Paylaş
Önce genel bir değerlendirme yapmakta fayda var:
*
Hürmüz Boğazı’ndaki kapanma, küresel ticaretin yanı sıra Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik ihracatını da doğrudan etkiliyor.
*
Batı Akdeniz’den çıkan ürünler için risk artıyor; ihracatçı alternatif senaryolar üzerinde kafa yoruyor.
*
3 AŞAMALI TABLO
Orta Doğu’ya yapılan ihracatın önemli bölümünün savaş hattı üzerinden gerçekleşmesi, lojistik süresini uzatıyor, maliyetleri artırıyor.
*
Konuştuğum sektör temsilcilerinin tamamı sürecin etkilerini üç aşamada değerlendiriyor:
1-Kısa vadede (1–3 ay):
Siparişlerde yavaşlama
“Bekle-gör” yaklaşımı
Navlun maliyetlerinde ani artış
2-Orta vadede (3–6 ay):
Tedarik zincirinde kırılmalar
Alternatif pazar arayışı
Rekabet gücünde zayıflama
3-Uzun vadede (6 ay ve üzeri):
Ticaret rotalarında kalıcı değişim
Orta Doğu pazarında daralma
Yeni tedarikçi ülkelerin devreye girmesi

VERİLER NE SÖYLÜYOR?
Yazımı hazırlarken BAİB’in Orta Doğu pazarına ilişkin açıkladığı son verilere şöyle bir göz attım.
*
2025 Orta Doğu ihracatı: 237,1 milyon dolar
Toplam ihracattaki pay: Yüzde 8,65
Yıllık artış: Yüzde 7,82
*
Rakamlar hiç fena değil.
*
Peki, savaş sürecinde hangi sektörler risk altında?
*
Yaş meyve-sebze
İnşaat malzemeleri
Demir-çelik ve mermer
*
Çözüm?
*
Masadaki A-B-C planlarını Ümit Bey’den dinledim:

YENİ ROTA ÇİZİLEBİLİR
“Savaşın uzaması ihtimaline karşı farklı senaryolar üzerinde çalışıyoruz. Alternatif pazar olarak Rusya, Doğu Avrupa ve Afrika var. Konteynırların Hürmüz’de sıkışıp kalması fiyatları yukarı çekti. Ayrıca sigorta bedelleri inanılmaz seviyelere ulaştı. Şu an bir konteynırı sigorta ettirmenin bedeli yaklaşık 1500 Euro.”
MALİYET ARTIYOR
Alternatif güzergâhlar da gündemde. Süveyş Kanalı üzerinden dolaylı hatlar ve Ümit Burnu rotası seçenekler arasında yer alıyor. Ancak bu rotalar teslim sürelerini uzatırken maliyetleri ciddi biçimde artırıyor.
YAPISAL DEĞİŞİM KAPIDA
Hürmüz Boğazı’ndaki kapanma, yalnızca geçici bir aksama değil; Türkiye’nin ihracat stratejisini yeniden şekillendirebilecek bir kırılma noktası haline geliyor. Ekonomi çevrelerinde hâkim görüş net: Savaş kısa sürerse dalgalanma sınırlı kalacak, uzun sürmesi halinde ise yapısal değişim kaçınılmaz olacak.”
*
BAİB gibi stratejik bir kurumun süreci yakından takip etmesi, planlama yapması elbette önemli.
*
Ancak Ortadoğu’ya yönelik yapılan hiçbir plan, tam anlamıyla başarıya ulaşamıyor sanırım.
*
Bırakın 24 saati, dakikalar içinde tüm gündem siyahla beyaz kadar birbirinden ayrılıyor.
*
Bu nedenle savaş ortamının ihracat ve turizm sektörünü nasıl şekillendireceğini yaşayarak göreceğiz…
BİLDİRİ DEYİP GEÇMEYİN!
2026 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde oluşturulan iklim platformu, Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin bu kent için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha tescilledi…
*
Ne yapmış ANSİAD?
*
Üniversiteler, meslek odaları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmiş.
*
Ve bu birlikteliğin sonucunda “COP31 Sivil Platformu Ortak Bildirisi” hazırlamış.
*
6 sayfalık bildiriyi dikkatle okudum.
*
Tüm başlıklar üzerinde uzun uzun kafa yorulmuş.
*
Bildirinin sonuç bölümü önemli:
DÖNÜM NOKTASI OLMALI
“COP31, Antalya için bir vitrin değil; bir dönüm noktası olmalıdır. Bugün atılacak stratejik adımlar; Antalya'yı güçlü turizm kimliğinin ötesine taşıyarak, iklim uyumu, yeşil ekonomi ve sürdürülebilir şehircilikte küresel ölçekte referans alınan bir dünya kentine dönüştürecektir. Antalya sivil toplum kuruluşları olarak, bu dönüşümün sorumluluğunu paylaşmaya ve ortak akılla çalışmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
*
Uluslararası nitelikteki bir organizasyon öncesinde atılan bu adım, başta ANSİAD Başkanı Ercan Özbek ve yönetiminin ileri görüşlü tavrını gösteriyor.
*
Bu tavırdan da Antalya kazançlı çıkıyor…
Paylaş