Yapay zeka insan kaynakları – iki araştırma

Gelişmiş ekonomiler yarının kalkınma motorunu inşa etmekle meşgul. Yarının yarışı bugünkülerden daha amansız!

 

Ya siz birilerini alıp elinizde oynatacaksınız, ya da birileri sizi ellerinde oynatacak.

Ya güçlü bir çekme gücünüz ve zayıf bir itme gücünüz olacak ve büyük bir ivmeyle yükseleceksiniz,

ya da zayıf bir çekme gücü ve kuvetli bir itme gücü ile birilerine pazar ve kukla olacaksınız.

 

Yarının yarışında var olabilmek için güçlü bir kalkınma motoru gerekiyor. Bu kalkınma motorunun temel parçalarından biri yapay zeka teknolojileri. Yapay zeka arge, mühendislik becerileri, ürünleştirebilme becerileri ve güçlü bir ekosistem gerektiriyor.

Yani temelde insan kaynağı meselesi.

Yapay zeka insan kaynağında dünyadaki büyük resmi anlamak için iki yeni araştırmayı inceledim.

İlki geçen hafta yayınlandı.

Macro Polo adında bir düşünce kuruluşu Aralık 2019’da gerçekleşen en elit yapay zeka konferansının verilerine bakarak, dünyadaki ‘‘elit yapay zeka insan kaynakları büyük resmini‘‘ çizmeye çalışıyor.

NeurIPS isimli bu konferansa 15,920 araştırmacı, 6,614 adet (bu bir rekor) araştırma ile başvuruda bulunuyor. Konferans bu araştırmalardan sadece yüzde 21.6’sını kabul ediyor.

Bu son derece düşük bir rakam.

Macro Polo takımı NeurIPS’e başvuran ve seçilen yüzde 20 araştırmanın yaratıcısı olan yapay zeka insan kaynağını çalışmanın odak noktasına koyuyor. Bunun sebebi bu araştırmacıların global yazay zeka alanını ileriye taşıyan elit kaynaklar olduğu varsayımı.

Macro Polo analizinde 3 sonuç elde ediyor:

1-Elit yapay zeka çalışmalarını gerçekleştiren araştırmacıların yüzde 60’ı ABD şirketleri veya üniversiteleri için çalışıyor. Bu araştırmacılar çoğunlukla başka ülkelerden ABD’ye gelmiş. Yani ABD’deki yapay zeka insan gücü aslında çoğunlukla göçmen asıllı.

2-Çin en yüksek sayıda yapay zeka araştırmacısına sahip ülke. Bahsettiğimiz elit grubun yüzde 29‘u lisans derecelerini Çin’den almış ama şu anda yüzde 56’sı ABD’de çalışıyor.

3-Dünyadaki elit yapay zeka araştırmacılarının yüzde 53’ü göçmen. Yani lisans derecelerini aldıkları ülkeden başka bir ülkede çalışmalarına devam ediyor. Elit yapay zeka insan kaynakları son derece mobil.

 

ELİT YAPAY ZEKA ARAŞTIRMACILARININ ANA YURTLARI

 

Yine benzer bir yaklaşımla yapay zeka konferanslarını inceleyen bir başka grup (Element AI), 21 yapay zeka konferansı ile birlikte LinkedIn’de kendini yapay zeka alanında doktoralı olarak belirten profilleri baz alarak bir çalışma gerçekleştiriyor.

Bu çalışma yapay zeka insan kaynakları konusunda ülkeleri 4 sınıfa ayırıyor.

Büyük dünya resminde2018 yılında Türkiye’den 60 araştırmacının bu 21 konferansa katılım sağladığını ve 141 kişinin de LinkedIn’de yapay zeka alanında doktorası olduğunu görüyoruz.  

ABD için bu sayılar 10295 ve 15747. Kore için ise 405 ve 192.

 

Aynı rapor ülkeleri 4 sınıfa ayırıyor.

Bu gruplandırmayı o ülkenin elit yapay zekâ insan kaynaklarını çekebilme özelliğini baz alarak yapıyorlar. Bu veriyi ise şu şekilde hesaplıyorlar.

Yapay zekâ insan kaynağı çekme gücü = X ülkesinde çalışan ama doktorasını Y ülkesinden alan araştırmacıların sayısı / ülkedeki toplam yapay zekâ araştırmacı sayısı

Yapay zekâ insan kaynağı itme gücü = X ülkesinden doktora alıp Y ülkesinde çalışan araştırmacıların sayısı / X ülkesinden doktora alanların toplam sayısı

 

21 konferans ve 35 bini aşkın LinkedIn profilinden alınan verilerle yapılan analiz ülkelerin Yapay Zekâ Çekme ve Yapay Zekâ İtme güçlerini ortaya koyuyor.

Aşağıdaki 4 ülke daha yüksek çekim gücüne sahip. Yani hem kendi yapay zekâ insan kaynaklarını içeride tutabilen bir ekosisteme sahipler, hem de dışarıdan elit araştırmacı çekebiliyorlar. Bu dört ülke DAVETKAR ÜLKELER olarak sınıflandırılmış.

Avusturalya

İspanya

İsveç

Tayvan

 

Aşağıdaki iki ülke ise ÜRETİCİ ÜLKELER olarak sınıflandırılıyor. Yani itme güçleri çekim güçlerinden biraz daha yüksek. Bu ülkelerin çıkardığı araştırmacılar bu ülkelerde kalmıyor.

Fransa

İsrail

 

Aşağıdaki 7 ülke ise yapay zekâ alanında DEMİR ATMIŞ ÜLKELER olarak sınıflandırılıyor. Bu ülkeler var olan insan kaynakları havuzlarına göre zayıf itme gücüne sahipken, kuvvetli çekme gücüne sahip. Elit yapay zekâ araştırmacıları bu ülkelere akıyor.

ABD

Japonya

Çin

Kore

Almanya

Hindistan

İtalya

 

Aşağıdaki 5 ülke ise kendi yapay zekâ insan kaynakları havuzuna göre daha yüksek çekim ve daha yüksek itme sergiliyor. Bu ülkeler dışardan elit yapay zekâ araştırmacılarını çekebilirken, kendi mezunlarının da büyük bir kısmını başka ülkelere veriyor. Bu ülkeler ise PLATFORM ÜLKELER olarak sınıflandırılıyor.

Kanada

Hollanda

Singapur

İsviçre

İngiltere

--

Bu araştırmalarda Türkiye’nin adı karşıma çıkmadı.

Bu eksiklik Türkiye’nin yapması gereken planlamalar, atması gereken adımlar ve ortaya koyması gereken bir yapay zekâ ivmesi olduğunu gösteriyor.

Ve tüm bunları yaparken şu iki temel konu akılda olmalı:

Yapay zekâ insan kaynağı çekme gücü ve

Yapay zekâ insan kaynağı itme gücü

Sizce?

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Türkiye’nin ilk Yapay Zekâ Mühendisliği programı

Avrupa, ABD, Kanada ve Çin dijital ekonomi yarışında ve özellikle yapay zekada eğitim, ARGE ve girişimlere verdikleri önemle dikkat çekerken, ülkemizin ilk yapay zekâ mühendisliği lisans programı geçen yıl Hacettepe Üniversitesi’nde açıldı!

Bugün Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim üyesi Doç. Dr. Erkut Erdem bu programın detaylarını bizimle paylaşıyor. Erkut Hoca günümüzün en dikkat çeken problemleri arasında yer alan yapay görme, makine öğrenmesi ve doğal dil işleme gibi alanlarda çalışmalarına devam eden değerli bilim insanlarımızdan.

 

Şahver: Kendinizi ve şu andaki projelerinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

Doç. Dr. Erkut Erdem: 2010 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Çalışmalarım genel olarak yapay görme ve makine öğrenmesi alanlarında ama son yıllarda özellikle doğal dil işleme ile yapay görme yöntemlerinin bir arada kullanılmasını gerektiren farklı problemler ile ilgileniyorum. Şu an Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde çalışan bir de ikiz kardeşim var. Aykut (Erdem) ile birlikte bu konularda ortak projeler yürütüyoruz.

 

 

Yazının Devamını Oku

Güçlü olanlar yalnızken daha güçlüdür!

Gün geçmiyor ki karşımıza bir “bilir kişi” çıkıp “Türkiye yalnızlaşmaya devam ediyor” demesin. Bazen öyle anlar geliyor ki bu “bilir kişiler” hep aynı kaynaktan mı besleniyor acaba diyorum. Bu gruptaki “bilir kişiler” ülkemizin geleceğinin bölgemizde kendine yararı olmayan ülkelerden geçtiğini düşünüyorlar.

Ben bunu tam bir 20. yüzyıl kafası olarak tanımlıyorum.

Atatürk sonrası Türkiye’de uçak fabrikaları da dahil olmak üzere birçok sanayileşme atılımının önü kesilmişti. Gizli bir güç veya güçler bizi sürekli sindirmeye çalışıyordu. Halbuki Atatürk döneminde kendi gücümüzden güç almayı öğrenmiş bir toplum olma yönünde hızla ilerliyorduk.

Atatürk’ün bu anlamlı sözlerini hatırlamamız lazım:

‘Efendiler! Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi.

Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!’

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, 20. yüzyılın çok ötesinde bir vizyonla tam bağımsız ve güçlü Türkiye’yi hedef gösteriyordu bize. Ve bunun için bize düşman olan ülkelerden değil, gereken gücü ve kudreti kendimizde, damarlarımızdaki kanda bulmamızı öğütlüyordu. 

Bugün 21. yüzyıldayız.

Yazının Devamını Oku

İngiliz Başbakanının Kulağına Fısıldayan Adam

“Korona’dan sonra daha çevik ve büyük bir ekonomi olacak!Bunun için büyük teknoloji yatırım projeleri hazırlıyoruz.”

Bu konuşmayı İngiltere Başbakanı Boris Johnson bir sanayi kenti olan Dudley’de yaptı geçtiğimiz günlerde.

Bu konuşmada 32 kez “build” kelimesi geçiyordu.

Build kelimesini Türkçeye daha çok inşa etmek olarak çeviririz ancak ben özellikle herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek için build kelimesi için geliştirme anlamını seçtim bu yazıda.

Bu kelime enteresan.

Zira tam pandeminin ortasındaki günlerde Silikon Vadisinden, eğer Silikon Vadisinde bir aristokrat sınıfı varsa bunların başında gelebilecek, bir yatırımcı Marc Andreessen bir makale yayınlamıştı.

Korona pandemisi sırasında yayınlanan bu makale 2011 yılının ağustos ayında Andreessen’ın yayınladığı ünlü “Yazılım dünyayı yiyor” makalesi kadar ses getirdi, özellikle ABD içinde.  

Andreessen bu makalede ABD’yi çok ciddi eleştirirken tüm ekonominin yeniden geliştirilmesini savunuyordu. Makalede build kelimesi 41 kez kullanılmıştı.

Peki Silikon Vadisi ile teknolojiyle çok da alakalı olmadığı bilinen Boris Johnson arasındaki bağlantı neydi? Jonhson’u Dudley’de yaptığı konuşmada 32 kez aynı kelimeyi kullanmaya yönelten neydi?  

Yazının Devamını Oku

Teknolojiye Doğu ve Batı nasıl yaklaşıyor?

Bugüne kadar hem Çin’de, hem de Amerika ve Avrupa’da başarılı teknoloji takımları ile çalışma şansım oldu. Bu takımlar arasında gözlemlediğim büyük bir farkı bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu gözlemimi özellikle hepimizin bildiği sosyal medya platformlarını örneklendirerek paylaşacağım.

 

Özellikle 2000’li yıllardan sonra Batı teknolojiyi daha ziyade dikkat çekmek için kullandı. Her teknoloji uygulaması kendi başına bir vaka olarak değerlendirildi. Tüketiciye yönelik her teknoloji kendi uygulamasını edinip, telefonunuzdaki yüzlerce uygulamadan biri haline gelmeye çalıştı.  

Sosyal medya yaklaşımı bu platformların daha çok ilgi çekerek buradan gelir etmesi şeklinde gelişti. Bugün baktığımızda bildiğimiz tüm Batı kaynaklı sosyal medya mecraları reklamlardan gelir sağlıyor.

Örneğin Facebook bugün hala gelirlerinin yüzde 98’ini reklamdan elde ediyor. Facebook dediğimizde Instagram, Whatsapp gibi diğer sosyal mecraları da bu işin içine giriyor.

Doğu’ya baktığımızda ise teknoloji dikkat çekmenin ötesinde hayatı kolaylaştırmayı hedefliyor. Yani özellikle Çin’de karşımıza çıkan uygulamalar sadece reklam geliri ile var olmak üzere kurgulanmıyor.

Teknoloji Asya’da daha geniş bir bakış açısı ile daha kapsamlı bir fark yaratmaya yönelik kurgulanıyor.

Örneğin Wechat uygulaması. Wechat Whatsapp’ın ya da Facebook’un karşılığı değil. Wechat bir uygulamadan daha çok bir mobil işletim sistemi. Wechat platformu içinde taksi çağırmaktan, çiçek sipariş etmeye, banka hesaplarını yönetmeye kadar birçok hizmet sunuluyor kullanıcıya.

Wechat 2010’lu yıllarda Çin’de var olan sosyal medya uygulaması QQ’dan çok daha farklı bir uygulama hayal eden Tencent yönetimi tarafından hayata geçirildi. Özel bir teknik takım belirlediler ve istenilen tamamıyla yeni bir konseptti. Wechat bu şekilde doğdu.

Yazının Devamını Oku

Bu pizzacı 10 yılda 30 kat nasıl büyüdü?

On yıl önce hisseleri 12 dolardı.

Bugün 370 dolar.

10 yılda 30 katlık bir artış.

Bu bir global pizza markası.

Peki bu büyümenin sebebi nedir?

İnsanlar daha çok pizza mı yiyor ve bu sebeple pazar mı genişledi?

Sanmıyorum.

Peki şirket köklü değişimler mi geçirdi ve geçirmeye devam mı ediyor?

Evet öyle görünüyor.

Yazının Devamını Oku

‘’Gördüğüm en kapitalist ülke’’  

Pazartesi günü yaklaşık 9 ay önce kaydedilmiş bir mülakatı dinliyordum …

 

‘’ABD duvar örmekle, İngiltere Brexit sonrası vergilerle uğraşırken, Çin 20-30 yıl sonra yapay zekâ, robotiks, yenilenebilir enerjide dünya lideri olma yolunda ilerliyor.’’

‘’Çin’de herkes kendi şirketini kurup, zengin olmanın hayalini kuruyor. Gördüğüm en kapitalist ülke’’

‘’Çin halkı çok milliyetçi! Dünyanın en güzel ülkesinin kendi ülkeleri olduğunu düşünüyorlar. Herkes kendini çok şanslı hissediyor! ‘Binlerce yıl dünyanın en ileri milletiydik. Birkaç yüzyıl ara verdik. Şimdi tekrar olduğumuz yere, dünyanın liderliğine dönüyoruz’ diyorlar …’’

‘’Eğer bir müteahhit yeni büyük bir bina yapacaksa, yerel yönetim o binada yapay zekâ teknolojisinin kullanılmasını zorunlu kılıyor. Bu şekilde en ücra yerel şehirlerde bile yapay zekâ yatırımları yapılıyor.’’

‘’Çin bir grup mühendis tarafından yönetiliyor. Sürekli olarak kendini optimize eden bir devlet yapısı var. ABD avukatlar tarafından yönetiliyor ve hali ortada.’’

‘’Çin’de sadece devleti eleştirdiğinizde başınız derde girer. Onun dışında kimse kılınıza dokunmaz.’’

Bunları Sophia isimli ünlü robotu yaratan Hanson şirketinin eski bilim adamı, mühendisi ve araştırmacısı Brezilya asıllı Amerikalı Ben Goertzel söylüyor.  

Yazının Devamını Oku

21. yüzyıl için 2 öneri

Acaba 2030’da hangi meslekler revaçta olacak?Acaba 2050’de hangi meslekler en çok kazanacak?

 

8-10 yıl önce mavi yakalıların işlerinin tehlikede olduğu konuşuyorduk. Artık bu işleri robotlar kolayca yapacak bu yüzden mavi yakalılar için yeni meslekler dizayn edilmeli diyorduk.

Sonra 2013 yılında bugün makine öğrenmesi dediğimiz alanda, yani yapay zekâ teknolojileri alanında büyük bir atılım gerçekleşti.

Son birkaç senedir geleceğin meslekleri konuşulduğunda artık denklemin içine yapay zekâ giriyor. Hatta başrolde!

Peki makine öğrenmesi ile oluşturulan algoritmaların yeni algoritmalar üreterek işleri hallettiği bir dünyada beyaz yakalıların işleri ne kadar güvende kalacak?

2017 yılında Stanford Tıp Fakültesi bir algoritmanın bronşiti bir doktordan çok daha iyi saptayabildiğini duyurdu web sitesinde.

Belli kurallar çerçevesinde trend belirleyerek kararlar veren finansçı ve yatırımcılar da yapay zekayı en hızlı kullanmaya başlayan sektörler arasında geliyor. New York’taki fonlardan birinin yönetim kurulunda bir algoritma olduğunu duymuştuk, hatırlarsanız.

Makine öğrenmesi, yani yapay zekâ hızla gelecek tahayyüllerimizi değiştiriyor.

Yazının Devamını Oku

Dolunay Topluluğunun Devrimi

18. yüz yılın yaklaşık ortalarında birinci endüstri devrimi gerçekleşti, biliyorsunuz.

Peki bu endüstri devrimi sadece teknolojinin sebep olduğu bir devrim miydi?

Aslında hayır.

Ortaya yeni çıkan teknolojilerin yeni bir organizasyon ortaya koymaya başlamasıydı bu devrim.

Birinci sanayi devrimini ortaya koyan koşullara kısaca bakalım.

17.Yüzyılın ortalarından itibaren İngiltere’de köylerde ve kasabalarda insanlar kendi evlerine aldıkları tezgahlarda tekstil üretimini evlerinden gerçekleştiriyordu.

Bu süreç çok verimli bir süreç değildi zira insanlar çok fazla kazanç sağlayamadıkları dokuma işini, daha kazançlı veya gerekli bir alternatif olduğunda hemen kenara bırakıyordu.

Zaman içinde tezgâh sahipleri yün ve pamuk veren tüccarlara borçlanmış buldular kendilerini, özellikle 18. yüz yılın ilk yarılarında. Öyle ki tüccarlar artık herkesin evindeki tezgahlara da sahip olmuştu. Ve tüccarların beklentileri artmıştı. Çok daha yüksek verim bekliyorlardı. Ama evlerde bu verimi yakalamak pek mümkün olmuyordu.

İşte tezgahların bir lokasyonda toplanarak insanların bir fabrikadan çalışmaya başlaması ile birinci endüstri devrimi hayata geçmiş oldu.

Yazının Devamını Oku

Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanına 4 soru sordum

Pandemi bizi hızla daha dijital bir dünyaya sürüklüyor. Peki bu dönemde bugünün ve yarının dijital Türkiye’sini çalışan ve hazırlayan Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofis Başkanı Ali Taha Koç neler planlıyor ve neler üzerinde çalışıyor merak ettim.

4 soru sormak istedim.

Sağ olsun hızla geri dönüş yaptı ve bu harika mülakatı gerçekleştirdik.

4 soruda çok şey öğrendim. Örneğin son dört ayda e-devlet trafiği yüzde 60 artmış.

DDO’nun kendi kaynakları ve yerli ve milli yazılımla ve açık kaynak kodlamayla güvenli bir video sistemi hayata geçirilmiş. Fiber Altyapı çok daha önemli hale geliyor diyor Sayın Koç.

Çin’den sonra uzaktan eğitime başlayan ikinci ülkenin Türkiye olduğunu biliyor muydunuz?

Ve 5G…

Sayın Koç, 5G’nin bir paradigma değişimi olduğunun altını çiziyor. 20 yıllık telekomünikasyon deneyimi olan, uzun yıllar ABD’de Intel’de ARGE alanında çalışan bir mühendis olan Sayın Koç’un gözlemlerine katılmamak elde değil.

Son 20 yıldır teknoloji ve yazılımla iç içe yaşayan bir mühendis olarak, bugün de mezunu olduğum MIT’de dijital ekonomi araştırma projelerine katkıda bulunan bir teknolojist olarak teknoloji ve yazılımın ruhundan anlayan, teknolojistlerin dilini konuşan bir mühendis liderin ülkemizin dijital altyapı projelerini yönetiyor olması beni gerçekten çok memnun ediyor.

Yazının Devamını Oku

Değişen 4 İnsan Deneyimi

Sadece bizim jenerasyonumuzun değil tüm insanlık tarihinin en büyük travmalarından birini yaşıyoruz. Eski normalimizde var olan birçok alışkanlık yeni normalin parçası olmayacak.

Mesela ben yakın bir dönemde sinemaya gideceğimi sanmıyorum.

Spor için kapalı bir spor kulübüne gitmeme artık gerek kalmadı, çünkü son iki ayda İnternet’ten son derece kaliteli ve güvenilir spor hocalarıyla spor yapmayı öğrendim.

Dünyayı gemi ile dolaşmak hayalim çocukken vardı. Son on yılda bu gemilerde ortaya çıkan sorunlardan sonra ve özellikle şimdi kovid-19 krizi ile artık beni kimse gemiye sokamaz!

Restorana gitmek çok zor görünüyor. Zira yemeğimi kovid-19 taşıyıcısı birinin pişiriyor olması tüylerimi diken diken ediyor.

İnternet’ten eve yemek ısmarlamak da aynı sebepten yeni normalin parçası olmayacak bence. Yemeğimi kim hazırlıyor?

Ya kovid-19’lu biri hazırlıyorsa şüphesi…

Tatil mutlaka gerekli ama daha pahalı hale geleceği kesin. Belki ilk aşamada sadece kendi ülkemizde tatile gidebileceğiz. Neyse ki dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyoruz!

Yeni normalde deneyimlerimiz ve dünyaya yaklaşımımız değişiyor.

Yazının Devamını Oku

Dünya Sağlık Örgütü verisi eksik mi?

Türkiye kovid-19 mücadelesini başarıyla sürdürmeye devam ederken, dost ülkelere de yardımını esirgemiyor. Atasözünde olduğu gibi ‘dost kara günde belli olur’.

 

<blockquote class="twitter-tweet"><p lang="en" dir="ltr">Huge thanks to our friend and ally <a href="https://twitter.com/hashtag/Turkey?src=hash&amp;ref_src=twsrc%5Etfw">#Turkey</a> for its generous offer of vital personal protective equipment for <a href="https://twitter.com/hashtag/UK?src=hash&amp;ref_src=twsrc%5Etfw">#UK</a> medical workers on the frontline of tackling the <a href="https://twitter.com/hashtag/Coronavirus?src=hash&amp;ref_src=twsrc%5Etfw">#Coronavirus</a>. 🇬🇧🇹🇷 <a href="https://t.co/8EZeIK0OQk">pic.twitter.com/8EZeIK0OQk</a></p>&mdash; Dominick Chilcott (@DChilcottFCO) <a href="https://twitter.com/DChilcottFCO/status/1248572731190325248?ref_src=twsrc%5Etfw">April 10, 2020</a></blockquote> <script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>

Bu zorlu savaşı verirken, bir yandan da Dünya Sağlık Örgütü gibi dünyada covid-19 mücadelesine veri sunan küresel grupların verilerini dikkatle analiz etmemiz gerekiyor.

%3,4

Dünya Sağlık örgütü bu sayıyı, kovid-19 kaynaklı ölüm sayısını korona vaka sayısına bölerek elde etti.

3 Mart’ta anons etti.

Ve %3,4’ü dünyaya kovid-19’un ölüme yol açma riski olarak duyurdu.

Daha önce bu oranı %2 olarak duyurmuşlardı.

Yazının Devamını Oku

5G ve virüs bağlantıları yapadursunlar ….

‘Elektrik, elektrik, elektrik …Düşünsenize kullanmadığımızda bile odanın içindeki kablolarda akan bir elektrik dalgası. Bu elektrik dalgası vücudumuza ne tür zararlar verecek kim biliyor? Özellikle bu elektrik dalgalarına sürekli maruz kaldığımızda neler olacağını bilmek imkansız. Evet, kesinlikle insanlık ilerliyor bu modern zamanlarda, ama nereye gittiğimizi kim bana söyleyebilir’ diyordu bir ABD’li yazar 1900 yılında Portsmouth, New Hampshire’da yayınlanan bir yazıda.

Tam 120 yıl sonra bu modern zamanlarda bilimsel olarak desteği olmayan benzer iddialar 5G teknolojisi için gündeme getiriliyor. 5G virüsün yayılmasına yol açıyormuş. Bu iddiaların arkasında birden fazla grup var.

İddiaların ana mecrası sosyal medya.

Literatürde bu konuda çalışmalar görmek zor. Dünya Sağlık Örgütü 2022 yılında tüm radyo frekanslarının etkilerini analiz ederek bir rapor yayınlayacağını duyurdu.

Pek tabii ki tüm yeni teknolojilerde olduğu gibi 5G teknolojisinin de insan sağlığı bağlamında sürekli olarak araştırılıp, analiz ediliyor olması gerekiyor.  Ancak şu anda 5G ve virüs bağlantısını kuran herhangi saygın bir bilimsel çalışma yok. Olsa burada yer verirdik.

2018 yılı temmuz ayında Yeni Dünya Düzeni Jeopolitikten, Jeoteknolojiye evrilirken başlıklı yazımızda yeni dünya düzeninde teknolojinin alacağı başrolden bahsetmiştik.

2020 yılında görüyoruz ki Çin 5G teknolojisinde varlık gösterebilen tek ülke. Ne AB ne de ABD, Çin karşısında 5G varlığı gösteremiyor.

5G kritik önem taşıyan bir teknoloji altyapısı. Virüsün de yardımıyla açılan alanda Çin kendi 5G teknolojisi ile tüm dünya altyapısını kolaylıkla ele geçirebilir.

Tabii tüm bu değerlendirmeleri yaparken 21. Yüzyılda olayları Çin ve Batı olarak algılamanın da yetersizliğine işaret etmemiz lazım. Bugün dünyada asıl mücadelenin küreselciler ve milliyetçiler arasında olduğu açık ve net. Çin küresel finans kapital ile hızla kalkınırken, diğer birçok ülkede halkın milliyetçileri görev başına getiriyor olması diğer birçok konuda olduğu gibi 5G kavgasına da farklı açılar kazandırıyor.

Yazının Devamını Oku

21. yüzyılın fırsatı diyenler var …

Bu virüs 2020 yılını 10 veya 20 yıl sonra hatırladığımızda aklımıza gelecek ilk kelime olacak.

O anda içinde bulunduğumuz dünya da bugünkünden farklı olacak. Birçoğumuzun bildiği süper güç artık daha çok içine kapanmış, kendi içindeki sınıf çatışmalarına odaklanmış bir ülke olacak.

Birden fazla güç merkezinin olacağı bu yeni dünya düzeninde Türkiye de hızla büyüyen savunma sanayisi ve etki alanı ile bugünden çok daha farklı bir klasmanda yer alabilir ve alacaktır.

**

Ülkeler ve dünya böylesi dramatik değişimler geçirirken, bizler de bireyler olarak bu virüs mücadelesinden güçlenerek çıkmanın yollarını bulmalıyız. 21. yüz yılın fırsatı olduğunu söyleyenler var, o halde bu fırsatı değerlendirmenin yollarını bulmak lazım.

Bu virüs birçok konuda kişisel olarak kendimize çeki düzen vermemizi bize hatırlatıyor sanki. Mesela ben iş güç peşinde koşmaktan organize olmaya pek eğilemem. Çok organize olduğumu söyleyemem zaten. Masamın üstü oldum olası karışık görünür başkalarına. Benim içinse her şey yerli yerindedir.

Bu krizden daha organize biri olarak çıkmayı koydum kafama.  

Bu virüs krizi yeni bir dünya düzeni çıkaracaksa karşımıza, ben de kendimde köklü değişiklikler yapabilmeliyim diyorum.

Bardağa dolu tarafından bakabilmek önemli. Dolu tarafından bakıp, farklı bir gelecek planlamak önemli.

Yazının Devamını Oku

Korona ve yeni paradigma

Global ekonominin fazlaca ısındığı biliyorduk. Bir sebepten patlayacağı belliydi. Bu sebep ne yazık ki tüm dünya nüfusunu etkileyen bir virüs oldu.

Ellerimizi sık sık yıkamak ve sosyalleşmekten bir süre uzak kalmak yoluyla bu toplumsal mücadeleye destek olacağız. Sorun küresel, mücadele ise ulusal.

Büyük problemler aynı zamanda yolunda gitmeyen şeyleri de gün ışığına çıkararak yeni fırsatlar yaratma potansiyeline sahiptir. Büyük problemler çoğu zaman arkalarında değişmiş bir paradigma bırakırlar.

Önümüzü görmekte zorlandığımız bugünlerde ben bardağın dolu tarafına bakmak istiyorum.

Koronavirüs krizinin neresinde olduğumuzu kestirmek zor. Ama gün ışığına çıkan bazı problemler ve fırsatlar var. 


1. Her bakımdan güçlü devlet yapısı bu tür mega problemlerde çok hızlı ve kapsayıcı hareket edebiliyor. Devletin her bireye doğrudan ulaşabilmesi gerektiğini görüyoruz. Liberal ekonomilerin çözüm bulmakta pek verimli olmadıkları ortada.

2. Çin en başında beceriksiz birkaç parti yöneticisinin geciktirmeleri olmasına rağmen, bugün koronavirüs konusunda ‘bakın bu sorun böyle çözülür’ diye akıl verir hale geldi. Çin Başkanı Xi belki de Korona virüs mücadelesindeki başarı ile ülke tarihine geçecek.

Yazının Devamını Oku

Milli 5G Adımlarımız 5 | ‘Bitiş çizgisi olmayan bir yarış’

Teknoloji hiçbir zaman bugünün işi olmadı.

Hep yarını yaşayabilenlerin ortaya koyduğu bir mücadele oldu. Bilgi ve iletişim teknolojileri özellikle çok yüksek ivmeli bir toplumsal ve ekonomik dönüşümü temsil ediyor.  Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkan Yardımcısı Gazali Çiçek ‘Gözlerimiz ve zihinlerimiz sürekli dünyaya açık olmalı. Sürekli yenilik ve ilerleme peşinde koşmalıyız’ diyor.

 

Yerli ve milli 5G çalışmalarını daha yakından anlamak üzere Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkan Yardımcısı Sayın Gazali Çiçek ile yaptığımız söyleşinin ikinci ve son bölümünü bu hafta yayınlıyoruz.  Söyleşinin ilk bölümüne geçen hafta köşemizde yer vermiştik. 

 *** 

Şahver: Herhangi bir teknolojide iddialı olabilmek için o alanın Ar-Ge’sinde de güçlü olmak önemli. Yerli ve milli 5G konusunda akademide nasıl araştırmalar yürütülüyor? 5G’nin ekonomimize finansal katkıları, KOBİ’ler ya da dikeyler bazındaki katkıları üniversitelerde veya sizin dışınızdaki kurumlarda araştırılıyor mu? Bu konuda hangi üniversitelerde hangi hocalar çalışmalar yürütüyor? Kısacası ülkemizde 5G/Telekom Ar-Ge ekosisteminin durumu nedir ve nasıl güçlendirebiliriz? 

Gazali Çiçek: 5G ve ötesine yönelik hem mobil şebeke altyapısının geliştirilmesi hem de bu teknolojilerin ilgili dikey sektörlere etkisinin efektif bir şekilde belirlenerek Ar-Ge çalışmalarının gerçekleştirilmesi konusunda kamu, üniversiteler ve sektörün tüm paydaşları arasında iş birliği büyük önem taşıyor. BTK olarak tüm teknoloji paydaşlarının bir araya gelerek çalışmalarını yürütmelerine önem veriyor ve bu kapsamda gereken çabayı sarf ediyoruz. Bu kapsamda yaptığımız bazı çalışmalardan bahsetmek istiyorum. 

5GTR Forum çatısı altında üniversitelerimiz, işletmecilerimiz, tedarikçilerimiz ve teknoloji şirketlerimizi bir araya getirdik. 

5GTR Forumun en önemli çıktılarından biri Ülkemizin 5G ve ötesine yönelik yol haritası niteliğinde olan

Yazının Devamını Oku

Milli 5G Adımlarımız – 4 | BTK

2025 yılındayız. Türkiye kendi yerli ve milli 5G altyapısını hayata geçirmiş. Tarım, Sağlık ve birçok sektörde verimlilik giderek artıyor. Hatta tavan yapıyor! Ayrıca Türkiye 6G altyapı argesinde dünyanın en önde gelen 5 ülkesinden biri.

Sonra bu pencereden bugünü okuyun. 2025 yılında o resme ulaşabilmemiz için Gazali Başkanın gözlemleri ve değerlendirmeleri önemli. Aşağıda belirtilen avantaj ve engelleri dikkatle okuyup, düşünün. Düşünelim. 

Yerli ve milli 5G altyapısı üzerinde çalışan ULAK ve HTK takımlarını bu köşede dinleme şansımız oldu. Yerli ve Milli 5G altyapısının önemli paydaşlarından biri de BTK, zira aslında paydaştan ziyade sahadaki teknik direktör. 

Bu hafta ve önümüzdeki hafta BTK penceresinden yerli ve milli 5G altyapı geliştirme çalışmalarını BTK Başkan Yardımcısı Sayın Gazali Çiçek’ten dinleyeceğiz. 

Şahver: Öncelikle yoğun programınızdan bize zaman ayırdığınız için teşekkürler. BTK’yı kısaca okurlarımıza anlatabilir misiniz? Kurum olarak milli telekom altyapısı konusunda sorumluluklarınız nedir? 

Gazali Çiçek: Ülkemizde bilgi teknolojileri, iletişim ve posta sektörü BTK tarafından düzenlenmekte ve denetlenmektedir. BTK, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının politika ve strateji kararlarına uyumlu bir şekilde bilgi teknolojileri, iletişim ve posta sektörüne yönelik gerekli ikincil düzenlemeleri yapar, kuralları koyar. BTK, yetkilendirme şartlarının, yetkilendirilen işletmecilerin hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi ile tüketici hak ve menfaatlerinin korunması başta olmak üzere pek çok alanda faaliyet göstermektedir. Bu çalışmaları yürütürken; tüketicinin korunması, sektörde rekabetin sağlanması, sürdürülebilir bir yatırım ortamının oluşturulması, milli güvenlik gibi pek çok hususu göz önünde bulunduruyoruz. 

Kurumumuz bütün bu görevleri içerisinde telekom altyapılarının yerlileştirilmesi ve millileştirilmesi konusunda da önemli çalışmalar yürütmektedir. 2015 yılında gerçekleştirdiğimiz 4.5G ihalesi ile ilk defa işletmecilere her yıl yapmış oldukları donanım ve yazılım gibi yüksek teknoloji ihtiva eden yatırımlarının %45’e varan oranlardaki kısmını, yerli malı belgesine sahip ürünlerden karşılamaya yönelik yükümlülükleri getirdik. Bu yükümlülük ile Ülkemizde yerli ve milli üretim ekosistemini oluşturmayı hedefledik

Mobil işletmecilerin sadece 4.5G şebekelerine ilişkin yapmış oldukları yıllık donanım ve yazılım yatırım miktarı yaklaşık 2 Milyar TL’dir. Bu yatırım tutarının en az %45’i yerli olmak zorunda. 

Burada yerli üretici firmalarımız açısından çok ciddi bir potansiyel pazar bulunuyor. Bugüne kadar Kurum olarak, üreticilerin söz konusu fırsatlardan haberdar olması, sektörün ihtiyaç duyduğu ürünleri geliştirmesi ve üretmesi, üretim süreçlerinin önündeki engellerin ortadan kaldırılması ve üretim anlamında bir milli seferberliğin başlatılması noktasında yoğun caba sarf ettik ve etmeye devam ediyoruz. 

Yazının Devamını Oku

LoRaWAN | ‘Armut piş, ağzıma düş’ 

Dijital ekonomide yüksek ivmeli bir sıçrama kaydedebilmek için kritik altyapı teknolojilerinde kamunun daha aktif rol alması önemli ve çok değerli.

Doğru makro kaldıraçlarla bu kritik teknolojilerde verimli ekosistemlerin oluşturulması ülkemizin dijitalleşme sürecine en pozitif katkıyı yapacaktır.

Özel sektör ne yazık ki ‘armut bir yerlerde pişsin, ağzıma düşsün’ yaklaşımını yıllardır kanıksamış ve hala aynı tutumuna ısrarla devam etmektedir. 

Bu sebeple kamunun daha girişimci olması ve doğru makro kaldıraçlarla ihtiyaç duyduğumuz yüksek ivmeli sıçramayı başlatıyor olması değerli. 

Şimdi gelelim bu haftanın konusu olan LoRaWAN teknolojisine ve global LoRaWAN ekosistemin uzmanlarından Alper Yeğin ile yaptığımız söyleşiye. 

LoRaWAN düşük güç tüketimi ile uzak mesafelere veri aktarımı sağlayan kablosuz iletişim teknolojisidir.

Kitlesel Nesnelerin İnterneti Teknolojisi olarak da tanımlanabilir.   

Su sayaçlarını düşünün.

Bu sayaçların ağ içinde ölçülmesi, açılması, kapanması LoRaWAN ile mümkün. 

Yazının Devamını Oku