GeriŞahver KAYA LoRaWAN | ‘Armut piş, ağzıma düş’ 
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

LoRaWAN | ‘Armut piş, ağzıma düş’ 

Dijital ekonomide yüksek ivmeli bir sıçrama kaydedebilmek için kritik altyapı teknolojilerinde kamunun daha aktif rol alması önemli ve çok değerli.

 

Doğru makro kaldıraçlarla bu kritik teknolojilerde verimli ekosistemlerin oluşturulması ülkemizin dijitalleşme sürecine en pozitif katkıyı yapacaktır.

Özel sektör ne yazık ki ‘armut bir yerlerde pişsin, ağzıma düşsün’ yaklaşımını yıllardır kanıksamış ve hala aynı tutumuna ısrarla devam etmektedir. 

Bu sebeple kamunun daha girişimci olması ve doğru makro kaldıraçlarla ihtiyaç duyduğumuz yüksek ivmeli sıçramayı başlatıyor olması değerli. 

Şimdi gelelim bu haftanın konusu olan LoRaWAN teknolojisine ve global LoRaWAN ekosistemin uzmanlarından Alper Yeğin ile yaptığımız söyleşiye. 

LoRaWAN düşük güç tüketimi ile uzak mesafelere veri aktarımı sağlayan kablosuz iletişim teknolojisidir.

Kitlesel Nesnelerin İnterneti Teknolojisi olarak da tanımlanabilir.   

Su sayaçlarını düşünün.

Bu sayaçların ağ içinde ölçülmesi, açılması, kapanması LoRaWAN ile mümkün. 

Dünyanın diğer ülkelerinde LoRaWAN fırsatını değerlendirmek üzere GSM operatörleri hemen harekete geçti. 

Ülkemizde ise GSM operatörlerinin LoRaWAN teknolojisini kendilerine rakip olarak değerlendirdiğini görüyoruz.

Daha doğrusu belki de bizim GSM operatörlerimiz, GSM sistem sağlayıcılarının LoRaWAN yaklaşımından ilham alarak LoRaWAN’dan uzak durmayı seçiyor. 

İşte tam bu durum LoRaWAN konusunda yerli ARGE sürecinin oluşması ve verimli bir ekosistem oluşmasının önünde engel. 

Orange, Tata, NTT, SwissCom LoRaWAN teknolojileri geliştirilmesi konusunda son derece proaktif olarak rol alırken, ülkemizdeki GSM operatörlerinin bu konudaki isteksizliği bizi derinden endişelendirmeli. 

LoRaWAN konusunda yerli arge çalışmalarının yokluğu, bu teknolojinin ülkemizde kullanımı üzerine sosyal ve akademik çalışmaların geliştirilmiyor olması ayrıca endişe kaynağı. 

LoRaWAN konusunu daha iyi irdelemek için LoRaWAN standartlarını geliştiren LoRa Alliance’ın YK başkan vekili Alper Yeğin ile sohbetimize başlayalım. 

LoRaWAN | ‘Armut piş, ağzıma düş’

Alper Yeğin, LoRaWAN teknolojisinin standart ve ekosistemini geliştiren uluslararası LoRa Alliance kuruluşunun yönetim kurulu başkan vekili, LoRaWAN şebeke altyapı geliştiricisi Actility şirketinde AR-Ge direktörü, ve Türkiye’de IoT inovasyon ekosistemini geliştirmek üzere gönüllü çalışmalar yapan Nesnelerin İnterneti Topluluğu’nun (IoTxTR) da kurucu başkanıdır.

Şahver: Alper, yoğun seyahat programına rağmen bu söyleşi için zaman ayırdığın için öncelikle çok teşekkür ederim. Nesnelerin İnterneti (IoT) teknolojisini anlatarak başlayalım sohbetimize istersen … 

Alper Yeğin: Nesnelerin İnterneti teknolojik bir akım. Temelinde günlük hayatta kullandığımız eşyaların İnternet’e bağlanarak daha akıllı, esasında bilişim teknolojilerini kullanarak daha faydalı hale gelmeleri yatıyor. Basit bir örnek verecek olursak, bir kapı kilidini dijital ve İnternet’e bağlı hale getirdiğimizde, artık onu uzaktan açıp-kapatabiliriz, istediğimiz kişilerle uzaktan dijital anahtarını paylaşabiliriz, gün sonunda kapımızı kimler açmış diye raporunu alabiliriz. 

Şahver: Bu teknoloji hayatımıza ne zaman girmeye başladı? 

Alper Yeğin: Esasında IoT ismi göreceli olarak yeni kullanılmaya başlansa da, temel uygulamalar 30 yılı aşkındır hayatımızda. 1980’li yıllarda Qualcomm şirketinin ilk işi Amerika’da tırların uzaktan takibiydi. Daha sonra araç takibi yaygınlaştı, buna günlük hayatta sıklıkla karşılaştığımız ev güvenlik sistemleri ve POS ödeme cihazları eklendi. IoT uygulamaları geçtiğimiz senelerde daha da çeşitlenmeye ve yaygınlaşmaya başladı. 

Şahver: Peki IoT’de neden yıllarca bahsedilen yüksek hacimlere hala ulaşılamadı? 

Alper Yeğin: Yıllarca süregelen bir “milyar cihaza ulaşma” öngörüsü oldu. Hedeflenen yıllar geçti ama o sayılar henüz gerçekleşmedi. Bunun da birçok sebebi var. Gerekli ekosistemlerin henüz oluşamamış olması, standartların eksikliği veya uyumsuz standartların rekabetiyle pazarın bölünmesi, düşük hacimli satışlardan dolayı maliyetlerinin yüksekliği, komple çözümlerin çok bileşenli entegrasyon ihtiyacı, her IoT uygulamasının kendine has ihtiyaçlarının olması işi oldukça zorlaştıran faktörler. 

Bu zorluklara rağmen IoT pazarının hem ticari hem de insan hayatına faydaları açısından geleneksel İnternet’in bile çok ötesinde bir portansiyeli olduğundan sektör bu alanla canla başla uğraşmaya devam etmekte. 

İçinde bulunduğumuz esasında IoT’den Massive, yani kitlesel IoT’ye geçiş süreci. Burada da LoRaWAN gibi yeni nesil iletişim teknolojileri önemli rol oynamakta. 

Şahver: LoRaWAN teknolojisinden bahseder misin?

 

Alper Yeğin: LoRaWAN, hem onlarca kilometre uzağa veri iletimini hem de çok az enerji harcayarak cihazların bir pil ile yıllarca çalışabilmesini sağlayan kablosuz iletişim teknolojisi. IoT uygulamaları için özel tasarlandığı için de ağ alt yapısının sahiplenme ve işletme masraflarının çok az olduğu bir teknoloji. 

WiFi’da olduğu gibi kullanımı için özel lisans gerektirmemesi, ilgili altyapının hem bir hizmet olarak operatörler tarafından hem de kendi ihtiyacını gidermek isteyen kurumlar tarafından işletilmesine olanak sağlıyor. 

Teknolojinin standardının ve ekosisteminin geliştirilmesinden uluslararası LoRa Alliance organizasyonu sorumlu. Alliance’ın 500’e yaklaşan üyeleri arasında Amazon, Alibaba, Tencent gibi bulut şirketleri, Cisco, Actility, NEC, ZTE, Schneider gibi sistem üreticileri, Semtech, ST Microelectronics, Arm gibi çip üreticileri, ve Orange, SKT, NTT, Tata gibi operatörler de yer alıyor. 

Dünya’da 100’ü aşkın LoRaWAN ulusal operatörü, ve onbinlerce kurumsal ağ mevcut. Örneğin, geçtiğimiz üç senedir Fransa hem Orange hem de Bouygues Telecom tarafından komple LoRaWAN kapsama alanı altında. 

Massive, yani kitlesel IoT’ye geçişte LoRaWAN teknolojisinin anahtar rol oynaması bekleniyor. 

Şahver: Kullanım alanlarına örnekler alabilir miyiz? 

Alper Yeğin: Kullanım alanları çok geniş. Tüm IoT alanını düşündüğümüzde, nerelerde kullanılmadığına bakmak daha kolay olacaktır. Çalıştığı paylaşımlı, yani kimseye özel tahsis edilemeyen frekans bantlarının regülatif sınırlamalarından dolayı ses ve video gibi çok veri taşımayı gerektiren IoT uygulamalarında kullanılamaz. Yine aynı sebepten, verinin gerçek zamanlı iletilmesini gerektiren, mesela uzaktan robot kontrolü gibi uygulamalara da uygun değildir. Bu iki kriterin gerekmediği her türlü IoT uygulamasında LoRaWAN’ı görebilmekteyiz. 

Mesela akıllı sayaçlar. Sadece pille çalışma şansı olan gaz ve su sayaçlarında hızla artan bir şekilde kullanılmakta. Burada sadece sayaçtan değer okumak için değil, fatura ödenmediğinde sayacı anında kapatmak, ödendiği anda açmak, ve hatta gerekli durumda tüm şehrin vana ve sayaçlarını bir anda kapatmak, mesela deprem durumunda gaz vanalarını kapatılmak için kullanılmakta. 

Bir başka pil ömrü ile öne çıkan uygulama da takip sistemleri. Araç, insan, eşya takibinde, konum bilgisini en düşük pil tüketimiyle Internet’e ulaştırması LoRaWAN’ı tercih edilen teknoloji kılıyor. GSM’in en verimli IoT iletişim teknolojisi NB-IoT’nin beşte biri kadar az pil tüketmesi tercih sebeplerinden biri. Takip çözümleri tüm ülkeyi kapsama alanı altına alan şebekeler aracılığıyla olabileceği gibi, fabrika ya da inşaat gibi belirli alanlarda personel ve araç takibinde de kullanılmakta. 

En son örnekte olduğu gibi kurumların operatörlerden bağımsız kendi şebekelerini de kurabilecekleri bir başka örnek de akıllı bina yönetimi. Sıcaklık, nem, toplantı odalarının doluluğu takibi, yangın alarmları, kapı-pencere alarm uygulamalarını sayabailiriz. 

Akıllı şehirler, akıllı tarım, endüstri 4.0, vb. alanlarında da sayısız örnekler mevcut… 

Şahver: Peki, TR’de biz ne durumdayız? 

Alper Yeğin: Ne yazık ki cep telefonu teknolojilerinde olduğu gibi Türkiye bu yeni alanda da treni kaçırmaya aday. Dünya’da bu kadar gelişme olurken bizde sadece İstanbul Havalimanı’nda kayda değer bir kurulum var, onun dışında küçük çaplı kurumsal ağlar, ve bazı illerimizde de akıllı şehir pilot uygulamaları var. 

Bu durumun sebeplerinden biri, GSM operatörlerimizin LoRaWAN’ı kendisine rakip gören GSM sistem üreticilerinin çok fazla etkisi altında olması. Esasında LoRaWAN, operatörler için portfolyolarına ekleyebilecekleri yeni bir erişim teknolojisi. Dünya’da bunun birçok örneği de var. Orange, KPN, Swisscom, Tata, SKT, NTT hem GSM hem de LoRaWAN erişimi sunan operatörler. 

Dünya’nın diğer bölgelerinde LoRaWAN öncelikle operatör daha sonra dar alan kapsamalı kapalı şebekeler (bina, kampüs, şehir) kurulmasıyla yol almaya başladı. Türkiye’de bu sıralamanın tersi olacak gibi duruyor. 

Türkiye’de durum bu iken, ben de sunumlar ve eğitimlerle LoRaWAN’ın Türkiye’de tanınması, Ar-Ge sürecine dahil olunarak bu alanda sadece tüketici değil üretici de olunabilmesi için birçok çalışmalar yapmaktayım. Amacım tren hala ilk istasyondayken yerli Ar-Ge’nin de harekete geçmesi." 

Şahver: Bu teknolojinin 5G ile arasındaki ilişki nedir? 

Alper Yeğin: 5G konusunda kısmen bilinçli kısmen bilinçsiz bir kavram karmaşası mevcut. Bir açıdan 5G, cep telefonları için çok yüksek frekanslarda çalışan gigabit hızına çıkan bir radyo iletişim teknolojisi. Diğer açıdan ise, bu bahsettiğim yeni radyo teknolojisi de dahil olmak üzere 4G, WiFi, ve hatta LoRaWAN’ı da içine alan, önümüzdeki 10 sene zarfında kullanacağımız, hem nesnelerin hem de insanların iletişim ihtiyaçlarını karşılayacak teknolojiler grubu. GSM ve WiFi’ın insanların iletişiminde birbirlerine karşı tamamlayıcı rol oynadıkları gibi, LoRaWAN ile GSM’in de nesneleri İnternet’e bağlama konusunda benzer şekilde tamamlayıcı ilişkiye sahip olmaları beklenmekte.

 

X

Z kuşağı ve yapay zekâ bazlı bir oyun girişimi

Bu köşede bundan sonra başarılı çıkış yakalamış veya yakalamaya yakın takımları gündeme getirme niyetim uzun zamandır vardı. Berk Özer bana ulaştığında ve yaptıkları işleri anlattıklarında mutlaka onların hikayesini sizlerle paylaşmak istedim.

Neden?  İki temel sebebi var:

    1-Z kuşağına yönelik ürün ve servisler geliştiriyorlar. Bu grubu onların çalışmalarından daha yakından tanıma fırsatı yakalayabiliriz.

    2-Oyun sektörü ülkemizde en başarılı sektörlerden biri. Bloomberg’in raporuna göre son 5 yılda 5,24 milyar dolar yatırım alan bir sektör. Eminim on yıl sonra bir Türk oyun mafyası ortaya çıkacak (Paypal mafyasını düşünün. PayPal mafyasının en ünlü üyesi Elon Musk) – bu grupta sektörden milyar dolarlık çıkışlar yapmış girişimcileri göreceğiz. Berk ve takımı da bu yarışın içinde.

Berk Özer benim on yıla yakın yaşadığım şehir olan Boston’da şu anda. E-posta yoluyla yaptık söyleşimizi.

Şahver: Berk öncelikle kendinden ve takımından kısaca bahseder misin?

Berk Özer: Kurucu ortağım Olcay Yılmazçoban ile Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü‘nden arkadaşız. Lisans eğitimi sonrası ben yine aynı bölümde yüksek lisans yaptım. Sonrasında yönetim danışmanı olarak dijital strateji projelerinde sorumluluk aldım. Görev alanlarımdan biri gelişmekte olan yeni teknolojileri incelemek ve bunları iş modellerine nasıl entegre edileceğini araştırmaktı. Olcay’ın ise yüksek lisans çalışmaları kapsamında MIT - LIDS laboratuvarında araştırma - geliştirme tecrübesi ve yine ABD’de bir girişimcilik tecrübesi oldu. Olcay’ın aynı zamanda teknoloji girişimlerine yatırım yapan bir risk sermayesi (VC) fonunda yatırımcı tecrübesi de bulunuyor.

 

Şahver:

Yazının Devamını Oku

Derin Teknoloji: Çin ve Fransa

Geçen hafta ünlü bir araştırma kurumu şu anda dünyanın en büyük unicorn’larını sıraladı. Bu liste bir arkadaş grubumda paylaşıldı, ben de ilk öyle gördüm. “Çin’den ne kadar çok şirket var” gruptan gelen ilk tepkiydi.

Neden böyle küresel bir listede Çin’den çok fazla yeni şirket var peki?

Çünkü Çin bu oyunu herkesten farklı oynuyor. Yerel yönetimlerle içerde büyük bir yarış sürüyor. Komünist Parti’nin yerel yöneticileri parti içinde daha hızlı yükselebilmek için merkezden gösterilen hedeflere en çabuk koşan, en başarılı çözümleri oluşturan yönetici olmak istiyor. Doğal bir yarış söz konusu. Bu da Çin’den neden bu kadar çok unicorn çıkıyor sorusunun basit cevabı.

Bir örnek: Wuhan’daki çip girişimi HSMC

Çin merkezi yönetimi yerli ve milli yarı iletken sanayii konusunda kararlılığını ortaya koymaya başladığından bu yana çok sayıda girişimci bu işe kafa yoruyor.

Cao Shan isimli girişimci tüm Çin’i dolaşıyor. Yarı iletken ve çip konusunda yatırım yapmaya en motive yerel yöneticileri arıyor.

Yerel yöneticilerin başarı açlığını iyi bilen Shan ve diğer iki girişimci Wuhan Hongxin Semiconductor Manufacturing (HSMC) adında bir şirketi 2017 yılında Wuhan’da kuruyor.

Evet yanlış okumadınız. Bu Wuhan, Korona virüsün ortaya çıktığı aynı Wuhan.

Wuhan’daki yerel parti yöneticileri merkezden aldıkları yarı iletken ve çip üretimi sinyallerini doğru okumuş ve fırsatlarını beklemektedir. İşte bu ortamda HSMC yaklaşık 1 Milyar doları yerel devlet kaynaklarından alıyor.

Yazının Devamını Oku

Dijital sanat ve milyonlarca dolarlık NFT pazarı

Son bir aydır büyük bir rüzgâr ya da balon aldı başını gidiyor.

Son birkaç yıldır ortalıkta olan NFT son birkaç aydır blokzinciri ile alakalı topluluklar arasında konuşulan en sıcak konu haline geldi.

Nasıl gelmesin ki?

Elon Musk tweet atmaya başladı bu konuda.

Elon Musk’ın kız arkadaşı Grimes isimli sanatçı birkaç çalışmasını 20 dakika içinde NFT olarak sattı ve 5,8 milyon dolar kazandı. Bu bugünün kuruyla 20 dakikada 45 milyon TL demek.

Olaylar bu kadar enteresan hale geldiğinde bir Fransız düşünür çıktı ve dedi ki Fransa Mona Lisa tablosunu 55 Milyar dolara satarak tüm milli borçlarından kurtulabilir. Ve bunu bir kişiye değil NFT ile milyonlarca kişiye satar ve hala Fransa büyük hak sahibi olarak da kalır diyordu bu yazar.

Öte yandan NFT ile birlikte algoritmaların ortaya koyduğu sanat hayatımıza girmeye başladı. Buna generative art deniyor. Bu tamamıyla blokzincirinde gerçekleşen kesinlikle değiştirilemeyen türden çalışmalar. Bu blokzinciri üzerinde algoritmaların ortaya koyduğu dijital sanat kısaca.

Geleneksel anlamda bir güzellik ifade ediyor olmasa da bu çalışmalara ilgi gösterenlerin çoğu bu işin önemini ilk anlayan kişiler olduklarını haykırırcasına bu çılgın rakamları ödüyor.  

Mona Lisa için önerilen

Yazının Devamını Oku

Türkiye neden Silikon Vadisi çıkartamıyor?

Bizim Silikon Vadisi’nden daha yaratıcı mühendislerimiz var.

Savunma sanayii şirketlerinin yaptığı projelere bakın. Çok kısa zamanda en karmaşık projeler hayata geçiyor. Çünkü hem beceri hem de istek ve arzu var. Savunma şirketlerimizin arkasında demir bir irade ve finansal olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı kanalıyla tüm halkımız var. 

Öte yandan özel girişimlere bakın. Enteresan ve özgün bazı girişimler var. Çoğunlukla tabii Batı’daki iş modellerini görüp burada uygulayan modeller görsek de arada gerçekten özgün projeler var.

Mesela Getir. Son derece zor ve yenilikçi bir model. Gıpta ile takip ettiğim bir proje.

Silikon Vadisi çıkartamayışımızın arkasında yatan esas sorun kaliteli yatırımcı eksikliği.

Yenilikçi teknolojiler ciddi ve akıllı yatırım gerektirir.

Şimdi ülkemizdeki yatırımcı sınıflarına bakalım ve neden bu yatırımcı sınıflarının Milli Teknoloji Ekosistemi için doğru desteği vermekte eksik kaldığını anlayalım.

İlk grup teknoloji yatırımcısı gibi kendilerini konumlandırmış yatırım şirketleri. Bunlar genelde yatırım yaptıkları girişimlere yüksek pazarlama vs. harcamaları yaptırıp hızlı bir şekilde girişimlerin çoğunluk hissesini ele geçirme peşindedirler. Bu aslında kaybet-kaybet oyunudur. Zira kafaları ancak bu işlere çalışan bu yatırımcılar bu şirketleri ortaya koyan kuruculardan kurtulduktan sonra bu işleri çoğu zaman batırır. Yaklaşımları bir tüccar yaklaşımıdır. Bu teknoloji ortaya koymak için yanlış bir yaklaşımdır.

Bunlar en tehlikeli gruptur. Çünkü girişimciye en doğru grup gibi görünürler ancak sonu genelde hüsrandır.

Yazının Devamını Oku

Dijital ekonominin önemli cepheleri

Bugün büyük bir savaşın ortasındayız.

Bugün büyük bir savaşın ortasındayız.

Adı dijital ekonomi savaşı.

Bu savaşın farklı cepheleri var.

Yapay zeka bunlardan biri.

Siber güvenlik bir diğeri.

5G bir diğeri.

Bizim yaptıklarımız kadar, yavaş yavaş hız almaya çalışan yanı başımızdaki Avrupa’nın bu cephelere nasıl yaklaştığını ve savaştığını anlamamız da önemli.

ABD’de borsasının yüzde 85’inin yüzde 28’i teknoloji şirketlerinden oluşuyor.

Yazının Devamını Oku

Trump’ın Çin’e yaptığı büyük iyilik

Hafta başı mağarada doğmuş ve daha sonra Oxford’da doktora yapmış Çinli bir profesörün uzunca bir yazısını okudum.

Tüm endüstri devrimleri sıralamıştı yazısında. Ve İngiltere’nin 1760’larda tecrübe ettiği, buhar makinalarının başrolü aldığı ilk endüstri devrimini anca 1980’lerde Çin’de kendi köyünde tecrübe ettiklerini yazıyordu. Ve diğer iki endüstri devriminin de bir o kadar gecikerek Çin’e geldiğini söylüyordu.

Bugün Çin yapay zekâ başta olmak üzere şu anda gerçekleşen endüstri devriminin liderlerinden biri.

Peki bu nasıl oldu?

Bu derler ya o milyon dolarlık sorulardan biri …

Batı tüm üretimini Çin’e kaydırdıkça Çin elinde biriken Amerikan dolarlarını çok akıllıca bilim ve teknolojide liderlik için kullandı.

Bildiğimiz tüm sistemlerden farklı olarak Çin var olan tüm güçlerini bir araya getirdi bu zoru başarmak için.

Bugün tüm dünya gibi Türkiye de büyük bir yol ayrımında. Ya gelişmekte olan ülkeler treninde yolculuğa devam edeceğiz. Ya da hızla büyüyerek gelişmiş ülkeler trenine katılacağız.

21.yüzyılda askeri ve ekonomik güç yeni teknolojileri çok hızlı geliştirebilen ülkelerin olacak.

Yazının Devamını Oku

Türkiye‘nin daha hızlı İnternet‘e ihtiyacı var.

Türkiye’de İnternet hızımız 26 Mbps.

Dünya ortalaması 55 Mbps.

Romanya’da sabit İnternet hızı 193 Mbps.

Yazılarımı sürekli okuyan okuyucularım bilir. Bardağın dolu tarafına bakarak daha parlak bir gelecek vizyonu hep aklımdaki. Ben millet olarak bizim çok daha iyi bir geleceği hak ettiğimize inanıyorum.

Dijital ekonomi konusunu her açıdan ele almaya çalışıyoruz bu köşede.

Bu konunun en önemli kısmı dijital ekonominin alt yapısı olan Internet. Internet ne kadar hızlı akıyorsa dijital ekonomi için gerekli uygulama ve çözümleri geliştirmek o kadar kolaylaşır.

Ekonomi o kadar hızlı büyür.

İşsizlik o kadar çabuk azalır.  Örneğin 2023 vizyonunda hedeflenen yüzde 5 işsizlik daha hızlı İnternet ile daha kolay ulaşılabilecek bir hedef haline dönüşebilir.

Bu gerçekten böyle mi?

Yazının Devamını Oku

Hangi teknoloji girişimi?

Jack Ma 2 Kasım 2020 ile 20 Ocak 2021 arasında ortadan kayboldu. Çin’i aşan ünü sebebiyle Ma’nın ortadan kayboluşu tüm dünyayı ilgilendiriyordu.

2020’nin son çeyreğinde Alibaba grubunun finansal kolu Ant 35 Milyar dolar ile halka açılmayı planlıyordu. Dünyada bu kadar yüksek bir değerle halka açılan ilk şirket olacaktı. Ekim ayı sonu itibarıyla Ant’ın pazar değeri 320 Milyar dolardı.

*

Altı yıl önce Alibaba 25 Milyar dolarla halka açılmıştı. Bu 2014 yılında dünyanın en büyük halka açılma işlemiydi.

Alibaba grubu Kasım 2020’de açıkladığı finansal data da son çeyrekteki gelirlerinin 22 milyar dolar olduğunu bildiriyordu. Çin’deki elektronik satışların yüzde 80’i Alibaba’ya ait platformlardan geçiyor.

Alibaba zaman içinde medya, bulut teknolojileri, finans ve ticaret işlerinde de ciddi varlık göstermeye başladı. Bugün Alibaba’nın en büyük hissedarları Softbank (25%), Jack Ma(4.8%), T. Rowe Price Associates (2.31%), Blackrock Fund Advisors(2.07%), Alibaba kurucularından Joseph Tsai (11.9%) ve eskiden Yahoo olarak bilinen Altaba. Alibaba grubunun Ocak ortaları itibarıyla pazar değeri 600 Milyar dolar.

Şirketi kuran yatırım yapan herkesin dolar milyarderine dönüştüğü bu mutlu hikâyede belki de büyüyen servetler veya dünya çapında görülen ilgi Jack Ma’nın 24 Ekim’de Şanghay’da yaptığı konuşmaya zemin hazırlamıştı.

*

24 Ekim’de yaptığı konuşmada Ma, Çin’deki banka regülasyonlarının eskidiğini, bu kuralların tefecilerin kurallarına benzediğini söylüyordu. Bu eskimiş kuralların inovasyonun önünde durduğunun altını çiziyordu. Konuşmasında kurallar koymanın daha başarılı bir gelecek inşa edemeyeceğini söylüyordu. Çin devletinin geleceğin girişimleri için kurallar koyabilecek becerilere sahip olmadığını söylüyordu.

Yazının Devamını Oku

Sonun başlangıcı

Ne haftaydı ama. Yüzyıl sonra bile hatırlanacak bir hafta. Dünyanın en güçlü devletinin milyonlarca vatandaşının iki kez oy verdiği bir lider büyük teknoloji şirketleri genel müdürleri tarafından susturuluverdi.

Her anlamda bu artık yeni bir döneme girdiğimizi göstermiyor mu?

Güçlerini milyonlarca insanın yüzüne vuran bu merkezi kapalı kaynaklı teknoloji platformları artık güçlerinin zirvesine ulaştığını hepimize haykırıyor.

Unutmayalım ki zirve aynı zamanda düşüşün ve sonun başlangıcıdır.

20.yüzyılın başlarında ortaya çıkan yüzlerce başka küçük araba markası ile birlikte GM, Ford ve Chrysler gibi şirketlerin ürünleri ile insanların yaşamları tamamıyla değişti. 1900’lü yılların başında başlayan bu trend 20. yüzyıl boyunca insanların yaşamını şekillendirdi.

İnternet teknolojilerini düşündüğümüzde ise altyapı teknolojilerinin 1974’lerde doğmaya başladığını gözlemliyoruz.

TCP IP, 1974 yılında

DNS, 1985 yılında

HTTP, 1991 yılında

Yazının Devamını Oku

20.sıra

Yeni bir yıl. Yeni planlar.  

Yeni bir yıl. Yeni planlar.  

Ama önce nerede olduğumuzun farkında olmalıyız.

Hakkettiğimiz yerde miyiz?

Hayır.

Milli Dijital ekonomimiz hazır mı?

Hayır.

Ancak ne kadar yol kat ettiğimiz konusunda kafa karışıklığı var.

Bazen kendimizi etrafında hiçbir sorunu olmayan 17 milyon nüfuslu Hollanda ile karşılaştırıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Fırtına sonrası 3 farklı dünya

Büyük bir fırtınanın öncesinde derin sessizliği yaşıyoruz. Bu fırtınanın öncesinde bazıları kap karanlık bu gecede tüm teknolojileri yerlileştirme ve bu teknolojilerde standartları belirleyen otorite olma niyetiyle çalışıyor.

Bazılarıysa ne olduğunun farkında bile değil …

Bir nevi uykuda.

Bugünün uluslararası ticareti tekstil ürünleri, arabalar, çelik ticareti vs. üzerine dizayn edilmiş. Halbuki adım atmak üzere olduğumuz yeni dünya düzeninde yeni uluslararası ticaret data, yazılım ve yapay zekâ üzerinde gerçekleşecek.

Bu yeni dünya düzenine Çin ve ABD’den bakanlar iki sistemli 3 dünya görüyor. Diyorlar ki bir ABD ve bir de Çin sistemleri üzerinden İnternet var olacak.

Ben bu fırtınalı karanlık gecenin ardından bölgesel güçlere ait sistemlerin de söz sahibi olabileceği ikiden fazla sistemli bir dünya hayal ediyorum.

Türkiye gibi 250 Milyonluk bir Türk dünyası ve daha da geniş etki alanına sahip bir bölgesel güç belli senaryolarda kendi İnternet sistem ve standartlarına sahip olacaktır, olmalıdır.

 

Bu fırtınalı karanlık gece sabahında karşımızda 3 dünya olacak:

Yazının Devamını Oku

TikTok ve Ermeni Diasporası

“Ya oğlum kapat şu telefonu artık”

Bu cümleyi günde en azından on kez söyler bulur kendini Berna Hanım.

Bazen çaresiz hisseder kadıncağız kendini …

Zira 16 yaşındaki Hakan günde yaklaşık 3 saatini TikTok platformunda video izleyerek ya da içerik hazırlayarak geçirir. Bu salgın günlerinde genç Hakan’ın tüm sosyal hayatı TikTok’tan ibarettir.

Eh durum böyle olunca TikTok platformunun 16 yaşındaki Hakan’a sunduğu içerik hem anne Berna Hanım için hem de ülkemiz için önemli değil mi?

Zira özellikle bu yaş grubunun karşı karşıya kaldığı her içerik ve deneyim onlar için bir eğitimdir.  

Bu durumda bu platformda sunulacak doğru olmayan içerikler ve yönlendirmeler bizim gençlerimizin yanlış eğitimi anlamına gelmiyor mu?

*

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Uslu geçen hafta bir sosyal medya paylaşımında 12 Ekim 2020 itibarıyla Türkiye TikTok kullanıcı sayısını 32.7 milyon olarak açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin ilk Yapay Zekâ Mühendisliği programı

Avrupa, ABD, Kanada ve Çin dijital ekonomi yarışında ve özellikle yapay zekada eğitim, ARGE ve girişimlere verdikleri önemle dikkat çekerken, ülkemizin ilk yapay zekâ mühendisliği lisans programı geçen yıl Hacettepe Üniversitesi’nde açıldı!

Bugün Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim üyesi Doç. Dr. Erkut Erdem bu programın detaylarını bizimle paylaşıyor. Erkut Hoca günümüzün en dikkat çeken problemleri arasında yer alan yapay görme, makine öğrenmesi ve doğal dil işleme gibi alanlarda çalışmalarına devam eden değerli bilim insanlarımızdan.

 

Şahver: Kendinizi ve şu andaki projelerinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

Doç. Dr. Erkut Erdem: 2010 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Çalışmalarım genel olarak yapay görme ve makine öğrenmesi alanlarında ama son yıllarda özellikle doğal dil işleme ile yapay görme yöntemlerinin bir arada kullanılmasını gerektiren farklı problemler ile ilgileniyorum. Şu an Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde çalışan bir de ikiz kardeşim var. Aykut (Erdem) ile birlikte bu konularda ortak projeler yürütüyoruz.

 

 

Yazının Devamını Oku

Bir Çığır Açmak

Yüksek teknolojideki liderlik sadece ticari başarı değil, gerektiğinde jeopolitik liderlik ve tam bağımsızlık anlamına geliyor.

Yüksek teknolojide liderlik o ülkeler için yeni bir çığır açıyor.

Örneğin dev Çin’in gölgesinde başarılı bir şekilde varlığını sürdüren bir ada devleti Tayvan. Tayvan bugün yarı iletken pazarının lideri. Çin Tayvanlı mühendisleri Çin’e transfer etmek için büyük mücadele veriyor.

Peki Tayvan bu liderlik yoluna nasıl çıktı? Bu yola çıkışın hikayesi ne?

Tayvan’ın yarı iletken pazarındaki liderliği bir girişimcinin başarısından mı ibaret?

Tabii ki hayır. Bu stratejik yüksek teknoloji alanındaki çalışmalar Tayvan devleti tarafından planlanıyor, 1970’lerde. Tüm bu planları birden fazla kaldıraçla devlet hayata geçiriyor.

Tayvan 1970’li yıllardan bu yana devlet-özel sektör bir arada ARGE programları başlattı. Tayvan devletinin önemli yüksek teknoloji kaldıraçlarından biri olan Industrial Technology Research Institute (ITRI) UMC adında küresel yarı iletken pazarını hedefleyen bir yarı iletken üreticisi kurarak ABD’de bulunan RCA’den 7 mikroçip teknolojisi satın aldı. UMC daha sonra bağımsız bir üretici oldu.

ITRI aynı zamanda bugün dünyanın en büyük yarı iletken üreticileri arasında olan TSMC’nin kurulmasını sağladı. TSMC 1985 yılının soğuk kış günlerinde 56 yaşındaki, ABD’de yarı iletken konusunda uzun yıllar çalışmış MIT mezunu, Morris Chang tarafından kuruldu.

Morris Chang 1931’de Çin’de devlette yönetici olan bir babanın oğlu olarak dünyaya geliyor. Tam iç savaşın kızıştığı zamanlara gelen okul yıllarında babası okuması için onu ABD’ye Harvard Üniversitesi’ne gönderiyor. Ancak Morris Harvard’ın bir mühendis için doğru bir ortam olmadığını görüp, ilk senenin sonunda MIT’ye transfer oluyor. MIT’den lisans ve yüksek lisans derecelerini aldıktan sonra, 1955 ile 1985 yılları arasında Sylvania Electric, TI gibi dönemin en güçlü şirketlerinde çalışıyor. Hatta arada 1961 yılında Stanford Üniversitesi’nden doktora derecesini de alıyor.  

Yazının Devamını Oku

Güçlü olanlar yalnızken daha güçlüdür!

Gün geçmiyor ki karşımıza bir “bilir kişi” çıkıp “Türkiye yalnızlaşmaya devam ediyor” demesin. Bazen öyle anlar geliyor ki bu “bilir kişiler” hep aynı kaynaktan mı besleniyor acaba diyorum. Bu gruptaki “bilir kişiler” ülkemizin geleceğinin bölgemizde kendine yararı olmayan ülkelerden geçtiğini düşünüyorlar.

Ben bunu tam bir 20. yüzyıl kafası olarak tanımlıyorum.

Atatürk sonrası Türkiye’de uçak fabrikaları da dahil olmak üzere birçok sanayileşme atılımının önü kesilmişti. Gizli bir güç veya güçler bizi sürekli sindirmeye çalışıyordu. Halbuki Atatürk döneminde kendi gücümüzden güç almayı öğrenmiş bir toplum olma yönünde hızla ilerliyorduk.

Atatürk’ün bu anlamlı sözlerini hatırlamamız lazım:

‘Efendiler! Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi.

Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!’

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, 20. yüzyılın çok ötesinde bir vizyonla tam bağımsız ve güçlü Türkiye’yi hedef gösteriyordu bize. Ve bunun için bize düşman olan ülkelerden değil, gereken gücü ve kudreti kendimizde, damarlarımızdaki kanda bulmamızı öğütlüyordu. 

Bugün 21. yüzyıldayız.

Yazının Devamını Oku

Mavi Vatan Fonu Kuralım!

Yeni başlangıçları dikkatle değerlendirmek gerekir.

21 Ağustos’ta Karadeniz’de bulunduğu duyurulan kaynak, ülkemiz için farklı bir gelecek oluşturma potansiyeline sahip. Peki bu fırsatı Türk Enerji ekosistemini oluşturmak, yeni enerji teknolojileri geliştirmek için nasıl kullanabiliriz? Mavi Vatan Fonu enerji kaldıracımız olabilir mi?

Bugüne kadar tüm enerji ihtiyaçlarını yabancı kaynaklardan karşılayan bir ülke olan Türkiye, enerji konusunda ciddi bir yatırım yapma imkânı bulamamıştır.

Bugün Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki potansiyel fırsatlar Türkiye’yi enerji alanında yeni kabiliyetler geliştirmeye ve özellikle derin sularda enerji arama ve servise sunma konusunda bilgi ve tecrübe kazanmaya yönlendirecek.

Enerji ihtiyaçları giderek büyüyen Türkiye’nin keşfedilen bu kaynakları ülkenin hizmetine sunmak için çok fazla kaybedecek zamanı yoktur. Zaten zamanında yapılan akıllı yatırımlarla bugün dünyanın en donanımlı sondaj gemilerine sahip olmamız da aslında devletin bu konudaki hassasiyetine işaret ediyor.

Avrupa’da çalışan Türk uzmanlara göre Mısır 2015 yılında Doğu Akdeniz’de keşfettiği sekiz yüz milyar metreküpü aşan kaynağı, 28 ay gibi kısa bir sürede halkın kullanımına sunabilmiştir.

Doğrusu ben Mısır bunu başarmışsa, Türkiye neden başaramasın diye yaklaşıyorum bu duruma.

Karadeniz’de bulunan gazın halkın kullanımına sunulma tarihi, konuyu objektif olarak değerlendirebilen uzmanların görüşlerine baktığımızda, 2023 olarak son derece gerçekçi bir hedeftir.

*

Yazının Devamını Oku

İngiliz Başbakanının Kulağına Fısıldayan Adam

“Korona’dan sonra daha çevik ve büyük bir ekonomi olacak!Bunun için büyük teknoloji yatırım projeleri hazırlıyoruz.”

Bu konuşmayı İngiltere Başbakanı Boris Johnson bir sanayi kenti olan Dudley’de yaptı geçtiğimiz günlerde.

Bu konuşmada 32 kez “build” kelimesi geçiyordu.

Build kelimesini Türkçeye daha çok inşa etmek olarak çeviririz ancak ben özellikle herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek için build kelimesi için geliştirme anlamını seçtim bu yazıda.

Bu kelime enteresan.

Zira tam pandeminin ortasındaki günlerde Silikon Vadisinden, eğer Silikon Vadisinde bir aristokrat sınıfı varsa bunların başında gelebilecek, bir yatırımcı Marc Andreessen bir makale yayınlamıştı.

Korona pandemisi sırasında yayınlanan bu makale 2011 yılının ağustos ayında Andreessen’ın yayınladığı ünlü “Yazılım dünyayı yiyor” makalesi kadar ses getirdi, özellikle ABD içinde.  

Andreessen bu makalede ABD’yi çok ciddi eleştirirken tüm ekonominin yeniden geliştirilmesini savunuyordu. Makalede build kelimesi 41 kez kullanılmıştı.

Peki Silikon Vadisi ile teknolojiyle çok da alakalı olmadığı bilinen Boris Johnson arasındaki bağlantı neydi? Jonhson’u Dudley’de yaptığı konuşmada 32 kez aynı kelimeyi kullanmaya yönelten neydi?  

Yazının Devamını Oku

Teknolojiye Doğu ve Batı nasıl yaklaşıyor?

Bugüne kadar hem Çin’de, hem de Amerika ve Avrupa’da başarılı teknoloji takımları ile çalışma şansım oldu. Bu takımlar arasında gözlemlediğim büyük bir farkı bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu gözlemimi özellikle hepimizin bildiği sosyal medya platformlarını örneklendirerek paylaşacağım.

 

Özellikle 2000’li yıllardan sonra Batı teknolojiyi daha ziyade dikkat çekmek için kullandı. Her teknoloji uygulaması kendi başına bir vaka olarak değerlendirildi. Tüketiciye yönelik her teknoloji kendi uygulamasını edinip, telefonunuzdaki yüzlerce uygulamadan biri haline gelmeye çalıştı.  

Sosyal medya yaklaşımı bu platformların daha çok ilgi çekerek buradan gelir etmesi şeklinde gelişti. Bugün baktığımızda bildiğimiz tüm Batı kaynaklı sosyal medya mecraları reklamlardan gelir sağlıyor.

Örneğin Facebook bugün hala gelirlerinin yüzde 98’ini reklamdan elde ediyor. Facebook dediğimizde Instagram, Whatsapp gibi diğer sosyal mecraları da bu işin içine giriyor.

Doğu’ya baktığımızda ise teknoloji dikkat çekmenin ötesinde hayatı kolaylaştırmayı hedefliyor. Yani özellikle Çin’de karşımıza çıkan uygulamalar sadece reklam geliri ile var olmak üzere kurgulanmıyor.

Teknoloji Asya’da daha geniş bir bakış açısı ile daha kapsamlı bir fark yaratmaya yönelik kurgulanıyor.

Örneğin Wechat uygulaması. Wechat Whatsapp’ın ya da Facebook’un karşılığı değil. Wechat bir uygulamadan daha çok bir mobil işletim sistemi. Wechat platformu içinde taksi çağırmaktan, çiçek sipariş etmeye, banka hesaplarını yönetmeye kadar birçok hizmet sunuluyor kullanıcıya.

Wechat 2010’lu yıllarda Çin’de var olan sosyal medya uygulaması QQ’dan çok daha farklı bir uygulama hayal eden Tencent yönetimi tarafından hayata geçirildi. Özel bir teknik takım belirlediler ve istenilen tamamıyla yeni bir konseptti. Wechat bu şekilde doğdu.

Yazının Devamını Oku

Bu pizzacı 10 yılda 30 kat nasıl büyüdü?

On yıl önce hisseleri 12 dolardı.

Bugün 370 dolar.

10 yılda 30 katlık bir artış.

Bu bir global pizza markası.

Peki bu büyümenin sebebi nedir?

İnsanlar daha çok pizza mı yiyor ve bu sebeple pazar mı genişledi?

Sanmıyorum.

Peki şirket köklü değişimler mi geçirdi ve geçirmeye devam mı ediyor?

Evet öyle görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Yapay zeka insan kaynakları – iki araştırma

Gelişmiş ekonomiler yarının kalkınma motorunu inşa etmekle meşgul. Yarının yarışı bugünkülerden daha amansız!

Ya siz birilerini alıp elinizde oynatacaksınız, ya da birileri sizi ellerinde oynatacak.

Ya güçlü bir çekme gücünüz ve zayıf bir itme gücünüz olacak ve büyük bir ivmeyle yükseleceksiniz,

ya da zayıf bir çekme gücü ve kuvetli bir itme gücü ile birilerine pazar ve kukla olacaksınız.

 

Yarının yarışında var olabilmek için güçlü bir kalkınma motoru gerekiyor. Bu kalkınma motorunun temel parçalarından biri yapay zeka teknolojileri. Yapay zeka arge, mühendislik becerileri, ürünleştirebilme becerileri ve güçlü bir ekosistem gerektiriyor.

Yani temelde insan kaynağı meselesi.

Yapay zeka insan kaynağında dünyadaki büyük resmi anlamak için iki yeni araştırmayı inceledim.

İlki geçen hafta yayınlandı.

Yazının Devamını Oku