Yapay zekâ ve faiz

Yapay zekâ ve faiz

Geçen hafta Kanada’daki bir arkadaşım “yapay zekâ” ile ilgili uzun ve çok ilginç bir makale yolladı.


Makale “dar yapay zekâ” ve “genel yapay zekâ” aşamalarını takiben ”süper yapay zekâya” sanılandan çok daha çabuk geçileceğini iddia ediyor. Bunun da dünyadaki pek çok şeyi değiştireceğini öngörüyor.


Süper yapay zekayı şöyle tanımlıyor: “bilimsel yaratıcılık, genel akıl ve sosyal beceriler dahil olmak üzere hemen tüm alanlarda en zeki insandan daha zeki”.


Aynı günlerde Antalya’da devam eden Startup Turkey toplantısında da Türkiye’deki teknoloji şirketi girişimleri ele alınıyordu. Bu arada toplantı on line olarak Pozitif Tv’den izlenebiliyordu.

Son dört beş yılda kurulup piyasa değeri 10 milyar doların üzerine çıkan Uber, Snapchat, Dropbox gibi sekiz şirket varmış. Altmış beş şirket ise 1-10 milyar dolar bandında yer bulmuş. Bu şirketlerin çoğu Amerikan, bir kısmı Çinli ve Hintli...


Evet, bir teselli noktası arıyorsak şu var: Bu şirketlerin arasında bir Alman, ya da bir İsviçre şirketi yok mesela. Sadece biz değiliz olmayan.


Gerçi o sıralarda Ankara başka havadaydı. Faiz sebep midir yoksa sonuç mudur sorusunu tartışıyordu. Tartışılacak bir şey varmış gibi!


Ülkedeki onca üniversitenin onca ekonomi bölümünün gıkı çıkmadı, o ayrı… Merkez Bankası Başkanına çaka çaka yürüdü fikir alışverişi! Ankara’nın bu halleri gerçekten hayret verici…


Çoktan halledilmiş olması gereken konular durup durup tartışmaya açılıyor. Teoriye teoriyle değil de üstünkörü itirazlar yapılıyor. Çok seviyorlar atıp tutmayı!


Aslında Türkiye’nin bir yüzü buraları çoktan aşmış durumda. O yüz dünyayı izliyor, küreseli/yereli birlikte yakalamaya çalışıyor, mal alıyor, mal satıyor, hizmet üretiyor, rekabete cevap veriyor, araştırma geliştirmeye fon ayırıyor, bilimselliği önemsiyor, herşeye rağmen sağduyusunu, soğukkanlılığını korumaya çalışıyor…


Bu yüz adeta Türkiye’yi taşıyor. Yapay zekâya kafa yoruyor, teknoloji girişimciliğine heves ediyor. Uygun iklim kolluyor.


Sonra bir bakıyorsunuz Ankara birden başlı başına bir iklim bozan olarak ortaya çıkıyor. Zamanı geri sarıyor. Türkiye’yi taşıyan yüze ayak uydurmak yerine yeni yeni belirsizlikler yaratıyor.


Gündemi alakasız yerlere taşıyor. Dünyanın geçtiği nazik sürecin farkında değilmiş gibi kendi bildiğini okuyor. Bu tarzı da değiştirecekmiş gibi durmuyor.


Bu enerji ve vakit kaybının bedelini ileride hep birlikte ödeyeceğiz ne yazık ki!

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Her şeye rağmen mümkündü

BİR ay kadar önce Ege TV binasına uğradım. Biliyorsunuz televizyon mayıs ayından beri yayın yapmıyor. Radyo Ege devam ediyor.

Dış kapıda yine güvenlik var. Gariplik binaya girince başlıyor.
O cıvıl cıvıl muhabbet kuşları gitmiş. Karşılama bankosu boş. Işıklar kapalı.
Bilgisayarlar, televizyonlar, masalar, sandalyeler, koltuklar, sehpalar aynen yerlerinde duruyor. Ortalarda kimsecikler yok.
Ürperten bir loşluk ve boşluk... Hani anlatılmaz, yaşanırsa anlaşılır denir ya, öyle.
Asansörler çalışıyor. Radyo yayının sürdüren sevgili Eylem’in yanına çıkıyorum.
Eski çalışanlardan Cengiz Yanaroğlu da uğramış. Güzel tesadüf, ülkenin en iyi belgeselcilerinden Tahsin İşbilen de orada o gün.
Kahveler söyleniyor. Geçmişten konuşuyoruz. Gelecekle ilgili düşüncelerimiz paylaşıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Çocuk belediyesi

Uzun zamandır ziyaretine gidecektim.  Medyadan takdirle izliyordum.  Yakındaydı da.  Bir türlü organize olamamıştım. 

 

Neyse, en sonunda bu hafta Sevgili Tunç Soyer’i makamında ziyaret etme şansım oldu.

 

Üç yılı geçmiş görüşmeyeli.  “Nasıl” dedim “yorucu değil mi?“.  “Evet, öyle tabii” dedi.  “Ama insanların hayatına doğrudan dokunmak çok başka bir duygu” diye de ilave etti.

 

2019 için fikrini sordum.  “Konuşmak için henüz erken” dedi. Zorlamadım. 

 

Baktım, Seferihisar'ın nüfusu 40 bine yaklaşmış.  Onu sordum.  Onlar da Urla gibi İstanbul'dan göç alıyorlarmış. 

Yazının Devamını Oku

Genç teknik adamlar zamanı

Chelsea teknik direktörü Antonio Conte 47 yaşında.   

Dünyanın en iyi, daha önemlisi en yenilikçi teknik direktörlerinden biri olarak gösteriliyor.  

 

12 yıl önce İtalya'da Siena'da başladı, kendini Juventus'ta gösterdi.  Geçen yıl da dünyanın en değerli ligi Premier Lig'de Chelsea ile şampiyonluğu yakaladı. 

 

Tesadüfe bakın ki Chelsea'yi en çok zorlayan takım 45 yaşındaki Arjantinli teknik adam Pochettino'nun başında olduğu Tottenham'dı. Pochettino 8 yıllık bir teknik adam, üç yıldır Tottenham'da. 

 

Avrupa'nın diğer değerli ligi İspanya'ya geçelim.  Zinedine Zidane 45 yaşında. Bir zamanlar dünyanın en büyük oyuncularındandı şimdilerde Real Madrid'in başında efsane teknik direktör olma yolunda. 

 

Yazının Devamını Oku

İnşaat şirketleri

Son zamanlarda İzmir kökenli olmayan kimi inşaat şirketlerinin kentte büyük projelere giriştiğini görmekteyiz.  Bunlar bildiğiniz kar amacı güden özel şirketler.  

Çeşitli sosyal sorumluluk projeleri geliştirmeleri, sanatı, tiyatroyu ya da edebiyatı desteklemeleri, sponsorluklarda cömert davranmaları nihayetinde kentle iletişim kurmak, kendi markalarını tanıtmak, pekiştirmek ve satış kabiliyetlerini arttırmak için.  

 

Bu faaliyetler kente katkı sağlıyor mu?  Evet, sağlıyor.  Teşekkür ederiz.  

 

Beni rahatsız eden şey bu faaliyetlerin abartılması, kutsanması, durup durup parlatılması. 

 

Arkadaş inşaat şirketine hayırseverlik kıyafeti giydirmeye çalışmayın, olmaz çünkü.  

 

Yazının Devamını Oku

Yazarken insanı yoran gündem

Ne zamandır nanoteknoloji, nörobilim, süper yapay zeka ile ilgili bir şeyler yazmaya niyetleniyorum.  Mevcut gündeme inat bilimsel gelişmelerden söz edelim diye…  Ama olmuyor.  Olamıyor. 

Bir bakıyorsunuz içeride yepyeni bir haber patlamış o bunu şu şunu demiş...  Yeni bir haber yoksa da eski haberlerin durup durup çekiştirilmesi var. 

Enis Berberoğlu 25 yıl ceza alıp tutuklanıyor mesela.  Aynı gün Oğuz Güven tahliye ediliyor. 

Ertesi gün Kemal Kılıçdaroğlu Ankara’dan İstanbul’a doğru yürümeye başlıyor.  Barboros Muratoğlu tahliye ediliyor. 

Ama o arada Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevinin 100'üncü gününü geride bırakıp ölümün kıyısına geliyorlar.  Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu hala içeride…

Evet, evet, hepsinde yargı süreci devam ediyor! Henüz kesinleşmiş bir şey yok!

Bunlar olmasa deprem oluyor. Memleketin üzeri ayrı gergin altı ayrı. Her ne kadar alışkın da olsanız 6 şiddetin üzeri ürkütüyor.  

Ha tabii bir de her gün tramvay inşaatının içinden geçmek var ki o da ayrı bir kaygı kaynağı. Bugün neresi tıkalı acaba, bu işler ne zaman bitecek, Gazi Bulvarındaki çınarlara bir şey olacak mı gibi mahalle boyutundaki sorularla uğraş dur.

İyisi mi biz küresel para işlerine bakalım diyeceğim ancak orası da matah değil. 

Yazının Devamını Oku

Rakibe saygı

LeBron James’i bilen bilir. Cleveland Cavaliers’in efsanevi basketbolcusu.   

32 yaşına geldi.  Bu yıl 31 milyon dolar kazanacak.  

 

İkisi Miami’de olmak üzere üç NBA şampiyonluğu yaşamış ve o finallerin en değerli oyuncusu seçilmiş…

 

Gelecek maçta büyük ihtimal Michael Jordan’ı geçip NBA finallerinde şimdiye kadar en çok sayı atmış üçüncü oyuncu olacak. 

 

Kariyerse kariyer, paraysa para, profesyonellikse profesyonellik, egoysa ego…

Yazının Devamını Oku

Yaprak dökümü

Yaşımız ilerledi tamam ama bu ne yaprak dökümüdür böyle. 

Ceran gitmiş sessiz sedasız.  Bir hafta sonra haberim oldu.  Nereden baksanız 40 yıla yayılmış bir yığın kare.  Son yıllar biraz boş olsa da…  İnsan ne ara bu kadar savrulduk demeden edemiyor, ah be diyor, henüz erkendi.

Sonra Osman’ın haberini okudum.  Ne güzel rakı masası anılarımız vardı.  Az ama öz.  Kahkahalı sohbetler… Onu da epeydir görmemiştim.

Ardından İlter Bey’in vefat haberi geldi.  Ne beyefendi bir insandı.  Yıllardır buluşacaktık da Urla’da yemek yiyecektik.  Hayat…

Haluk gitti sonra.  Yaz yaz diye gönderdiği belgeler öylece duruyor.  

Tanıdık tanımadık, eşin dostun annesi, babası, akrabası, arkadaşı hep kötü haber hep kötü haber.  Mayıs çok ölümcüldü. 

Yaşarken ölü saydıklarıma da eklemeler oldu o arada… 

Neyse Haziran daha sakin geçer diye umuyorum.

 

Yazının Devamını Oku

İzmir İçin Pedalla

Benim kentin bisiklet işlerinden sorumlu amirlerden biri olarak gördüğüm sevgili Tanzer Kantık son zamanlarda ECC diye bir şey tekrar edip duruyordu.  Memleket gündemi malum, pek ilgilenememiştim. 

 

Nihayet geçen gün bana detaylı olarak anlattı.  Bisikletle ilgili böyle bir organizasyonu ihmal etmiş olmanın verdiği suçluluk duygusuyla yazıyorum bu satırları.

ECC = Avrupa Bisiklet Şampiyonası’nın İngilizce kısaltması  (European Cycling Challenge)

Basit olarak ifade edecek olursak bir kentte bir ay içinde yapılan bisiklet kilometresine dayalı bir yarışma bu. 

 

Güncel İzmir bisiklet ısı haritası

 

Yazının Devamını Oku

İzmir Kitap Fuarı yükselişte

Geçen yıl da gidememiştim.  Kitap Fuarına bu yıl da gidemedim maalesef.  

İlgi büyükmüş, katılım rekorları kırılmış denince “şüpheci ben“ olarak hemen Metis Yayınlarının sahiplerinden eski dostum Müge Sökmen’e mesaj attım. 

“Nasıl” dedim “memnun musunuz fuardan, çok kalabalıkmış ama bu satışlara yansıdı mı?” 

“Evet” dedi “arkadaşlar ilgiden ve satıştan memnunlar.”  Sonra da ilave etti “İzmir Kitap Fuarı son yıllarda şaşırtıcı derecede canlı geçiyor.  Eskiden fuardan ancak başa baş çıkardık.”

Son zamanlarda aldığım en iyi haberlerden biri oldu bu.  Bölgenin kitaba ilgisinin yükselişte olması güzel bir şey…

Ayrıca yeni kitaplarını yazan, ilk kitaplarını çıkaran dostlar için de ortam uygun demek ki.  Umarız ürün kalitesi giderek yükselir ve iyi yazarlar çıkar aramızdan.

 

***

 

Yazının Devamını Oku

İzmir'i keşfet

Hürriyet yazarlarının “İzmir’i Keşfet” kapsamındaki ziyaretleri sonrasında yazdıklarını gazetede okuyorsunuzdur.   Ben de üç günlük yoğun programın Urla’daki enginar festivaline denk gelen iki saatlik bölümüne katılma şansı buldum.  İşte o iki saatte biriktirdiklerim:

Enginar benim için patlıcanla beraber sebzelerin sebzesi.  Baktım 2011’de İstanbul’da yapılan bir araştırmada enginar en az sevilen sebzeler arasında çıkmış.  Şaşırdım.  Aynı araştırma Ege’de yapılsın sonuç çok farklı çıkacaktır diye düşünüyorum.  

Malgaca’da İzmir Ekonomi Üniversitesi Mutfak sanatları bölümünün çocuklara yönelik bir programına denk geldim.  Çocukları gıda konusunda sıkmadan tatlı tatlı bilgilendiriyorlardı.  Kurdukları mutfakta da yemek pişirmenin inceliklerini uygulamalı olarak gösteriyorlardı. 

O an kafamda şöyle bir proje belirdi:  Sadece çocuklara dönük  “ağacımızı, bitkimizi, börtü böceğimizi, toprağımız tanıyalım” kıvamında festivaller olsa…  Çocukları sıkmadan doğayla tanıştırmak, doğayla barıştırmak için… Hele yaz tatiline denk gelirse, böyle festivallerin de çok katılımcısı olur.

Sanat Sokağına girdiğimde kendimi Alaçatı’nın Kemalpaşa caddesine girmiş gibi hissettim.  Bunu olumlu anlamda söylemiyorum.  Caddeyi yenileme çalışmaları çok çok uzun sürdü.  Hala şantiye kalıntıları var.  Neyse bu ayrı bir hikaye.

Hürriyet ekibini Zilli Bistro’da buldum.  Sevgili Deniz Sipahi ve ilk kitabını geçenlerde çıkaran eşi Berna, Hürriyet Ege’den tanıdık yüzler,  Sedat Ergin, Ertuğrul Özkök, Mehmet Arslan, Çınar Oskay,  Gila Benmayor, eski dostum Uğur Gürses oradaydı.  Tabii bir de İzmir Büyükşehir Basın Danışmanı Reşat Yörük.

Sevgili Uğur’a “baksana bu cadde Alaçatı’nın on yıl önceki haline ne kadar benziyor” dedim.  “Öyle” dedi Uğur.  İnşallah sonu benzemez der gibi baktı.  Uğur da bir ara Alaçatı’nın müdavimiydi ama “Yeni Alaçatı’ya” on yıldır gelmiyormuş.  

Dayanamayıp Sedat Ergin’e “genel yayın yönetmenliğinden ayrıldıktan sonra hayata döndünüz galiba” dedim.  O da gülümseyerek  “benim de hayata dönüş operasyonum bu oldu” dedi.

Bir süre sonra Aziz Kocaoğlu ile Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar da katıldılar masaya.  Etrafta bir anda korumalar, kameralar, fotoğrafçılar türedi tabii.  İktidar yerel de olsa böyle bir şey.

Yazının Devamını Oku

Yıl 2017 olmuş

“Vallahi bu sene herhangi bir konsoloslukta oy kullanabilme olanağı geldiği için Vancouver Kanada’ya Cuma trafiğinde 5 saat direksiyon sallayıp gittik (normalde 3 saat) ve oy kullanabildik.   Yoksa bağlı olduğun konsolosluğa gitmen gerekiyor. 

Bütün Amerika Batı yakası Los Angeles a bağlı, uçakla Seattle dan 3 saat çeker.  Çoğu insanın bütçesi ve iş durumları el vermiyor.   Bir de NewYork’ta oy vermeye gidenler izdihamdan perişan olmuşlar saatlerce bekleyip. O da üzerine tuz biber.

 

Normal Amerikan seçimlerinde Mail-in ballot kullanıyoruz, yani oy pusulası eve geliyor, doldurup geri postalıyorsun. Bizim bulunduğumuz eyaletlerde (Washington, Florida) geçerli bir uygulama.

 

Yangında su taşıyan karınca misali rengimiz belli olsun dedik...

 

Hayırlı olsun...”

Uzun yıllardır ABD’de yaşayan ama burayla bağı hala kuvvetli olan bir arkadaşım 11 Nisan'da gönderdi bu maili.

Yazının Devamını Oku

Günün sonunda durumumuz ne?

Alaçatı Turizm Derneği Başkanı Celal Bayraktaroğlu dün bir basın bildirisi yolladı  Konu sadece Alaçatı’yı değil, ülkenin dört bir yanındaki pek çok küçük oteli ilgilendiriyor. Kısaltarak veriyorum:  

"Turizmimizin zorlu bir sınavdan geçtiği  şu dönemde booking.com ile ilgili alınan tedbir kararı küçük otellerin büyük bir kesimini rahatsız etti.

 

Bu tip 5 ile 15 oda kapasiteli küçük oteller zaten acenteler ile çalışmadıkları ve o servisleri alamadıkları için çok yaygın olarak rezervasyon aldıkları söz konusu sitenin, hiç bir uyarı süresi vermeden kapatılmasından mağdur olmuştur.

 

Konunun hükumet yetkilileri tarafından ivedilikle ele alınarak serbest piyasa ekonomisi şartları içerisinde kendine çok önemli bir pazar yaratan bu kanalın, TC kanunları çerçevesinde işler hale gelmesini istiyoruz.

 

ATD Yönetim Kurulu adına

Celal Bayraktaroğlu”

Yazının Devamını Oku

Göztepe ve şehir plancıları

Bazı yazıları yazmak zordur. 

Konu çok katmanlıdır.  Fikriniz vardır ama uzmanlık alanınız değildir.  

 

Konunun paydaşı çoktur.  Beklentiler çok farklıdır.  Üstelik taraflar arası iletişim zayıf, uzlaşma ihtimali düşüktür.

 

Mevzuat vardır.  Planlar, projeler, vaat edilenler vardır, itirazlar vardır. 

 

Bir taraftan adım atılsın istersiniz, diğer yandan ihlallerden korkarsınız.  En önemlisi de bilimselliğe gölge düşsün istemezsiniz.

 

Yazının Devamını Oku

İngilizler gerisin geriye

Üniversitelerin işletme bölümlerinde kapsamlı bir vaka çalışmasını hak eden bir alım satım bu aslında.  Ben ancak özet geçebilirim.

İngiliz Tesco ki konusunda dünya çapında bir şirket,  İzmir’li 100 işadamının kurduğu Kipa’yı 2003 yılında 118 milyon dolara satın aldı.

 

Satıştan sonra “çok iyi satış” diyenler vardı ama daha çok “ucuza gitti” homurdanmalarını hatırlıyorum.

 

Konu İngiliz emperyalizminin İzmir’e uzanan eli noktasına bile gelmişti.  Kipa yabancılara peşkeş çekiliyordu.

 

Aynı Tesco bu kez Kipa’yı Mart ayı başında yaklaşık 55 milyon dolara Migros’a sattı. Evet 14 yıl sonra hemen hemen yarı fiyatına… Kurtulmak istercesine…

 

Yazının Devamını Oku

Çaycı - Efes - Sevinç - Hocazade

Bundan dört beş yıl önce aramızda yaptığımız bir espriydi. Alsancak’ı bilmeyenler için açıklayarak gideceğim. 

Mustafa Bey caddesinin köşesinde Sir Winston vardı.  Biz çaycı derdik. Daha çok gençlerin ve kendini genç hissedenlerin takıldığı bir kafeydi.

 

Az ileride daha çok orta yaşlıların takıldığı çok eski müessese olarak  Efes Patisserie vardı. Daha ileride ise Sevinç Pastanesi… Sevinç’i daha çok yaşlılar severdi.  

 

Espri kimden çıkmıştı bilmiyorum ama akışı şöyle bir sıraya sokmuştuk: Önce Sir Winston, sonra Efes, daha sonra Sevinç ve en son Hocazade camii! Cami de Sevinç’e üç yüz metre kadar uzakta çünkü…

 

Gelelim şu anki duruma.  Sir Winston’un olduğu dükkan bir ara Simit Sarayı oldu ama şu ara yeni kiracı bekliyor.  Efes kapandı, gözlükçü oldu.  Sevinç’in yarısı gitti yarısı kiracı bekliyor. Hocazade aynen devam…

 

Yazının Devamını Oku

Sakin ve olgun davranarak

O beni çocukluk arkadaşım diye tanımlar. Ben onu eski bir dost olarak bilirim.

Arada işyerine uğrar İzmir piyasası ile ilgili dedikoduları dinlerim. Otomobil işi piyasanın nabzıdır. Arada o sorar, ben anlatırım.

 

Dükkana gelen giden eşe dosta beni ”İzmir'in iyi ekonomistlerindendir” diyerek tanıtır. Her zaman saygılıdır.

 

Benim için o muhafazakar, itibarlı ve deneyimli bir tüccardır. Bu iktidara yakın durmasını da anlarım.

 

Söylemez ama bilirim o beni biraz ukala ve aykırı bulur. İktidar karşıtlığımdan dolayı da biraz entel, biraz da bohem olduğum fikrindedir.

 

Yazının Devamını Oku

Baş gündem belirleyiciden rica

Eleştirdiğim bir yazardı ancak Hürriyet’teyken İsmet Berkan’ın “popüler bilim” yazılarını önemserdim.  

Bilim riskli konudur, az okunur.  Alınan tık sayısı bugünün köşe yazarlığında önemli değişkendir.

 

Zaten gündemde yazılabilecek, daha çok ilgi çekecek bilim dışı bir sürü konu vardır.  İç siyaset yazılarının sürümü vardır mesela.   

 

Ama benim için bilim yazıları “kısır gündeme” anlamlı bir başkaldırıdır.  Çünkü başımıza ne geliyorsa bilimsellikten uzaklaştığımız için geliyor diye düşünenlerdenim.

 

Keşke imkanımız olsaydı da geçen yıl Türkiye’de gazetelerde yer alan sözcükleri tarayıp infografiğini çıkarabilseydik.   Örneğin 3D-yazıcı sözcüğü kaç defa kullanılmıştır?  Ya da “büyük veri” (big data) kaç kez?  Nano teknoloji?  En çok kullanılan sözcük herhalde “terör “olmuştur.  Maalesef bizim gündemimiz böyle!  

 

Yazının Devamını Oku

Güncellenmiş İzmir, istanbul

 Bilen bilir. İzmir'de sürekli olarak kentin gelişmesini yeterli görmeyen, durup durup İzmir-İstanbul kıyaslaması yapan insanlar vardır.

Bunlar bazen ölçüyü kaçırır, İzmir'e Türkiye'nin en büyük köyü de derler. Köy tabii burada onlara göre olumsuz bir tonlama içerir. Ben de keşke derim öyle en büyük köyü olsa!

 

Bu ekibe laf anlatmak zordur. Kişisel gözlemlerini evrensel doğru olarak sunma huyları falan vardır. Hele somut verilerle konuşmaya çalışan bizler için bu tartışmalar kabusa dönebilir.

 

Neyse ki en sonunda TÜİK imdadımıza yetişti.

 

Yıllar sonra iller bazında Gayrisafi Yurtiçi Hasıla verilerini yayınladı. 2004-2014 arasında cari fiyatlarla hangi ilin ne ürettiğinin dökümünü yani....

 

Yazının Devamını Oku

Evet, kesinlikle çığlık atıyorlar

Bir genç daha aramızdan kendi isteğiyle ayrıldı. Yakın çevremde son aylarda duyduğum kaçıncı olay bu.   Zeki, öğrenci olarak başarılı, sorumluluk sahibi çocuklar bunlar. 

 

Şimdi neden diye sormayacaksak ilelebet susalım!  Aramızda fısıldaşıp vah vahlarla geçiştirelim bu faciaları.     

 

Şimdi paniklemeyeceksek oturalım oturduğumuz yerde, haberlerini gazetelerde okuyalım. Efendim bunalıma girmişti de, zaten sessiz bir insandı da diye kendimizi avutalım. 

 

Çok değil bundan iki ay önce yazdım. “Gençler çığlık mı atıyor” diye.  

 

Yazının Devamını Oku

Yangın merdivenine varana kadar...

Bir inşaat yapılırken yangına karşı alınacak önlemler belli. 

Yangın merdiveni önemli.  Ancak ondan önce projesinden kullanılacak malzemeye kadar pek çok mimari detay ve mühendislik adımı var. Binanın tasarımı ona göre olur.  Elektrik altyapısına özen gösterirsiniz. Yanmayan malzemeler kullanabilirsiniz.  

 

Başka yangın riskleri varsa onlara karşı tedbir düşünürsünüz.  Yalnız bunların hepsi artı maliyettir.  

 

Bu standartta yapıları devlet olarak yapabilirsiniz.  Ya da bu standartta inşaatı ihale eder, denetlersiniz.

 

Bina hizmete girdikten sonra da işletmenin kurallarını koyar ve yine ona göre denetlersiniz.

 

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI