İnşaat şirketleri

Son zamanlarda İzmir kökenli olmayan kimi inşaat şirketlerinin kentte büyük projelere giriştiğini görmekteyiz.  Bunlar bildiğiniz kar amacı güden özel şirketler.  

Çeşitli sosyal sorumluluk projeleri geliştirmeleri, sanatı, tiyatroyu ya da edebiyatı desteklemeleri, sponsorluklarda cömert davranmaları nihayetinde kentle iletişim kurmak, kendi markalarını tanıtmak, pekiştirmek ve satış kabiliyetlerini arttırmak için.  

 

Bu faaliyetler kente katkı sağlıyor mu?  Evet, sağlıyor.  Teşekkür ederiz.  

 

Beni rahatsız eden şey bu faaliyetlerin abartılması, kutsanması, durup durup parlatılması. 

 

Arkadaş inşaat şirketine hayırseverlik kıyafeti giydirmeye çalışmayın, olmaz çünkü.  

 

Ayrıca sırf bu faaliyetler hatırına bu şirketlerin projelerinin muhtemel sakıncalarına göz yumarsanız o hiç etik olmaz işte.  

 

 

***

 

TEDAVİYE MUHTAÇ  

 

Sözle ya da elle taciz edilen bir kadın haberi medyaya düşünce biliriz ki memleketteki bütün iç sesler "nasıl böyle bir şeye cüret edebilir?" şeklinde çıkmaz.  Muhtemelen hiç de az olmayan adamdan başka sesler de gelir : 

 

"Bu kadınlar da basit bir olayı amma da abartıyorlar"

 

"Kesin kuyruk sallamıştır yoksa adam böyle bir şey yapsın" 

 

"O şortu giy sonra da şikayet et yok öyle bir dünya"

 

"O saatte bir kadının orada ne işi var kardeşim" 

 

İşte bu iç sesler tedaviye muhtaç... 

 

Bunun içinse memkekette ne kadar cesur psikolog ve psikriyatrist varsa hepsinin bir araya gelip birkaç sempozyum düzenlemesi gerek.  Sonuç bildirgesinde de çözüm öneren net bir reçetenin yer alması şart. 

 

O reçetenin içinde bolca "sorunlu cinsellik" ibaresinin geçeceğini tahmin ediyorum.  

 

Ondan sonra da o reçeteyi uygulayacak cesur siyasetçi aramak gerekecek. 

 

Tabii bir de tacizcilerin de tedaviye muhtaç olduklarını kabullenmeleri şart! 

 

Sonrası sabırlı bir mücadele kaç yıl sürerse artık. 

 

***

 

ELLİ YIL ÖNCE ELLİ YIL SONRA

 

Geçen akşam Tvde izlediğim Loving filmini çok sevdim.  Aslında defalarca işlenmiş Amerikan ırkçılığı üzerine bir film. 

 

http://www.imdb.com/title/tt4669986/

 

Bu kez hikaye gerçek.  1950'lerin son yılları.  Yer ABD'nin Virginia eyaleti.  

 

Beyaz bir erkekle siyahi bir kadın zorlukları bilerek aşkla evleniyor. Üç de çocukları oluyor. 

 

Ancak Virginia eyaleti ve 15 başka eyalet o zaman için böyle "ırklar arası evliliğe" izin vermiyor.  Çiftten eyaleti terk etmeleri isteniyor. Yoksa hapse girecekler.  

 

Yıllar süren hukuki mücadeleden sonra Amerikan Yüksek Mahkemesine kadar gidip evli olarak Virginia'da oturmaya hak kazanıyorlar.  Yıl 1967! 

 

Bu dava başka eyaletlerin de evliliklere bakışını değiştiriyor. 

 

Film bittikten sonra son 50 yılda ABD'de ırkçılık konusunda dilin, anlayışın, hayatın Anayasada yazılı eşitlik ilkesine uygun şekilde nasıl evrildiğini düşündüm.  İstenilen yerde olunmasa bile gelişim etkileyici. 

 

Bizse son elli yıldır en azından Anayasa açısından patinaj yapıyoruz. Sorun çözmeyip sorun biriktiriyoruz.  Çoktan halledilmiş olması gereken çatışmaları yeniden yeniden yaşıyoruz. 

 

Belki de biraz da o yüzden ABD'de kişi başı gelir bizimkinin 5 katı. 

 

***

VAHİM ÖTESİ 

 

Siz de görüyorsunuzdur Bonzai'nin yeniden manşetlere çıktığı bir dönem yaşıyoruz.  

 

Durup durup uyuşturucuyu özellikle de ucuz sentetik olanlarını keşfeder gibi bir halimiz var. 

 

Oysa gençliğin bir bölümü epey bir süredir uyuşturucu bağımlısı olmuş durumda.  

 

Parası olanlar pahalı olanın parasız olanlarsa ucuzun peşinde.  İstatistikleri falan geçin,  durum vahim ve gayet gerçek! 

 

Beş gençten biri işsizse, işi olanların bir kısmı da gelecekten ümitsizse, bir kısım gençlik ülkeyi terk etme planları yapıyorsa uyuşturucu batağına saplananlar olacaktır.  

 

Mücadele sadece polisiye tedbirlerle sürerse de bunlar iyi günlerimiz demektir!

 

Yine psikolojlara psikriyatristlere başvurmamız lazım. 

 

Nedir bizim bu bir türlü sonlanmayan açmazlarımız? 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI