GeriRıza Özel Korona oldum evde uçurdum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Korona oldum evde uçurdum

Hürriyet sayfalarına bu hafta Türkiye’nin başarılı drone fotoğrafçılarından genç bir ismi taşıyoruz. Sizleri İhlas Haber Ajansı’nın gökyüzündeki gözü Ahmet Faruk Sarıkoç’la tanıştırmak istiyorum. Henüz 16 yaşında mesleğe adım atan Sarıkoç’un çektiği fotoğraflar gazete sayfalarını, görüntüler haber bültenlerini süslüyor. Bu genç isim fotoğraflarıyla sosyal medyanın da ilgisini çekiyor.

Korona oldum evde uçurdum

BABA MESLEĞİNİ SEÇTİM


Ahmet Faruk Sarıkoç’la mesleğe başlangıç hikâyesini ve drone tutkusunu konuştuk:
“Gazetecilik baba mesleği aslında. Babam Hüseyin Sarıkoç, Türkiye Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürü’ydü. Bugün İHA’da çalışıyorum. Çalıştığım ajansın girişinde İHA’nın açılış kurdelesinin kesildiği fotoğrafın yer aldığı bir gazete sayfası var. O fotoğrafta babam da var. Ajansı kuran ekipten bir ismin oğlu olarak burada görev yapmak benim için ayrı bir gurur. Dolayısıyla evimizde hep fotoğraf makineleri olurdu. Çocukluğum evdeki filmli makinelerle fotoğraflar çekerek geçti. Çocukluk sonrasında lise eğitimini şehir dışında almak, hayat tecrübesi kazanmak istiyordum. Balıkesir’de yurtta kalarak Adnan Menderes Lisesi’ne gittim.

Korona oldum evde uçurdum

İLK İMZALI HABERİM 16 YAŞINDA YAYINLANDI

Çok meraklıydım gazeteciliğe, baba mesleği ya. Lise birinci sınıftaydım, yıl 2008 yaşım 16 falandı İhlas Haber Ajansı’nın kapısından girdim, Balıkesir’de. Öğleye kadar okula, öğleden sonra ajansa gidiyordum. İlk imzalı haberim Türkiye Gazetesi’nde o yıl yayınlandı. Çok heyecan vericiydi benim için. Elimdeki fotoğraf makinesini haber amaçlı kullanmak heyecanlandırmıştı. Bir yandan işi öğrenmeye çalışıyor, bir yandan okula gidiyordum. Bu arada fotoğraf ve sinema eğitimleri aldım ki çok da faydasını gördüm. Lise yılları Balkesir’de gazetecilik mesleğinin çıraklığı ile geçti. Üniversite eğitimim hâlâ devam ediyor, bir taraftan sosyoloji okuyorum. 2012’de İstanbul’a döndüğümde İHA’da çalışmaya devam ettim. İlk geldiğim yıl ajansın Atatürk Havalimanı bürosunda çalıştım. O dönem de benim için işi daha çok öğrendiğim stajyerlik gibiydi.

Korona oldum evde uçurdum

KORONA OLDUĞUMDA BİLE EVDE UÇURDUM

2012 yılında 1 Mayıs gösterilerini izlerken ajans dışarıdan hizmet alarak drone üzerinden canlı yayın yaptı. Haber kanalları ‘İHA’nın insansız hava aracından canlı görüntüler’ şeklinde verdi haberleri. Teknolojiye zaten ilgim vardı ama drone ve yarattığı etki beni büyülemişti. Bir arkadaşımla kısa süre sonra bir drone aldık. Elbette ilk başlarda çok kez düşürdüm. Sonrasında ajans da drone aldı, ‘Haberlerde kullanabilirsiniz’ dediler. Benim için drone macerası böylece başlamış oldu. 8 yıl önceydi, ilk kez drone kullanışım. Ama aktif olarak neredeyse 5 yıldır elimden düşmüyor. Çoğu kez şaka yollu ‘yere inmeden bir haberden diğerine geçiyorum’ diyorum. Kullandığımız aplikasyonun hesaplamalarına göre 350 saati aşkın uçuş süresi ve 3,5 milyon kilometre mesafe almışım. Yaklaşık 2 bin kez farklı uçuş gerçekleştirmişim. Uçurmadığım her gün kendimde eksik bir şeylerin olduğunu hissediyorum. Covid-19’a yakalandığımda bile evin içerisinde ‘FPV dronu’ kullanmaya devam ettim.

Korona oldum evde uçurdum

UÇMA HİSSİ HEYECANLANDIRIYOR

Şu anda biri FPV olmak üzere 4 farklı dronum var. Drone, gazetecinin kullanmayı bilmesi, hatta sahip olması gereken bir cihaz. Ancak tek başına haber yapmak için çoğu zaman yeterli değil. Bu cihaz, yalnızca yapacağınız habere güç katan bir enstrüman gibi. Bu enstrümanı ne kadar iyi kullanırsanız yaptığınız işte o kadar başarılı oluyorsunuz. Uçma hissi, farklı bir açıdan bakma şansı, insanı motive eden ve heyecanlandıran duygular. Bir anda başka bir boyuta taşınıyorsunuz. Beni en çok heyecanlandıran İstanbul Boğazı’nda gezinen yunusları görüntülemek. Bazen haftalarca bekliyorum. Dans edercesine gemilerle yarışmaları, suda zıplamaları, ilerlemeleri, bunu görüntülemek, o anı yakalamak heyecan verici.

Korona oldum evde uçurdum

HABERCİLİKTE ÖZGÜRLÜK ALANI

Habercilikte drone özgürlüğün anahtarı gibi. Ancak öncelikle bunun eğitimini almak şart bence. Havacılık kurallarını, terimlerini çok iyi bilmeniz lazım. Hava aracının uçuş prensiplerini, hava durumu takibini, sıcaklığı, rüzgârı hatta jeomanyetik fırtınaları bile takip etmeniz gerekiyor. Bunlar karşısında ne yapacağınızı bilirseniz drone size daha iyi hizmet eder. Bu özgürlük sayesinde ben, normalde yerden tespit etmemin mümkün olmadığı birçok farklı haberi, olayı drone ile dolaşırken yakaladım. Bu haberler sayesinde çoğu kez yetkililer harekete geçti. Haberciliğin yanı sıra birçok görsel iş üreten insanda olduğu gibi Instagram benim için çok farklı bir kapı açtı. Buradan bana ulaşanların sayısı oldukça fazla. Sonuçta yaptığınız iş kadar onu sunmanız da önemli. Sosyal medya bu anlamda bir sergi alanı benim için.”

Korona oldum evde uçurdum

AHMET FARUK SARIKOÇ KİMDİR?

1992 yılında İstanbul Şişli’de doğan Ahmet Faruk Sarıkoç, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra lise eğitimini Balıkesir’de aldı. Lise eğitimi sırasında gazetecilikle tanıştı, 16 yaşında İhlas Haber Ajansı Balıkesir bürosunda yarı zamanlı çalışmaya başladı. Bu sırada fotoğraf ve sinema eğitimi aldı. 2012 yılında İstanbul’a giden Sarıkoç, mesleğini İHA’da ağırlıklı olarak hava fotoğrafları ve görüntüleri çekerek sürdürüyor. Sarıkoç, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Yılın Basın Fotoğrafları 2021 Yarışması’nda Doğa ve Çevre kategorisinde ikinci, Günlük Yaşam kategorisinde üçüncü oldu.

X

Ağrı Dağı’ndan Erciyes’e zirvedeki gazeteciler

Sevgili okurlar... Sizlere bu köşede kimi zaman usta bir fotoğrafçıyı, kimi zaman genç bir objektifi, kimi zaman gazetecilik mesleğinden önemli bir ismi, kimi zaman ise bir kitabı hatta bir fotoğraf yarışmasını anlattım. Bugün sizlere gazetecilerden oluşan doğasever bir grubu tanıtmak istiyorum: “Medyatrek.”



Ağrı Dağı’ndan Erciyes’e Türkiye’nin zirvelerine tırmanan Medyatrek, altı yılda altı farklı şehirde 15 farklı doğa etkinliğine imza attı. 100’e yakın gazetecinin katıldığı bu etkinlikler sırasında 20 köy okuluna ulaştı, üç bin çocuğa yardım götürdü.



KENDİ SESİMİZİ DUYURAMIYORUZ

Yazının Devamını Oku

Karanlık odadan şampiyonluklara

Sevgili okurlar... Fotoğrafın farklı alanlarından pek çok ismi her hafta bu köşede tanıma fırsatı buluyorsunuz. Bu hafta ise sizleri spor fotoğrafının usta isimlerinden biri ile tanıştırmak istiyorum: “Gökhan Kılınçer.”



Meslekte “dostum” dediğim, spor fotoğrafı alanında Türkiye’nin saygı duyulması gereken gözlerinden biridir. Tabii bizim meslekte “şans faktörü” de önemlidir. Gökhan Kılınçer, Süper Lig’in son 20 yılında Türkiye’deki tüm şampiyonluk maçlarını fotoğraflayacak kadar da sanslıdır.
Mesleğe ilk adımını ortaokul yıllarında atan sevgili dostum Gökhan Kılınçer’le foto muhabirliği hayatını, spor fotoğraflarının geçmişten günümüze yolculuğunu ve fotoğrafın geleceğine bakışını konuştuk. İşte Gökhan’ın anlattıkları:



Yazının Devamını Oku

Kızıyla birlikte fotoğraf aşkı da doğdu

Sevgili okurlar... Bu hafta sizlerle tanıştırmak istediği konuğum, freelance yani serbest çalışan başarılı bir foto muhabiri: “Tolga İldun.”



Sekiz yıl önce dünyaya gelen kızı Zeynep’in fotoğraflarını çekmek için bir fotoğraf makinesi almış ve fotoğrafa olan tutkusu işte böyle başlamış.
Sonrasında hayatının tam da merkezine giren fotoğraf tutkusu uğruna, 15 yıl çalıştığı otomotiv sektöründeki işini bırakmış.
Ve bugün sevgili Tolga İldun’un çektiği kareler, ulusal ve uluslararası birçok yayının sayfalarını süslüyor.
Tolga İldun, fotoğrafla tanıştıktan sonra hayatının nasıl değiştiğini şöyle anlatıyor:

Yazının Devamını Oku

Tazminatını Instagram’a sermaye yaptı

Bu haftaki konuğum bir Instagram yıldızı ve bu alanda Türkiye’nin en çok tanınan isimlerinden biri: “Ahmet Erdem.”



Instagram’ı keşfedince 12 yıllık işini bırakan ve tazminatını sermaye yapıp yollara çıkan Ahmet Erdem, Türkiye’nin cennet köşelerini dünyaya tanıttı, tanıtmaya da devam ediyor.
Karadeniz yaylalarının tesisleşmesindeki payına dert yanan Ahmet Erdem, “Kimsenin bilmediği cennet köşeleri gösterdik. Bazı yerlerin bozulmasında pay sahibiyiz, kabul ediyorum, ama bunun asıl sebebi biz değiliz. Oradaki insanların açgözlülüğü ve turizm sektörünü bilmemesiydi” diyor.
Hayallerinin peşinde koşan cesur bir fotoğraf tutkunu Ahmet Erdem’le hayat yolculuğunu ve başarılarını konuştuk, şunları anlattı:


Yazının Devamını Oku

Şanslı azınlıktayım sevdiğim işi yapıyorum

Reuters Foto Muhabiri Ümit Bektaş: “Uluslararası bir ajansta çalışmanın foto muhabirine iki temel katkısı var. 1) Mesleki standartlarınız yükseliyor. 2) Yaptığınız işin görünürlüğü uluslararası bir boyuta taşınıyor.”



Bu haftaki konuğum, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği(TFMD) Yılın Basın Fotoğrafları 2021’e damgasını vuran bir isim: “Reuters Foto Muhabiri Ümit Bektaş.”
Yarışmada bu yıl “Yılın Haber”, “Yılın Pandemi”, “Yılın Günlük Yaşam” ödüllerinin yanı sıra bir de “Jüri Özel” ödülünü de alan Ümit Bektaş, bu başarısı ile yarışma tarihinde de bir ilki gerçekleştirmiş oldu. Yani özetle ilk kez bir foto muhabiri, aynı anda üç kategoride birincilik kazandı.



Yazının Devamını Oku

Süper kahramanı nikâh şahidi oldu

Gezgin Foto, fotoğraf tutkunlarının bildiği, yakından takip ettiği bir dergi. Bu derginin imtiyaz sahibi Adem Meleke, genç yaşlarda fotoğraf çekmeye başlasa da hayat mücadelesi başka alanlara yöneltmiş.



“Fotoğraf, çocukluk hayalimdi. 17 yaşındayken Coşkun Aral olmak istiyordum. Yıllar sonra Coşkun Aral, nikâh şahidim oldu. Süper kahramanım, ustam, abim oldu” diyen Meleke, Gezgin Foto’nun amacını ise şöyle özetliyor: “‘Ben fotoğrafçıyım’ diyen herkese kendilerini ifade edece bir alan vermek.”
Tam kapanma sürecinde fotoğraf çekmek için ABD’de kendisine altı bin kilometrelik bir rota hazırlayan Adem Meleke ile bu yolculuğu öncesinde hem fotoğrafa bakışını hem de Gezgin Foto’yu konuştuk.



Yazının Devamını Oku

Yaşadığı coğrafyanın tanıtım elçisi

Kayseri’nin yılkı atlarını, Kapadokya’nın balonlarını, Tuz Gölü’nü fotoğraf turlarıyla dünyaya tanıtan bir isim Nuri Çorbacıoğlu.



Asıl mesleği öğretmenlikken tutkusu fotoğrafa sarılan Çorbacıoğlu, “20 yıldır fotoğrafla yatıp fotoğrafla kalkıyorum. Fotoğrafı bir yaşam biçimi olarak seçtim. Bugün fotoğrafa adanmış bir hayatı yaşıyorum” diye konuştu. Düzenlediği fotoğraf turları sayesinde yaşadığı coğrafyanın tanıtım elçisi gibi çalışan usta isim, “Fotoğraf turizmi nitelikli ve gelir seviyesi yüksek grupların ağırlandığı bir alan. Gelenler yüksek takipçili isimler ve burada çektikleri fotoğrafları kendi platformlarında paylaşıyor. Kısaca hem bıraktığı dövizle hem de kendi içerisindeki tanıtım gücü ile fotoğraf turizminin ülkeye katma değeri oldukça yüksek” sözleriyle sektörün önemini anlattı.



HOBİYDİ İŞE DÖNÜŞTÜ

Yazının Devamını Oku

Hürriyet’in genç yeteneği

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, 1985 yılından bu yana aralıksız olarak Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nı düzenliyor.



Geçtiğimiz günlerde bu önemli organizasyonun sonuçları açıklandı. 5 bin 188 kare fotoğrafın yarıştığı organizasyonda Hürriyet foto muhabirleri Mert Gökhan Koç, Selahattin Sönmez ve Selçuk Şamiloğlu 6 ödül kazandı. Bu ödüllerden üçünü gazetenin genç yeteneği Mert Gökhan Koç aldı. Bugün sizlere bu genç yeteneği tanıtmak istiyorum.

YARIŞMANIN PRESTİJİ

Bir fotoğraf yarışmasının prestijini belirleyen birkaç unsur var. Biri kaç yıldır yapıldığı ki Yılın Basın Fotoğrafları, Türkiye’de aralıksız olarak düzenlenen en eski ve köklü fotoğraf yarışması olarak bugünlere geldi. Bir diğeri kaç fotoğrafın organizasyona katıldığı ki her yıl 5 bin karenin üzerinde aldığı başvuru ile bu alanda da yarışma zirvede yer alıyor. Ve belki de en önemlisi kimin, nasıl seçtiği ki Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması her yıl jüri toplantılarını ayrı bir organizasyon gibi geniş katılımla yapıyor. Türkiye’nin yanı sıra dünyadan isimleri jürisinde konuk ederek fotoğraf alanında önemli isimleri bir araya getirmeyi başarıyor. Jürisinde özel davetlileri ağırlıyor, fotoğraf üzerine tartışmalara tanık olmalarını sağlıyor. Sanırım bu saydıklarım arkadaşlarımızın aldığı ödüllerin önemini aktarmak için yeterlidir.

Yazının Devamını Oku

Tablo değil, hücre

Gözün görmediği alanın renkli dünyasından fotoğrafları “Mikroskopi” adlı başvuru kitabında toplayan Prof. Dr. Alp Can, Türkiye’de Türkçe yazılmış tek kaynak yayın olan bu çalışmasıyla geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın elinden Türkiye Bilimler Akademisi Bilimsel Telif Eser Ödülü aldı.

Mikrografi (mikroskobik fotoğraf) konusunda 33 yılı aşkın süredir çalışma yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Can’ın “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabı hem bilim hem de fotoğraf dünyasında ses getirdi.



MİLİMETRENİN MİLYONDA BİRİ

Mikroskop kullanılarak çok özel tekniklerle çekilen fotoğraflara, kullanılan teknolojiye göre milimetrenin milyonda biri büyüklüğü yansıtılabiliyor. Mikrografi adı verilen mikroskobik fotoğraf konusunda Türkiye’de uzun yıllardır fotoğrafları ile uluslararası alanda ödüller de alan Prof. Dr. Can, “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabında kendi arşivinden çok sayıda mikrografa da yer verdi.

Yazının Devamını Oku

Sağlıkçılara saygı sergisi

Koronavirüs tüm dünyayı sardı hatta derinden sarstı. Gözlerimizden saklanan bu gizli düşman, yaşamlarımızı olağan akışının dışına sürüklerken sağlık çalışanlarının insan hayatı üzerindeki etkisini de acı bir süreçte gösterdi bize.

Hacettepe Üniversitesi ise Mutlu Topaloğlu’nun fotoğraflarıyla hazırladığı dijital bir sergi ile sağlık çalışanlarına ‘saygı’ sundu. corona.hacettepe.edu.tr/sergi/ adresinden online gezilebilen ‘Gizli Düşman’ adlı sergide 67 fotoğraf yer alıyor.



DİJİTAL OLMASININ SEBEBİ KONUSU

Hacettepe Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Foto Film Birimi sorumlusu Mutlu Topaloğlu’yla ‘Sağlık çalışanlarına saygı duruşu’ sloganı ile açılan ‘Gizli Düşman’ sergisini ve fotoğraf tutkusunu konuştuk;

Yazının Devamını Oku

Fotoğraflar maç yaparsa

Evet evet, bu yarışmada fotoğraflar gerçekten maç yapıyor. Türkiye’de ortaya çıkan bu sıra dışı fotoğraf uygulamasının adı “PhotoCup.”



Uluslararası alanda da ilgi çeken ve kısa sürede 40 binin üzerinde üyeye ulaşan PhotoCup uygulamasında, fotoğraflar tıpkı bir spor müsabakalarındaki gibi ikili karşılaşmalara çıkıyor. Karşılaşmalarda en çok oyu alan bir üst tura ve nihayetinde de kupaya ulaşıyor. Fotoğraf tutkunlarını heyecanlandıran PhotoCup’ın yaratıcısı ise fotoğraf dünyasının yakından tanıdığı bir isim “Niko Guido.”
Kendisi, “İstanbul 365 gün” ve “Ben İstanbul” gibi projelerin yanı sıra uluslararası alanda yaptığı “14 Şehir” gibi birçok fotoğraf projesinin de sahibi. Tekrar PhotoCup’a dönersek, uygulama 1 Mayıs 2020’de hayata geçiyor ve bu sürede 40 binin üzerinde üyeye ulaşıyor. Zaman zaman bazı projelerde birlikte çalışma şansı da bulduğum usta fotoğrafçı Niko Guido, uygulamaya haftalık 15 bin fotoğraf yüklendiğini, 8 milyon oy kullanıldığını, her hafta pazar ve çarşamba günleri başlayan iki farklı kupa mücadelesinin verildiğini anlatırken bizi gerçekten heyecanlandırıyor. Bu uygulamanın Türkiye’de ortaya çıktığını ve özgün formatıyla dünyada tek olma özelliği taşıdığını aktaran Niko Guido ile PhotoCup’ın her yönünü konuştuk. Bakın neler anlattı:



Yazının Devamını Oku

Emekli albayın objektifinden

Şenol Zümrüt... Geçen aylarda Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan “albay” rütbesiyle emekli oldu. Asker kimliğinin yanı sıra Ankara’da fotoğraf camiasının tanıdığı, “uluslararası ödüller kazanmış” bir isim.

Son yıllarda birbirinin aynı fotoğraf karelerin üretilmesini eleştiren Şenol Zümrüt, “Sanatın oluşumunda mimesis(taklit) her zaman mevcuttur, ancak tekrar, arzu edilen bir durum değildir. Benzer çalışmaları üretmek, popüler olanın peşinde yol almak, kaçınılmaz olarak beğeni anlayışının sıradanlaşmasına neden oluyor” diyor.
Fotoğraf camiasının “komutan”ı Şenol Zümrüt’le, bir hobi olarak başladığı ve sonrasında ise aldığı ödüllerle kendini ispatladığı fotoğraf alanındaki tutkusunu konuştuk. İşte anlattıkları:



BELGELEME İLE MACERA BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Başkent beyaz perdede görünmüyor

Demir parmaklıkların çevrelediği dört duvar arasında umudun adıydı, ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’. Bir Anadolu takımını tutmanın keyfini yaşatıp Gençlerbirliği’ni sevdirdi ‘Behzat Ç’. Buruk bir aşkın hüzünlü hikâyesinde bu kez kalbimizi alıp götürdü;


'Aşk Tesadüfleri Sever’. Yüreklerimizi ısıtırken ‘Yusuf Yusuf’, kahkahalara boğdu hepimizi ‘Köyden İndim Şehire’. Ankara’nın mekânlarını anlattı ‘Siyah Beyaz’. Başkent’in gettosunda dolaştırdı ‘Yolunda A.Ş. Çinçin Hikâyesi”. Geçim sıkıntısı öğretti ‘Düttürü Dünya’. Tüm bu filmlerin ortak özelliği Ankara’da çekilmiş olmaları...
ANKARA FİLMLERİNİ KİTAPLAŞTIRDI

Araştırmacı Uğur Kavas, Ankara’da çekilen veya adında Ankara geçen tüm sinema filmlerini kitaplaştırdı. ‘Ankara’dan Sahneler ve Kaderin Mahkumları’ isimli kitapta filmler, oyuncu ve mekân fotoğrafları, sinopsis, künye bilgileri ile yer alıyor. Az sayıda basılan kitap, Film Yapımcıları Meslek Birliği’nin ‘FİYAB Kültür Yayını’ olarak Kültür Bakanlığı’na, kütüphanelere, belediyelerin kültür müdürlüklerine, yönetmenlere ve üniversitelerin sinema bölümlerine gönderildi.

1925’DEN 2019’A YALNIZCA 46 FİLM

“Başkent maalesef beyaz perdede görünmüyor” sözleriyle sinemada Ankara’nın hak ettiği şekilde görünmediğini dile getiren Kavas’la kitabını ve Ankara’da çekilen filmleri konuştuk: “Kitapta 1925 ve 2019 yılları arasında çekilen 46 film ve 1968-2008 yılları arasında Ankara konulu 47 belgesele ve 17 diziye ulaşabildim. Kitapta, Ankara’da çekilen ilk film olan Merian Cooper ve Ernest Schıedsack’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Çimen-Bir Halkın Yaşam Mücadelesi’ de anlatılıyor. Herhalde başkentinin kendi sinemasında en az göründüğü ülke Türkiye’dir. Ülkenin başkentinin çok daha fazla ön planda olması, şehrin filmlerde plato olarak kullanılması gerekir.

Yazının Devamını Oku

Fotoğrafla başka diyarlara yolculuk

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alp Can, tıp alanındaki başarılı çalışmalarının yanı sıra fotoğraf alanında da sergileri, yayınları, aldığı ödüllerle adından söz ettiriyor.

Prof. Dr. Can’ın fotoğrafları, özellikle iki farklı alanda dikkat çekiyor. Ancak mikroskop altında görülebilen, dünyayı estetik bir gözle fotoğraflarına yansıtan Prof. Dr. Can, uçsuz bucaksız maviliklerin altındaki rengârenk hayatı su altı karelerine taşıyor.

ANKARA DENİZLERE YAKIN

Prof. Dr. Alp Can’la görev yaptığı Ankara Üniversitesi’nde “Aquagraph” adını verdiği fotoğraf albümünü incelerken, uzun ve keyifli bir sohbet yaptık. Ankara’da yaşayan bir fotoğraf tutkunu için su altı merakını sorduğumda, “Ankara, denizi olmayan bir şehir belki ama Türkiye’nin tüm denizlerine aynı yakınlıkta. Bir de denizin yanındaki insanlar bazen denizi görmüyor bile. Ormanda yaşamaya başlayınca gözleriniz ağaçları görmez” sözleriyle karşılık verdi. Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli denizlerinde 2 bin 500’ün üzerinde dalış yapan Can’la fotoğraf tutkusunu konuştuk:

FOTOĞRAF HEP VARDI

Yazının Devamını Oku

Fotoğraftaki kadınlar

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), “Hayatın içinden kadın” konusuyla ikinci kez fotoğraf yarışması düzenledi.

Türkiye’den kadın manzaraları fotoğraflara yansıdı. Ödül alan fotoğraflar, sergilerle Türkiye’yi dolaşacak.

45 FOTOĞRAF SEÇİLDİ

Geçtiğimiz günlerde Antalya’da toplanan ve benim de arasında olduğum “Hayatın içinden kadın” yarışmasının jüri üyeleri zorlu bir mesaiyle Türkiye’nin dört bir yanından gelen bin 700 fotoğraf arasından seçim yaptı. Yarışmada ilk üç fotoğrafa ödül verildi, 3 fotoğraf mansiyon aldı, 39 fotoğrafsa sergilenmeye layık görüldü.

KADIN FOTOĞRAFLARINI TEŞVİK EDİYORUZ

Yazının Devamını Oku

100 Ülkeden 100 Yüz Esenboğa TAV Galeri’de

Ankara’dan uçakla seyahat edenleri Esenboğa Havalimanı’nda, Mustafa Çankaya’nın karelerinden oluşan “100Yüz100Ülke” isimli farklı bir fotoğraf sergisi bekliyor.

TAV Havalimanları tarafından işletilen Esenboğa Havalimanı’nda, geçtiğimiz günlerde kapılarını kapatan yine TAV’ın işlettiği İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan insan portreleri yolcuların ilgisine sunuluyor. Sergi 21 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek. Serginin ev sahibi TAV Esenboğa Genel Müdürü Nuray Demirer ise, yolcu trafiği her geçen yıl daha da artan Esenboğa Havalimanı’na TAV Galeri’nin yeni bir soluk getirdiğini, bugüne kadar yaklaşık 150 sergiyi ağırladıklarını anlattı.

KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİĞİN BULUŞMA NOKTASI

Fotoğraf sanatçısı Mustafa Çankaya, Atatürk Havalimanı’ndan transit geçen binlerce yolcuyu bir yıl boyunca fotoğrafladı. Çankaya, 100 farklı ülkeden 100 farklı insanın portresiyle havalimanının ağırladığı kültürel çeşitliliğini belgelemeyi amaçlayan projenin İstanbul’un dünyada seyahatin ortak geçiş noktası olarak farkını ortaya koyduğunu söyledi. Mustafa Çankaya’yla “100Yüz100Ülke” fotoğraflarını ve projenin hikayesini konuştuk.

BİR FOTOĞRAFÇI İÇİN HAZİNE ORTAM

“14 yıldır Atatürk Havalimanı’nda çalışıyorum ve 2011 yılı itibarıyla profesyonel olarak fotoğraf çekiyorum. Fotoğrafa olan ilgimi çalıştığım ortamın atmosferi ile birleştirmek istedim. Havalimanındaki insan çeşitliliği, farklı kültürlerden yolcular beni bu projeyi başlatmama sebep oldu. Her gün binlerce insan gözümün önünden geçip gidiyordu, hepsi de farklı renkte, dilde ve kültürde. Bir fotoğrafçı için hazine bir ortam. Bunu değerlendirmek istedim ve ‘100countires100faces’ (100yüz100ülke) fikri böylece ortaya çıktı. Proje her yüz için iki kareden oluşuyor. Birincisi yolcunun sadece yüzü, yüz ifadesi. İkincisi ise havalimanındaki o anki hali. Bu şekilde de Havalimanında yolcuların neler yaptığı, nasıl vakit geçirdiklerini belgeliyordum.

Yazının Devamını Oku

Büyükelçinin fotoğraf merakı

Dünya Mayın Tehlikelerine Karşı Korunma Günü’nde Türkiye’nin insani mayın temizleme çabalarını anlatan “Tehlikeli Mayın” filminin galası Ankara’da yapıldı.

Galanın yapıldığı salonun önünde ise Türkiye’deki mayın temizleme çalışmalarından ve bu bölgeden fotoğraflardan oluşan bir sergi yer alıyordu. Karma sergideki fotoğraflara bakarken bir isim dikkatimi çekti; Christian Berger.



BENİ ŞAŞIRTTI

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger’in fotoğraf merakını, Yılın Basın Fotoğrafları jürisinde de yer aldığı Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin çalışmalarını da yakından izlemesi ve fotoğraf etkinliklerine olan ilgisinden biliyordum. Ama bir sergide fotoğrafları ile karşılaşmak beni şaşırttı. “Danger Mines” (Tehlikeli Mayın) filminin galasına girmeden ayak üzeri fotoğrafların hikâyesini konuştuk Büyükelçi Berger’le;

Yazının Devamını Oku

Bir başka mülteci algısı

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, 34 yıldır düzenlediği Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nın sonuçlarını geçtiğimiz günlerde açıkladı.

Spor Toto Yılın Basın Fotoğrafları 2019’da, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun desteği ile düzenlenen özel bir kategori dikkat çekti: “Misafir-Mülteclik.” Hürriyet Gazetesi’nin foto muhabiri Murat Şaka, “Misafir-Mülteclik” kategorisinde birinciliği kazanırken aynı kategorinin seri dalında da üçüncü oldu. Medyaya çoğu kez yansıyan acı dolu hikâyelerden farklı olarak Şaka’nın ödül alan mülteci fotoğraflarında gülen yüzler ve umut var.



YENİ NESLİN BAŞARILI GÖZLERİNDEN

Aynı kurumda çalışmaktan mutluluk duyduğum genç meslektaşım Murat Şaka, başarılı bir foto muhabiri. Şaka’nın bu yıl ki başarısı aslında mülteci konusundaki ilk ödülü de değil. Türkiye’de yaşayan Afrika kökenli kadınlarla ilgili bir fotoğrafıyla da 2015 yılında Yılın Günlük Yaşam Fotoğrafı ödülünü kazanmıştı. Murat Şaka’yla mülteci gerçeğine bakışını ve ödül alan karelerinin hikâyesini konuştuk.

Yazının Devamını Oku

Pullu Kadınlar Ankara’ya geliyor

Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun “Usta” unvanlı ilk Türk fotoğrafçısı Ali Rıza Demir, iki kadının hayat mücadelesini karelerine taşıdı.

Ali Rıza Demir’in bir buçuk yıl boyunca fotoğrafladığı Gülsüm ve Hülya’nın hikâyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde “Pullu Kadınlar” arlı sergi ile Ankara’da olacak. Sergi, 25 Nisan’a kadar görülebilecek.
Benim de katıldığım fotoğraf organizasyonlarında zaman zaman bir araya gelme şansı yakaladığım, konusu fotoğraf olan sohbetlerle zamanı hızla akıttığım Ali Rıza Demir’in “Pullu kadınlar” sergisi ve Ankara’da da açılacağı haberi, kendisi ile yeni bir sohbete bahane oldu. Fotoğraflarının ve serginin hikâyesini anlattı.

YÜZME BİLMİYORLAR

“Emekli subayım. Okul hayatımda da meslek hayatımda da her anımda fotoğraf oldu, ne yaptıysam fotoğraf yanında ilerledi. Görev nedeniyle İzmir, İstanbul ve Mersin’de hayatımı geçirdim. 2017 yılında emekli olunca Mersin’e yerleştim. Burada yaşadığım sitenin yakınlarında, bölgedeki herkesin yakından tanıdığı, sahilde balık temizleyen kadın tanıdım. Altmışlı yaşlarındaki Gülsüm Çeyiz ve kırklı yaşlarındaki Hülya Ceviz. Sohbetlerle hayatlarının derinine indikçe onların hikâyelerini fotoğraflarımla anlatmaya karar verdim. Bir buçuk yıl boyunca aralıksız fotoğraflarını çektim. Yüzme bilmeyen ama hayatlarını denizden kazanan iki kadının hikâyesi...


Yazının Devamını Oku