"Sabanur Kıraç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sabanur Kıraç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Sabanur Kıraç

Topuklu ayakkabılarla koşan kadınlar

14 Temmuz 2013

En zor şartlarda ve acı içinde olsan bile durmak yok!
Acıya alışacaksın!
Acı senin en yakın dostun!
Bir kez alıştın mı, artık ayakların acımadan en ince ve en yüksek topukları giymeye başladın mı anlayacaksın ki başaramayacağın hiçbir şey yok!


Artık hayata ve hatta savaşa hazırsın asker!
Sağ ol! Sağ ol! Sağ ol!

Yazının devamı...

Bayan değil, bağyan hiç değil! Bildiğin kadın!

10 Temmuz 2013

 

Bir değil bin kişi anlatmadı mı? Anlattı! O zaman neden yazıyorum? Çünkü anlamıyorlar! Çünkü dinlemiyorlar! Çünkü hala kadın demekten korkuyorlar! Hala en alakasız yerde “Bağyan” diyor, kadın demekten utanıyorlar! Utanmadıklarında da aşağılamak için kullanıyorlar “kadın”ı. Eleştirmeyecek, yavşamayacak veya küçümsemeyeceklerse de “bayan”ı tercih ediyorlar.
Neden? Çünkü “kadın” kelimesinin cinsiyet değil cinsellik içerdiğini düşünüyorlar. Onlara göre kadının seksi bir yanı var, bayan ise cinsellikten uzak. Anlayacağınız kadını cinsel kimliğinden ayırınca elde kalan posaya deniyor bayan. Ve farkında olarak ya da olmayarak bu nedenle kullanılıyor.


Halbuki kullanım yerleri de şekilleri de farklı bu iki kelimenin. Hiçbir zaman “bayan”, “kadın”ın ikamesi değil, kibarcası hiç değil! Kadın doktor yerine bayan doktor deyince kibarlık etmiş olmuyor yani insan.
Bakmayın siz bazı erkeklerin genel kullanımda “kadın” kelimesini ayağa düşürmeye çalışmasına. Küçümsemek, aşağılamak veya sitem etmek için kullanırken fütursuzca kadın deyip, günlük kullanımda bayanı tercih etmeleri her şeyi açıklıyor aslında:

Yazının devamı...

Hayatımda gördüğüm en sağlıksız ilişki

3 Temmuz 2013

Bu tür sağlıksız ilişkiler hakkında yazılmış binlerce kitap var piyasada. Hepsi bir şekilde sağlıklı ilişkilerin nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Bazılarıysa bir ilişkinin veya evliliğin çoktan bitmiş olduğunu gösteren işaretlerden bahsediyor. Amaçları insanların, artık kurtarılması imkansız olan bu ilişkilerde daha fazla zaman kaybetmelerini engellemek ve onları bu sorunlu ilişkilerden kurtulmaları için cesaretlendirmek.


Yaptığım araştırmalarda pek çok uzmanın ve kitabın; ilişkinizin veya evliliğinizin bitmiş olabileceğini gösteren işaretlerden bahsederken aşağıdaki maddelerde hemfikir olduğunu gördüm. Bu işaretlere şöyle bir baktığınızda bile başbakanla “bunlar” arasındaki durumun ne kadar vahim olduğunu hemen anlayabiliyorsunuz.

 

 

• Problemlerin görmezden gelinmesi:

Yazının devamı...

Bekar gidilen düğünlerden sağ çıkma kılavuzu

29 Haziran 2013

Biz Gezi’yle, direnişle, haksızlıklarla savaşırken bir yandan da düğün sezonu açıldı. Gelemem direnişteyim diyemiyor insan. Mecburen hayat devam ediyor. Davetiyeler, LCV’ler ve dedikodular da havada uçuşuyor. Düğün düğün dolaşan teyzeler mutlu, gelinler ve damatlar telaşta, benim gibi düğünlerde sıkılanlarsa bunalımda.

 

Evet bunalımdayım çünkü tanımadığım insanlarla aynı masada, arka planda Demet Akalın’dan “Evli, mutlu, çocuklu”yu dinlemekten bıktım. Bunalımdayım çünkü düğünlerde çöpçatanlık yapan teyzelerden baydım. Bunalımdayım çünkü ya çevrem çok geniş ya da tüm tanıdıklarım düğün meraklısı çıktı!

 

Herkesin düğünlere katılmak için ayrı bir sebebi var aslında. Kimi ayıp olmasın diye gidiyor, kimi ya annesinin ya da eşinin zorlamasıyla… Kimi için koca bulmaya son ümittir düğünler, kimi içinse oğluna gelin bakmak adına… Bazısı da sadece dedikoduya gider. Gelinlikten görümcenin topuzuna, kayınvalidenin suratsızlığından kayınpederin taktıklarına kadar konuşulacak çok şey vardır düğünlerde. Ama benim favorim “Düğün olsa oynasak, kavga çıksa izlesek”çilerdir. Hiçbir düğünü kaçırmayan bu Kanberler, hiç anlayamadığım garip bir zevk alırlar düğün düğün gezmekten. Bense ne zaman bir düğün davetiyesi görsem içimden “eyvah” diye geçiririm.

 

 

Yazının devamı...

Taksiciden al komployu

26 Haziran 2013

Ülkede ne olup bitiyorsa taksiciden alabilirsin haberini. Tamam belki her zaman doğru bilgi değildir anlattığı ama sokaklarda konuşulanın ta kendisidir. Kısacası sokağın sesidir taksici. Kendi dünyandan uzaklaşıp biraz da başkaları ne diyor demek istiyorsan çok uzağa gitmen gerekmez yani. İlk bulduğun taksiye binmen yeterlidir. Hatta bazen de gereklidir.


Çok bilir İstanbul taksicisi. Çok bilmese bile çok inandırıcıdır. Her şeyden önemlisi de ısrarcıdır. Araya girecek fırsatı bulup onun söylediğiyle ters düşecek bir şey söylemeyi başarsan bile pişman eder seni.

 


Gezi olayları patlamadan önce uzun uzun kadın erkek ilişkileri hakkındaki naralarını dinlerdim taksicilerin. Eğer yanımda bir erkek ve radyoda bir maç yayını varsa konu spor ve şikeye dönerdi. Haber saatine denk geldiysem ekonomi, uluslar arası ilişkiler, politika ve AB’ye kadar uzanırdı muhabbet ağı. Şimdiyse malum gündem Gezi…


Yazının devamı...

Duralım ki geride kalanlar yetişebilsin!

23 Haziran 2013

Duran adam olmak… Ne güzel şey! Ne büyük bir söylem! Ne kadar asil bir haykırış!
Ama hiç bana göre değil!
İtiraf ediyorum, Duranadam’ı ilk gördüğüm andan itibaren kıskançlığımdan çatlamak üzereyim! Uzun zamandır kimseye bu kadar özenmemiş kimseyi bu kadar kıskanmamıştım!

Onu öylece dururken izlerken düşünmeden edemedim. Acaba ben en son ne zaman durmuştum? Cevap yok! Yok, ben hiç durmadım bugüne kadar. Hiç duramadım. Yanlış anlamayın çok istedim ama hiç yapamadım. Sevgilimle tartışırken bile duramadım! Halbuki tam da tartışmanın en ateşli anında dursam... Sussam… Biliyorum ki bitecek. Biliyorum ki bir süre sonra o da duracak. Ama yok durmuyorum! Çünkü duramıyorum. Durmak bir tür erdem ve bende yok!
Ama onda var… O ve onun gibi, durmanın zamanını ve gücünü bilenlerde var… İyi ki de var… Çünkü açık söyleyeyim Duranadam durmaya başlamadan önce pek çoğumuz ümidini kaybetmek üzereydi. Yorulmuş, yaralanmış biraz da sıkılmıştı. Yok, direnmekten filan değil. Karşımızdakilerin bizi hiç dinlememesinden, bir türlü anlamamasından ve hep aynı şeyleri söyleyip durmasından! Tamam belki biraz da biber gazının tadından! Sebebi ne olursa olsun yorulmuştuk. Hatta enerjimiz azalmış, ruhumuz bunalımdaydı…


Yazının devamı...

Aşk yasakları sever

19 Haziran 2013

Hak, hukuk dinlemeden hayatlarımıza el attı. Telefonlarımızı dinlemeye, sosyal medya hesaplarımızı izlemeye, maillerimizi okumaya, hastane kayıtlarımızı paylaşmaya, kameralarla gözetlemeye, anonslarla müdahale etmeye, yasaklarla engellemeye başladı. Kısacası bu devirde kimsenin baskıcı bir babaya ihtiyacı kalmadı. Bugün ebeveynlerin çocuklarına oraya gitme, bununla görüşme, şu siteye girme, şunu içme, kimseyle yakınlaşma demesine hiç gerek yok. Çünkü onlar yerine hepimizi dilediği gibi kısıtlayabileceğini düşünen devlet baba görev başında!

 


Son birkaç yılda bu akımın onlarca örneğini yaşadık aslında. Neler yasaklandı, neler yasaklanmaya çalışıldı unutmadık. Youtube’a giremediğimiz günler çok eski değil. Kürtaj hakkının masaya yatırılması dün gibi… 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos, 29 Ekim şenliklerinin iptal edilişi devam ediyor… 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak haktı yasaklandı. Birileri saç rengine, ruj seçimine, etek boyuna, makyaj tonuna kadar el uzattı… Şimdilerdeyse gündemde alkol yasakları var gibi duruyor ama yapılan açıklamalar sırada sosyal medya olabileceğini işaret ediyor.


Uzun lafın kısası yeni yasaklar ufukta görünmeye başladı bile. Her geçen gün özgürlüğümüz biraz daha kısıtlanıyor. En kötü ihtimalle daha kötü günler bizi bekliyor. Mesela benim kabuslarımda şöyle bir tablo var:

Yazının devamı...

Ben ne dersem o” diyenle baş edebilirsiniz!

15 Haziran 2013

“Ben söyleyeyim size: Narsist olmaları. Duymuşsunuzdur narsizm bir hastalık. Her ne kadar kendilerine aşık gözükseler de uzmanlara göre altında özgüven eksikliği, kendini sevmeme, kabul görmeme kaygısı ve kontrol etme ihtiyacı olan bir hastalık hem de. Narsizmden muzdarip insanlar için hayat gerçekten zor. Ama asıl zor olan bu insanlara katlanmak… Çünkü istediğini alana kadar kendini saklıyor narsist. Önce karşısındakinin güvenini kazanıyor. Sonra yavaş yavaş gerçek kimliğini gösteriyor. İlginin sadece kendi üzerinde olmasını bekliyor. Karşısındakinin istek ve ihtiyaçlarını umursamamaya başlıyor. İşte o andan sonra ondan kurtulmak neredeyse imkansız oluyor.



Belki okumuşsunuzdur. Mesude Erşan, 6 Ocak’ta “Duygusal Vampir: Narsist Erkek” adlı bir yazı kaleme almıştı. Uzman Psikolog Feyza Bayraktar ile narsist erkekleri ve özelliklerini konuşmuştu. En önemli özelliklerini şu şekilde tanımlamıştı Bayraktar:
“…Onun için önemli olan dosttan çok hayran kitlesi kazanmaktır. Başkalarının ihtiyaçları onun için önemli değildir. Genellikle çok yalan söyler. Kontrolcüdür. Onun için para ve güç önemlidir. Her zaman haklıdır. Asla özür dilemez, kendi suçlarını başkalarına mal eder…”


Tanıdık geldi mi? Eminim kiminiz babasını, kiminiz sevgilisini, kiminiz de kendini görmüştür bu tanımlamada. Bense çok başka birini görüyorum. Narsistliğiyle sadece benim değil milyonlarca insanın canını sıkan birini… Söz konusu o olunca yapabileceklerimiz sınırlı gibi görünüyor ilk bakışta. Ama değil! Kendim ve sizin için araştırdım. Ne kadar psikoloji sitesi ve blogu varsa inceledim. Bir narsist ile baş etmenin yollarını aradım. İşte size bulduklarımdan küçük bir derleme. Siz de ister tanıdığınız başka biri için isterseniz de ortak sorunumuz için bu yöntemleri kullanabilirsiniz. Günün sonunda el birliğiyle karşımızdaki narsistleri yola getireceğimize şüphem yok!  Çünkü ihtiyacımız olan direnç damarlarımızdaki asil kanda mevcut!


Yazının devamı...