. Alt karakterlerinden biriyle yorumlaşıyor, emojileşiyor bile olabilirsiniz. Herkesin alternatif kişilikleri var. O popçu kimmiş derseniz, bildiniz: İrem Derici.

“Çok sahte hesabım var. Birinde Trabzon’da yaşayan 26 yaşında bir kızım. Kedim de var, adı Fısfıs. Muhabbet ediyorum takipçilerimle.”
Sosyal medya keşfedilmemişken, bu insanlar “çoklu kişilik parçalanması”na benzer afili isimli hastalıklarla anılırdı.
Bugün ülkenin en medyatik pop starlarından biri tarafından demeç olarak çok rahat verilebiliyor.
Bilimkurgu filmi sanki. Sosyal medyada herkesin alternatif kişilikleri var.
Senin kaç?
- Benim dört abi, ancak idare edebiliyorum. Sonra kendi kendimi layklıyorum falan, rezil oluyorum...
Daha geçen hafta, çok uzun zamandır tanıdığım bir arkadaşım da benzer bir şeyden bahsetti.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyadan kendisi çıksa daha iyi

Murat Dalkılıç delirip, geçen hafta eski sevgilisi Hande Erçel’i, bu hafta da aralarında Acun Ilıcalı gibi çok önemli ismin bulunduğu dostlarını takipten çıkardı, köprüleri attı. Canı yanan bir ergen gibi. Neden bir süre bir yerlerde ruhunu ve markasını dinlendirmiyor?

Murat Dalkılıç’ın kendi kendine ettiğini dışarıdan gözlemleyip üzülmemek zor.

Canı yanan bir ergen gibi davranıyor. Delirip delirip yaptığı şeyler “cool” havasına şuna buna değil, artık doğrudan sosyal çevresine, kişisel ilişkilerine, önemli dostluklarına zarar veriyor.

En son yılbaşı programına eski sevgisi Hande Erçel ile Kerem Bürsin’i çıkardı diye Acun Ilıcalı’yla köprüleri attı, sosyal medyada takibi bıraktı. O ve başka birçok insanı.

Bir nevi erken girilmiş 40 yaş bunalımı yaşıyor gibi. Yeteneklerinizin ve fiziki kuvvetinizin zirvesinin artık geride kaldığını hissedersiniz.

Üstelik ömrünüzün önemli bir kısmı da geçmiştir...

Bir erkek gücünü kaybedince, kadınların saygısını yitirir” gibi açıklamalar yapmaya başladı. Bu söylediklerinden 37 yaşındaki Dalkılıç’ın aslında hangi kafada olduğunu anlıyoruz biraz...

Gücünü kaybetmiş...

Yazının Devamını Oku

Açıkhava konseri piştisi

Demet Özdemir ile Oğuzhan Koç’un arasında iddia edildiği gibi eski bir ilişki varsa, inkar edilen her bölümü için okların hedefinde olacaklar. Her şey baştan sorgulanacak, başladı bile... Mesela Oğuzhan Koç’un Açıkhava konserindeki gibi Yağmur-Demet çakışmalarında kim, neyi, ne kadar biliyordu?


4 Eylül 2019; Harbiye Açıkhava Sahnesi.

Protokol ünlüden geçilmiyor: Murat Boz, Murat Dalkılıç, Fettah Can, Acun llıcalı, Aslı Enver, Zeynep Bastık, Büşra Pekin...

İlk Habiye Açıkhava konserinde Oğuzhan Koç’u yalnız yalnız bırakmamışlar.

Oğuzhan Koç tek tek isimlerini sayarak “önemli misafirlerine” teşekkür ediyor.

Teşekkür etmek için saydığı isimler arasında o sırada sevgili olduğu Yağmur Tanrısevsin ve ilişki yaşadığı ortaya çıkan Demet Özdemir de var.

Herkesle birlikte bu iki yakın arkadaşın da isimlerini sayıyor. Hatta Yağmur Tanrısevsin’in adını söylerken elini kalbine götürüyor.

O sırada henüz “Demet-Oğuzhan” ilişkisine dair ortada fol yok, yumurta yok.

Yazının Devamını Oku

“Demet-Oğuzhan-Yağmur” üçgeninde kim, neyi, neden yapıyor?

Demet Özdemir-Oğuzhan Koç aşkı Alaçatı’da ifşa olmuş. Demet Özdemir Hürriyet’e yaptığı açıklamada “Evet, fotoğrafımızın çekildiği doğru. Artık yılın aşk bombası yazarsınız” demiş. Demek ki doğruymuş... Orada bir durmak lazım.

Çünkü bu işin bir aritmetiği var ve karşımızdaki Demet Özdemir.
Bu işlerin sihirbazı.
O bir şeye tam olarak “var” demediği sürece biz ne vardır diyebiliriz ne de yoktur.
Onlarca bölüm Can Yaman’la aşkı var mı yok mu diye koca memleketi (sadece memleketi mi, o sıra Can Yaman hayranı İtalyanlar, İspanyollar çeşitli dünya milletlerini) kanırtmış bir kadından bahsediyoruz.
Hatta hatırlarsınız, bir ara Can Yaman “libido” falan diye ego patlaması laflar ediyordu... O sırada Demet Özdemir’in de adı geçecek gibi oldu, hemen bir ulak gönderip tek bir cümleyle Can’ı sustalıya çevirdiği rivayet edilir.
Öyle bir susma ve susturma ustası.
Peki şimdi neden konuşulmasına izin veriyor olabilir?

Yazının Devamını Oku

Maradona’yı hep Ahmet Kaya’ya benzetirim

Yılın ilk röportajına da böyle “lezzetli” biri yakışırdı: Sosyal medyanın “Lezzet Abi”si, gazetemizin hem sinema hem de futbol eleştirmeni Uğur Vardan. “Bu ikisi aynı anda nasıl olur?” diye sormayın, çünkü baktığı, gördüğü her şeyden özenli kurgular hazırlayan bir “estetik koleksiyoncusu”. Sadece bunları değil, mimariyi, kedi sevgisini, keyifçiliği, sonsuz geyik enerjisini ve inanılmaz başlık bulma yeteneğini aynı potada eritebilmiş biri. Gün geçtikçe sayıları azalıyor. Böyle her konuda faydalanıp eğlenebileceğiniz insanlar her ekibe lazım.

◊ Mimarlık okudun... Yatay mimari mi, dikey mimari?

- Tabii ki yatay. Hem yükseklik korkum olduğu için hem de “yedi tepeli” şehrimizin daha fazla canına kıyılmaması için.

◊ Yatay futbol mu, dikey futbol mu?

- İflah olmaz bir Barcelona taraftarı olarak yatay futbol demem lazım ama Xavi ve Iniesta gidince o futbolun incelikleri ortadan kalktı. Sürekli “tiki taka”yla hayat geçmiyor, dolayısıyla: Dikey futbol.

◊ Klasik soru: Pele mi, Maradona mı?

- Açık ara Maradona. Çünkü sahada ve hayatta belirsizliğin, kaotizmin, estetiğin, zarafetin, insan bedeninin oyunla kuracağı ilişkinin en uç noktasının temsilcisi. Ayrıca oyunculuk sonrasında da macerası, bize sundukları bitmedi. Pele’nin öyküsü zirveye ulaşıncaya kadardı, Maradona’nınsa ölüme kadar sürdü, belki gelecekte de sürecek. Hakkında en çok film çekilen efsanelerden biri Maradona. Belgesel ya da kurgusal birçok yapıma ilham kaynağı olmuş.

Yazının Devamını Oku

Ya aynı şova biz çıksaydık?

Pandemi bize 90’lardaki gibi ekran başında bir yılbaşı kutlaması vadetmişti, sözünü de tuttu. Zap yaparken “İbo Show”a takıldım bir ara. Aynı insanlar, aynı yüzler: İbrahim Tatlıses, Bülent Ersoy, Serdar Ortaç, Hande Yener, Seda Sayan. 20-25 yıl önce, 20-25 yıl sonra. Her birinin hayatı ne kadar değişmiş. Tam da önümüze serdi. Peki biz? O çeyrek yüzyılda biz ne kadar değiştik?

Serdar Ortaç bütün program boyunca omuzlarının düşmemesi, dik durup sağlıklı görüntü vermek için çok çabaladı.

Biliyorsunuz, zor bir hastalıkla mücadele ediyor. Üstelik bu mücadele, hayatının en parasız dönemine denk geldi. Borç içinde. 

Haftada bir şarkı yumurtlayan altın tavuk, yıllardır kurudu.

Özel hayatı da parlak değil.

Bazı ilişkiler yaşıyor görünüyor ama tam olarak ne olduğunu ne kendisi anlayabiliyor ne bize anlatabiliyor.

Yine de gecenin en azimlilerinden biriydi.

Enerjikti. Sadece kendi alanını değil, bütün stüdyoyu iyi kullanıyordu.

Performanslarını bazen ayakta, bazen yerlere çömelerek sergiledi. Koltuğuna çakılmadı yani. Oturduğu zamanlardaysa dediğim gibi:

Yazının Devamını Oku

Yeni bir yıl, yeni bir yaş bize gülecek bir sebep lazım

Yılbaşı dönemi biz Oğlaklar için çifte muhasebe dönemi. Geçen yılın ve geçen yaşın defterleri aynı anda açılıyor. Daha sert geçiyor. Ama bundan sonra hiçbir şey, geride kalan kadar zor olamayacak.

Demek yılın son günü yazı yazıyoruz, yılın ilk gününde okunacak.
Bir yıl sonrasına mektup gibi. Siz ne koyardınız mektubunuza?
Yeni yıl kararları mı, 2020’den çıkardığınız dersler mi, umut mu, dilek mi?
Atın atın, biraz ondan biraz bundan. Bol olsun çeşit.
Başka ne eklemek gerekir? Dilenememiş özürler? Kesin.
Hakkımızın yendiği, yanlış anlaşıldığımız, pişmanlıklar falan da oldu ama daha güzel şeyler var önce koyacak.
Tuhaf değil mi? Hem enkaz hem de salgın bize bir derin nefes alabilmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlattı tekrar. O yüzden teşekkürleri koymak lazım mektuba alıp verdiğimiz her sağlıklı soluk için.

Yazının Devamını Oku

Bu iki kişiye neden bu kadar üzüldük?

İlki, Seren Serengil. Kilo vermesi durdurulamıyor. Hayati tehlike varmış. Yeni bir ameliyatın bahsi geçiyor. İkincisi, Mustafa Topaloğlu... Ağır depresyonda gibi: “İçime ağladığım çok oldu. Hiçbir yere davet edilmiyorsun. Devlet de bana bakınca halkın gözünde kenara itilmiş Mustafa Topaloğlu’nu görüyordur.” Neden mi bu kadar kolay empati kurduk?

Geçirdiği ikinci zayıflama ameliyatından sonra kilo vermesi durdurulamıyor.

Kendi deyişiyle, böyle giderse yazı göremeyecek.

Operasyonları yapan doktorlarını “Söylemezsem Olmaz” adlı programına çıkardı.

İlk mide küçültme ameliyatını yapan doktor, “Biz sizi revizyon ameliyatına uygun bulmamıştık. Bu tip ameliyatlardan sonra ikinci ameliyatlar deneniyor. Ama belli şartları var. Hastanın ilk ameliyattan sonra kurallara uyması, birtakım ilaçlar kullanması gerekiyor. Yoksa ciddi sıkıntılar yaşanabiliyor.”İlk doktorun söylediklerinden biraz Serengil’in zaten zor bir ikinci ameliyata girdiği anlaşılıyor.

İkinci ameliyatı yapan da “Yiyeceklerin mideden bağırsağa hızlı geçişi sonucu hasta ağrı, kusma gibi birtakım şikayetler yaşayabiliyor. Siz de sabahları böyle bir şey yaşıyorsunuz. Bu, ameliyatın doğasında var. Ama geçici bir süre yaşanıyor. 8 ayı atlattık. Size haftanın 2-3 günü hastanede serum ve vitamin takviyesi yapacağız. Geri dönüşüm ameliyatı zor ama ağır bir ameliyat değil. 2-3 ay daha sabrederseniz düzelecek.”

İkincinin söylediklerindense “Yaşadıklarınız normal, iki-üç ay daha sabretmeniz gerek” mesajı çıkıyor. En azından bu iyi.  Ama bir başka yeni ameliyatın bahsi geçiyor.

İşin tuhafı, hepsini doktorların ağzından onunla aynı anda dinleyip aynı anda öğreniyorsunuz.

İnsanlar empatiyi en kolay sağlık söz konusu, can söz konusu olunca kurabiliyor sanki...

Yazının Devamını Oku

Aşı yanlıları neden bu kadar sertleşti?

Aşı olmayı reddedenleri başka insanların hayatını tehlikeye atmakla suçluyorlar. Eğer ben aşı olup salgına karşı bir koruma geliştirdiysem, başkasının aşı olmaması benim hayatımı niye riske atsın ki? Aşı olmayan kişi, en fazla kendisi gibi aşı olmayan birine bulaştırabilir hastalığı...

Sanki tıp eğitimi almışım gibi soranlar oluyor: “Aşı hakkında bir sürü iddia dolaşıyor. Sen gazetecisin, bilirsin, aşı olacak mısın? Biz de olalım mı?”

Bunu soranlar da aklı başında, üniversite falan bitirmiş insanlar.

En başından beri aşı yanlısıyım.

“Peki hangisi?” diye soranlara da “Keşke mümkün olsa Çin, Alman, Amerikan üçünü birden olsam” diye cevap veriyorum.

Bu sefer internette elden ele dolaşan aşı karşıtı videolar gönderiyorlar.

Arkadaş günde 250 kişinin ölmesinden daha kötü ne olabilir ki?

Bıktım artık sokağa çıkamamaktan, sevdiklerimle görüşememekten, sosyalleşememekten, pandemi yüzünden işi gücü altüst olan tanıdıklarımın hikâyelerini dinlemekten...

Bu aşı karşıtı cenah, kendi içinde parçalı.

Yazının Devamını Oku

En iyi kadın yorumcu Ajda Pekkan

Müzik tarihçisi hatta müzik arkeoloğu. Ama sadece dönemleri, tarzları, şarkıcı, besteci ya da söz yazarlarını araştırmıyor. O müziklerin ortaya çıktığı siyasi, ekonomik, sosyal koşullarla bağlantılarını ortaya koyuyor. Dinletili söyleşilerinden birinde ben de bulunmuş, hayata şarkılardan bakmanın ne kadar ilginç ve eğlenceli olduğunu görmüştüm. Kitapları var... İkilemli soruların bu haftaki konuğu radyo ve TV programcısı, DJ ama her şeyden önce ‘dinleyici’ Murat Meriç.


İkisi de çok ses getirdi. Siz olsanız ilk hangi kitabınızı okurdunuz: “Pop Dedik”i mi “100 Şarkıda Memleket Tarihi”ni mi?

- Önce “Pop Dedik” çünkü sonrasında yazdıklarımın ve yazacaklarımın temeli o.

İkisinde de programlar yaptınız: Televizyon mu radyo mu?

- Radyo. O mikrofonun başında insanlara bir şeyler anlatmayı seviyorum. Asla vazgeçemem.

Başka bir büyüsü var.

Yazının Devamını Oku

Deniz Seki’nin kulisteki koşu bandı

Az buz kilo değil verdiği, formunu koruma azmi takdire şayan tabii. Ama ne bileyim önce yürüyüşünü yapsa, sonra evinde duşunu alsa mis gibi, kulise pırıl pırıl gelse olmaz mı? Bir saç, bir makyaj, hop sahne...

2 buçuk ayda 22 kilo veren Deniz Seki Instagram canlı yayınında zayıflama sürecini anlatıp, konserlerde kulise koşu bandı istediğini açıkladı.
Çünkü günde 50-75 dakika yürümesi gerekiyormuş.
Yürüsün, yürümekle kulis aşınmaz. Ama organizatörleri kendi aralarında konuşurken düşünsenize:
- Koşu bandını nereden bulacağız şimdi? Satın alsak, başka kimse de kullanmaz, öyle kalacak köşede...
- Acaba benim evdekini mi getirsek? Ama o da eski tip, sığmaz ki bu kapılardan...
Şaka bir yana, Deniz Seki’nin az buz kilo değil verdiği, formunu koruma azmi takdire şayan tabii.
Ama ne bileyim önce yürüyüşünü yapsa, seki seki çaydan geçse, sonra evinde duşunu alsa mis gibi, kulise pırıl pırıl gelse olmaz mı? Bir saç, bir makyaj, hop sahne...

Yazının Devamını Oku

Karanlık yılın geceleri

2020’ye zaten çok havamızda girmiyorduk ama en azından turizmden falan umutluyduk. Pandemi tuz biber ekti. Gece hayatındaki hasarın üç-beş yıldan önce telafi edilemeyeceğini düşünüyorum. Ama bütün bu olumsuz tabloya rağmen tek tük güzel şeyler de oldu...

Müzikseverler Yenikapı’daki arabalı konserler sayesinde eğlence özlemlerini giderdi.

Şehrin gecelerine ölü toprağı serpilmiş gibi, her yer yeniden kapalı, sokağa çıkma yasağı var.

- Birçok mekân açılmamak üzere kapandı. Elemanlar, biriken işgücü dağıldı. Kentin kült kulüplerinden Roxy’nin işletmecisi Mersin’de muz üretmeye başladı. Yılların perküsyonisti Müslüm Döner pazarda maske satıyor...

- Gece hayatındaki bütün bu hasara rağmen tek tük güzel şeyler de oldu şehirde. Bunlardan biri Karaköy’de JW Marriott Oteli’nin terasına açılan Sky Bar. Pandemiye denk gelmese başka bir ilgi objesi olurdu. Salgın biter bitmez olacaktır.

- Sonra Şişli’de açılan Safiye Kabare... Çoktandır kimse böyle geniş şov kadrolu bir masrafın altına girmek istemiyordu. Göze aldılar. Yine 2000’in İzzet Çapa kafası. Drag queen’ler falan... Biraz daha Batılı. Biraz daha turistik.

- Cihangir tavernalandı bu kış: Tanisia. Ortada sirtakili, kenarda çat çat çat tabak kırmalı.

- Nusr’et’in Nişantaşı’ndaki yeni yerinin önünde bekleyen kuyruğun gerçek müşteri olup olmadığı tartışıldı. 

- Şef Maksut Aşkar ile şarap uzmanı Levon Bağış’ın Nişantaşı’nda açtığı Foxy de var. Bütün şef arkadaşları, yeme-içme dünyasından simalar oradaydı.

Yazının Devamını Oku

Merve Boluğur’un ilişki tavsiyeleri

Yıllar geçmesine rağmen kendi duygu kitaplığını düzenleyememiş birinin ilişki profesörü kesilmesini inandırıcı bulmamış insanlar. Ben üstüne üçüncü bir neden daha sayayım...

Merve ile Birlikte Olmak” adlı bir video yayımladı. İlişkiler hakkında öğütler veriyor, ideal erkekteki özelliklerden bahsediyor...

Paylaşım iki yönden eleştirildi. İlki, teknik.

Videoda Merve Boluğur sanki böyle biraz karanlık bir yerde, kısık sesle ve bilgisayarın beyaz ışığında çekim yapmış.

Tavsiye almaya değil, büyü bozdurmaya gelmişiz gibi bir atmosfer...

Sonra çok tekliyor; metin akmıyor.

O kafayı arkaya atışlar falan samimi olmamış.

İkinci eleştiri, daha temel bir yerden: İlişkiler konusunda tavsiye verecek kişi Merve Boluğur mu olmalı?

Son yıllarda özel hayatının çok iyi gitmediği bilinen bir şey.

Yazının Devamını Oku

Beren Saat’in kafa karıştıran sözleri

Eski dostu Belçim Bilgin için “biz birbirimizi öyle tamamlayan dostlarız ki sende olmayan bende, bende olmayan sende var” anlamına gelecek, çok güzel bir söz söyledi. Ama düşününce bir anlamı daha var...

15 yıllık sıkı dostlar Beren Saat ile Belçim Bilgin, Magnet Quarterly dergisi için birbiriyle röportaj yaptı.

Çok güzel de pozları var.

İki insan arasında gerçek hayattan bir duruşu, onların bir aradaykenki renklerini, iklimlerini görebiliyorsunuz.

Bir çekim ya da klip falan için birbirini hiç tanımayan iki modelin bir araya gelmesindense bu çok daha sıcak.

Sadece röportajın bir yerinde Beren’in Belçim’e söylediği bir şey var. Ona biraz takıldım.

Diyor ki Beren: “Hayat bize hep birbirimiz üzerinden madalyonun öteki yüzünü deneyimleme fırsatı da verdi. Sen daha erken aile tercihinde bulundun, ben hep kariyer tercihinde bulundum. Madalyonun öbür yüzünü yaşasak ne deneyimlerdik tecrübesini hayat bize yaşatmış oldu.”

İlk bakışta çok güzel bir laf. Yani biz öyle birbirini tamamlayan dostlarız ki sende olmayan bende, bende olmayan sende var.

Yazının Devamını Oku

Fenomen protestosuna katılır mısınız?

6 bin 894... 6 bin 895... 6 bin 896... Tık tık tık atıyor sayı. Hedef 7 bin 500 imza. Ama siz bu satırları okurken belli ki hayda hayda geçmiş olacak 7 bin 500’ü. Eski Vine fenomeni Hakan Hepcan’ın change.org’da başlattığı fenomen protestosu kampanyası bu. Sosyal medya fenomenlerinin vergisiz kazanç elde etmesine karşı toplanıyor imzalar. Yeterli sayıya ulaşınca Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) gönderilecek.

Şöyle deniyor imza kampanyasının metninde:
“Sosyal medya mecralarında yer alan içerik üreticileri (influencer) kendi sosyal medya kanallarında markaların isimlerini geçirerek, vergi ödemekten kaçarak reklam yapmaktadırlar. Bu kampanyada sen de ol.” Hakan Hepcan’ı sevebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz. Hatta diyebilirsiniz ki “Kendisi eski fenomen olmasaydı, şimdi eskisi kadar ünlü olsaydı, aynı reklamları bizzat almayacak mıydı...”
Bilemem. Günahı boynuna. Ama yaptığı şey bir başlangıçtır, bir adımdır. Burada asıl mesele, bir sonuç alınıp alınmayacağı.
Bence çok zor. Şirketler her yıl reklam bütçelerinin belli bir oranını sosyal medyaya ayırdıkları sürece, bu para bir şekilde bu mecralara akacak. Ve birileri de bu işlerden deli gibi para kazanmaya devam edecek. Sözüm kimsenin kazancına değil.
Sorun, asgari ücretliden vergi alınırken milyonları götüren bu insanların tek kuruş ödemeden kazanç sağlaması.
Tabii neyin reklam olduğunu, neyin olmadığını ispatlaması neredeyse imkânsız. Çünkü biliyorsunuz genelde şöyle dönüyor işler: “Herkes rujumun markasını sormuş, söyleyeyim...”
“Üstümdeki elbise mi? Bilmem nereden aldım...”

Yazının Devamını Oku

İnsan ırkını temsilen tek bir güzel seçilse o bir erkek olurdu

Kıvanç Tatlıtuğ, Kenan İmirzalıoğlu, Burak Özçivit, Çağatay Ulusoy, Deniz Akkaya, Deniz Pulaş... Bugün ekranda, beyazperdede, podyumlarda tanıdığınız, bildiğiniz, sevdiğiniz kim varsa onun eseri. Güzellik ve yakışıklılığı tescilleyen bir estetik noteri gibi. Fakat Erkan Özerman, 33 kez düzenlediği Best Model’den çok daha fazlası. İnanılmaz bir hayat: Liyakat madalyaları olan bir dans kralı. Ülkemizde show business’in, gece hayatının öncülerinden. En iyisi başa saralım, paşa dedesinden başlayalım.  

◊ Paşa torunu olmanın nesi güzel: Tarih kitaplarında dedenizi okumak mı, sat sat bitmeyen antikalar mı?
- Dokuz nesil ailesini bilen nadir insanlardan biriyim ama sat sat bitmeyen antikalarım hiç olmadı. Tabii ki tarih kitaplarından onların devlet yönetiminde ne kadar önemli görevler yaptıklarını bilmek çok güzel bir şey. Sultan Aziz’in Zaptiye Müşiri Pepe Mehmet Paşa’dan itibaren hepsinin çok önemli görevlerini okumak insana değişik bir gurur yaşatıyor.
◊ İstanbul’un... Anadolu Yakası mı, Avrupa Yakası mı?
- Anadolu Yakası. Kadıköy’de, Khalkedon topraklarında doğdum. O insanlar İstanbul’a Bizanslılardan önce gelmiş, bu toprakların ilk sahipleri.
◊ 1938 doğumlusunuz. Hangisinin bitişini daha mutlu hatırlıyorsunuz: Katılmadığımız II. Dünya Savaşı mı, asker gönderdiğimiz Kore Savaşı mı?
- II. Dünya Savaşı’nın bitişi... Evet, savaşa katılmadık ama babam yine de üç kez askere alındı. Savaş bittiğinde eve dönmesi ailemizin en mutlu olayıydı.
◊ Gençken hangisi size daha inanılmaz geliyordu: Bir gün insanoğlunun Ay’a ayak basacağı mı, Berlin Duvarı’nın yıkılacağı mı?

Yazının Devamını Oku