Ramazan Özdemir

Damar tıkanıklığına müdahale yöntemleri: Stent ve Baypas

2 Eylül 2021
Kalp damar hastalıkları, dünyada başta gelen ölüm sebeplerindendir ve nüfus yaşlandıkça da görülme sıklığı giderek artmaktadır. 20 yaşın üzerinde yaklaşık 18 milyon yetişkinde kalp damar hastalığı görülmektedir ve kalp damar tıkanıklığı sonucu ölen 10 kişiden 2’si 65 yaşın altındadır. Sağlık alanındaki teknolojik ilerlemeler, günümüzde damar hastalıklarının tanı ve tedavisini kolaylaştırmış, ölüm oranını düşürmüştür.

Tıkalı bir damarı açmanın iki farklı yolu vardır. Birinci ve en çok kullanılan yöntem, “stent” adı verilen, file gibi ince ağlarla örülmüş küçük, yapay bir damarın, kapalı yöntemle el bileği veya kasık damarından ilerletilerek tıkanan bölgeye içindeki balon yardımıyla yerleştirilmesiyle tıkanıklığı açmasıdır. Kalp krizi ve çoğu durumda bu yöntem kullanılır. İkinci yöntem ise, genelde stent işleminin yapılamayacağı kadar kireçli damarlarda veya tıkanıklıkların birden çok damarda yaygın olduğu durumda tercih edilen, baypas (by-pass) ameliyatı olarak bilinen açık ameliyattır. Bu ameliyatta tıkanıklık olan bölgenin daha ilerisine göğüsten uzatılan veya bacaktan alınan başka bir damar dikilerek tıkalı bölge “pas geçilir” ve tıkalı damarın besleyeceği organ, bu şekilde beslenmeye devam eder.

Peki, bu yöntemlerden herhangi biriyle açılmış bir damarın yeniden tıkanma ihtimali yok mudur? Elbette, ilaçların düzenli kullanılmaması, sigara ve sağlıksız beslenmeye devam edilmesi ve bazen de irsi sebeplerden açılan damarlar yeniden tıkanabilir. Stentlerin %3-10’u 9 ay içinde daralabilir veya yeniden tıkanabilir. Bacaktan alınan her 5 baypas damarından biri tıkanırken, bu oran göğüs damarı için %5’tir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında, damarların yeniden açılması da mümkündür.

Stent tıkanıklığı durumunda, tıkanan yerin balonla veya yeni bir stentle açılması denenebilirken, bunun mümkün olmadığı veya tekrar tekrar tıkanıklık olması durumunda baypas ameliyatı mümkün olabilmektedir. Ancak damar boylu boyunca stent ile kaplanmışsa veya tıkalı bölgenin sonrasındaki damar çok ince ise baypas ameliyatı yapılmaz.

Baypas damarları tıkandığında ise benzer şekilde tıkalı bölgeler stentlerle açılabilmektedir. Her iki senaryoda da alternatif tedaviler mümkün olmakla birlikte; hiç işlem görmemiş bir damara yapılacak bir işleme göre tekrarlı işlemlerin riski daha yüksek ve beklenen tedavi başarısı daha düşük olacaktır. Bu nedenle bu işlemler ilk planda yapılırken her zaman için istenen sonuç, açılan damarların tıkanmaması ve yeniden müdahale ihtiyacının olmamasıdır. Bunu sağlayabilmek için de ilaçların düzenli kullanımı ve yaşam tarzında iyileştirmeler olmazsa olmazdır.

Yazının Devamını Oku

Kalp hastalarında Covid aşısı: Efsaneler ve gerçekler

30 Temmuz 2021
Covid-19 virüsü 16 aydır bizimle ve uzun bayram tatili sonrası gittikçe artan vaka sayılarına bakılırsa kolay kolay gidecek gibi de görünmüyor. Salgınla mücadelede en etkili silahımız olan aşılama çalışmaları hızlandırıldı, aşıya ulaşmak artık her yaş grubu için çok kolay.

Aşılanma oranının artmasıyla hastalığın eskisine göre çok daha hafif geçirildiğini, yoğun bakım ihtiyacı gelişen hasta sayısındaki kayda değer düşüşü biz sağlık çalışanları birebir gözlemledik. Aşıların etkili ve güvenli olduğu, bugüne kadar yapılan çalışmalarla kanıtlandı. Ancak tüm bu olumlu sonuçlara rağmen aşı sırası geldiği halde henüz hiç aşı yaptırmayan 22 milyondan fazla insanımızın olması, aşılara karşı olan önyargı ve güvensizliğin canlı kanıtı gibi.

Günlük yaşantıda ve hastaların yönelttiği sorulardan yola çıkarak, özellikle yeni teknoloji mRNA aşılarına çekimser yaklaşıldığını görüyorum. İnternet ve sosyal medyadaki bilgi kirliliği ve hiçbir bilimsel temeli olmayan yorumların aşılara karşı olan bu güvensiz ortamın sorumlusu olduğunu düşündüğümden, bu yazımda aşıların kalp hastalıkları ile ilişkisini sizlerle paylaşmak istedim. Şimdi günlük hayatımda bana sıkça yöneltilen sorularla bu konulara değinelim:

1- Kalp-damar hastasıyım, Covid-19 aşısı olabilir miyim/olmalı mıyım? Hangi tip aşı bana uygun?

Tüm kalp hastalarının Covid-19 aşısı olarak hastalıktan korunmaları çok önemlidir, dolayısıyla aşı olmanızı tavsiye ediyorum. Vücuttaki her türlü enfeksiyon kalbin üzerindeki yükü arttırır, damar tıkanıklığını tetikler. Kalp hastalarının Covid-19’a yakalanmaları halinde, hastalığı ağır geçirme ve ölüm dahil ciddi sorunlarla karşılaşma riski diğer insanlara kıyasla çok daha yüksektir. Bu nedenle ritim bozukluğu, kalp yetmezliği, tansiyon, şeker, damar sertleşmesi/tıkanıklığı, akciğer embolisi veya felç geçirmiş hastaların her türlü koruyucu önleme başvurmaları gerekir. Aşı en güçlü önleminiz olacaktır. Sinovac veya Biontech aşılardan herhangi birini seçebilirsiniz, ikisi de tüm kalp hastalarına uygulanabilir.

Yazının Devamını Oku

Kalp yetmezliğiyle ilgili merak edilenler

21 Haziran 2021
Organlarımızın beslenebilmesi ve çalışabilmesi için gerekli oksijen ve besinler kanla taşınır. Kalbimiz, kanın vücudumuzun en uç noktalarına kadar ulaşabilmesi için bir pompa gibi çalışır. Bu pompa güçlü değilse, organlarımız yeterince beslenemez. Kalbin pompa fonksiyonunun bozulması kalp yetmezliğidir.

Kalp kasının doğuştan veya sonradan oluşan hastalıkları, kalp krizi, kalp kapakçığının hastalıkları, bazı ilaçlar veya radyasyon gibi sebepler veya şeker, tansiyon, böbrek yetmezliği kalp kasında hasara yol açarak kalbin pompa fonksiyonunun bozulmasına neden olabilir. Bu durumda hastalarda çabuk yorulma, nefes darlığı, bacaklarda veya karında şişlik gibi belirtiler görülebilir. Özellikle geceleri nefes darlığı ile uykudan uyanma tipiktir. İlerleyen dönemde beslenme bozukluğuna bağlı özellikle böbrekler gibi önemli organlarda hasar oluşabilir.

Kalp kasının doğuştan veya sonradan oluşan hastalıkları, kalp krizi, kalp kapakçığının hastalıkları, bazı ilaçlar veya radyasyon gibi sebepler veya şeker, tansiyon, böbrek yetmezliği kalp kasında hasara yol açarak kalbin pompa fonksiyonunun bozulmasına neden olabilir. Bu durumda hastalarda çabuk yorulma, nefes darlığı, bacaklarda veya karında şişlik gibi belirtiler görülebilir. Özellikle geceleri nefes darlığı ile uykudan uyanma tipiktir. İlerleyen dönemde beslenme bozukluğuna bağlı özellikle böbrekler gibi önemli organlarda hasar oluşabilir.

Tedavide en önemlisi kalp yetmezliğine yol açan nedenin belirlenebilmesidir. Örneğin; damar tıkanıklığı kalp krizine neden olduysa tıkanan damarı açmak gerekir. Kalp kapaklarında kaçak veya darlık sebebi ile kalp yetmezliği gelişti ise kapak hastalığını tedavi etmek gerekir. Örneğin; aort kapak darlığı varsa kapalı yöntemle aort kapak değişimi (TAVI) veya mitral kapakta kaçak varsa mandallama dediğimiz Mitraclip (Mandallama) yöntemiyle açık ameliyat gerekmeksizin bazı kapak hastalıkları tedavi edilebilmektedir.

Kalp krizi sonrası kalp yetmezliği gelişmesi, özellikle hasta kalp krizini fark edemeyip hastaneye 12 saatten daha geç başvurmuşsa, hiç de nadir görülen bir durum değildir. Bu nedenle özellikle kalp krizi geçirmiş hastalar, ilerleyen dönemde kalbin eski gücüne kavuşabilmesi için doktorlarının önerdiği ilaçlara mutlaka devam etmelidir. Rutin kontroller ve sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesi tedavinin olmazsa olmaz basamaklarındandır.

Yazının Devamını Oku

Kalp hastaları için ramazan ayı ve oruç

23 Nisan 2021
Her yıl 1 milyondan fazla Müslüman, Hicri takvimin 9. ayına tekabül eden Ramazan ayında, gün doğumundan gün batımına dek yeme, içme gibi dünyevi zevklerden uzak durarak oruç ibadetlerini yerine getirirler. Çoğunlukla bu süre 15-16 saati bulur ve sahur ile iftar olmak üzere günde 2 defa yemek yenir.

Şeker ve tansiyon hastaları, kalp damar hastalığı veya kalp yetmezliği olanlar da ibadetlerini yerine getirmek isterler ve sıklıkla karşımıza “Oruç tutabilir miyim?” sorusu ile gelirler. Hem hastalık durumlarının kötüleşmesinden korkmaları hem de kullandıkları çok sayıda ilaç, hastaların oruç ile ilgili endişelerinin temelidir.

Ramazan ayında, belirli kurallara uymaları şartıyla çoğu kalp hastası oruç tutabilir. Hatta Ramazan ayında oruçla birlikte, hastaların kolesterol ve kan şekeri değerlerinin de iyileştiğini gösteren çalışmalar vardır.

Yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği hastaları, iftarda su ve özellikle tuz tüketimlerine dikkat etmeli, günde 2,5 gramdan (yarım çay kaşığı) fazla tuz tüketmemelidirler. Yüksek tansiyon hastaları, tansiyon ilaçlarını sahurda ve iftardan hemen sonra olacak şekilde almaya devam etmelidirler.

Kalp yetmezliği özellikle ödem şikayetleri varsa günde 2 litreden fazla sıvı tüketmemeye dikkat etmelidirler. Bu hastalar çoğunlukla idrar söktürücü ilaç kullanırlar, gün içindeki sıvı kaybını ve susama hissini azaltmak için idrar söktürücü ilaçlar iftardan sonra alınmalıdır. Yaz mevsimine denk gelen veya sıcak bölgelerde yaşayan hastaların idrar söktürücü ilaçlarının dozlarının düşürülmesi gerekebilir, bu hastalar takip eden hekimlerinden ilaç dozları ile ilgili görüş almalıdırlar.

Daha önceden damarlarına stent takılmış, inme geçirmiş veya kalp damarları ameliyatla değişmiş hastalar veya ritim bozukluğu olan hastalar gibi kan sulandırıcı kullanması gerekenler kesinlikle kan sulandırıcı ilaçlarını aksatmamalıdır.

Şeker hastaları, özellikle insülin kullanan hastalar gün içinde sık sık kan şekerlerini kontrol etmelidirler, yoğun egzersiz kan şekerini düşüreceğinden özellikle iftara yakın yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmalıdırlar. Kan şekeri < 60 mg/dl olursa oruç bozulmalıdır. Kısa etkili insülinler oruç süresince kullanılmamalı ve diğer şeker ilaçlarının saatlerinin ayarlanması için mutlaka hekimlerine danışmalıdırlar. İftar sofralarında yağ, şeker ve basit karbonhidrat yükü yüksek besinler yerine, sebze, baklagiller ve tam tahıllı gıdaların yoğunlukta olduğu tipik Akdeniz diyetine uygun menüler tercih edilmelidir.

Tüm bunlara dikkat etmek şartı ile hastalıkları kontrol altında olan tansiyon, şeker ve kalp hastaları rahatlıkla oruç ibadetlerini yerine getirebilirler. Hastalık durumlarında kötüleşme sezmeleri halinde mutlaka en yakın hastaneye veya takip eden hekimlerine başvurmalıdırlar.

Yazının Devamını Oku

Kalp krizi mi geçirmişim? Ama hiç fark etmedim?

2 Nisan 2021
Her ne kadar Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanımlanmış kalp krizi tanımı göğüs ağrısından bahsetse de, kalp krizi geçiren hastalarda ağrı her zaman görülmeyebilir. Bu durumun sıklığı ise tanı koymaktaki zorluklar nedeniyle net olarak bilinmiyor, ancak herhangi bir şikâyeti olmadan kalp krizi geçiren hastaların, kalp damar hastalığı olan hastaların %25-50’sini oluşturduğu düşünülüyor. Sık görülen sessiz kalp krizinin erken tanınması, ani ölümlerin engellenmesi için kritik öneme sahip.

+ Anlatamadığım bir sıkıntım vardı, hastaneye gittim kalp krizi geçiriyormuşum meğer.

- Olur mu yahu? Ağrısız sızısız kalp krizi mi olurmuş?

Şaşırtıcı olsa da yukarıdaki konuşma günlük hayatta sıklıkla karşımıza çıkabilecek bir diyalog aslında. Peki, nasıl oluyor da kalp krizi geçirirken ağrı hissetmiyor bu hastalar? Ağrılı uyarılara karşı hassasiyetin azalmış olmasından kalbi besleyen damar ağının fonksiyon kaybına kadar birçok sebebi olabilir. Altta yatan neden; sinir uçlarında hassasiyet azalması veya beyindeki ağrı merkezindeki işlev bozukluğu olabilir. Sessiz kalp krizi geçiren hastaların elektrik şoku, cilde sıcak uygulaması gibi diğer ağrı türlerine karşı da ağrı eşikleri yüksektir.

Egzersiz esnasında artan beta-endorfinin ağrı kesici etkisi, kalp krizini maskeleyerek sessiz kalp krizine neden olabilir. Artmış duygusal stres, kalp damar hastalığı olan kişilerde kalp krizini %40 ila 70 oranında tetikleyebileceği gibi bunun hissedilmemesine de neden olabilir. Yaşlı hastalar ve kadınlar da gençlere ve erkeklere kıyasla sessiz kalp krizinin daha sık rastlandığı gruplardır.

İnsanın farkına bile varmadan kalp krizi geçirilebileceği düşüncesi korkunç olsa da kimlerin risk altında olduğunun bilinmesiyle, hem hastalar bilinçlenerek belirtilerini takip edebilir hem de sağlık çalışanları olası bir kalp krizini erkenden tanıyabilir. Özellikle önceden kalp damarlarında tıkanıklık olan hastalarda, göğüs ağrısı ataklarının yalnızca buzdağının görünen yüzü olduğu ve ağrılı ataklardan 4 kat daha fazla ağrısız atak yaşadıkları akılda tutulmalıdır. Bunun dışında yoğun bakımda tedavi gören ve özellikle yaşlı hasta grubunda da hem kullanılan ilaçların etkisi hem vücuttaki ağır hastalık sürecinde salgılanan maddelerin ağrı kesici etkisi ile kalp krizi hissedilmeden geçirilebilir. Bunların dışında özellikle şeker hastaları sessiz kalp krizi açısından riskli gruplardandır. Şeker hastalarında bu sessiz krizler, “otonom nöropati” olarak adlandırılan merkezi sinir sisteminin işlev kaybıyla ilişkilendirilir. Özellikle sertleşme problemi (iktidarsızlık) olan şeker hastaların da sessiz kalp krizi riski
akılda tutulmalıdır. Obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalar da sessiz kalp krizi ve başka birçok kalp ve akciğer hastalığı açısından risk teşkil eder.

Evimize hırsız girdiğinde çalarak bizi uyaran alarm gibi, ağrı da bizi tehlikelere karşı uyaran güvenilir bir dosttur. Alarm çalmazsa uyanmayız, uyandığımızda ise iş işten geçmiş olur. Sessiz kalp krizi de böyledir, normalde şiddetli ağrılarla gelen ve soluğu acil serviste aldıran klasik kalp krizlerinin aksine, sessiz kalp krizi hissedilmeyeceğinden hastalar hastaneye başvurma gereği duymazlar ve dolayısı ile tanı almazlar. Sonuç olarak herhangi bir müdahale veya ilaç tedavisi de almamış olurlar. Bu nedenle hayati risk, erkenden tanınıp müdahale edilen klasik kalp krizinden daha fazladır. Kalp yetmezliği, kapak hastalıkları gibi kalp krizinin yol açtığı birçok problem, bu hastalarda ancak hastalık ilerledikten sonra fark edilebilir ve tedaviye başlansa dahi faydası görülmeyebilir.

Hırsızlara karşı korunmada en etkili yol kapımızı kilitlemekse, bu sinsi krizle başa çıkmanın yolu da, krizi henüz olmadan önlemekten geçer. Bu nedenle, riskli grupların kardiyoloji kontrollerini ihmal etmemesi, özellikle şeker hastalarının diyet ve tedavilerinin çok sıkı takip edilerek sinir sisteminde oluşabilecek hasarın önüne geçilmesi, kalp masajı kadar hayat kurtarıcıdır.

Yazının Devamını Oku

Sessiz düşman: Aort diseksiyonu

4 Mart 2021
Vücudumuzdaki organ ve sistemlerin sağlıklı şekilde işleyebilmesi için oksijene ihtiyaçları vardır. Oksijen ve vücudun ihtiyacı olan diğer maddeler, damarlarımızda dolaşan kanla vücuda taşınır. Kan, kalpten pompalandıktan sonra vücudumuzdaki en büyük atardamar olan aort damarı aracılığı ile diğer organlara dağıtılır.

Aort oldukça geniş bir damardır, kalpten pompalanan yüksek basınçlı kan aort boyunca ilerler, seyri boyunca dallara ayrılarak beynimizden ayakuçlarımıza dek her noktaya temiz kanın ulaştırılmasını sağlar. Kısaca aort damarı, kalbimizin, beynimizin ve diğer bütün organ sistemlerimizin beslenmesinde görevli “ana kan hattı” olarak düşünülebilir. Kişinin yaşına ve boyutlarına göre, kan taşıma kapasitesi dakikada 3’ten 6-7 litreye kadar ulaşabilir.

Aort damarı son derece esnek ve yüksek basınçlara karşı dayanıklı bir yapıdadır. Ailesel yatkınlığı olmayan, sağlıklı bireylerde uzun yıllar boyunca hiçbir zarar görmeden işlevini sürdürür. Kalpten çıktığı yer, aortun en geniş olduğu yerdir ve yaklaşık 2,2-3,0 cm aralığındadır; yaş ilerledikçe ve vücut kitlesi arttıkça, aort genişliği artarak 3,5 cm’e kadar normal kabul edilebilir. Dallara ayrıldıkça genişliği giderek azalır, kasık hizasında ikiye ayrılarak sonlanır ve buradan itibaren bacak ve ayakları besleyen büyük damarlar devam eder.

Aortun esnek yapısı, yüksek basınçlı kan akımına karşı damar duvarının gerektiğinde genişleyip daralmasına ve böylelikle olası zararlara karşı kendini korumasına yarar. Bu esnekliği, aortun duvarındaki katmanlar sağlar. Aort duvarı 3 katmandan oluşur ve bu katmanlar arasında bulunan elastik lifler sayesinde aort tıpkı lastik bir balon gibi genişleyip sonra eski formuna dönebilir, bu şekilde hem kendini yüksek basınçtan korur, hem de kanın daha ileriye ve en uç organlara kadar ilerletilmesine yardımcı olur.

Aort yırtılması ne demek?

Öncelikle, aort yırtılması dendiğinde kastedilen iki durum olabilir. Bunlardan biri, aort damar duvarının her 3 katmanının da yırtılması durumudur, tıbben AORT RÜPTÜRÜ olarak isimlendirilir. Aort rüptürü sonucunda, aortun içinde taşınan kan vücut boşluğuna aniden boşalır ve organlar beslenemez, son derece ölümcül bir durumdur ve acil ameliyat gerektirir.

Toplumda daha sık rastlanan ve yine halk dilinde “aort yırtılması” olarak adlandırılan bir diğer durum ise, tıbben AORT DİSEKSİYONU denilen, aort duvarındaki en iç katmanın yırtılması sonucunda gerçekleşen durumdur. Bu durum yırtıktan çok aort duvarında “çatlama” şeklinde ifade edilirse gözde canlandırmak daha kolay olacaktır, duvarın iç kısmında oluşan bir çatlak sonucu katmanlar arasına kan dolar, dolan kanın etkisi ile aort duvarının katmanları fermuar gibi git gide birbirinden ayrılır ve kan bu boşluk içine dolmaya devam eder.  Sonuçta organlara yeterli kan taşınamaz, hastalarda ani şok ve organ yetmezliği gelişir, bu da kişinin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanabilir. Sanatçı Oya Aydoğan’ın ölümüne sebebiyet veren de aort diseksiyonu idi. Sanatçının boğazına takılan lokmayı çıkarmak için şiddetle öksürmesi sonucu oluşan basınç, aort damarının çatlayıp yırtılmasına neden olmuş ve ne yazık ki tüm acil müdahalelere rağmen sanatçı kurtarılamamıştı.

Dünya genelinde milyonda 5 ila 30 sıklıkla görülen aort diseksiyonu %40 oranda ölümle sonuçlanır. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 350 aort diseksiyonu vakası görülür. Genelde 60-80 yaş aralığında görülür, erkeklerde görülme sıklığı kadından 2-3 kat daha fazladır. Görüldüğü üzere her iki durum da nadir ama hayati tehlike arz eden, acil müdahale gerektiren ciddi durumlardır.

Öksürünce aort damarım yırtılabilir mi?

Yazının Devamını Oku

Ameliyatsız kalp kapak tedavi yöntemi

10 Şubat 2021
Mitral kapak, akciğerlerde temizlenerek kalbe dönen kanın vücuda dağıtılmasında rol oynayan kalp kapakçıklarından biridir. Sağlıklı bireylerde, temizlenmiş kanın vücuda pompalanması esnasında mitral kapak kapanarak, kanın akciğerlere geri kaçışını engeller.

Ancak ileri yaş, koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi çeşitli sebeplerle mitral kapak zaman içinde işlevini kaybedebilmektedir. Bu durum, kanın akciğerlere geri kaçmasına neden olur, buna “mitral yetmezlik” denir. Hafif düzeyde hastada herhangi belirtiye sebep olmazken, ilerledikçe nefes darlığı, egzersiz kapasitesinde azalma, çabuk yorulma, geceleri nefes açlığıyla uyanma, çarpıntı gibi belirtiler görülebilir. Bu durumda ilaçlarla şikâyetler kontrol altına alınabilse de, kapakçıktaki yapısal bozulmayı doğrudan düzeltebilecek herhangi bir ilaç yoktur. Kapak fonksiyon bozukluğu ilerledikçe, hasta ilaçlara yanıtsız kalabilir, kalbin yapısı bozulur ve kalp genişler, ritim bozukluğu ve en sonunda kalp yetmezliği gelişebilir. 75 yaş ve üzerindeki her 10 kişiden birinde orta veya ileri derecede mitral yetmezlik görülmektedir ve özellikle ileri yaş toplumdaki görülme sıklığının yüksek olması, mitral yetmezliği önemli bir toplum sağlığı problemi haline getirir.

Kapakçıkları doğrudan düzeltebilecek tek tedavi, cerrahi tamir veya kapak değişimidir ve ilaçlara rağmen şikâyetlerinde iyileşme olmayan veya kalbin yapısında ve pompa fonksiyonunda olumsuz değişiklikler başlamış olan hastalardaki klasik tedavi yöntemidir. Ne var ki, cerrahi kapak tamiri/değişimi, açık kalp ameliyatının risklerini de beraberinde getirir. Göğüs kemiğinin kesilmesi, kalbin durdurularak dışarıdan bir yapay pompa sistemi ile dolaşımın sağlanması gibi oldukça meşakkatli prosedürler; genel anestezinin taşıdığı riskler; ameliyat sonrasında uzun bir hastane yatışı ve iyileşme süreci, açık kalp ameliyatının olumsuz yönlerinden birkaçıdır. Ameliyatın beraberinde getirdiği bu zorlu süreç; yaşlı, düşkün, diyabet ve akciğer hastalığı gibi yandaş hastalıkları olan hasta grubunun ameliyatı kaldıramaması ile sonuçlanmaktadır. Alternatif bir yöntemin yokluğunda, açık kalp ameliyatını kaldıramayacak bu hasta grubu, yoğun ilaç tedavisi ile takip edilmekte, kaçınılmaz son olan kalp yetersizliğine doğru adım adım ilerlemektedir.

“Mitraclip” veya “Transkateter Mitral Kapak Tamiri” (Anjiografik yolla damardan girilerek uygulanan), mitral kapağı, açık kalp ameliyatına veya herhangi bir kesiğe gerek olmadan basitçe tamir edebilen bir sistemdir. Mandal veya klipse benzeyen, polyester kaplı küçük metal bir cihaz olan Mitraclip, kasıktaki geniş bir toplardamardan, “kateter” olarak adlandırılan ince bir tüp vasıtası ile kalbe ulaştırılır; bu işlem kalp çalışıyorken yapılır, kalbin durdurulmasını gerektirmez. Farklı kapaklara uyum sağlaması için 4 farklı boyutu mevcuttur. Kan kaçışına neden olan fonksiyonu bozulmuş mitral kapak uçlarına yerleştirilerek, kapak uçlarının birbirine yaklaştırılması ve bu şekilde kan kaçağının azaltılması prensibine dayanır.

Boyutları 1 kuruştan daha küçük olan bu sistem, minimal invaziv, kateter bazlı bir işlem ile kapak tamirine olanak tanımasıyla, açık kalp ameliyatı olamayacak hasta grubunda önemli bir tedavi alternatifi olarak kullanıma girmiştir. İşlem yaklaşık 1-3 saat sürer ve hastalar genelde 1-3 gün içinde taburcu olarak günlük yaşamlarına dönebilirler. Çoğu hastada, kapakçık kaçağına bağlı şikayetler ve yaşam kalitesi işlemden hemen sonra iyileşme gösterir. 16 yıldan uzun süredir güvenle uygulanan ve dünya çapında 100.000’den fazla hastaya uygulanan bu işlem sonrası, hastaların hastaneye yatış sayıları, şikayetleri ve ölüm riskleri, sadece ilaç tedavisi aldıkları döneme göre belirgin olarak azalmaktadır.

Mitraclip işlemi, ileri derece mitral yetmezliği olan ve kapak yapısı işlem için elverişli olan, açık kalp ameliyatı olamayacak çoğu hasta için uygun bir alternatiftir. Mitraclip’in uygun olmadığı hasta grupları:

Sonuç olarak, açık kalp ameliyatını kaldıramayacak yüksek riskli hasta grubunun fayda gördüğü ve bu hastalara kaderlerine terk edilmek yerine alternatif bir çözüm sunan, çağımızın en önemli teknolojik gelişmelerinden biri olan Mitraclip, oldukça umut verici bir tedavi alternatifidir.

Yazının Devamını Oku

Kalp hastaları aşı olmalı mı?

25 Ocak 2021
Aşılar virüs ve bakterilere karşı kişisel bağışıklık oluşturarak kişilerin enfeksiyona yakalanma riskini azaltır veya enfeksiyona yakalanmanız durumunda hastalığın daha hafif seyretmesini sağlar. İlaçlarla karşılaştırıldığında; ilaçlar yalnızca hastalığı iyileştirirken, aşılar hastalığın kişiden kişiye bulaşma riskini önler ve hastalığın ortadan kalkmasını sağlar

Aşı, toplum sağlığını etkileyen mikrobik enfeksiyonlara karşı insanlığın en önemli silahlarından biridir ve aşı uygulanması ile suçiçeği, kabakulak, difteri gibi birçok hastalık ortadan kalkmış veya hafif seyretmesi sağlanmıştır. Böylelikle salgınlar ortadan kalkınca geçmişle kıyaslandığında insan ömrünün uzadığını görebiliriz.

COVID-19 için bir kaç farklı tür aşı geliştirildi

Bu aşıların tümü vücudun bağışıklık sistemine, COVID-19’a neden olan virüsü güvenli bir şekilde tanıtmayı ve yok etmeyi öğretecek şekilde tasarlanmıştır. Hastalığa neden olmayan ancak bağışıklık yanıtı oluşturan etkisizleştirilmiş-zayıflatılmış virüs içeren aşılar (İnaktif aşılar), güvenli bağışıklık yanıtı oluşturmak için COVID-19 virüsünün RNA parçacıklarını taşıyan hastalık yapıcı etkisi olmayan virüslerin kullanıldığı vektör aşıları vs.

Peki, bu aşıların koruyuculuk oranları farklı mıdır?

Koruyuculuk oranlarında farklılık olsa bile (hasta grupları, hasta sayısı farklılıkları vs.) %50 koruyuculuk oranlarında bile her iki kişiden birinde hastalık olmayacağı anlamına gelir.

Yüksek risk grubuna giren kişiler mutlaka aşılanmalı ve bağışık hale getirilmelidir. Bunların başında, kalp damar hastalığı, hipertansiyon, diyabet, böbrek yetmezliği, kronik akciğer hastalığı, karaciğer hastalığı, kanser hastaları, nakil hastaları gibi enfeksiyona yatkın olan ve en ölümcül grup gelmektedir.

Sağlık Bakanlığının COVID-19 aşısı için öncelikle aşılanması gereken grup olarak ileri yaş ve kronik hastalığı olanları belirlemiş ve sağlık çalışanları, sonrasında da risk grupları aşılanacaktır. Bu kişilerin aşı olmasında, sağlıklı kişilerde oluşabilecek yan etkiler dışında herhangi bir yan etki yoktur. Sadece aşının kendisinin oluşturduğu, alerjik reaksiyonlar gibi yan etkiler olabilir.

Amerikan Kalp Cemiyeti kalp hastaları veya kalp hastalığı risk faktörleri (Hipertansiyon, diyabet vs.) olan yüksek risk grubundaki kişilerin hemen aşı olmasını önermekte, aynı önerileri kalp krizi veya inme geçiren hastalar için de önermektedir.

Yazının Devamını Oku