GeriRamazan Başan Müşküle’nin gayreti Bursa’ya örnek olmalı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müşküle’nin gayreti Bursa’ya örnek olmalı

İznik’in Müşküle Köyü’nü yürekten alkışlıyorum.Bu şirin ve güzel köy örnek proje ve girişimlerle hem Bursa’yı, hem İznik’i hem de kendi köylerini ne güzel tanıtıyor:

 

Müşküle’nin gayreti Bursa’ya örnek olmalı

Geçenlerde Müşküle ile ilgili Türkiye gündemine düşen iki önemli haber vardı.
Birincisi; İznik Belediyesi ve İznik ticaret Odası ‘Müşküle üzümüne’ coğrafi işaret belgesi almak için çalışmalara başladığı haberi ajanslara düştü.
Nedir Müşküle üzümünün bu ünü? Coğrafi işarete kadar uzana hikayesi nedir sahiden?

MÜŞKÜLE ÜZÜMÜNÜN HİKAYESİ

Müşküleli Halil İbrahim Ağa, 1923 yılında Atatürk’e buradan giderken hediye olarak üzüm götürür. Üzümün tadı, rengi, görüntüsü, Atatürk’ün çok hoşuna gider. Bunun ne üzümü olduğunu sorar. ‘Müşküle’den gelen Halil İbrahim Ağa’nın üzümü’ derler. Atatürk, bu üzümden tekrar getirilmesini ister. Bir başka bilgiye göre de 1930’lu yıllarda Libya kökenli ‘Arap kaymakam’ olarak bilinen İznik Kaymakamı Sadullah Koloğlu, o dönemlerde Müşküle üzümünü çok sever ve gittiği her yere hediye olarak götürdüğü, gittiği yerlerde de çok rağbet gördüğü için meyve yaygınlaşmaya başlar. İşte böyle Müşküle üzümünün hikayesi..

Müşküle’nin gayreti Bursa’ya örnek olmalı

İznik’in bereketli ovalarından Avrupa’ya ve çeşitli ülkelere ihraç edilen Müşküle üzümü, halen bazı aileler tarafından yetiştiriliyor. İlçede, geçen yıl 611 aile tarafından 4 bin 445 dönümde yetiştirilen Müşküle üzümünün üretimi, bu yıl 666 aile tarafından 4 bin 660 dönümde yapılıyor.
İznik Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mahmut Dede Müşküle üzümünün,
Elbeyli ve İnikli Ovası’nda Müşküle üzümü yaygın olarak yetiştirildiğini, sonbahar mevsiminin sonlarında hasat edildiğini aktardı.
Müşküle üzümünün özelliklerine değinen Dede, “Orta büyüklükte, yuvarlak, kalın kabuklu, sarı ve şeffaf renklidir. Çekirdekli ve dayanma süresi uzun bir üzümdür” diyor.
Diğer haber ise Müşküleli kadınlarımızdan…

MÜŞKÜLELİ KADINLARIN BAŞARISI

Müşküle’nin gayreti Bursa’ya örnek olmalı

Bursa’nın İznik İlçesi’ndeki kadınların ilmek ilmek işlediği iğne oyaları için Türk Patent ve Marka Kurumuna coğrafi işaret başvurusunda bulunuldu.
Kırsal Müşküle Mahallesi`nde erken saatlerde evdeki işlerini bitiren kadınlar, bir kapının önünde toplanarak, muhabbet eşliğinde iğne oyası yapıyor.
Asırlardır bu işle aile bütçesine katkı sağlayan kadınların ürettiği iğne oyaları, tekniği, zarif ve özenli işçiliğinin yanı sıra çeşitliliği dolayısıyla tercih ediliyor.
İznik Belediyesi, iğne oyası sanatında ustalaşan kadınların, bu el emeğini hak ettiği değere taşımak amacıyla ”Müşküle iğne oyası” için Türk Patent ve Marka Kurumuna coğrafi işaret başvurusunda bulundu.
*
Çocuklarının düğünlerini iğne oyasından elde ettiği gelirle yaptığını belirten Müşküle’li bir köylü kadın:
“Kozalardan elde ettiğimiz ipleri, kök boyalarıyla boyar, tarlalarımızdaki üzüm salkımlarını, meyve ve sebze çiçeklerini, yaprakları, iğne oyası çiçeklerimize işlerdik. Düğünlerimizi bu gelirlerle yapar, evimizin geçimini bu iğne oyası gelirleriyle sağlardık. Eskisi kadar kök boya ve kozalarla olmasa da hala bunu yaşatıyoruz. 50 yılı aşkındır iğne oyası yapıyorum. Arkadaşlarımızla sokaklarda toplanır, gün boyu iğne oyası yaparız. Bizim çeyizlerimizi annelerimiz iğne oyalarıyla donatmış, biz de bugün çocuklarımızın çeyizlerini iğne oyalarıyla donatıyoruz. Çevre il ve ilçelerden talepler ve siparişler alıyoruz.”dedi.
Bu şekilde haberlerin devamını diliyoruz.
Bursa’nın üreten kadınları öne çıkmalı..
Bursa’nın ovalarında yetişen benzersiz meyveler sebzeler öne çıkmalı..
Bursa öne çıkmalı..
Tüm Bursa köyleri, kasabaları bu türden örnek projelerini hayata geçirdiğinde hem Bursa, hem de Bursalılar kazanır.

X

Ramazanda geleneksel tatlar

Bursa’da yaşayanlar bilir. Yıllar önce, her ramazan geldiğinde bir gelenek devam ettirilir; simit fırınları, simit yerine iftariyelikler çıkarırdı.

Çocukluğumuzda oruç ile henüz tanışmadığımız küçük yaşlarda ramazanın geldiğini bu iftariyeliklerden anlardık. Telefon ahizesi şeklinde olan da var, tabanca şeklinde olan da var, en çok da ibrik şeklinde olan ve kama şeklinde olanlar daha bir lezzetliydi sanki..
Bugünlerde yapılıyor olsa laptop, cep telefonu, instagram, facebook logoları olur muydu bilemem.
Gelin bu hafta bu geleneksel ve yöresel ramazan tatlarına bir göz atalım:

KAMADAN, TESTİDEN, TEFONDAN İFTARİYELİKLER

Bursa’da bir fırıncı, dededen kalma ramazan geleneğini sürdürüp, iftariyelik için silah, kama ve ibrik şeklinde poğaça ile simit makarna üretiyor. Yerkapı Mahallesi’nde fırıncılık yapan Şeref Seymen, dededen kalan geleneği sürdürüyor. Seymen, bir zamanlar her fırının silah, kama, ibrik şeklinde iftariyelik üretme geleneğini yaşatarak, yaptığı tabanca, testi ve kama şeklindeki poğaça ile simit makarnaları satıyor.

1933 yılından beri ailesinin fırıncılık ile uğraştığını ifade eden Seymen, “Osmanlı geleneğini yaşatıyoruz. Artık Bursa’da bu geleneği sürdüren fırıncı yok. Tabanca, testi, kama, tüfek ve kılıç gibi iftariyeliklerle birlikte simit makarna üretme geleneğini yaşatıyoruz. Satışlarımızdan da gayet memnunuz. Vatandaşlarımız bu iftariyeliklere ilgi gösteriyor. Genelde poğaçaları eskiyi bilen insanlar ve öğrenciler, çocuklar alıyor. Kız çocukları testi şeklinde olan poğaçaya, erkek çocukları ise silah ve kama şeklindeki iftariyeliklere ilgi gösteriyor. Küçüklüğümüzde oruç tuttuğumuzda ailemiz bize bu iftariyeliklerden getirirdi. Oyuncak yerine iftariyelik getirerek bizi ödüllendiriyordu. Şimdi de bu geleneği sürdürmeye çalışıyoruz” dedi.

Yazının Devamını Oku

Ramazan’ın habercisi güllaç

Türk Gastronomi tarihinde eskilerden günümüze kadar gelen bir yemek geleneği vardır:

Sünnet törenlerindeve düğünlerde zerde, cenaze törenlerinden sonra irmik helvası ve lokma dağıtılır, Muharrem ayının onuncu günü aşure, mevlitlerde kağıt külahlarda dağıtılan şekerler, savaşta şehit olan askerlerin ruhuna ithaf edilen gaziler helvası, üç aylık maaşlarını aldıkları gün yeniçerilerin sultana sadakat simgesi olarak sunduğu akide şekeri dağıtılırdı. Ramazan ayı gelmesiyle birlikte ortaya çıkan, yüzyıllardır süregelen bir lezzet geleneği vardır ki o da; güllaç ve baklavadır.

Ramazan ayının dışında pek hatırını sormadığımız güllaç tatlısı, yıl boyu tüketilen geleneksel bir tatlı neden değildir? Diğer zamanlarda kendimizi neden bu geleneksel lezzetten mahrum ederiz?

Güllü aş diye de bilinen bu özel lezzet ne zaman telaffuz edilse bilin ki ramazan ayı gelmiştir. Zaman zaman bayramlarda da bu lezzetli tatlıyı ikram ederiz.

Timurlenk’in tatlısı: Güllaç

Güllaç, ilk kez Timurlenk zamanında pişirilmiş. Güya, Timurlenk güllaç olmadan sofraya oturmak istemezmiş. Ancak ustalar diyor ki, bizim severek yediğimiz güllaç, ilk kez Bekir Efendi adında bir usta tarafından Osmanlı zamanında yapılmış. Daha sonra da, 1878’de meşhur ’93 Harbi’ günlerinde Abdullah Efendi, güllacı Kırım’dan Osmanlı saraylarına taşımıştır.
Bir diğer rivayete göre de; Güllaç, saray mutfağına ilk kez 1489 yılında alındı. Kastamonulu Ali Usta, elinde kalan yufkaları, saray görevlilerinin Kastamonu gezisi sırasında şekerli sütle ıslayıp bir tatlı haline getirdi. Orada bu tatlıyı beğenen saray görevlileri, bu tatlıyla beraber Ali Usta’yı da saraya tatlıcı başı olarak götürdüler.

Muhammed bin Mahmûd Şirvanî’nin kaleme aldığı, Arapça Kitâbü’t Tabih adlı eserin Türkçeye tercümesi olan yemek kitabında güllaç ile ilgili bilgiler yer alır. Eserde güllaç günümüz Türkçesiyle ‘nişasta yumurta akıyla katıca yoğrulur, sonra bol suyla ezilip ayran gibi yapılır. Yumurtanın sarıları iyice pişirilip tava onunla yağlanır, yufkasını pişirmenin yolu budur’ ifadesiyle geçmektedir.

Yazının Devamını Oku

Kahramanmaraş ‘Süpermen’e karşı

Sevgli Ferhan Şensoy’un 90’lı yılların başında tiyatroda sahnelediği, izlenme rekorlarının kırıldığı bir oyun vardı: Hatırladınız mı? Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı…

Oyun, kendi halinde sevimli bir bakkalın, dev bir süpermarketle olan mücadelesini ve tatlı rekabetini anlatır. Kapitalist dünyada var olma mücadelesi veren küçük esnafı anlatmak için zaman zaman referans verilen meşhur bir oyundur.
Bir benzeri günümüzde yaşandı. Maraş dondurması ile Algida mahkemelik oldu. Elbette hukuk doğru kararı verdi.
Hepimiz Maraş dondurması diye bildiğimiz, şimdilerde dünyanın bile tanıdığı eşsiz bir lezzet olan, lezzetinin kaynağı Kahramanmaraş’ın meşhur keçi sütü ve bu sütün kaynağı olan bölgedeki eşsiz bitki örtüsü, çiçeği, havası, suyunun olduğu dondurma!
Eskiden her şey mübahtı. Ama şimdi İtalya’da Parma şehrinin haricinde Parmesan Peyniri üretemeyeceğin gibi, Ezine haricinde de aynı isimle Ezine Peyniri üretemezsin. Tek bir şartları var, ‘coğrafi işaret’ denilen standartlarda üretmeleri. Maraş dondurmasını diğerlerinden ayıran özellik işte bu ; sahlep, keçi sütü ve şeker..
Ne süt tozu, ne glikoz, ne de başka katkı maddeleri olmamalı Maraş dondurmasında...
İşte Maraş dondurması üretecekler de bu standartlara uyacaklar...

MARAŞ DONDURMA MARAŞ’INDIR

Yazının Devamını Oku

Sütten ağzınız yanmasın

Siz de sokaktan süt alanlardan mısınız?Sokak sütünün gerçeklerini biliyor musunuz?

Evde yoğurt yapmak riskli mi? Hazır yoğurtlar güvenilir mi?
Bu sorular sizin de kafanızı karıştırıyorsa buyurun yazımıza bir göz atın…

Önce süt ile ilgili sorulardan başlayalım.
Çeşitli isimlerle karşımıza çıkan sütlerin birbirinden farkları nedir?
Neden hepsinin raf ömrü aynı değil?
Katkı maddesi konuluyor mu? Günlük olan tazeyken diğerleri bayat mı? Hangisi daha sağlıklı? En iyisi çiğ sütü alıp evde kaynatmak mı?

ISIL İŞLEM EVDE YAPILABİLİR Mİ?

Yazının Devamını Oku

Su biterse herkes susar

ASUD (Ambalajlı Süt Ürünleri Derneği)’nin #subiterseherkessusar etiketiyle sütçülük sektöründe yer alan tüm paydaşlara su kullanımı konusundaki rolünü göstermek, su kullanım durumunun gözden geçirilmesini sağlamak ve suyun verimli kullanımı için olanakların araştırılmasında itici güç olmak için bir proje hayata geçirdi.

Projenin içeriği ve su konusu bana Bursa’nın su ile markalaşmasını, suyun gastronomik bir içecek olarak nasıl sunulması gerektiğini ve önemini hatırlattı.
Türkiye’de ‘Suyun başkenti’ hangi şehir olmalı? diye sorsak anketlerden Bursa çıkar. Türkiye’deki su markalarının birçoğunun kaynağı Bursa ve Uludağ’dır. Bursa çeşmelerinden ağzınızı dayayıp kana kana su içebileceğiniz bir şehirdir.

ASUD’un su ile ilgili projesi bizlere su ile ilgili önemli konuları hatırlattı.
*
Türkiye’de su varlığı ve su riskleri dünyada su kaynakları hızla tükenir ve su kalitesi azalırken ülkemizde de durum kaygı verici noktaya doğru ilerlemektedir.

Türkiye›de su talebi geçen yüzyılın ikinci yarısında kabaca iki katına çıkmıştır. Son raporlar ve bilimsel çalışmalar Türkiye›nin önümüzdeki yıllarda ciddi su kıtlığı çekebileceğini göstermektedir. Ülkemizdeki mevcut tatlı suyun %70’i tarım sektörü tarafından kullanılmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Gastro Show başlasın

2019 yılında Türkiye’nin her bir köşesinde bir etkinlik vardı; Festivaller, gastronomi şölenleri, şef yarışmaları, tedarikçi buluşmaları, zirveler... Ta ki 2020 Mart ayı ile birlikte başlayan pandemi belasına kadar...

Şimdilerde dillendirilen ‘normalleşme’ sinyalleri ile birlikte mayıs, haziran aylarından itibaren gastronomi festivalleri gündeme gelmeye başladı.
Sektörün bu kadar soğumaya bırakılması, ara verilmesi ‘yeter artık’ dedirtiyor. Turizm açılmalı, restoranlar belli doluluklarla çalışmaya başlamalı, önlemse önlem, tedbirse tedbir, hijyense hijyen olmalı ama ‘gösteri de devam etmeli’
Yılın ilk güzel haberi
İşte yılın ilk gastronomi festivali haberi de bu işin profesyonellerinden, bu işlerin erbabından geldi: Türkiye ve Global MICE sektörünü bir araya getiren, toplantı, fuar ve etkinlik ajans ve kuruluşlarını buluşturan CE of MICE’ın başarılı Başkanı Volkan Ataman ile Türkiye’de gastronomi sözcüğünü literatüre sokan, gastronomi turizmi denilince akla gelen Gastronomi Turizmi Derneği’nin kurucusu hiper enerjik adam Gürkan Boztepe öncülüğünde 2-4 Haziran 2021’de İstanbul Kongre Merkezi Açık Alan- ICC’de düzenlenecek.
Açık alan olması ve Türkiye’nin en en iyi ekibiyle bu işin yapılacak olması güven veriyor açıkçası. Bu festival bu işin zirvesi olacaktır. İki büyük kurum bu işe soyunmuş ve her şeye rağmen ‘en iyisini’ yapacağız diyorlar.
7 şehir 7 bölge 7 ülke

COVID-19 gelişmeleri titizlikle takip edilerek organize edilecek ve tüm misafirlerin sağlığı-güvenliği ek önlemlerle korunmaya alınarak, değerli bir gastronomi fuarı ve konferansı yapılması hedefleniyor.

Yazının Devamını Oku

Paket paket mutluluk taşıyoruz

Yaşadığımız pandemi döneminde restoran ve cafeler kapalıyken sadece paket servis ve gel-al hizmeti verebiliyorlar.

Bu zor dönemde paket ve gel-al yapan işletmeler hizmet veriyor ve çok emek harcıyor.
İşletmeler müşterilerinin bu ihtiyaçlarını en hızlı en mükemmmel şekliyle karşılamaya çalışıyorlar. Ancak her iki tarafın birbirinden beklentileri farklı…
Biz de bu beklentileri ve paket servisin durumunu merak ettik.
Bursa’nın ve Türkiye’nin en çok takip edilen gastronomi sayfalarından biri olan @pisboğazlar 20 bini aşkın takipçilerine paket servisten beklentilerini sordu. Çıkan sonuçlara göre; müşterilerin işletmelerden taleplerini aşağıdaki başlıklarda özetledik:

PİSSBOĞAZLAR SORDU

Hijyen: Standart bir hijyen anlayışının olması lazım. İşletme sahibinden mutfağa, garsondan kuryeye kadar herkeste aynı titizlikte bir hijyen anlayışı olmalı. Maske sürekli uygun bir şekilde kapalı olmalı, eller sürekli yıkanmalı ve paketleme için kullanılan malzemelerde virüs, bakteri alabilecek bir ortamda durmamalı.

2. Paketleme: Yine hijyenle bağlantılı ancak paketin yemeğin tipine göre seçilmesi çok önemli. Örneğin sıcak bir hamur işi ise pizza kutuları gibi gıdaya uyumlu kartondan üretilmiş kutularda servis edilmeli. Sıcağa dayanıklı olduğu söylenen köpük veya naylon malzemelerle değil. Eğer sıvı, çorba vb. ürün varsa yine sağlıklı ürünler seçilmeli, mesela cam kavanoz gibi.

Yazının Devamını Oku

Kazan kaynayacak Bursa kazanacak

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş Hürriyet Bursa’ya bir ziyaret gerçekleştirdi.

Hürriyet Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Burcu Başar’ın davetlisi olarak gerçekleştirilen ziyarette Başkan Alinur Aktaş ile Bursa’yı ve gastronomi turizmini ele aldık.

Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Ferhat Murat ile Basın ve İletişim Daire Başkanı Ahmet Bayhan’ın da katıldığı toplantıda; her fırsatta dile getirdiğimiz gastronominin Bursa’ya olan katkısını, turizme ve ekonomiye olan etkisini ve yeni projeleri konuştuk.

Unesco’nun Birleştirici EtkisiBursa, Tarihi Çarşı, Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri ve Cumalıkızık ile UNESCO Dünya Mirası Listesi›nde yer almaktadır.

Şimdi de Zanaat ve Halk Sanatları ile UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na dâhil olmayı hedefleri arasına koydu.
Tarihi ve kültürel değerleri, doğal zenginlikleri ve turizm potansiyeli ile Bursa’nın turizmden aldığı payı artırmak için yoğun çaba harcayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, bu sayede kentin uluslararası alanda tanıtımını da yapma imkanı bulabilir.

Zanaat ve Halk Sanatları ile UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na dahil olmakla, çinicilik, ipekçilik, Karagöz gölge oyunu, bıçakçılık, havluculuk ve çömlekçiliğin şehir turizmine katkısı büyük olacaktır. Bu sayede son yıllarda tüm dünyada çok popüler olan ‘deneyimsel turizm’ alanında fark yaratacak projeler hayata geçirilerek şehrimizin tanıtımına ve ekonomisine büyük katkılar sağlanabilir.

Yazının Devamını Oku

Elbet bir gün buluşacağız

‘Zeki Müren’in söylediği gibi;Bu böyle yarım kalmayacakElbet bir gün kavuşacağız.;

Mart ayında başlayan bir kabus ; bir aç bir kapa ve kasım ayından bu yana kapalı binlerce cafe, restoran, bar ve lokanta…
Binlerce çalışmayan garson, aşçı, komi, bulaşıkçı, ızgaracı, dönerci ustası, mezeci, barmen… Hatta valeler bile bu süreçten etkilendi.
Müzisyenleri unutmayalım, eğlence mekanlarında kulaklarımızın pasını gideren, çalgıcısıyla, solistiyle, orkestrası ile açılmayı bekliyorlar…

‘BURSA'DA BULAMADIM’

Garsonların, müzisyenlerin seslerini duyuracak

bir oluşumları bir dernekleri de yok. Garsonlar Derneği var mı diye araştırdım. Bursa’da bulamadım.

Yazının Devamını Oku

Sabret gönül bu hasret biter

Bilindiği gibi, restoranlar, kafeler ve lokantalar koronavirüs salgını kısıtlamalarından etkilenmiş ve yalnızca paket servis ile ‘gel al’ hizmeti zorunluluğuna tabi tutulmuştu.

Özellikle 20 Kasım’dan bu yana kapalı olan restoran, kafe, bar vb. işletmeler ve çalışanları çok zor durumda. Sadece paket servise mahkum edilen sektör zor bir dönemden geçiyor.

Son dönemde alınan önlemler etkisini gösterdi ve kısa bir süre içinde günlük vaka sayısı 30 binlerden 6 bin seviyelerine kadar geriledi. Aşılama sürecinin de devreye girmesi ile birlikte bunların çok daha aşağı inmesi bekleniyor. Önümüzdeki ayın başlarına kadar 10-15 milyon kişinin aşılanması ile önemli bir rahatlama sağlanacağı belirtiliyor.

Böyle olunca, restoranların, lokantaların ve kafelerin açılacağı tarih de merak konusu oldu. Peki, lokantalar, kafeler ve restoranlar ne zaman açılacak, sektör ne zaman normale dönecek?
Bizler de Bursa’da sektör temsilcilerinden, önemli Bursa markalarından pandemi süreçlerini değerlendirmelerini istedik. İşte verdikleri cavaplar:

 

RESTORANLARIMIZ OTOBÜS VE METROLARDAN DAHA GÜVENLİ

Yazının Devamını Oku

Ha Napoli ha Bursa

Napoli güney İtalya’nın Campania Bölgesi’nde bulunan, yaklaşık bir milyon nüfusuyla Roma ve Milano’dan sonra üçüncü büyük şehridir.

Napoli pizzası başka adıyla Neapolitan pizzasının, diğer İtalyan pizzalarından en önemli farkı ‘’mayalı hamur’ kullanılarak yapılmasıdır. 2007 yılında UNESCO, Napolili pizzacılarının yaptığı işi bir ‘sanat’ olarak kabul ederek, Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne aldı.
Aşağıda mücadelesini ve hikayesini anlatacağım Napoli Pizzası’nın yerine Bursa’nın meşhurlarını; cantığı koyun, İnegöl köftesini koyun, Bursa döner kebabını koyun, tahinli pideyi koyun öyle okuyun.

2007 yılında Güney Kore’nin başkenti Seul’de toplanan, 24 ülkenin oluşturduğu Hükümetlerarası Komite, “Art of Neapolitan Pizzaiuolo (Napolili Pizza Yapımcılarının Sanatı)” başlığıyla Napoli Pizzası’nı Somut Olmayan Kültürel Miras listesine aldı.  

Komite oy birliği ile aldığı kararda, pizza şeflerinin hamuru işleme becerisi ve onu odun fırınında pişirmesi ile sunumu, onu havada döndürmesi, bu işi yaparken yerel şarkılar ile yerel argo sözler dile getirerek müşterisiyle kurduğu bağ, yaptığı işi “sosyal bir törene” dönüştürmesi gibi unsurları da göz önüne aldı. Komite ayrıca, onların bu sanatı nesilden nesle aktarma becerisini de ödüllendirdi.

Komite karar verirken suç oranı ülke geneline göre yüksek olan Napoli, büyük mafya yapılanmalarına da ev sahipliği yaptığından Napoli’de birçok pizza yapımcısı gencin, “sosyal marjinalleşmeyi önlemek için bu mesleği seçtiğinin de altını çiziyor. Napolili pizzacılar da, sadece birer aşçı olmadıklarını savunarak, aynı zamanda bir geleneği gelecek nesillere sabırla ve doğru bir şekilde aktardıklarını söylüyorlar.

ŞEHİR BUNA İNANDI 

Bunun değerini tescillemek adına da, UNESCO’da bu kararın alınmasına etki etmek için Napolili Pizzacılar Derneği öncülüğünde sokaklarda ve dijital ortamda kampanyalar yaptılar.

Yazının Devamını Oku

Bursa’nın UNESCO ile imtihanı

Geçen hafta ajanslara Bursa’yı ilgilendiren bir haber düştü:Bursa, 4 Nisan tarihinde taleplerin alınacağı ve Türkiye’den iki şehrin kabul edileceği UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı için başvuru konusunu belirledi.

UNESCO’ya ‘Zanaat ve Halk Sanatları’ alanında dahil olmak için girişimde bulunacaklarını belirten Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, “Gastronomi alanında da güçlüyüz fakat zanaat ve halk sanatları konusunda fark oluşturacağımız inancındayız. Mayıs ayında Türkiye’den 2 aday şehir belirlenecek. Kasım ayı gibi de hak kazanan şehirler ilan edilecek. İnşallah hedeflediğimiz noktaya ulaşacağız” dedi.
Aslında Bursa, bir süredir gastronomi ile ilgileniyor, hatta gastronomi festivali kararını almış, Masterchef programına konuk olmuş, Gastronomi Çalıştayı’nı planlanmış, UNESCOYaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi şehri olmak için hazırlıklara da başlamıştı. Ama ne oldu da birden eksen kayması mı oldu? Fikirler mi, öncelikler mi değişti? Bunu biraz inceleyeceğiz. Baştan başlayalım, UNESCO nedir? Burada amaç nedir?

UNESCO NEDİR?

UNESCO kelimesi, İngilizce “United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization” kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuş ve dilimizde “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu” biçiminde karşılığı vardır.
UNESCO Misyonunu insanlığın zihninde barışı eğitim, doğa bilimleri, sosyal ve beşeri bilimler, kültür ve bilgi ve iletişim aracılığıyla inşa etmek olarak tanımlamaktadır.

UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Programı (Creative Cities Network), UNESCO tarafından 2004 yılında yaratılmış olup, çeşitli bölgelerden, farklı gelir seviyeleri, kapasite ve nüfusa sahip şehirleri yaratıcı endüstriler alanında çalışmak üzere bir araya getiren bir girişimdir.

Şehirler tarihi ve kültürel geçmişleri ve çeşitli kültür aktörlerini bir arada bulunduran dinamik yapılarıyla yaratıcılığın yeni boyutlarını üretmeye ve keşfetmeye muktedirdirler. Program, yerel aktörler tarafından yürütülen kültürel endüstrilerin yaratıcı, ekonomik, sosyal potansiyelini geliştirmeyi amaçlamakta ve bu sebeple UNESCO’nun kültürel çeşitlilik ideallerini desteklemektedir.

Yazının Devamını Oku

2020’de iyi yedik ama

Koca bir sene daha bitti. Gastronomik bir özet yapacak olursak yedik, içtik sofrayı kuran kaldırsın..

2020 yılında televizyonda ne futbol, ne siyaset ne de survivor izlendi, genç ama yetenekli aşçı adaylarının usta şeflerle olan maceraları izlendi. Resmen herkes evde master chef oldu..

Televizyonda yemek ve seyahat programları pandemi nedeniyle aksayınca televizyonlar bile önceki yayınlarını ekrana koyduğu gibi, bizler de #tbt yaparak ne zaman, nerde, ne yedik? arşivden derlediğimiz fotoları sosyal medyalarımızdan servis ettik.

*

#Evdekal diyerek evde kaldığımız bu sene, home ofis çalışan babalar evde anne rolünü kapmaya çalışırcasına, yemek yapmaya başladılar. Ev dışı tüketim azalırken, ev tüketimi arttı. Pijama satışları tavan yaptığı bu sene, evde atıştırmalık ürünlerde talep patlaması oldu.
Pandemi nedeniyle ‘bağışıklık sistemi’ önem kazandığı için suya daha fazla limon katık, kelle paça, ilik suyu, propolis takviyeleri, E vitamini, D vitamini, Çinko, Demir, Fosfat derken, hangi gıdada ne var araştırır olduk.

Mutfaklarda hijyen hiç bu kadar önemli olmamıştı. Ateş ölçmeden, eldiven ve maske takmadan mutfağa girmedik. İş yeri hijyeni ve sertifikalı işletmeler önem kazandı.

Yazının Devamını Oku

Yılbaşı eve sığar

Yine aylardan aralık... Yine bir dünya krizi..

2008 yılında Amerika’da iflasını açıklayan Lehman Brothers 628 milyar dolar borçla batarken, global bir krizin etkilerini ülkemizde de görmeye başladık. Yoldan geçen araba sayısı bile azalmıştı. Yılbaşını o dönemde otellerde restoranlarda kutlayanların azalırken, evde yılbaşı kutlayacakların sayısı birden yükseldi.

Yılbaşı rezervasyonlarının çok azaldığını gören Anadolu Et Lokantası sahibi Vahit Ertan, bir çıkış yolu aradığını bana söylediğinde, dedim ki: “Vahit Bey yarın yerel gazetelere ‘Yılbaşını Evde Geçireceklere’ başlığıyla , 20-30 çeşit meze ile birlikte fırında bir ana yemek menüsüyle x fiyatla evinize teslim edelim” diyerek ilan verin’. 2008 yılbaşı akşamı büyük çoğunluk evde yeni yılını geçirdi. Evlere ‘paket servisin’ en yoğun yaşandığı ilk yılbaşı 2008 yılbaşı akşamıydı diyebilirim. Yılbaşı sonrası gördüğüm Vahit Bey bana çok teşekkür etmiş ‘’Sayende bir günde 300‘ün üzerinde paket ve meze sattım’’ demişti. Sonra her yıl buna devam ederek, sürdürülebilir başarıyı yakaladı.

Paket servisin yükselişi

2020 yılbaşı programları otellerde yasaklandı. Restoranlar, kafeler, barlar, eğlence yerleri ilk defa kapalı, restoranlar sadece paket servis yapabilecekler. Herkes evinde 2021 yılına merhaba diyecek. 2021 yılına girerken kendinize bir iyilik yapın, Korona illetine yakalanmadıysanız, hatta iyileşerek evinizde sevdiklerinizle birlikteyseniz en büyük mükafatı hak ettiniz. Sultanlara layık bir sofrayı kurmak hakkınız. Bu mükemmel sofrayı kurmak için kendinizi yormayın. Yılın en son yemeğinde her yer kapalıyken dışarıya gidemeyeceğinize göre, sipariş verin getirsinler…
Restoran işletmeleri bu konuda çok önemli hazırlıklar yapmaya başladılar. Yılbaşında onlarca meze, her bölgemizin birbirinden güzel lezzetleri, kebaplar, fırın yemekleri, kazlar, ördekler, tavuklar, hatta balık çeşitlerini paketleyerek, sıcak sıcak kapınıza kadar getiriyorlar.. Yarı kapalı restoranlara sipariş verdiğinizde hem kendinize hem de bu süreci atlatmaya çalışan işletmelere destek vermiş olacaksınız. Bir siparişten çok şey çıkar, bir çok aileye ve kapalı işletmelere can suyu çıkar, iş yerinin kirası çıkar, kapalı dükkanların kepenkleri yukarı çıkar, çalışanların maaşları çıkar..

Yazının Devamını Oku

Şimdi sıra sizde

Değerli okurlar...

 ŞEHRİMİZDE ve ülkemizde yaşadığımız COVID-19 salgını nedeniyle gastronomi sektörü zor günlerden geçiyor. Birçok işletmenin su üzerinde kalarak, nefes almaya çalıştığını söylesek, sanırım yanılmayız. 
Bu dönemde aşçısından şefine, garsonundan servis elamanına, bulaşıkçıdan kuryesine kadar sektör çalışanlarının işleri tehlikeye girdi; aramızda izin kullananlar, işten ayrılanlar, dükkanını açamayanlar var. Ama umut olmadan yaşanmaz, geleceğe umutla bakmalıyız. Kaybedeceğimiz en son şef umudumuz ve moralimiz olmalıdır.
*
İşte bu noktada başta izinde olup, mutfaklara uzak kalan tüm gastronomi profesyonellerine, pandemi nedeniyle evde çalışmak durumunda kalan tüm tüm okurlarımıza, ev hanımlarımıza, evde yemek yapmayı hobi haline getiren mutfağı seven beyefendilere, gastronomiyi meslek olarak seçen tüm öğrencilerimize Hürriyet Bursa’da ‘Tarifsizsiniz ‘ sayfamızı açıyoruz.
Sizin için özel olan lezzetleri Hürriyet Bursa sayfalarında, Bursa Gastronomi Turizmi Derneği katkılarıyla yayınlayacağız. Bu sayfada, sizin hikayenizi, sizin tariflerinizi yazacağız, bu nedenle sayfamızın adı: TARİFSİZSİNİZ..

HİSSETTİRDİĞİ DUYGUYU YAZIN

Bu sayfada sizler için değerli olduğuna inandığınız yemek tariflerini, hikayeleriyle, anılarıyla burada paylaşacağız. Bu; annenizden komşunuzdan öğrendiğiniz bir yemek olabileceği gibi, eşinizle veya ailenizle her yıl tekrarlanan, köyünüzün, bölgenizin en çok sevilen, yapıldığında moralinizi yerine getiren, işletmenizde tanıtmak istediğiniz özel bir yemek de olabilir. Bu yemek bir çorba, bir tatlı, bir zeytinyağlı meze veya ana yemek olabilir. Biz inanıyoruz ki, bir yemeği değerli kılan lezzeti, anısı ve sizde hissettirdiği duygusudur.

NASIL YOLLARIM?

Yazının Devamını Oku

Nedir bu hindi merakımız?

Biz Hindiyi bir Bursaspor maçlarında Teksas taraftarları arasında söylediğimiz ‘’Hindi baba hindi hey Allah‘’ nidalarından, bir de İngiltere -Türkiye maçlarında kaybettiğimizde, İngiliz gazetelerinin Türkiye’yi kastederek hindiyi doldurduk, pişirdik diye bizlerle dalga geçmelerinden biliriz.

Ama en çok da koca bir yıl ağzımıza almadığımız hindiyi; yılın en görkemli, en eğlenceli yemeğinin ana kahramanı olmasından biliriz.
Her yılbaşı geldiğinde yıllarca İngilizcedeki ‘Turkey’ kelimesinin karşılığının ‘hindi’ olmasına mı yanarsınız? Yoksa her yılbaşı geldiğinde birkaç ülkede öne çıkan hindinin Türkiye’de anlamsızca öne çıkmasına mı?

Öyle ya, koca bir yılın ardından kendini ödüllendirdiğin yılbaşı sofrasında sultanlara yakışır bir sofra kur kendine …Yeni yıla, yaprak sarma ile gir, kebap ile gir, içli köfte ile gir, çiğ köfte ile gir, lahmacunla gir, hamsi tava ile gir, Edirne ciğeri ile gir, bursa enginarı ile gir, İzmir kokoreci ile gir, kuzu söğüş ile gir, Denizli tavası ile, Urfa tavası ile gir, Antalya’nın tahinli piyazı ile gir, Antep baklavası ile gir, kabak çiçeği dolamsı ile gir, Erzurum çağ döneri ile, kadayıf dolması ile gir, Rize kavurmasıyla gir, Adana kebabıyla, şırdanla, Bursa kebabıyla girmek varken ne diye Türk yemek kültüründe, Anadolu yemek kültüründe on gramlık yeri olmayan hindi ile girelim?

Neden Turkey?

Turkey sözcüğünün tarihçesine bakacak olursak, bir başka kümes hayvanına ve uluslararası ticaret yollarına dayanıyor. Beç tavuğu (Nomida meleagris) Madagaskar’dan Avrupa’ya Osmanlılarla ulaşıyor, o zamanlar Türk olarak adlandırılan yakın doğulu tüccarlar tarafından dağıtılıyordu. İşte bu yüzden İngilizler Beç tavuğuna, Turkey demişler (yıl 1541). Gerçek hindi ise (Meleagris gallopavo) Orta Amerika kökenlidir. İlk kez Meksika bölgesinde Aztekler tarafından evcilleştirilmiş ve işgalci İspanyollar tarafından 1523’te İspanya’ya getirilmiştir. Daha sonra Kuzey Afrika ve ve Türkiye diğer bir ifade ile Osmanlı coğrafyası üzerinden Avrupa’ya yayılmıştır. Bu dönemde Kuzey Afrika’nın Osmanlı egemenliğinde olduğunu unutmayalım. İngilizler bu kuşu Beç tavuğunun bir türü sanmışlar ve ona da aynı adı vererek Turkey demişlerdir (yıl 1555).

Başka bir Etimoliji uzmanı İsmet Zeki Eyüboğlu, hindinin Amerika doğumlu olduğunu, önce Doğu ülkelerine taşındığın, Türkiye ve Osmanlıya Hindistan üzerinden geldiğini ‘Hindi’ diye anıldığını savunmaktadır.
Amerikalılar hindiyi kasım ayının son haftasında ‘Şükran Günü’ adıyla kutladıkları günde geleneksel olarak pişirip yerler. Birkaç ülke daha yılbaşında hindi pişirir. Celal Bayar ve Menderes’in Küçük Amerika politikalarıyla yurda girdiğini tahmin ettiğim, Anadolu ve Türk yemek kültürü ile yakından bir alakası olmayan hindi eti, kolesterol ve yağ bakımından diyet beslenmenin bir yolu olduğunu, sağlıklı bir et olduğunu söyleyebilirim.

Siz yılbaşı akşamında en iyisi canınız ne çekiyorsa, kendinizi ödüllendirmek, ağız tadınızın bir gece de olsa yerine gelmesi için Türk yemek kültürünün birbirinden güzel yemekleriyle, mezeleriyle , kebaplarıyla yeni bir yılı kutlayarak girin. Hatta ağzımızın tadı bir yıl boyunca tatlı olsun diye baklava ile 2021’e merhaba deyin.

Yazının Devamını Oku

Osmanlı mutfağının bilinmeyenleri

Geçen hafta Vakıfbank Kültür Yayınları’nın son kitabı ‘’Osmanlı’nın enfes ve köklü mutfağının bilinmeyenleri’’ elime ulaştı. Türk mutfağı üzerine önemli çalışmalarıyla bilinen Priscilla Mary Işın’ın bu kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih boyunca kendini sürekli yenilemeyi başaran yemek kültürünü anlatırken görselleriyle de okura renkli bir dünya sunuyor.

 Türk mutfağı üzerine önemli çalışmalarıyla bilinen Priscilla Mary Işın’ın bu kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih boyunca kendini sürekli yenilemeyi başaran yemek kültürünü anlatırken görselleriyle de okura renkli bir dünya sunuyor.

Kitapta, Osmanlı mutfağını besleyen kökler, gıda yasaları, lokantalar ve görgü kuralları gibi konular da aktarılırken, yemek kültürü aracılığıyla çok kültürlü Osmanlı İmparatorluğu’ndaki yaşama ışık tutuluyor.

600’den fazla kaynaktan yararlandı
Kitabın yazarı Priscilla Mary Işın anlatmaya, Osmanlı mutfağının temelini oluşturan değişik yeme-içme geleneklerine genel bir bakışla başlıyor. Konuyla ilgili zengin tarihi örnekleri sıralayan yazar, kitabın ilerleyen sayfalarında aşçılardan adabı muaşeret kurallarına kadar birçok detay veriyor. Işın’ın arşiv belgelerinden şiirlere kadar sayısı 600 fazla kaynaktan yararlanarak hazırladığı kitap, 120 görselle okura renkli bir dünya sunuyor. Işın’a göre, Osmanlıların yemek kültürüne verdiği önemden ötürü kutlama tasvirleri, mahkeme kayıtları, vakfiyeler, mutfak hesapları, fiyat listeleri, tıp kitapları, şiir, folklor ve minyatür gibi çeşitli kaynaklar yemekle ilgili bilgi açısından oldukça zengin.

Padişahın yükümlülüğü

Işın kitapta, Osmanlı İmparatorluğu’nun yemek kültürünün, farklı sınıflardan ve kökenlerden insanları birbirine bağladığını söylüyor. Priscilla Mary Işın, “Kimliklerinin bir parçası olmuş ve toplumsal, dini, siyasi ve askeri alanlarda simgesel işlevler görmüştür. Koruyucu rolüyle padişahın yükümlülüklerinden biri olarak görülen yiyecek tedariki ve düzeni, genişleyen imparatorluğun başarısını sağlayan önemli bir etkendi. Orta Asya Türk mutfağı ile Safevilerden, Abbasilerden ve Bizanslılardan miras alınan yemek kültürlerinin bir sentezi olarak ortaya çıkan Osmanlı mutfağı, 15. yüzyıldan itibaren kendine özgü, yenilikçi ve özgüvene sahip bir kimlik kazanmıştır. Zamanla Mısır’dan Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyanın mutfakları üzerinde kalıcı bir iz bırakmıştır” sözlerini kaydediyor.

Yazının Devamını Oku

Tarifsizsiniz

Değerli okurlar...

Özellikle pandemi döneminde evde yemek yapmak moda oldu. Herkes yaptığı lezzetli yemekleri paylaşarak aslında anlık mutluluklarını da paylaştı. Son dönemde yemek programları, yemek yarışmaları da hepimizin içimizdeki aşçılık hünerlerini ortaya çıkardı. Gastronomi ve mutfak sanatları aslında herkesi bir masada buluşturan en keyifli ve en lezzetli ortak noktamız.
İşte sizler de ürettiğiniz lezzetleri
Hürriyet Bursa sayfalarında, Bursa Gastronomi Turizmi Derneği katkılarıyla yayınlayacağız.

HİSSETTİRDİĞİ DUYGUYU YAZIN

Sayfamızda sizler için değerli olduğuna ve bir hikayesi olduğuna inandığınız yemek tariflerini, hikayeleriyle, sizde bıraktığı anısı ile burada paylaşacağız. Bu yemek bir çorba, bir tatlı, bir zeytinyağlı meze veya ana yemek olabilir. Biz inanıyoruz ki bir yemeği değerli kılan lezzeti, anısı, sizde hissettirdiği duygusudur.

NASIL YOLLARIM?

Tarifsiz lezzetlerinize yemeğin sizin için önemi, anlamını ve tarifini yazarak, yemeğin güzel bir fotoğrafını çekip, kendi fotoğrafınızla birlikte,

Yazının Devamını Oku

Tadımız bozulmadan...

Bilim adamları korona denile illetin en belirdin özelliğinin ‘’ ağızda tat bozukluğu ve tat hissinin kaybolması’’ diye nitelendiriyorlar. COVID-19 olanların tat hissi bozuluyor bozulmasına da, virüsü kapmayanların da ağzının tadı yok bu günlerde. ‘’Tadımız tuzumuz yok ‘’deriz ya, neşemiz, keyfimiz olmadığında, şimdilerde bunu yaşıyoruz

Toplum olarak zor günlerden geçiyoruz. Yakınlarını kaybedenler, sağlığını kaybedenler, işini kaybedenler, iş yerini kaybedenler her geçen gün artıyor. Bu zor zamanları atlatmayı, güzel günleri görmeyi hepimiz çok istiyoruz.

Herkesin kendi üzerine düşen sorumluluğunu yerine getirmeliyiz. Özellikle işini kaybeden çalışanlara destek olmak, paket servisle ayakta durmaya çalışan yeme içme sektörünü desteklemek, hepsinden önemlisi ’tadımız bozulmadan’’ bu günleri atlatmak istiyoruz. Bu günleri atlatmak için de dayanışma içinde olmamız şart.
Devlet destekleri, devlet verirse olacak. Dillere destan olan cihan padişahı Sultan Süleyman’ın “Olmaya devlet bir cihânda bir nefes sıhhat gibi” sözü devletten ziyade sağlığa verilen önemi vurgular. Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey’i yetiştiren, onun akıl hocası Şeyh Edibali’nin ‘’İnsanı yaşat ki; Devlet yaşasın’’ sözüyle sanki bu günleri işaret etmiş. Umarız devlet zor günler yaşayan sektör çalışanlarına ve iş yerlerine gerekli desteği verir.
Peki parası olan, harcama imkanı olan insanlar bu sektöre ve çalışanlarına yeterince destek oluyorlar mı? Zamanında kazananlar şimdi az kazanalım diyecek mi? Acımasız rekabet yerini dayanışmaya devredecek mi?

REKABETİN YERİNİ DAYANIŞMA ALDI

Amerikan fast food zinciri Burger King, İngiltere’de koronavirüsle mücadele için yürürlüğe giren karantina önlemleri öncesinde müşterilerine ‘McDonald’s’tan sipariş verin’ çağrısı yaptı.

Burger King, dört hafta süreyle sadece paket servisi yapabilecek restoranların desteklenmesi için sosyal medyada yayımladığı ilanlarında ‘Sizden böyle bir şey isteyeceğimizi biz de düşünmemiştik’ dedi.

Yazının Devamını Oku