Milli 5G adımlarımız – 2 | Vakit nakittir!

5G’de arge ile teknolojiyi geliştirmek kadar, ürün ve pazar geliştirmelerinin ve yol haritalarının da planlanıyor olması gerekiyor. Bunu şu anda yapıyor olmamız lazım. Tabii eğer aklımızda hem kendi ülkemizi en son teknoloji seviyesine taşımak, hem de bölgesel teknoloji liderliği varsa. Var olan kaynaklarımızın bu hedef çerçevesinde aynı büyük resme odaklanarak kullanılması ve aynı hedefe beraberce yürümememiz çok önemli. Zaman kaybedemeyiz. Zira biz kendi milli kaynaklarımızı farklı projeler için yarıştırırken bir bakarsınız Çinli veya Amerikalı bir şirket alabileceğimiz tüm dış pazarları ele geçirivermiş. Üstüne üslük bizi de kendi pazarı yapmış!

5G’de arge ile teknolojiyi geliştirmek kadar, ürün ve pazar geliştirmelerinin ve yol haritalarının da planlanıyor olması gerekiyor. Bunu şu anda yapıyor olmamız lazım. Tabii eğer aklımızda hem kendi ülkemizi en son teknoloji seviyesine taşımak, hem de bölgesel teknoloji liderliği varsa. Var olan kaynaklarımızın bu hedef çerçevesinde aynı büyük resme odaklanarak kullanılması ve aynı hedefe beraberce yürümememiz çok önemli. Zaman kaybedemeyiz. Zira biz kendi milli kaynaklarımızı farklı projeler için yarıştırırken bir bakarsınız Çinli veya Amerikalı bir şirket alabileceğimiz tüm dış pazarları ele geçirivermiş. Üstüne üslük bizi de kendi pazarı yapmış!

5G teknolojisi Türkiye için milli bir cephedir. Bu cephede birden fazla birlik ve birden fazla strateji ile değil tek bir yumruk olarak hareket etmeliyiz. Zaman kaybetmeden 5G teknolojimizi ve ürünlerimizi ortaya koymalı, KOBİ’lerin 5G’ye geçiş sürecine destek olmalı ve planlanan hedef dış pazarlara yönelmeliyiz. Vakit nakittir.

Başarısını kanıtlamış bir metodoloji olan “lean startup” metodolojisini kullanarak, tek bir yumruk olarak doğru pazara yönelik 5G ürünlerini hem kendi ülkemizde KOBİ’lere ulaştırmak (bu da uzun ve zahmetli bir süreç) hem de en doğru dış pazarlara çıkarmak başarabileceğimiz en yerli ve en milli işlerden biri değil mi?

HTK (Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi) yönetim kurulu üyesi ve UUYM5G (Uçtan Uca Yerli Milli 5G Haberleşme Şebekesi) kurucu üyesi İlhan Bağören Bey ile geçen hafta başladığımız sohbete bugün devam ediyoruz.

İlhan Bağören tersine beyin göçünün çok güzel örneklerinden biri. ABD’de edindiği telekomünikasyon sektörü girişimcilik deneyimi ve başarılarının ardından, Türkiye’ye dönüyor yıllar önce. İlhan Bey milli 5G adımlarımıza katkıda bulunmak üzere büyük özveri ile çalışan, zeki, uluslararası telekomünikasyon pazarlarını iyi bilen bir teknolojist ve başarılı bir girişimci.

***

Şahver Kaya: Yerli ve Milli 5G başarısının önündeki engeller nelerdir?

İlhan Bağören: Önemli bir zorluk, devletin yeni teknolojilere ayak uydurmada gecikmesi. Yazılımın sanayi ürün olarak kabul edilmesi yıllar sürdü, ama yazılımın diğer ürünlerden farklılıklarını bürokrasiye yansıtmaktan hala çok uzağız. Mesela, yazılımda “Yerli Malı Belgesi” almak için gerekli prosedürün içinde hala “Kapasite Raporu” gibi uzmanların ölçmekte zorlanacakları kriterler var. Bunun sonucunda tamamen yerli yazılım üreten firmalar bu belgeyi almakta zorlanırken, Huawei gibi firmalar, Türkiye’de bir satırı yazılmamış ürünler için bu belgeyi alabiliyor. Gerek yerlilik, gerek millilik kavramları yerine oturtulmalı.

Şahver Kaya: Ülkenin kısıtlı kaynaklarının iki farklı 5G projesine aktarılıyor olması söz konusu. Ürünlerin rekabetçi olması için nasıl bir yol haritamız olmalı sizce?

İlhan Bağören: UUYM5G projesi ile ULAK AŞ’nin 5G geliştirme konusunda rakip durumda olması önemli bir problem. Her iki ekip de ülkenin destek fonlarına ve mobil işletmecilerin entelektüel desteğine talip. Bunların ikisi de kıt kaynaklar ve gerek bu kaynakları, gerek kendi enerjimizi birlikte

değerlendirmek yerine sürekli bu kaynaklar için “güzellik yarışması”na da enerji harcamak durumunda kalıyoruz. Dünyada 5G geliştiren 5-10 firma varken, Türkiye’nin kısıtlı imkanlarıyla iki tane olması izah edilir değil.

Huawei etrafında dönen global tartışmalar firmaların devlet kontrolünde olmasının büyük güvenlik riski oluşturduğunu göstermektedir. 5G’de ürünlerin rekabetçi olması için gereken ekonomik ölçek ancak uluslararası satışlarla karşılanabilecektir. Savunma Sanayi’nin yönetiminde bir firmanın bu paranoyak ortamda uluslararası pazara girmesi mümkün değildir.

Yüksek Planlama Kurulunca kabul edilmiş Ulusal Genişbant Stratejisi ve Eylem Planı (2017-2020) uyarınca, “Elektronik Haberleşme Sektöründe Yerli Üretim ve Ar-Ge Faaliyetlerinin Desteklenmesi” görevi verilen BTK’nın bu insiyatifi yönetmesi en uygun çözümdür.

Şahver Kaya: 5G teknolojisinin ülkemizde yaygınlaşmasını ve sanayicilere yayılmasını nasıl sağlayacağız?

İlhan Bağören: Bütün gelişmiş ülkeler, global liderlik için en önemli faktörlerden birisinin 5G olduğunun farkında; Donald Trump’ın Çinlilerin ve Huawei’nin peşine düşme nedeni bu. 5G, daha önceki nesillerin ötesinde bir kaldıraç olacak bütün sanayiler için.

Ülkemizde de, 5G alt yapısını geliştirmeye soyunan bizler kadar, bu teknolojiyi kullanacak dikey sektörler de hazırlanmalı. Yakın zamanda 5G, dijital dönüşüm yolundaki ülkemiz sanayisi için elektrik ve su kadar önemli olacak. Yani, nasıl tarlasına gelen su, rakip ülkelerdekinin onda biri, fiyatı da 3 misli olan bir çiftçinin ihracatta rekabeti mümkün değilse, 5G’yi verimli kullanamayan bir sanayici de rekabet edemeyecek.

Ayrıca, 5G’nin önceki nesillerden diğer önemli farkı, tamamen yeni teknolojiler kullandığı için, çok büyük yatırım gerektirmesi. İşletmeciler, ancak 5G teknolojisiyle kazanılacak yeni gelirlerden alacağı pay ile peyderpey finans edebilecek 5G’nin yayılmasını.

Yumurta tavuk ilişkisine benzeyen bu döngüde olumsuz faktörler arasında işletmecilerin vereceği frekans lisans ücretleri ve fiber sıklığı olsa da Türkiye için en önemli faktör, telekom gelirlerinden dünyada açık arayla en yüksek verginin toplanıyor olması. İşletmecilerin servis gelirinin %60’ını peşin olarak devlet alınca hem işletmecilerin yatırıma çevireceği karlılık çok düşük oluyor, hem de iş ortaklarının değer katacağı iş modellerinin fizibilitesi düşüyor.

Önceki nesillerden farklı olarak 5G, çeşitli sektörler için uygulama geliştirecek iş ortaklarına bağımlı.

Özellikle, dikey sektörlerin performans gereksinimlerine uygun garantilerin sunulacağı ağ dilimleri (network slice) yaratılması ve bu dilimlerin sektöre özel uygulamalarla paketleyecek sanal işleticiler tarafından işletilmesi planlanıyor.

Daha önce de buna benzer servisler dünyada sanal mobil ağ işletmecileri (MVNO) tarafından verilmekteydi. Türkiye’deki regülasyonlar ve vergilerden dolayı ülkemizde MVNO işleri hiçbir zaman fizibıl olmadı. Tedbir alınıp vergiler normal bir seviyeye çekilmezse, 5G sakat doğacak, diğer sektörlerin de rekabetçiliğini engelleyecektir.

Yeni nesil şebekelerin mobil işleticilerimizce dünyadaki benzerlerinden daha geç ve daha yavaş yayılması, geçen nesillerde de bütün ekonomiyi olumsuz etkilemişti. Şu anda 4G’nin ülke ekonomisine GSYH katkısı dünyada ortalama %4.6 iken Türkiye’de sadece %2.6. Ülkemizde 6 sene gecikmiş 4.5G uygulayarak diğer ülkelerin önüne geçmişken GSYH’de geride kalmamızın nedeni,ülkelerde ekosistemin oluşması için 6 sene daha fazla zaman olması, ve tabii ki yüksek vergiler sayılabilir. Ancak, bu defa risk çok daha yüksek. 5G’nin sektörlere entegrasyonu sonucu kazanılacak yüksek verimlilikle GSYH katkısının %6’larda olması hedefleniyor.

Yani, devlet ana gelişme sürecindeki evlatlarını boğazından kesip beslemesi gerekirken, onun tabağından alarak gelişmesini engelliyor. Serpildiğinde çok daha fazla vergi toplayabilecekken, kısa vade için ülkenin rekabetçiliğini engelliyor.

Şahver Kaya: 5G uygulama alanlarından bahsedebilir miyiz? Yani KOBI’ler neden bu konuyu simdiden öğrenmeli ve hazırlıklara başlamalı?

İlhan Bağören: Başlıca sektörler ve uygulama alanları:

- Otomotiv - bağlı, otonom, paylaşımlı araçlar.

- Ulaşım ve lojistik - güvenli seyir.

- Sanayi - uzaktan control ve bakım, akıllı fabrikalar.

- Enerji - akıllı sayaç, şebeke yönetimi.

- Sağlık - koruyucu izleme, uzaktan ve yardımla ameliyat.

- Tarım - akıllı sulama, toprak koruma yönetimi, hayvanların izleme ve korunması, hava durumu takibi.

- Medya ve eğlence - yerinde canlı etkinlik, sporcu ve alan görünümü, sanal ve artırılmış gerçeklikle video ve oyunlar, ortak içerik üretimi, e-spor.

- Eğitim - dokunsal iletişim ve beceri iletişimi, sanal ve artırılmış gerçeklikle destekli eğitim, kişiselleşmiş eğitim, akıllı sınıf ve kampüs.

- Güvenlik – yüz, plaka, araç tanıma ve takip, harita bazlı tarama ve iletişim,

- Finans – kimlik doğrulama, gerçek zamanlı ve dokunsal ticaret, gerçek zamanlı danışman ve müşteri hizmetleri.

Bu konuda BTK’nın ülkemizde 5G’nin dikeyleri de kapsayan geleceğini şekillendirmek ve farkındalık yaratmak için kurup yönettiği 5GTR Forum tarafından hazırlanmış “5G ve Ötesi Beyaz Kitabı” var (https://www.btk.gov.tr/duyurular/5g-ve-otesi-beyaz-kitap). Bu kitap, zamanın olabildiğince geniş endüstri katılımı ile hazırlandı, ancak farkındalık ve 5G kullanımı arttıkça yeni sürümleri hazırlanmalı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın dijital dönüşüm çabalarına öncülük etmek için kurduğu Sanayi 4.0 dairesi de bu çalışmalarda önemli bir rol üstlenmeli.

Yine BTK’nın yerli ve yabancı üreticilere kurdurduğu 5G Test Vadisi de geliştirilecek uygulamaların test edileceği bir ortam sunmak üzere hazırlandı.

Avrupa Birliğinin de Türk firmalarının katılımına açık olan 5g’nin dikey sektörlerle ilgili çalışmaları da (https://5g-ppp.eu/verticals/) takip edilebilir.

X

Trump’ın Çin’e yaptığı büyük iyilik

Hafta başı mağarada doğmuş ve daha sonra Oxford’da doktora yapmış Çinli bir profesörün uzunca bir yazısını okudum.

Tüm endüstri devrimleri sıralamıştı yazısında. Ve İngiltere’nin 1760’larda tecrübe ettiği, buhar makinalarının başrolü aldığı ilk endüstri devrimini anca 1980’lerde Çin’de kendi köyünde tecrübe ettiklerini yazıyordu. Ve diğer iki endüstri devriminin de bir o kadar gecikerek Çin’e geldiğini söylüyordu.

Bugün Çin yapay zekâ başta olmak üzere şu anda gerçekleşen endüstri devriminin liderlerinden biri.

Peki bu nasıl oldu?

Bu derler ya o milyon dolarlık sorulardan biri …

Batı tüm üretimini Çin’e kaydırdıkça Çin elinde biriken Amerikan dolarlarını çok akıllıca bilim ve teknolojide liderlik için kullandı.

Bildiğimiz tüm sistemlerden farklı olarak Çin var olan tüm güçlerini bir araya getirdi bu zoru başarmak için.

Bugün tüm dünya gibi Türkiye de büyük bir yol ayrımında. Ya gelişmekte olan ülkeler treninde yolculuğa devam edeceğiz. Ya da hızla büyüyerek gelişmiş ülkeler trenine katılacağız.

21.yüzyılda askeri ve ekonomik güç yeni teknolojileri çok hızlı geliştirebilen ülkelerin olacak.

Yazının Devamını Oku

Türkiye‘nin daha hızlı İnternet‘e ihtiyacı var.

Türkiye’de İnternet hızımız 26 Mbps.

Dünya ortalaması 55 Mbps.

Romanya’da sabit İnternet hızı 193 Mbps.

Yazılarımı sürekli okuyan okuyucularım bilir. Bardağın dolu tarafına bakarak daha parlak bir gelecek vizyonu hep aklımdaki. Ben millet olarak bizim çok daha iyi bir geleceği hak ettiğimize inanıyorum.

Dijital ekonomi konusunu her açıdan ele almaya çalışıyoruz bu köşede.

Bu konunun en önemli kısmı dijital ekonominin alt yapısı olan Internet. Internet ne kadar hızlı akıyorsa dijital ekonomi için gerekli uygulama ve çözümleri geliştirmek o kadar kolaylaşır.

Ekonomi o kadar hızlı büyür.

İşsizlik o kadar çabuk azalır.  Örneğin 2023 vizyonunda hedeflenen yüzde 5 işsizlik daha hızlı İnternet ile daha kolay ulaşılabilecek bir hedef haline dönüşebilir.

Bu gerçekten böyle mi?

Yazının Devamını Oku

Hangi teknoloji girişimi?

Jack Ma 2 Kasım 2020 ile 20 Ocak 2021 arasında ortadan kayboldu. Çin’i aşan ünü sebebiyle Ma’nın ortadan kayboluşu tüm dünyayı ilgilendiriyordu.

2020’nin son çeyreğinde Alibaba grubunun finansal kolu Ant 35 Milyar dolar ile halka açılmayı planlıyordu. Dünyada bu kadar yüksek bir değerle halka açılan ilk şirket olacaktı. Ekim ayı sonu itibarıyla Ant’ın pazar değeri 320 Milyar dolardı.

*

Altı yıl önce Alibaba 25 Milyar dolarla halka açılmıştı. Bu 2014 yılında dünyanın en büyük halka açılma işlemiydi.

Alibaba grubu Kasım 2020’de açıkladığı finansal data da son çeyrekteki gelirlerinin 22 milyar dolar olduğunu bildiriyordu. Çin’deki elektronik satışların yüzde 80’i Alibaba’ya ait platformlardan geçiyor.

Alibaba zaman içinde medya, bulut teknolojileri, finans ve ticaret işlerinde de ciddi varlık göstermeye başladı. Bugün Alibaba’nın en büyük hissedarları Softbank (25%), Jack Ma(4.8%), T. Rowe Price Associates (2.31%), Blackrock Fund Advisors(2.07%), Alibaba kurucularından Joseph Tsai (11.9%) ve eskiden Yahoo olarak bilinen Altaba. Alibaba grubunun Ocak ortaları itibarıyla pazar değeri 600 Milyar dolar.

Şirketi kuran yatırım yapan herkesin dolar milyarderine dönüştüğü bu mutlu hikâyede belki de büyüyen servetler veya dünya çapında görülen ilgi Jack Ma’nın 24 Ekim’de Şanghay’da yaptığı konuşmaya zemin hazırlamıştı.

*

24 Ekim’de yaptığı konuşmada Ma, Çin’deki banka regülasyonlarının eskidiğini, bu kuralların tefecilerin kurallarına benzediğini söylüyordu. Bu eskimiş kuralların inovasyonun önünde durduğunun altını çiziyordu. Konuşmasında kurallar koymanın daha başarılı bir gelecek inşa edemeyeceğini söylüyordu. Çin devletinin geleceğin girişimleri için kurallar koyabilecek becerilere sahip olmadığını söylüyordu.

Yazının Devamını Oku

Sonun başlangıcı

Ne haftaydı ama. Yüzyıl sonra bile hatırlanacak bir hafta. Dünyanın en güçlü devletinin milyonlarca vatandaşının iki kez oy verdiği bir lider büyük teknoloji şirketleri genel müdürleri tarafından susturuluverdi.

Her anlamda bu artık yeni bir döneme girdiğimizi göstermiyor mu?

Güçlerini milyonlarca insanın yüzüne vuran bu merkezi kapalı kaynaklı teknoloji platformları artık güçlerinin zirvesine ulaştığını hepimize haykırıyor.

Unutmayalım ki zirve aynı zamanda düşüşün ve sonun başlangıcıdır.

20.yüzyılın başlarında ortaya çıkan yüzlerce başka küçük araba markası ile birlikte GM, Ford ve Chrysler gibi şirketlerin ürünleri ile insanların yaşamları tamamıyla değişti. 1900’lü yılların başında başlayan bu trend 20. yüzyıl boyunca insanların yaşamını şekillendirdi.

İnternet teknolojilerini düşündüğümüzde ise altyapı teknolojilerinin 1974’lerde doğmaya başladığını gözlemliyoruz.

TCP IP, 1974 yılında

DNS, 1985 yılında

HTTP, 1991 yılında

Yazının Devamını Oku

20.sıra

Yeni bir yıl. Yeni planlar.  

Yeni bir yıl. Yeni planlar.  

Ama önce nerede olduğumuzun farkında olmalıyız.

Hakkettiğimiz yerde miyiz?

Hayır.

Milli Dijital ekonomimiz hazır mı?

Hayır.

Ancak ne kadar yol kat ettiğimiz konusunda kafa karışıklığı var.

Bazen kendimizi etrafında hiçbir sorunu olmayan 17 milyon nüfuslu Hollanda ile karşılaştırıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Fırtına sonrası 3 farklı dünya

Büyük bir fırtınanın öncesinde derin sessizliği yaşıyoruz. Bu fırtınanın öncesinde bazıları kap karanlık bu gecede tüm teknolojileri yerlileştirme ve bu teknolojilerde standartları belirleyen otorite olma niyetiyle çalışıyor.

Bazılarıysa ne olduğunun farkında bile değil …

Bir nevi uykuda.

Bugünün uluslararası ticareti tekstil ürünleri, arabalar, çelik ticareti vs. üzerine dizayn edilmiş. Halbuki adım atmak üzere olduğumuz yeni dünya düzeninde yeni uluslararası ticaret data, yazılım ve yapay zekâ üzerinde gerçekleşecek.

Bu yeni dünya düzenine Çin ve ABD’den bakanlar iki sistemli 3 dünya görüyor. Diyorlar ki bir ABD ve bir de Çin sistemleri üzerinden İnternet var olacak.

Ben bu fırtınalı karanlık gecenin ardından bölgesel güçlere ait sistemlerin de söz sahibi olabileceği ikiden fazla sistemli bir dünya hayal ediyorum.

Türkiye gibi 250 Milyonluk bir Türk dünyası ve daha da geniş etki alanına sahip bir bölgesel güç belli senaryolarda kendi İnternet sistem ve standartlarına sahip olacaktır, olmalıdır.

 

Bu fırtınalı karanlık gece sabahında karşımızda 3 dünya olacak:

Yazının Devamını Oku

TikTok ve Ermeni Diasporası

“Ya oğlum kapat şu telefonu artık”

Bu cümleyi günde en azından on kez söyler bulur kendini Berna Hanım.

Bazen çaresiz hisseder kadıncağız kendini …

Zira 16 yaşındaki Hakan günde yaklaşık 3 saatini TikTok platformunda video izleyerek ya da içerik hazırlayarak geçirir. Bu salgın günlerinde genç Hakan’ın tüm sosyal hayatı TikTok’tan ibarettir.

Eh durum böyle olunca TikTok platformunun 16 yaşındaki Hakan’a sunduğu içerik hem anne Berna Hanım için hem de ülkemiz için önemli değil mi?

Zira özellikle bu yaş grubunun karşı karşıya kaldığı her içerik ve deneyim onlar için bir eğitimdir.  

Bu durumda bu platformda sunulacak doğru olmayan içerikler ve yönlendirmeler bizim gençlerimizin yanlış eğitimi anlamına gelmiyor mu?

*

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Uslu geçen hafta bir sosyal medya paylaşımında 12 Ekim 2020 itibarıyla Türkiye TikTok kullanıcı sayısını 32.7 milyon olarak açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin ilk Yapay Zekâ Mühendisliği programı

Avrupa, ABD, Kanada ve Çin dijital ekonomi yarışında ve özellikle yapay zekada eğitim, ARGE ve girişimlere verdikleri önemle dikkat çekerken, ülkemizin ilk yapay zekâ mühendisliği lisans programı geçen yıl Hacettepe Üniversitesi’nde açıldı!

Bugün Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim üyesi Doç. Dr. Erkut Erdem bu programın detaylarını bizimle paylaşıyor. Erkut Hoca günümüzün en dikkat çeken problemleri arasında yer alan yapay görme, makine öğrenmesi ve doğal dil işleme gibi alanlarda çalışmalarına devam eden değerli bilim insanlarımızdan.

 

Şahver: Kendinizi ve şu andaki projelerinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

Doç. Dr. Erkut Erdem: 2010 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Çalışmalarım genel olarak yapay görme ve makine öğrenmesi alanlarında ama son yıllarda özellikle doğal dil işleme ile yapay görme yöntemlerinin bir arada kullanılmasını gerektiren farklı problemler ile ilgileniyorum. Şu an Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde çalışan bir de ikiz kardeşim var. Aykut (Erdem) ile birlikte bu konularda ortak projeler yürütüyoruz.

 

 

Yazının Devamını Oku

Bir Çığır Açmak

Yüksek teknolojideki liderlik sadece ticari başarı değil, gerektiğinde jeopolitik liderlik ve tam bağımsızlık anlamına geliyor.

Yüksek teknolojide liderlik o ülkeler için yeni bir çığır açıyor.

Örneğin dev Çin’in gölgesinde başarılı bir şekilde varlığını sürdüren bir ada devleti Tayvan. Tayvan bugün yarı iletken pazarının lideri. Çin Tayvanlı mühendisleri Çin’e transfer etmek için büyük mücadele veriyor.

Peki Tayvan bu liderlik yoluna nasıl çıktı? Bu yola çıkışın hikayesi ne?

Tayvan’ın yarı iletken pazarındaki liderliği bir girişimcinin başarısından mı ibaret?

Tabii ki hayır. Bu stratejik yüksek teknoloji alanındaki çalışmalar Tayvan devleti tarafından planlanıyor, 1970’lerde. Tüm bu planları birden fazla kaldıraçla devlet hayata geçiriyor.

Tayvan 1970’li yıllardan bu yana devlet-özel sektör bir arada ARGE programları başlattı. Tayvan devletinin önemli yüksek teknoloji kaldıraçlarından biri olan Industrial Technology Research Institute (ITRI) UMC adında küresel yarı iletken pazarını hedefleyen bir yarı iletken üreticisi kurarak ABD’de bulunan RCA’den 7 mikroçip teknolojisi satın aldı. UMC daha sonra bağımsız bir üretici oldu.

ITRI aynı zamanda bugün dünyanın en büyük yarı iletken üreticileri arasında olan TSMC’nin kurulmasını sağladı. TSMC 1985 yılının soğuk kış günlerinde 56 yaşındaki, ABD’de yarı iletken konusunda uzun yıllar çalışmış MIT mezunu, Morris Chang tarafından kuruldu.

Morris Chang 1931’de Çin’de devlette yönetici olan bir babanın oğlu olarak dünyaya geliyor. Tam iç savaşın kızıştığı zamanlara gelen okul yıllarında babası okuması için onu ABD’ye Harvard Üniversitesi’ne gönderiyor. Ancak Morris Harvard’ın bir mühendis için doğru bir ortam olmadığını görüp, ilk senenin sonunda MIT’ye transfer oluyor. MIT’den lisans ve yüksek lisans derecelerini aldıktan sonra, 1955 ile 1985 yılları arasında Sylvania Electric, TI gibi dönemin en güçlü şirketlerinde çalışıyor. Hatta arada 1961 yılında Stanford Üniversitesi’nden doktora derecesini de alıyor.  

Yazının Devamını Oku

Güçlü olanlar yalnızken daha güçlüdür!

Gün geçmiyor ki karşımıza bir “bilir kişi” çıkıp “Türkiye yalnızlaşmaya devam ediyor” demesin. Bazen öyle anlar geliyor ki bu “bilir kişiler” hep aynı kaynaktan mı besleniyor acaba diyorum. Bu gruptaki “bilir kişiler” ülkemizin geleceğinin bölgemizde kendine yararı olmayan ülkelerden geçtiğini düşünüyorlar.

Ben bunu tam bir 20. yüzyıl kafası olarak tanımlıyorum.

Atatürk sonrası Türkiye’de uçak fabrikaları da dahil olmak üzere birçok sanayileşme atılımının önü kesilmişti. Gizli bir güç veya güçler bizi sürekli sindirmeye çalışıyordu. Halbuki Atatürk döneminde kendi gücümüzden güç almayı öğrenmiş bir toplum olma yönünde hızla ilerliyorduk.

Atatürk’ün bu anlamlı sözlerini hatırlamamız lazım:

‘Efendiler! Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi.

Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!’

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, 20. yüzyılın çok ötesinde bir vizyonla tam bağımsız ve güçlü Türkiye’yi hedef gösteriyordu bize. Ve bunun için bize düşman olan ülkelerden değil, gereken gücü ve kudreti kendimizde, damarlarımızdaki kanda bulmamızı öğütlüyordu. 

Bugün 21. yüzyıldayız.

Yazının Devamını Oku

Mavi Vatan Fonu Kuralım!

Yeni başlangıçları dikkatle değerlendirmek gerekir.

21 Ağustos’ta Karadeniz’de bulunduğu duyurulan kaynak, ülkemiz için farklı bir gelecek oluşturma potansiyeline sahip. Peki bu fırsatı Türk Enerji ekosistemini oluşturmak, yeni enerji teknolojileri geliştirmek için nasıl kullanabiliriz? Mavi Vatan Fonu enerji kaldıracımız olabilir mi?

Bugüne kadar tüm enerji ihtiyaçlarını yabancı kaynaklardan karşılayan bir ülke olan Türkiye, enerji konusunda ciddi bir yatırım yapma imkânı bulamamıştır.

Bugün Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki potansiyel fırsatlar Türkiye’yi enerji alanında yeni kabiliyetler geliştirmeye ve özellikle derin sularda enerji arama ve servise sunma konusunda bilgi ve tecrübe kazanmaya yönlendirecek.

Enerji ihtiyaçları giderek büyüyen Türkiye’nin keşfedilen bu kaynakları ülkenin hizmetine sunmak için çok fazla kaybedecek zamanı yoktur. Zaten zamanında yapılan akıllı yatırımlarla bugün dünyanın en donanımlı sondaj gemilerine sahip olmamız da aslında devletin bu konudaki hassasiyetine işaret ediyor.

Avrupa’da çalışan Türk uzmanlara göre Mısır 2015 yılında Doğu Akdeniz’de keşfettiği sekiz yüz milyar metreküpü aşan kaynağı, 28 ay gibi kısa bir sürede halkın kullanımına sunabilmiştir.

Doğrusu ben Mısır bunu başarmışsa, Türkiye neden başaramasın diye yaklaşıyorum bu duruma.

Karadeniz’de bulunan gazın halkın kullanımına sunulma tarihi, konuyu objektif olarak değerlendirebilen uzmanların görüşlerine baktığımızda, 2023 olarak son derece gerçekçi bir hedeftir.

*

Yazının Devamını Oku

İngiliz Başbakanının Kulağına Fısıldayan Adam

“Korona’dan sonra daha çevik ve büyük bir ekonomi olacak!Bunun için büyük teknoloji yatırım projeleri hazırlıyoruz.”

Bu konuşmayı İngiltere Başbakanı Boris Johnson bir sanayi kenti olan Dudley’de yaptı geçtiğimiz günlerde.

Bu konuşmada 32 kez “build” kelimesi geçiyordu.

Build kelimesini Türkçeye daha çok inşa etmek olarak çeviririz ancak ben özellikle herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek için build kelimesi için geliştirme anlamını seçtim bu yazıda.

Bu kelime enteresan.

Zira tam pandeminin ortasındaki günlerde Silikon Vadisinden, eğer Silikon Vadisinde bir aristokrat sınıfı varsa bunların başında gelebilecek, bir yatırımcı Marc Andreessen bir makale yayınlamıştı.

Korona pandemisi sırasında yayınlanan bu makale 2011 yılının ağustos ayında Andreessen’ın yayınladığı ünlü “Yazılım dünyayı yiyor” makalesi kadar ses getirdi, özellikle ABD içinde.  

Andreessen bu makalede ABD’yi çok ciddi eleştirirken tüm ekonominin yeniden geliştirilmesini savunuyordu. Makalede build kelimesi 41 kez kullanılmıştı.

Peki Silikon Vadisi ile teknolojiyle çok da alakalı olmadığı bilinen Boris Johnson arasındaki bağlantı neydi? Jonhson’u Dudley’de yaptığı konuşmada 32 kez aynı kelimeyi kullanmaya yönelten neydi?  

Yazının Devamını Oku

Teknolojiye Doğu ve Batı nasıl yaklaşıyor?

Bugüne kadar hem Çin’de, hem de Amerika ve Avrupa’da başarılı teknoloji takımları ile çalışma şansım oldu. Bu takımlar arasında gözlemlediğim büyük bir farkı bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu gözlemimi özellikle hepimizin bildiği sosyal medya platformlarını örneklendirerek paylaşacağım.

 

Özellikle 2000’li yıllardan sonra Batı teknolojiyi daha ziyade dikkat çekmek için kullandı. Her teknoloji uygulaması kendi başına bir vaka olarak değerlendirildi. Tüketiciye yönelik her teknoloji kendi uygulamasını edinip, telefonunuzdaki yüzlerce uygulamadan biri haline gelmeye çalıştı.  

Sosyal medya yaklaşımı bu platformların daha çok ilgi çekerek buradan gelir etmesi şeklinde gelişti. Bugün baktığımızda bildiğimiz tüm Batı kaynaklı sosyal medya mecraları reklamlardan gelir sağlıyor.

Örneğin Facebook bugün hala gelirlerinin yüzde 98’ini reklamdan elde ediyor. Facebook dediğimizde Instagram, Whatsapp gibi diğer sosyal mecraları da bu işin içine giriyor.

Doğu’ya baktığımızda ise teknoloji dikkat çekmenin ötesinde hayatı kolaylaştırmayı hedefliyor. Yani özellikle Çin’de karşımıza çıkan uygulamalar sadece reklam geliri ile var olmak üzere kurgulanmıyor.

Teknoloji Asya’da daha geniş bir bakış açısı ile daha kapsamlı bir fark yaratmaya yönelik kurgulanıyor.

Örneğin Wechat uygulaması. Wechat Whatsapp’ın ya da Facebook’un karşılığı değil. Wechat bir uygulamadan daha çok bir mobil işletim sistemi. Wechat platformu içinde taksi çağırmaktan, çiçek sipariş etmeye, banka hesaplarını yönetmeye kadar birçok hizmet sunuluyor kullanıcıya.

Wechat 2010’lu yıllarda Çin’de var olan sosyal medya uygulaması QQ’dan çok daha farklı bir uygulama hayal eden Tencent yönetimi tarafından hayata geçirildi. Özel bir teknik takım belirlediler ve istenilen tamamıyla yeni bir konseptti. Wechat bu şekilde doğdu.

Yazının Devamını Oku

Bu pizzacı 10 yılda 30 kat nasıl büyüdü?

On yıl önce hisseleri 12 dolardı.

Bugün 370 dolar.

10 yılda 30 katlık bir artış.

Bu bir global pizza markası.

Peki bu büyümenin sebebi nedir?

İnsanlar daha çok pizza mı yiyor ve bu sebeple pazar mı genişledi?

Sanmıyorum.

Peki şirket köklü değişimler mi geçirdi ve geçirmeye devam mı ediyor?

Evet öyle görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Yapay zeka insan kaynakları – iki araştırma

Gelişmiş ekonomiler yarının kalkınma motorunu inşa etmekle meşgul. Yarının yarışı bugünkülerden daha amansız!

Ya siz birilerini alıp elinizde oynatacaksınız, ya da birileri sizi ellerinde oynatacak.

Ya güçlü bir çekme gücünüz ve zayıf bir itme gücünüz olacak ve büyük bir ivmeyle yükseleceksiniz,

ya da zayıf bir çekme gücü ve kuvetli bir itme gücü ile birilerine pazar ve kukla olacaksınız.

 

Yarının yarışında var olabilmek için güçlü bir kalkınma motoru gerekiyor. Bu kalkınma motorunun temel parçalarından biri yapay zeka teknolojileri. Yapay zeka arge, mühendislik becerileri, ürünleştirebilme becerileri ve güçlü bir ekosistem gerektiriyor.

Yani temelde insan kaynağı meselesi.

Yapay zeka insan kaynağında dünyadaki büyük resmi anlamak için iki yeni araştırmayı inceledim.

İlki geçen hafta yayınlandı.

Yazının Devamını Oku

‘’Gördüğüm en kapitalist ülke’’  

Pazartesi günü yaklaşık 9 ay önce kaydedilmiş bir mülakatı dinliyordum …

 

‘’ABD duvar örmekle, İngiltere Brexit sonrası vergilerle uğraşırken, Çin 20-30 yıl sonra yapay zekâ, robotiks, yenilenebilir enerjide dünya lideri olma yolunda ilerliyor.’’

‘’Çin’de herkes kendi şirketini kurup, zengin olmanın hayalini kuruyor. Gördüğüm en kapitalist ülke’’

‘’Çin halkı çok milliyetçi! Dünyanın en güzel ülkesinin kendi ülkeleri olduğunu düşünüyorlar. Herkes kendini çok şanslı hissediyor! ‘Binlerce yıl dünyanın en ileri milletiydik. Birkaç yüzyıl ara verdik. Şimdi tekrar olduğumuz yere, dünyanın liderliğine dönüyoruz’ diyorlar …’’

‘’Eğer bir müteahhit yeni büyük bir bina yapacaksa, yerel yönetim o binada yapay zekâ teknolojisinin kullanılmasını zorunlu kılıyor. Bu şekilde en ücra yerel şehirlerde bile yapay zekâ yatırımları yapılıyor.’’

‘’Çin bir grup mühendis tarafından yönetiliyor. Sürekli olarak kendini optimize eden bir devlet yapısı var. ABD avukatlar tarafından yönetiliyor ve hali ortada.’’

‘’Çin’de sadece devleti eleştirdiğinizde başınız derde girer. Onun dışında kimse kılınıza dokunmaz.’’

Bunları Sophia isimli ünlü robotu yaratan Hanson şirketinin eski bilim adamı, mühendisi ve araştırmacısı Brezilya asıllı Amerikalı Ben Goertzel söylüyor.  

Yazının Devamını Oku

21. yüzyıl için 2 öneri

Acaba 2030’da hangi meslekler revaçta olacak?Acaba 2050’de hangi meslekler en çok kazanacak?

 

8-10 yıl önce mavi yakalıların işlerinin tehlikede olduğu konuşuyorduk. Artık bu işleri robotlar kolayca yapacak bu yüzden mavi yakalılar için yeni meslekler dizayn edilmeli diyorduk.

Sonra 2013 yılında bugün makine öğrenmesi dediğimiz alanda, yani yapay zekâ teknolojileri alanında büyük bir atılım gerçekleşti.

Son birkaç senedir geleceğin meslekleri konuşulduğunda artık denklemin içine yapay zekâ giriyor. Hatta başrolde!

Peki makine öğrenmesi ile oluşturulan algoritmaların yeni algoritmalar üreterek işleri hallettiği bir dünyada beyaz yakalıların işleri ne kadar güvende kalacak?

2017 yılında Stanford Tıp Fakültesi bir algoritmanın bronşiti bir doktordan çok daha iyi saptayabildiğini duyurdu web sitesinde.

Belli kurallar çerçevesinde trend belirleyerek kararlar veren finansçı ve yatırımcılar da yapay zekayı en hızlı kullanmaya başlayan sektörler arasında geliyor. New York’taki fonlardan birinin yönetim kurulunda bir algoritma olduğunu duymuştuk, hatırlarsanız.

Makine öğrenmesi, yani yapay zekâ hızla gelecek tahayyüllerimizi değiştiriyor.

Yazının Devamını Oku

Dolunay Topluluğunun Devrimi

18. yüz yılın yaklaşık ortalarında birinci endüstri devrimi gerçekleşti, biliyorsunuz.

Peki bu endüstri devrimi sadece teknolojinin sebep olduğu bir devrim miydi?

Aslında hayır.

Ortaya yeni çıkan teknolojilerin yeni bir organizasyon ortaya koymaya başlamasıydı bu devrim.

Birinci sanayi devrimini ortaya koyan koşullara kısaca bakalım.

17.Yüzyılın ortalarından itibaren İngiltere’de köylerde ve kasabalarda insanlar kendi evlerine aldıkları tezgahlarda tekstil üretimini evlerinden gerçekleştiriyordu.

Bu süreç çok verimli bir süreç değildi zira insanlar çok fazla kazanç sağlayamadıkları dokuma işini, daha kazançlı veya gerekli bir alternatif olduğunda hemen kenara bırakıyordu.

Zaman içinde tezgâh sahipleri yün ve pamuk veren tüccarlara borçlanmış buldular kendilerini, özellikle 18. yüz yılın ilk yarılarında. Öyle ki tüccarlar artık herkesin evindeki tezgahlara da sahip olmuştu. Ve tüccarların beklentileri artmıştı. Çok daha yüksek verim bekliyorlardı. Ama evlerde bu verimi yakalamak pek mümkün olmuyordu.

İşte tezgahların bir lokasyonda toplanarak insanların bir fabrikadan çalışmaya başlaması ile birinci endüstri devrimi hayata geçmiş oldu.

Yazının Devamını Oku

Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanına 4 soru sordum

Pandemi bizi hızla daha dijital bir dünyaya sürüklüyor. Peki bu dönemde bugünün ve yarının dijital Türkiye’sini çalışan ve hazırlayan Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofis Başkanı Ali Taha Koç neler planlıyor ve neler üzerinde çalışıyor merak ettim.

4 soru sormak istedim.

Sağ olsun hızla geri dönüş yaptı ve bu harika mülakatı gerçekleştirdik.

4 soruda çok şey öğrendim. Örneğin son dört ayda e-devlet trafiği yüzde 60 artmış.

DDO’nun kendi kaynakları ve yerli ve milli yazılımla ve açık kaynak kodlamayla güvenli bir video sistemi hayata geçirilmiş. Fiber Altyapı çok daha önemli hale geliyor diyor Sayın Koç.

Çin’den sonra uzaktan eğitime başlayan ikinci ülkenin Türkiye olduğunu biliyor muydunuz?

Ve 5G…

Sayın Koç, 5G’nin bir paradigma değişimi olduğunun altını çiziyor. 20 yıllık telekomünikasyon deneyimi olan, uzun yıllar ABD’de Intel’de ARGE alanında çalışan bir mühendis olan Sayın Koç’un gözlemlerine katılmamak elde değil.

Son 20 yıldır teknoloji ve yazılımla iç içe yaşayan bir mühendis olarak, bugün de mezunu olduğum MIT’de dijital ekonomi araştırma projelerine katkıda bulunan bir teknolojist olarak teknoloji ve yazılımın ruhundan anlayan, teknolojistlerin dilini konuşan bir mühendis liderin ülkemizin dijital altyapı projelerini yönetiyor olması beni gerçekten çok memnun ediyor.

Yazının Devamını Oku

Değişen 4 İnsan Deneyimi

Sadece bizim jenerasyonumuzun değil tüm insanlık tarihinin en büyük travmalarından birini yaşıyoruz. Eski normalimizde var olan birçok alışkanlık yeni normalin parçası olmayacak.

Mesela ben yakın bir dönemde sinemaya gideceğimi sanmıyorum.

Spor için kapalı bir spor kulübüne gitmeme artık gerek kalmadı, çünkü son iki ayda İnternet’ten son derece kaliteli ve güvenilir spor hocalarıyla spor yapmayı öğrendim.

Dünyayı gemi ile dolaşmak hayalim çocukken vardı. Son on yılda bu gemilerde ortaya çıkan sorunlardan sonra ve özellikle şimdi kovid-19 krizi ile artık beni kimse gemiye sokamaz!

Restorana gitmek çok zor görünüyor. Zira yemeğimi kovid-19 taşıyıcısı birinin pişiriyor olması tüylerimi diken diken ediyor.

İnternet’ten eve yemek ısmarlamak da aynı sebepten yeni normalin parçası olmayacak bence. Yemeğimi kim hazırlıyor?

Ya kovid-19’lu biri hazırlıyorsa şüphesi…

Tatil mutlaka gerekli ama daha pahalı hale geleceği kesin. Belki ilk aşamada sadece kendi ülkemizde tatile gidebileceğiz. Neyse ki dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyoruz!

Yeni normalde deneyimlerimiz ve dünyaya yaklaşımımız değişiyor.

Yazının Devamını Oku