GeriŞahver KAYA Bir sağlık girişimcisinin ilham veren başarısı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir sağlık girişimcisinin ilham veren başarısı

2016 Ocak ayında MIT Sloan School’un eski dekanı Glen Urban ile bir teknoloji girişimi üzerinde çalışıyorduk. Boston, Rotterdam ve İstanbul arasında gidip geliyordum.

Kafamı kaşıyacak zamanım yok sanıyordum.

Bu özelliğimi babamdan aldım. Dinlenmeyi bilmez. Her zaman yeni ve daha heyecanlı projeleri vardır. 2016 yılının Ocak ayında çok da önemli olmayan bir rahatsızlık için doktora gittiğinde aile doktoru babama kalbinde sorun olduğunu ve hemen bir uzmana görünmesi gerektiğini söyler. Bunu duyar duymaz apar topar kendimi Aydın’da buldum tabii ki. Babam “ben turp gibiyim, hiçbir sorunum yok” diyordu ancak doktorlar durumun acil olduğunu söylüyordu. Önce ameliyatın gerekliliğini anlamamız ve sonra babamı ameliyat için ikna etmemiz gerekiyordu.

Bunu başarabilmek için de dünyanın en iyi doktorunu bulmam gerekiyordu.

Hemen araştırmalara başladık. Çok sayıda cerrahla konuşma imkânımız oldu. Bir kısmı bizi daha da korkuttu. Bir aile dostumuz bize Prof. Berent Dişcigil’e ulaşmamızı önerdi. Ve ulaştık. Berent Hoca’ya durumu çok açık anlattım ve “sizin babanız olsa bu ameliyatı yapar mıydınız bu koşullarda” diye sordum. “Evet, hiç beklemezdim” dedi.

Berent Hoca bana öyle güven vermişti ki, babamı ikna ettim. Babam 2016 yılının Şubat ayında Berent Hoca’nın gerçekleştirdiği çok başarılı bir operasyon geçirdi. Biz 15 gün Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi bölümünde kaldık. Ve evimize döndük, şükrederek.     

Ameliyat sonrası ADÜ Kalp ve Damar Cerrahisi katındaki huzurlu ve mutlu ortamda hastaların nasıl ivedilikle iyileştiğini gözlemledim. 20 yıldır beraber çalışan bir takım vardı. Sadece güler yüzün ve pozitif enerjinin olduğu iyileştirici bir ortam vardı. Profesöründen hemşiresine ve temizlik görevlilerine kadar sizi iyi eden bir ortam.

Bu iyileştirici ortamın nasıl oluştuğunu geçenlerde Berent Hoca’ya sorma imkânım oldu.

O da detaylı cevaplar verdi.

Bu mülakat her girişimci için son derece cesaretlendirici ve yol gösterici cevaplar içeriyor.

*

Şahver: 1995’te bölümü başlatma koşullarınız neydi?  O noktada sizden beklentiler neydi ve o dönemde sizin vizyonunuz neydi? 

Prof. Dr. Berent Dişcigil: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalında 27 Haziran 1995 tarihinde göreve başladım. 1992’de kurulmuş yani üç yaşında bir üniversite. Hastanesi olmayan bir tıp fakültesi. Değil bir odam, bir masam bile yoktu. 6 aylık uzmandım. O günün koşulları beni bu üniversiteye getirmişti. Benden öncelikle kalp ve damar cerrahisi ile kardiyoloji bölümlerini yapılandırmam bekleniyordu. Var olan bir yapıya entegre olmaya çalışmak yerine, bölümü temelden yani “from the ground up” kurmam gerekecekti. Bunu bir fırsat olarak gördüm. En uzun yolculuk bile bir adım ile başlarmış. Ben de uzun bir yolculuğa başlamak üzere olduğumu biliyordum. İlk adımım ne olmalıydı?

Aydın’da kalp cerrahisi yapabileceğime önce kendim ikna olmalıydım. Sonrasında herkesi ikna edebilirdim. ABD’ye, Mayo Kliniğe gitmeye karar verdim. Uzmanlık eğitimim esnasında bir yıl süreyle Mayo Klinik’te Profesör Hartzell Schaff’ın araştırma laboratuvarında deneysel çalışmalar yapmıştım. Ben onları, onlar beni tanıyordu. Mayo Klinik, dünyada bugünkü anlamıyla açık kalp cerrahisinin başladığı merkezdir. USMLE sınavlarını başarı ile geçtim ve ABD’de doktorluk yapma hakkını elde ettim. Mayo Kliniğe cerrah olarak kabul edildim ve iki yıl kadar kalp cerrahisinin öncülüğünü yapmış hocalar ile çalışma fırsatını yakaladım. Onlardan çok şey öğrendim. Her şeyden önce eğitmenliği öğrendim. Bildiklerini aktarmak için nasıl bir sistem kurduklarını gördüm. Bilimsel araştırmalar ile, yaptıkları ameliyatların sonuçlarını nasıl takip ettiklerini ve bu sonuçlardan nasıl dersler çıkardıklarını ve bu bilgiler ışığında pratiklerini nasıl daha iyi hale getirdiklerine şahit oldum. Kalp ve damar cerrahisinde o güne kadar yapılagelmiş pek çok ameliyat tekniğini öğrenerek ülkeme, Aydın’a, üniversiteme geri döndüm. 

Şahver: Başarılı bir girişimin en önemli parçası takımdır. İlk günden takım için nasıl bir vizyon çizdiniz? Böyle başarılı bir takımı bir araya getirmek ve bir arada tutmak için süregelen stratejiniz ne oldu?

Prof. Dr. Berent Dişcigil: Yolculuğumun ikinci adımı takımımı oluşturmaktı. Uzmanlık eğitimimi alırken tanıma fırsatını bulduğum çalışma arkadaşlarımın arasından bir takım kurdum. Takımımda herkesin güçlü yanlarını öne çıkarabilecekleri bir ortam yaratmaya çalıştım. Böylece takımdakiler birbirileri ile rakip değil, birbirilerini tamamlar bir çalışma ortamı buldular. Kararlarımızı günlük değil, bir sistem dahilinde alıyoruz. Tıkandığımız noktada sorduğumuz bir soru var: “Hastamız için hangisi daha iyi olur?”. Sistem kurduğumuz ve bu sisteme bağlı kaldığımız için arkadaşlığımız bozulmuyor. Arkadaşlığımızı aramızda çıkan sorunları çözmede bir yardımcı olarak kullanıyoruz. Bölümümüzde beşi profesör olmak üzere 7 öğretim üyesi var. Yirmi yıldır takım olarak birlikte çalışmaya devam ediyoruz. Bugün, ADÜ Kalp damar cerrahisinin bir ekol haline gelmesinde bu sürekliliğin büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu sinerjiden en çok hastalarımız ve eğitim alan genç hekim arkadaşlarımız yararlanıyor. 

Şahver: Bölüm kurulduktan ne kadar yıl sonra işlerin yoluna girdiğini hissetiniz ve vizyonu genişlettiniz?

Prof. Dr. Berent Dişcigil: Bir taneyi yapan bin tanesini de yaparmış. Gerçekten öyle oldu. İlk vakamıza çok iyi hazırlandık. “Boğulacaksan büyük denizde boğul” sözünün hastalarımızın karar süreçlerinde belirleyici olduğunu gördüm. Büyük deniz olmamız gerekiyordu. Hata yapma şansımız yoktu. Mayo klinikteki koşulları Aydında oluşturmaya gayret ettim. Hazır olup olmadığımı anlayabilmem için kendime bir soru sordum: “Annem veya babam kalp ameliyatına ihtiyaç duysa, ameliyatını burada yapar mıyım”. Bu soruya “evet” diyebildiğim gün ilk kalp ameliyatını 22 Kasım 1999 tarihinde gerçekleştirdim. Hastamız 35 yaşındaydı, doğuştan kalbinde delik vardı, kendisine 3 ay ömrü kaldığı söylenmişti. Ameliyatını başarıyla yaptık. 2019 yılında kendisini kliniğimize çağırdık ve ameliyatını gerçekleştiren ekip ile birlikte bu ilk ameliyatın 20.yılını kutladık.

Bize başvuran her hastayı kabul etmek, sevk etmemek üzere yola çıktık. Kalp cerrahisinin en acil ve büyük vakası olan aort diseksiyonu ameliyatını, ilk ameliyatımızdan bir yıl sonra 15 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirdik. Aort diseksiyonu, ana atardamarın kısmi olarak yırtılması durumudur. Tam yırtılma oluşmadan ameliyata alınıp yırtılan ana atardamarın değiştirilmesi gerekir. Hastamız 46 yaşında idi ve Ege bölgesinde İzmir dışında opere edilen ilk vaka oldu. Biz bu ameliyatlara başlamasaydık hayatını kaybetmesi kaçınılmazdı. Ameliyat başarılı oldu ve sağlığına kavuştu. Hala kontrolümüz altındadır. Bugün Ege bölgesinde aort diseksiyonlarını karşılayan referans merkezlerinden biriyiz.

Ameliyatlarını yaptığımız hastalar geniş bir yelpazede yer alıyorlar. Örneğin, 2010 yılında 900 gram ağırlığındaki yenidoğan bebek, yaptığımız kalp ameliyatı sonrası hayata tutundu. Türkiye’de kalp ameliyatı sonrası yaşayan en düşük kilolu bebek oldu. 2002 yılında 89 yaşında iken koroner bypass ameliyatı yaptığımız hastamızı 2014 yılında 102 yaşında iken ziyaret ettim.  

Bugün kliniğimiz her yıl 15.000’nin üzerinde hastaya şifa dağıtıyor, toplam ameliyat sayımız 10.000’i geçti. Tüm ameliyatlarımızı ilk hastamızdaki aynı standardı koruyarak gerçekleştiriyoruz. 

Şahver: Yeni servis ve teknolojilere bölümünüzün yaklaşımı nasıl oldu? Bu yenilikleri portföyünüze nasıl bir strateji kapsamında eklediniz?

Prof. Dr. Berent Dişcigil: Öncelikle klasik, yapılandırılmış, sonuçları kıyaslanabilir ve öngörülebilir ameliyat tekniklerini uygulayarak başladık. İlk üç yıl ameliyatını yaptığımız kalp hastalarının hem kısa hem de uzun dönem sonuçlarını takip ettik. Sonuçlar dünyanın en gelişmiş kalp merkezlerinin sonuçları ile benzerlik gösteriyordu. Kurduğumuz kalp merkezindeki verdiğimiz hizmetin standardı dünya ile rekabet edebilecek düzeyde idi. Artık yeni teknolojileri bu yapı içinde uygulamaya başlayabilirdik. Kalp cerrahisinde geliştirilen yeni ameliyat tekniklerini birer birer pratiğimize aldık.

Bir deneysel araştırma laboratuvarı kurduk. Türkiye’de kendi bünyesinde araştırma laboratuvarı olan tek Kalp Damar cerrahisi bölümü olduk. Uzmanlık eğitimi alan asistanlarımız burada deneysel çalışmalar yapma imkanı buldular. Yaptığımız araştırmalar ile ödüller kazandık. Asistanlarımıza bilimsel bakış kazandırmaya çalıştık. Bugüne dek bölümümüzde uzmanlık eğitimi alan asistan sayımız 17’ye ulaştı. Eğitimini tamamlayan asistanlarımız arasında profesör, doçent olarak meslek hayatlarını sürdürenler var. Bugün, tıp Fakültesinden yeni mezun olmuş genç hekimlerimiz içinde kalp damar cerrahı olmak isteyenlerin tercih sıralamasında ilk üç arasında yer alıyoruz.   

Şahver: ADÜ Kalp Damar Bölümünün sadece Aydın ve Muğla bölgesi için değil ülkemizde de bir ekol haline geldiğini görüyoruz. Aydın da açık kalp ameliyatlarının 40 yıl gecikmeyle başlamasına rağmen bugün böylesine başarılı bir bölüm ortaya konmasındaki temel sebep sizce nedir? Aydın ve Muğla halkının sizin çalışmalarınızda nasıl desteği oldu?  (Bu girişimcilik kapsamında bakıldığında müşterilerle iç içe olma ve hızlı geri dönüşümlerle ürün ve servisleri iyileştirme son derece gereklidir. Aydın ve Muğla halkının bu yönde nasıl desteği oldu?)

Prof. Dr. Berent Dişcigil: Ülkemizde ilk açık kalp ameliyatları 1960’lı yılların başında yapılmış olmasına karşın, Aydın’da kalp cerrahisi neredeyse 40 yıl sonra başlamıştır.  Biz, ADÜ Kalp Damar bölümü olarak 1999 yılında, Aydın ve Muğla’yı kapsayan güneybatı Ege bölgesinde açık kalp ameliyatlarını yapabilen tek merkez idik. Aydın ile ABD’deki Mayo Klinik’ in bulunduğu Rochester MN şehri arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardı. İkisinin de nüfusu hemen hemen aynı idi ve 1 saatlik araba sürüş mesafesinde bir metropol ile komşu idi. Bu benzerliğin bana kazandırdığı vizyonu kendi pratiğimde kullandım. Aydın şehrinin, İzmir’in hemen yanında konumlanmış olması sayesinde dünyadaki gelişmelere, yeni teknolojilere her zaman ulaşabildik. Kompakt bir şehir olması sayesinde de hastalarımla her zaman en fazla 15 dakika mesafede oldum. Özellikle acil durumlarda hastalarımıza yüksek standartta bir sağlık hizmetini gecikmeden ulaştırabildik. Aydın’da çarşıya pazara ne zaman çıksam mutlaka ameliyatını yapmış olduğum 3-5 hastam ile karşılaşırım. Bir anlamda hastalarımızın uzun dönem takiplerini her gün yapar durumdayız. Bölge halkı uygulamalarımızı yakından takip edebiliyor. Bize duydukları güven ise her zaman en büyük desteğimiz oluyor.  

Şahver: Bölümünüzün önümüzdeki 20 yıl için vizyonu ve planları nedir? 

Prof. Dr. Berent Dişcigil: Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde günümüzde başlıca iki yaklaşım var. Birincisi klasik açık cerrahi, ikincisi ise endovasküler tabir ettiğimiz damar içinden girişim ile yapılan uygulamalar. Her ikisinin de kendine özgü avantajları var. Biz bölümümüzde son 10 yıldır her iki yöntemi de uygulayarak hastalarımızı ameliyat ediyoruz. Son teknoloji ile donatılan yeni binamızda, hibrid ameliyathane adını verdiğimiz endovasküler yöntemler ile klasik cerrahiyi aynı anda uygulayabileceğimiz salonlar oluşturuyoruz. Böylece her iki yöntemin avantajlarını birleştirerek daha etkin ve kalıcı tedavi seçeneklerini eş zamanlı olarak hastalarımıza sunmayı planlıyoruz.

Çeyrek asır önce, Aydın’da Adnan Menderes Üniversitesinde başlayan yolculuğumun bugün ulaştığı yeri 30 Nisan 2021 tarihinde eğitimini tamamlayıp uzman olan asistanımız Op.Dr. Rahman’ın ifadesi ile anlatmak istiyorum: “Eğitimim boyunca yüzlerce kalp ve damar ameliyatına katılma fırsatım oldu. Opere ettiğimiz hastaların iyi sonuçlarını da düşündüğümde, aldığım eğitimin dünya standartlarında olduğunu düşünmekteyim. Asistanlık sürecim boyunca kesintisiz olarak sürdürülen makale ve seminer saatlerimiz sayesinde de güncel gelişmeleri takip etme fırsatım oldu. Yeniden uzmanlık tercihi yaptığım güne dönecek olsam, ADÜ Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğini tek tercih olarak düşünürdüm.”

Yazılarınızda vurguladığınız gibi duygusal zekasını koruyan, teknolojiyi cerrahi ile birlikte uygulayabilen deneyimli ve vicdanlı kalp damar cerrahları yetiştirmeye devam etmek en önemli vizyonumuz.   

Şahver: Berent Hoca’ya bu mülakat için zaman ayırdığı için çok teşekkür ederim. Sağlıklı ve başarılı daha nice yıllar dilerim.

X

Teknolojik önemi kadar siyasi önemi olan yapay zeka arayüzü

Çince için bu teknoloji ara yüzü oluşturuldu.

İngilizce için bu teknoloji ara yüzü oluşturuldu.

Bu hafta Korece için bu teknoloji ara yüzü oluşturuldu.

Neden mi bahsediyorum?

Derin öğrenme teknolojilerini kullanarak doğal text geliştirebilen teknolojiler ailesi/ grubundan bahsediyorum.

En başta ABD’de Open AI kuruldu ve GPT-3’yi geliştirdi. Ben bu konuyu, perde arkası ile birlikte detaylı bir şekilde birkaç hafta önce bültenimde yazmıştım.

Daha sonra Çinliler PanGu’yu ortaya koydu.

Bu hafta Kore HyperCLOVA’yı duyurdu. HyperCLOVA Korece data kullanılarak geliştirilmiş bir model. GPT-3 ile uyumlu çalışması beklenen bu sistemde her dilin varlık gösterebildiği bir yarın için hazırlıklarını yapıyor.

Rusya’da Sberbank ve Fransa’da PAGnol sistemleri de GPT-3 ile çalışabilen diğer sistemler ve yakında duyurulması bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

Z kuşağı ve yapay zekâ bazlı bir oyun girişimi

Bu köşede bundan sonra başarılı çıkış yakalamış veya yakalamaya yakın takımları gündeme getirme niyetim uzun zamandır vardı. Berk Özer bana ulaştığında ve yaptıkları işleri anlattıklarında mutlaka onların hikayesini sizlerle paylaşmak istedim.

Neden?  İki temel sebebi var:

    1-Z kuşağına yönelik ürün ve servisler geliştiriyorlar. Bu grubu onların çalışmalarından daha yakından tanıma fırsatı yakalayabiliriz.

    2-Oyun sektörü ülkemizde en başarılı sektörlerden biri. Bloomberg’in raporuna göre son 5 yılda 5,24 milyar dolar yatırım alan bir sektör. Eminim on yıl sonra bir Türk oyun mafyası ortaya çıkacak (Paypal mafyasını düşünün. PayPal mafyasının en ünlü üyesi Elon Musk) – bu grupta sektörden milyar dolarlık çıkışlar yapmış girişimcileri göreceğiz. Berk ve takımı da bu yarışın içinde.

Berk Özer benim on yıla yakın yaşadığım şehir olan Boston’da şu anda. E-posta yoluyla yaptık söyleşimizi.

Şahver: Berk öncelikle kendinden ve takımından kısaca bahseder misin?

Berk Özer: Kurucu ortağım Olcay Yılmazçoban ile Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü‘nden arkadaşız. Lisans eğitimi sonrası ben yine aynı bölümde yüksek lisans yaptım. Sonrasında yönetim danışmanı olarak dijital strateji projelerinde sorumluluk aldım. Görev alanlarımdan biri gelişmekte olan yeni teknolojileri incelemek ve bunları iş modellerine nasıl entegre edileceğini araştırmaktı. Olcay’ın ise yüksek lisans çalışmaları kapsamında MIT - LIDS laboratuvarında araştırma - geliştirme tecrübesi ve yine ABD’de bir girişimcilik tecrübesi oldu. Olcay’ın aynı zamanda teknoloji girişimlerine yatırım yapan bir risk sermayesi (VC) fonunda yatırımcı tecrübesi de bulunuyor.

 

Şahver:

Yazının Devamını Oku

Derin Teknoloji: Çin ve Fransa

Geçen hafta ünlü bir araştırma kurumu şu anda dünyanın en büyük unicorn’larını sıraladı. Bu liste bir arkadaş grubumda paylaşıldı, ben de ilk öyle gördüm. “Çin’den ne kadar çok şirket var” gruptan gelen ilk tepkiydi.

Neden böyle küresel bir listede Çin’den çok fazla yeni şirket var peki?

Çünkü Çin bu oyunu herkesten farklı oynuyor. Yerel yönetimlerle içerde büyük bir yarış sürüyor. Komünist Parti’nin yerel yöneticileri parti içinde daha hızlı yükselebilmek için merkezden gösterilen hedeflere en çabuk koşan, en başarılı çözümleri oluşturan yönetici olmak istiyor. Doğal bir yarış söz konusu. Bu da Çin’den neden bu kadar çok unicorn çıkıyor sorusunun basit cevabı.

Bir örnek: Wuhan’daki çip girişimi HSMC

Çin merkezi yönetimi yerli ve milli yarı iletken sanayii konusunda kararlılığını ortaya koymaya başladığından bu yana çok sayıda girişimci bu işe kafa yoruyor.

Cao Shan isimli girişimci tüm Çin’i dolaşıyor. Yarı iletken ve çip konusunda yatırım yapmaya en motive yerel yöneticileri arıyor.

Yerel yöneticilerin başarı açlığını iyi bilen Shan ve diğer iki girişimci Wuhan Hongxin Semiconductor Manufacturing (HSMC) adında bir şirketi 2017 yılında Wuhan’da kuruyor.

Evet yanlış okumadınız. Bu Wuhan, Korona virüsün ortaya çıktığı aynı Wuhan.

Wuhan’daki yerel parti yöneticileri merkezden aldıkları yarı iletken ve çip üretimi sinyallerini doğru okumuş ve fırsatlarını beklemektedir. İşte bu ortamda HSMC yaklaşık 1 Milyar doları yerel devlet kaynaklarından alıyor.

Yazının Devamını Oku

Dijital sanat ve milyonlarca dolarlık NFT pazarı

Son bir aydır büyük bir rüzgâr ya da balon aldı başını gidiyor.

Son birkaç yıldır ortalıkta olan NFT son birkaç aydır blokzinciri ile alakalı topluluklar arasında konuşulan en sıcak konu haline geldi.

Nasıl gelmesin ki?

Elon Musk tweet atmaya başladı bu konuda.

Elon Musk’ın kız arkadaşı Grimes isimli sanatçı birkaç çalışmasını 20 dakika içinde NFT olarak sattı ve 5,8 milyon dolar kazandı. Bu bugünün kuruyla 20 dakikada 45 milyon TL demek.

Olaylar bu kadar enteresan hale geldiğinde bir Fransız düşünür çıktı ve dedi ki Fransa Mona Lisa tablosunu 55 Milyar dolara satarak tüm milli borçlarından kurtulabilir. Ve bunu bir kişiye değil NFT ile milyonlarca kişiye satar ve hala Fransa büyük hak sahibi olarak da kalır diyordu bu yazar.

Öte yandan NFT ile birlikte algoritmaların ortaya koyduğu sanat hayatımıza girmeye başladı. Buna generative art deniyor. Bu tamamıyla blokzincirinde gerçekleşen kesinlikle değiştirilemeyen türden çalışmalar. Bu blokzinciri üzerinde algoritmaların ortaya koyduğu dijital sanat kısaca.

Geleneksel anlamda bir güzellik ifade ediyor olmasa da bu çalışmalara ilgi gösterenlerin çoğu bu işin önemini ilk anlayan kişiler olduklarını haykırırcasına bu çılgın rakamları ödüyor.  

Mona Lisa için önerilen

Yazının Devamını Oku

Türkiye neden Silikon Vadisi çıkartamıyor?

Bizim Silikon Vadisi’nden daha yaratıcı mühendislerimiz var.

Savunma sanayii şirketlerinin yaptığı projelere bakın. Çok kısa zamanda en karmaşık projeler hayata geçiyor. Çünkü hem beceri hem de istek ve arzu var. Savunma şirketlerimizin arkasında demir bir irade ve finansal olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı kanalıyla tüm halkımız var. 

Öte yandan özel girişimlere bakın. Enteresan ve özgün bazı girişimler var. Çoğunlukla tabii Batı’daki iş modellerini görüp burada uygulayan modeller görsek de arada gerçekten özgün projeler var.

Mesela Getir. Son derece zor ve yenilikçi bir model. Gıpta ile takip ettiğim bir proje.

Silikon Vadisi çıkartamayışımızın arkasında yatan esas sorun kaliteli yatırımcı eksikliği.

Yenilikçi teknolojiler ciddi ve akıllı yatırım gerektirir.

Şimdi ülkemizdeki yatırımcı sınıflarına bakalım ve neden bu yatırımcı sınıflarının Milli Teknoloji Ekosistemi için doğru desteği vermekte eksik kaldığını anlayalım.

İlk grup teknoloji yatırımcısı gibi kendilerini konumlandırmış yatırım şirketleri. Bunlar genelde yatırım yaptıkları girişimlere yüksek pazarlama vs. harcamaları yaptırıp hızlı bir şekilde girişimlerin çoğunluk hissesini ele geçirme peşindedirler. Bu aslında kaybet-kaybet oyunudur. Zira kafaları ancak bu işlere çalışan bu yatırımcılar bu şirketleri ortaya koyan kuruculardan kurtulduktan sonra bu işleri çoğu zaman batırır. Yaklaşımları bir tüccar yaklaşımıdır. Bu teknoloji ortaya koymak için yanlış bir yaklaşımdır.

Bunlar en tehlikeli gruptur. Çünkü girişimciye en doğru grup gibi görünürler ancak sonu genelde hüsrandır.

Yazının Devamını Oku

Dijital ekonominin önemli cepheleri

Bugün büyük bir savaşın ortasındayız.

Bugün büyük bir savaşın ortasındayız.

Adı dijital ekonomi savaşı.

Bu savaşın farklı cepheleri var.

Yapay zeka bunlardan biri.

Siber güvenlik bir diğeri.

5G bir diğeri.

Bizim yaptıklarımız kadar, yavaş yavaş hız almaya çalışan yanı başımızdaki Avrupa’nın bu cephelere nasıl yaklaştığını ve savaştığını anlamamız da önemli.

ABD’de borsasının yüzde 85’inin yüzde 28’i teknoloji şirketlerinden oluşuyor.

Yazının Devamını Oku

Trump’ın Çin’e yaptığı büyük iyilik

Hafta başı mağarada doğmuş ve daha sonra Oxford’da doktora yapmış Çinli bir profesörün uzunca bir yazısını okudum.

Tüm endüstri devrimleri sıralamıştı yazısında. Ve İngiltere’nin 1760’larda tecrübe ettiği, buhar makinalarının başrolü aldığı ilk endüstri devrimini anca 1980’lerde Çin’de kendi köyünde tecrübe ettiklerini yazıyordu. Ve diğer iki endüstri devriminin de bir o kadar gecikerek Çin’e geldiğini söylüyordu.

Bugün Çin yapay zekâ başta olmak üzere şu anda gerçekleşen endüstri devriminin liderlerinden biri.

Peki bu nasıl oldu?

Bu derler ya o milyon dolarlık sorulardan biri …

Batı tüm üretimini Çin’e kaydırdıkça Çin elinde biriken Amerikan dolarlarını çok akıllıca bilim ve teknolojide liderlik için kullandı.

Bildiğimiz tüm sistemlerden farklı olarak Çin var olan tüm güçlerini bir araya getirdi bu zoru başarmak için.

Bugün tüm dünya gibi Türkiye de büyük bir yol ayrımında. Ya gelişmekte olan ülkeler treninde yolculuğa devam edeceğiz. Ya da hızla büyüyerek gelişmiş ülkeler trenine katılacağız.

21.yüzyılda askeri ve ekonomik güç yeni teknolojileri çok hızlı geliştirebilen ülkelerin olacak.

Yazının Devamını Oku

Türkiye‘nin daha hızlı İnternet‘e ihtiyacı var.

Türkiye’de İnternet hızımız 26 Mbps.

Dünya ortalaması 55 Mbps.

Romanya’da sabit İnternet hızı 193 Mbps.

Yazılarımı sürekli okuyan okuyucularım bilir. Bardağın dolu tarafına bakarak daha parlak bir gelecek vizyonu hep aklımdaki. Ben millet olarak bizim çok daha iyi bir geleceği hak ettiğimize inanıyorum.

Dijital ekonomi konusunu her açıdan ele almaya çalışıyoruz bu köşede.

Bu konunun en önemli kısmı dijital ekonominin alt yapısı olan Internet. Internet ne kadar hızlı akıyorsa dijital ekonomi için gerekli uygulama ve çözümleri geliştirmek o kadar kolaylaşır.

Ekonomi o kadar hızlı büyür.

İşsizlik o kadar çabuk azalır.  Örneğin 2023 vizyonunda hedeflenen yüzde 5 işsizlik daha hızlı İnternet ile daha kolay ulaşılabilecek bir hedef haline dönüşebilir.

Bu gerçekten böyle mi?

Yazının Devamını Oku

Hangi teknoloji girişimi?

Jack Ma 2 Kasım 2020 ile 20 Ocak 2021 arasında ortadan kayboldu. Çin’i aşan ünü sebebiyle Ma’nın ortadan kayboluşu tüm dünyayı ilgilendiriyordu.

2020’nin son çeyreğinde Alibaba grubunun finansal kolu Ant 35 Milyar dolar ile halka açılmayı planlıyordu. Dünyada bu kadar yüksek bir değerle halka açılan ilk şirket olacaktı. Ekim ayı sonu itibarıyla Ant’ın pazar değeri 320 Milyar dolardı.

*

Altı yıl önce Alibaba 25 Milyar dolarla halka açılmıştı. Bu 2014 yılında dünyanın en büyük halka açılma işlemiydi.

Alibaba grubu Kasım 2020’de açıkladığı finansal data da son çeyrekteki gelirlerinin 22 milyar dolar olduğunu bildiriyordu. Çin’deki elektronik satışların yüzde 80’i Alibaba’ya ait platformlardan geçiyor.

Alibaba zaman içinde medya, bulut teknolojileri, finans ve ticaret işlerinde de ciddi varlık göstermeye başladı. Bugün Alibaba’nın en büyük hissedarları Softbank (25%), Jack Ma(4.8%), T. Rowe Price Associates (2.31%), Blackrock Fund Advisors(2.07%), Alibaba kurucularından Joseph Tsai (11.9%) ve eskiden Yahoo olarak bilinen Altaba. Alibaba grubunun Ocak ortaları itibarıyla pazar değeri 600 Milyar dolar.

Şirketi kuran yatırım yapan herkesin dolar milyarderine dönüştüğü bu mutlu hikâyede belki de büyüyen servetler veya dünya çapında görülen ilgi Jack Ma’nın 24 Ekim’de Şanghay’da yaptığı konuşmaya zemin hazırlamıştı.

*

24 Ekim’de yaptığı konuşmada Ma, Çin’deki banka regülasyonlarının eskidiğini, bu kuralların tefecilerin kurallarına benzediğini söylüyordu. Bu eskimiş kuralların inovasyonun önünde durduğunun altını çiziyordu. Konuşmasında kurallar koymanın daha başarılı bir gelecek inşa edemeyeceğini söylüyordu. Çin devletinin geleceğin girişimleri için kurallar koyabilecek becerilere sahip olmadığını söylüyordu.

Yazının Devamını Oku

Sonun başlangıcı

Ne haftaydı ama. Yüzyıl sonra bile hatırlanacak bir hafta. Dünyanın en güçlü devletinin milyonlarca vatandaşının iki kez oy verdiği bir lider büyük teknoloji şirketleri genel müdürleri tarafından susturuluverdi.

Her anlamda bu artık yeni bir döneme girdiğimizi göstermiyor mu?

Güçlerini milyonlarca insanın yüzüne vuran bu merkezi kapalı kaynaklı teknoloji platformları artık güçlerinin zirvesine ulaştığını hepimize haykırıyor.

Unutmayalım ki zirve aynı zamanda düşüşün ve sonun başlangıcıdır.

20.yüzyılın başlarında ortaya çıkan yüzlerce başka küçük araba markası ile birlikte GM, Ford ve Chrysler gibi şirketlerin ürünleri ile insanların yaşamları tamamıyla değişti. 1900’lü yılların başında başlayan bu trend 20. yüzyıl boyunca insanların yaşamını şekillendirdi.

İnternet teknolojilerini düşündüğümüzde ise altyapı teknolojilerinin 1974’lerde doğmaya başladığını gözlemliyoruz.

TCP IP, 1974 yılında

DNS, 1985 yılında

HTTP, 1991 yılında

Yazının Devamını Oku

20.sıra

Yeni bir yıl. Yeni planlar.  

Yeni bir yıl. Yeni planlar.  

Ama önce nerede olduğumuzun farkında olmalıyız.

Hakkettiğimiz yerde miyiz?

Hayır.

Milli Dijital ekonomimiz hazır mı?

Hayır.

Ancak ne kadar yol kat ettiğimiz konusunda kafa karışıklığı var.

Bazen kendimizi etrafında hiçbir sorunu olmayan 17 milyon nüfuslu Hollanda ile karşılaştırıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Fırtına sonrası 3 farklı dünya

Büyük bir fırtınanın öncesinde derin sessizliği yaşıyoruz. Bu fırtınanın öncesinde bazıları kap karanlık bu gecede tüm teknolojileri yerlileştirme ve bu teknolojilerde standartları belirleyen otorite olma niyetiyle çalışıyor.

Bazılarıysa ne olduğunun farkında bile değil …

Bir nevi uykuda.

Bugünün uluslararası ticareti tekstil ürünleri, arabalar, çelik ticareti vs. üzerine dizayn edilmiş. Halbuki adım atmak üzere olduğumuz yeni dünya düzeninde yeni uluslararası ticaret data, yazılım ve yapay zekâ üzerinde gerçekleşecek.

Bu yeni dünya düzenine Çin ve ABD’den bakanlar iki sistemli 3 dünya görüyor. Diyorlar ki bir ABD ve bir de Çin sistemleri üzerinden İnternet var olacak.

Ben bu fırtınalı karanlık gecenin ardından bölgesel güçlere ait sistemlerin de söz sahibi olabileceği ikiden fazla sistemli bir dünya hayal ediyorum.

Türkiye gibi 250 Milyonluk bir Türk dünyası ve daha da geniş etki alanına sahip bir bölgesel güç belli senaryolarda kendi İnternet sistem ve standartlarına sahip olacaktır, olmalıdır.

 

Bu fırtınalı karanlık gece sabahında karşımızda 3 dünya olacak:

Yazının Devamını Oku

TikTok ve Ermeni Diasporası

“Ya oğlum kapat şu telefonu artık”

Bu cümleyi günde en azından on kez söyler bulur kendini Berna Hanım.

Bazen çaresiz hisseder kadıncağız kendini …

Zira 16 yaşındaki Hakan günde yaklaşık 3 saatini TikTok platformunda video izleyerek ya da içerik hazırlayarak geçirir. Bu salgın günlerinde genç Hakan’ın tüm sosyal hayatı TikTok’tan ibarettir.

Eh durum böyle olunca TikTok platformunun 16 yaşındaki Hakan’a sunduğu içerik hem anne Berna Hanım için hem de ülkemiz için önemli değil mi?

Zira özellikle bu yaş grubunun karşı karşıya kaldığı her içerik ve deneyim onlar için bir eğitimdir.  

Bu durumda bu platformda sunulacak doğru olmayan içerikler ve yönlendirmeler bizim gençlerimizin yanlış eğitimi anlamına gelmiyor mu?

*

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Uslu geçen hafta bir sosyal medya paylaşımında 12 Ekim 2020 itibarıyla Türkiye TikTok kullanıcı sayısını 32.7 milyon olarak açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin ilk Yapay Zekâ Mühendisliği programı

Avrupa, ABD, Kanada ve Çin dijital ekonomi yarışında ve özellikle yapay zekada eğitim, ARGE ve girişimlere verdikleri önemle dikkat çekerken, ülkemizin ilk yapay zekâ mühendisliği lisans programı geçen yıl Hacettepe Üniversitesi’nde açıldı!

Bugün Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim üyesi Doç. Dr. Erkut Erdem bu programın detaylarını bizimle paylaşıyor. Erkut Hoca günümüzün en dikkat çeken problemleri arasında yer alan yapay görme, makine öğrenmesi ve doğal dil işleme gibi alanlarda çalışmalarına devam eden değerli bilim insanlarımızdan.

 

Şahver: Kendinizi ve şu andaki projelerinizi kısaca tanıtır mısınız?

 

Doç. Dr. Erkut Erdem: 2010 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Çalışmalarım genel olarak yapay görme ve makine öğrenmesi alanlarında ama son yıllarda özellikle doğal dil işleme ile yapay görme yöntemlerinin bir arada kullanılmasını gerektiren farklı problemler ile ilgileniyorum. Şu an Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde çalışan bir de ikiz kardeşim var. Aykut (Erdem) ile birlikte bu konularda ortak projeler yürütüyoruz.

 

 

Yazının Devamını Oku

Bir Çığır Açmak

Yüksek teknolojideki liderlik sadece ticari başarı değil, gerektiğinde jeopolitik liderlik ve tam bağımsızlık anlamına geliyor.

Yüksek teknolojide liderlik o ülkeler için yeni bir çığır açıyor.

Örneğin dev Çin’in gölgesinde başarılı bir şekilde varlığını sürdüren bir ada devleti Tayvan. Tayvan bugün yarı iletken pazarının lideri. Çin Tayvanlı mühendisleri Çin’e transfer etmek için büyük mücadele veriyor.

Peki Tayvan bu liderlik yoluna nasıl çıktı? Bu yola çıkışın hikayesi ne?

Tayvan’ın yarı iletken pazarındaki liderliği bir girişimcinin başarısından mı ibaret?

Tabii ki hayır. Bu stratejik yüksek teknoloji alanındaki çalışmalar Tayvan devleti tarafından planlanıyor, 1970’lerde. Tüm bu planları birden fazla kaldıraçla devlet hayata geçiriyor.

Tayvan 1970’li yıllardan bu yana devlet-özel sektör bir arada ARGE programları başlattı. Tayvan devletinin önemli yüksek teknoloji kaldıraçlarından biri olan Industrial Technology Research Institute (ITRI) UMC adında küresel yarı iletken pazarını hedefleyen bir yarı iletken üreticisi kurarak ABD’de bulunan RCA’den 7 mikroçip teknolojisi satın aldı. UMC daha sonra bağımsız bir üretici oldu.

ITRI aynı zamanda bugün dünyanın en büyük yarı iletken üreticileri arasında olan TSMC’nin kurulmasını sağladı. TSMC 1985 yılının soğuk kış günlerinde 56 yaşındaki, ABD’de yarı iletken konusunda uzun yıllar çalışmış MIT mezunu, Morris Chang tarafından kuruldu.

Morris Chang 1931’de Çin’de devlette yönetici olan bir babanın oğlu olarak dünyaya geliyor. Tam iç savaşın kızıştığı zamanlara gelen okul yıllarında babası okuması için onu ABD’ye Harvard Üniversitesi’ne gönderiyor. Ancak Morris Harvard’ın bir mühendis için doğru bir ortam olmadığını görüp, ilk senenin sonunda MIT’ye transfer oluyor. MIT’den lisans ve yüksek lisans derecelerini aldıktan sonra, 1955 ile 1985 yılları arasında Sylvania Electric, TI gibi dönemin en güçlü şirketlerinde çalışıyor. Hatta arada 1961 yılında Stanford Üniversitesi’nden doktora derecesini de alıyor.  

Yazının Devamını Oku

Güçlü olanlar yalnızken daha güçlüdür!

Gün geçmiyor ki karşımıza bir “bilir kişi” çıkıp “Türkiye yalnızlaşmaya devam ediyor” demesin. Bazen öyle anlar geliyor ki bu “bilir kişiler” hep aynı kaynaktan mı besleniyor acaba diyorum. Bu gruptaki “bilir kişiler” ülkemizin geleceğinin bölgemizde kendine yararı olmayan ülkelerden geçtiğini düşünüyorlar.

Ben bunu tam bir 20. yüzyıl kafası olarak tanımlıyorum.

Atatürk sonrası Türkiye’de uçak fabrikaları da dahil olmak üzere birçok sanayileşme atılımının önü kesilmişti. Gizli bir güç veya güçler bizi sürekli sindirmeye çalışıyordu. Halbuki Atatürk döneminde kendi gücümüzden güç almayı öğrenmiş bir toplum olma yönünde hızla ilerliyorduk.

Atatürk’ün bu anlamlı sözlerini hatırlamamız lazım:

‘Efendiler! Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi.

Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!’

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, 20. yüzyılın çok ötesinde bir vizyonla tam bağımsız ve güçlü Türkiye’yi hedef gösteriyordu bize. Ve bunun için bize düşman olan ülkelerden değil, gereken gücü ve kudreti kendimizde, damarlarımızdaki kanda bulmamızı öğütlüyordu. 

Bugün 21. yüzyıldayız.

Yazının Devamını Oku

Mavi Vatan Fonu Kuralım!

Yeni başlangıçları dikkatle değerlendirmek gerekir.

21 Ağustos’ta Karadeniz’de bulunduğu duyurulan kaynak, ülkemiz için farklı bir gelecek oluşturma potansiyeline sahip. Peki bu fırsatı Türk Enerji ekosistemini oluşturmak, yeni enerji teknolojileri geliştirmek için nasıl kullanabiliriz? Mavi Vatan Fonu enerji kaldıracımız olabilir mi?

Bugüne kadar tüm enerji ihtiyaçlarını yabancı kaynaklardan karşılayan bir ülke olan Türkiye, enerji konusunda ciddi bir yatırım yapma imkânı bulamamıştır.

Bugün Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki potansiyel fırsatlar Türkiye’yi enerji alanında yeni kabiliyetler geliştirmeye ve özellikle derin sularda enerji arama ve servise sunma konusunda bilgi ve tecrübe kazanmaya yönlendirecek.

Enerji ihtiyaçları giderek büyüyen Türkiye’nin keşfedilen bu kaynakları ülkenin hizmetine sunmak için çok fazla kaybedecek zamanı yoktur. Zaten zamanında yapılan akıllı yatırımlarla bugün dünyanın en donanımlı sondaj gemilerine sahip olmamız da aslında devletin bu konudaki hassasiyetine işaret ediyor.

Avrupa’da çalışan Türk uzmanlara göre Mısır 2015 yılında Doğu Akdeniz’de keşfettiği sekiz yüz milyar metreküpü aşan kaynağı, 28 ay gibi kısa bir sürede halkın kullanımına sunabilmiştir.

Doğrusu ben Mısır bunu başarmışsa, Türkiye neden başaramasın diye yaklaşıyorum bu duruma.

Karadeniz’de bulunan gazın halkın kullanımına sunulma tarihi, konuyu objektif olarak değerlendirebilen uzmanların görüşlerine baktığımızda, 2023 olarak son derece gerçekçi bir hedeftir.

*

Yazının Devamını Oku

İngiliz Başbakanının Kulağına Fısıldayan Adam

“Korona’dan sonra daha çevik ve büyük bir ekonomi olacak!Bunun için büyük teknoloji yatırım projeleri hazırlıyoruz.”

Bu konuşmayı İngiltere Başbakanı Boris Johnson bir sanayi kenti olan Dudley’de yaptı geçtiğimiz günlerde.

Bu konuşmada 32 kez “build” kelimesi geçiyordu.

Build kelimesini Türkçeye daha çok inşa etmek olarak çeviririz ancak ben özellikle herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek için build kelimesi için geliştirme anlamını seçtim bu yazıda.

Bu kelime enteresan.

Zira tam pandeminin ortasındaki günlerde Silikon Vadisinden, eğer Silikon Vadisinde bir aristokrat sınıfı varsa bunların başında gelebilecek, bir yatırımcı Marc Andreessen bir makale yayınlamıştı.

Korona pandemisi sırasında yayınlanan bu makale 2011 yılının ağustos ayında Andreessen’ın yayınladığı ünlü “Yazılım dünyayı yiyor” makalesi kadar ses getirdi, özellikle ABD içinde.  

Andreessen bu makalede ABD’yi çok ciddi eleştirirken tüm ekonominin yeniden geliştirilmesini savunuyordu. Makalede build kelimesi 41 kez kullanılmıştı.

Peki Silikon Vadisi ile teknolojiyle çok da alakalı olmadığı bilinen Boris Johnson arasındaki bağlantı neydi? Jonhson’u Dudley’de yaptığı konuşmada 32 kez aynı kelimeyi kullanmaya yönelten neydi?  

Yazının Devamını Oku

Teknolojiye Doğu ve Batı nasıl yaklaşıyor?

Bugüne kadar hem Çin’de, hem de Amerika ve Avrupa’da başarılı teknoloji takımları ile çalışma şansım oldu. Bu takımlar arasında gözlemlediğim büyük bir farkı bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu gözlemimi özellikle hepimizin bildiği sosyal medya platformlarını örneklendirerek paylaşacağım.

 

Özellikle 2000’li yıllardan sonra Batı teknolojiyi daha ziyade dikkat çekmek için kullandı. Her teknoloji uygulaması kendi başına bir vaka olarak değerlendirildi. Tüketiciye yönelik her teknoloji kendi uygulamasını edinip, telefonunuzdaki yüzlerce uygulamadan biri haline gelmeye çalıştı.  

Sosyal medya yaklaşımı bu platformların daha çok ilgi çekerek buradan gelir etmesi şeklinde gelişti. Bugün baktığımızda bildiğimiz tüm Batı kaynaklı sosyal medya mecraları reklamlardan gelir sağlıyor.

Örneğin Facebook bugün hala gelirlerinin yüzde 98’ini reklamdan elde ediyor. Facebook dediğimizde Instagram, Whatsapp gibi diğer sosyal mecraları da bu işin içine giriyor.

Doğu’ya baktığımızda ise teknoloji dikkat çekmenin ötesinde hayatı kolaylaştırmayı hedefliyor. Yani özellikle Çin’de karşımıza çıkan uygulamalar sadece reklam geliri ile var olmak üzere kurgulanmıyor.

Teknoloji Asya’da daha geniş bir bakış açısı ile daha kapsamlı bir fark yaratmaya yönelik kurgulanıyor.

Örneğin Wechat uygulaması. Wechat Whatsapp’ın ya da Facebook’un karşılığı değil. Wechat bir uygulamadan daha çok bir mobil işletim sistemi. Wechat platformu içinde taksi çağırmaktan, çiçek sipariş etmeye, banka hesaplarını yönetmeye kadar birçok hizmet sunuluyor kullanıcıya.

Wechat 2010’lu yıllarda Çin’de var olan sosyal medya uygulaması QQ’dan çok daha farklı bir uygulama hayal eden Tencent yönetimi tarafından hayata geçirildi. Özel bir teknik takım belirlediler ve istenilen tamamıyla yeni bir konseptti. Wechat bu şekilde doğdu.

Yazının Devamını Oku