Paylaş
Günlerdir Muratpaşa ve Konyaaltı’daki kazıları konuşuyoruz.
*
Her yer delik deşik, trafik keşmekeş!
*
Yağmurun da ayarı kaçınca kent resmen deli evine döndü.
*
İşte böyle bir ortamda bir araya geldik Cengiz Bey’le.
*
Sağ olsun görüşmemizden önce çok ciddi bir hazırlık yaptırmış.
*
Fotoğraflar, videolar, raporlar…

Önce Cengiz Bey’i dinleyelim sonra işin yorum kısmını konuşuruz:
TEPKİLER HAKSIZ DEĞİL
“Vatandaşın yaptığı her eleştiriyi kabul ediyoruz ve ona göre çalışıyoruz. İçme suyu hattı çalışmalarıyla ilgili yükselen tepkiler haksız değil. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var. Şu an çalışma yaptığımız noktalar Antalya’nın en eski mahalleleri. Bu mahallelerdeki içme suyu borularının büyük bölümü maalesef kullanılamaz durumda.
ASBESTLİ BORULAR VAR
Nasıl borulardan bahsediyoruz: Asbestli, kireçten tamamen tıkanmış borulardan. Böyle bir sistemde sağlıklı bir şekilde su dağıtımını yapmanız imkânsız. Eğer sağlıklı su içmek istiyorsak, eğer ‘Suyumuz heba olmasın’ diyorsak, bu hatları yenilemek zorundayız. Bakın, sadece 4 mahalledeki arızaların bize maliyeti 44 milyon TL. Bu korkunç bir rakam. Daha önce bu risk alınmamış olabilir ama biz vatandaşa bile isteye sağlıksız su veremeyiz.
TEK BORUDA 13 PATLAK
Biz bir devrim yaparak 50-60 senelik bir sorunun üzerine gidiyoruz. Evet risk aldık. Vatandaşın tepkisiyle de karşılaşıyoruz ama bunu yapmak zorundayız. Şu an kayıp-kaçak oranımız 34,8. Yani biz suyumuzun neredeyse üçte birini kaybediyoruz. Öyle hatlar var ki tek boruda 13 ayrı patlak olmuş. Artık boruya yama yapacak yer kalmamış.
SAĞLIĞIMIZ SÖZ KONUSU
Patlayan boruya yama yapmakla bu iş çözülmez. Vatandaşın tazyik şikâyeti var. Elbette olur. Çünkü borular tıkalı. Biz yüksek katlara su ulaşsın diye 8-10 bar basınçla çalışıyoruz. Bunun normali 2 bar. Yazık değil mi bu enerji maliyetlerine? Yazık değil mi boş yere akan suya? Vatandaş elbette eleştirecek. Mahallesine giriyor kazı var. Her yer çamur, toprak. Trafik tıkanmış aracında bekliyor. Ama diğer tarafta da sağlığımız söz konusu.
AĞLAYASIM GELİYOR
Yağışlar bizi çok etkiledi. İşlerimizi zorlaştırdı. Kazıp dolgu yaptığımız yerler çukurlaştı. Ben de bu kentte yaşıyorum. Bazen çalışma yaptığımız yerlerle ilgili fotoğraflar atıyorlar inanın ağlayasım geliyor. Elbette sorunlu noktalara hemen müdahale ediyoruz. Bu projeyle kayıp-kaçak oranını yüzde 10-15’e çekmeyi hedefliyoruz. Nisan ayının sonu itibariyle Konyaaltı’nın yüzde 95’ini bitirmiş olacağız. Yıl sonu itibariyle de Muratpaşa’daki ana çalışmalarımız tamamlanacak. Biz bu sorunu çözeceğiz ve kentin 50 yılını garanti altına alacağız.”
İKNA OLDUM MU?
Şimdi gelelim işin yorum kısmına…
*
Cengiz Bey, alanında uzman, yıllarını bu işe vermiş tecrübeli bir bürokrat.
*
Kentin her noktasını sokak sokak biliyor.
*
Çalışmaların teknik tarafına hâkim, profesyonel bir ekiple çalışıyor.
*
Peki, Cengiz Bey’in anlattıkları beni ikna etti mi?
*
İki başlıkta anlatayım… 
NEDEN İKNA OLDUM?
Çalışma yapılan noktalardan çıkan rezil durumdaki asbestli boruları görünce içim ürperdi.
*
“İçme suyu evimize bu borulardan mı geliyormuş?” düşüncesi uykularımı kaçırdı.
*
Eski boruları yamamak için 44 milyon TL harcanmış.
*
Ama yine de kayıp-kaçak oranı yüzde 34.8’miş.
*
Yazık değil mi devletin parasına!
NEDEN İKNA OLMADIM?
Gerekliyse kazı yapılabilir, boru değiştirilebilir.
*
Ama bu kadar düzensizliği kabullenemiyorum.
*
Kimse bana kurumlar arası koordinasyondan bahsetmesin.
*
Çünkü öyle bir şey yok!
*
Herkes ayrı telden çalıyor.
*
Madem böyle büyük bir operasyona girişiliyor, trafik daha iyi koordine edilebilirdi.
*
Taşeron şirketlerin kazısı da asfaltlaması da tam bir rezalet.
*
İşçilik sıfır, düzen sıfır, güvenlik sıfır…
ORADA KİMSE VAR MI?
Belli ki kazılar nedeniyle yükselen tepkiyi Antalya Büyükşehir Belediyesi Tanıtım Şube Müdürlüğü çalışanları pek önemsemiyor.
*
Önemseseydi, daha proje başlamadan vatandaş bu işe psikolojik olarak hazırlanırdı.
*
ASAT’ın gerekçeleri; fotoğraf, video ve doğru sloganlarla madde madde anlatılırdı.
*
Kurumun tüm iletişim araçları seferber edilirdi.
*
Hadi bunu yapmadınız!
*
Bari kazı yapılan yerlere o eski boruların fotoğraflarını koyun.
*
Koyun ki, vatandaş içme suyunun bugüne kadar nereden geldiğini görsün.
*
Yoksa hallaç pamuğuna çevirdiğiniz sokaklara, caddelere “özür tabelası” asmakla bu iş olmuyor!
Paylaş