En renkli foto muhabiriyle bayram sohbeti

Ankara’nın en renkli foto muhabirlerinden Kadir Şengün, meslekte 45 yılı geride bırakmış bir isim.

Keyifli bir bayram sohbeti için doğru adres de elbette böyle bir ustadan başkası olamazdı.
Başkentin politik havasını yıllarca en yakınından takip ettiği siyasi liderlerle yaşayan Kadir Şengün’le bayramın ilk günü buluştuk. Anıları, keyifli hikayeleri ile saatler süren doyumsuz bir sohbetten ancak gazete sayfasının yer verdiği kadarını aktarabileceğim. Gerisi, bundan sonra dost sohbetlerimde anlatacağım renkli hikayeler olarak hafızama kazındı. İşte size, Kadir Şengün’ün anlattığı hikayelerden renkli bir kaçı:

GENÇLERE ÜZÜLÜYORUM

“Ben Süleyman Demirel’le, Turgut Özal’la, Bülent Ecevit’le, Alparslan Türkeş’le, Necmettin Erbakan’la çalıştım. Şimdi hala fotoğraf çekmeye devam ediyorum. Eski liderlere bakınca genç meslektaşlarımın o yılları yaşamamasına üzülüyorum. Hepsi de değer verirdi bize, nazik davranırdı, tanırdı. Hep en yakınlarında foto muhabirleri olurdu. Şimdi iktidarı da muhalefeti de aynı. Özellikle Başbakan, Cumhurbaşkanı şimdi gazeteciyi vatandaşın girdiği yere bile sokmuyor. Her gün daha geri itiyorlar. Ama biz orada bir çift göz, bir objektif değiliz. Gazeteye ya da internet sayfasındaki fotoğraflara bakan biri, olayı oradaki foto muhabirinin gözü ile görür. Bizler oralara bakan insanların gözüyüz.

En renkli foto muhabiriyle bayram sohbeti

HERKES MERAK ETTİ

Tabii meslekte 45 yıl geçti gitti bu kadar yakından izleyince. Bir çok renkli anı da var. En keyiflilerinden birini anlatayım. Anadolu Ajansı yıllarım, Turgut Özal yeni Başbakan. Libyalı bir devlet bakanı onuruna yemek veriyor. Yemek başında fotoğraf çektikten sonra salonun kenarında beklemeye başladık. O arada rahmetli Özal, bizim olduğumuz tarafa bakarak, beni çağırdı. Yanına gittim. Kulağıma bir şey söyledi. Döndüğümde gazeteci arkadaşlar, merakla ‘Ne dedi’ diye sorup duruyor. Bir şey diyemedim, çıktım gittim. O aralar Başbakan Özal’ın köşke çıkıp görüşme durumu var. Gazeteciler telaşlandı tabii herkes o gün saatlerce ajansın haberlerini takip etti, ‘ne geçecek’ diye bekliyorlar, bir haber atlattık sanıyorlar. Oysa Özal bana yalnızca, ‘Ordan çekil televizyonu göremiyorum’ dedi. Bense söylersem dalga geçerler diye susup, oradan çekip gitmiştim.

KAPI NASIL KAYBOLDU?

Konya’da Evren Paşa’yı izliyoruz, ilk ülke gezisi. Akşam kaldığımız otelde yemeğe oturduk, içki de içiliyor tabii. Ertesi sabah beşte kalkıp gideceğiz, Evren’in kaldığı orduevine. Yemek uzadıkça uzadı. Ben gitmek istedim ama bırakmadılar. Zar zor odaya çıktım. Ertesi sabah beşte kalktım, giyindim. Bir baktım odada kapı yok. Banyoya giriyorum, camdan bakıyorum. Camdan çıksam oda ikinci katta, yüksek yani. Ama kapı yok, bulamıyorum. Resepsiyona telefon ettim. Anlattılar bulamadım. En son ‘Gelin beni çıkarın. Kapı yok kerdeşim’ dedim. Otel görevlileri gelip kapıyı çalınca ses gardrobun arkasından geldi. O ara açtılar da kapıyı. Yemekten kalktıktan sonra da arkadaşlar gelip kapımı çalıp, açmaya, beni çağırmaya devam edince kızıp, otel odasındaki gardırobu kapının önüne çekmiştim. Gece o kafayla yaptığımı sabah unutunca oteli birbirine katmış oldum.

En renkli foto muhabiriyle bayram sohbeti

SEMRA HANIMI MAYOLU ÇEKİNCE

Tercüman’da çalıştığım yıllar. Rahmetli Özal Cumhurbaşkanı. Göcek’te onu izliyoruz. Her gün yatla açılıyorlar. Biz gizlice tekneleri kiralayıp peşlerinden çıkıyoruz. Ama kayboluyorlar, engelliyorlar. Tekneleri kiraladığımız yerde bir ispiyoncu olduğunu farkedince karar verdik. Başka bir yol bulacağız. Ben, Süreyya Oral, Celal Yıldız, sonradan Konak Belediye Başkanı olan Hakan Tartan, sonradan Anadolu Ajansı Genel Müdürü olan Hilmi Bengi, Fethiye’den kiraladık tekneyi. Baktık bir koydalar. Geçip bir sonraki koyda indik yürüyerek geçerek Özalların kullandığı ‘Nirvana’ isimli teknenin olduğu koya yaklaştık. Teknede fotoğraflarını çektim. Semra Hanım’ın mayolu kareleri de vardı. Gazetede çıktı tabii bunun üzerine dava açacağını söyledi. Ama benim çektiğimi öğrenince Semra Hanım affetti.

‘YARIN GAZETEYE GEL’

Erzurum’da doğdum ama babamın ölümü ardından Ankara’ya geldim. Lise bitmek üzereydi yaşım 16-17 Kayhan Vandemir’in yanında mesleğe başladım. Kayhan Vandemir, Ankara’da birçok gazeteye fotoğraf servis ediyordu, Süleyman Demirel’in de fotoğrafçısıydı. Bir gün ‘Yarın geleceksin’ dedi. Bu sözle Adelet Gazetesi’nde foto muhabirliğine adım attım, hala çalışıyorum. Ama eğer foto muhabiriyim diyorsam bu Mehmet Ünlü sayesinde oldu aslında. 1972’de Anadolu Ajansı’nın fotoğraf servisini Kayhan Vandemir kurdu. Onunla birlikte, ben Mehmet Ünlü ve İlhan Kuyucu fotoğraf servisini oluşturduk. Benim çıraklık dönemlerimdi. Ama Mehmet Ünlü, hem karanlık odayı, hem fotoğrafçılığı, hem fotoğraf seçmeyi çok iyi biliyordu. Bir çok yardımını gördüm mesleki anlamda. Sonrasında zaten Vandemir’in ardından yıllarca Anadolu Ajansı’nın Fotoğraf Haberleri Müdürlüğü’nü yaptı. Mehmet Ünlü tanıdığım en iyi editördür, kaldırır bir makara filme bakar ‘Şu kare’ der, ‘Bir tek onu geçin.’ Ertesi günü bakmışsınız her gazetede o kare var.

En renkli foto muhabiriyle bayram sohbeti

KADİR ŞENGÜN KİMDİR?

Şengün, 1952 yılında Erzurum’da doğdu. Henüz bebek yaşta babasını kaybedince Ankara’ya taşındı ve ilk, orta ve lise eğitinmini Ankara’da tamamladı. 1968 yılında 16 yaşındayken Süleyman Demirel’in de fotoğrafçılığını yapan gazetelere fotoğraf servis eden Kayhan Vandemir’in sahibi olduğu fotoğrafhanede mesleğe başladı. Bir yıl sonra Adalet Gazetesi’ne foto muhabiri olarak çalışmaya başlayan Şengün, 1973 yılında Günaydın’a 1974 yılında Anadolu Ajansı’na geçti. 1984 yılında Tercüman Gazetesi’ne transfer olan Şengün, 1997’de başladığı Akşam Gazetesi’nde emekli olduğu 2007 yılına kadar çalıştı. Şengün, halen Bugün Gazetesi için fotoğraf çekmeye devam ediyor. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği ve Türkiye Spor Yazarları Derneği üyesi Şengün, Gazeteciler Cemiyeti tarafından iki kez ‘Yılın Gazetecisi’ seçildi.

X

Emekli albayın objektifinden

Şenol Zümrüt... Geçen aylarda Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan “albay” rütbesiyle emekli oldu. Asker kimliğinin yanı sıra Ankara’da fotoğraf camiasının tanıdığı, “uluslararası ödüller kazanmış” bir isim.

Son yıllarda birbirinin aynı fotoğraf karelerin üretilmesini eleştiren Şenol Zümrüt, “Sanatın oluşumunda mimesis(taklit) her zaman mevcuttur, ancak tekrar, arzu edilen bir durum değildir. Benzer çalışmaları üretmek, popüler olanın peşinde yol almak, kaçınılmaz olarak beğeni anlayışının sıradanlaşmasına neden oluyor” diyor.
Fotoğraf camiasının “komutan”ı Şenol Zümrüt’le, bir hobi olarak başladığı ve sonrasında ise aldığı ödüllerle kendini ispatladığı fotoğraf alanındaki tutkusunu konuştuk. İşte anlattıkları:



BELGELEME İLE MACERA BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Başkent beyaz perdede görünmüyor

Demir parmaklıkların çevrelediği dört duvar arasında umudun adıydı, ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’. Bir Anadolu takımını tutmanın keyfini yaşatıp Gençlerbirliği’ni sevdirdi ‘Behzat Ç’. Buruk bir aşkın hüzünlü hikâyesinde bu kez kalbimizi alıp götürdü;


'Aşk Tesadüfleri Sever’. Yüreklerimizi ısıtırken ‘Yusuf Yusuf’, kahkahalara boğdu hepimizi ‘Köyden İndim Şehire’. Ankara’nın mekânlarını anlattı ‘Siyah Beyaz’. Başkent’in gettosunda dolaştırdı ‘Yolunda A.Ş. Çinçin Hikâyesi”. Geçim sıkıntısı öğretti ‘Düttürü Dünya’. Tüm bu filmlerin ortak özelliği Ankara’da çekilmiş olmaları...
ANKARA FİLMLERİNİ KİTAPLAŞTIRDI

Araştırmacı Uğur Kavas, Ankara’da çekilen veya adında Ankara geçen tüm sinema filmlerini kitaplaştırdı. ‘Ankara’dan Sahneler ve Kaderin Mahkumları’ isimli kitapta filmler, oyuncu ve mekân fotoğrafları, sinopsis, künye bilgileri ile yer alıyor. Az sayıda basılan kitap, Film Yapımcıları Meslek Birliği’nin ‘FİYAB Kültür Yayını’ olarak Kültür Bakanlığı’na, kütüphanelere, belediyelerin kültür müdürlüklerine, yönetmenlere ve üniversitelerin sinema bölümlerine gönderildi.

1925’DEN 2019’A YALNIZCA 46 FİLM

“Başkent maalesef beyaz perdede görünmüyor” sözleriyle sinemada Ankara’nın hak ettiği şekilde görünmediğini dile getiren Kavas’la kitabını ve Ankara’da çekilen filmleri konuştuk: “Kitapta 1925 ve 2019 yılları arasında çekilen 46 film ve 1968-2008 yılları arasında Ankara konulu 47 belgesele ve 17 diziye ulaşabildim. Kitapta, Ankara’da çekilen ilk film olan Merian Cooper ve Ernest Schıedsack’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Çimen-Bir Halkın Yaşam Mücadelesi’ de anlatılıyor. Herhalde başkentinin kendi sinemasında en az göründüğü ülke Türkiye’dir. Ülkenin başkentinin çok daha fazla ön planda olması, şehrin filmlerde plato olarak kullanılması gerekir.

Yazının Devamını Oku

Fotoğrafla başka diyarlara yolculuk

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alp Can, tıp alanındaki başarılı çalışmalarının yanı sıra fotoğraf alanında da sergileri, yayınları, aldığı ödüllerle adından söz ettiriyor.

Prof. Dr. Can’ın fotoğrafları, özellikle iki farklı alanda dikkat çekiyor. Ancak mikroskop altında görülebilen, dünyayı estetik bir gözle fotoğraflarına yansıtan Prof. Dr. Can, uçsuz bucaksız maviliklerin altındaki rengârenk hayatı su altı karelerine taşıyor.

ANKARA DENİZLERE YAKIN

Prof. Dr. Alp Can’la görev yaptığı Ankara Üniversitesi’nde “Aquagraph” adını verdiği fotoğraf albümünü incelerken, uzun ve keyifli bir sohbet yaptık. Ankara’da yaşayan bir fotoğraf tutkunu için su altı merakını sorduğumda, “Ankara, denizi olmayan bir şehir belki ama Türkiye’nin tüm denizlerine aynı yakınlıkta. Bir de denizin yanındaki insanlar bazen denizi görmüyor bile. Ormanda yaşamaya başlayınca gözleriniz ağaçları görmez” sözleriyle karşılık verdi. Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli denizlerinde 2 bin 500’ün üzerinde dalış yapan Can’la fotoğraf tutkusunu konuştuk:

FOTOĞRAF HEP VARDI

Yazının Devamını Oku

Fotoğraftaki kadınlar

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), “Hayatın içinden kadın” konusuyla ikinci kez fotoğraf yarışması düzenledi.

Türkiye’den kadın manzaraları fotoğraflara yansıdı. Ödül alan fotoğraflar, sergilerle Türkiye’yi dolaşacak.

45 FOTOĞRAF SEÇİLDİ

Geçtiğimiz günlerde Antalya’da toplanan ve benim de arasında olduğum “Hayatın içinden kadın” yarışmasının jüri üyeleri zorlu bir mesaiyle Türkiye’nin dört bir yanından gelen bin 700 fotoğraf arasından seçim yaptı. Yarışmada ilk üç fotoğrafa ödül verildi, 3 fotoğraf mansiyon aldı, 39 fotoğrafsa sergilenmeye layık görüldü.

KADIN FOTOĞRAFLARINI TEŞVİK EDİYORUZ

Yazının Devamını Oku

100 Ülkeden 100 Yüz Esenboğa TAV Galeri’de

Ankara’dan uçakla seyahat edenleri Esenboğa Havalimanı’nda, Mustafa Çankaya’nın karelerinden oluşan “100Yüz100Ülke” isimli farklı bir fotoğraf sergisi bekliyor.

TAV Havalimanları tarafından işletilen Esenboğa Havalimanı’nda, geçtiğimiz günlerde kapılarını kapatan yine TAV’ın işlettiği İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan insan portreleri yolcuların ilgisine sunuluyor. Sergi 21 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek. Serginin ev sahibi TAV Esenboğa Genel Müdürü Nuray Demirer ise, yolcu trafiği her geçen yıl daha da artan Esenboğa Havalimanı’na TAV Galeri’nin yeni bir soluk getirdiğini, bugüne kadar yaklaşık 150 sergiyi ağırladıklarını anlattı.

KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİĞİN BULUŞMA NOKTASI

Fotoğraf sanatçısı Mustafa Çankaya, Atatürk Havalimanı’ndan transit geçen binlerce yolcuyu bir yıl boyunca fotoğrafladı. Çankaya, 100 farklı ülkeden 100 farklı insanın portresiyle havalimanının ağırladığı kültürel çeşitliliğini belgelemeyi amaçlayan projenin İstanbul’un dünyada seyahatin ortak geçiş noktası olarak farkını ortaya koyduğunu söyledi. Mustafa Çankaya’yla “100Yüz100Ülke” fotoğraflarını ve projenin hikayesini konuştuk.

BİR FOTOĞRAFÇI İÇİN HAZİNE ORTAM

“14 yıldır Atatürk Havalimanı’nda çalışıyorum ve 2011 yılı itibarıyla profesyonel olarak fotoğraf çekiyorum. Fotoğrafa olan ilgimi çalıştığım ortamın atmosferi ile birleştirmek istedim. Havalimanındaki insan çeşitliliği, farklı kültürlerden yolcular beni bu projeyi başlatmama sebep oldu. Her gün binlerce insan gözümün önünden geçip gidiyordu, hepsi de farklı renkte, dilde ve kültürde. Bir fotoğrafçı için hazine bir ortam. Bunu değerlendirmek istedim ve ‘100countires100faces’ (100yüz100ülke) fikri böylece ortaya çıktı. Proje her yüz için iki kareden oluşuyor. Birincisi yolcunun sadece yüzü, yüz ifadesi. İkincisi ise havalimanındaki o anki hali. Bu şekilde de Havalimanında yolcuların neler yaptığı, nasıl vakit geçirdiklerini belgeliyordum.

Yazının Devamını Oku

Büyükelçinin fotoğraf merakı

Dünya Mayın Tehlikelerine Karşı Korunma Günü’nde Türkiye’nin insani mayın temizleme çabalarını anlatan “Tehlikeli Mayın” filminin galası Ankara’da yapıldı.

Galanın yapıldığı salonun önünde ise Türkiye’deki mayın temizleme çalışmalarından ve bu bölgeden fotoğraflardan oluşan bir sergi yer alıyordu. Karma sergideki fotoğraflara bakarken bir isim dikkatimi çekti; Christian Berger.



BENİ ŞAŞIRTTI

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger’in fotoğraf merakını, Yılın Basın Fotoğrafları jürisinde de yer aldığı Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin çalışmalarını da yakından izlemesi ve fotoğraf etkinliklerine olan ilgisinden biliyordum. Ama bir sergide fotoğrafları ile karşılaşmak beni şaşırttı. “Danger Mines” (Tehlikeli Mayın) filminin galasına girmeden ayak üzeri fotoğrafların hikâyesini konuştuk Büyükelçi Berger’le;

Yazının Devamını Oku

Bir başka mülteci algısı

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, 34 yıldır düzenlediği Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nın sonuçlarını geçtiğimiz günlerde açıkladı.

Spor Toto Yılın Basın Fotoğrafları 2019’da, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun desteği ile düzenlenen özel bir kategori dikkat çekti: “Misafir-Mülteclik.” Hürriyet Gazetesi’nin foto muhabiri Murat Şaka, “Misafir-Mülteclik” kategorisinde birinciliği kazanırken aynı kategorinin seri dalında da üçüncü oldu. Medyaya çoğu kez yansıyan acı dolu hikâyelerden farklı olarak Şaka’nın ödül alan mülteci fotoğraflarında gülen yüzler ve umut var.



YENİ NESLİN BAŞARILI GÖZLERİNDEN

Aynı kurumda çalışmaktan mutluluk duyduğum genç meslektaşım Murat Şaka, başarılı bir foto muhabiri. Şaka’nın bu yıl ki başarısı aslında mülteci konusundaki ilk ödülü de değil. Türkiye’de yaşayan Afrika kökenli kadınlarla ilgili bir fotoğrafıyla da 2015 yılında Yılın Günlük Yaşam Fotoğrafı ödülünü kazanmıştı. Murat Şaka’yla mülteci gerçeğine bakışını ve ödül alan karelerinin hikâyesini konuştuk.

Yazının Devamını Oku

Pullu Kadınlar Ankara’ya geliyor

Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun “Usta” unvanlı ilk Türk fotoğrafçısı Ali Rıza Demir, iki kadının hayat mücadelesini karelerine taşıdı.

Ali Rıza Demir’in bir buçuk yıl boyunca fotoğrafladığı Gülsüm ve Hülya’nın hikâyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde “Pullu Kadınlar” arlı sergi ile Ankara’da olacak. Sergi, 25 Nisan’a kadar görülebilecek.
Benim de katıldığım fotoğraf organizasyonlarında zaman zaman bir araya gelme şansı yakaladığım, konusu fotoğraf olan sohbetlerle zamanı hızla akıttığım Ali Rıza Demir’in “Pullu kadınlar” sergisi ve Ankara’da da açılacağı haberi, kendisi ile yeni bir sohbete bahane oldu. Fotoğraflarının ve serginin hikâyesini anlattı.

YÜZME BİLMİYORLAR

“Emekli subayım. Okul hayatımda da meslek hayatımda da her anımda fotoğraf oldu, ne yaptıysam fotoğraf yanında ilerledi. Görev nedeniyle İzmir, İstanbul ve Mersin’de hayatımı geçirdim. 2017 yılında emekli olunca Mersin’e yerleştim. Burada yaşadığım sitenin yakınlarında, bölgedeki herkesin yakından tanıdığı, sahilde balık temizleyen kadın tanıdım. Altmışlı yaşlarındaki Gülsüm Çeyiz ve kırklı yaşlarındaki Hülya Ceviz. Sohbetlerle hayatlarının derinine indikçe onların hikâyelerini fotoğraflarımla anlatmaya karar verdim. Bir buçuk yıl boyunca aralıksız fotoğraflarını çektim. Yüzme bilmeyen ama hayatlarını denizden kazanan iki kadının hikâyesi...


Yazının Devamını Oku

Kitap mirastır

Kendine has fotoğraf dili sayesinde yakından takip ettiğim isimlerden biridir, Serkan Çolak. Şubat ayında yayınlanacak “Yolda” isimli fotoğraf kitabının hazırlıklarını sürdürürken, geçtiğimiz hafta Hindistan’daki uluslararası bir fotoğraf festivalinde ödül alması, Türk fotoğraf dünyası için mutlu bir haber oldu. 

Siyah-beyaz fotoğraflarıyla dikkat çeken Serkan Çolak’la fotoğraflarını, “Miras bırakıyorum” dediği kitabı “Yolda”yı ve Hindistan’da ödül getiren fotoğraflarının hikâyesini konuştuk.

BİR DERGİ HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ

“2003 yılından bu yana fotoğraflar çekiyorum. Kitaplar, dergiler, yayınlar, insanın üzerinde etkileri ile bazen hayatları değiştirebiliyor. O yıllarda ‘Geniş Açı’ adında sürekli takip ettiğim bir fotoğraf dergisi vardı. O dergi, 2006 yılında 50’nci sayısıyla yayın hayatına son verdi, ama beni fotoğrafa bağladı. O yayınları takip ederken fotoğrafa merak sardım. Kapağında yayınlanan bir fotoğraf o kadar etkiledi ki, benim de fotoğraflarım olsun istedim. Filmli makine aldım, el yordamı ile fotoğraflar ürettim. Kendimi geliştirmeye çalıştım ve bir süre sonra anlatma ihtiyacı ile belgesel fotoğraflar girdi, hayatıma. 2009’dan itibaren de belgesel fotoğraflar üretiyorum.

SOMUT BİR ESER BIRAKMA DUYGUSU

Birçok fotoğraf üretiyoruz. Ama günümüzde sanal dünyanın gürültüsü içerisinde silik birer siluet olarak kalıyor. Herkes için geçerli bu söylediğim. Sanal dünyanın gerçeği. Karelerimiz, internet siteleri, Instagram, Facebook veya benzeri uygulamaların kalabalıkları arasında kalıyor. Bu düşünce, geleceğe daha somut bir eser bırakma duygusunu yarattı bende. Bu şekilde bir fotoğraf kitabı yapmak fikri doğdu. Kitap bir mirastır. Hem kendi aileme hem fotoğraf dünyasına. ‘Yolda’ kitabımın ismi. Son 3 yılı ağırlıklı şekilde, 11 yılda çekilen kareler var kitapta. 6 ay süren hazırlıkların ardından yayına hazır hale geldi. Belgesel fotoğraflarda başkalarının yaşamlarını anlatıp, tanık oldum. Kitapta ise kendi hayatıma dönük işleri yansıtmaya çalıştım. Klasik belgesel fotoğrafları gibi değil, belirgin net işlerden öte belirsiz, daha düşündürücü fotoğrafları toplamaya çalıştım.

KİTAP ÖNCESİ ÖDÜL MOTİVASYON OLDU

Geçtiğimiz aylarda Türkiye’ye İzmir’de bir fotoğraf etkinliği için gelen iki Hint fotoğrafçı fotoğraflarımı görünce, Hindistan’daki Polyphony Photo Festivali’nden bahsedip katılmamı istemişlerdi. O festival 2012 yılında Sinan Kılıç’la birlikte fotoğrafladığımız ‘Reş’ ismini verdiğimiz projeyi gönderdim. ‘Sınırların Ardında’ temalı festivalde fotoğraflarım birinci oldu. Kitabın yayınından önce iyi bir motivasyon oldu benim için. Modern bir şehrin sınırında Mardin’den gelen odun kömürü işçilerinin modern hayattan uzak hayatlarının hikayesiydi, fotoğrafların konusu. Kalküta’da sergilenen projeyi de önümüzdeki aylarda Sinan Kılıç’la birlikte kitaplaştırmak istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Objektifi, Anadolu’nun sesi

Fotoğraf paylaşım uygulaması Instagram, Avrupa’nın en hızlı büyüyen sosyal ağı olarak 2018 yılını lider kapattı. Almanya merkezli istatistik portalı ‘Statista’ tarafından yayınlan verilere göre, Türkiye’de nüfusun yaklaşık yüzde 45’i (yani 37 milyon kişi) popüler fotoğraf paylaşım uygulamasını kullanıyor. Bu rakamlarla Instagram kullanımında Türkiye; ABD, Hindistan, Brezilya ve Endonezya’nın ardından 5’inci sırada.

Sosyal medyanın popülerliği sayesinde Türkiye’de fotoğraf tutkusunun izinde harikalar yaratan pek çok isim de kendinden söz ettirmeyi başarıyor. Bu isimlerden biri; fotoğraf hikâyelerinin peşinde Anadolu’yu karış karış gezen Gülin Yiğiter’le bu tutkusunu konuştuk. “İnsanları tanımayı seviyorum. Fotoğraf sanki bunun için üretilmiş bir araç gibi. Boynunuzda fotoğraf makinesi varsa kapılar daha sıcak açılıyor” sözleriyle insanlarla kurduğu bağı anlatan Gülin Yiğiter’le belgesel fotoğraflarının hikâyesini konuştuk.



DEKLANŞÖRÜMÜN İZLERİ OLSUN

“Fotoğrafa olan ilgim hep vardı. Ama ailemle gittiğimiz bir Karadeniz turu benim için milat oldu. O gezi için bir fotoğraf makinesi aldım. Ardından sık sık yaptığım doğa yürüyüşleri fotoğraf makinesiyle aramdaki bağı daha da sıkılaştırdı. O süreçte kısa fotoğraf eğitimi de aldım. Bu eğitimle daha farklı alanlarda fotoğraflar çekmeye başladım. Bugün artık hikâyesi olan belgesel fotoğraflar çekiyorum. Şimdi Anadolu’nun her köşesinde deklanşörümün izleri olsun istiyorum. Ülkemin her köşesinde farklı bir ses, farklı bir nefes var. Bunları fotoğraf karelerine aktarmak benim için ayrı bir keyif.

ANADOLU İNSANININ YÜZLERİ VAR

Fotoğraflarımda Anadolu insanının yüzleri var, hayatlarından kesitler anlatıyorum. Bu yüzden belgesel fotoğraflar diyorum. Fotoğrafların hikâyesi olmalı. Bana özel olmalı. Benim dilim olmalı fotoğrafımda. Ama bakıyorum fotoğrafa olan ilgi arttıkça bu işin tüketimi de arttı. Birçok fotoğrafçı birbirinin peşi sıra aynı işleri fotoğraflamaya başladı. Ben bilinmeyen, az bilinen hikâyeleri anlatmayı seviyorum.

Yazının Devamını Oku

Ara Güler’in adını TFMD yaşatacak

Fotoğraf dünyası, 2018 yılını acı bir kayıpla hatırlayacak. Çünkü bu toprakların yetiştirdiği en değerli foto muhabirlerinden birine, Ara Güler’e veda ettik.

 

 Benim de tanıma şansı bulduğum usta “Ara Hoca”, Türkiye’ye “foto muhabiri” tanımını anlatan, öğreten bir isim olması ile tabii ki bizler için çok farklı bir yere sahip. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Foto Muhabiri” dergisinin son sayısını Ara Güler’e ayıran Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, bu kez 34 yıldır aralıksız olarak düzenlediği “Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması”nı gençlere açarak, büyük ustanın adını yaşatma adına önemli bir karar aldı.



SANATÇI DEĞİL FOTO MUHABİRİ

Yazının Devamını Oku

Fotoğrafa 'Noter onaylı' bakış

Yeni yıl hediyeleri arasında elektronik mağazalarının vitrinlerini süsleyen küçük bütçelerle bile alınabilecek drone’ların önünden geçerken, yıllarca birlikte çalıştığım Tolga Adanalı geldi aklıma. Türkiye’de drone’la ilk fotoğraf çekenlerden biri Tolga. Ama drone’ların adı anılmazken kendine farklı açısı arar; ya binanın çatısından, ya paramotordan ya da mikrolighttan basardı deklanşöre. Ankara’da çalıştığı dönemde çektiği Anıtkabir ile Kocatepe Cami’nin yan yana olduğunu gösteren fotoğraf karesiyle tartışma yaratmış, fotoğrafı noter huzurunda tekrar çekmişti.

Yeni Asır’dan Hürriyet’e, DHA’dan Anadolu Ajansı’na uzun yıllar foto muhabiri olarak görev yapan, kurucuları arasında yer aldığı ve 5 yıl önce yayın hayatına başlayan Depo Photos Ajansı’nda hem yönetici olan hem de foto muhabirliğine aktif olarak devam eden Tolga Adanalı’yla fotoğraflarının hikâyesini konuştuk.
“Bir şehri, bölgeyi veya yeri havadan gösteren açılar hep bana farklı gelmiştir. Bakış açınızı genişletiyorsunuz, değiştiriyorsunuz ve alternatif yaratıyorsunuz” sözleriyle tutkusunu anlatan Adanalı, 2000’li yılların başında microlight, paramotor gibi hava araçlarıyla çektiği Akdeniz ve Ege sahilleri fotoğraflarıyla çok sayıda ödül de aldı. Ama Tolga Adanalı’yla sohbetimiz Ankara fotoğrafı ile başladı:

O FOTOĞRAF OLAY OLDU

“Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü’ne yeni tayin olmuştum. Akşam ajansta görevliydim. Şehri biraz tanımak için turladım. Kenti görebileceğim yüksek noktalardan biri de Öğretmen Evi’nin çatısıydı. Anıtkabir ve Kocatepe fotoğrafını oradan tele objektifle çektim. Çok görülmeyen bu açı, fotoğraf yayınlanınca olay oldu. Bir televizyonun ana haberinde photoshop’lu iki yapının yanyana getirildiği ve ‘manipülasyon’ yapıldığı iddiası yayınlandı. Yani bu üst açı, hem medyada hem de sosyal medyada tartışmaların odağında yer aldı. Maniplasyon olmadığını kanıtlamak için noter huzurunda ve Türkiye Foto Muhabirleri Derneği yöneticilerinin bilirkişiliğinde aynı kareyi bir kez daha çektim. O yayını yapan anchorman’i, ana haber bülteninde özür dilemiş ve görevinden istifa etmişti.

DRONE’U İLK GETİRENLERDEN

Yazının Devamını Oku

Hatıraları saklayan İtfaiye Meydanı

Ankara ticaretinin en sıradışı noktalarından biri, “İtfaiye Meydanı.” Spot ve ikinci el ürün almak isteyenler, eski radyo ya da antika gaz maskesi arayanlar, geyikli duvar halıları ile eski kaset ve plakların peşine düşenler İtfaiye Meydanı’nda buluşuyor.

Fotoğraf sevdalısı Ömer Kavuk, hatıraları saklayan mekân, İtfaiye Meydanı’nı fotoğrafladı. Geçtiğimiz aylarda da açtığı “İstenmeyene Değer Biçmek” sergisiyle sunduğu fotoğraflarında İtfaiye Meydanı’nın yüzlerini gelecek nesillere aktardı.

YOLU DÜŞMEYENİN BİLMEDİĞİ HİKAYE

AB Delagasyonu Basın Enformasyon sorumlusu olarak görev yapan Ömer Kavuk’la İtfaiye Meydanı fotoğraflarının hikayesini konuştuk:
“Uzun süre İstanbul’da sürdü hayatım. 2005 yılında ise Birleşmiş Milletler görevim dolayısıyla Ankara’ya geldim. O dönemden başlayarak sık sık İtfaiye Meydanı’na gittim. Bana hep farklı gelen ve içine çeken bir havası vardı. Burası geçmişi olan bir yer, sonuçta Cumhuriyet dönemi öncesinde de orası bir pazar zaten. Osmanlı döneminde de develerle insanların geldiği bir ticaret alanı. Esnafla tanıştım gelişen süreçte. Esnafın hep kentsel dönüşüm kaygısı vardı. Burayı fotoğraflama fikri böyle doğdu. Hem oradakilerin seslerini duyurmak hem de gelecek nesillere böyle bir yerin hikayesini anlatmak fikri ile ortaya çıktı, İtfaiye Meydanı fotoğraflarının serüveni. Bu, Ankara’ nın göbeğinde bilmeyenlerin yolunun düşmediği İtfaiye Meydanı’nın hikayesi.


Yazının Devamını Oku

Atakule’nin inşaat fotoğrafları yukarıdan nasıl çekildi

Ankara’nın ilk, Türkiye’nin ikinci alışveriş merkezi Atakule... 29 Ekim’de yeniden hizmete açılmasının ardından tematik renkli ışıklandırmasıyla, etkinlikleri ve eski hareketli günlerine kavuşmasıyla sık sık gündeme geliyor.

Başkent’in logosunda silueti olan 125 metrelik kulenin tarihinde ilginç bir de fotoğraf hikâyesi var. Drone’ların avuç içine sığabildiği günümüzün aksine Atakule’nin havadan ilk fotoğraflarının çekilmesi oldukça büyük bir cesaret ve emek gerektiriyordu. O fotoğrafların altında mesleğimizin büyük ustalarından Sökmen Baykara’nın imzası var.

Atakule’nin yukarıdan çekilen ilk fotoğraflarının hikâyesini, geçtiğimiz günlerde 82. yaşını kutlayan Sökmen ustamdan sıcacık bir sohbetle dinledim.

Drone yoksa foto muhabiri başının çaresine nasıl bakar? 

Buyurun Sökmen Baykara anlatıyor:

AŞAĞIDAN ÇEKİLİYORDU 

“Ankara imgesine katkıda bulunan yapılardan biri kesinlikle Atakule’dir. İyi ya şehrin logosunda da var, Ankara’yı anlatan filmde de var, değil mi? İşte o kulenin inşaatı 1987 yılında yükselmeye başladı. İlanlar yayınlanıyor, o dönemde ‘Süper alışveriş merkezi’ falan diye ama işin aslı herkesin gözü kulede. Ben de o dönem Hürriyet Gazetesi’nin Ankara Fotoğraf Şefiyim. Arkadaşları görevlendirdim, birkaç kez de çekildi. Ama hep aşağıdan. Ben de kızıyorum, ‘Yahu bu koca kule neden birinizde şunun yukarıdan fotoğrafını getirmiyorsunuz’ diye. En sonunda aldım elime makineyi bizzat kendim gittim.

Yazının Devamını Oku

Fotoğraf tutkunlarının gözdesi Doğu Ekspresi

Doğu Ekspresi ile Kars seyahati, özellikle fotoğraf tutkunlarının son dönemdeki popüler rotalarından biri.

Ankara’dan yola çıkan ve Kars’ta son bulan bu yolculuk güzergahında 4 mevsim farklı güzellikler sunuyor. Bu özel rota fotoğraf yarışmasına konu oldu. Doğu Ekspresi’nde çekilen fotoğraflar geçtiğimiz günlerde sonuçları açıklanan TCDD’nin düzenlediği ‘Tam O ‘An’ Doğu Ekspresi Ulusal Fotoğraf Yarışması’nda değerlendirildi. 440 fotoğrafçının bin 529 fotoğrafla katıldığı yarışmada, Fotoğraf Sanatçısı, AFSAD Başkanı Koray Olşen, UHD Bakanlığı Basın Müşaviri Turan Özyanık ve fotoğraf sanatçıları Tarık Er ile Yavuz Ildız’dan oluşan jüri 6 fotoğrafa ödül verirken 36 fotoğrafı da sergileme için seçti. Yarışmada, Murat Tok birinici, Yücel Çetin İkinci, Özgen Beşli ise üçüncü oldu. Murat Yılmaz, Burak Kaynakoğlu, Ümmü Kandilcioğlu ise mansiyon kazandı. Yarışmanın Ankara’da yapılan ödül törenine Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan da katıldı. Yarışmada ödül alan fotoğrafların yanı sıra sergilemeye değer 36 kare Kars Garı’nda sergilenmeye başladı. Fotoğrafların ikinci durağı ise Ankara Garı olacak.

1. Murat Tok 

2. Yücel Çetin

3. Özgen Başli Üçüncü

BİR YILDA 270 BİN KİŞİYİ AĞIRLADI

Yazının Devamını Oku

30 yıldır yayında

Bir yayının değerini belirleyen unsurlardan biridir, geçmişi...


Kaç yıldır yayınlandığı kalıcılığını ortaya koyduğu gibi bir koleksiyon eseri olduğuna da imza atar. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, 33 yıldır düzenlediği “Yılın Basın Fotoğrafları” yarışmasında ödül alan fotoğrafları ve katılan eserler arasındaki bir seçkiyi 1988 yılından bu yana özel bir yayında topluyor: “Yılın Basın Fotoğrafları Kataloğu”

226 SAYFA 294 KARE

Türk Telekom Yılın Basın Fotoğrafları 2018 kataloğu geçtiğimiz günlerde yayınlandı. 2017 yılına damga vuran olaylar, fotoğraflar hatta gündem yaratan kareler bu prestij eserinde bir arada sunuluyor. 226 sayfa olarak yayınlanan katalogda Türkiye’nin en prestijli medya ödülleri arasında yer alan organizasyonda ödül alan 8 daldaki 30 fotoğraf ve 3 fotoğraf serisi ile yarışmaya başvuran 3 bin 200’ün üzerinde fotoğraf arasından seçilen 294 kare fotoğraf yer alıyor. Son 10 yıldır her bir yıl farklı bir renk seçiliyor kataloğun kapağında, bu yılın rengi ise sarı.

FOTOĞRAFLARA YENİ HAYATLAR

33 yıldır aralıksız düzenlenen yarışmanın en önemli amaçlarından biri tarihe not düşen kareleri hatıralarda canlı tutmak. Birçok gazetede yayınlandığı anda yalnızca bir günlük hayat süren fotoğraf karelerine yeni ömürler biçebilmek. Hatta bir kısmı gazetelerde bile hak ettiği değeri bulamayan bu fotoğraflar, sergilerle, basılı yayınlarla yeniden sunuluyor. İşte bu organizasyonun basılı yayınları içerisinde en önemli olanı “Yılın Basın Fotoğrafları” kataloğu. Bugün ilk yayınlandığı günden bu yana 30. yılında bir çok fotoğraf tutkunlarının evlerinde, üniversitelerin, saygın kütüphanelerin önemli köşelerinde ve koleksiyonerlerin elinde yıl yıl sıralı şekilde tutuluyor.


Yazının Devamını Oku

Fotoğrafçı mimar olursa

Fotoğrafın farklı alanlarından biri de mimari ve peyzaj fotoğrafçılığı.

İran asıllı Elnaz Farahbakhsh, bu alanda fotoğrafları ile dikkat çeken isimlerden. Geçtiğimiz aylarda Ankara ve İstanbul’daki sergileri ile çalışmalarını gözler önüne seren Elnaz, peyzaj fotoğraflardaki başarısını mesleği mimarlığa bağlıyor.
Elnaz Farahbakhsh’i ile fotoğrafa bakışını, peyzaj fotoğrafçılığını konuştuk:

İRAN’DA MECBURİ DERS

“Çocukluk yıllarımda evdeki fotoğraf makinesi ile çok ilgiliydim. Aile fotoğraflarını de hep ben çekerdim. Babam hep ‘Elnaz güzel fotoğraf çeker’ diyerek bana verirdi, makinayı. Ama asıl fotoğraf konusunda çalışmalarımın temeli 2004 yılında İran’da üniversite eğitimi sırasında atıldı. İran’da Mimarlık bölümünde, fotoğraf mecburi bir ders olarak okutuluyor. Çünkü fotoğraf, bakmayı ve batığınızı okumayı, yorumlamayı bilmeniz gereken bir sanat fotoğraf. Fotoğrafa profesyonel bakışım üniversitedeki bu eğitimle gelişti. İnternet üzerinden paylaşımlara yapılan olumlu dönüşler, alınan ödüllerle fotoğraflarıma olan öz güvenim arttı. Türkiye’ye yüksek lisans için gelip burada kalınca da fotoğraftan asla vazgeçmedim.

PEYZAJ FOTOĞRAFÇILIĞI

Son yıllarımı mimari ve daha çok peyzaj fotoğrafları üzerine harcadım. Bu alanda ihtisaslaşmaya çalışıyorum. İyi bir peyzaj fotoğrafı için temel fotoğrafçılığın yanında sokak fotoğrafçılığı, doğa fotoğrafçılığı, mimarlık, tasarım ve peyzaj ruhunun bilmesi gerekiyor. Bir de oranın kültürünün bilinmesi önemli. Fotoğrafı çekilecek alanın topoğrafik yapısı, bitki türleri, ışığın alandaki etkisinin ve tasarımın öyküsünün öğrenilerek yola çıkılması başarılı bir sonuç için etkili.

ÇÖP KUTUSU BİLE DEĞERLİ

Peyzaj mimarlığı üzerine fotoğraflarda tasarım niteliklerini de ortaya çıkarmak amaçlardan biri. Bu yüzden mutlaka peyzajda kullanılan unsurların kent mobilyası, bitki türü, belki çocuk alanı veya yürüyüş parkuru, hatta bir aydınlatma direği ya da orada kullanılan çöp kutusu bile fotoğrafınıza değer katabilir. Tasarımcı için kullanılan malzemenin yanı sıra o alandaki merdivenin kaç basamak olduğu bile önemli olabiliyor.

Yazının Devamını Oku

Ankara’dan Antarktika’ya

Ankara’dan yola çıkan doğa tutkunu İrfan Güray, geçen hafta Antarktika’dan döndü. 59 yaşındaki Güray, ortağı da olduğu şirketin yöneticiliğini yapan bir elektrik mühendisi.

Doğa tutkusu ile başladığı fotoğraf merakı sayesi dünyanın pek çok farklı noktasını keşfeden Güray’la “Görmediğim kıta kalmasın” diyerek başladığı macera dolu zorlu yolculuğunu, Antarktika’yı ve bu kıtanın su altını konuştuk:“Fotoğrafa olan ilgim, doğa tutkum sayesinde başladı. 15 yıldır fotoğraf çekiyorum. 3 yıldır, keşfetme arzuma dalışı da ekleyerek geniş bir yelpazeye ulaştım. Dünyada pek çok farklı noktaya gittim. Farklı coğrafyalarda doğa gezileri ve dalışlar yaptım. Gitmediğim tek kıta Antarktika kalmıştı. Yola çıkış noktası da ‘Görmediğim kıta kalmasın’ oldu.

GEMİ YOLCULUĞUYLA BAŞLADIM

Antarktika, insan elinin en az değdiği doğanın kendi hali ile korunduğu, bu anlamda benim için çok özel bir yerdi. Bir yıl önceden planladım. Özel bir gezi programı hazırladım. Kıtada en güneye inen, içinde dalış programı olan bir program hazırladım. Arjantin’in en güneyindeki Ushuaia kasabasındaki limandan başlayan yolculuğumuz 14 gün sonra aynı noktada son buldu. Tekrar bu limana döndüğümde fotoğraf makinemde ve hafızamda çok az insanın tanık olacağı keşifler vardı. Bu sürenin tamamı gemide geçti.

ANTARKTİKA’DA 8 GÜN GEÇİRDİM

Pasifik ve Atlas okyanusunun birleştiği dünyanın en sert geçişi olan Drake boğazından Antarktika’ya geçtik. Antarktika ana karası ve civarındaki adaları, koyları, körfezleri ile buzulları ve su altını keşfettim. Kesinlikle gittiğime değdi. Elbette zorlu bir yolculuk ve hava şartları nedeni ile 3-4 gün güverte kapatıldı. Antarktika’nın adaları ve ana karasında 8 gün geçirdik, bu sürede 8 dalış yaptık.

KARA DEĞİL SU ALTI ZENGİN

Tahminlerin ötesinde karaya göre su altı buzullarda çok canlı. Karada hiçbir bitki ve ağaç olmamasına karşı suyun altı şaşırtıcı derecede, yeşil ve kahverengi renkte yapraklı deniz yosunları dolu. Deniz yıldızları, farklı türlerde foklar ve penguenler, renkli su altı canlıları. Ekipte sualtı dalışı yapacak 7 kişi vardı. Diğer dalışlardan farklı olarak bu -1 ila 1 derece soğuk suda gerçekleşiyor. Buzdağı dalışları ve denizde sürekli yüzen irili ufaklı buzlar arasında yapılan dalışlar ve beklenmedik akıntılarla ilgili ilave alınması gereken tedbirleri gerektiriyor. Bu bölgede oldukça deneyimli 3 rehberimiz vardı. Sonuçta uzun ve zorlu bir o kadar keyifli bir yolculuk oldu.

ANTARKTİKA

Yazının Devamını Oku

Yılın fotoğrafları Next Level'da

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, 33 yıldır medyanın ve fotoğraf dünyasının en önemli organizasyonlarından birine imza atıyor.

1985 yılından bu yana aralıksız olarak düzenlenen yarışma, bugün Türkiye’nin en eski fotoğraf organizasyonu ve yalnızca bu bile ‘Türk Telekom Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nın Türk medyasının en prestijli ödülleri arasında yer almasını açıklamaya yetiyor. Ve bu yarışmanın 2018 yılı ödüllü kareleri ilk kez bugün Ankara’da Next Level AVM’de görücüye çıkıyor. Sergi 4 Mayıs’a kadar gezilebilecek.

YILA DAMGASINI VURAN KARELER

Sergide 3 bin 200’ün üzerinde fotoğraf arasından seçilen 8 dalda 30 fotoğraf ve 3 fotoğraf serisi yer alıyor. Ödül alan kareler, geçen yıla damgasını vuran haber fotoğraflarından oluşuyor. Didim’in gökyüzünden çekilmiş güzelliğinden geçen yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılan dev spor organizasyonlarına, siyasetten sanatçı portrelerine ödüllü kareler, fotoğraf severlerin ilgisini çekecek.

HÜRRİYET KARELERİ DE SERGİDE

Bu yıl Hürriyet Gazetesi foto muhabirleri yarışmada 4 ödül kazandı. Spor Toto Yılın Spor Fotoğrafı ödülünü Samsun’daki Deaflympic karesi ise Emre Oktay, Yılın Siyaset Fotoğrafı ödülünü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu karesi ile Selahattin Sönmez, Portre Fotoğrafı ikinciliğini Kalben karesi ile Emre Yunusoğlu, Foto Röportaj üçüncülüğünü ise İstanbul’daki kâğıt toplayıcılarının 12 karelik hikâyesi ile İbrahim Yurtbay Hürriyet adına kucakladı. Bu ödüllü karelerde sergide büyük baskılarla sunulacak.

KALABALIKLARLA BULUŞACAK

Türk Telekom Yılın Basın Fotoğrafları sergisi her yıl onlarca farklı noktada sergileniyor. Geçen yıl 14 üniversiteye söyleşilerle konuk olan sergi kent meydanlarından, metro istasyonlarına farklı noktalarda vatandaşlarla buluştu. Bu yıl ise açıldıktan kısa süre önce Marmaris’te medya buluşmasına ardından KKTC ve Azerbaycan’a gidecek olan sergi, Ankara’daki Next Level’dan turuna başlıyor.

BUGÜN SAAT 18.00’DE 

Yazının Devamını Oku

Askıdaki yaşamlar

Türkiye’de son yıllarda en koyu muhabbetlerin bir yerinde mutlaka geçen kelime, “Mülteci.” O küçük kelimenin barındırdığı yük ise çok ağır.

Mültecilik hepimizin, herkesin empati yapması gereken bir acının adı aslında. Sohbette ağırlığını yitiren bu sorunu, foto muhabirleri kareleri ile pek çok farklı ortamda insanların yüzüne vuruyor. Türkiye’de yaptıkları başarılı işlerle adlarından söz ettiren foto muhabirleri Ozan Köse, Halit Onur Sandal ve Sinan Kılıç’ın sergileri bunun en güzel örneklerinden biri.

MÜLTECİLİK GERÇEĞİ

Dünya genelinde savaş ve çatışmalar yüzünden farklı coğrafyalarda her gün birileri yaşadıkları yerleri, evlerini terk etmek zorunda kalıyor. 1990’lı yıllarda artan mülteci hareketleri son 5 yılda inanılmaz boyutlara ulaştı. Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nin rakamlarına göre; 2017 sonunda dünya çapında zorla yerinden edilmiş insan sayısı yaklaşık 67 milyon.

2017’de her bir dakikada ortalama 24 kişi yerinden edildi. Son 3 yıla göre dünyadaki mülteci ve göçmenlerin yüzde 51’i çocuk. Ve daha üzücü olanı bu çocukların birçoğu ebeveynlerinden ayrı düşmüş veya yalnız seyahat ediyordu. 2015’de bu şekildeki 98 bin 400 çocuk, sığınma talebinde bulundu.

DİKKAT ÇEKEN SERGİ

Yazının Devamını Oku