GeriRıza Özel Bir bedende iki tutku
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir bedende iki tutku

Hava fotoğrafçılığı, sektörün ilgi çeken alanlarından biri. Bu alandaki yayınlar da ilgi ile takip ediliyor.

Bir bedende iki tutku

Geçtiğimiz günlerde elime geçen “Anadolu uygarlıkları kanatlarımın altında” adlı bir prestij yayını sayesinde tanıdığım 70 yaşındaki Erdoğan Menekşe, hem havacılığa hem fotoğrafçılığa olan bağı ile yaşadığı her ana iz bırakmayı başaran bir isim. 227 fotoğrafın yer aldığı fotoğraf kataloğu şeklindeki yayın, 2007 yılında basılmış. Ama Erdoğan Menekşe’nin havacılık ve fotoğraf tutkusu ortaokul yıllarında başlamış.
Model uçaktan paraşüte, pilotluktan fotoğrafçılığa Türkiye’de ilkleri başaran, rekorlar sahibi Erdoğan Menekşe ile uzun ve hoş bir sohbetten ancak satırlara sığacak kadar notları aktarabiliyorum. İşte Menekşe’nin anlattıkları:

ŞORTLU HAVA İZCİSİ

“Ortaokul yıllarımda başladım havacılığa. O dönem ayağı şortlu hava izcileriyiz. Yenimahalle’deki okulumuzdan Etimesgut’a yürüyerek giden hava izcileriydik. Aynı dönemde fotoğraf makinem de vardı. Babam IBM’de çalışıyordu. O dönem tabii IBM şimdiki gibi değil, daha çok mekanik üzerine çalışan bir şirket ama babamın geliri fena değil ve bir fotoğraf makinemiz vardı. Aynı yıllarda havacılık tutkusu ile fotoğraf merakı buluştu.

Bir bedende iki tutku

1963 YILINDA BİR İLK

1960’lı yıllarda model uçakla başladım. Sonra paraşüt geldi. Lise yıllarında Türk Hava Kurumu’nda 10 paraşüt var. Biz ise 24 kişiydik. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın Paraşüt Bölüğü vardı. Oradan isterdik paraşütleri sonra katlar geri verirdik. 19 Mayıs törenleri sırasında Türkiye’de ilk kez atlayış yapan ekipte yer alıyorum. 1965 yılıydı Ankara’da hipodroma indik paraşütlerle. Böyle yıllardı, biraz yokluk yılları. Hatta ipek paraşütler vardı, delinince annelerimiz yama yapardı.

Bir bedende iki tutku

MAKİNEYİ KOLUNA BAĞLAMIŞ

Türkiye’nin ilk serbest düşüş fotoğrafçısıyım. Koluma bağladığım fotoğraf makinesiyle uçaktan serbest atlayış yaparak çektim bu fotoğrafları. Şimdi küçük makineleri bağlıyorlar ya kafalarına. O dönemde fotoğraf makinelerin kurma kolu bile yoktu. Filmi çevirerek ileri alıyordunuz, fotoğrafı çektikten sonra. 1967 yılında çektiğim kareler o dönemde gazetelerde de yayınlandı. İlk çektiğim karede benim arkamdan atlayan arkadaşımı uçağın kapısından çıkıyordu. Sonraki karelerde ise saatte 200 kilometre hızla aşağı inerken arkadaşımı çektim.

C172 TİPİ İKİ UÇAĞI VAR

Pilotluğa 1960’lı yıllarda başladım. O zaman tahta uçaklarla, sulu pusulalarla uçuyorduk. Şimdi GPS’ler var. Bu alanda daha kırılmayan rekorlarım bulunuyor. 4 kişilik C172 tipi iki uçağım var. Daha çok pilotluk eğitimi veriyorum. Yüzlerce pilot yetiştirdim. Eğitim vermeyi de sürdürüyorum. Siviller de geliyor eğitim için ama daha çok sivil havacılığa geçmek isteyen askeri pilotlarla uçuyoruz son yıllarda. Tabii fotoğraf ve havacılık aynı anda ilerlediği için hava fotoğrafçılığı ile ilgilenen birçok kişi beni buluyor. Havadan fotoğraf çekmek isteyenler benimle uçmayı seçiyor. Sonuçta pilotum ama aynı zamanda fotoğrafı biliyorum.

Bir bedende iki tutku


KİTAP İÇİN 120 SAAT UÇTU

Hem havacılık, hem fotoğrafçılık alanında bir iz bırakmak istedim. Geldik gidiyoruz, bizden de bir eser olsun istedim. Bir kültür hizmeti olarak yayınladım kendi imkanlarımla. Sponsor falan bulamadım. Ama kitabın ulaştığı dünyanın dört bir yanından teşekkür ve kutlama mesajları aldım. Bu kitap için 2006 yazında 120 saat uçuş yaptım. Hattuşaş’ta var, Adana’da Mersin’de var, Antakya’da, Antalya’da var Efes’te, Aphrodisias’taki sütunlu kapı, Kapadokya’daki doğa, Dalyan’daki sazlıklar, Ege’deki koylar, antik tiyartolar, limanlar, kaleler...”

ERDOĞAN MENEKŞE KİMDİR

12 Kasım 1997’de Lüleburgaz’ın Ahmetbey Kasabası’nda doğan Erdoğan Menekşe, havacılık ve fotoğrafçılığa 1960’lı yıllarda başladı. 1966 ile 1986 yılları arasında 9 kez Milli Paraşütçü olarak Türkiye’yi temsil etti. Uluslararası yarışmalarda bu alanda dereceleri olan Menekşe, Türkiye’nin ilk bayan paraşüt takımının da çalıştırıcısı. Erdoğan Menekşe’nin 1500’ün üzerinde atlayışı bulunuyor. 18 yaşında pilot olarak uçmaya başladığı yıllarda fotoğraf çekti. 20 bin saatin üzerinde uçuş sahibi Erdoğan Menekşe, 1985 yılında Newyork – Gender - Ankara uçuşu sırasında 3 dünya rekoru kırdı. Rekorları halen kırılmamış olan Menekşe, 1997 yılında yapılan Birinci Dünya Hava Oyunları’nda Reykavik’ten başlayıp İzmir’de sona eren 7 ülkeye inişle yapılan en uzun menzilli sürat yarışında birinci olarak altın madalya kazandı. Havacılık ve hava fotoğrafçılığını halen sürdürüyor.

X

Kraliçeden mektup alan fotoğrafçı 

Hürriyet sayfalarına bu hafta fotoğraflarıyla konuk olan isim, gezi fotoğrafının ustalarından Faruk Akbaş. Dünyanın birçok ülkesinde 35 yıldır fotoğraflar çeken, 18 kitap ve 10 belgesele imza atan Akbaş, Türkiye’de profesyonel fotoğraf turlarının da mimarlarından. İngiltere Kraliçesi Elizabeth’den de teşekkür mektubu alan Faruk Akbaş’la fotoğrafın hayatındaki yolculuğunu konuştuk:

FOTOĞRAF HAYATIMA ASKERDE GİRDİ

“Yüksek Teknik Öğretmen Okulu için Anadolu’dan Ankara’ya geldiğimde anı fotoğrafları çekmeye başladım, 1976-77 yılıydı. O okulu bırakıp bir yıl sonra Muğla Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne giderken ufak ufak fotoğrafı ileri taşımaya başladım. Ama esas olarak fotoğraf hayatıma askerlikle birlikte sızdı. 1983’te Hakkari’de yedek subay olarak vatani görevimi yaparken alay karargâhında profesyonel fotoğrafçı bir asker vardı. Ondan baskı tekniğini, film banyosunu öğrendim. Alay karargâhında çadırda fotoğraf basıyorduk. Orada ilk fotoğraf makinemi aldım. Hakkari, fotoğraf için zengin bir coğrafya. Doğal yaşam, çadırda yaşayan göçerler derken makineyi elimden düşürmez oldum.



FOTOĞRAFEVİ’Nİ KURDUM

Yazının Devamını Oku

Gurbetteki öğrencilerin “gurbetçi” buluşması

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği (TFMD), 36 yıldır aralıksız olarak Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nı düzenliyor. Bu uzun soluklu organizasyonda üniversite gençliği ise derneğin temel ayaklarından biri haline geldi.

TFMD, üç yıldır üniversite öğrencilerinden seçtiği yeteneklere verdiği ‘Ara Güler Özendirme Ödülü’ ile gençleri fotoğrafa özendiriyor. Her yıl birçok üniversitede ise gençlerle ustaları buluşturan TFMD, bu yıl jüri organizasyonu sırasında bambaşka bir buluşmaya imza attı. Yurtdışında başarılı işlere imza atan gazetecileri Türkiye’de eğitim gören uluslararası öğrencilerle buluşturdu.



ÜÇ İSİM, ÜÇ FARKLI HİKÂYE

Hollanda’da doğup büyüyen ve aynı ülkede meslek hayatına atılıp ANP Ajansı’nın fotoğraf editörlüğünü yapan Palin Tatlı, Almanya’da doğup büyüyen, meslek hayatına ise Türkiye’de atılan ve Türkiye’nin tek Pulitzer ödüllü gazetecisi Reuters foto muhabiri Murad Sezer, Türkiye’de doğup büyüyen sonrasında ise Almanya’da uzun yıllardır gazetecilik yapan Münir Bağrıaçık, Akdeniz Üniversitesi’nde Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı (YTB) bursu ile eğitim gören uluslararası öğrenciler ATSO Kaleiçi Evi’nde bir araya geldi. Pandemi şartları nedeniyle az sayıda öğrencinin katıldığı etkinlik önümüzdeki günlerde hem YTB hem de TFMD hesaplarından izlenebilecek.

Yazının Devamını Oku

‘Emirkan Cörüt’ adını çok duyacaksınız

Bu hafta siz okurlarımızı genç bir yetenekle tanıştıracağım: “Emirkan Cörüt.” Gelecekte adını çok sık duyacağınız bu kardeşimiz, Mimar Sinan Üniversitesi’nde 2’nci sınıf öğrencisi.



Başkanlık görevini yürüttüğüm Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, bu yıl 3’üncü kez “Ara Güler” adına ve öğrenciler arasında düzenlediği fotoğraf yarışma ile “Özendirme Ödülü” veriyor.
Emirkan, geçen yıl henüz 18 yaşındayken bu yarışmada hem Ara Güler Özendirme Ödülü’nü kazandı, hem de yarışmanın “Seri” kategorisinde mansiyon aldı. Emirkan, geçen ay ise Vogue Dergisi’nde Onur Ercoşkun’un seçimiyle “Yeni neslin yaratıcı gücü” başlığı altında fotoğraf alanındaki genç yetenek olarak boy gösterdi.
Üniversiteli gençlerle zaman zaman buluşuyoruz ve her buluşmamızda onlara, “Tembel deklanşöre basar da kurma kolunu çevirmeye üşenirmiş. Yapmayın, üşenmeyin, geç kalmayın” diye küçük bir de öğüt veriyorum. Tam da bu sözlerime yanıt niteliği taşıyan Emirkan’la, fotoğrafı, fotoğrafa olan tutkunu ve hayallerini konuştuk. Şunları anlattı:


Yazının Devamını Oku

Kayağın tanıtım elçisi

Türkiye’de kış turizmi denince ilk akla gelen kent Erzurum ve elbette bu kentin uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapan kayak merkezi Palandöken. Erzurum’un ve Palandöken’in tanıtım elçisi gibi görev yapan foto muhabiri Onur Sağsöz, çektiği fotoğraflar ve yaptığı haberlerle bölgenin tanıtımına katkı veriyor. Üstelik Erzurum’u dünya medyasına taşıyacak projelerde de görev yapıyor.

Son olarak “Dünya’nın gözü Palandöken’de” sloganı ile Türkiye’nin alanında önemli foto muhabirlerini bir araya getirmeyi de başardı. Bu proje sayesinde Palandöken’den kareler Çin’den ABD’ye, Avusturya’dan Güney Afrika’ya dünyanın dört bir yanında yayınlandı.



FOTOĞRAF MAKİNEM OLMADAN PİSTE ÇIKMADIM

Fotoğraf, kayak ve Palandöken aşığı Onur Sağsöz, “Yıllardır fotoğraf makinem olmadan pistlere çıkmadım. Kayak yaparken kolay hiç değil, fotoğraf makinemi ve lenslerimi üzerimde taşıyorum. Ama bu zorluğu Palandöken’e olan sevdam, kayak tutkum ve fotoğrafa olan aşkımla aşıyorum” diyor. Sohbetin konusu da elbette bu oldu ve Onur Sağsöz’le fotoğraf, kayak ve Palandöken’i konuştuk.

Yazının Devamını Oku

Kayağın tanıtım elçisi

Türkiye’de kış turizmi denince ilk akla gelen kent Erzurum ve elbette bu kentin uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapan kayak merkezi Palandöken. Erzurum’un ve Palandöken’in tanıtım elçisi gibi görev yapan foto muhabiri Onur Sağsöz, çektiği fotoğraflar ve yaptığı haberlerle bölgenin tanıtımına katkı veriyor. Üstelik Erzurum’u dünya medyasına taşıyacak projelerde de görev yapıyor.

Son olarak “Dünya’nın gözü Palandöken’de” sloganı ile Türkiye’nin alanında önemli foto muhabirlerini bir araya getirmeyi de başardı. Bu proje sayesinde Palandöken’den kareler Çin’den ABD’ye, Avusturya’dan Güney Afrika’ya dünyanın dört bir yanında yayınlandı.



FOTOĞRAF MAKİNEM OLMADAN PİSTE ÇIKMADIM

Fotoğraf, kayak ve Palandöken aşığı Onur Sağsöz, “Yıllardır fotoğraf makinem olmadan pistlere çıkmadım. Kayak yaparken kolay hiç değil, fotoğraf makinemi ve lenslerimi üzerimde taşıyorum. Ama bu zorluğu Palandöken’e olan sevdam, kayak tutkum ve fotoğrafa olan aşkımla aşıyorum” diyor. Sohbetin konusu da elbette bu oldu ve Onur Sağsöz’le fotoğraf, kayak ve Palandöken’i konuştuk.

Yazının Devamını Oku

Tablo değil, hücre

Gözün görmediği alanın renkli dünyasından fotoğrafları “Mikroskopi” adlı başvuru kitabında toplayan Prof. Dr. Alp Can, Türkiye’de Türkçe yazılmış tek kaynak yayın olan bu çalışmasıyla geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın elinden Türkiye Bilimler Akademisi Bilimsel Telif Eser Ödülü aldı.

Mikrografi (mikroskobik fotoğraf) konusunda 33 yılı aşkın süredir çalışma yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Can’ın “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabı hem bilim hem de fotoğraf dünyasında ses getirdi.



MİLİMETRENİN MİLYONDA BİRİ

Mikroskop kullanılarak çok özel tekniklerle çekilen fotoğraflara, kullanılan teknolojiye göre milimetrenin milyonda biri büyüklüğü yansıtılabiliyor. Mikrografi adı verilen mikroskobik fotoğraf konusunda Türkiye’de uzun yıllardır fotoğrafları ile uluslararası alanda ödüller de alan Prof. Dr. Can, “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabında kendi arşivinden çok sayıda mikrografa da yer verdi.

Yazının Devamını Oku

Sağlıkçılara saygı sergisi

Koronavirüs tüm dünyayı sardı hatta derinden sarstı. Gözlerimizden saklanan bu gizli düşman, yaşamlarımızı olağan akışının dışına sürüklerken sağlık çalışanlarının insan hayatı üzerindeki etkisini de acı bir süreçte gösterdi bize.

Hacettepe Üniversitesi ise Mutlu Topaloğlu’nun fotoğraflarıyla hazırladığı dijital bir sergi ile sağlık çalışanlarına ‘saygı’ sundu. corona.hacettepe.edu.tr/sergi/ adresinden online gezilebilen ‘Gizli Düşman’ adlı sergide 67 fotoğraf yer alıyor.



DİJİTAL OLMASININ SEBEBİ KONUSU

Hacettepe Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Foto Film Birimi sorumlusu Mutlu Topaloğlu’yla ‘Sağlık çalışanlarına saygı duruşu’ sloganı ile açılan ‘Gizli Düşman’ sergisini ve fotoğraf tutkusunu konuştuk;

Yazının Devamını Oku

Sağlıkçılara saygı sergisi

Koronavirüs tüm dünyayı sardı hatta derinden sarstı. Gözlerimizden saklanan bu gizli düşman, yaşamlarımızı olağan akışının dışına sürüklerken sağlık çalışanlarının insan hayatı üzerindeki etkisini de acı bir süreçte gösterdi bize.

Hacettepe Üniversitesi ise Mutlu Topaloğlu’nun fotoğraflarıyla hazırladığı dijital bir sergi ile sağlık çalışanlarına ‘saygı’ sundu. corona.hacettepe.edu.tr/sergi/ adresinden online gezilebilen ‘Gizli Düşman’ adlı sergide 67 fotoğraf yer alıyor.



DİJİTAL OLMASININ SEBEBİ KONUSU

Hacettepe Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Foto Film Birimi sorumlusu Mutlu Topaloğlu’yla ‘Sağlık çalışanlarına saygı duruşu’ sloganı ile açılan ‘Gizli Düşman’ sergisini ve fotoğraf tutkusunu konuştuk;

Yazının Devamını Oku

Fotoğraflar maç yaparsa

Evet evet, bu yarışmada fotoğraflar gerçekten maç yapıyor. Türkiye’de ortaya çıkan bu sıra dışı fotoğraf uygulamasının adı “PhotoCup.”



Uluslararası alanda da ilgi çeken ve kısa sürede 40 binin üzerinde üyeye ulaşan PhotoCup uygulamasında, fotoğraflar tıpkı bir spor müsabakalarındaki gibi ikili karşılaşmalara çıkıyor. Karşılaşmalarda en çok oyu alan bir üst tura ve nihayetinde de kupaya ulaşıyor. Fotoğraf tutkunlarını heyecanlandıran PhotoCup’ın yaratıcısı ise fotoğraf dünyasının yakından tanıdığı bir isim “Niko Guido.”
Kendisi, “İstanbul 365 gün” ve “Ben İstanbul” gibi projelerin yanı sıra uluslararası alanda yaptığı “14 Şehir” gibi birçok fotoğraf projesinin de sahibi. Tekrar PhotoCup’a dönersek, uygulama 1 Mayıs 2020’de hayata geçiyor ve bu sürede 40 binin üzerinde üyeye ulaşıyor. Zaman zaman bazı projelerde birlikte çalışma şansı da bulduğum usta fotoğrafçı Niko Guido, uygulamaya haftalık 15 bin fotoğraf yüklendiğini, 8 milyon oy kullanıldığını, her hafta pazar ve çarşamba günleri başlayan iki farklı kupa mücadelesinin verildiğini anlatırken bizi gerçekten heyecanlandırıyor. Bu uygulamanın Türkiye’de ortaya çıktığını ve özgün formatıyla dünyada tek olma özelliği taşıdığını aktaran Niko Guido ile PhotoCup’ın her yönünü konuştuk. Bakın neler anlattı:



Yazının Devamını Oku

Ankara’da Tayland havası

Tayland, Myanmar ve Laos sınırındaki dağ köylerinde yaşayan kabileler gelenekleri, yaşamları ve farklı portreleri ile fotoğrafa yansıyor.

Dünyanın bir ucundaki bu uzak kültür, Doç. Dr. Beyhan Özdemir’in ‘Kuzey Tayland Dağ Kabileleri’ sergisi ile Ankara’ya taşınıyor. Geçtiğimiz gün açılan sergi, 5 Nisan’a kadar, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) Sanat Galerisi’ndeki sergi Ankaralı fotoğrafseverlerin izlenimine açık olacak. 
Farklı organizasyonlarda sık sık bir araya gelme şansı bulduğum, İzmir’e yolum düştüğünde fotoğraf üzerine sohbetinden keyif aldığım Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümü öğretim üyesi ve Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) Başkanı Doç. Dr. Beyhan Özdemir’le Ankara’daki sergisini konuştuk.



3 YILLIK EMEK

Yazının Devamını Oku

Bir başka mülteci algısı

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, 34 yıldır düzenlediği Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nın sonuçlarını geçtiğimiz günlerde açıkladı.

Spor Toto Yılın Basın Fotoğrafları 2019’da, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun desteği ile düzenlenen özel bir kategori dikkat çekti: “Misafir-Mülteclik.” Hürriyet Gazetesi’nin foto muhabiri Murat Şaka, “Misafir-Mülteclik” kategorisinde birinciliği kazanırken aynı kategorinin seri dalında da üçüncü oldu. Medyaya çoğu kez yansıyan acı dolu hikâyelerden farklı olarak Şaka’nın ödül alan mülteci fotoğraflarında gülen yüzler ve umut var.

YENİ NESLİN BAŞARILI GÖZLERİNDEN

Aynı kurumda çalışmaktan mutluluk duyduğum genç meslektaşım Murat Şaka, başarılı bir foto muhabiri. Şaka’nın bu yıl ki başarısı aslında mülteci konusundaki ilk ödülü de değil. Türkiye’de yaşayan Afrika kökenli kadınlarla ilgili bir fotoğrafıyla da 2015 yılında Yılın Günlük Yaşam Fotoğrafı ödülünü kazanmıştı. Murat Şaka’yla mülteci gerçeğine bakışını ve ödül alan karelerinin hikâyesini konuştuk.


Yazının Devamını Oku

Fotoğraflara yansıyan ödüllü zanaatlar

Dijital dönüşüm öncesinde filmli makinelerle teknik boyutta yapılması gereken hesaplamaları -ki fotoğrafın temelidir ışığın matematiği- makineler yapmaya başladı.

Günümüzde gelişen teknoloji ile bu hesaplamaları insanların ellerinin altındaki mobil telefonlar bile yapar oldu. Fotoğraf, üretim sürecindeki kolaylıkla her geçen gün daha geniş kitlelere yayılıyor. Sonuç olarak bu alana olan ilginin artması pek çok noktada fotoğraf organizasyonlarına ve etkinliklerine olan ilgiyi de beraberinde getiriyor. Birçok kuruluş farkındalık çalışmalarının odak noktasına fotoğrafı koymayı tercih ediyor.

74 ÜLKEDEN 9 BİN FOTOĞRAF

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da ekonomi alanında farkındalık çalışmaları ve sanatsal çalışmalarının başına fotoğrafı koydu. Geçtiğimiz yıl “Ekonomi ve İnsan” temalı bir yarışma ile fotoğraf meraklılarına ulaşmaya çalışan Merkez Bankası’nın bu yıl ki teması ise “Ekonomi ve Zanaat” oldu. Uluslararası alanda düzenlenen yarışmaya 74 ülkeden 2 bin 500’ün üzerinde sanatçı 9 bin fotoğrafla katıldı. Ödül alan 14 fotoğraf ve sergilenmeye değer 60 kare, 27 Şubat’a kadar Ankara CerModern’de gezilebilir. Sergi ile ilgili olarak hazırlanan özel katalog ise kalıcı bir eser bırakmak adına önemli bir adım. Merkez Bankası’nın düzenlediği bu organizasyonun finansal kuruluşlara, ekonomi de söz sahibi kuruluşlara da sanat ve kültür alanında örnek olmalı. “Ekonomi ve Zanaat” teması ile düzenlenen yarışmanın CerModern’deki sergisinde konuşan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, emeğe, el becerileriyle üretime ve çoğunlukla usta-kalfa-çırak ilişkisine dayanan zanaat ve sanatın aynı kökenden gelen kelimeler olduğuna dikkat çekti ve “Geçmişte sanatçılar ile aralarında çok net bir ayrım bulunmayan zanaatkârlar, hünerleri nedeniyle toplumda saygın bir yere sahip olmuşlar, zanaat çeşitleri ise el üstünde tutulmuştur” dedi.

BİRİNCİ: FIAP Altın Madalya Ödülü’nü Hindistan’dan, Abhijit Banerjee kazandı.İKİNCİ: Gümüş Madalya Ödülü, Haşim Kandilcioğlu’nun oldu.ÜÇÜNCÜ: Bronz Madalya Ödülü’nü Hakan Çöplü kazandı.TCMB ÖZEL ÖDÜLÜ: TCMB Özel Ödülü, Bülent Suberk’in oldu.BİR DERDİN ADI “VERGİ YÜKÜ”

Ekonomi olunca fotoğrafın konusu, adına sanat da, zanaat da deseniz, fotoğrafla ilgilenenlerin bir derdini hatırlatmadan geçmek olmazdı. Bu dert, geçtiğimiz günlerde bir sohbet sırasında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a da ilettiğim ‘fotoğraf makinelerindeki vergi yükü’. Avrupa Konseyi tarafından 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilen İstanbul’a, taşıyacağı unvanla ilgili fon sağlamak adına Maliye Bakanlığı’nın 5766 No’lu kararıyla 2008 yılında fotoğraf makinelerimize bir vergi yükü geldi. 11 yıldır bu vergi fotoğraf makinelerinde bir yük olarak duruyor. Özetle fotoğraf makinesinde 1a yıldır uygulanan yüzde 20 ÖTV var ve KDV ile birleşince bir foto muhabiri ya da fotoğrafçı fotoğraf makinesine yüzde 41.6 vergi ödüyor. Fotoğraf makinesi alırken neredeyse bir fotoğraf makinesi kadar daha vergi ödüyoruz. Yani; Avrupa’da ABD’de, Uzak Doğu’da bir makine alan kullanıcının iki katı para ödüyoruz. Ağır vergi yükü pek çok fotoğrafçıyı kaçak makinelere yönelmeye itiyor. Devlet alacağı vergiden oluyor, fotoğrafçı aldığı binlerce liralık fotoğraf makinesinin garantisinden. Art arda açıklanan reform paketlerinde KOBİ’lerden büyük işletmelere, ekonomiye güç verenlere omuz veriliyor bu ülkede. Bir kez olsun bizlerin de hatırlanmasını istiyoruz. Keşke tamamen kaldırılsa ama eğer bu mümkün değilse, en azından gazeteciler ve mesleği fotoğrafçılık olanlara ÖTV ve KDV’den muafiyet getirilse...

Yazının Devamını Oku

Fotoğraflara yansıyan ödüllü zanaatlar

Dijital dönüşüm öncesinde filmli makinelerle teknik boyutta yapılması gereken hesaplamaları -ki fotoğrafın temelidir ışığın matematiği- makineler yapmaya başladı.

Günümüzde gelişen teknoloji ile bu hesaplamaları insanların ellerinin altındaki mobil telefonlar bile yapar oldu. Fotoğraf, üretim sürecindeki kolaylıkla her geçen gün daha geniş kitlelere yayılıyor. Sonuç olarak bu alana olan ilginin artması pek çok noktada fotoğraf organizasyonlarına ve etkinliklerine olan ilgiyi de beraberinde getiriyor. Birçok kuruluş farkındalık çalışmalarının odak noktasına fotoğrafı koymayı tercih ediyor. 

74 ÜLKEDEN 9 BİN FOTOĞRAF

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da ekonomi alanında farkındalık çalışmaları ve sanatsal çalışmalarının başına fotoğrafı koydu. Geçtiğimiz yıl “Ekonomi ve İnsan” temalı bir yarışma ile fotoğraf meraklılarına ulaşmaya çalışan Merkez Bankası’nın bu yıl ki teması ise “Ekonomi ve Zanaat” oldu. Uluslararası alanda düzenlenen yarışmaya 74 ülkeden 2 bin 500’ün üzerinde sanatçı 9 bin fotoğrafla katıldı. Ödül alan 14 fotoğraf ve sergilenmeye değer 60 kare, 27 Şubat’a kadar Ankara CerModern’de gezilebilir. Sergi ile ilgili olarak hazırlanan özel katalog ise kalıcı bir eser bırakmak adına önemli bir adım. Merkez Bankası’nın düzenlediği bu organizasyonun finansal kuruluşlara, ekonomi de söz sahibi kuruluşlara da sanat ve kültür alanında örnek olmalı.
“Ekonomi ve Zanaat” teması ile düzenlenen yarışmanın CerModern’deki sergisinde konuşan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, emeğe, el becerileriyle üretime ve çoğunlukla usta-kalfa-çırak ilişkisine dayanan zanaat ve sanatın aynı kökenden gelen kelimeler olduğuna dikkat çekti ve “Geçmişte sanatçılar ile aralarında çok net bir ayrım bulunmayan zanaatkârlar, hünerleri nedeniyle toplumda saygın bir yere sahip olmuşlar, zanaat çeşitleri ise el üstünde tutulmuştur” dedi.

BİRİNCİ:

Yazının Devamını Oku

Objektifi, Anadolu’nun sesi

Fotoğraf paylaşım uygulaması Instagram, Avrupa’nın en hızlı büyüyen sosyal ağı olarak 2018 yılını lider kapattı. Almanya merkezli istatistik portalı ‘Statista’ tarafından yayınlan verilere göre, Türkiye’de nüfusun yaklaşık yüzde 45’i (yani 37 milyon kişi) popüler fotoğraf paylaşım uygulamasını kullanıyor. Bu rakamlarla Instagram kullanımında Türkiye; ABD, Hindistan, Brezilya ve Endonezya’nın ardından 5’inci sırada.

Sosyal medyanın popülerliği sayesinde Türkiye’de fotoğraf tutkusunun izinde harikalar yaratan pek çok isim de kendinden söz ettirmeyi başarıyor. Bu isimlerden biri; fotoğraf hikâyelerinin peşinde Anadolu’yu karış karış gezen Gülin Yiğiter’le bu tutkusunu konuştuk. “İnsanları tanımayı seviyorum. Fotoğraf sanki bunun için üretilmiş bir araç gibi. Boynunuzda fotoğraf makinesi varsa kapılar daha sıcak açılıyor” sözleriyle insanlarla kurduğu bağı anlatan Gülin Yiğiter’le belgesel fotoğraflarının hikâyesini konuştuk.

DEKLANŞÖRÜMÜN İZLERİ OLSUN

“Fotoğrafa olan ilgim hep vardı. Ama ailemle gittiğimiz bir Karadeniz turu benim için milat oldu. O gezi için bir fotoğraf makinesi aldım. Ardından sık sık yaptığım doğa yürüyüşleri fotoğraf makinesiyle aramdaki bağı daha da sıkılaştırdı. O süreçte kısa fotoğraf eğitimi de aldım. Bu eğitimle daha farklı alanlarda fotoğraflar çekmeye başladım. Bugün artık hikâyesi olan belgesel fotoğraflar çekiyorum. Şimdi Anadolu’nun her köşesinde deklanşörümün izleri olsun istiyorum. Ülkemin her köşesinde farklı bir ses, farklı bir nefes var. Bunları fotoğraf karelerine aktarmak benim için ayrı bir keyif.

ANADOLU İNSANININ YÜZLERİ VAR

Fotoğraflarımda Anadolu insanının yüzleri var, hayatlarından kesitler anlatıyorum. Bu yüzden belgesel fotoğraflar diyorum. Fotoğrafların hikâyesi olmalı. Bana özel olmalı. Benim dilim olmalı fotoğrafımda. Ama bakıyorum fotoğrafa olan ilgi arttıkça bu işin tüketimi de arttı. Birçok fotoğrafçı birbirinin peşi sıra aynı işleri fotoğraflamaya başladı. Ben bilinmeyen, az bilinen hikâyeleri anlatmayı seviyorum.

HER KÖŞESİ AYRI BİR DEĞER

Anadolu’nun her yanı farklı bir hikâyeyle çıkıyor karşımıza. Ankara’dan Kütahya ve Muğla’ya, Kars’tan Van’a, Gaziantep’ten Balıkesir’e... Konya’da semazenler, Bilecik’te kerpiçten evlerin duvarlarına asılan biberler, biber kurutulan evlerin bahçeleri, Muğla’da Ege’nin yöresel kıyafetleri ile kızla-kadınlar, Şanlıurfa’da kuş mezatı, Bitlis’in Hizan’ın da konuk olduğunuz evdeki yaşam, Afyonkarahisar’ın köyünün bakir hikayesi gibi bu toprakların her yanı ayrı bir değer benim için.

Yazının Devamını Oku

Hatıraları saklayan İtfaiye Meydanı

Ankara ticaretinin en sıradışı noktalarından biri, “İtfaiye Meydanı.” Spot ve ikinci el ürün almak isteyenler, eski radyo ya da antika gaz maskesi arayanlar, geyikli duvar halıları ile eski kaset ve plakların peşine düşenler İtfaiye Meydanı’nda buluşuyor.

Fotoğraf sevdalısı Ömer Kavuk, hatıraları saklayan mekân, İtfaiye Meydanı’nı fotoğrafladı. Geçtiğimiz aylarda da açtığı “İstenmeyene Değer Biçmek” sergisiyle sunduğu fotoğraflarında İtfaiye Meydanı’nın yüzlerini gelecek nesillere aktardı.

YOLU DÜŞMEYENİN BİLMEDİĞİ HİKAYE

AB Delagasyonu Basın Enformasyon sorumlusu olarak görev yapan Ömer Kavuk’la İtfaiye Meydanı fotoğraflarının hikayesini konuştuk:
“Uzun süre İstanbul’da sürdü hayatım. 2005 yılında ise Birleşmiş Milletler görevim dolayısıyla Ankara’ya geldim. O dönemden başlayarak sık sık İtfaiye Meydanı’na gittim. Bana hep farklı gelen ve içine çeken bir havası vardı. Burası geçmişi olan bir yer, sonuçta Cumhuriyet dönemi öncesinde de orası bir pazar zaten. Osmanlı döneminde de develerle insanların geldiği bir ticaret alanı. Esnafla tanıştım gelişen süreçte. Esnafın hep kentsel dönüşüm kaygısı vardı. Burayı fotoğraflama fikri böyle doğdu. Hem oradakilerin seslerini duyurmak hem de gelecek nesillere böyle bir yerin hikayesini anlatmak fikri ile ortaya çıktı, İtfaiye Meydanı fotoğraflarının serüveni. Bu, Ankara’ nın göbeğinde bilmeyenlerin yolunun düşmediği İtfaiye Meydanı’nın hikayesi.

GÜNÜMÜZ SİSTEMİNİN DIŞINDA BİR YER

Uzun süre fotoğraflar çektim İtfaiye Meydanı’nda. Fotoğraflarda oranın esnafını aldım karelerime. Oraya gidenlerin tanıdığı insanlar var fotoğraflarda. Pek çoğunun babası da aynı yerde ticaretle uğraşmış. Babadan oğula oradalar. Fotoğraflarımda bu portrelere odaklandım. Onların yaptıkları iş bana çok farklı geldi hep. Ellerine gelen ikinci el ürünleri yeniden kategorize edip tekrar insanların ilgisine sunuyorlar. Günümüz tüketim sisteminin çok dışında bir durum.

Yazının Devamını Oku

Ankara'dan Antartika'ya

Ankara’dan yola çıkan doğa tutkunu İrfan Güray, geçen hafta Antarktika’dan döndü. 59 yaşındaki Güray, ortağı da olduğu şirketin yöneticiliğini yapan bir elektrik mühendisi.


Doğa tutkusu ile başladığı fotoğraf merakı sayesi dünyanın pek çok farklı noktasını keşfeden Güray’la “Görmediğim kıta kalmasın” diyerek başladığı macera dolu zorlu yolculuğunu, Antarktika’yı ve bu kıtanın su altını konuştuk:
“Fotoğrafa olan ilgim, doğa tutkum sayesinde başladı. 15 yıldır fotoğraf çekiyorum. 3 yıldır, keşfetme arzuma dalışı da ekleyerek geniş bir yelpazeye ulaştım. Dünyada pek çok farklı noktaya gittim. Farklı coğrafyalarda doğa gezileri ve dalışlar yaptım. Gitmediğim tek kıta Antarktika kalmıştı. Yola çıkış noktası da ‘Görmediğim kıta kalmasın’ oldu.

GEMİ YOLCULUĞUYLA BAŞLADIM


Antarktika, insan elinin en az değdiği doğanın kendi hali ile korunduğu, bu anlamda benim için çok özel bir yerdi. Bir yıl önceden planladım. Özel bir gezi programı hazırladım. Kıtada en güneye inen, içinde dalış programı olan bir program hazırladım. Arjantin’in en güneyindeki Ushuaia kasabasındaki limandan başlayan yolculuğumuz 14 gün sonra aynı noktada son buldu. Tekrar bu limana döndüğümde fotoğraf makinemde ve hafızamda çok az insanın tanık olacağı keşifler vardı. Bu sürenin tamamı gemide geçti.

ANTARKTİKA’DA 8 GÜN GEÇİRDİM

Pasifik ve Atlas okyanusunun birleştiği dünyanın en sert geçişi olan Drake boğazından Antarktika’ya geçtik. Antarktika ana karası ve civarındaki adaları, koyları, körfezleri ile buzulları ve su altını keşfettim. Kesinlikle gittiğime değdi. Elbette zorlu bir yolculuk ve hava şartları nedeni ile 3-4 gün güverte kapatıldı. Antarktika’nın adaları ve ana karasında 8 gün geçirdik, bu sürede 8 dalış yaptık.

Yazının Devamını Oku

Dijital dünyanın Ankaralı yıldızı

Fotoğraf, sergi salonlarına, kataloglara ve özel yayınlara sığmıyor artık. Fotoğraf dünyasında, gelişen teknoloji ve paylaşım siteleri kendi yıldızlarını yarattı.

Bu isimlerden biri de Ankara’dan Metin Demiralay. Fotoğrafların paylaşıldığı web sayfalarında yakaladığı popülerlikle fotoğrafları yurt dışında bir çok kitabın kapağını süsledi. Demiralay’la fotoğraflarının hikayesini konuştuk:

ANKARA’DAN KOPAMADIM

“Ankaralıyım. Ankara’da doğdum büyüdüm, okudum, çalıştım. Fotoğrafa 2006’da başladıktan sonra kısa bir İstanbul maceram oldu. Ama olmadı, sevemedim. Tekrar Ankara’ya döndüm. Hep bir sevdam vardı, uzun uzun baktığımı hatırlıyorum fotoğraf makinelerine vitrin camlarında. Sonra anlık bir kararla fotoğraf makinesi aldım ve fotoğraflar çekmeye başladım.

KENDİMİ İFADE ETMENİN YOLU

Kendimi, kendim geliştirdim, çünkü kendimi ifade etmenin yolunu bulduğuma inanıyorum. Fotoğraf çekmeye başlamadan önce gözümü geliştirdim. Bakmayı öğrendim çevreme. Öyle fotoğraf üzerine bir eğitimim falan yok. Ama çok çalıştım. Çok fotoğraf çektim, hem de çok. Bence bu fotoğrafa başlayanlar için en önemli ilerleme yolu çok fotoğraf çekmek... Bu sayede ışığı kavradım ki fotoğrafın aslı ışık.

DİJİTAL ÇAĞ FOTOĞRAFI SEVDİRDİ

Yazının Devamını Oku

Gerekirse garsonluk yaparım

Paranın satın alabileceklerine veda etti. İşinden ayrıldı, evini kiraya verdi, arabasını satışa çıkardı, eşyalarını dağıttı. Yalnızca çocuklara yardım ulaştıracağı yeni bir hayat seçti. Motosikletiyle köy köy, şehir şehir dolaşarak bugüne kadar 597 çocuğa ulaşan İlker Kül, “Zorda kalırsam da bulunduğum bölgede garsonluk bile yapacağım” diyor.

Herkesin hayalidir; iyi bir iş, güzel bir ev, bir araba, lüks eşyalar, daha çok para... Peki tüm bunlara sahip olsaydınız, hepsinden bir anda vazgeçebilir miydiniz? Fotoğraf tutkunu ve motorsiklet sevdalısı İlker Kül, bir yıl önce başlattığı “1000 motorcu 1000 çocuk” projesi ile bin motorcunun fotoğrafını çekerek bin çocuğa yardım ulaştırmayı hedefledi. Bugüne kadar 597 çocuğa ulaşan İlker Kül, geçtiğimiz ay radikal bir karar vererek işinden ayrıldı, evini kiraya verdi, arabasını satışa çıkardı, eşyalarını dağıttı ve kendisine yeni bir yol çizdi; tüm lükslerden uzak bir şekilde bundan böyle yalnızca ihtiyacı olan çocuklara yardım ulaştırarak yaşayacak.

İL İL, KÖY KÖY GEZİYOR

İlker Kül, bir yılda Şırnak, Van, Ağrı, Kars, Urfa, Kahramanmaraş, Kütahya, Malatya, Afyon, Muğla, Batman, Samsun ve Bitlis’te bulunan köy okullarında toplam 597 çocuğa ulaştı. Geçtiğimiz hafta Bitlis’te iki köy okulundan 52 çocuğun her biri için hazırladığı kıyafetten oyuncağa, diş fırçasından diş macununa, kırtasiye malzemesinden çikolatasına paketlediği yardımları götürdü. Bu yardımları ise “1000 motorcu 1000 çocuk” projesi ile arkadaşlarının fotoğraflarını çekerek kazandığı paralarla topladı. Bir yılda dağıttığı yardımların maddi tutarını açıklamak istemese de 100 bin liraya yakın olduğunu söyledi.



Yazının Devamını Oku

Başket’in usta konuğu

Çatışmalar çağımızın sorunları ve bu sorunların tanığı çocukların yaşadıkları acıları anlatan fotoğraflarıyla dünyada pek çok önemli ödülü kucaklayan ABD’li kadın fotoğrafçı Donna De Cesare, bugün Ankara’ya geliyor.

De Cesare, Bilkent Üniversitesi İletisim ve Tasarım Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “Travmayı görüntülemek: Gazetecilerin karşılaştığı zorluklar” konulu sunum yapacak. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen De Cesare, Diyarbakır’da fotoğrafçılarla buluştu. Ankara’nın ardından da İzmir ve İstanbul’da da sunumlar yapacak.
Türkiye’ye ilk kez geldiğini, Latin Amerika’da ve ABD’deki Latin mahallelerinde haber takip ederken edindiğim bilgi ve deneyimleri paylaşmak istediğini belirten usta kadın fotoğrafçı ile sunumları öncesinde kısa bir söyleşi yaptım. Çalışmalarında çağımızın sorunlarına çocuklar üzerinden aktaran projelere imza atan Donna De Cesare’ye çocukların yaşadığı acıya olan tanıklığını ve gazetecilerin yaşadığı travmaları konuştuk. İşte usta fotoğrafçının anlattıkları:

İLHAM KAYNAĞI BARO’NUN ÖLÜMÜNE TANIK OLDUM

Fotoğrafçılığa ilk adım attığım yıllarda Orta Amerika’daki çatışmaları izledim. El Salvador’daki Katolik Üniversitesi’nde ders veren Cizvit sosyal psikolog Ignacio Martin Baro’nun yazdıkları da beni etkiledi. Kendisiyle sohbetlerim de oldu. Bana dikkatimi çocuklara vermem gerektiğini söyledi. (1989 yılında üniversite kampüsünde gerçekleşen şiddet olayları sonucunda Baro ve çalışma arkadaşı olan 5 rahip, hizmetçisi ve kızının Salvador ordusu tarafından öldürülmesinin ardından olay yerini bir fotoğrafçı olarak görüntülemek durumunda kaldım.) Savaşın ardından, Baro’nun ölümünden sonra yayımlanan savaşın sosyal psikolojisi ile igili kitaplar okudum. Savaş sonrası dönemi fotoğraflamaya devam etmemin nedenlerinden biri de çatışmanın ve baskının çocukları nasıl etkilediğini anlamaya çalışmaktı; çünkü çocuklar, bizim kendimize açılan penceremiz. Eğer çocuklar iyi durumda değilse, toplum onları yüz üstü bırakıyor demektir. Çocuklara yardım ettiğimizde, aslında kendimize yardım etmiş oluruz.

Yazının Devamını Oku

Görsel tanıtım şöleni

Spor organizasyonları sporcuların, ülkelerin hatta teknolojinin ve dev giyim firmalarının mücadele ettiği etkinlikler gibi görünse de düzenlendiği ülke için binlerce kişinin katıldığı birer tanıtım turu.

Türkiye bu anlamda son yıllarda ev sahipliği yaptığı dev organizasyonlarda konuklarına görsel bir şölen yaşatıyor. İstanbul’dan başlayıp Ege üzerinden Akdeniz’e ulaşan rotasıyla Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu, Akdeniz oyunlarıyla Mersin, Gençlik Olimpiyatları’yla Trabzon ve ikinci dev organizasyonu ağırlayan Erzurum. Temmuz ayında da Samsun’da İşitme Engelliler Olimpiyat Oyunları’nı ağırlayacak olan Türkiye, uluslararası spor organizasyonlarından alnının akıyla çıkmayı başarıyor.

34 ÜLKE, 675 SPORCU, 11 BİN KARE

Geçtiğimiz haftalarda Erzurum’da düzenlenen 13. Avrupa Gençlik Olimpik Kış Festivali’nin(EYOF 2017) ardından Gençlik ve Spor Bakanlığı özel bir prestij kataloğu hazılıyor. Fotoğraflardan oluşan bu özel katalog, organizasyonu anlatan bir koleksiyon eser olarak tasarlanıyor. 34 ülkeden toplam 675 sporcunun mücadele ettiği EYOF 2017, organizasyonda çekilen 11 bine yakın kare arasından seçilen fotoğraflarla anlatılıyor.

FOTOĞRAFLARA YANSIYAN ERZURUM

2011 Universiade ile kış sporları için kapılarını açan Erzurum, 2012 Kuzey Disiplinleri U23 Dünya Şampiyonası, 2012 Dünya Karışık Çiftler Curling Şampiyonası gibi önemli organizasyonlarına ev sahipliği yapan Erzurum, EYOF 2017 için hazırlanan katalogda fotoğraflara tam bir kış sporu merkezi olarak yansıyor. Alp disiplinin’den curling’e, sürat pateninden kayakla atlamaya, buz hokeyinden biatlona kış sporunun her alanı görsel bir şölen olarak fotoğraflara taşınıyor.


Yazının Devamını Oku